I d I n I a V a 3IV1ho nin


TERSANELER 256 257 TEŞVİKİYE CAMÜ



Yüklə 8,6 Mb.
səhifə63/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8,6 Mb.
#87959
1   ...   59   60   61   62   63   64   65   66   ...   140

TERSANELER

256


257

TEŞVİKİYE CAMÜ

Yüzyıl başında Tersane-i Amire'nin bir görünümü. Eser Tutel koleksiyonu

ne çalışıldı. Kuru havuzlar onarıldı, mekanik sistemler yenilendi, eski yapılara yenileri ilave edildi. Bu yıllar içinde de Van Gölü işletmesi için 200 beygirgücünde 2 adet yolcu gemisi, PTT için posta motorları, Deniz Ticaret Müdürlüğü için römorkör ve servis motorları, Kılavuzluk idaresi için yine servis motorları, Akay(->) için, Galata Köprüsü'ne dikey olarak bağlanacak 74 m boyunda, 18 m genişliğinde, 7 adet duba üzerinde kurulu büyük bir iskele yapıldı. Bir yanına Haydarpaşa'ya, öte yanına Kadıköy'e kalkan vapurların yanaştığı bu iskele 19öO'a kadar aralıksız kullanıldı.

1952'de Denizcilik Bankası'na devredilen Haliç Tersanesi'nde 3 adet kuru havuzun dışında, 70 ve 80 m boyunda sac teknelerin inşa edilebileceği kızaklar kuruldu. Ayrıca tersanenin sac ve köşebent, makine, marangozhane, elektrik atölyesi, diğer yardımcı atölyeler ve bir dökümhane yapıldı. Bu arada 11 adet, 25 ton kaldırma gücünde, ray üzerinde hareket eden atölye kreynleri kuruldu. Bunlara ilaveten 125 ton kaldırma gücünde bir yüzer kreyn daha hizmete sokuldu.

Haliç Tersanesi 1984'te Ulaştırma Ba-kanlığı'na bağlı Türkiye Gemi Sanayii AŞ'nin bünyesinde yer aldı. Tersane bugün Kasımpaşa Deresi ile Atatürk Köprüsü arasında kalan 75.000 m2'lik bir alana yayılmış durumdadır. 457 m uzunluğunda rıhtımı, tarihi değeri olan 3 kuru havuzu ile 2 inşa kızağı vardır. Bu havuzlardan birincisi 118 m boyunda, 20,1 m genişliğinde ve 13,5 m derinliğinde, ikincisi 83 m boyunda, 16 m genişliğinde ve 10,5 m derinliğinde; üçüncüsü de 153 m boyunda, 16,3 m genişliğinde ve 9,6 m derinliğin-dedir.

ESER TUTEL

TERSANELER

bak. CAMİALTI TERSANESİ; HASKÖY TERSANESİ; İSTİNYE TERSANESİ; PENDİK TERSANESİ; TAŞKIZAK TERSANESİ; TERSANE-İ AMİRE



TEŞVİKİYE

Şişli İlçesi'ne bağlı semt ve mahalle.

1954'e kadar Beşiktaş İlçesi'nin bir mahallesi olan Teşvikiye, o tarihte ilçe olan Şişli'ye bağlanmıştır. Güneyinde Beşiktaş İlçesi'ne bağlı Vişnezade Mahallesi, güneydoğusunda Muradiye Mahallesi, batısında Şişli İlçesi'ne bağlı Harbiye Mahallesi, kuzeyinde Nişantaşı(->) semti ve Meşrutiyet Mahallesi yer alır.

Teşvikiye yerleşmesinin tarihi ancak 19. yy'm ortalarına kadar iner. Daha önceleri yöre bütünüyle kırsal görünümdeydi. Buraların III. Selim döneminde (1789-1807) bir avlanma ve nişan talimleri yeri olduğuna ilişkin anıt taş bugün Teşvikiye Camii'nin^) avlusunda bulunmaktadır. 1205/ 1790-91 tarihli bu taştan başka II. Mah-mud'a ait 1226/1811 tarihli iki nişan taşından birisi gene Teşvikiye Camii'nin avlusunda, diğeri ise semtin Topağacı kesiminde Nişantaşı-Ihlamur yolunda, bugün bir apartmanın ön bahçesindedir.

Semtin gelişmesinde etkisi büyük olan ilk yapı Teşvikiye Camii'dir. İlkin 12097 1794-95'te bir mescit olarak yapılan cami 1270/1853-54'te Abdülmecid tarafından yenilendikten sonra yörede yerleşme başlamıştır. Abdülmecid'in burada bir yerleşim oluşturma amacını dile getirdiği iki taştan biri Teşvikiye Caddesi'nde bugün Harbiye Karakolu olan eski Nişantaşı Karako-lu'nun(->) yanındaki boşlukta, diğeri Teşvikiye Caddesi, Rumeli Caddesi ve Valikonağı Caddesi'nin kesiştiği kavşakta bulun-

maktadır. Aynı tarzda yapılmış her iki taşın üstünde "Eser-i Avâtıf-ı Mecidiye Mahal-le-i Cedide-i Teşvikiye" (Abdülmecid'in karşılıksız iyilikseverliğinin eseri olan yeni Teşvikiye Mahallesi) ibaresi yer alır. Teşvikiye kelimesiyle burada bir mahalle kurulmasının padişahça da teşvik edildiği açıktır.

Semtte belirgin bir yerleşmenin izlerine Abdülaziz dönemine (1861-1876) ilişkin kayıtlarda rastlanmaktadır. Yol şebekesinin oluşması da gene bu dönemdedir. 1883 nüfus sayımında bir mahalle olarak varlığı resmen tescil edilmiş olan Teşvikiye bugünkü Muradiye Mahallesi'ni de içine alıyordu. Nüfusu 2.583'ü kadın, 2.710'u erkek toplam 5.293 olarak tespit edilmişti. Mahallede 616 hane, 39 dükkân, 33 bahçe ve l cami bulunuyordu.

Semtin asıl gelişmesinde ise iki ana unsur rol oynamıştır. Birincisi sarayın önce Beşiktaş'a, sonra da Yıldız'a taşınması, ikincisi de hızla gelişen Beyoğlu'nun Tak-sim-Şişli eksenine doğru taşmasıdır. Sarayın Yıldız'a taşınması (1876) Teşvikiye'yi doğrudan etkilemiş, Maçka'dan Nişantaşı'na kadar anacaddeden başlayarak çevre hanedan ve rical konaklarıyla dolmaya başlamıştır. Bunların en önemlileri Teşvikiye Caddesi ile Hüsrev Gerede Caddesi'nin kesiştiği köşedeki Şehzade Mehmed Selim Efendi Konağı (bugün yerinde Nar-manlı Apartmanı var), Teşvikiye Caddesi'nde Teşvikiye Camii'nin karşısında Şerif Paşa Konağı ile Münire Sultan Konağı, Teşvikiye Camii avlusunun bitişiğinde Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi Konağı (daha sonra Naciye Sultan'a geçen konağın ve bahçesinin yerinde bugün Işık Lisesi var), Nişantaşı-Ihlamur yolunu geçince Said Paşa Konağı (1988'de yanan konak halen restore edilmektedir, geniş bahçesinde Rüştü Uzel Kız Meslek Lisesi binaları yer almaktadır), yanında II. Abdülhamid döne-

Teşvikiye'den bir görünüm.

levent Yalçın, 1994/TETTVArşivi

minde yabancı konukların ikametine ayrılan iki konak (biri Başmabeyinci Faik Bey Konağı, bu konakların yerinde daha sonra Şişli Terakki Lisesi binaları yapılmıştır), Paris Elçisi Salih Münir Paşa Konağı, arkalarda Akkavak Sokağı ile Şakayık Sokağı arasındaki adada Sadrazam Halil Rıfat Paşa Konağı (bugün yeri parktır, bahçesinde ise katlı otopark yapılmıştır), Teşvikiye Camii'nin arkasında Kalıpçı Soka-ğı'nda Mehmed Bey Konağı ile Faik Bey Konağı, Gülistan Sokağı'nda (daha sonra Kuyulu Bostan Sokağı, bugün Prof. Orhan Ersek Sokağı) Şehzade Abdürrahim Efendi Konağı, Hacı Emin Efendi Sokağı'nda Ah-med Şükrü Paşa Konağı, Refik Bey Konağı, Hoca Efendi Konağı, Hasan Hilmi Paşa Konağı, Bostan Sokağı (daha sonra Teş-vikiye-Ihlamur yolu, bugün Avukat Süreyya Ağaoğlu Sokağı) ile Çiftlik Sokağı'nın (bugün Poyracık Sokağı) kesiştiği köşede II. Abdülhamid'in gözde adamlarından ve bir dönem İstanbul'u haraca kesen ünlü Fehim Paşa'nın babası Esvapçıbaşı ismet Bey Konağı (yerine 1937'de projesini Se-dad Hakkı Eldem'in çizdiği Ahmet Ağa-oğlu'na ait bahçeli ev yapıldı, 19ö5'te yıkılan bu evin yerinde bugün Ağaoğlu Apartmanı vardır), Göknar Sokağı (bugün Hostes Rona Altınay Sokağı) ile Şakayık Sokağı'nın kesiştiği köşede Nimetî Bey Konağı, gene Göknar Sokağı'nda daha sonraki sahibinin adıyla anılan Kemaleddin Sami Paşa Konağı olarak sıralanabilir. Semtin diğer sokakları ise gene çoğunlukla Yıldız Sarayı ile ilişkili daha alt görevlilere ait evlerle doludur.

Teşvikiye 1920'lerde ikinci unsurun, Taksim-Şişli eksenindeki gelişmenin etkisine girer ve anacaddeden başlayarak hızla apartmanlaşır. Bu olgu 1950'lerde o güne kadar eski yapısını koruyan arka sokakları da içine alır. Osmanlı döneminde Hacı Hüseyin Bağı olarak anılan ve 1960'larm başında kırsal görünümünü hâlâ koruyan Topağacı, semtin en son apartmanlaşan kesimidir. Topağacı'nın Göknar Sokağı'nın arkasına bakan yamacındaki gecekondu yerleşmesi ise İstanbul'daki örneklerinin en eskilerinden biri olarak varlığını korumaktadır. Semtteki yerleşmeyi hızlandıran etkenlerden biri de ulaşımdaki gelişmedir. 19l4'te Taksim-Şişli tramvay hattının Harbiye'den ayrılan kolu Nişantaşı'ndan dönüp Maçka'ya kadar uzatılınca semtin kentle bağlantısı artmıştır. 12 Ağustos 1961' de kaldırılana kadar bu bağ Maçka-Tünel, Maçka-Beyazıt ve Maçka-Fatih hatlarıyla sürmüştür. Yerlerini 1961-1984 arasında troleybüs aldı. 1950'lerde başlayan otobüs seferleri için de uzun süre kalkış durağı olan Maçka'nın bu özelliğine 1980'lerin ortalarında son verildi.

Teşvikiye Camii dışında semtte bulunan diğer camiler bugün Muradiye Mahalle-si'nde kalan Muradiye Camii(->) ile Hüsrev Gerede Caddesi'ndeki 1876 tarihli Raif Ağa Camii'dir. Bu caminin bir başka adı da İc-laliye Mescidi'dir. Semtteki çeşmeler de camilerle bağlantılıdır. Teşvikiye Camii'nin caddeye bakan avlu duvarında, muvak-

kithane bitişiğinde kitabesiz Taksim Suyu çeşmesi, Kalıpçı Sokağı köşesinde de Ha-midiye Suyu'ndan beslenen 1923 tarihli Said Bey Çeşmesi vardır. Her iki çeşmenin suyu artık akmamaktadır. Raif Ağa Camii'nin cephe duvarındaki çeşme de 1876 tarihlidir.

Semt sağlık ve eğitim kurumları bakımından hayli zengindir. Amerikan Bristol Hastanesi(->) semtteki en eski sağlık kurumudur. Yanında Güzelbahçe Kliniği yer alır. Sosyal Sigortalar Kurumu'nun İstanbul'daki en eski sağlık kurumu olan Nişantaşı Hastanesi'nin binaları Poyracık Sokağı ile Büyükçiftlik Sokağı'na dağılmış durumdadır. Şakayık Sokağı ile Nişantaşı-Ihlamur yolu kavşağındaki özel Teşvikiye Sağlık Yurdu 1990'da kapanmış, binası da 1994'te yıkılmıştır.

Semtteki resmi nitelikli eğitim kurumlarının en eskisi Şakayık Sokağı'nda yer alan Teşvikiye İlkokulu'ydu. Taş mektep(->) tarzındaki küçük binasıyla dikkati çeken okulun yerinde bugün Sait Çiftçi İlkokulu bulunmaktadır. Gene Şakayık Soka-ğı'ndaki 1930'larda aynı tarzda, yan yana inşa edilmiş Ihlamur İlkokulu (sonra Selim Sırrı Tarcan İlkokulu) ile Nilüfer Hatun İlkokulu yer almaktadır. Bugün iki okul birleştirilmiş ve Nilüfer Hatun İlköğretim Okulu adım almıştır. Semtin Maçka kesiminde 1927 tarihli Maçka İlkokulu, yanında Nişantaşı Kız Lisesi, onun da bitişiğinde eski İtalya Elçiliği binasında(->) Anadolu Teknik Lisesi, Teşvikiye Caddesi'nde ise Işık Lisesi(->), Rüştü Uzel Kız Meslek Lisesi ile Şişli Terakki Lisesi'nin(~0 eski binaları yer almaktadır. Bugün Nişantaşı Anadolu Lisesi olan eski High School(-») ise Hacı Emin Efendi Sokağı ile Valikonağı Caddesi'nin kesiştiği ada üzerindedir. Büyükçiftlik Sokağı'nda da Marmara Üniver-sitesi(-») İletişim Fakültesi bulunmaktadır.

Teşvikiye bugün orta-üst gelir seviyesinde bir nüfus yapısına sahiptir. Nişantaşı, Osmanbey çevresinin 1970 sonlarından başlayarak hızla bir alışveriş ve iş merkezi haline gelmesi, konfeksiyon atölyeleri ve tekstil ticarethaneleriyle dolması Teşvikiye'nin meskûn bir semt olma özelliğini de etkilemeye başlamıştır. 1985'te 15.607 olan mahalle nüfusu 1990 Genel Nüfus Sa-yımı'na göre 12.281'e inmiştir.

Bibi. Öz, İstanbul Camileri, II; Ç. Gülersoy, Tramvay istanbul'da, İst., 1989; ay, Beşiktaş'ta Ihlamur Mesiresi ve Tarihi Nişan Taşlan, İst., 1962; Şişli Belediyesi, Şişli Rehberi, İst., 1987; Ergün, Rehber; Necib Bey, İstanbul Rehberi, (15 pafta), İst., 1334/1918; Mahallat Esâmisi; S. M. Alus, "Nişantaşı-Teşvikiye", Akşam, 25 Kânumevvel 1938; J. Pervititch, Plan cadastral d'assurances (çeşitli paftalar), İst., 1922-1925; Çeçen, Taksim-Hamidiye; Yüngül, Taksim Suyu; 1301 İstatistik Cedveli.

NURİ AKBAYAR



TEŞVİKİYE CAMÜ

Şişli İlçesi'nde, adım aldığı semtte, Teşvikiye Caddesi'ndedir.

Buradaki ilk cami 1209/1794-95'te III. Selim tarafından yaptırılmıştır. Mevcut kitabesi de 1209 tarihlidir. Cami, harap olduğu için 1271/1854'te Abdülmecid tarafın-

dan olasılıkla yeniden yaptırılmıştır. Bu yenilemeye ilişkin kitabedeki "Eser-i Avâtıf-ı Mecidiye Mahalle-i Cedide-i Teşvikiye" yazısı caminin Teşvikiye'nin gelişmesiyle eşzamanlı olduğuna işaret eder. Cami, son olarak 1309/1891-92'de yenilenmiştir. Bu yenilemenin Yuvan Efendi tarafından yapıldığı bilinmektedir.

Teşvikiye Camii, diğer birçok 19. yy camii gibi yalnızca bir dış avlusu ve eğimli bir arazide inşa edildiği için güney kesiminde bir alt katı olan fevkani bir camidir. Plan şeması ve üslup açısından III. Selim döneminden çok, bir geç 19. yy yapısı olarak yorumlanabilecek özelliklere sahiptir.

Cami, 13x12 m boyutunda, kareye yakın dikdörtgen biçiminde bir harim bölümü ile yaklaşık 24x15 m boyutunda -zemin katının bir bölümü son cemaat yeri olarak ayrılmış- bir hünkâr mahfilinden (daire-i hümayun) oluşmaktadır. Selatin camilerde hünkâr mahfilinin ayrı bir kitle olarak gelişmesi III. Selim döneminde başlamışsa da asıl gelişmesi ve hem boyut olarak büyümesi hem de cami giriş cephesini belirleyen bir kitleye dönüşmesi II. Matı-mud ve asıl Abdülmecid dönemlerinde olmuştur. Belirtilen rakamların gösterdiği gibi, Teşvikiye Camii'nde daire-i hümayunun harim mekânının yaklaşık iki katım aşan bir büyüklüğe sahip oluşu, geç tarihli bir şemaya işaret etmektedir.

Teşvikiye Camii, Dolmabahçe Camii(-») ve Ortaköy Camii'yle(->) aynı yıllarda yenilenmiştir. Bu camilerde daire-i hümayunların kuzey cephelerinde giriş akslarının içeri, geriye çekilmesi gibi benzer düzenlemeler vardır. Dolmabahçe ve Ortaköy camilerinde giriş aksı ve yan kanatlar ayrı kitleler halinde olduğu halde Teşvikiye Camii'nde giriş aksı, yüksek kolonların oluşturduğu bir portik olarak düzenlenmiş ve daire-i hümayun cephesi dikdörtgen kitle olarak

Teşvikiye Camii'nin planı. Selçuk Batar

TETİMMELER

258


259

TEVFİK FİKRET

Teşvikiye Camii

Levent Yalçın, 1994/TETTV Arşivi

bütünlenmiştir. Bu düzenleme, Teşvikiye Camii'nin Abdülmecid döneminin bu yapılarından daha ileri bir tarihi işaret ettiğini düşündürmektedir.

iki kat yüksekliğindeki portik kolonları, 19. yy'ın ikinci yarısının resmi yapı üslubunun çizgilerini çağrıştırmaktadır. Portik bölümünde saçak kornişinin üstünde yükseltilmiş olan parapet, üzerine yerleştirilmiş olan kitabe panoları ve tam ortasındaki kemerin içinde bulunan tuğralı, bayraklı arma, resmi yapı imgesini güçlendiren biçimlerdir. Bu özellikleriyle Teşvikiye Camii, 19. yy camileri arasında dinsel referanslara en uzak duran örnek sayılmalıdır.

Yüksek piedestaller üzerindeki dört narin kolonla belirlenen ve üçer basamakla ulaşılan portik, iki kat üzerindeki pencerelerin açıldığı oldukça derin bir mekândır. Eksen üzerindeki giriş kapısı, dikdörtgen biçiminde iki kompartmandan oluşan ve son cemaat yeri işlevi gören bir ön veya ara mekâna açılmaktadır.

Planda ve cephe düzeninde, kuzey cephesinin simetrik bir düzenlemesi vardır. Daire-i hümayun girişi ise kuzey cephesinde ve doğu kanadındadır. iki yandan üçer basamakla ulaşılan giriş kapısı basık kemerlidir. Üstünde yatay konumda ve tuğralı bir oval madalyonun yerleştiği bir tepelik vardır. Girişin hemen sağında başlayan ve ahşap parmaklıklı bir döner merdiven üst kata ulaştırmaktadır. Tümüyle padihaşa ve maiyetine ait olan ve cuma törenlerindeki protokole ayrılmış olan üst kat, üç kemerle ibadet mekânına açılmaktadır.

Caminin harim kısmı, oldukça küçük sayılabilir. Yaklaşık 7 m yüksekliğinde bir alt yapı üzerinde sekiz dilimli bir kubbe ile örtülüdür. Caminin tümüyle kagir alt yapısına karşılık kubbesi ahşaptır. Kubbe eteği ile daire-i hümayun aynı yükseklikte-

dir. Osmanlı camilerinde bulunmasına alışılmış kasnak öğesi Teşvikiye Camii'nde yoktur. Alt yapı kubbeye doğrudan bağlanır. Kare alt yapıdan sekiz dilimli kubbeye geçiş için alışılmış geçiş öğesi biçimlerinden çok farklı bir düzenleme yapılmıştır. Köşelere sekizgenin eteğini oluşturmak üzere diyagonal birer köşe lentosu yerleştirilmiş, üçgen köşe alanları düzlem olarak kapatılmış ve eliböğründe benzeri eğ-risel konsol öğeleri destek figürü olarak yerleştirilmiştir. Osmanlı mimarlığında başka örneği olmayan bu uygulama ve destek öğelerinin figüratif biçimleri sonraki yılların neogotik yaklaşımlarını anımsatmaktadır. Bu destek öğeleri, dört köşedeki, son derece ilginç biçimleri olan, dekoratif kolonlarla birlikte caminin içinde fiktif bir strüktür imgesi yaratmaktadır. Ama bu neogotik imge, çok da yüksek olmayan sekiz dilimli örtüde devam ettirilmemek-te ve alt yapı kesiminde kalan bir anı-bi-çime dönüşmektedir.

19. yy'm diğer camileri gibi Teşvikiye Camii'nde de harim ve hünkâr köşkü üslup veya biçimlenme açısından farklıdır. Kuzey cephesi ile doğu ve batı kanatları, basık kemerli pencereleri ve konsollu denizlikleri ve yine konsollu saçak kornişleri ile harim kesiminden ayrılır. Harim kitlesinde basık dikdörtgen alt ve daire kemerli üst pencerelerin daha klasik bir biçimlenişi vardır.

Bibi. Anonim, Abidelerimiz, ist., 1954, s. 162-163; S. Batur, "XIX. Yüzyılın Büyük Camilerinde Son Cemaat Yeri ve Hünkâr Mahfili Sorunu Üzerine", Anadolu Sanatı Araştırmaları, II (1970), s. 97-112; D. Kuban, "istanbul'un Tarihi Yapısı", Mimarlık, S. 5 (1969), s. 65; Moni-teur Oriental, 28 Şubat 1893; Öz, İstanbul Camileri, II, 65-66.

AFİFE BATUR



TETİMMELER

"Tetimme medreseleri", "tetümme", "musı-la-ı sahn", "medrese-i beççe", "medaris-i sugra" da denmiştir.

İstanbul'daki "sahn" (yüksek) öğretimi veren büyük medreselerin hazırlık sınıfları ile bu sınıflarda okuyanlara ayrılan barınma ve çalışma yerleriydi. Tetimmeler İstanbul'a özgü olup taşra medreselerinde okuyan ve yükseköğrenim yapmak isteyenler de İstanbul'a gelir ve tetimmeler-de yer bularak sahna hazırlanırlardı.

II. Mehmed'in (Fatih) İstanbul'da tesis ettiği Medaris-i Semaniye, yeniden örgütlenen ve aşamalandırılan, haşiye-i tecrid, miftah, kırklı, hariç, dahil medreselerin üstünde yer aldı. Bu sıralama, ülke genelinde de geçerli olmakla birlikte "sahn" medresesi yalnız İstanbul'daydı. Başkentte veya taşrada dahil aşamasını başarıyla bitirenler, Ayasofya ve Fatih sahn medreselerine geçebilmek için tetimme (eksik tamamlayan) veya musıla (ulaştıran) denen, ara aşama sınıfını okumak zorundaydılar. 16. yy'ın ikinci yarısında Süleyma-niye medreseleri de hizmete girdikten sonra bu yeni kurumun ibtida-i altmışlı ve ha-reket-i altmışlı aşamaları sonrasına da Mu-sıla-i Süleymaniye adıyla yeni bir tetimme

eklendi. Burada okuyanlar, Havamis-i Süleymaniye denen yüksek medreseye geçme hakkını elde ediyorlardı.

Fatih medreselerinin sahn derecesinde edebiyat, ilahiyat ve İslam hukuku, Süley-maniye'nin yüksek şubelerinde ise tip, göz hekimliği, matematik ve fen bilimleri okutulduğu halde, her iki medresenin tetim-melerinde de Şemsiye Şerhi (mantık), Şerh-i Miftah, Muhtasar Meanî, Mutav-vel(belagat), Sadrü'ş-Şeriâ Tavzihi, Şerh-i Telvih (usul-i fıkıh), Şerh-i Tecrid, Sa-deddin Taftazanî'nin Telhis Şerhi, Kadı Beyzavî'nin Tevalî'si ve Isfahanı Şerhi (kelam) kitapları okutulur; tetimmelerin "softa" denen öğrencilerine bu dersleri, "sahn danişmendleri" (yüksekokul öğrencileri) ve muidleri (asistanlar) okuturlardı.

Fatih medreseleri tetimmelerine "medrese-i beççe" ya da "medaris-i sugra (küçük medreseler) denmesinin nedeni, bunların asıl medreselere göre daha küçük ve kubbesiz oluşundandı. Fatih Medresesi te-timmelerinden dördü Karadeniz (Haliç) tarafında olup bunlara sırasıyla Tetimme-i Ûlâ, Tetimme-i Saniye, Tetimme-i Salise, Tetimme-i Rabia; Akdeniz (Marmara) tarafındaki dördüne de Tetimme-i Hamişe, Tetimme-i Sadise, Tetimme-i Sabia ve Tetimme-i Samine denmekteydi. Her tetimme 8 hücreli olup her bir hücrede 3 softa barınırdı.

Fatih Vakfiyesi'nde medaris-i sugra olarak geçen tetimmelere, günde 6'şar akçe ayrılmıştı. Bunun 2 akçesi kapıcıya, 4 akçesi de hücrelerin hasır, kandil yağı ve diğer gereksinimlerine mahsustu. Ayrıca tetimme hücrelerinin her biri için ayda 15 akçe konmuştu ki, bunu, hücrelerde kalan softalar harçlık olarak bölüşmekteydiler. Tetimme softalarına günde birer fodla (ekmek) ile imaretten de içine bir parça et konulmuş pirinç çorbası, haftada iki kez tatlı verilmekteydi. Süleymaniye tetimmeleri ise 18. yy'da musıla-ı Süleymaniye adıyla ayrı bir medrese aşaması sayılarak hareketi altmışlı aşaması ile hamise-i Süleymaniye arasında yer almış; buna bağlı olarak müderrislik rütbelerine de aynı adla bir yenisi eklenmiştir.

İstanbul'a mahsus bir medrese kurumu olan tetimmeler, 17. yy'da Anadolu'dan ve Rumeli'den, "tahsil-i ilm" için geldiklerini ileri süren kaçakların, bozguncuların, barınakları durumuna gelmiş; gerek bunlar, gerekse yıllarca ders okudukları halde başarı gösterip yüksek sınıflara geçemeyen softalar, İstanbul'daki her eyleme ve ayaklanmaya "talebe-i ulum" adı altında katılmayı alışkanlık edinmişlerdir. Bu yüzden de birçok kez, tetimmeler boşaltılmış, buralarda barınan kaçaklar ve serseriler memleketlerine gönderilmişlerdir. Bu şekilde dönenler ise, Anadolu'da ve Rumeli'de soyguncu ve muhalif gruplara katılarak suhte, Celali ve eşkıya olaylarına karışmışlardır.



Bibi. Ergin, Maarif Tarihi, I, 82 vd; Pakalın, Tarih Deyimleri, III, 479; Uçunçarşılı, ilmiye, 9 vd; F. R. Unat, Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Ankara, 1964, s. 4. NECDET SAKAOĞLU

TETRAPILON

Beyazıt'ta, Simkeşhane'nin(-t) önünde kalıntıları bulunan Roma takı.

Bu büyük Roma yapısının kalıntıları, Beyazıt-Aksaray Caddesi'nin genişletilmesi sırasında Simkeşhane'nin ön bloğu yıkılmadan önce onun avlusunda bulunuyordu. 1927'de İngiliz arkeologları tarafından görülen bu kalıntılar hakkında yayınlar da yapılmıştı. Simkeşhane'nin ön kısmı yıkıldıktan sonra 1957-1958'de yol çalışmaları yapılırken bu büyük takın temelleri ve diğer öğeleri ortaya çıkmıştır.

Tauri Forumu'nun(->) önemli yapıtlarından biri olan ve I. Theodosius dönemine (379-395) tarihlenen bu tak R. Naumann tarafından yapılan rökonstrüksiyon denemesine göre 34 m genişliğinde ve ortalama 7 m derinliği olan, orta açıklığı geniş, yan açıklıkları küçük, her açıklığın dörder sütunla taşındığı bir zafer takıdır. Altından Mese'nin(-0 geçtiği orta açıklık 7 m genişliğinde ve kemer kilidi ortalama 18 m yüksekliğindedir. C. Mango bu takın Tauri Forumu'nun batı sınırını belirlemiş olabileceğini, bir benzerinin yine Meşe üzerinde ve doğuda olduğunu ve taklardan batıdakinin üzerinde Theodosius'un Batı Roma imparatoru olan oğlu Honorius'un, doğudakinin üzerinde ise Doğu Roma İmparatoru Arkadios'un heykelleri olabileceğini söyler. Dörtlü bir sütun grubu tarafından taşınan bu orta açıklığın iki yanında 3,80 m genişliğinde, iki kemerli bir geçit daha vardır. Bu küçük açıklıkların iki yanında da aynı boyutta sütunlar yer alır. Yapının orta ayaklarının temelleri, iki sütun kaidesi, sütunları bir ağaç gövdesine benzeten detaylarla süslü sütun parçaları ve Korentiyen başlıklar, arşitrav parçaları bulunmuştur. Buradaki sütunların budaklı bir ağaç dalına benzetilmeleri Herak-les'in ünlü sopasını anımsatmak ve dolaylı olarak imparatorluğun gücünü simgele-

mek isteyen bir tasarım olarak yorumlanmıştır. Theodosius Tak Kemeri Roma ve erken Bizans döneminin adını bildiğimiz sayısız anıtı arasında boyutlarını ve genel görümünü saptayabildiğimiz nadir yapılardan biridir.

DOĞAN KUBAN



TETRASTOON

Antik çağda ve Bizans döneminde, dörtgen biçiminde olup (tetra: dört) her bir yanından revaklarla çevrili meydanlara verilen genel ad.

Tetrastoon terimi, Konstantinopolis'te değişik yerler için kullanılmış ve belli bir yerin özel adı olmamıştı. Halbuki günümüze dek Tetrastoon adının, şehrin Kons-tantinopolis olarak anılmaya başlamasından önce, antik kent Bizantion'un(-») ortasında bulunan meydana verildiği düşünülmüştü.

Tetrastoon adlı bu meydana ilişkin başlıca kaynak, 6. yy tarihçisi İoannes Mala-las'ın(->) tarihçesinde yer alan, gramatik açıdan anlaşılması oldukça güç bir bölümdür. Bu metnin iki biçimde yorumlanması mümkündür: Ya ortasında Güneş Tanrısı Helios'un heykelinin bulunduğu bir "tetrastoon" Zeuksippos Hama-mı'na(-0 ilave edilmişti ya da tam tersine, buradaki tetrastoona Zeuksippos Hamamı inşa edilmişti. Bugüne dek, çok sayıda tarihçinin itibar ettiği ikinci yoruma göre ise, Tetrastoon büyük bir meydan olmalıdır. Tarihçi Zosimos(->) bugün Yerebatan Sarayı'nın(->) bulunduğu yerde eskiden var olan Basilike Stoa'nın avlusunun "tetrastoon" biçiminde olduğundan söz eder (bak. bazilikalar). Zosimos burayı, Mala-las'ın söz ettiği yer ile özdeşleştirirken, Au-gusteion'u(~0, Zeuksippos Hamamı'nı ve bazilikanın bir bölümünü içine alan Roma döneminden kalma dev bir alan olarak tanımlar. Oysa, antik kent Bizantion'un bo-

R. Naumann'm

Tetrapilon

rekonstrüksi-

yonu.


Müller-Wiener,

Bildlexihon

yutları göz önüne alınırsa, burada böylesi büyük bir meydanın var olması akla uygun değildir. Bundan dolayı, Malalas'ın tarihçesinin ilk yorumu, yani Zeuksippos Hama-mı'nın "tetrastoon" formunda bir avluya sahip bulunması olasılığı daha doğru gözükmektedir.

Bibi. Schneider, Byzanz, 24; C. Mango, The Brazen House, Köbnhavn, l959, s. 44-46; Ja-nin, Constantinople byzantine, 59; P. Speck, Die kaiserliche Universitât von Konstantinopel, Münih, 1974, s. 92, 106; A. Berger, "Die Alt-stadtvon Byzanz in der vorjustinianischen Zeit", Poikila Byzantina, S. 6 (1987), s. 24-27.

ALBRECHT BERGER



Yüklə 8,6 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   59   60   61   62   63   64   65   66   ...   140




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin