Sariveliler geleneksel karacaoğlan yayla şenlikleri

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 167.84 Kb.
səhifə1/2
tarix14.01.2018
ölçüsü167.84 Kb.
  1   2

BÖLÜM:1

Halit AKSUNGUR Mehmet ŞİMŞEK Mustafa ERTAŞ



SARIVELİLER GELENEKSEL KARACAOĞLAN YAYLA ŞENLİKLERİ

Türkiye’de Karac’Oğlan adında bir ozanın varlığını (1914) de ilk kez ortaya koyan Fuat KÖPRÜLÜ’dür.”İkdam” Gazetesinde aşağıdaki Karac’Oğlan’ın iki dörtlüğünü yayınlamıştır.


Bire ağalar bire beyler, Seni bana gayet güzel dediler,

Ölmeden bir dem sürelim, Göster cemalini görmeye geldim,

Gözümüze kara toprak, Şeftalini derde derman dediler,

Dolmadan bir dem sürelim. Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim.


Ali Rıza YALGIN (1920) li yıllarda “ilk Tedrisat Müfettişi iken on bir kazalı Konya’da muharrirlik yaptım. Görevim sebebiyle gittiğim Ermenek kazasında,Ermenek kazasının Barçın Yaylası eteğindeki köylerde yaptığım tehkikat ve tetkikat Karacaoğlan’ın şiirlerinin sazla çalındığını gördüm, sözle söylendiğini işittim. Bu dizeleri derleyerek Konya’da Türkiye’nin en büyük gazetesi BABALIK’ta 22 Zilkade 1340 M.18.07.1922 yılında yayınladım.” der.

1927 yılında Karac’Oğlan’ı kitaplaştırarak ünlenmesine Saadeddin Nusred ERGUN olmuştur.Karac’Oğlan’ın yaşadığı Taşeli’nde halkın dilini,yaşayışını,giyim kuşamını,yaylalarını,dağlarını şiirlerinde kendine özgü benzetmeleri ve tasvirleriyle işlemiştir.”Aşık Edebiyatında yeni bir çığır açmıştır.”Taşelinde türkü söylemek yerine Karac’Oğlan çağırmak” sözü yaygındır.

Sevgilisi ELİF seçilen Barçın Yaylası güzelidir.Yörük kızını Karac’Oğlan’a vermemek için bir gece ansızın sırra kadem basar. Karac’Oğlan’da sevgilisini bulabilmek için diyar diyar gezer.

15-16. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Anadolu’nun birçok yerinde makamı ve mezarı olduğu söylenen Halk ve hak şairi Karac’Oğlan ile ilgili olarak Karaman ili Sarıveliler İlçesinde 20-21 Haziran’da geleneksel 7.Anma Şenlikleri görkemli olarak kutlandı.



Sarıveliler İlçesinde Ulu Camii restore edilirken bulunan Karacaoğlana ait Mezar taşı resimleri



Karac’Oğlan’ın mezarı ve mezar taşı bulundu.2013 yılı Ağustos ayında Gazeteci Araştırmacı Yazar Mustafa ERTAŞ ile yazar Mehmet ŞİMŞEK Konya’dan Sarıveliler’e gelir.Haber yapmak için birçok yerin görüntüsünü çeker.Bu arada Karamanoğlu Döneminde yapılan kemerli “ULU CAMİ “ nin Konya Vakıflar Müdürlüğü tarafından restore edildiğini öğrenirler.Camii’nin eski halini görüntülemek için gittiklerinde iç ve dış sıvalarının söküldüğünü,kazındığını görünce içten ve dıştan fotoğraflarını çekerler.Bu camii padişahın görevlendirdiği kadı tarafından Cuma namazlarının kılınmasına izin verilen bir ibadethanedir.Cuma günleri kurulan Başdere Karac’Oğlan pazarına 300 metre kadar uzaklıktadır.Ulu Camii’nin güneyinde ve camiye bir metre mesafedeki etrafı duvarla çevrili içinde mezar taşlarının da bulunduğu cenaze namazlarının kılındığı özel bölümdeki mezar taşlarının da fotoğrafları çekilir.Burası Sarıveliler,Küçük Karapınar,Adiller,Orta Köy ve Turcaların ayrı ayrı bölümlerde mezarları bulunan Başdere’nin çok büyük ortak mezarlığıdır.Ulu Camii’de bu mezarlığın ortasındadır.

Konya’ya dönünce ilahiyat fakültesinde Profesör Dr Mehmet AKGÜL Sarıveliler’de çekilen görüntüleri izlerken mezar taşının üzerinde “Karac’Oğlan’ın ruhuna Fatiha” yazıyor diye heyecanlanır.Tekrar tekrar okur.Bu durumu Sarıveliler Belediye Başkanı Hayri Samur’a bildirir.Belediye Başkanı restorasyon sebebiyle bulunan mezar taşındaki Karac’Oğlan’ın mezar taşını muhafaza altına alır.Karac’Oğlan’a ait bulguların bulunduğu ve sonucuna varan ilgililer mezar taşının bir bilim kurulunca incelenmesi sonucuna varılır.

Sarıveliler ilçesi “geleneksel 7.Karac’Oğlan Yayla Şenlikleri”nde Profesör Dr. Mikail BAYRAM Bey kendine ayrılan beş dakikalık konuşmasında şunları söyler; “Sarıveliler ilçesinide içine alan Başdere Vadisi’nde Küçük Karapınar, Adiller, Orta Köy, Turcalar merkez Sarıveliler ilçesini de içine alan ortasında bulunan oldukça büyük ortak mezarlığın tam ortasına yapılmış olan tarihi Ulu Cami’nin güneyinde camiye 1 metre mesafede bulunan özel bölüm (hazire) içindeki Karacoğlan’a ait olduğu bildirilen mezar ile Belediye Başkanı Hayri Samur tarafından korumaya alınan belediyedeki müzede gördüğümüz üzerinde “Karacaoğlan’ın ruhuna Fatiha” yazılı mezar taşı ve eldeki veriler, kaynaklar Başdere bölgesi Sarıveliler’de bulunduğu açıklanan ve bir kaçını okuyup incelediğim Mustafa ERTAŞ’taki cönklerde bulunan Karac’Oğlan şiirleri de göz önüne alınınca Karac’Oğlan’ı sahiplenmenizde bir mahsur yoktur.” diye açıklar.

Taşeli,Başdere halkı mert ve yiğittir.Fakir olduğu halde ekmeğini misafirlerle bölüşür.Vatan sevdalısıdır.

Türk Ulusunun birliğini,dirliğini,kültürünü,bizi biz yapan tarihten kaynaklanan değerlerini,doğasını yakımlarında (şiir) aşk ateşiyle bir dantel gibi ilmik ilmik işleyen dizelerindeki ulaşılmaz sanatına bilgeliğine sonsuza kadar milletimizce hayranız.

BÖLÜM:2


Karacoğlan’ın deyişleri, genellikle, doğa ve sevi üzerine yazılıp söylenmiş olması en belirgin özelliklerinden biridir. Bir çok köy ve kasabada mezarı ve makamı olduğu sanısı söylentiden öteye geçmemiştir. Somut kanıtlar ortaya çıkıncaya kadar rivayetlerin sonu gelmeyecektir. Buna göre bu gün için elimizdeki tek kanıt ona ait olduğuna inanılan şiirleri ve son günlerde bulunduğu bildirilen mezar taşının, üzerindeki “Karacaoğlan’ın ruhuna Fatiha” yazısının bulunduğu mezar taşı inandırıcı olarak oldukça güçlü bir kanıttır.

Bilindiği gibi, bizim kültür ve geleneğimizde insanların adı ve soyadından ayrı olarak bir çoklarının bir de takma adları, lakapları vardır. Öyle ki lakabıyla çağrıla çağrıla kişi kendi adını unutmuş kendini bile lakabıyla tanımaktadır. İkinci önemli bir nokta da Türk insanı doğuştan biraz şair yaratılışlıdır. Her birimiz az-çok birkaç dörtlük karalarız. Yetenekliler çalışmalarını sürdürür, öbürleri orada tıkanır kalır. Çoğu da şiirlerinde köyü, kasabası, kenti üzerinde şiirler yazar, suyunu, havasını, dağlarını, yaylalarını, güzellerini dile getirir. Hiç birisi Paris, Londra, Moskova, gibi dünyaca ün yapmış kentlerini şiirleştirme yoluna gitmezler. Çünkü insan ilkin bildiğini, tanıdığını, daha da önemlisi yaşadığını ve özlediğini şiirlerle dillendirir, ona övgüler söyler..

Ünlü Ozan Karacaoğlan’ın yaptığı da bundan ayrı bir şey değildir. Hani bilirsiniz, Kerem, Aşık Garip, Sürmeli Beğ ve diğer eski halk ozanlarımız bir gece gördükleri rüyada karşılarına dünya güzeli bir kız çıkar. Peri güzeli olarak tanır onu.. Bir de Pir var ki onu okşayarak “ Haydi git dilin çözüldü, çal söyle sevgilini ara bul” der. Sabah uyanınca türkü de düzer olmuştur bağlamada çalar, aşık olur çıkar..

Karacoğlan bunlara hiç benzemez. Ondaki Platonik aşk değildir. Dokunduğu, suyunu içtiği pınar, tırmandığı karlı boranlı dağlar, sevgilisini beklediği çeşme başı veya buluşacağı belli bir kavil yeridir. Elinden tuttuğu gök öncekli Elif’tir, Döne’dir, Zeynep’tir. Kısacası o gerçekleri, obasında yaşadığını, olup biten gerçeklere türkü yakmıştır. Onları betimlemiştir. (tasvir)

Bir önemli nokta daha var üzerinde durulacak, düşünülecek. 192O li yıllara kadar Karacaoğlan bilinmiyor, adını, sanını şiirini okuyan yoktu. İşte o yıllarda Konya’da Müfettişlik görevi yapan rahmetli Ali Rıza Yalgın Taşeli köylerine okulları Teftiş için gittiğinde yöre insanlarının söyledikleri türkülerin sonunda “Karacoğalan der ki” dizesiyle bitirilen türküler dinler. Her türkünün sonunda buna benzer deyişleri duyunca ilgisini, dikkatini çeker. Karacaoğlan der ki güzel öğmeli Karacaoğlan derki gidelim yâre Karacaoğlan bilir senin halini Karacaoğlan söyler sözün başarır gibi türkülerin başında veya sonunda Karacaoğlan adının geçmesi ilgisini çeker. İlk kez duyduğundan değerli bir mal bulmuşçasına sevinir. Kimdir bu Karacoğlan diye düşünmeye başlar. Sonra yaşlı dedelerden torunlarına, oradaki gençlere “Haydi bir Karacoğlan çağır da içimiz açılsın, kulakların pası silinsin” sözlerini işitir. Hazine bulmuşçasına sevinir. Başlar onun türkülerini derleyip toplamaya. Konya’ya dönünce “BABALIK” Gazetesinde bunları yayınlar. Günümüze kadar da yirminin üzerinde yazar onu kitaplaştırır. Yöredeki yaşlanmış dedeler den dinlediklerini anlatırken, onlarda dedelerinden babalarından böyle işittiklerini söylerler.. Şairle ilgili sözlü gelenek (sözlü edebiyat) onu böylece günümüze kadar yaşatmıştır, diyebiliriz.. Aslına bakılırsa insan en iyi bildiği şeyi anlatır. Gözlemlerini , yaşadığını unutmaz. Karacoğlan’ın yaptığı da budur. O çağda Orta Toros’ların Taşlık yöresi Taşelinde, obalar arasında gezerken, yasaklardan uzak, katı kuralların olmadığı, oldukça özgür bir ortamda şair de yaşadığını, toplumda olup bitenleri dile getirir ki bu da doğaldır. Biz burada onun deyişlerinden örnekler vermek isterdik ama bize verilen yer o kadar geniş olmadığı için şiirlerinden birer dörtlük vererek yetineceğiz. İşte birisi : “ Karacoğlan der ki bu yer neresi Altınoluk Pınarbaşı süresi İnce belde saçlarının turası Böyle selvi boylu akla ziyandır”

Altınoluk, Barçın yaylasıyla ünlü bir yayladır. Günümüzde mermer ocakları olarak çalıştırılan bir bölgedir. Araştırmacı yazar, folklorcu Ali Rıza Yalgın (Cenupta Türkmen Oymakları) adlı eserinde : “Bura halkı türkü çağırma yerine Karacoğlan çağır diyorlar” diye yazar. Arkasından da “ Beni Karacoğlan’la tanıştıran ilk dörtlük şöyledir” der, dörtlüğü verir. “ Dün sabah erkence yâre uğradım Hoş geldin sevdiğim in dedi bana Tomurcuk memesin verdi ağzıma Yorgunsun sevdiğim em dedi bana.”


Topladığı şiirleri Konya’da Babalık’ta yayınlamaya başladığını belirtir. Hiç kuşku yok ki bu şiirlerin çıkış kaynağı neresi ise bunun bir kanıt olması gerekir. Daha somut bir kaynak ortaya çıkıncaya kadar bu bir gerçektir. Rivayetlerle (söylence) uydurma kurgular insanı bir yere götürmez diyoruz. Mut’lu hemşehrilerimiz bu konuda çok çaba gösterdiler. İyi de oldu. Ne varki, halkın dilinde tekerleme gibi söylenen: “Üç pınar ile beş çınar, olmazsa, Mut yanar”diye tanımlanan yerlerde “Karacoğlan gibi bir şahini bağlasanız durmaz. Onun durağı, başı boz bulanık yüce dağlar, boz bulanık akan çaylar, dereler, buz gibi soğuk suyuyla Elifin testi doldurduğu pınarlardır diyen Anayasa Mahkemesi Üyesi ünlü şair Mehmet Çınarlı Yassı Kaya adlı eserinde diye yazar. 15 Yaşında 45 belikli yörük kızları, Türkmen gelinlerinin yurdudur demek akla daha yatkın gelmez mi?
Ali Rıza Yalgın’ın derlediği türküleri Konya’da yayınlamasından sonra yine Konya’da edebiyat öğretmeni olan Sadeddin Nusret Ergun öğrencilerine, özellikle Ermenek’te, Toros’larda, Barçın çevresinden derlettiği türküleri kitaplaştırır. Ali Rıza Yalgın da şairin öğüt veren on şiirini adı geçen eserinin cilt. 2 s. 243 te yayınlar. Altına “Bu dörtlükler Taşeli’nden derlenmiştir” der. Elde bulunan belgeler böyle derken şu dörtlüğü okuyunca mantığımız da onları onaylayacaktır. Gözyaşlarım yeryüzüne saçıldı Bahar geldi yayla yolu açıldı Yel esti de karın beli seçildi Yol oldu gidelim bizim illere” Şairimiz sonbaharda obalarla birlikte sahile inmiştir. Havaların ısınması, baharın yaklaşmasıyla halkın “Aşağı Yel” dediği Lodos esmeye başlayınca karlar hızla erimeye başlar, başı karlı dumanlı geçit vermeyen dağlar yol oluverir olur. Şair de deyişlerini düzer yeri ve yurdu üzerinde bizlere bir ışık tutar Bunun başka bir yorumu olur mu? Ali Rıza Yalgın, “Cenupta Türkmen Oymakları” adlı eserinde Bolkar dağında Dudaklı Mehmet ağanın çadırına vardım. Orada iki de Barçın yaylasından gelen iki Keşefli yörüğü vardı. Türkmenler işte böyle senede bir kere uzakta olsa birbirlerini ziyaret ederler. Mehmet ağanın babası da 80 yıl önce Barçın yaylasından geldiğini yazar. ( Barçın yaylasından buraya göçmüşlerdi”) Ali Rıza Yalgın Bolkar dağlarından doğuya doğru gider, Bahşişli Hüseyin ağanın çadırına konar. Bahşişlerde 1773 lerde Barçın’dan buraya göçmüşlerdir, diyr yazmaktadır. İşte böyle böyle Taşeli yöresinden sahil köy ve kentlerine göçen Türkmenler gittikleri yerlere Karacaoğlan şiirlerini de götürdüler. İlk sıralar bu köyler onlara gurbet gibi geliyordu. Sağlıklarının bozulduğunu bir çok yazılı kaynaklardan anlıyoruz. Böyle anlarda Karacoğlan deyişleri onlara yoldaş, haldeş oluyor, okuyanlar, Dinleyenler de bu yakımları severek ezberliyorlar o şiirlerde kendilerini buluyorlardı . Hangi Türk Karacaoğlan şiirini dinler de beğenmez. İşte onun şiirlerinin yayılmasının bir nedeni de bu olaylardır. Halkın sevgisi sel gibi akar. Onun sevgisini hiçbir güç durduramaz. Şiirlerinin sevilip yayılmasında bir etken de içinde yaşadığı gerçek doğayı, görüp sarıldığı Türkmen gelini bildiği, dokunduğu, biridir.. Onu su yolunda görmüştür, çeşme başında konuşmuştur.
Tarihte yazıldığı gibi Silifke ve doğusuna doğru Türk’ün elinde değil, Rum, Ermeni kalıntılarının idaresinde idi. Yavuz Sultan Selim’in son zamanlarında o topraklar elimize geçmiştir.
BÖLÜM:3

Onun sevgisi platonik sevgi değildir. Onun şiirlerindeki doğa, sevgi çevresidir. Hiçbir dörtlüğünde ev, cadde, sokak bulunmaz. Bir kez olsa bile bu sözgelişidir. Onun şiirlerinde çadır, oba, deve katarı görülür. Onun doğasıdır bunlar. Onun sosyal çevresidir. Deyişlerini okurken ilginizi çekmiştir. Çoğu şiirlerinde onu gezerken, dağ yolunda, yaylaya çıkarken, özlem içinde kıvranırken, kavil yerinde sevgilisini önerken, yani hareket içinde görürsünüz. Bir deyişinde sabahın seherinde bir güzele uğrarken, selam verip geçerken görürsünüz. Bir dörtlüğünde çeşme yolunda elinde toprak testi, belinde gök öncekle yolunu bekler bulursunuz. Sıla ile gurbet bile karmakarışıktır. Sevgilisini gördüğü yer sıladır. Araya karlı dağlar girmişse gurbettedir. dağlıdır.. Sevgilisinden ayıran dağlara da hiç acımaz. Kızar, ilenir, en acı sözlerle seslenir.

Balta değsin ormanların kurusun Gazel olsun yaprakların çürüsün” aynı dağ için, yeşillenip çiçekleri boy verince övgüler yağdırdığını görürüz. Neşeli haline göre dağları ressam gibi dizeleriyle örgüler. Çünkü Karacoğlan’ın hayali sevgiyle hiç işi yoktur. Onunki gerçek sevgidir. Türkülerinin bir çoğunu Taşeli yöresi kızları, gelinleri için okumuş söylemiştir :



Barçın yaylasında üç güzel gördüm Birbirinden üstün şivga fidandır Aklım şaştı garip belim büküldü Kaşlar hilal gözler ahu cerandır.
Derken hayalindeki bir güzeli değil, Barçın yaylasında yaşamakta olan güzelleri şiirleştirir. Yemin ederek pekiştire pekiştire sevgisini söylediği türkü yine Taşeli yöresinden derlenir. Atalarımız, Anadolu’ ayak bastıktan sonra kendilerine uygun topraklar şeçtiler. Hayvancılık yapanlar Orta Toros’ları Taşeli yöresini, Rum’lardan korumak, burayı vatan yapmak için yerleştiler. Buralara kendi dillerine uygun adlar verdiler. Bu gün Barçın yaylası ile Balkusan yaylası arasında yer alan Altıntaş bölgesi mermer işleme sahası olmuştur. Taşının altın gibi değerli olduğunu atalarımız asırlar öncesi biliyorlardı.

Karacaoğlan bilir senin halini

Kadir Mevlam açık etsin yolunu

Senden gayrısına vermem meylimi

Vallahi billahi veren değilim

derken, yörede geçen, günümüzde de kullanılan sözcükler türküsünü oluşturur. Yani İçinde yaşadığı yörenin dilini, kullanır şiirlerinde. Balkaman, Barçın, Altınoluk, Çevlik suyu, Perçem beli, Kervan alanı gibi. Başka bir yörede yaşasaydı kullandığı sözcükler değişik olacaktı.


Kalk gidelim Balkaman’dan yukarı

Oturup durana devlet yar olmaz

Yiğidin bir başı gezginci gerek

Yiğit gezmeyince adam olamaz.

Balkaman, Balasagun’un değişikliğe uğramış şeklidir. Sonra Balkusan olur. 1970 lerde Bağbelen olarak değiştirildiysede uzun uğraşlar sonu yine Balkusan olarak değiştirildi. Karacaoğlan’dan etkilenen, onun yol izlerinden olan ünlü ozan Ahmet Tufan Şentürk şu bilgileri verir. “ Karacaoğlan yaylada Çartalak değirmenine varır. Gelinler, kızlar akranları olmasına karşın şairin saçı sakalı birbirine karışık görünce tanıyamazlar. Su içmek isteyince “ Emmi biz verelim inme atından” derler. Şair bu söze içlenir. Şu yakımı düzenler: Değirmene geldim beygirim yüklü

Şu kızı görenin delolur aklı

On beş yaşında da kırk beş belikli

Bir kız bana emmi dedi neyleyim.

BÖLÜM:4


Yüz yıllardan beri, Anamur, Alanya ve Gazipaşa’dan yaylaya çıkan Türkmenler, sekiz ay Barçın yaylasında konar göçerler. Karacaoğlan’ın şiirlerinde Kimi vakit pınara altı kız birden iner, kimi vakitte tek kızla yetinir.
Anası huri de kızı beserek

Emirler’den bir kız indi pınara.

Emirler, kabilesi yazın Barçın yaylasında, kışları Gazipaşa ve Demirtaş’ta kalırlar. Ayrıca bu adla anılan bir de kabile vardır. Kadın giyimi-kuşamı, yürüyüşü, boyu endamı şairimizi yakından ilgilendirir. Görüldüğü gibi giydiği, ya ketendir ya meles. Ayrıntılı gözlemleri onun bir yeteneği olmalıdır. Onun aşk çevresi çok geniştir. Dağların, dört mevsimin verdiği hallere uyarak güzelliklerini, saltanatını, kuşlarını, çiçeğini, sarp kayalarını gözler önüne serer. Onun şiirlerinde dağlar zenginlik ve bolluk içindedir. Kimi şiirlerinde dağlar sembol olsa da çoğunda gerçektir. Akdağ için çalıp söylediğini okuyunca nasıl canlandırdığını görürüz. Türlü türlü huylarla canlandırır.



Akdağ’ın eteği yeşil bir koru

Korudur ha, benli dilber korudur

Sevdan yüreğimde yağı eritir

Eritir eritir ha, benli dilber eritir.

Akdağ, Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde Alanya’yı anlatırken Akdağ’ıda dillendirir. Akdağ, Alanya’nın kuzeyi ile Sarıveliler’in batısındaki Erenler Dağı’nın batısındadır.

Dağları gönlü hoş olursa güzelliğiyle överken yar ile arasına girince zalimliğini öne çıkarır, sonra uysallaştırır, bir bakarsın zalimliğini öne çıkarır. Taşeli Türkmen yaşamındaki hareketlilik onun şiirine yansımaktadır. Taşeli yöresinden Akdeniz’e inerken Anamur sınırlı içinde Frenk köyü vardır.(Ovabaşı) Adı üzerinde Frenklerin kaldığı yer. Yolu buraya düşer. Mevsim kış olmalı ki Taşelinin yollarının geçit vermediğini , baharı beklediğini işaretler.
Methederler Karaman’ın elini

Köprüsü yok geçemedim selini

Kervan yaylasının Perçem Belini

Lale sümbül bürüsün de gidelim.

Erisin dağların kar erisin

Erisinde düz ovayı bürüsün

Türkmen ili yaylasına yürüsün

Ak kuzular melesin de gidelim

Bu dizeleri okuyan her Türk buranın nere olduğunu bilecektir. Harita çizercesine Taseli yöresi olduğu imgesini verir. Bir dize altında yerini de saptar.

Ü ç gün oldu bizim evler göçeli

Beş gün oldu Çevlik suyun geçeli

Önü al önlüklü yüzü peçeli

Hanım kızlar yürüsünde gidelim”

Diyerek Çevlik suyunu işaret etmektedir. Çevlik suyu Sarıveliler’de Aşık köprüsünü yanındadır. Kervan Yaylası ve Perçem Beli, Ermenek ilçesi, Kazancı kasabasının Anamur yönünde, Barçın’la sahil arasındaki yörüklerin göç yolu üzerindedir. Taşeli yöresinin tanınmış yerlerindendir.


KULLANDIĞI DİL :

Kuşkusuz , Karaca oğlan Taşeli yöresinin Türkmen ozanıdır. Şiirlerinin önemli olması, sevilerek okunması, yapısındaki halk sanatının özgünlüğü, dilinin arılığıdırÇünküTaşelidağların içinde olduğundan yabancı dillerin istilasına uğramamıştır.Dil bozulmamış . Arı Türkçe bir dildir. Bir masaya kurulup yazmamıştır. Doğup büyüdüğü, yolunda koşup yürüdüğü, yaşadığı yerleri betimlemiş, tasvir etmiştir. Yapay bir olay yoktur. Resim çeker gibi dökülür dilinden sözcükler. Oba ozanı olduğundan içinde yaşadığı evreni dile getirir. Yapay bir görüntü bulunmaz. Her nesne doğallığı içinde verilir. Hayalci değildir. Kimi araştırıcılar onun çok gezen bir ozan olduğunu ileri sürerken kimileri de göçlerle sahil –yayla arasında yerleşmiş bir davranış biçimi, yaşam tarzıdır. Ben Halit Aksungur, 1960- 1975 arasında Türkmenlerin çok kalabalık olarak yaşam sürdüğü yıllarda Balkusan’da, Başöğretmen olarak görev yaparken 1960- 1961 yıllarında devrim hükümetinin verdiği muhtarlık görevim nedeniyle onlarla çok ilişkilerim oldu. Hayvanlarından, köy bütçesine katkı olarak 442 sayılı yasa uyarınca makbuz karşılığı ücret alıyorduk. Ekeneği olanlar bu günkü emlak vergisi gibi bir bedel öderlerdi. 1962 tarihinden sonra bir çokları Balkusan’a yerleşti. O günkü Yörük çocuğu öğrencilerim memur ve öğretmen oldular. Yörükler bu toprakların, bu milletin omurgasıdır. Onların bozulmadan eski kültür ve terbiyeleri içinde kalması herkes için yararlı olacaktır. Onların kültürüdür Karacaoğlan şiirlerini örgüleyen sanat.. Onun övdüğü gelin, ıstarının başında çeyizine heybe dokudu, gergefinin başında sevdiğine uçkur işledi. Türkmen kızının hilesiz sevgisine karşı kayıtsız kalmaz. Kavil yerinde buluşmaya sözleşir. Onun için dizelerinde Taşeli’nin renkleri şiirleşir ak gerdanda sevgi ses olur. Çiçekler dilinde konuşur. O’na göre:



Kadrini bilmeyenler alır eline.

Onun için eğri biter menevşe

Karacağlan’ın deyişlerinde kullandığı dil arı ve duru bir Türkçedir. Devrinden önceki ve sonraki şairlerin bir ikisi dışında hiç birinin kullandığı Arapça, Farsça sözcüklere yer vermez. O bir Türkmen ozanıdır. Karamanoğulları soyundan gelmiş olması çok olasıdır. Çünkü bir şiirinde : “İneyim gideyim Osman eline- Sevdaya düşünler yorulmaz imiş “ demiyor mu? Şiirlerinde tespit ettiğimiz seksen

kadar sözcük, sözlüklerimizde olmamasına karşın günümüze kadar gelmiştir. Yerimiz olursa onları da vermek isteriz. Karacaoğlan’ın koşmalarındaki canlılık gerçek yaşama dayalı olmasındandır. Bu, doğa içinde yaşanan, bilinen doğadır. Dağlarının, pınar ve sularının, çiçeklerin boy verip açıldığı adı bilinen dağdır. Her şey gerçek dekorun içindedir.

Evlerinin önü havlu duvarı

Taramış zülfünü vermiş tımarı

Ak gerdanın altı zemzem pınarı

Verdi ağzıma da kandırdı beni.

Bu dörtlük Sarıveliler ilçesi Küçük Karapınar mahallesinde Ebiş Tunç’tan derlenmiştir (97)

BÖLÜM:5


Prof. Dr.İlhan Başgöz “ Karac’Oğlan” adlı kitabın 3. Baskısında: En az beş saz şairi kendisine ”Karaç’Oğlan demiş bu adla şiirler yazmıştır” der. Bizim burada üzerinde durduğumuz Taşeli Yöresi ozanı Karacaoğlan’dır. Rivayetlere karıştırılan Karacoğlan’la gerçek Karacaoğlan’ı ayırmak çok kolaydır. Asıl Karacaoğlan “Şiirleriyle çığır açan, ayrı bir nitelik, özellik ve yöntem, geliştiren” dir. Ötekiler çırak, kalfa örneği yazıp söyleyenlerdir.. Burada söylenebilecek tek nokta kısaca özetlenen ve şiir sanatında bir okul gibi kabul ettiğimiz böyle bir ozanın şiirlerinin onun dilinden çıktığı gibi bizlere ulaşıp, ulaşmadığının bilinmemesidir.. Tarihsel bir gerçek ki, 1277 de Karamanoğlu Mehmet Bey, Moğolların baskısıyla dilini ve öz benliğini yitirmekte olan Selçuklulara karşı başkaldırdı. Konya’yı ele geçirince ilk işi onlarca davulun gümbürdeyen sesleri altında, Alaaddin Tepesindeki Keykubat sarayının Mevlana Türbesine bakan yönünde davul gümbürtüleriyle birlikte:

Bu Günden Sonra, Hiç kimse, Sarayda, Divanda, Meclislerde ve Seyranda Türkçeden Başka Dil Kullanmayacaktır. Defterler Dahi Türkçe Yazılacaktır” 13 Mayıs 1277. Emrini duyurmuştur. O tarihten sonra dilimiz, Yunus Emre’de, Hacı Bektaş Veli’de Karacoğlan’da yaşayıp gelmiştir. Karacoğlan, Türkmen gelenek ve kültürüne bağlı , yaratılıştan gelen bir yeteneği olan bir halk sanatçısıdır. Şiirlerini söylerken halk sanatçısı olduğunu düşünmeden doğaçlama söylemesi ve halkın bu erişgide (derece) sevmesi de dilindeki arı ve sadeliktendir. İçinde doğup büyüdüğü Taşeli yöresikentler arası büyük ulaşım yollarından uzak olması, düşman çizmesinin onun yöresine girememesi, yabancı ırklardan uzak ve Karamanoğlu beyliğinden gelen kültürün canlılığı nedeniyle kendini korumuştur. Yöre kadınlarının gönlünden doğup dilinden dökülen “Beşik Türküsü Ninnileri, sevgi sözcükleriyle örülen yöre manileri” Karacoğlan deyişleriyle kaynaşarak bir bütünlük sağlamış, birlikte halk sanatını oluşturmuştur. Yani birbirlerini etkilemişlerdir. Her mani yar üstüne değil mi? Alın size tadımlıkta olsa bir iki örnek: Su akar bulanarak Ay dağlar ulu dağlar Yastık saçak istemez Dağları dolanarak Pınarı sulu dağlar Yorgan yastık istemez Buna can mı dayanır Gurbette yalnız kalmış Verin yârimi bana Yar gelir sallanarak Anası durmaz ağlar Yorgan döşek istemez.*

Taşeli yöresi analarının güftesini yaptığı, kendilerinin bestelediği beşik türküsü ninnileri de aynı kültür ve geleneğin ürünleri olarak yaşayıp gelmişlerdir.



Dostları ilə paylaş:
  1   2
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə