A, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, ı, i, j, k, l, m, n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 93.34 Kb.
tarix21.08.2018
ölçüsü93.34 Kb.

DİLBİLGİSİ
Bir dilin doğru ve düzgün konuşulup yazılabilmesi için gerekli kuralları ortaya koyup anlatan bilgi dalına dilbilgisi denilmektedir.

Bir dili iyi konuşmak, onun yazılı metinlerini anlamlı okumak için bazı ses özelliklerini bilmek, ona göre konuşup yazmak, konuşurken de vurgulara ve ulamalara dikkat etmek gerekir.


DİLİMİZDE BAZI SES OLAYLARI
Dil, kalıba konup işlenmiş sesler sistemidir. Türkçemizde kırka yakın ses vardır. Sesler, dilde harflerle gösterilir; yani seslerin dildeki temsilcilerine harf denir. Dilimizde 29 harf vardır: a, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, ı, i, j, k, l, m, n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z. Bunlardan sekizi sesli, diğerleri de sessiz harf olarak adlandırılır.

Kültür dilimizde a, e, g, k, ğ, l harfleri birden fazla sesleri temsil ederler. Mesela, “dağlık bağlar”daki ğ’ler ile “düğün dediğin”deki ğ’ler aynı değiller.

Sesli harflerle gösterilen seslerimiz a, e, ı, i, o, ö, u, ü sesleri kalın-ince, dar-geniş, düz-yuvarlak diye sınıflandırılır. Kalınlar: a ı o u, inceler: e i ö ü, düzler: a e ı i, yuvarlaklar: o ö u ü, darlar: ı i u ü, genişler: a e o ö’dür.

Dilimizde sesliler kelime bünyelerinde belli uyumlar içinde bulunurlar:

Büyük Ünlü Uyumu: Türkçe bir kelimede ilk hece ince ile başlıyorsa diğer heceler de ince; kalınla başlıyorsa, diğer heceler de kalın olurlar: baba, beni gibi.

Küçük Ünlü Uyumu: Dil-dudak uyumu da denilen bu uyumda Türkçe bir kelimede ilk hece düz sesliyle başlıyorsa diğer heceler de düz seslilerle devam eder; ilk hece yuvarlak bir ünlüyle başlıyorsa ya dar yuvarlak seslilerle, ya da düz geniş seslilerle devam eder: Önümüzü göremez oldum. Yolumuzu soramaz mısın? Türkçe kelimelerde ikinci hecede geniş yuvarlak ünlüler bulunmaz. Doktor, salon kelimeleri yabancıdır.

Bu sesler birlikte meydana getirdikleri dil birimlerinde, ses bileşimlerinde değişikliklere uğrarlar. Zamanla bunlar kelimelerde köklü değişimlere yol açarlar. Kudug kelimesi kuyug, sonra da kuyu halina gelebiliyor. Adıg kelimesinin ayu, sonra da ayı olması gibi.

“Ses değişmeleri, dildeki değişmelerin ancak bir bölümü, bir yönüdür. Dil, zaman içinde çeşitli etkenlerle hem ses, hem biçim, hem de –küçük oranda olmakla birlikte- dizim bakımından başkalaşır. Anlam ve görev başkalaşmaları, yabancı dillerden alınan öğeler de bunlara eklenince zaman içinde bir dilin çeşitli eveleri birbirinden değişik görünümlere bürünür.” (Doğan Aksan)

Dilimizin bazı ses özellikleri: dilimizde b ç d g k n s ş t v y ünsüzleri dışında kalan c f ğ h j l m p r z sesleri genellikle ön ses olarak bulunmazlar. Dilimizde kelime ve hece sonunda genellikle b c d g ünsüzleri bulunmaz. Kelime köklerinde de ikiz ünsüz bulunmaz; ancak kelime gövdelerinde aynı cinsten iki ünsüz bulunabilir: ummak, yollamak gibi.

Dilimizde kelime ve hece başında çift ünsüz yan yana bulunmaz. Bulunanlar da yabancı asıllıdır: tren, traş, plan, flaş, spor gibi.

Türkçemizde kelime ve hece sonunda ancak şu çift ünsüzler bulunabilir: lç, lk, lp, lt; nç, nk, nt; rç, rk, rp, rs, rt; st, şt. (ölç, silk, alp, alt; gülünç, denk, ant; sürç, ürk, serp, sars, sert; üst, hişt). Bunun dışındakiler (film, cins, aşk, form, cips gibi) yabancıdır.

Kelime içinde üç ünsüz ancak iki heceye ait olmak şartıyla yan yana bulunabilir: kırpma, tarttım gibi. Kontrol, elektrik ise yabancıdır.

Dilimizde kelime bünyesinde genel olarak h ünsüzü yoktur, j zaten dilimizin bünyesine yabancıdır; f sesi de öyle.

Türkçede bir kelime içinde b c d ğ j v y z ünsüzleriyle p ç t k h ş f s ünsüzleri yan yana gelmez: kitapda değil kitapta; dolapı değil dolabı; sevinçi değil sevinci olur.

Diğer ses olayları:

Dilin kullanımı sırasında kelimeler arası ilişkiler kurulurken, kelimelerden yeni kelimeler türetilirken bazı sesler arasında uyumsuzluklar ortaya çıkar. Bunları önlemek için bazı yollara başvurulur.

Ses türemesi:

Ev-i gördüm derken bir zorluk yaşamayız ama sevgi-i gördüm derken zorlanırız. Bu zorluğu gidermek için de sevgi-y-i gördüm deriz.

Hepsi-den isterim değil de hepsi-n-den isterim deriz. Bendeki-den al demeyiz de bendeki-n-den al deriz. “Eş-m bil-m adamıdır”ı, Eş-i-m bil-i-m adamıdır şeklinde söyleriz.

Ses düşmesi:

Adam yere ser-il-di derken bir zorlukla karşılaşmayız ama adam yere devir-il-di derken zorlanırız; bu zorluğu, adam yere devr-il-di diyerek gideririz.

İlerilemek gönülün diriliğinden ve düzeninden başlar demeyiz de ilerlemek gönlün dirliğinden ve düzeninden başlar deriz.

Topkapısı, Topkapı; Edirnekapısı da Edirnekapı olur. (Ünlü düşmesi)

Alçak-çık değil de alça-cık; küçük-çük değil, küçü-cük; ast-subay değil astsubay deriz. (Ünsüz düşmesi)

Bugün hastahaneleri hastane, eczaneleri de eczane yaptık. (Hece düşmesi)

Ses değişmesi:

Öyle demedim ama deyeceğim, derken biraz zorlanıyoruz; ama diyeceğim derken rahat söylüyoruz, yani diyoruz.

Ses birleşmesi:

Sütlü-aş’ımız sütlaç; ne-ise-ne nesne oluyor.

Benzeşme:

Aç-dı yerine açtı; kitap-ı yerine de kitabı demeyi tercih ederiz. Bıçak-ı ver değil de bıçağı ver deriz. İlaç-ı aldın mı değil, ilacı aldın deriz.

Şoför’ü biz şöför, pantolon’u da pantolon yaparız.

Elin şemsiye’i bizde şemşiye olur. Eczane e ezzane olur.

Penbe’ler pembe, çarşanbalar Çarşamba, anbarlar ambar olurken, menbalar da memba olurlar.

Dinlemeyi dinnemek, canlanmayı da cannanmak olarak söylemek daha kolayımıza gider. Ateşi ataşa çeviririz.

Anadoluda mahalle mehelle olur, buğday da buyday olur.



Ulama: Sonu ünsüzle başlayan bir kelimeden sonra, ilk sesi ünlüyle başlayan bir kelime geliyorsa, bu sesler birbirine bağlanarak okunur.

Akşam olur olmaz eve gel. Cümlesini, “ak şa mo lu rol ma ze ve gel” şeklinde okuruz. Bazı kelimeler arasına konan virgüller, ulamayı engeller: “Ağaçlar, otlar, çiçekler, evin çevresini kuşatmışlar.” Cümlesinde, aralarına virgül konulan kelimeler, ulama yapılmadan okunur. Anlam değişikliği doğuracak durumlarda ulama yapılmaz: “Ali top al.”


Vurgu: Cümlelerde bir kelimenin, kelimelerde bir hecenin daha canlı ve daha dikkat çekici bir şekilde söylenmesine vurgulama denilmektedir. Bunlar da, kelime vurgusu ve cümle vurgusu diye ikiye ayrılır.

Türkçe kelimelerin çoğunda vurgu son hece üzerindedir. Tek hecelilerde ise vurgu olmaz. Anne, baba, çocuk, evde.

Olumsuzluk eki (-me), vurgu almaz. Vurgu, ondan bir önceki hecede olur. dokunma! Bazı kelimelerde de vurgu, ilk hecede olur. Erzurum, Antalya, Hatay gibi yer adları; başla, haydi, davranma gibi heyecan bildiren kelimeler; onbaşı, yarbay, yılbaşı gibi birleşik kelimeler; amca, hala, teyze gibi akrabalık adları; akşam, yarın, bugün gibi zaman bildiren kelimeler.

Cümlelerde önemli bulduğumuz kelimeyi genellikle yüklemden önce kullanırız. Buna cümle vurgusu denilmektedir. Babamla akşam kitap okuduk. Kitabı babamla akşam okuduk. Akşam kitabı babamla okuduk. Cümle devrik de olsa, kural değişmez. Akşam, babamla okuduk, kitabı. Kitap okuduk; babamla akşam.


KELİME BİLGİSİ

Anlamlı veya görevli en küçük dil birimine kelime deniliyor. Cümle kuran bu ses veya ses toplulukları, yani kelimeler, ya bir anlam, ya da bir görev bildirirler. Hava, su, ateş, toprak anlam bildirirler; de, ile, için, ve, gibi, kadar ise anlamlı kelimeler arasında görev yaparak anlam da kazanırlar.



Kelimeler, yapılarına, anlamlarına, türlerine ve cümledeki görevlerine göre isimlendirilirler.

Yapılarına göre kelimeler, basit, türemiş ve birleşik kelimeler diye üçe ayrılır: anne, basit; annelik, türemiş; anneanne ise birleşik kelimedir.

Anlamlarına göre kelimeler, gerçek anlamlı, mecaz anlamlı, eşanlamlı, çok anlamlı, eşsesli, karşıt anlamlı kelimeler; terimler, deyimler, ikilemeler ve yansıma sözcükler diye sınıflandırılırlar.

Gözün kan çanağına dönmüş, kıpkırmızı olmuş. (Göz, bir organ adı. Gerçek anlamda kullanılmış.) O kitapta gözüm kaldı. ( Göz, gönül, arzu. Mecaz anlamda kullanılmış.)

Sağlıklı bir insan. Sıhhatli çocuk. (Sağlık ve sıhhat eşanlamlı.)

Bakmak, birden çok anlamda kullanılabilir: Kitaba biraz bak. Şu çocuğa bakıver. Nereye baktın da bulamadın? Sizin ev nereye bakıyor? Bu adam on çocuğa bakıyor.

Yüz lira verdi, şu koyunu yüz diyor, olacak iş mi? ( Birinci yüz, bir sayı bildirirken, ikinci yüz, bir eylem bildirmektedir. Bunlar eşsesli sözcüklerdir.)

Bu biber tatlı, ama şu acı. (Buradaki tatlı ile acı kelimeleri karşıt anlamlıdırlar.) Aman ne tatlı çocuk! Bu cümledeki tatlı kelimesinin karşıtı sevimsiz sözcüğüdür.)

Bir sanat, bilim ve meslek dalıyla ilgili kavramları karşılayan kelimelere terim deniliyor: ses, hece, kelime, cümle... Dilbilgisi; çizgi, doğru, açı, düzlem... Geometri; nazım, nesir, öykü, masal... Edebiyat terimleridirler.

Gerçek anlamlarından sıyrılıp başka bir anlama gelecek şekilde kalıplaşarak kullanılan kelime grupları deyim olarak adlandırılır: Yüzsuyu dökmek. Çantada keklik. Ağır başlı.

Anlatımda anlamı kuvvetlendirmek, pekiştirmek için bir kelime ya iki kez, ya da karşıtıyla birlikte kullanılır: İri iri elmalar. Koca koca adamlar. Düşe kalka gittik. İyi kötü başarmış. Aşağı yukarı üç saat çeker. Bunlara ikilemeler deniliyor.

Bazı kelimelerimiz de canlı veya cansız varlıkların çıkardıkları sesleri karşılayacak şekilde kullanılırlar: cik cik, hav hav; güm, pat, çat; fışkırmak, fıkırdamak, çıtırdamak gibi. Bu tür kelimelere de yansıma kelimeler adı verilir.

Kelimeler, türlerine göre isim, sıfat, zamir, fiil, zarf, edat, bağlaç ve ünlem diye sınıflandırılmaktadırlar.

Kelime Çeşitleri:


Kelimeler, temelde isimlerden ibarettir. Varlıkların ve onlara ait niteliklerin, hareketlerin adlarıdırlar. Bu ne veya kim, sorularının karşılığı her zaman bir isimdir. Bu isme yöneltilen sorularsa yerine göre sıfat ve fiil kelimelerini buldurur. Bir isme, bu ne yapıyor, dediniz mi, onun eylediği şeyi, yani fiili öğrenirsiniz. O şey, duruyor, düşüyor, yürüyor, yuvarlanıyordur. Bunlar o şeyin fiilleridir.

Fiillere yöneltilen bazı sorular da zarfları, edatları buldururlar. Nasıl yürüyor, dersiniz, cevabı hızlı yürüyorsa, hızlılık o yapılan şeyin, yürüyüşün niteliği, yani zarfıdır. Niçin yürüyor, derseniz, cevabı da otobüse yetişmek için, olursa buna da edat (tümleci) deniliyor.

Sıfatlara ve zarflara sorulan sorular da yine zarfları verdirir. Ne kadar güzel, dediğinizde, çok güzel, cevabı verilirse, buradaki çok, zarf olur.

Adını bilmediğiniz bir varlığın yerine bazı kelimeler kullanırız. Bu, o, şu gibi. Bunlara da zamir deniliyor. Sıfatlar, tek başlarına kullanıldıklarında isim kabul edilirler. Bu adam, derseniz, bu, işaret sıfatı olur; ama bu kim, diye sorarsanız, zamir olur. İşaret zamiri denir. Sıfatlar, isim çekim ekleri alırlarsa o zaman isim konumuna girerler. Büyük kitabı, değil de büyüğü ver, denilirse, sıfat isim yerine geçmiş olur.



İsim

İsimler, anlamlarına ve yapılarına göre iki ana guruba ayrılır.

Anlamlarına göre isimler, varlıkların oluşlarına göre (somut isimler ve soyut isimler ), varlıklara verilişlerine göre ( cins isimler ve özel isimler), varlıkların sayılarına göre ( tekil isimler, çoğul isimler ve topluluk isimleri) olmak üzere üçe ayrılırlar.

Yapılarına göre isimler de basit isimler, türemiş isimler ve birleşik isimler diye üçe ayrılırlar.

Beş duyu ile kavranılan varlıkların adları somut isimdir: dağ, taş toprak, hava, su gibi.

Varlıklarını zihnen kabul ettiğimiz varlıkları karşılayan isimler de soyut isimlerdir: Allah, akıl, adalet, mutluluk, sevinç, sevgi gibi.

Bir türden olan varlıkların adına cins isim diyoruz: ev, insan, geyik, dağ, nehir, düşünce, akıl, ordu, gelmek gibi.

Tek varlıkları bildiren adlara da özel isim diyoruz: Ali, Ayşe, Ankara, İstanbul, Sakarya, Kızılırmak gibi.

Kelimelerde bir varlığı veya çekimli eylemlerde bir kişiyi bildiren şekle tekil denir. Çoğul eki almamış kelimelere de tekil isim denilir: kalem, kitap, gül.

Çoğul eki (-ler, -lar ) almış kelimelere ise çoğul isim deniliyor: kalemler, kitaplar, güller.

Çoğul eki almadıkları halde birden fazla varlığı bildiren kelimelere de topluluk ismi deniliyor: millet, aile, ordu, halk, dernek, kurul, küme. Bu isimler de çoğul eki alarak çoğullaşırlar: ordular, milletler, aileler gibi.

İsimler, cümlelerde değişik hallerde kullanılırlar. Bu hallerine göre de cümlede görev alırlar.

Ev Ali’nindir. ( Hiçbir ek almamış olan ev, cümlede öznedir. Bu haline yalın hali diyoruz. )

Ali evi gördü. ( Ev, -i eki almış, buna ismin -i hali veya belirtme durumu diyoruz. Ev, cümlede nesnedir.)

Ali eve gitti. ( Ev, -e eki almış. Buna –e hali veya yönelme durumu deniyor. Eve cümlede dolaylı tümleçtir.)

Ali evden çıkmadı. ( Ev, -den eki almış. Buna da –den hali veya ayrılma durumu deniliyor. Evden, cümlede dolaylı tümleç tir.)



İsim Tamlamaları

İsimlerin anlamlarını daha iyi belirtmek için bir araya getirilip bir grup oluşturmalarına isim tamlamaları deniliyor. Bu birlikler geçici birliklerdir. Kalıplaşmış olanlarına ise birleşik kelime, deyim, atasözü denilmektedir.

Tamlamalarda iki unsur vardır: tamlanan ve tamlayan. Tamlanan unsur, temel unsurdur. -i, -ı, -u, -ü; -(i)m, -(i)miz, -(i)n, -(i)niz, -leri eklerini alır. Sesli harfle biten kelimelerde, kelime ile ekler arasına s kaynaştırma harfi girer. Tamlayan, tamladığı kelimenin kime, neye ait olduğunu, neden yapıldığını, neye benzediğini bildirir. Tamlayan gerekirse –in ve –im eklerini alır. Bu eklerden önce sesli harf gelirse araya n kaynaştırma eki girer. Bu kural bazı kelimelerde geçmeyebilir. Kuyu-n-un dibi tamlamasında kaynaştırma n iken, su-y-un sesi tamlamasında kaynaştırma eki y’dir.

Takısız isim tamlaması: Bu tamlamada tamlayan da tamlanan da ek almaz. Tamlayan, tamlananın neye benzediğini veya neden yapıldığını gösterir. İnci gerdanlık, altın küpe, yün kazak, ölü yüz.

Belirtili isim tamlaması: Her iki unsurunun da ek aldığı tamlamaya belirtili isim tamlaması denir: Kalemin ucu, kitabın kapağı, adamın elleri.

Belirtisiz isim tamlaması: Tamlayanı ek almayan, ama tamlananı ek alan tamlamalara denir: Kitap dostu, çocuk kalbi, dost yüzü.

Zincirleme isim tamlaması: İkiden fazla isimden meydana gelen tamlamalardır: Kitap düşmanlığının sonu, insan sevgisinin meyvesi.

Belirtili isim tamlamalarıyla, zincirleme isim tamlamalarında, unsurlardan biri veya her ikisi de sıfat alabilir: Güzel yurdumun havası, yurdumun güzel havası, güzel yurdumun temiz havası. Can yurdumun temiz havasının hasreti.

Belirtisiz isim tamlamalarıyla, takısız isim tamlamalarında iki kelimenin arasına sıfat girmez; sıfat ancak tamlamanın başında olabilir: Büyük kitap kulübü, paslı demir kapı.

Devrik cümlelerde tamlamaların unsurları yer değiştirebilir: Ne yaptın, elini çocuğun?

Tamlamalar, cümlede her görevi üstlenebilir, yani özne, tümleç, yüklem olabilir: Bu, benim kitabımdır. Benim kitabımı okuyor. Benim kitabıma bakıyor. Onu, benim kitabım gibi sandım.

Sıfat

Ön ad da denilen sıfatlar, varlıkların niteliklerini ve niceliklerini belirtirler, sorarlar: Hangi, iki güzel ev? Sağdaki iki güzel ev.

Sıfatlar, anlamlarına göre, niteleme, unvan ve belirtme sıfatları diye üçe ayrılır. Yapılarına göre de, basit, türemiş ve bileşik sıfatlar diye adlandırılır: Boz dağların, sarp yolları. Eşsiz bir kitap. Ağırbaşlı okurlara yaraşır.

Belirtme sıfatları da işaret sıfatları, soru sıfatları, sayı sıfatları ve belgisiz sıfatlar diye gruplandırılır. Sayı sıfatları da, asıl sayı, sıra sayı, kesir sayı sıfatları ve üleştirme sıfatları diye dörde ayrılır.

Bu, nasıl iş? Bu, güzel iş. Bu, kaç kitap? On kitap. Üçüncü kitabın, üçte birini okudum. Beşer kitap okumuşuz. Bu kitabı da okumalıyım. Şuradaki ev.

Birkaç kitap aldım, bazı öğrencilere verdim.

Derecelendirme sıfatları: Senin kadar iyi insan az bulunur; ama senden daha tembel adam da bulunmaz. En güçlü adam olabilirsin; ama en sabırlı adam değilsen, gücün bir işe yaramaz. Çok güzel vücut değil, çok güzel gönül isterim.

Pekiştirme sıfatları: Niteleme sıfatlarının ilk hecelerindeki sesli harflerin sonuna m, p, r, s ünsüzlerinden uygun olanı getirilir, kelimenin başına eklenir: bembeyaz, masmavi, upuzun, perperişan.

İkilemeler yoluyla yapılır: Mini mini ellerini tuttum. İri iri gözlerine baktım. İri yarı gövdesiyle koşamıyordu. Salkım salkım üzümler. Tatlı mı tatlı salkımlar.

Küçültme sıfatları: Sonlarına –cık, -cik, -cuk, -cük; -ca, -ce; -imsi, -imtrak ekleri getirilerek, sıfatlarda küçültme yapılır: Azıcık ekmek ye. Acımsı bir tadı var ama, ye. İrice ellerini uzattı.

Sıfat Tamlamaları

Sıfat tamlamaları, isim tamlamalarında olduğu gibi tamlayan ve tamlanan eki almazlar. Kuruluş bakımından takısız isim tamlamalarına benzerler: Çıplak ayaklarla dikenli yola girme. Kimi çocuklar bu yollarda kayboldu. Anneleri bütün gün onları aradı.

Sıfatlar yalnız kullanılırlarsa, yani tamlayanları düşmüş olursa, isim gibi kullanılırlar: Bir yiğidi, bir çirkine kul etmişler. Bu güzeli, hasret ile kül etmişler.

Zamir

İsimlerin yerini tutan kelimelere zamir denir. Bir varlığın adını hatırlamadığımız veya söylemek istemediğimiz zaman yerine kullandığımız kelimeler, zamirdir: Şu benim olsun. O kimin? Bu da nesi? Ben bilemedim, ya sen? Kendine bir sor. Hepsi senin mi?

Zamirler, şahıs zamirleri, işaret veya gösterme zamirleri, soru zamirleri, belgisiz zamirler ve bir de ek halindeki iyelik ve ilgi zamirleri diye sınıflandırılırlar.

Şahıs zamirleri: Ben, sen, o, biz, siz, onlar. Kendi kelimesi de şahıs zamiridir; öze dönüşlülük zamiri diye de adlandırılır. İsimler gibi çekime girer, yani hal ekleri alırlar; tamlama oluştururlar: Beni bende demen, ben bende değilem; bir ben vardır bende benden içerü. Şu benim dertli gönlüm, yine halden hale girdi. Kendim ettim, kendim buldum.

İşaret zamirleri: Şu benim olsun, o senin. Orası karanlık, burada otur. Öteki nerde?

Soru zamirleri: Ne aradın? Kimi sordun? Hangisi senin? Kaçı geldi?

Belgisiz zamirler: Kimse gelmedi mi? Kimileri görev yapmamış. Bazıları da kaytarmış.

İyelik zamirleri. Bunlar ek halindeki zamirlerdir: Kitabım güzel. Evin geniş. Günahı senin boynuna.

İlgi zamiri: Belirtili isim tamlamalarında bazen tamlanan söylenmez, onun yerini, –ki eki tutar. Seninki nasıl oldu? Oradaki eskimiş. Evdeki daha güzel, sana onu getireyim. (Senin elin, oradaki gömlek, evdeki çanta.)

Fiil




Varlıklara ait işi, oluşu, hareketi, durumları bildiren kelimelere fiil denir: Biraz yürü, yorulunca otur. Benzin sararmış. Kime bakıyorsun?


Fiillerin isimlerini bildiren kelimelere mastar denir: Gelmek, gelme, geliş gibi. Bunlar, şahıs ve zaman belirtmezler. Öğüt almak gerekse, alacaksın; ama, nasihat alma zamanım geçti, diyorsan, alma...

Fiillerde, mastar eki veya çekim ekinin olmadığı şekle fiil tabanı denir. Bunlar da kök veya gövde halinde olur: Almak – al ; alışmak – alış. Basit fiiller kök; türemiş fiiller ise gövde halindeki fiillerdir.



Fiil Kipleri

Fiillerin, zaman, istek ve şahıs bildirecek şekilde kullanıldığı biçimlere kip denilir. Bunlar, haber kipleri ve dilek kipleri olarak ikiye ayrılırlar.



Haber kipleri:

Görülen geçmiş zaman, diğer adıyla –di’li geçmiş zaman kipi: Fiil tabanına –di eki getirilerek yapılır. Oku-du-m, oku-du-n, oku-du, oku-du-k, oku-du-nuz, oku-du-lar. Okuma işinin öncen ve kesin yapıldığı bildirilir.

Duyulan geçmiş zaman, bir başka deyişle –miş’li geçmiş zaman kipi: oku-muş-um, oku-muş-sun, oku-muş, oku-muş-uz, oku-muş-sunuz, oku-muş-lar. Okuma işinin daha önce gerçekleştiği bildirilir, ama kesinlik yoktur.

Şimdiki zaman kipi: oku-yor-um, oku-yor-sun, oku-yor, oku-yor-uz, oku-yor-sunuz, oku-yor-lar. Okuma işinin şimdi gerçekleştiğini, veya sürekli yapıldığını bildirir.

Gelecek zaman kipi: oku-y-acağ-ım, oku-y-acak-sın, oku-y-acak, oku-y-acağ-ız, oku-y-acak-sınız, oku-y-acak-lar. Okuma işinin bir süre sonra olacağını bildirir.

Geniş zaman kipi: oku-r-um, oku-r-sun, oku-r, oku-r-uz, oku-r-sunuz, oku-r-lar. Okuma işinin her zaman yapılabileceğini bildirir.



Dilek kipleri:

İstek kipi: bu kip, fiil tabanına –e, -a eki getirilerek yapılır: oku-y-a-y-ım, oku-y-a-sın, oku-y-a, oku-y-a-lım, oku-y-a-sınız, oku-y-a-lar.

Dilek-şart kipi: bu kip de fiil tabanına –se, -sa eki getirilerek yapılır: Oku-sa-m, oku-sa-n, oku-sa, oku-sa-k, oku-sa-nız, oku-sa-lar.

Gereklilik kipi: -meli, -malı ekleriyle kurulan bir kiptir: Oku-malı-y-ım, oku-malı-sın, oku-malı, oku-malı-y-ız, oku-malı-sınız, oku-malı-lar.

Emir kipi: Bu kipin eki yoktur. Birinci tekil ve çoğul şahısların emir şekli olmaz; çünkü kişi, kendi kendine emir vermez. Bu yüzden bu kip, oku, oku-sun, okuyun, okusunlar şeklinde çekimlenir.

Birleşik zamanlı fiiller:

Basit zamanlı fiillerin haber veya dilek kiplerine –di, -miş, -se ekleri getirilerek, bunların hikaye, rivayet ve şartı yapılır: Bil-ir-di-m (Bilmek fiilinin geniş zamanının birinci tekil şahsının hikayesi.) Bil-ir-miş-im (bilmek fiilinin geniş zamanının rivayetinin birinci tekil şahsı.) Bil-ir-se-m (Bilmek fiilinin geniş zamanının birinci tekil şahsının şartı.)

Yapılarına göre fiiller:

Fiiller de isim ve sıfatlarda olduğu gibi basit, türemiş ve birleşik diye üç şekilde karşımıza çıkarlar: Geldin, geliştin, gelebildin.

Yapım eki almamış, kök durumundaki fiillere basit fiiller denilir: gel, al, git, gör, sor.

Fiil ve isim türünden kelimelerden yapım ekleriyle kurulan fiillere de türemiş fiiller denilir: Alıştırıldı. Güzelleşti. Evlendi. Bencilleşti.

Birleşik fiiller, üç şekilde karşımıza çıkarlar:

1.Yardımcı fiillerle isimler birleşerek iş, oluş ve hareket bildirirler: Adam olmak, iyilik etmek, el eylemek, nazar kılmak gibi.

2.Fiillerle isimler anlamca kaynaşır, hatta kalıplaşarak deyim oluştururlar: Göz atmak, kulak asmak, el uzatmak, içine düşmek, bitkin düşmek gibi.

3.Vermek, durmak, kalmak, bilmek, yazmak fiilleri diğer fiillerle özel eklerle birleşerek, tezlik, sürerlik, yeterlik ve yaklaşma ifade eden iş, oluş ve hareketler bildirirler. Bunlara da kurallı birleşik fiiller denir.

Tezlik fiilleri, fiil tabanlarına –i vermek fiili eklenerek yapılır: Gelivermek, gidivermek gibi.

Sürerlik fiilleri, -e durmak, -e kalmak fiili eklenerek yapılır: Gidedurmak, bakakalmak gibi.

Yeterlik fiilleri de –e bilmek fiili eklenerek yapılırlar: Gidebilmek, gelebilmek gibi.

Yaklaşma fiilleri ise, -e yazmak fiilinin ilavesiyle yapılır: Düşeyazmak, gideyazmak gibi.



Ek-fiil

İsim soylu kelimelerin sonlarına gelerek, onlara olmak, oluş anlamı katan eklere ekfiil denilir: Hastayım (Hasta oldum.) Öğrencisin (Öğrenci oldun.) Güzelsin (güzel oldun.)

Ekfiilin mastarının imek olduğu söylenir. Bu fiilin geniş zamanı, görülen geçmişi, duyulan geçmişi ve şartı vardır: güzelim, güzelsin, güzeldir, güzeliz, güzelsiniz, güzeldirler, (Geniş zaman). Güzeldim, güzeldin, güzeldi, güzeldik, güzeldiniz, güzeldiler, (Görülen geçmiş zaman). Güzelmişim, güzelmişsin, güzelmiş, güzelmişiz, güzelmişsiniz, güzelmişler, (Duyulan geçmiş zaman). Güzelsem, güzelsen, güzelse, güzelsek, güzelseniz, güzelseler, (Şart).

Mastarı imek olduğu için, bu fiil, isimlere, idim, idin, idi, idik, idiniz, idiler şeklinde de eklenebilir: Güzel idim, güzel idin... gibi.



Zarflar:

Kelime türlerinden biri de zarftır. Belirteç de denilen zarflar, isim soylu kelimeler olup, sıfatların, fiillerin ve kendi cinsinden olan kelimelerin anlamlarını zaman, yer, yön, durum, azlık, çokluk bakımından belirleyicidirler: Çok güzel çocuk. Güzel konuşuyor. Çok güzel okuyor.



Akşam gideriz, sabah geliriz. Şimdi oturalım. Hemen gitmeyeceğiz. Daha gelmediler. Geç kalmazlar. Şimdi gelirler. Bu zarflar zaman bildirirler.

Yavaşça kalktı, usulca yaklaştı. Sıkı sıkı sarıldı. Yüzüne gülerek baktı. Diyar diyar gezdin, derbeder döndün, dedi. Bunlara da durum zarfları diyoruz.

Yukarı çıktım, içeri girdim. Pencereden aşağı baktım. Biraz ileri gittim. Tekrar dışarı çıktım. Buradakiler de yer ve yön zarflarıdır.

Bu lafı çok dinledim. Biraz otur. Çok çabuk yoruluyorsun. Fazla konuşma. Buradakiler de azlık çokluk zarflarıdır.



Nasıl oldu, nasıl konuştunuz? Ne susuyorsun, söyle! Hani anlatacaktın? Niçin geldin öyleyse? Bunlar da soru zarflarıdır.

Zarflar isimler gibi çekim eki almazlar, alırlarsa isim görevinde olurlar: İçeriye girdim, cümlesinde içeriye, yer tümleci olur, zarf tümleci olmaz.



Edatlar ve Bağlaçlar:

İğne ile dikmiş. Makas ile de kesmiş. Okumak için aldığı kitabı getirmedi, ama yazmak için aldığı kalemi getirdi, verdi ve gitti. Bu cümlelerde koyu harflerle dizili kelimeler, tek başlarına bir anlam taşımadıkları halde, anlamlı kelimeler arasında, anlam ilişkileri kurarlar, veya onları birbirlerine bağlarlar. İşte bu tür kelimelerin anlam ilişkisi kuranlarına edat, bağlayıcı olanlarına da bağlaç deniliyor: “İle, için” anlam ilişkisi kurarken, “ama, ve” bağlaç görevi yapıyor.

Ali dergi ile kitap getirmiş, babası ile de gitmiş. Burada iki tane ile var. Bunlardan biri edat, biri de bağlaçtır. Cümleden atıldığında, cümlenin anlamı bozuluyorsa, atılan kelime edattır; cümleden atıldığında cümlenin anlamı bozulmuyorsa, atılan kelime bağlaçtır. Birinci ile, bağlaç; ikinci ile, edattır.

Ünlemler:

Duyguları, düşünceleri biraz heyecanla anlatan kelimelerdir. Eyvah geldiler! Vay hain! Ey insafsız! Hadi yürü! Gibi...



Cümle ve Cümlenin Öğeleri:
Sebep-sonuç grubu cümlelerinin bütün dünya dillerinde ya iki tarafı da olumlu veya iki tarafı da olumsuzdur:

Örnekler:

Çalışmadı, bu yüzden başaramadı.

Çok çalıştı, onun için kazandı.
Zıtlık grubu cümlelerininse bütün dünya dillerinde bir tarafı olumluysa, diğer tarafı olumsuzdur.

Örnekler:

Çalışmadı, ancak başardı.

Çok çalıştı, fakat kazanamadı.
Dünya dillerinde ses, kelime, cümle kabuk; anlam ise özdür. Bu öz Yaratıcı tarafından insanoğluna bağışlanmıştır ve aslı tek dile ait olmalıdır. Yoksa dünya dillerinin birinden diğerine tercüme yapmak mümkün olmazdı.

“Bir yargı bildirmek üzere tek başına kullanılan çekimli bir eyleme veya çekimli bir eylemle birlikte kullanılan kelime dizisi.”ne cümle diyoruz: Gel. Ellerini yıka. Su, biraz sonra bitecek. İnsansın. İnsan olamadın, demedim.

Cümlenin anlaşılmasında görev yüklenmiş kelime veya kelime gruplarına cümlenin öğeleri denir: özne, yüklem ve tümleçler.

Kim, neyi, nereden, nasıl, ne zaman getirdi? Bu cümlede, her soru sözcüğü bir öğeyi gösterir: Kim, özneyi; neyi, nesneyi; nereden, dolaylı tümleç veya yer tamlayıcısını; nasıl ve ne zaman ise zarf tümlecini gösterir.

Burak, kitabı, kütüphaneden güç bela, şimdi getirdi.

Yüklem, cümlenin temel öğesidir. Bu da, ya çekimli bir fiildir, ya da ekfiil almış isim cinsinden bir kelimedir: Bütün insanlığın yüzü / gülecektir. Bu cümlede yüklem çekimli bir fiildir. Yüzü gülecek olan / bütün insanlıktır. Bu cümlede ise yüklem, ekfiil almış bir isimdir.

Çocukların en güzeli benim kardeşimdir. Orhan’ın amcası iyi insandır. Masanın üzerinde duran, asırlar öncesinden kalma bir kitaptır. Bütün rakamların anası, 1’dir. ( 1 olan ne? Asırlar öncesinden kalma bir kitap olan ne? İyi insan olan kim? Benim kardeşim olan kim?) Bütün bu sorulara cevap olan kelime veya kelime grupları da bu isim cümlelerinin özneleridirler.

Özne, çekimli fiilin ya da fiilimsinin bildirdiği kişi veya şeydir: Orhan gitti, kitaplar geldi. Burak gelince, Adil de gelecek. (Yüklem neyi veya kimi bildiriyor, sorusu özneyi buldurur.)

Cümlelerde özne ile yüklem arasındaki ilişkiler gramer kurallarına uygun olmalıdır. Buna dikkat edilmezse anlatım bozuklukları ortaya çıkar. Türkçe cümle yapısında özne tekil olursa yüklem tekil; özne çoğul olursa, yüklem de çoğul olur: “İnsan düşünen varlıktır; veya insanlar düşünen varlıklardır.” Cümleleri doğrudur; ama, “İnsanlar düşünen varlıktır. İnsan düşünen varlıklardır.” cümleleri yanlıştır. bu kuralın istisnaları da vardır: “Taşlar düzgün yontulmuyorlar.” cümlesinde özne-yüklem uyumsuzluğu var; çünkü, Türkçe cümle yapısında cansız varlıklar özne olunca yüklem tekil olur, çoğul olmaz. Bu cümlenin doğru şekli, “Taşlar, doğru yontulmuyor.” dur. Aynı durum, mastarların özne oluşu halinde de söz konusudur. “Yazışmalar devam ediyorlar.” denmez. Doğrusu, “Yazışmalar devam ediyor.”dur. Organ adları özne olunca da aynı durum görülür. “Gözleriniz görmüyorlar mı?” denmez. “Gözleriniz görmüyor mu?” denir. Bitki ve hayvanlar, zaman adları, topluluk isimleri de özne oldukları zaman yüklemleri tekil olur.

Ağaçlar kuruyorlar. Günlerimiz çok sıkıcı geçiyorlar. Türkler çok zekidirler.” cümlelerinde özne yüklem uyumsuzlukları vardır. Yüklemlerdeki çokluk ekleri gereksizdir.

Cümlenin diğer öğelerinden biri de tümleçtir. Özne ve yüklemden başka, yüklemi durum, zaman, yer ve sebep yönünden tamamlayan unsurlara tümleç diyoruz. Bunlar da nesne, dolaylı tümleç, zarf tümleci ve edat tümleci diye adlandırılırlar. Burak, bu kalemi, dün okulda Adil’den, ödev yapmak için, bir gül vererek almış. Bu cümlenin yüklemine şu soruları yöneltelim: Kim, neyi, ne zaman, nerede, kimden, niçin, nasıl almış? Bu soruların her biri, cümlenin bir öğesini buldurur.

Özne: Burak.

Nesne: Bu kalemi.

Okulda, Adil’den: Dolaylı tümleç.

Ödev yapmak için: Edat tümleci.

Dün, gül vererek: Zarf tümlecidir.

Demek ki, bir cümlede yükleme, kim (ne), kimi (neyi), nede, neye, nerede, nereye, ne zaman, nasıl, niçin, ne ile? Soruları sorularak cümlenin öğeleri bulunur.



Cümleler, anlamlarına, yüklemlerine, yapılarına ve kuruluşlarına göre de sınıflandırılırlar. Dilek, emir, ünlem, şart, soru cümleleri; olumlu ve olumsuz cümleler diye anlamlarına göre; düz ve devrik cümle diye kuruluşlarına göre; basit, birleşik cümleler, sıralı ve bağlı cümleler diye de yapılarına göre adlandırılır; isim ve fiil cümlesi diye de yüklemlerine göre isimlendirilirler.

Seni, dün okulda aradım. Dün aradım, seni okulda. İlk cümle düz, ikinci cümle ise devriktir. Düz cümlelerde yüklem daima sonda bulunur; devrik cümlede sonda olmaz.

Sen çok iyi bir adam olursun. Sen zaten güzel adamsın. Bu cümlelerde yüklemler farklıdır. İlk cümlede yüklem çekimli fiil; ikinci cümlede ise yüklem isim soylu bir kelimedir. Bu yüzden birinci cümleye fiil cümlesi, ikinci cümleye de isim cümlesi diyoruz.

“Bu güzel kitapların çoğu bakanlıkta basılıyor.” Cümlesi yapısı bakımından basit bir cümledir; çünkü bir yüklemi var. Yapısında biricik çekimli fiil bulunuyor. Cümle tek bir düşünceyi dile getiriyor.

“Kaçak basılan kitapları satın almam.” Cümlesi, birden fazla düşünceyi dile getirdiği; birden fazla fiil cinsinden kelime bulunduğu için yapı bakımından birleşik cümledir. Bu cümlede, kitapların kaçak basıldığı, bu kitapların satın alınmaması gerektiği gibi iki düşünce dile getiriliyor. İlk düşünceyi oluşturan cümleye yan cümlecik, ikinci düşünceyi oluşturan cümleye de temel cümlecik deniliyor.

“Burada çay içilir, sohbet edilir, kitap okunur.” Cümlesinde birden fazla cümle sıralanmış, sadece virgülle birbirinden ayrılmış. Ayrıca dolaylı tümleçleri de ortak tutulmuş. Bu tür cümlelere de yapı bakımından sıralı cümle deniyor.

“Çok kitap okuyor; ama, yazmıyor.” Cümlesine de yapı bakımından bağlı cümle deniyor; çünkü iki cümle, bir bağlaçla bağlanmış.

YAZIM KURALLARI

Dillerin yazıya geçirilmeleri bir takım kurallarla olmaktadır. Belirlenen bu kurallara o dilin yazım kuralları denir. Bu kuralları öğretmek için kitaplar hazırlanır. Bir kelimenin nasıl yazılacağını o kitaplara bakarak öğrenebiliriz. Türk Dil Kurumu da bunun için “İmla Kılavuzu” diye bir kitap hazırladı. Orada bu kurallar, etraflıca anlatılmakta ve kelimelerin nasıl yazıldıklarına ilişkin geniş bir “Genel Dizin” sunulmaktadır.

Dilimizdeki yazım kurallarını şöyle özetleyebiliriz:

Türkçe’de cümleler daima büyük harfle başlar: “Kitabı dost edindim. Derler: İnsanda derin bir yaradır, öksüzlük. Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! Koca Ali... Koca Ali, be! Ne yaman adamsın! Nereden geldin? Nereye gidiyorsun?” gibi cümlelerde de görüldüğü üzere, nokta (.), iki nokta (:), üç nokta (...), ünlem (!) ve soru işareti (?) nden sonra gelen cümlelerin ilk harfleri de büyük olur.

Şu durumlarda cümle büyük harfle başlamaz:

-mek eki, mastar ekidir. “mı” soru edatı ayrı yazılır. “y” harfi, kaynaştırma harfi olarak da görev yapar. 122, benim okul numaramdır. Örnek cümlelerinde görüldüğü gibi, cümle bir ek, bir harf, bir rakamla başlarsa, cümlenin ilk harfi büyük yazılmaz.



Şiirlerde çoğunlukla mısra başları büyük harfle başlar:

Bıçak soksan gölgeme,

Sıcacık kanım damlar.

Gir de bak ülkeme:

Başsız başsız adamlar...

Mektuplarda ve resmi yazılarda hitaplar büyük harfle başlar:

Sayın Başkan, Sayın Profesör, Sayın Vali,

Güzel Kardeşim,

Can Yoldaş,



Adreslerde kelimeler hep büyük harfle başlar:

Sayın Cafer Doğan

Beştelsiz Mahallesi, Seyitnizam Caddesi, 5. Yol Sokak Nu: 2,

Özlem Sitesi, A Blok, Daire 27 Zeytinburnu/İSTANBUL



Tarihlerde ay ve gün adlarının ilk harfleri büyük yazılır:

Cafer, 1 Haziran 1980 Pazartesi günü, İstanbul’da doğdu. (Belli bir tarih belirtilmiyorsa gün ve ay adları küçük harfle yazılır: Adana’ya 7 temmuzda gideceğiz.), 29 Mayıs 1453 Salı günü.



Kısaltmalar büyük harfle yapılır:

Türkiye Cumhuriyeti (TC), Fatih Üniversitesi (FÜ). Avukat (Av.).



Özel isimlerin hepsi büyük harfla başlar:

Cihan Okuyucu, Ali Yıldız. Özel isimlerden önce veya sonra gelen meslek isimleri, unvan isimleri ve takma isimler de büyük harfle başlar: Kimyager Necdet Bey, Hatice Hanım, Yavuz Sultan Selim, Kasımpaşalı Durdu, Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman), Yüzbaşı Mansur.



Hayvanlara takılan özel isimler de büyük harfle başlar: Tekir, Kocabaş...

Millet, devlet, ülke, dil, din-mezhep isimleri ve bunların mensupları büyük harfle başlar: Kazaklar, Kazakistan’da Kazakça mı konuşur? Amerika’da Müslümanlık yayılıyor, bir kısım Hristiyanlar da müslüman oluyor.

Din ve mitoloji kavramlarını karşılayan özel adlar büyük harfle başlar: Allah, Cebrail, Kibele, Oziris.

Şehir, kasaba, köy, mahalle, cadde ve sokak isimleri de büyük harfle başlar: İstanbul’da Fatih ilçesinin Draman mahallesinde oturur. Fatih’te Akdeniz caddesinden Fener sokağına gir.

Haritalarda adı geçen kıta, bölge, dağ, deniz, ova, nehir, göl... isimleri büyük harfle başlar: Türkiye, Akdeniz Bölgesi, Konya Ovası, Fırat nehri, Tuz Gölü, Ağrı Dağı...

Kurum, kuruluş ve kurul adlarının her kelimesinin ilk harfleri büyük yazılır: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa Mahkemesi, Fatih Üniversitesi, Yüksek Öğretim Kurulu.



Kitap, dergi, gazete, tablo, heykel ve hukukla ilgili kanun, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge adlarının her kelimesi büyük harfle başlar: Kur’an, İncil, Tevrat, Kendi Gök Kubbemiz, Diriliş, Büyük Doğu, Zaman, Hürriyet, Düşünen Adam (heykel), Son Akşam Yemeği (tablo), Medeni Kanun, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği.

Saray, köşk, han, kale, köprü, anıt vb. yapı isimlerinin bütün kelimeleri büyük harfle başlar: Topkapı Sarayı, Yıldız Köşkü, Horozlu Han, Maraş Kalesi, Boğaz Köprüsü.

Milli ve dini bayramların isimleri büyük harfle başlar: Kurban ve Ramazan Bayramları, Cumhuriyet Bayramı.

Tarihi olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar: İstiklal Savaşı, Malazgirt Savaşı, İlk Çağ, Milli Edebiyat Dönemi.

Özel adlardan türetilen bütün kelimeler büyük harfle başlar: Türklük, Türkçülük, Türkleşmek, İstanbullu.

Yer ve millet isimleriyle kurulan birleşik kelimelerde özel adlar büyük harfle başlar: Maraş dondurması, Van kedisi, Japon gülü.

Levhalar ve açıklama yazıları büyük harfle başlar: Müdür, Doktor, Giriş, Çıkış.



Birleşik kelimelerin yazılışı:

Yeni bir kavramı karşılamak amacıyla kurulan birleşik kelimeler, belirtisiz isim tamlaması, sıfat tamlaması, isnat grupları, birleşik fiiller, ikilemeler, kısaltma grupları ve kalıplaşmış çekimli fiillerden oluşur: yer çekimi, hanımeli, ses bilgisi; beyaz peynir, açıkgöz, toplu iğne; eli açık, ayak yalın, günü birlik, sırtı pek; söz etmek, zannetmek, hasta olmak; gidebilmek, bakakalmak; çoluk çocuk, çıtçıt, ev bark; baş üstüne, günaydın; sağ ol, ateşkes, külbastı.



Birleşik kelimelerin bir kısmı bitişik yazılır:

Ses düşmesine uğrayan birleşik kelimeler, kayın ana, kaynana; ne asıl, nasıl; ne için, niçin; Pazar ertesi , Pazartesi; sütlü aş, sütlaç; biri biri, birbiri.

Arapça kökenli bazı kelimeler, etmek, eylemek, edilmek, olmak, olunmak yardımcı fiilleriyle birleşirken asıllarına uyup ikinci hecedeki ünlülerini düşürürler. Bunlar birleşik yazılırlar: emir, emretmek; kayıp, kaybetmek, kaybolmak; azil, azletmek, azledilmek .

Yine Arapça af, his, ret, zan gibi kelimeler yardımcı fiillerle birleşirken sondaki sesler asıllarına uyarak çift sese dönüşür: affetmek, hissetmek, reddetmek, zannolunmak.

Vurguları son heceye kayan birleşik kelimeler bitişik yazılır: açıkgöz, anaerkil, babayiğit, bastıbacak, boşboğaz, büyükbaş, camgöz, düztaban günaydın, işveren.

Vurguları son hecede bulunan ikilemeler de bitişik yazılır: cızbız, dırdır, yüzgöz.

Eşanlamlı ikilemelerde de vurgu genelde ikinci hecededir; bunlar da bitişik yazılır: darmadağın, karmakarışık.

Benzetme yoluyla nesneleri karşılayan kendi anlamları değişmiş tamlamalar bitişik yazılır: hanımeli, suçiçeği, devetabanı, katırtırnağı, akbaba, dalkavuk, keçiboynuzu.



Deyim halinde kalıplaşmış cümleler de bitişik yazılır ki bunlar, bir nesnenin adı olmuştur: çıtkırıldım, ateşkes, dedikodu, kaçgöç, mirasyedi, kaptıkaçtı, külbastı, imambayıldı, gecekondu.

Yurt, ev, ocak gibi Türkçe kelimelerle kurulu birleşik adlar ayrı yazılır: doğum evi, yayın evi, asker ocağı, sağlık ocağı, öğrenci yurdu.

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə