Abmyo dergisi. 7, (2007) (65-80) Yabancı Dil Öğrenmenin Önemi ve Gerekliliği



Yüklə 98.8 Kb.
tarix28.10.2017
ölçüsü98.8 Kb.

ABMYO

Dergisi. 7, (2007) (65-80)

Yabancı Dil Öğrenmenin Önemi ve Gerekliliği

Ufuk SERENGİL1 ÖZET

Dil bir iletişim aracıdır. Bir toplumda yaşayan bireyler birbirleriyle aynı dili konuşarak iletişim kurarlar. Bugün hızla gelişen ve değişen dünyamızda diğer uluslarla da iletişim sağlamak zorundayız. Başka bir deyişle, diğer ülkelerle her alanda bilgi alışverişi yapabilmek, ekonomik ilişkilerimizi yürütebilmek ve kendi düşüncelerimizi ifade edebilmek için anadilimizden başka en az bir yabancı dili bilmek zorundayız.

Günümüzde ekonomik ve teknolojik gelişmeler sonucunda, İngilizce neredeyse tüm ülkelerde kullanılan 'dünya dili' haline gelmiştir. Bu nedenle ülkemizde de yabancı dil öğretimi daha çok İngilizce öğretimi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu, üzerinde uzun yıllardan beri titizlikle durulan bir konudur.

Küreselleşmenin gereği olarak çağı yakalamak, çağdaş olabilmek, diğer ülkelerle teknolojik, ekonomik ve kültürel açıdan iletişim sağlayabilmek için İngilizce öğretiminin iyi eğitilmiş ve alanında yeterli bilgisi olan öğretmenlerce yürütülmesi gerekmektedir. İçinde bulunduğumuz çağ 'bilgi' çağıdır. Bireyler ve toplumlar bilgiye ulaşmak için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Küreselleşme anlamında giderek 'küçülen' dünyamızda farklı toplumlar arasında 'iletişim' çok önemlidir. Günümüzde iletişim hem görsel ve yazılı basın hem de bilgisayarlar yardımıyla gerçekleştirilmektedir. Bu küresel iletişimin ortak dili İngilizce'dir. İletişim kanallarının hızla artması ülkemizde de işadamları, parlamenterler, yöneticiler gibi her kesimde çalışan kişilerin yabancı dil öğrenmeyi özellikle İngilizce öğrenmeyi talep etmesine neden olmaktadır. Bu büyük talebi gerektiği şekilde karşılayabilmek için, her dalda olduğu gibi, İngilizce öğretiminde iyi eğitim almış öğretmenlere ihtiyaç vardır.Bir yabancı dili bilmek bireyin o dildeki sözcükleri ve dilbilgisi yapılarını bilmesinin yanı sıra, bu sözcük ve yapılardan yararlanarak o dili konuşan kişilerle sözlü ya da yazılı iletişim kurabilmesidir.

Başka bir deyişle, bir dili bilmek yalnızca o dil hakkında gerekli olan dilbilgisi kurallarını bilmek, yani 'dilbilgisel yeti'ye sahip olmak değildir. Aynı zamanda hangi ortamlarda hangi yapı ve sözcüklerin kullanılacağını bilmek demek olan 'iletişimsel yeti' ye sahip olmak gerekmektedir. Bunu kazanabilmek için de o dilin kültürü ve edebiyatı hakkında bilgi sahibi olmak gerekmektedir.



Anahtar kelimeler: Dil Öğretimi, İletişim, Yabancı Dil Öğrenme

The Importance and Necessity of Learning a Foreign Language

ABSTRACT

Language is a means of communication. People who live in a community, communicate by speaking the same language. Today, we should communicate with other nations in our developing and changing world. On the other hand, we should speak at least a foreign language to exchange information and keep up our economic relationships and express our thoughts with other countries.Nowadays, as a result of economic and technologic developments, English has almost become as a 'world language' which has been spoken in ali countries. Therefore, teaching a foreign language mostly is on teaching English in our country, too. English should be taught by teachers who are well-educated to catch the period of globalization, being contemporary, to communicate with other countries as technologically, economically, and culturally.

We have been in an 'information' age. People and communities have been doing the best to reach information. Communication is very important among different communities of our diminishing world as globalized. Today, communication is realized with the aid of both visual and written press as well as computers. This global communication's language is English. The increase of communication methods causes to be demanded a foreign language, specially English, by people who work in different sectors as businessmen, parliamentarians, and managers. So, well-educated English teachers are needed.To speak a foreign language is to be able to communicate with people who use that language as verbal and written by the help of knowing words, grammar rules and structures. On the other hand, to speak that language is not only to know necessary grammar rules, but also it is to have communicative ability. Therefore, it is essential to have information on culture and literatüre of that country

Key words: Teaching a Foreign Language, Communication, Learning a Foreign Language.

Yabancı Dil Öğrenmenin Önemi ve Gerekliliği Yabancı Dil Öğrenme Metodları



-Anadil öğrenme: Anadilini öğrenen bireyler o dilin seslerini tanımayı, seslerin nasıl telaffuz edileceğini, sözcüklerde vurgunun nereye yerleştirileceğini, farklı tonlamaların farklı anlamlar yaratacağını bilinçaltına yerleşmiş dürtüler yardımıyla edinirler. Bu bilgiye dayanarak, o dilde sonsuz sayıda tümce üretebilirler. Anadilini öğrenen kişiler o dildeki sözcük bilgisini de otomatik olarak edinirler. İçinde yaşadıkları toplumun kültürel değerleri ve toplumsal dil kullanımı kuralları yoluyla bu sözcüklerin nasıl kullanıldığını, ne zaman ve hangi durumlarda değişik anlamlar taşıdığını bilirler (URL.l).

- Yabancı dil öğrenme: Yabancı dil öğrenme kısaca, bir dili kullanmak için gerekli becerileri kazanma süreci olarak tanımlanabilir. Dil öğreniminde kazanılması ya da edinilmesi gereken temel beceriler dilbilgisi, okuma, yazma ve konuşma becerileridir. (URL.l)

Yabancı dil öğrenimini anadil öğrenimiyle karşılaştırırsak; anadilini öğrenen kişinin bu becerileri doğal olarak edindiğini, yabancı dil öğrenen kişinin ise bu becerileri sınıf ortamında edindiğini görürüz. (URL1)

Yabancı dil öğretimi uzun yıllar boyunca bir dilin sözcük dağarcığı, belli başlı dil bilgisi yapıları, seslerin telaffuzu gibi bilgilerin öğrencilere aktarılması süreci olarak tanımlanmıştır. (URL1) Dolayısıyla, günümüze kadar gelişen dil öğretim yöntemleri genellikle, öğretmenin yukanda saydığımız bilgileri öğrencilerine nasıl aktarması gerektiğini anlatan öğretmen odaklı yöntemler olmuştur.

Son yıllarda ise yalnızca dil öğretimi süreci değil, dil öğrenimi süreci de önem kazanmıştır. Bu süreci kısaca "beceri kazanma" süreci olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu, dilbilgisel yetinin yanı sıra iletimsel yetinin de kazanılması sürecidir. Konuya bu açıdan yaklaştığımızda dil öğretiminin öğrenci odaklı olması gerektiğini görüyoruz. Bu yöntemde öğrencinin kendisine öğretilen temel bilgileri kendi iletişimsel amaçları için kullanması önemlidir. Bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım:

Örneğin, otomobil kullanmayı öğreniyorsunuz. Direksiyon başına geçmeden önce öğreticinizden 'debriyaj', 'fren', 'gaz pedalı', 'vites' gibi kavramların ne olduğunu ve ne işe yarayacağını belirten teknik bilgileri almanız gerekecektir. Daha sonra, bu öğrendiğiniz bilgileri uygulayarak otomobili kullanmaya başlayabilirsiniz. Kuşkusuz, yalnızca bu teknik bilgileri bilmek size yetmeyecektir. Debriyaj ve vitesi birlikte kullanmak, vites küçültmek, süratinizi ayarlamak gibi 'becerileri'de edinmeniz gerekecektir. Bu bilgi ve becerilerinizi birleştirdiğiniz zaman otomobilinizi kullanabilirsiniz. Daha sonraki aşama da trafik kurallarını öğrenme ve uygulama aşamasıdır.

Dil öğrenimine gelince, ilk aşamada dilbilgisi kuralları (zamanlar, sıfatların kullanımı vb. ), belli başlı sözcüklerin anlamlan gibi 'teknik bilgiler' edinmeniz gerekir. Daha sonraki aşamalarda dinleme / anlama, okuma, yazma ve konuşma gibi dil 'becerileri'ni' edinirsiniz. Bu arada da toplumsal dil kullanım kurallarını kavrayarak o dilde sözlü / yazılı iletişim kurabilirsiniz. Sonuç olarak, yabancı dil öğrenme sürecini şöyle özetleyebiliriz. (URL.l)



  • dilin yapısını öğrenme

■ dil becerilerini kazanma

  • amaç dilin kültürel öğelerini tanıma

  • dilin farklı toplumsal ortamlarda nasıl kullanıldığı bilgisini edinme

  • dilin yapı ve beceri bilgileriyle birlikte toplumsal kullanımını da birleştirerek iletişim kurma.

  • Dilbilgisi öğretimi: Dil Bilgisini bir dilin yapı taşı olarak tanımlayabiliriz. Bu bilgi olmadan bir yabancı dili öğrenmek zordur. Ya da sadece sözlü iletişim kurmak amacıyla böyle bir öğrenme söz konusu olabilir. Dilbilgisi kuralları bize o dildeki sözcüklerin nasıl biçim değiştirdiğini, sözcüklerin tümcelerde nasıl bir araya getirildiklerini anlatır. Örneğin; 'speak' sözcüğünün geçmiş zamanda yapılan eylemi anlatmak için 'spoke' olarak değiştiğini; ya da "pretty" sözcüğünün yalnızca 'sıfat' olmadığını; tümce içindeki kullanımına göre kimi zaman da zarf (adverb) görevini yüklendiğini; fillerden nasıl isim türetildiği, soru tümcelerinin nasıl oluşturulduğu gibi pek çok konuyu dilbilgisi kuralları ile öğreniriz. (URL.2)

Dilbilgisi öğretiminde dilin işlevsel boyutlarını da göz ardı etmemek gerekir. Dil bir işlevler / anlamlar bileşkesidir. Bu işlevler ancak dilbilgisi yapıları ile ifade edilebilir. Bir yapı ya da kalıp birden fazla işleve sahip olabilir. Örneğin; İngilizce'de şimdiki zamanı ifade eden "present continuous tense" ile kurulmuş bu tümceleri ele alalım: (URL.2)

(l)"The beli is ringing", (2) "She is always complaining", (3) "I am seeing him tomorrow", (4) "We are going to the seaside at the weekend." Bu tümcelerden birincisi şu andaki durumu ifade ediyor. Tümce (2) o kişinin sürekli şikayetçi olduğunu; tümce (3) gelecekte yapılacak programlanmış bir olayı, tümce (4) kişilerin yine geleceğe yönelik planlarını anlatmaktadır.

Dilbilgisi öğretiminin hem dildeki işlev ve anlamlara, hem de bunları ortaya çıkaran kalıplara yönelik olması gerekir. Çünkü dilbilgisi herhangi bir dilin sisteminin nasıl işlediğini anlatan bir kurallar dizgesi olmasının yanı sıra, aynı zamanda dil kullanımı bilgisidir.

Yabancı dilde dilbilgisi öğretimi için iki yöntem önerilmektedir. Birincisi dilbilgisi kurallarım öğrenmek ve bu kuralları uygun anlamlar içeren tümceler kurarak uygulamaktır. İkincisi ise, yabancı dili 'kullanarak', başka bir deyişle, o dilde okuyarak, yazarak, konuşarak veya dinleyerek dilbilgisi kurallarına ulaşmaktır. Bu iki yöntemden birini seçmek öğrenci profiline (yani, öğrencilerin düzeyi, yaşı gibi faktörlere) bağlıdır. Dilbilgisi öğretiminde önemli olan, hem yapıyı, hem de işlevi / anlamı öğretmektir. (URL.2)



  • Okuma öğretimi: Yabancı dilde okuma becerisi yakın zamana kadar kazanılması gereken, fakat 'edilgen' (yani, bireyin kendi kendine kazanabileceği) bir beceri olarak düşünülmüştür. Bu yüzden geleneksel okuma, öğretmen-odaklı etkinliklerle yürütülmektedir. Örneğin, öğretmenin metni yüksek sesle okuması, öğrencilerine aynı şekilde okutturması, anlama sorularını hep öğretmenin sorması, öğrencilerin yanıtlaması gibi. Bu tür derslerde öğretmenden öğrenciye uzanan bir 'etkileşim' söz konusudur. (URL.2)

Son yıllarda okuma becerisinin de etkileşimsel (interactive) olduğu kanısı yaygınlaşmıştır. Artık okuyucu ile metin arasındaki etkileşimin, okuma becerisinin kazanılmasında çok önemli olduğu bilinmektedir.

Anadilimizde farklı amaçlarla okuruz. Bilgi edinmek için ansiklopedi, ders kitapları, gazeteler, tren / otobüs tarifelerini okurken; kimi zaman da dinlenmek amacıyla roman, öykü, dergi gibi metinleri okuruz. Başka bir deyişle, bir metni okumak için bir 'neden'imiz vardır.

Yabancı dilde yapılan okuma da böyledir. Yabancı dil öğrenen kişiler de farklı amaçlarla okuma eylemini gerçekleştirirler. Fakat yabancı dilde okuma eylemini engelleyen pek çok faktör vardır. Örneğin; metinde bilinmeyen sözcük sayısının çok olması, metnin uzun olması, okuma dersinde yapılan alıştırmaların tekdüze olması gibi.

Öğrencilerimize okuma becerisini kazandırabilmek için kullanabileceğimiz pek çok okuma stratejisi vardır. Bunlar, okurken genel anlamı yakalamaya yönelik 'göz atma' (scanning) ve 'detaylı okuma' (skimming), sözcüklerin her birinin anlamını öğrenme yerine; anahtar sözcükleri 'tahmin edebilme' (guessing vocabulary), sınıfta olabildiğince değişik metin türlerini okuma gibi stratejilerdir.

Bunların yanı sıra öğretmenin, okuyucunun / öğrencinin metne getirdiği bilgilerden de yararlanması gerekmektedir. Başka bir deyişle, okuyucunun metni algılamasını sağlayacak 'dünya bilgisi'ne (background knowledge) sahip olması gerekmektedir.

Bu konuda öğrenciler yetersiz kaldığında öğretmenin görevi bu 'altyapı' yı öğrencilerin kendi yaşantılarına gönderimde bulunarak, onların da katılımıyla sağlamaktır. Ancak bu yolla metni okumak için gerekli 'neden' oluşturulabilir.

Okuma becerisinin kazandırılmasında etkin olan başka bir strateji de metindeki 'araçlar' dan yararlanmaktır. Bunlar, metni özetleyen giriş bölümleri, genellikle metnin sonunda yer alan sözcüklerin kullanımı, metindeki resim ve çizimler, açıklamalar, noktalama işaretleri, anlamı etkileyen bağlaçların kullanımı, göndergeler ve söylem belirticileridir. Bunların yanı sıra, yazarın amaçlarını anlamak da metnin anlaşılması açısından çok önemlidir. Bu da tümcelerin işlevlerinin olumlu ya da olumsuz anlamlar içerip içermediğinin anlaşılmasını, öne sürülen ana fikrin bulunmasını gerektirir.Okuma eylemi genellikle 'sözcük' öğretiminde kullanılan bir araç olarak görülmektedir. Aslında sözcük öğreniminin tüm dil becerilerinin kazanılmasında çok önemli bir yeri vardır. (URL.2)

Okuma eylemini gerçekleştirmek için de her sözcüğün anlamını öğrenmek yerine, metnin anlam bütünlüğünü etkileyen anahtar sözcüklerin anlamlarım tahmin etme öğretilmelidir. Bu da metindeki diğer sözcük ve araçlar yardımıyla yapılabilir. Anlaşılması güç sözcükler ise sözlük yardımıyla çözümlenebilir. Bu nedenle 'sözlük çalışması' da okuma dersinin vazgeçilmez stratejilerinden biridir.

Yukarıda saydığımız stratejilerden yararlanarak öğrencilerimize okuma becerisini 'etkileşimsel' olarak kazandırabiliriz.

- Yazılı anlatım öğretimi: Günlük hayatta çok çeşitli amaçlar için yazılı anlatıma başvururuz. Haberleşme için mektuplar, kısa notlar, tebrik kartları yazar; ders çalışırken veya bir konferans dinlerken notlar alabiliriz. Ya da işimiz gereği resmi yazışmalar yapabiliriz. Başka bir deyişle, yazmak için mutlaka bir 'neden' imiz vardır. (URL.2)

Yabancı dilde yazma becerisi ise gerçekleşmesi çok kolay olmayan, vakit gerektiren bir beceridir. Bu beceriyi kazandırabilmek için öğrencinin o dilin dilbilgisi yapılarını ve sözcük dağarcığını epeyce öğrenmiş olması ve bu bilgilerini kullanarak 'yazma' eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Yazılı anlatım dersinde öğrencilere bir konu verip bu konuda bir kompozisyon yazmalarını istemek günümüz dil öğretimi yöntemleri açısından pek de kabul görmemektedir. Bunun yerini öğrencilerin; belirli bir amaç doğrultusunda 'yazma' ya yönlendirilmesi yaklaşımı almıştır. Eğer öğrencilerin yazmak için bir 'nedenleri' olursa yazılı anlatım zevkli bir uğraş haline getirilebilir.

Yazılı anlatım öğretiminde iki ayrı amaçtan söz edebiliriz. Yazılı anlatım alıştırmaları öğrencilerin o ana kadar öğrendikleri dilbilgisi yapıları ve sözcüklerin pekiştirilmesine yardımcı olabilir. Aynı zamanda öğrenciler bir yabancı dilde bir amaç doğrultusunda 'yazma' yı öğrenebilirler. İkinci amacımıza ulaşmak için öğrencilerimize herhangi bir konuda yazabilmek için gerekli olan 'bilişsel planlama' yı da öğretmemiz gerekecektir. (URL.2)

Yazılı anlatım stratejilerini şöyle sıralayabiliriz: sözcüklerin doğru olarak yazılması, noktalama işaretlerinin kullanımı, metnin türü ve buna bağlı olarak uygun sözcük seçimi; görüş ve düşüncelerin organizasyonu. Bunların yanı sıra öğretmenin öğrencileri 'yönlendirmesi' de önemli bir stratejidir. 'Yönlendirme' öğrencinin, bir bakıma, yazacağı konuya yoğunlaşmasını sağlayan bir stratejidir. (URL.2)

Ayrıca, yönlendirme, yazılmış metinlerin dönüt verilerek tekrar yazılması ve tamamlanması, içerik ve işlev hakkında öğrencilerin bilgilendirilmesi süreci olarak da tanımlanabilir. Okuma öğretiminde olduğu gibi, yazılı anlatım öğretiminde de öğretmen, öğrenci ve yazılacak metin bu sürecin en önemli unsurlarıdır. Öğretmen diğer becerilerde de olduğu gibi 'yazma' becerisinde de örnek metinler kullanarak gerekli 'alt yapı'yı yaratmaktadır. Bu örnek metinler yardımıyla öğrenci de yazacağı metinde kullanılacak sözcük ve yapılar hakkında ön bilgiye sahip olmaktadır. Nasıl okuma öğretiminde yazarın amacını anlayabilmek önemli bir faktörse; yazma öğretiminde de öğrencilerin fikirlerini ifade edebilmeleri için onları bir düzene koymayı (bilişsel planlama) öğrenmeleri gerekmektedir. Öğrencilerin metin türleri ve metin gelenekleri konusunda da bilgileri olması daha iyi yazmalarını sağlayacaktır. (URL.2)

"Hataların düzeltilmesi" konusunun da yazılı anlatım öğretiminde önemli bir yeri vardır. Öğrencilerin dil düzeylerine ve farklı amaçlarına bağlı olarak değişik "hata düzeltme" stratejileri uygulanabilir.

Bunlar; eğer sürekli bir yazma eylemi gerçekleşiyorsa sürekli dönüt verilmesini, ya da belirli semboller kullanılarak öğrencilerin kendi hatalarını düzeltmeleri; ya da öğrencilerin birbirlerinin hatalarını düzeltmesi gibi farklı stratejiler olabilir. (URL.2)


  • Dinleme / Anlama ve Konuşma Öğretimi: Dinleme / anlama aşaması konuşma becerisinin kazanılmasında ilk aşamadır. Bu nedenle konuşma öğretimini dinleme / anlama'dan ayrı olarak ele almamak gerekir. Yabancı dil öğrenimi sürecinde kazanılması gereken iki önemli unsur 'doğruluk' (accuracy) ve 'akıcılık' (fluency) tır. 'Doğruluk', dilbilgisi yapılarını amaca uygun kullanabilme olarak; 'akıcılık' ise o yabancı dilde 'iletişimi sağlamak' olarak tanımlanabilir.

Nasıl yazılı anlatım öğrenimi / öğretiminde yeterli alt yapıyı (dilbilgisi, sözcük bilgisi gibi) oluşturduktan sonra dil öğrenen kişinin farklı ortam ve nedenlerle farklı metinler (yazılı metinler) oluşturmalarını bekliyorsak; konuşma becerisinin edinilmesinde de önce sesbirimcilikleri ayırt etme, sözcükleri algılama, bunlara anlam yüklemeyi öğrendikten sonra; bu becerileri kullanarak amaç dilde sözlü iletişim kurmalarını bekliyoruz.

Konuşma öğretiminde bağlamın çok önemli bir yeri vardır. Diğer dil becerileri için bağlamı 'alt yapı' olarak tanımlamıştık. Konuşma becerisinin kazandırılması sürecinde 'bağlamın' hazırlanması öğrencinin konuşmak için belirli bir 'nedeni' olmasını sağlayacak ve aynı zamanda öğrenme sürecini de doğallaştıracaktır.

Dinleme / anlama etkinlikleri yoluyla öğrencilere doğruluk ve akıcılık kazandırılabilir. Bu nedenle öğrencilere konuşulan İngilizce'yi yansıtan metinlerin dinletilmesi önemlidir. Bunun yanı sıra sözlü iletişimde en önemli öğe konuşmacılar arasındaki bilgi boşluğudur, (information gap) Günlük hayatta konuşma nedenlerimizden en önemlisi karşımızdaki kişinin bilmediği bir bilgiye sahip olmamız ve onu iletmek istememizden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle konuşma öğretiminde kullanılacak etkinliklerde bu özelliğe dikkat edilmesi gerekir. (URL.2)


  • Yabancı Dil Öğrenmenin Püf Noktaları: Şüphesiz dil öğrenimi zor ve bitmeyen bir yoldur. Ve kendi kendinizi geliştirmeniz ancak azimle olur. Gitmeniz mümkün olduğu bir ülkenin dilini öğrenmenin en iyi yolunun orada yaşamak olduğunu unutmayın bulunmasa bile, aşağıdaki kuralları uygulayarak bir dile vasat da olsa vakıf olabilirsiniz. (URL.3)

Öğrendiğiniz dilin konuşulduğu bir ülkeye gitmek istiyorsunuz ve bunun da o dili öğrenmenin en kolay ve hızlı yolu olduğunu biliyorsunuz. Fakat yeni bir ülkeye adım atmak ilk etapta garip gelebilir.Böyle bir imkanınız Şöyle ki, yeni bir çevre, kültür ve dile alışmak zaman alacaktır. Ayrıca farklı bir zaman diliminde olmaktan da etkilenebilirsiniz. Ancak rahat olun ve yeni ortamınızı algılamaya çalışın.

    1. Yanlış yapın (!): Öğrendiğiniz dilde yapabileceğiniz kadar hata yapın... Her zaman doğru konuşmak durumunda değilsiniz. İnsanlar ne dediğinizi anlayabiliyorlarsa yanlış yapmanız en azından ilk başta önemli değildir. Yabancı bir ülkede yaşıyor olmanız, bir gramer testi değildir. Hata yapmaktan korkmayınız. Yabancı bir dili konuşmaya çalışırken hata yapmaktan çekinme gereksizdir. Komik olacağınızı düşünmeyiniz. Yabancı bir dili yeni öğrenen herkes önceleri hatalı konuşur. Bu çok normaldir. En kolay yabancı dil öğrenen kişiler, bu konuda hiç çekinmeden atak davrananlardır. Siz de bunlardan biri olabilirsiniz. Eğer soru sorarsanız hatalarınızı yabancı dili öğrenmede kendiniz için bir avantaj haline getirebilirsiniz. Kullandığınız cümleyi daha değişik bir söyleme şekli var mı gibi... (URL.3)

    2. Anlamadıysanız sorun: Başkaları konuşurken, her kelimeyi yakalamak zorunda değilsiniz. Anafıkri anlamak genellikle yeterlidir. Fakat anlamadığınız noktanm önemli olduğunu düşünüyorsanız SORUN! Bu konuda bazı kullanışlı kelimeler: İngilizce için Pardon me? Excuse me, what did you say? Could you speak more slowly please? Did you say that... I didn't catch that... Could you repeat that, please?

What was that? I'm sorry I didn't hear you. Sorry, what does " " mean? (Fakat şunları

kullanmayın: Are you speaking English? Please open your mouth when you speak! Give me a break!) (URL.3)



    1. Öğrendiğiniz dili ilgi alanlarınıza sokun: İnsanlar kendilerine ilginç gelen şeyler hakkında konuşmayı severler. Sizin ilgi alanlarınız nelerdir? Bu konular hakkında bulabildiğiniz kadar kelime öğrenmeye çalışın. Çevrenizdeki insanlara da nelerle ilgilendiklerini sorun. Bu büyüleyici bir yöntemdir ve daima yeni kelimeler öğrenmenize yardımcı olur. Böylelikle başkalarını daha iyi anlamaya başladığınızı görürsünüz. İlgi alanları, bir bahçeye yağan bereketli yağmurlar gibidir. Dil becerileriniz hakkında konuşmak, daha hızlı, daha güçlü ve daha iyi öğrenmenize yardımcı olacaktır. Bazı kullanışlı kelimeler: İngilizce için What are you interested in? My favourite hobby is... I really like....ing... For many years I have.... What I like about is ... What are your hobbies? (URL.3)

    2. Konuşun ve dinleyin: Her zaman hakkında konuşulacak bir şeyler vardır. Etrafınıza bakının. Size garip ya da farklı gelen bir şeyler varsa hemen konuşmaya daim. Bu arkadaşlığınızı geliştirmenize de yardımcı olacaktır. İnsanları dinleyin, ancak kelimelerin telaffuzunu ve dilin ritmini yakalamak için dinleyin. Bildiğinizi mutlaka kullanın. Pek çok dilde kelimeler birbirinden türetilmiştir. Bu durumda kelimenin anlamını, konunun içindeki anlamından çıkarmaya çalışın. Ülkenin yerli vatandaşlarıyla konuşurken, konuşmayı sürdürmeye çalışın. Karşınızdakinin söylediğini anlamadığınızda paniğe kapılmayın. Ana fikri anlamaya çalışın ve konuşmayı sürdürün. Hala anlamakta zorlanıyorsanız cümleyi tekrarlamasını isteyin. Konuşmaya devam ederseniz, konuşmanın süreci içerisinde konu daha anlaşılır hale gelecektir. Dilinizi geliştirmek ve yeni kelimeler öğrenmek için iyi bir yöntemdir bu, ancak dikkat: Hani derler ya, "duyduğun her şeye inanma, kendi söylediklerinin de yarısına inan"... (URL.3)

    3. Sorun, soru sorun: Merakımızı gidermenin daha iyi bir yolu da yok zaten. Sorular konuşmaya başlamanıza yardımcı olduğu gibi konuşmayı sürdürmenize de yardımcı olacaklardır. (URL.3)

    4. Kullanıma dikkat edin: Kullanım kelimesi genellikle insanların nasıl konuştuklarını izlemektir. Bazen kullanım çok da eğlenceli bir hale dönüşebilir. İnsanların konuşma biçimleri, kelimeleri sizin söylediğinizden farklı telaffuz etmeleri size garip gelebilir. Kullanım en basit şekliyle dilin genellikle ve doğal olarak nasıl kullanıldığını ifade eder. (URL.3)

    5. Bir not defteri taşıyın: Yanınızda daima bir not defteri ve kalem bulundurun. Yeni bir kelime duyar ya da okursanız hemen not edin. Daha soma bu kelimeleri konuşmalarınızda kullanmaya çalışın. Yeni deyimler öğrenin. Çoğu birer deyim dili olan yabancı dilleri çalışmanın en eğlenceli yanlarından birisi de deyimleri öğrenmektir. Bu deyimleri defterinize yazm. Öğrendiklerinizi konuşmalarınıza uygularsanız daha çabuk hatırlar ve konuşursunuz. (URL.3)

    6. Bir şeyler okuyun: Başka bir dili öğrenmenin en iyi üç yolu: Okumak, okumak ve okumaktır. Okuyarak yeni kelimeler öğrendiğimiz gibi hali hazırda bildiklerimizi de uygulamış oluruz. Somaları bu kelimeleri kullanmak, duyduğumuzda anlamak daha da kolaylaşacaktır. Gazeteler, dergiler, tabelalar, reklamlar, otobüslerin üzerindeki şeritler ve daha ne bulursanız okuyun. (URL.3)

    7. Herkesin bir ikinci yabancı dil öğrenebileceğini unutmayın, gerçekçi ve sabırlı olun, dil öğrenmenin zaman ve sabır istediğini akıldan çıkarmayın. (URL.3)

    8. Yeni bir dil öğrenmek aynı zamanda yeni bir kültürü de öğrenmektir: Kültürel kurallara karşı rahat olun. Yeni bir dil öğrenirken o kültürün size katı gelebilecek kural ve alışkanlıklarına karşı da duyarlı olun. Öğrenmek için konuşmanız gerekir. Sınıfta ya da sınıf dışında soru sormaktan çekinmeyin. (URL.3)

    9. Sorumluluk alın: Kendi dil öğrenim sürecinizden kendiniz sorumlusunuz. Yabancı dili öğrenirken, öğretmenin ve kitabın elbette ki önemi vardır ancak "en iyi öğretmenin yine kendiniz" olduğu kuralını unutmayın. İyi bir öğrenim süreci için amaçlarınızı tespit etmeli ve sizi amaçlarınıza ulaştıracak çalışmaları yapmalısınız. (URL.3)

    10. Öğrenme şeklinizi organize edin: Organize edilmiş şekilde öğrenmek, çalıştığınız şeyleri hatırlamanıza yardımcı olacaktır. Sözlük ve iyi ders materyalleri kullanın.

    11. Sınıf arkadaşlarınızdan da öğrenmeye çalışın: Aynı sınıftaki diğer öğrencilerin sizinle aynı seviyede olması onlardan bir şeyler öğrenemeyeceğiniz anlamına gelmez.

    12. Öğrendiğiniz dilde düşünmeye çalışın: Örneğin bir otobüste giderken nereye gittiğinizi, nerede olduğunuzu, kendinize o dilde tarif edin. Evde veya nerede olursanız olun, çevrenizdeki insanların konuşmalarını içinizden yabancı dilde söylemeye çalışın. Böylece hiç bir şey söylemeden içinizden dil pratiği yapmış olursunuz.

    13. Her gün mutlaka bir süre çalışınız. Bir yabancı dil çalışmaya başlayınca, günlük aralar vermeyiniz, her gün mutlaka kısa da olsa bir zaman ayırınız. Böylece bir gün önce öğrendiklerinizi unutmamanızı sağlamış olursunuz. Çalışmaya verilen günlük aralar, kopukluklar yaratır ve önceki öğrendiklerinizin belleğinize tam yerleşmemesine sebep olur. Devamlı tekrar ise öğrenmeyi kalıcı kılar.

    14. Son olarak dil öğrenirken eğlenin: Öğrendiğiniz cümle ve deyimlerle değişik cümleler yapın. Sonra yaptığınız cümleyi günlük bir konuşma esnasında deneyin, bakalım yerinde kullanabilecek misiniz? Hayatın tecrübeden ibaret olduğu söylenir ya, yabancı dil öğrenmek tamamıyla öyledir... (URL.3)

- Neden İngilizce konuşamıyoruz? Nasıl İngilizce konuşabiliriz? "Neden İngilizce konuşurken zorlanıyorum? Sıkılıyorum? İçerde neler oluyor? Yıllarca İngilizce dersleri, kurslar, özel öğretmenlerden sonra hala iş İngilizce konuşmaya geldi mi konuşamıyorum." diye utanan, sıkılan, kendini yetersiz hisseden hatta suçlayan insan sayısı hiç de küçümsenemez. Bunun farklı nedenleri var kuşkusuz. Oldukça yaygın olduğuna inandığım bir neden, ana dilde düşünmek ve bunu öğrenilen dile çevirerek konuşma stratejisi. Yani, Türkçe düşünmek; ancak İngilizce konuşmaya çabalamak. (URL.4)

Bu bir alışkanlık mı? Neden böyle bir strateji izlenir? Bu kişiler yaptıklarının farkındalar mı? Bir kişinin Türkçe düşünüp "İngilizce" konuştuğunu nasıl anlarız? Bu kişilerin İngilizce düşünebilmek için ne yapmaları gerekir?

Ana dilde düşünme ve bunu, konuşulmak istenen yabancı dile çevirme stratejisini kullanan kişiler konuşmalarına başladıklarında uzun, karışık, anlamsız söz dizinleri kullanırlar. Oldukça yavaş, düşüne düşüne konuşurlar. Çoğunlukla sözcük ve cümle aralarında "aa..ıııııh..." gibi boşluk doldurucular kullanırlar. Çünkü bir yandan konuşurken diğer yandan ne diyeceğini düşünür ve orada kullanacağı sözcük veya kalıbın İngilizce nasıl söyleneceğini bulmaya çalışırlar. Sürekli "İngilizce olarak bu nasıl söylenir? Şu sözcük ne demektir?" diye düşünmektedirler.

Bu durumda zihin çok işlem yapmaktadır. Bu nedenle hem düşünceye odaklanamaz, hem de çeviri yaptığı diller-Türkçe'den İngilizce'ye-birbirinden yapısal anlamda çok farklı olduğu için gramer olarak yanlış, hatta zaman zaman gülünç ifadeler ortaya çıkabilir. Çok bilinen klişe bir örnek vardır bununla ilgili. "Morning morning where are you going?" Bu kişiyle İngilizce iletişim kurabilmek oldukça sıkıcı olduğu gibi başarısızlıkla sonuçlanır. (URL.4)

Konuşan kişi kendini yeterince ifade edemediği için ana dilinde konuşmayı yeni sökmeye başladığı yıllardakine benzer bir ruh hali yaşar.

İngilizce konuşulan ortamlarda yetersizlik duygusuna kapılabilir. Bu durum bir iç çelişki yaratır. Anadil deyimleriyle donanmış nöronlar durmadan düşünce üretirken, bunun dışa vurumu tam olarak gerçekleşemez. (URL.4)



Yani kendimizi dış dünyada tam olarak gerçekleştiremeyiz veya temsil edemeyiz. Bu kişilere "İngilizce düşünün." dediğiniz zaman bunu nasıl yapacaklarını bilemezler. "Nasıl yani???" diye sormadan edemezler. Niye İngilizce düşünmeli? Çünkü, düşünme ve konuşma aynı sistemin parçalarıdır. Bir bütünün parçaları arasında uyum olmazsa, sistemde problem yaşanır. Yani düşünme dili ile konuşma dili aynı olmalıdır. Böylece konuşma hızlanacak ve anlam bütünlüğünü bozacak hatalar yapılmayacaktır. (URL.4)

  • Farkında olmadan öğrenme (unconscious learning): Yapılan bir araştırmaya göre; "Öğrenmenin yüzde 20'si bilinçli bir şekilde okul, kitap, öğretmen yoluyla gerçekleşirken, yüzde 80'i farkında olmadan yapılan bilinçdışı kayıtlar ile gerçekleşir." Ana dilimizi de bu şekilde öğreniriz. Beynimiz, biz farkında olmadan ana dilimizi, konuştuğumuz ortamda milyonlarca işitsel ve görsel veriyi kaydeder. İnsan sesleri ve onlar ile ilintili renk, koku, duyguların hepsi birlikte biz farkında olmadan kaydedilmektedir. Beyin bu veriler üzerinde "aynı", "farklı", "...öyleyse..." mantığını kullanarak duyduğu seslerden oluşan sistemi, yani dilin şifresini çözer. Bir süre sonra öncelikle bize söylenenleri anlamaya, sonra da konuşmaya başlarız. (URL.4)

Yeni bir dil öğrenmeye başladığımızda belleğimizde bu dil ile ilgili yeni bir klasör açılır. Bunu bir bölgede yer kaplayan bir alana benzetelim. Bölge belleğimiz olsun. Bu bölgede elbette ki anadil alanımız daha büyük yer kaplamaktadır. Sonradan öğrendiğimiz dilin kapladığı alan daha küçüktür. Düşünmek için düğmeye bastığımızı varsayarsak daha büyük olan alan daha baskın olur. Böylece düşünme anadilde gerçekleşir. Bir iletişim ortamında bize İngilizce olarak söyleneni anlarız. Ona cevap vermek için, zihnimizde anadilde düşünürüz. Sonra bu düşündüğümüzü tekrar İngilizce'ye çevirmeye kalkarız. (URL.4)

  • Neler yapılabilir? Ana dilini konuşan insanlar ile sonradan öğrenilen dili konuşanlar arasındaki en önemli farklardan birisi şudur: Ana dilini konuşan insanın kendisini ifade edebilmek için, çok seçeneği vardır. Yüzlerce farklı biçimde kalıp kullanabilir. Seçenek zenginliğine sahiptir. Sonradan öğrenilen dil kullanılırken ise öğrenilmiş kalıpların dışına çıkılamaz. Dolayısıyla seçenekler, zengin değildir. Bu nedenle gerek sözel, gerekse yazılı ifade becerisinde kişi sınırlı düzeyde kalır. Tekrar "alan" metaforuna dönersek öğrenilmiş dilin bellekte kapladığı alanın sınırlarını ne kadar genişletirsek, o dilde düşünmek o kadar mümkün olur. Yani "farkında olmadan öğrenme" süreci zenginleştirilmelidir. (URL.4)

Bunun için neler yapılabilir? Öğrenilen dilin konuşulduğu ülkede bulunun. Bir dili öğrenirken o dilin konuşulduğu ortamda olmak çok önemli. Öncelikle anadilimizi nasıl öğrendiğimizi hatırlayalım. Beynimiz biyolojik olarak dil öğrenmeye programlanmıştır. Doğal olarak, verilen kalıpları algılama ve bunları ayrıştırarak depolama, anlamlandırma yetisine sahiptir.

İşte bu nedenledir ki, biz ana dilimizi öğrenirken hiçbir özel çaba sarf etmedik. "Bilinçli öğrenme" süreci olmadan, hiçbir endişe ve kaygı duymaksızın dinledik tüm söylenenleri. Böylece anadilimizi edindik.. (URL.4)

İkinci dilin bellekte kapladığı alanı genişletebilmenin yollarından birisi, öğrenilen dilin konuşulduğu ülkeye gitmek, orada bir süre yaşamaktır. Sokakta, alışverişte, otobüste, her yerde İngilizce konuşulan bir ortamda bulunun.


  • İngilizce TV, film izleyin: Dinlerken mümkünse kulaklık kullanın. Böylece beyniniz, işitsel dikkatiniz dağılmadan doğrudan kayıt yapabilir. Bu sırada filmi anlamayabilirsiniz. Hiç önemli değil. Unutmayın, beyin doğal olarak dil kalıplarını bir süre sonra ayrıştırma, benzetme becerisine sahiptir. Siz dinlemeye devam edin. Bir süre sonra hiç anlamadığınız uzun bloklar halindeki söz dizinleri kendiliğinden, anlayabildiğiniz daha küçük parçalara ayrılacaktır. Film izlerken hoşlandığınız dil kalıplarını yazacağmız bir defteriniz olsun. Bunları not alın ve filmde duyduğunuz tonlamayla tekrarlayın. Bunları yeri geldikçe kullanmaya özen gösterin. Aynı filmi birden çok kez izleyin. (URL.4)

Filmin sesini kısın. Kişilerin ne söylediklerini hatırlamaya çalışın, seslerini zihninizde canlandırın. Filmdeki kişilerin ne dediği kadar, nasıl söylediği de çok önemlidir. Bu nedenle kişilerin beden dillerine, mimiklerine, tonlamalarına, özellikle dudak hareketlerine dikkat edin. Yeni öğrendiğiniz dil kalıplarını onlar gibi konuşarak yüksek sesle prova edin, tekrarlayın. Kendi kendinize konuşun. Mümkünse kendi sesinizi kaydedin. (URL.4)

Dinleyin. Filmdeki ile kıyaslayın. Mükemmelliği yakalayana kadar devam edin. Film ekranını görmeyecek şekilde oturun. Sadece sesleri dinleyin. Seslerden hangi sahne olduğunu zihninizde canlandırmaya çalışın. Çıkaramadığınız durumlarda ekrana bakabilirsiniz. Tüm bu alıştırmalar keyifle tek başına yapabileceğiniz alıştırmalardır. (URL.4)



  • İngilizce şarkılar öğrenin: Şarkı sözlerinin anlamlarını araştırın, öğrenin. Şarkı sözlerini yazın. Ezberleyin. Birlikte söyleyin. Söylerken anlamını düşünün. Ne kadar çok şarkı öğrenirseniz dil alanınızın sınırlarını o kadar geliştirirsiniz. Özellikle sağ beyin işlevi olan ritim / müzik zekası ve ritim hafızası, sol beyin işlevi olan sözel zeka ve hafıza ile birlikte tetiklendiğinde öğrenme çok uzun dönemli olarak gerçekleşir. Bu anlamda, şarkılar ile dil becerinizi geliştirmek sizin için hem çok zevkli, hem de beyin uyumlu bir tekniktir. Sonuç ise mükemmeldir. (URL.4)

  • Okuyun: İngilizce kitap, dergi, gazete, broşür, ne bulursanız okuyun. Yanınızda tıpkı film seyrederken olduğu gibi küçük bir cep defteriniz olsun. Beğendiğiniz ve kullanabilmeyi istediğiniz dil kalıplarını, sözcükleri içinde bulunduğu cümle ile birlikte defterinize yazın ve tekrarlayın. Bir kalıp veya sözcüğün sizin olması demek, onu uzun dönemli hafızaya atmış olmanız demektir. Bellek ile ilgili araştırmalar, yeni bir bilginin uzun dönemli belleğe yerleşebilmesi için en az 7 kez tekrar edilmesi gerektiğini belirtir. (URL.4)

  • Sözlük kullanmayı öğrenin: Mutlaka İngilizce'den-İngilizce'ye sözlük kullanın. "Nasıl olacak?" dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü bu, benim çok sık karşılaştığım bir sorudur. Öncelikle seviyenize uygun bir sözlük alın. Evde bulunan herhangi bir sözlük işe yaramayabilir. Sözlük, dil seviyenizin çok üzerinde olursa bir sözcüğün çok farklı anlamlan ile karşılaşabilirsiniz. Hatta açıklamasını anlamak için tekrar sözlüğe gerek duyarsınız. Bu nedenle pek çok kişi, İngilizce karşılıklı sözlüğe bakmaktan nefret eder. Çünkü anlamaz. Oysa seviyeye uygun sözlük alınırsa bu durum ortadan kalkar. (URL.4)

Sözcüklerin yanında parantez içinde phonetic transcription (ses alfabesi) vardır. Bu bilgi, genelde sözlüklerin ön sayfasında açıklamalı olarak verilir.. Bunu iyi kullanırsanız, öğrendiğiniz yeni sözcüğün nasıl telaffuz edildiğine de vakıf olursunuz. İngilizce, yazıldığı gibi okunan bir dil olmadığı gibi vurgulaması da ana dilimizden farklıdır. Yanlış vurgu, sözcüğün anlamını değiştirebilir. Bir kelimenin anlamına bakarken, vurgunun hangi hece üzerinde olduğuna dikkat edin. Örneğin çok temel sözcükler olduğu halde hala bazı sözcükler vurgu hatası yüzünden çok yanlış söylenmektedir. Bear-beer hatası oldukça yaygındır. Denemek için isterseniz bir sözlüğe balon. Bakalım siz vurguyu doğru kullananlardan mısınız? (URL.4)

Kelimenin tekil, çoğul hali, yapım ve çekim ekleri, hangi sözcük öbeğiyle kullanıldığı gibi çok değerli bilgileri de sözlükte bir bakışta görebilirsiniz. Sözcüğün İngilizce açıklamasıyla birlikte örnek cümle verilmesi, öğrenen kişinin yazının başında vermiş olduğum bölge-alan metaforunda sözü edilen İngilizce alanını genişletecektir. (URL.4)



  • Olumsuz inanç ve dil kalıpları: Olumsuz inanç ve sınırlayıcı dil kalıpları da İngilizce konuşmanın önündeki bir diğer engeldir. Geçmişte yaşanmış olumsuz bir deneyim, arkadaşların yapılan hataya gülmesi, öğretmenin hata yapıldığı zaman kızması, sabırsızlık göstermesi, hatanın düzeltilme biçimi, anne babanın "Bu kadar para verip özel okula gönderiyoruz, hala konuşamıyorsun." şeklinde konuşması gibi farkında olmadan yapılan kimi hatalar, bazı kişilerde yetersizlik duygusu ve kendine güvenin yitirilmesine yol açar. (URL.4)

Kağıt üzerinde İngilizce bilgisi yeterli olmasına rağmen konuşma güçlüğü çeken kişi sayısı çoktur. Bu durum, bir tür sahne fobisine benzer. Bu kişiler İngilizce konuşmak için ağızlannı açtıklan zaman herkesin kendilerini dinlediği, hatalarını bulacakları, gülünç duruma düşecekleri korkusunu yaşarlar. Ağızları kurur, zihinleri dağılır, kalp atışları hızlanır ve İngilizce konuşmak için çok sıkıntı veren, bunaltıcı bir deneyim olur. Bu tür korkuları aşmak için hataya bakış açısını değiştirmek gerekir. (URL.4)

"Hata yapmak, öğrenme sürecinin doğal sonucudur." ilkesini kabul edersek, hatalar bizi geliştirir. Bu durumda "Hatalar" rehber görevi üstlenir. Bizi yönlendirir. Hangi "alanda" hata yapılıyorsa "o" alan güçlendirilecek "öncelikli alandır". (URL.4)

Bu arada, beyin tesadüfi hatalar yapar. Bu çok doğaldır. Bunları bir süre sonra kendi kendine düzeltir. Doğru kayıtları aldıkça, yanlışları ayıklar. Siz beyne doğru kayıtlar vermeye devam edin. ASLA PES ETMEYÎN. (URL.4)

Stepken Krashen'in "Yabancı dil ediniminde ilkeler ve uygulamalar" ına bir özet; Reid Wilson: Kitabın özünü şu alıntı ile yakalayabiliriz.

"Teorinin anlatmak istediği; dil edinimi, anadil ya da yabancı dil, gerçek mesajların anlaşılması ve dil edinen kişinin 'savunma pozisyonunda' olmaması halinde gerçekleşir...

Dil edinimi gramer kurallarının bilinçli olarak fazlasıyla kullanımı ve sıkıcı kalıpları gerektirmez. Ancak bir gecede de gerçekleşmez. Gerçek dil edinimi yavaş bir süreçtir ve konuşma becerileri, şartlar mükemmel dahi olsa, dinleme becerilerinden bariz bir süre sonra gerçekleşir. En iyi yöntemler gergin olmayan ortamlarda, öğrencinin duymak isteyeceği 'anlaşılır mesaj' sağlayanlarıdır. Bu metodlar üretimin, iletişime yönelik ve anlaşılır yeterli mesaj alımıyla gerçekleşeceği, üretimin dayatılması ve yanlışların düzeltilmesinin bir işe yaramayacağının bilincinde olarak öğrencileri yabancı dilde erken üretime zorlamaz, 'hazır' olduklarında üretmelerine izin verir." (URL.5)

Yabancı dil edinimi konusunda beş temel hipotez mevcuttur.



    1. Edinme öğrenme ayrımı (The acquisition- learning distinction): Yetişkinler bir dilde yetkinlik kazanmak için iki farklı yol takip edebilir: Dil öğrenme ve dil edinme. Dil edinimi bir çocuğun dil öğrenmesinden çok fazla farklı olmayan bilinçaltı bir süreçtir. Dil edinim süreci içindekiler dilbilgisi kurallarının farkında değildir ancak, daha ziyade neyin doğru olduğuna dair bir 'his' geliştirirler. "Teknik olmayan bir ifadeyle edinme 'dili kapma'dır.' (URL.5)

Dil öğrenimi, buna mukabil, 'yabancı bir dile ait bilinçli bilgidir, kuralları bilme, farkında olma ve bunlar hakkında konuşabilmektir.' Böylelikle dil öğrenimi bir dil hakkında birşeyler öğrenmeye benzetilebilir. (URL.5)

Edinme-öğrenme ayrımı hipotezi, yetişkinlerin çocukluklarında olan dil edinme yeteneğini kaybetmediğini iddia eder. Yanlış düzeltimin çocukların anadillerini öğrenmelerinde çok az etkisi olduğu ispatlanmıştır. Böylelikle yanlış düzeltimin dil ediniminde çok az etkisi söz konusudur diyebiliriz. (URL.5)



    1. Doğal sıra hipotezi (The natural order hypothesis): Doğal sıra hipotezi dilbilgisi yapılarının edinilmesinin tahmin edilebilir bir sıra dahilinde gerçekleştiğini söyler. Herhangi bir dilde,öğrenen kişinin anadili etkili olmaksızın bazı yapılar erken edinilirken bazıları daha geç olur. Ancak bu, dilbilgisinin bu doğal edinim sırası takip edilerek öğretilmesi gerektiği anlamına gelmez. (URL.5)

    2. Monitör hipotezi (The monitor hypothesis): Bir kimsenin bilinçaltı yoluyla öğrendiği dil 'yabancı dildeki konuşmalarımızda söz sahibidir ve akıcılıkta etkilidir', ancak bilinçli olarak öğrenilen dil, düşünme ve düzenleme için yeterince vakit olduğu durumlarda bir editör gibi hareket eder, şekle odaklanır, kuralları bilir, mesela bir dil sınıfında gramer testinde olduğu gibi ya da dikkatle bir kompozisyon yazarken. Bu bilinçli editör 'Monitör' olarak adlandırılmaktadır. (URL.5)

Her birey monitörünü farklı şekillerde, başarı dereceleri farklı olmak üzere kullanır. Aşırı monitör kullanıcıları monitörlerini her zaman kullanmak ister ve nihayetinde 'doğruluğa o kadar önem verirler ki, kesinlikle akıcı konuşamazlar'. Yetersiz monitör kullanıcıları ya dili bilinçli olarak öğrenmemiştir, ya da dile ait bilinçli bilgilerini kullanmamayı tercih eder. Başkalarının düzeltmeleri bunlar üzerinde etkili olmasa da bir doğruluk 'hissi' ile genellikle kendi yanlışlarını düzeltirler. (URL.5)

Öğretmenler 'gerekli olduğunda ve iletişime engel olmadığında monitörünü kullanan' ideal monitör kullanıcıları yetiştirmeyi hedeflemelidir. 'Bunlar normal konuşmalarında bilinçli gramer bilgisini kullanmazlar, ancak yazıda ve planlı konuşmalarda kullanırlar. 'İdeal monitör kullanıcıları öğrendikleri yetkinliği, edindikleri yetkinliği tamamlamak üzere kullanırlar.' (URL.5)



    1. Mesaj hipotezi (The input hypothesis): Mesaj hipotezi dil edinimi sürecindeki bir bireyin zamanla nasıl yetkinlik kazandığı sorusuna cevap verir. Bu hipotez, 'i seviyesi' nde olan birinin 'i+1 seviyesi' nde anlaşılabilir mesajlar alması gerektiğini söyler. 'Bizler, diğer bir ifadeyle, ancak şu anki seviyemizin biraz üzerinde yapılar içeren bir dili anladığımızda edinim gerçekleşir.' Dinlediğimiz ya da okuduğumuz dilin bağlamı ve dünyaya dair genel bilgilerimizi kullanmamız suretiyle bu anlayış mümkün olabilir. Ancak, tam olarak i+1 seviyesinde mesajlar alma yerine ya da bize i+1 seviyesinde gramer kuralları öğretecek bir öğretmen bulma yerine anlaşılır konuşmalara odaklanmalıyız. Bunu yaparsak ve bu tür yeterince mesaj alırsak zaten aslında i+1 seviyesini geçmiş oluruz. "Üretme becerisi, ortaya çıkar. Doğrudan öğretilmez." (URL.5)

Bu hipotezin delilleri, bir yetişkinin çocukla konuşmasının, bir öğretmenin dil öğrencisiyle konuşması ve yabancı bir konuşma arkadaşının bir dil öğrencisiyle konuşmasının etkinliğinde bulunabilir. Bu hipotezin bir sonucu da dil öğrencilerine başlangıç itibariyle bir dilde üretime geçmeden önce, edindikleri yetkinliği şekillendirdikleri bir 'suskunluk dönemi' verilmesi gerektiğidir. (URL.5)

Dil edinenler bir dilde edindiklerinin ötesinde istihsale çalışırlarsa anadillerinde edindikleri kuralları uygulamaya yönelirler, bu şekilde iletişim kurabilirler, ancak yabancı dilde ilerleme katedemezler. (URL.5)



    1. Etkin filtre hipotezi (The effective filter hypothesis): Motivasyon, öz-güven ve endişe, alınan anlamlı mesajların kalıcılığı ve kuvvetini artırmak ya da düşürmek suretiyle dil edinimini etkiler. (URL.5)

Yabancı dil öğrenme konusunda bu beş hipotez şu şekilde özetlenebilir: 1- Edinim öğrenmeden daha önemlidir. 2- Edinmek için iki şart gereklidir. İlki anlaşılır (ya da daha iyisi anlaşılan) ve öğrencinin mevcut seviyesinin biraz üzerinde mesaj, ikincisi mesajın 'içeri' girmesine olanak tanıyacak nitelikte bir filtre. (URL. 5)

Bu bulgular ışığında sınıf içi dil eğitimi faydalı olur mu? Sorusu akıllara geliyor. Sınıf içi eğitim 'gerçe4k dünya' dan mesaj alabilecek dil seviyesine sahip olmayan, ya da gerçek hayatta insanlarla iletişim kurma gibi bir imkanı olmayan öğrencilere gerekli miktarda anlaşılabilir mesaj sunuyorsa faydalı olur. Ayrıca öğrencilere, dış dünyadan daha iyi faydalanmaları için iletişim vasıtaları sunması halinde faydalı olabilir ve Monitor kullanıcılarına bilinçli öğrenme konusunda yararlı olur. (URL. 5)

Dil yetkinliği derecesi ile sınıfta ya da bir dilin konuşulduğu yerde bulunma süresi, öğrencinin yaşı ve kültüre aşina oluşu arasında kıyaslamalar yapan çok sayıda araştırma çalışması yapılmıştır. Bu araştırmaların sonuçları yukarıdaki hipotezlerle örtüşmektedir: gergin olmayan ortamlarda alınan anlaşılır mesaj ne kadar çok olursa, edinilen dil yetkinliği o kadar fazla olur. (URL.5)

Kaynaklar

URL.l- BİRDAL A. (Türkiye'de Yabancı Dil Öğretimi Üzerine Yazılmış İki Makalenin

Değerlendirilmesi: 1."Yabancı Dil Öğretiminde Yeni Yönelimler",2."Üniversitelerde Yabancı Dil

Öğretimi Üzerine Saptamalar,www.ingilish.com, (11.06.2007)

URL.2- http://iolp.aof.edu.tr/genel/sub03.htm, (11.06.2007)

URL.3- http://www.kisiselbasari.com/Yazi.asp (11.062007)

URL.4- www.kigem.com(l 1.06.2007)



URL.5- www.d0nusumkonagi.net, (11.06.2007)


1İstanbul Aydın Üniversitesi Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu, İngilizce Hazırlık Bölümü, Küçükçekmece - İstanbul ufukserengil@yahoo.com



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə