BiR İnsan hakki olarak su hakkinin dava edilebiLİRLİĞİ


D.Suda Faydalı İhtiyaç Karmaşası



Yüklə 205,08 Kb.
səhifə4/4
tarix27.12.2017
ölçüsü205,08 Kb.
#36206
1   2   3   4

D.Suda Faydalı İhtiyaç Karmaşası

Suda faydalı ihtiyaç kavramı, su hakkının dava edilebilirliği açısından konumuzu doğrudan ilgilendirmemekle birlikte, faydalı ihtiyaç kavramı adı altında suyu ticari amaçlarla kullananlardan, kullandıkları miktar için ücret alınmaması nedeniyle su hakkının dolaylı olarak ilgilendiren bir konudur. Suyu ticari amaçlarla kullananlar bedelini ödememekte, fakat günlük içme ve hijyen amaçlı kullanım ücretlendirilmektedir.

Türkiye'de kullanılan yeraltı suları, 16 Aralık 1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun hükümlerine tabidir. Bu kanunun m. 4/3’deki "Kuyu açan kimse, bulunan suyun ancak kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmaya yetkilidir." ifadesi sonucu, buradaki "faydalı ihtiyaç" kavramı ortaya çıkmakta ve bu kavram buna bağlanan sonuçları açısından önem kazanmaktadır.

Bu fıkraya 3 Temmuz 2003 tarih ve 4916 sayılı Kanunun 22. maddesi ile ilave edilen “Bu miktarı aşan sular ile sulama, kullanma ve işlenerek veya doğal haliyle içme suyu olarak satılmak üzere çıkarılan yeraltı suları, hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak suları, 2886 sayılı Kanun hükümlerine uyularak il özel idarelerince kiraya verilir.” ibaresiyle yeni bir düzenleme getirilmiştir. Neyin “faydalı ihtiyaç” neyin “faydalı ihtiyaç miktarını aştığı” konusu gündeme gelmiştir.

Örneğin; suyu çok kullanan tekstil, meşrubat firmalarının sondajla çıkardığı su, yapılan üretimde kullanıldığı için faydalı ihtiyaç kabul edilmekte; fakat su üretiminde (ambalajlanıyorsa) dolduruluyorsa "faydalı ihtiyacı aşan" kabul edildiği için Özel İdare tarafından kira tahakkuku yapılmaktadır.

Günde 3 ila 6 bin ton su kullanan Cargill gibi tesisler, yeraltı suyunu bedavaya kullanmakta, yer altı suyundun dolum yapan firmalar ise kira ödemekte. Oysa her iki kullanımın amacı da ticari kullanımdır. Yani kar elde etme amacıyla yapılmaktadır. Bundan daha vahimi, yaşamak için, su kullanan insanlar suyu parayla satın almakta, ama bu işten para kazananlar yeraltı suyunu bedavaya kullanmaktadırlar. Bu durumun hukuk ve adalet anlayışıyla bağdaştırılabilmesi mümkün değildir. Bu, kamu yararına, sosyal devlet ilkesine ve eşitlik ilkesine aykırıdır.

Üstelik bu sular, kanunda kamu yararına ait sular olarak nitelendirilmiştir. Yeraltı suları aynı zamanda stratejik değeri olan sulardır. Bunlar buharlaşmamakta, kirlenmeleri yüzey sularına göre daha zor olan sulardır.
IX. GATS (HİZMET TİCARETİ GENEL ANLAŞMASI) VE SU

A.Gats Nedir?

GATS- (The General Agreement on Trade in Services) Hizmet Ticareti Genel Anlaşması’dır. 691947 yılında imzalanan GATT-Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması kapsamında 1986-1994 yıllarında yapılan Uruguay Raundunda GATT’a dahil edilmiştir. GATS müzakereleri GATT’ın devamı olarak 01.01.1995 tarihinde faaliyete geçirilen Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) içerisinde sürdürülmektedir. Temmuz, 2006’da ertelenen Doha görüşmeleri, Ocak, 2007’de tekrar başlamıştır.

Türkiye’nin de kurucu üye olarak imza attığı ve 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe giren Nihai Senet ile ülke Taahhüt ve Muafiyet listeleri, 25 Şubat 1995 tarihinde TBMM’de onaylanmış ve 26 Mart 1995 tarihi itibariyle, Türkiye’nin DTÖ’ne üyeliği resmi hale getirilmiştir. Böylece, GATS da bir "iç hukuk" düzenlemesi haline gelmiştir.70

B.Gats Anlaşmasının Genel Kapsamı

GATS, tüm hizmet alanlarının serbest piyasaya açılması için mevcut düzenlemeleri genişleten ve hukuki işlerlik kazandıran ilk çok taraflı yatırım ve ticaret anlaşmasıdır. Hatta, Dünya Ticaret Örgütü Sekreteryası bu anlaşma için şöyle demektedir: “GATS, sadece sınır ötesi ticaret ve yatırımları kapsamakla kalmayıp; bir hizmetin yerine getirilmesiyle bağlantılı olarak akla gelebilecek tüm sektörleri (hizmet ve mal üretim sektörleri) kapsayan bir “hizmet yatırımları ve hizmet ticareti anlaşmasıdır.”

DTÖ, GATS müzakerelerini 11 ana başlık altında yürütüyor ve belirlenen ana başlık, alt bölüm ya da sektör ve grupların anlam ve içeriğinin tanımlanmaması için DTÖ’nün ciddi çaba sarf ettiği görülüyor. Böylece, anlaşma hayata geçirildiğinde yazılması unutulmuş boyutları bile kapsayabilecek kadar esnek bir metin elde edilmesi planlanıyor. Piyasanın eline teslim edilmesi konusunda anlaşma sağlanan 11 temel kategori ise şöyle:

- Telekom, posta hizmetleri, görsel ve işitsel iletişim hizmetleri de dahil olmak üzere iletişim,

- İnşaat ve bağlantılı mühendislik hizmetleri,

- Eğitim,

- Su iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme,

- Tüm çevresel hizmetler,

- Finansal, Mali ve Bankacılık hizmetleri,

- Sosyal hizmetleri de kapsayacak şekilde sağlık ve bağlantılı hizmetler,

- Turizm, seyahat ve bu iki sektörle bağlantılı tüm hizmet ve ürünlerin üretimi,

- Kültürel ve sportif hizmetler,

- Kara, hava, deniz ve tüm diğer ulaşım hizmetleri ve

- Diğer hizmet alanları.

Belli alt hükümlerinde ilgili mal üretimlerini bile içine alan GATS anlaşması, aslında muazzam bir kapsama sahip. Örneğin; dağıtım hizmetleri söz konusu olduğunda, dağıtıma konu olan sınırsız sayıdaki ürünün üretiminin de piyasa koşulları ve GATS talimatlarına uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor. Dünya Ticaret Örgütü eski Başkanı Renato Roggerio anlaşma ile ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor: “GATS ile, daha önce ticaret politikası içinde tanımlamadığınız alanları bile piyasa ekonomisine açabiliyorsunuz ve yabancı hizmet tacirlerine yerlilere tanıdığınız hakların aynısını tanıyıp; objektif (sermayenin kendi içinde objektiviteden söz ediliyor) kriterler uygulanacağını garanti ediyorsunuz.”

C.Su dağıtım hizmetleri de anlaşma kapsamında

GATS’ın bu maddesiyle hedeflenen sadece suyun yerelde boru hatlarıyla iletimi değil kuşkusuz; su kaynaklarının da kamudan özel sektöre el değiştirmesi amaçlanıyor. Bu konu özellikle düşük gelir grubundaki ülkeler için çok ciddi ve yaşamsal sorunlar üretme potansiyeline sahip. Aylık gelirinizin üçte birini su faturası olarak ödediğinizi bir hayal edin. Böyle bir gelişmenin iki türlü sonucu olacaktır: 1. Daha düşük bir bedel ödemek için eskiye oranla çok daha az su kullanılması ya da 2. Kullanılan su miktarında bir değişiklik yapmadan diğer yaşamsal harcamalarda kısıntıya gidilmesi. Birinci tercihin kullanılması halinde başta salgın enfeksiyon hastalıkları olmak üzere toplum sağlığı ciddi bir tehdit altında olacak, ikinci tercihte ise kısıtlanan diğer harcamaların özelliğine göre psikolojik ve sosyolojik yeni sorunlar ortaya çıkacaktır. Suyun piyasa ekonomisine açılmasının bir diğer çok önemli boyutu ise tarımsal üretimdir. Özellikle ulusal gelirinin önemli bir bölümünü tarım üretiminden sağlayan ülkelerde tarım giderek küçülmek zorunda kalacak, bu durum da dünyanın gelecekteki gıda yeterliğini daha da sürdürülemez boyutlara taşıyacaktır.

Sağlık sektörünün dünya çapında 3.5 trilyon $, eğitim hizmetlerinin 2 trilyon $ ve su hizmetlerinin ise 1 trilyon $ civarında pazarlar olduğu bilinmektedir.71

D.Su Hizmetlerinin Özelleştirilmesi

Dünya nüfusunun yalnızca %5’i suyu ulusötesi şirketlerden satın aldığı halde, şirketlerin su satışından elde ettiği yıllık gelirler daha şimdiden petrol gelirlerinin yarısına ulaşmış durumda. İşte bu muazzam karlılık potansiyeli ulusötesi şirketlerin suyu DTÖ-GATS anlaşması üzerinden ticarileştirme çabalarını meşrulaştırıyor. Fortune dergisinin Mayıs 2000 sayısında su endüstrisinin küresel trendi ile ilgili olarak şu tasvir yapılmıştı: “20. yüzyılda Petrol, devletler ve şirketler için ne ifade ettiyse, 21. yüzyılda da ulusların varlık düzeyini belirleyecek, değerli bir meta olan SU aynı değerde olacaktır.” Aynı tarihte uzmanların su endüstrisi için yaptıkları yıllık gelir tahminleri ise 400 milyar $ ile petrol gelirlerinin %40’ı ya da dünya ilaç sanayinin üçte biri düzeyindeydi. Ancak, dikkat edilmesi gereken ve ayırt edici özelliğe sahip olan en önemli husus, suyun satışından elde edilen bu devasa gelirin dünya nüfusunun yalnızca %5’inden sağlandığı gerçeği. 1998 yılında, bu kez Dünya Bankasınca hazırlanan bir raporda ise su piyasasının 800 milyar $’a yükselmesinin beklendiği açıklandı. Fakat DB, geçen yıl su piyasasının büyüme hedefini revize ettiklerini ve yeni tahminlerin 1 trilyon $’ı aştığını açıkladı.72

Su hizmetlerinin özelleştirilmesinden yana olanlar “Su bedava olarak algılandığı için şimdiye kadar sorumsuzca kullanıldı. Eğer paralı olursa insanlar kıymetini bilir.” şeklindeki görüşü savunuyorlar. Öte yandan, buna karşı çıkanlar ise, su kullanım hakkı, insan onurunun temel unsurlarından biridir ve kaynakların adil dağıtılması gerekir görüşündedirler.

Doğal olarak kar amacıyla hareket edecek şirketlerle su sorunun çözülmesi zordur. Ayrıca suyun temel bir insan hakkı olduğu düşünüldüğünde özelleştirmenin yarardan çok zarar vermesi mümkündür.


X.SONUÇ

Yaşamın temel taşı su, o olmadan diğer insan hakları anlamını yitirir ve insan onurunun korunması mümkün olmaz.

Mevcut Anayasa hükümleri, yasalar ve Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmeler kapsamında; su hakkının, temel bir insan hakkı olarak, mahkemeler önünde dava edilebileceğini kabul etmek gerekir. Yalnız, bu konuda hukuk sistemimizin, Kara Avrupa’sı hukukuna dayanıyor olması nedeniyle mahkemelerin çekingen davranacakları açıktır. Burada Yargıtay ve Danıştay’ın içtihatlarıyla mahkemelerin önünü açması gerekir.

Ülkemizde suyla ilgili çerçeve bir yasa eksikliği hissedilmektedir. Bu eksiklik, çelişkili olgulara sebep olmakta, hukukun eşitlik ve hakkaniyet ilkeleri bile zedelenmektedir. Küresel ısınma bir olgu olarak tüm Dünya’da kabul edilmiştir. Artık bunun tartışması yapılmamaktadır. Tüm Dünya da küresel ısınmanın hangi sonuçlara sebep olabileceği, etkilenecek bölgeler ve bu etkilenmenin derecesi üzerine araştırmalar yapılmakta, alınacak önlemler tespit edilip uygulamaya konmaktadır.

Pozitif hukuk ve uygulayıcılar yaşamın gerçeklerini dikkate almak zorundadır. Dünyayı ve ülkemizi etkilemesi kesin olan, hatta etkileri hissedilen, küresel ısınma olgusu da dikkate alınarak, ulusal gereksinimler çerçevesinde, bütüncül bir su çerçeve yasası ivedi çıkarılmalıdır. Bu yasa mevzuatın dağınık hükümlerini de tek bir çatı altında toplamalıdır. Sürdürülebilir bir yaşamı baz alarak, öncelik toplumsal ve kamusal ihtiyaçlara verilmeli, karar alma süreçlerini halkın etkin katılımının önü açılmalıdır. Halkın katılımı sağlanırken halkın su ile ilgili açık ve kesin bilgilere ulaşma hakkı da gözetilmelidir.
©©© Akademik kurallara uygun olarak atıf yapılabilir. İzinsiz çoğaltılıp, basılamaz.
Erol ÇİÇEK, (Bursa Barosu Avukatlarından) Tlf.0.224.5740477,

e posta:erolcicek@gmail.com. Uludağ İş H. Kat:3/19 Orhangazi/BURSA

Türkiye Barolar Birliği Ocak-Şubat 2009 sayısında, hakemli olarak yayınlanmıştır.

http://baroport.barobirlik.org.tr/tbbdergisi/yayinAra.aspx?sayi=80



1 http://www.who.int/water_sanitation_health/en/factsfigures04.pdf, 13.10.2008

2 http://www.wbcsd.org/plugins/DocSearch/details.asp?type=DocDet&ObjectId=MTk2MzY 13.10.2008

3 http://www.guardian.co.uk/environment/2006/aug/17/water.internationalnews 16.10.2008

4 http://www.worldwatercouncil.org/fileadmin/wwc/About_us/Governance/President_statements/discours_conf_rence_minist_rielle_EN.doc 13.10.2008

5 www.who.int/entity/water_sanitation_health/hygiene/om/linkingchap6.pdf 13.10.2008

6 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A(III) sayılı Kararıyla ilan edilmiştir. Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.

7 Madde 3 Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.


8 1977’de BM öncülüğünde Mar Del Plata’da (Arjantin) toplanan ilk küresel “Su Konferansı” öncelikli sorunu “artan nüfusun sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla yeterli ve iyi kalitede su temini” olarak belirlemiştir.


9 The rigth to water, s.9, http://www.who.int/water_sanitation_health/rightowater/en/, 31.10.2008

10 WHO Anayasası 22 Temmuz 1946 tarihinde 61 ülkenin temsilcisi tarafından imzalanmıştır. WHO Anayasası en az 26 üye ülke tarafından resmen kabulu ile yürürlüğe girecektir. Bu süre içerisinde WHO işlevlerini yerine getirecek bir Ara Komisyon seçilmiştir. Bu Ara Komisyon iki yıl süreyle WHO’nun görevlerini yürütmüştür.Yugoslav Prof.Dr.Andrija STAMPAR başkanlığındaki Ara Komisyon tüm çalışmalarını tamamlamış ve 26 üye ülkenin onayı 7 Nisan 1948’de gerçekleşmiştir.

11 BM Ekonomik, Sosyal Ve Kültürel Haklar Komitesi 15 Numaralı Genel Direktifi

12 Right to water. Health and human rights publication series; no. 3. s.8


13 BM Ekonomik, Sosyal Ve Kültürel Haklar Komitesi 15 Numaralı Genel Direktifi, Giriş bölümü

14 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 10 Aralık 1948 tarih ve 217 A(III) sayılı Kararıyla ilan edilmiştir. 6 Nisan 1949 tarih ve 9119 Sayılı Bakanlar Kurulu ile "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin Resmi Gazete ile yayınlanması yayımdan sonra okullarda ve diğer eğitim müesseselerinde okutulması ve yorumlanması ve bu Beyanname hakkında radyo ve gazetelerde münasip neşriyatta bulunulması" kararlaştırılmıştır. Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 tarih ve 7217 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.


15 http://www1.umn.edu/humanrts/edumat/studyguides/righttohealth.html 13.10.2008

16 BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi,

BM Genel Kurulu'nun 16 Aralık 1966 tarihli ve 2200 A (XXI) sayılı Kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılmaya açılmıştır. Yürürlüğe giriş: 3 Ocak 1976

Türkiye, "Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi"ni 15 Ağustos 2000 tarihinde imzaladı. Bugüne kadar BM üyesi 188 ülkeden 137'sinin imzaladığı sözleşme, 4 Haziran 2003 tarihinde TBMM'de onaylandı, 17 Haziran 2003 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onandıktan sonra Resmi Gazete'de yayınlandı.


17 http://www.who.int/governance/eb/constitution/en/ 11 Ekim 2008

18 Sözleşme, m.2/1. Bu Sözleşmeye Taraf her Devlet, gerek kendi başına ve gerekse uluslararası alanda özellikle ekonomik ve teknik yardım ve işbirliği vasıtasıyla bu Sözleşmede tanınan hakları mevcut kaynakları ölçüsünde giderek artan bir şekilde tam olarak gerçekleştirmek için, özellikle yasal tedbirlerin alınması da dahil, gerekli her türlü tedbiri almayı taahhüt eder.


19 The Human Right to Water, s.29, Salman M. A. Salman and Siobhán McInerney-Lankford

20 Genel Kurulunun 18 Aralık 1979 tarihli ve 34/180 sayılı Kararıyla kabul edilmiş ve imzaya, onaya ve katılmaya açılmıştır. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1979'da kabul edildi, 1981'de sözleşme biçimini aldı. Türkiye CEDAW’ı 1985 yılında imzaladı; ama yasalarımızda Sözleşme ile çelişen hükümler olduğu için, iç hukukta gerekli düzenlemeler yapılıp aykırılıklar giderilene kadar olmak kaydıyla belgeye bu noktalarda çekince koydu. Türkiye, yeni yasa taslaklarının hazırlanması üzerine çekincelerini 1999 yılında kaldırdı.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine İlişkin İhtiyari Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Kanun No. 4770 Kabul Tarihi : 30.7.2002

İhtiyari Protokol diye adlandırılan bu belge, taraf devletlerin yargılama yetkisi altında bulunan bireyler ve gruplara Sözleşme’de yer alan hakların ihlal edildiği durumlarda Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne hukuki başvuru yapabilme yolunu açmaktadır. İç hukuk yollarının tükenmesi veya çok zaman alması durumunda yapılabilen başvurunun açık ve doğru temellere dayandırılmış olması ve Sözleşme hükümlerine uygun olması gerekmektedir.

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne Yasal Başvuru için Protokol 22 Aralık 2000 tarihinde Birleşmiş Milletler nezdinde yürürlüğe girmiştir. Ancak, Protokol’ün geçerli olabilmesi ve kadınlar tarafından kullanabilmesi için bir ülkenin şu şartları yerine getirmesi gerekmektedir.

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni imzalamış olmak,

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni onaylamış olmak,

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne Yasal Başvuru için Protokol’ü imzalamış olmak,

Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi’ne Yasal Başvuru için Protokol’ü onaylamak.



Türkiye’nin 8 Eylül 2000’de imzaladığı protokol, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 30 Temmuz 2002’de onaylanarak Türkiye’de de kadınların bu başvuru olanağından yararlanmasının yolu açılmıştır.


21 Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı Kararıyla kabul edilip imza, onay ve katılıma açılmıştır. Sözleşme 49. maddeye uygun olarak 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Sözleşmeyi 14 Eylül 1990 tarihinde imzalamış ve 9 Aralık 1994 tarihinde ihtirazi kayıtla onaylamıştır. 4058 Sayılı Onay Kanunu 11 Aralık 1994 gün ve 22138 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Türkiye’nin koyduğu ihtirazi kayıt şöyledir: "Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 17., 29. ve 30. maddeleri hükümlerini T.C. Anayasası ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması hükümlerine ve ruhuna uygun olarak yorumlama ve uygulama hakkını saklı tutmaktadır".


22 16/6/1989 tarihli ve 3581 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan 1961 tarihli Avrupa Sosyal şartı’nın (ASŞ) yerini almak üzere,  Avrupa Konseyi tarafından 1996 tarihinde kabul edilen ve ülkemiz tarafından 6/10/2004 tarihinde imzalanan “(Gözden Geçirilmiş) Avrupa Sosyal şartı”, onaylandı. Onayı uygun bulan 5547 sayılı yasa, 3 Ekim 2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.

23 15 Numaralı Genel Direktif, BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi tarafından Kasım 2002 de kabul edilmiştir. (UN Doc. E/C.12/2002/11)


24 BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, 15 No’lu Genel Yorum, parag.10-11


25 Bu bağlamda, “içme” ile kastedilen, gıda maddeleri ve meşrubat aracılığıyla gerçekleştirilen su tüketimidir. “Kişisel sağlık koruma”, insan dışkısının atılması anlamında kullanılmıştır. Su bazlı araçların söz konusu olduğu yerlerde, su, kişisel sağlığın korunması için gereklidir. “Yiyecek hazırlama”, içinde su karıştırılan ya da suyla temasa geçen tüm maddeler dahil gıda maddelerinin temizliği ve hazırlanmasını içermektedir. Suyun “kişisel sağlılığı ve ev içi sağlılığı koruma” amacıyla kullanımı ise, kişisel temizlik ile hane halkının içinde bulunduğu ortamının temizliği anlamına gelmektedir. (Bkz. 15 No’lu Genel Yorum, 13 numaralı dip not)


26 Suyun “sürekli” olarak sağlanması, buradaki düzenliliğinin kişisel ve ev içi kullanım için yeterli olması anlamına gelmektedir. (Bkz. 15 No’lu Genel Yorum, 12 numaralı dip not)


27 BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, 15 No’lu Genel Yorum, parag.13


28 Ibid, s.8, parag.17

29 Ibid, s.9, parag.20


30 BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, m.2


31 15 No’lu Genel Yorum, parag. 37


32 Ibid, parag.40

33 Ibid, parag.45

34 Ibid,, parag.49

35 Ibid, parag.55


36 Ibid, parag.56

37 Ibid, parag.58

38 Bkz. Yukarda dip not 20


39 http://www.righttowater.org.uk/code/no15_3.asp (31.10.2008)

40 Andlaşmalar Hukuku, 22 Mayıs 1969 tarihli, “Andlaşmalar Hukuku Hakkında Viyana Sözleşmesi” ile düzenlenmiştir.


41 Türkiye, Viyana Deklarasyonunu 9 Ekim 1993 tarihinde imzalamıştır.


42 http://www.unhchr.ch/huridocda/huridoca.nsf/(Symbol)/A.CONF.157.23.En (21.10.2008)


43 Report by the Special Rapporteur on the right to food, Mr. Jean Ziegler, submitted in accordance with Commission on Human Rights Resolution 2001/25, parag. 33

www.unhchr.ch/Huridocda/Huridoca.nsf/0/832c9dd3b2f32e68c1256b970054dc89/$FILE (21.10.2008)


44 İbid, p 36, 37

45) http://www.unhchr.ch/tbs/doc.nsf/(Symbol)/E.C.12.1998.24,+CESCR+General+comment+9.En?Opendocument (09.10.2008)


46 www.harvardlawreview.org/issues/120/feb07/note/note.pdf 01.11.2008

47 İbid, s.1077,1078


48 İbid, s.1081,1082


49 http://www.elaw.org/node/2497 15.10.2008

50 http://southernafrica.homestead.com/files/sacourt.htm 15.10.2008

51 www.harvardlawreview.org/issues/120/feb07/note/note.pdf. s.1084

52 Güney Afrika Anayasası , 27. kısım

  1. Herkes,

a.sağlık hizmetleri,üreme sağlığı dahil,

b.yeterli yiyecek ve su ve

c.eğer, kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kimselerin mali gücü yetmiyorsa, sosyal güvenlik ve sosyal yardım haklarına sahiptir.


53 http://www.info.gov.za/documents/constitution/1996/index.htm 15.10.2008

54 Bkz; www.echr.coe.int , 10/11/04, Taskın and others v.Turkey 46117 / 99 ) 01.11.2008

55 Kaynakların Türk Medenî Hukukunda Tâbi Olduğu Rejim, Dr. İrfan Yazman, s. 49, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 258, Ankara - 1970

http://auhf.ankara.edu.tr/kitaplar/ozel-hukuk/irfan-yazman-kaynaklarin-turk-medeni-hukukunda-tabi-oldugu-rejim/ 01.11.2008




56 İbid, s. 66

57 İbid, s. 69

58 Yargıtay Kararları Dergisi, Cilt 9, s.11

59 Özel Hukuk Ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu, (11 mayıs 2001) Banka ve Ticaret Hukuku araştırma Enstitüsü, Prof. Dr. Zafer Gören, Temel Hakların Yatay Etkisi, s.29

60 İbid, s.31

61 Tanör/Yüzbaşıoğlu, s.118

62 2 Nisan 2008 tarihli Hürriyet Gazetesi


63 Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, M.E, Dr. Yenidünya, A.C Mühür Fekki Cürmü (Tck.M.274)

http://www.egm.gov.tr/egitim/dergi/eskisayi/36/web/ceza_hukuku/prof_dr_mehmet_emin_artuk_dr_ahmet_caner%20yenidunya.htm (21.10.2008)


64 İbid, dipnot 30, Belirtelim ki, Mukayeseli Hukukta memurun yetkisiz olarak görevini icra etmesi veya yaptığı işlem dolayısıyla cezalandırılmasının gerektiği hallerde mührü sökenin cezalandırılmayacağına ilişkin düzenleme ihtiva eden kanunlara rastlanmaktadır. Örneğin, Avusturya CK.m.272/2. TCK. Tasarısına da benzeri bir hükmün alınması yukarıdaki tartışmaları sona erdireceğinden faydalı olacaktır kanaatindeyiz

65 Erman-Özek, s.442. den aktaran, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, M.E, Dr. Yenidünya, A.C Mühür Fekki Cürmü


66 Erman-Özek, s.442. den aktaran, Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, M.E, Dr. Yenidünya, A.C Mühür Fekki Cürmü


67 Malkoç, II, 2002, s.2220. dan aktaran Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, M.E, Dr. Yenidünya, A.C Mühür Fekki Cürmü

68 Malkoç, II, 2002, s.2224; “...Adana İdare Mahkemesinin 28.01.1997 ile 31.3.1997 tarihli kararlarında da mühürleme işleminin geçerli yasal bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle iptal edilmiş bulunması karşısında, yasal ve hukuka uygun bir mühürleme işlemi bulunmadığı gözetilmeden “inşaatın imar yoluna tecavüzlü olduğundan mühürlendiği” biçimindeki dosyadaki bilgi ve belgelere ters düşer bir kabulle yasal olmayan gerekçeye dayanılarak hükümlülük kararı verilmesi, bozmayı gerektirmiştir” Yarg.4.CD.05.06.2000, 3847/4844 (Malkoç, II, 2002, s.2225); “İcra İflas Kanununda icra memurunun haczedilen mallar üzerinde ne gibi yetkileri olduğu saptanmış olup, borçlunun iş yerinin mühürleneceğine dair bir hükme rastlanmadığı bu nedenle yasal bir biçimde mühürleme söz konusu olmadığından mühür bozma suçunun oluşmadığı gözetilmeden hükümlülük kararı verilmesi hukuka aykırıdır” Yarg.4.CD.02.05.1979, 2491/2587 (Malkoç, II, 2002, s.2224). dan aktaran Prof. Dr. Mehmet Emin Artuk, M.E, Dr. Yenidünya, A.C Mühür Fekki Cürmü


69 http://www.mmo.org.tr/mmo/yayinlar/bulten/bulten52/gats.htm 15.10.2008


70 TMMOB'nin GATS nedir?

http://www.mmo.org.tr/mmo/yayinlar/bulten/bulten52/gats.htm 15.10.2008

71 http://www.mmo.org.tr/mmo/yayinlar/bulten/bulten52/gats.htm 15.10.2008


72 http://www.antimai.org/mkyy/sumakale.htm, Henry Heyneardhi  Jakarta Post-Endonezya  13 Kasım 2002

15.10.2008







Yüklə 205,08 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin