“DİŞİ kurdun rüyalari” Üzerine biR İnceleme

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 145.82 Kb.
səhifə1/3
tarix26.05.2018
ölçüsü145.82 Kb.
  1   2   3


DİŞİ KURDUN RÜYALARI” ÜZERİNE BİR İNCELEME*

Arş. Gör. Yunus AYATA

Dünyaca ünlü Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov'un Orijinal adı 'Plaha' olan Dişi Kurdun Rüyaları romanı 1986 yılında Rusça olarak yayımlanmıştır.

"Kellesi alınarak idam edilecek mahkumun başı 'plaha' adı verilen bir tahta satıhın üzerine getirilir; romanın başlığı olan 'plaha' kelimesinin kelime manası budur."1

"Eser önce Rusça yayınlanmış, sonra 'Kıyamet' adıyla Kırgızcaya çevrilmiştir. Ayrıca 'Cellat Kütüyü' adıyla Azerî Türkçesine aktarılmış, 'Künde' adıyla da Özbek Türkçesine çevrilerek Şark Yuldızı Dergisinin 1988 yılı 8-9-10. sayılarında yayınlanmıştır."2 Eser, Türkçeye Refik Özdek tarafından çevrilerek Dişi Kurdun Rüyaları adıyla kazandırılmış olup 1990 yılında Ötüken Yayınevi tarafından basılmıştır.3

Dişi Kurdun Rüyaları, yayınevi tarafından romanın arka kapağında şu şekilde tanıtılmaktadır:



"Bu kitap, yüz yılımızın önde gelen yazarlarından Cengiz Aytmatov'un büyük yankılar uyandıran romanıdır.

Aytmatov bu romanında iyi, kötü, ilâhî adalet ve kader gibi çetin konuları sorgulamaktadır. İnsanın bu ezelî ve ebedî soruları, bir papaz okulu öğrencisinin düşüncelerinde, esrar kaçakçılarının, Kırgız çobanlarını ve kurtların hayat hikâyelerinde irdelenmektedir. İlâhî kudretin varlığını sürekli vurgulayan, ama sorumluluğu insanda ve insanların ortak sorumluluğunda arayan çok çarpıcı bir olaylar örgüsü anlatılmaktadır.

Dişi Kurdun Rüyaları aynı zamanda çok etkileyici bir 'çevre romanı'dır; Aytmatov'un, kirletilen Kırgız bozkırları ve bozulan tabiat dengesi karşısında haykırışıdır."

Eserin Refik Özdek tarafından 'Plaha' veya 'Kıyamet' ismiyle değil de Dişi Kurdun Rüyaları ismiyle çevrilmesi anlamlıdır. Mütercim esere 'Plaha' veya 'Kıyamet' yerine, roman kahramanlarından dişi kurt Akbar'ın hayallerini isim olarak vermeyi tercih etmiştir. Bu hayaller ise romanda şu şekilde verilmektedir:



"Bir tek amaçları olacaktı: Saygaları mümkün olduğu kadar süratle pusuya düşürmek ve çocuklarına gerekli dersi vermek. Amansız bir takip olacaktı bu! Akbar'ın büyük bir özlem duyarak hayal ettiği bu takipte önemli olan yakalayacağı kurban değil, avlanma olayının kendisiydi. Bu av yakında olacak o, rüzgâr kanatlı bir kuş gibi uçacaktı saygaların peşinde... Bu onun hayatının aslı idi...

Ana kurt işte bunları hayal ediyordu. Bunlar ona tabiatın belki daha yüce bir gücün telkiniydi. Ama gelecekte bu hayalleri defalarca, acılar içinde kıvranarak hatırlayacaktı. Bu umutların bedeli gelecekte dökeceği gözyaşları olacaktı." (s. 26)

A. ESERİN TEKNİK AÇIDAN İNCELENMESİ

1. Vaka:

Üç bölüm halindeki roman dört ana hikâyeden oluşmaktadır. Birinci hikâye kurtların, ikinci hikâye papaz okulundan ayrılan Abdias'ın, üçüncü hikâye Hz. İsa'nın, dördüncü hikâye ise çoban Boston’un hikâyesidir.

Roman önce dişi kurt Akbar'ın gözüyle anlatılmaya başlanır. Daha sonra da olaylar Abdias'ın gözüyle ve geriye dönüşlerle ele alınır. Romanın son bölümünde ise olaylar hem Akbar'ın hem de Boston'un gözüyle verilir.

Birinci bölüm; olayların geçeceği mekanın tasviri ve roman boyunca ana kahraman olarak kalacak dişi kurt Akbar ile eşi Taşçaynar'ın tasviriyle başlıyor. Roman, Isık-Göl (Sıcak Göl) etrafında yaşayan bu iki kurdun hayat hikâyelerini özetleyen ve Abdias'ın buralara nasıl geldiği hakkında bilgi veren satırlarla başlıyor.

Isık-Göl etrafında normal bir hayat devam ederken büyük bir helikopter her yerin sessizliğini metalik gürültüsüyle bozar. Sayga sürüsünün yerini tespit için gelen bir helikopterle olağanüstü bir hareketlilik başlamıştır. Yerinden oynayan kayalar, ağaçları ezerek bir kurt kovuğuna kadar gelir. Hamile olan dişi kurt korkular içinde kaçar. Bundan sonra insanlar tarafından düzeni bozulan kurtların hep kaçması gerekecektir. Gelecekten habersiz olan dişi kurt Akbar on-onbeş gün sonra üç yavru dünyaya getirir. Akbar, onları iyi bir avcı olarak yetiştirmek istemektedir. Yavru kurtların gözüyse oyunda oynaştadır. Bu sebeple ebeveynlerinin dinlenmeye çekildikleri bir anda yakınlarında gördükleri bir insan ile, Abdias ile, oynaşmaya başlarlar.

İnsanla bu ilk karşılaşma, kurtların yer değiştirmesine sebep olur. Fakat kurtların sayga avına gelen insanların pençesinden kurtulmaları mümkün değildir. Yavrularını av için götürdükleri yerde insanların gelmesi üzerine birdenbire av durumuna düşen kurtlar, saygalarla birlikte kaçmaya başlarlar. Kurtlar, bu dalgadan kurtulmak için büyük çaba sarf ederler. Fakat makineli tüfeklerle gelen insanlar saygalarla birlikte kurtların yavrularını da öldürürler. Gruptan sadece Akbar ve Taşçaynar sağ olarak kalabilirler. Aşırı derecede yorgun bir halde bulunan kurtlar o bölgeden hızla uzaklaşmaya çalışırlar.

Romanın bu bölümünden sonra olaylar Abdias'ın gözüyle anlatılmaya başlanır.

Abdias, sayga avı için gelen altı kişiden biridir, hayvanların doldurulduğu kamyonun içinde saygaların arasında elleri bağlı olarak yatmaktadır ve geçmişte yaşadığı olayları düşünmektedir.

Abdias, aykırı düşüncelerinden dolayı papaz okulundan atılan birisidir. Geçimini sağlamak için bir gazetede çalışmaktadır. Asil bir dava peşinde olan Abdias, hayvan avına karışmadan önce, Orta-Asya'ya beyaz zehir kaçakçılarıyla ilgili bir röportaj yapmak üzere bir kez daha gelmiştir. Abdias'ın bu işe girişmesinin temel sebebi ise bu 'suç paktı'nı dağıtmaktır. Bunu nasıl yapacağını ise bilememektedir.

Kaçakçılarla bizzat konuşmak için Orta-Asya'ya gelen Abdias, bu amacına ulaşamaz. Bir histeri anında uyuşturucu kaçakçılığının yanlış bir şey olduğunu yanındaki çocuk yaştaki gençlere açıklar. Onlar ise Abdias'ın söylediklerini aynen patronları Grişan'a iletirler.

İkinci bölümde; Abdias ile konuşan Grişan, adamlarını uyuşturucu kaçakçılığından vaz geçirmesi ve dini onlara anlatması için ona fırsat verir ve bu olaya hiç bir müdahele yapmayacağını da sözlerine ilave eder. Grişan'ın bu sözleri üzerine harekete geçen Abdias, başarısız olur ve kaçak olarak bindikleri trenden arkadaşları tarafından fena halde dövülerek aşağıya atılır.

Trenden düşen Abdias baygın bir haldedir. Kendisine geldikten sonra bu durumunu 1950 yıl önce çarmıha gerilen Hz. İsa'nın haline benzetir ve hatırlamaya başlar.

Abdias, Hz. İsa'nın Golgotha Tepesi'ne çarmıha gerilmek için götürüleceği yerde beklerken Roma valisi Pontius Pilatus ile arasında geçen konuşmaları hatırlamıştır. Tamamıyla dinî nitelikte olan bu konuşmada vali, Hz. İsa'nın görüşlerini değiştirmesini istemektedir. Konuşmanın sonunda peygamberlik iddiasından vazgeçmeyen Hz. İsa'yı vali Golgotha Tepesi'ne çarmıha gerilmek üzere gönderir.

Abdias ise, onu bu durumdan kurtarmak için ne yapabileceğini düşünmektedir. Ancak onun acı çekmekten başka yapabileceği bir şey yoktur.

Tekrar günümüze dönen Abdias, sürüne sürüne yola çıkar. Yoldan geçen Kazak bir aile tarafından alınarak kamyon ile Calpak-Saz'a getirilir. İstasyona gelen Abdias'ın durumundan bir polis şefi şüphelenir ve onu karakola götürür. Karakolda Grişan dışındaki uyuşturucu kaçakçılarının tutuklanmış olduğunu gören Abdias, polislere kendisinin de onlarla birlikte olduğunu söylese de onları inandıramaz ve serbest bırakılır. Gittikçe durumu kötüleşen Abdias'ın hâlini gören yaşlı bir kadın ona yardım getirir. Yardım için gelen hemşire ile birlikte Abdias doktora gider. Burada Kazak doktor Aliye İsmailova tarafından tedavi edilir. Ayrıca İsmailova'nın arkadaşı İnga ile arasında duygusal bir ilişki başlar. İyileştikten sonra Moskova'ya dönen Abdias ile İnga mektuplaşırlar. Moskova'da röportajını yayınlatamayan Abdias, para kazanmak için gece muhasebeciliğine başlar ve İnga'dan evlenmek üzere haber bekler. İnga'dan aldığı bir mektup üzerine de kitaplarını satarak yol masrafını temin eder ve tekrar Calpak-Saz'a gelir.

Calpak-Saz'a gelen Abdias, İnga'nın eski kocasından olma çocuklarıyla ilgili bir problemi halletmek için anahtarı bir tanıdığına bırakarak gittiğini görür. Bunun üzerine Abdias, anahtarı almak yerine biraz para kazanmak için yeni tanıştığı Bos Kandalov ile birlikte sayga avına katılır. Fakat Abdias, saygaların katledilmelerine dayanamayarak bu katliamı durdurmaya çalışır. Adamlar, işlerine engel olmak isteyen Abdias'ı susturmak için bağlayarak kamyonun içine, saygaların yanına atarlar. Bu andan itibaren romanda tekrar aktüel zamana dönülür.

Avcılar tarafından dövüldükten sonra yargılanan Abdias, bir saksavul ağacına tıpkı Hz. İsa gibi bağlanır. Önce yakmak isterler, fakat ağaçlar yaş olduğu için yakamazlar ve onu o halde bırakırlar. Bu arada Abdias, bir çığlık halinde dişi kurttan yardım ister. Abdias tam ölmek üzereyken onu duymuş gibi dişi kurt ve eşi gelir. Abdias kurtları görür ve muradına ermiş bir şekilde ölür.

Kurtlar ise o yörede bir yıl daha kalırlar. Bulundukları yerin düzeninin insanlar tarafından bozulması üzerine Akbar ve Taşçaynar Isık-Göl civarına gelirler. Akbar burada dört yavru daha dünyaya getirir. Bu, onların soylarını devam ettirebilmeleri için son şanslarıdır.

Üçüncü bölümde ise; olaylar Bazarbay Noygutov'un bir jeolog ekibinin kılavuzluğunu kabul etmesiyle başlıyor. Jeologları yüklü bir para karşılığında Acı-Taş Boğazı'na götüren Bazarbay, sarhoş bir halde eve dönerken yolda dört kurt yavrusu bulur ve onları yuvalarından alarak yüklü bir fiyata satma umuduyla yola düşer. Bunlar Akbar ile Taşçaynar'ın yavrularıdır. Ava giden kurtlar, döndüklerinde yuvada yavrularını bulamayınca ümitsizlik içinde Bazarbay'ın peşine düşerler. Kurtlar tam Bazarbay'ı yakalayacakken Bazarbay, o yörede iyi bir çoban olarak bilinen Boston'un evine sığınır. Bu sırada Boston evde yoktur. Bir müddet Boston'un evinde dinlenen Bazarbay kendi evine dönmek üzere oradan ayrılır. Kurtlar ise bunu fark etmemiştir. Onun için Boston'un evinin etrafında dolaşmaya devam ederler. Eve dönen Boston kötü olayların çıkmasını önlemek için ertesi gün Bazarbay'dan kurt yavrularını almak için gitse de yavruları ondan alamaz.

Bu arada ise kurtlar, yavrularını kaybetmenin verdiği umutsuzlukla Boston'un evinin etrafında uluyarak dolaşmakta ve hiç adetleri olmadığı halde insanlara ve ehil hayvanlara saldırmaktadırlar. Garip bir işkence halini alan bu duruma bir son vermek için Boston kurtlara tuzak kurar ve Taşçaynar'ı öldürür. Tuzaktan kurtulmayı başaran Akbar ise, eşini ve yavrularını kaybetmenin hüznüyle ne yapacağını bilemez. Akbar, bir gün evin önünde oynayan Boston ile Gülümhan'ın iki yaşındaki çocuğu Kence'yi kaçırır. Kence'nin kaçırıldığını gören Boston, Akbar'ı vurmak isterken onunla birlikte Kence'yi de öldürür. Daha sonra da bütün bu olanların sorumlusu olan Bazarbay'ı öldürür. Kendisi de dönüşte gölde intihar eder.



2. Bakış Açısı:

Roman önce kurtların, sonra Abdias'ın, daha sonra da Boston'un gözünden okuyucuya aktarılır.

Yazar her şeyi bilen yazar-anlatıcı ve kahraman-anlatıcı bakış açılarının ikisini birden romanında karışık olarak kullanmıştır. Romanın kurtlar ile ilgili bölümlerinde özellikle yazar-anlatıcının devreye girdiğini görmekteyiz. Bu bakış açısına örnek olarak şu satırları gösterebiliriz:

"İnine taş yağan, çığ düşen dişi kurt Akbar, kovuğun dibine, karanlık dehlize doğru kaçtı. Yay gibi fırlamış, sonra durup tüylerini kabartmış, dövüşmeye, meçhul düşmanının üzerine atılmaya hazır bir durum almıştı. Karanlıkta ışıltısı artan gözlerinde vahşi şimşekler çakıyordu.

Akbar'ın korkusu boşuna idi. Helikopter ancak, kaçılacak ve saklanacak yeri olmayan düz ovada onun peşini bırakmaz, yetişir, vınlaması ile onu sersemletir, iyice yaklaşınca da mitralyöz ateşine tutardı. Bu durumda sinecek bir kuytu, sığınacak bir köşe bulamaz. postunu kurtaramazdı. Çünkü, kaçan bir yaratığın ayakları altında yer yarılmaz ve onu saklamazdı.

Dağlarda durum başka idi. Kaçmak, tehlike geçinceye kadar saklanmak mümkündü. Onun için helikopter korkulacak bir şey olamazdı. Aslında dağlar helikopter için de tehlikeliydi. Ama korkunun mantığı yoktur; hele bu, daha önce yaşanmış bir korku ise." (s. 8)

Herşeyi bilen yazar-anlatıcının devrede olduğu bu satırlarda yazar, çok canlı bir üslup kullanarak okuyucuyu romanın dünyasına çekmeyi başarmaktadır. Şu satırlar yazarın tasvirdeki başarısını göstermesi bakımından dikkat çekicidir:



"Uğultu en yüksek noktasına ulaştığı bir anda olan oldu: Önce helikopterin geçtiği yerin aşağısında bulunan ve rüzgârın çıplak bıraktığı dik bir yamaçta, hafif bir göçme görüldü. Bazı kayalar ses şoku ile, donmuş parmaklara kan yürümesi gibi hafifçe kımıldamış ve hemen durmuştu. Ama az sonra, bu küçük sarsıntı, bu oynak arazide daha büyük bazı kayaların kopmalarına, gittikçe artan bir hızla yamaçlardan yuvarlanmalarına yetmişti. Yuvarlanan kayalar tozu dumana katarak, daha küçük taşları da sürükleyerek iniyorlardı aşağıya. Yamaç mermi yağmuruna tutulmuştu sanki. Sarıçalıları, aksöğütleri ezerek, kar yığınlarını çökerterek inen kayalar, kurtların barındığı büyük bir kovuğun üzerine gelip çarptı. Yarı donmuş bir derenin kenarında bulunan bu kovuğun ağzını, yöreye özgü bitkiler örtüyordu." (s. 8)

Cengiz Aytmatov, Dişi Kurdun Rüyaları'nda kahraman anlatıcı bakış açısını da büyük bir başarıyla kullanmıştır. Yazarın bakış açıları arasındaki geçişleri çok başarılıdır. Okuyucu bu geçişleri tabii olarak kabul eder ve bunda bir anormallik hissetmez. Aşağıya alacağımız şu satırlar bu açıdan dikkate değerdir:



"Temmuz sonunda, güzel bir günde, gazete idarehanesinden yıkılmış olarak ayrıldım. Yazıişleri müdürünün bana karşı, röportajıma karşı gösterdiği âni davranış değişikliğine çok üzüldüm. Bir süreden beri gazeteci arkadaşlarım da çok tuhaf davranıyor. Beni bu yolculuğa teşvik eden ve yazmamı çok isteyen arkadaşlar, düştüğüm bu durumdan kendilerini sorumlu tutuyorlar galiba.

Bu ortam beni çok sıkıyor, çok üzüyor. Birisinin benimle karşılaştığı zaman rahatsız olduğunu anlayınca, ben de bir suçluluk hissine kapılıyorum ve onu bu sıkıntıdan, benimle olduğu için acı çekmekten kurtarmaya çalışıyorum.

Artık, bir çeşit vicdan azabı verdiğim için, yazıişlerinde görünmemeye, oraya gitmemeye karar verdim. İhtiyaçları olursa beni bulurlar, ihtiyaç duymazlarsa kendileri bilir, ben de ne yapacağımı bilirim." (s. 218)

Bu satırlardan anlaşılacağı gibi yazar, modern anlatım tekniklerinden haberdardır ve bu anlatım tekniklerini başarıyla kullanmaktadır. Bunu, yukarıda alıntıladığımız, Abdias'ın iç monologunu bize başarıyla yansıtmasından anlamaktayız.



3. Zaman:

Dişi Kurdun Rüyaları'nda olaylar 1980'li yıllarda geçiyor. Yazar, romanın iki yerinde bize aktüel zamana dair ipuçları veriyor.

Bunlardan birincisi Hz. İsa'nın ölümüyle ilgili verdiği bilgidir. Bu bilgiye göre "O günden bugüne bin dokuz yüz elli yıldan fazla bir süre geçmiş" (s. 152)tir. Romanın bir başka yerinde ise bu bilgi şöyle tamamlanmaktadır.

Vali Hz. İsa'ya şöyle sorar:



"Pekala, Golgotha Tepesi'ne gideceksin. Bana bir de kaç yaşında olduğunu söyler misin Nâsıralı?

Otuz üç yaşındayım." (s. 183)

Miladî takvim Hz. İsa'nın doğumuyla başlatıldığına göre, buradan hareketle aktüel zamanın 1983'ten sonraki bir zaman dilimini ihtiva ettiği söylenebilir.

Romandaki ikinci bilgi ise İkinci Dünya Savaşı ile ilgilidir.

Roman kahramanlarından Boston ile Ernazar'ın hayvanlarına yeni otlaklar bulmak için arayışa çıktıkları yolun üzerinde eskiden kullanılan fakat hali hazırda kullanılmayan bir geçit vardır. Romanda "savaşın başından bu yana, yani yaklaşık kırk yıldan beri, o yüksek geçidi kimse" (s. 296)nin aşmadığı ifade edilir. Burada Rusya'nın savaşa girme tarihi mi yoksa genel olarak İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması mı kastedilmektedir? Bu açık değildir. Kastedilen Rusya'nın savaşa girmesi ise Rusya savaşa 22 Haziran 1941'de girmiştir. Rusya'nın savaşa girmesini merkez tarih olarak alırsak romanda olayların 1981'den sonra geçtiğini söylemek mümkündür. Eğer genel olarak İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasını merkez tarih olarak alırsak, savaş 1939'da başladığına göre romanda olayların 1979'dan sonra başladığını söyleyebiliriz.

Sonuç olarak 1979, 1981 ve 1983 olmak üzere üç tarih karşımıza çıkmaktadır. Bu tarihlerden hareketle romanda olayların 1980'li yıllarda geçtiği söylenebilir. Bununla birlikte geriye sıçramalarla romana -yaklaşık iki bin yıllık- büyük bir genişlik kazandırıldığı da görülmektedir. Alt hikâye diyebileceğimiz Hz. İsa'nın çarmıha gerilme hadisesi romandaki bu zaman genişlemesini sağlamaktadır.

4. Mekan:

Roman mekan tasvirleri açısından başarılıdır. Mekan tasvirleri anlatılacak konu için bir hazırlık olarak kullanılmış olup, konudan bağımsız mekan tasvirleri Dişi Kurdun Rüyaları'nda görülmez. Yazar, mekanı, romanı daha canlı kılmak için bir unsur olarak kullanmıştır. Bu sebeple roman boyunca mekan tasvirlerine fazla yer verilmez. Romanda olayların geçtiği mekan geniş planda Kırgızistan ve Kazakistan'dır. Dar planda ise, Mujumkum bozkırları, Isık-Göl civarı, Uzun Çatı Kanyonu ve Ala-Mengü dağı civarıdır.

Şu satırlar romanda yer alan mekan tasvirlerinin konu ile bağlantı kurulması için bir hazırlık olduğunu göstermesi bakımından önemlidir:

"Mujumkum'a kış gelmişti. Bir gün kar yağdı. Bu kurak iklim için oldukça kalın bir kar. Her yer bembeyaz oldu. O sabah manzara tertemiz, kıyıları olmayan bir okyanus gibi göründü. Coşkun dalgalar birden donmuştu sanki, rüzgâr ve onunla birlikte devedikenleri dur-durak bilmeden, hiçbir engele çarpmadan yuvarlanıp gidiyorlardı. Ebedî uzay sessizliği gibi bozkır da sessizdi şimdi. Çünkü sert kum nemi emmiş, daha yumuşak olmuştu.

İlk karın düşmesinden az önce, yaban kazları dizi dizi Himalaya'ya doğru uçmuşlardı. Kuzey denizlerinden ve nehirlerinden gelen bu kazlar, güneye, anayurtları olan İndus ve Brahmaputra'ya gidiyorlardı. Öyle yüksekten uçuyor ve öyle bağrışıp çağrışıyorlardı ki, bozkır sakinlerinin kanatları olsaydı hepsi onlara karşılık verir ve peşlerine takılıp giderlerdi sanırsınız. Ama her yaratığın ayrı bir cenneti vardır. Kazlar kadar yüksekten uçan çaylaklar bile onların yolundan çekilmekten başka bir şey yapmadılar." (s. 27)

5. Şahıslar Dünyası:

Romanda yer alan birinci derecede kahramanlar, rahip olan babasının tesiriyle papaz okuluna giden, fakat oradan dinî meselelere ait, kilise tarafından kabul görmeyen aykırı fikirleri sebebiyle atılan ve kader anlayışını sürekli olarak sorgulayan Abdias Kallistratov ve kendi halinde, başarılı bir kolhozcu olan, dürüst ve sözünü sakınmadan söyleyebilen Boston Urkunçiev’dir.

Çağdaş bir Hz. İsa olan Abdias, iyi niyetle yaklaştığı bütün insanlardan kötülük görür. Romanın ilk iki bölümünde ana kahraman olan Abdias, üçüncü bölümde yerini bir tip olan Boston’a bırakır. Boston, Sovyet rejimi altında yaşayan insanların bir prototipidir adeta. Onun rejime karşı yönelttiği eleştiriler gerçekten dikkate değerdir.

Abdias ve Boston’dan başka romanda geçen diğer önemli kahramanlar, -aynı zamanda rüyaları romana isim olmuş- birer kurt olan Akbar ve Taşçaynar’dır. Romanda özellikle Akbar’a büyük önem verildiğini görmek mümkündür. Erkek kurt olan Taşçaynar ise dişi kurt Akbar’ın gölgesinde kalmaktadır. O, tam bir muti görünümündedir. Yazar, kurtların hayatını ve Akbar ile Taşçaynar’ın yavrularını (Kocabaş, Hızlı ve Gözde) kaybettiği av sahnesinde (s. 28) büyük bir lirizm yakalayarak, adeta kurtlarla özdeşleşmektedir.

Romanda geçen ikinci derecede önemli kahramanlar ise, Boston ile Ernazar’ın ölümünden sonra evlenen ve Kence isimli bir çocuk dünyaya getiren Gülümhan, Gülümhan’ın eski eşi Ernazar, Abdias’ın ablasının eski arkadaşlarından ve onu uyuşturucu kaçakçılığı üzerine yazı yazmağa teşvik eden Viktor Nikiforoviç Gorodetski, Abdias’ın evlenmeyi düşündüğü İnga Fedorovna ve Abdias’ı tedavi eden ve İnga Fedorovna ile tanıştıran Doktor Aliye İsmailova’dır.

Ayrıca Boston’a karşı kin besleyen ve onu kendisine rakip olarak gören çoban Bazarbay Noygutov, geçimsiz biri olan Noygutov’un karısı Gök Tursun, sayga avına karışan Kepa, Boss (Patron), Mişaş, Hamlet-Galkin, Uzukbay, Petruha ve Lenka, uyuşturu kaçakçılarının başı Grişan, onun yardımcısı Kolia ve Mahaç’ı ise romanın karşıt/kötü kahramanları olarak zikredebiliriz. Bu kahramanlar aynı zamanda dekoratif kahraman özelliği taşımaktadırlar.



6. Dil ve Üslûp:

Cengiz Aytmatov'un 70 ülke diline çevrilmiş4 eserleri arasında önemli bir yere haiz olan Dişi Kurdun Rüyaları romanı, asıl dilinden değil, Fransızcadan tercüme edilmiştir. Aytmatov, pek çok eserini önce Rusça yazıp sonra da Kırgızcaya çevirmektedir. Daha sonra ise yazarın eserleri diğer dünya dillerine çevrilmektedir. Yazarın bu eseri de Rusça yazılmış olup, önce Fransızcaya, oradan da Türkçeye çevrilmiştir.

Ali İhsan Kolcu, Cengiz Aytmatov üzerine yaptığı çalışmasında yazarın bu romanında "değişik bir çizgi ile karşımıza" çıktığını belirttikten sonra "bu Şolohov üslûbundan Dostoyevski üslûbuna geçişin çizgisidir. Yazar bu esere gelinceye kadar, yerli göçebe hayatı ve tabiatı nasıl Şolohov'a benzer bir tarzda resmetmişse; bu son romanında da Abdias tipiyle Dostoyevski'nin kahramanlarına yaklaşmıştır." 5 demektedir.

Tercüme bir eserde yazarın dil ve üslûbundan bahsetmek çok güç... Bahsedilse bile, bu, yazarın dil ve üslûbundan çok mütercimin üslûbu olacağından verilen hükümler hep enfüsî (subjektif) olacaktır. Onun için romanın dil ve üslûbu hakkında kendi düşüncelerimizi zikretmek yerine mütercimin bu konudaki düşüncelerini buraya alıntılayacağız. Refik Özdek, Türk Edebiyatı dergisinde yayınladığı "Cengiz Aytmatov ve Eserleri" konulu yazısında Aytmatov'un dil ve üslûbu hakkında şunları söylemektedir:



"Aytmatov'un romanları, karmaşık olmayan cümlelerle, çok akıcı bir üslûpla; benzetmeler tam yerinde olarak yazılmıştır ama, bu romanlar aynı zamanda bir düşünce ve konu okyanusu gibidir. Bu bakımdan çok yoğundur. Bir romanında, iç-içe birkaç roman okumuş gibi oluyor insan. Romanın içinde çok eskilere ait bir efsane de, günlük basit bir olay da, evrensel bir dâva sayılacak bir konu da, birbirini tamamlar, bütünleştirir. Herhangi bir kitabın ilk sayfalarında pek dikkati çekmeyen küçük bir ayrıntı, ileriki sayfalarda derin bir düşüncenin ya da olayın tamamlayıcısı olur. Bana göre Cengiz Aytmatov romanlarını satranç oynar gibi yazıyor. Nasıl bağlayacağını, nasıl sürdüreceğini, nasıl bitireceğini bilerek, her ayrıntıyı düşünerek başlıyor yazmaya. Hiç bir şeyi konunun akışına bırakmıyor, kalemini, tasarladığı plana, vermek istediği mesaja bağımlı tutuyor. Çok zengin bir kelime hazinesi var ve bunları tam yerinde kullanıyor. Benzetme olsun diye benzetme yapmıyor. Bir fikri anlatmada ne eksik ne de fazla bir kelimeye yer veriyor.."6

Aynı yazının devamında Refik Özdek eserin başka dillere çevrilmesi hakkında düşüncesini de belirtmektedir:



"Cengiz Aytmatov'un eserlerinin başka dillere çevrilmesiyle ilgili olarak da bir düşüncemi, kanaatimi belirtmek istiyorum. Batılı yazarlar bu işi, Türk yazarları kadar havasını vererek tercüme edemez. Çünkü batılı yazarlar, onun kullandığı deyimlerle, kelimelerle çağrıştırdığı konulara bizim kadar aşina değildirler. Mesela bir Fransız mütercim 'Gök Tengri'yi Mavi Tanrı (Dieu Bleu) diye tercüme etmiş. 'Dişi Kurdun Rüyaları' adlı romanında, iki bozkurdun neyi çağrıştırdığını ve 'Bozkurt' mitine nasıl bir boyut getirdiğini de anlayamaz. Batılı okurlar ve yazarlar. Düşünüyorum ki, o iki bozkurtun serüveni, Aytmatov'un kenar düşüncesinde, belki, başka yerlerden bugünkü vatanlarına gelen Kırgızların durumuyla ilgilidir.

Aytmatov, Rusça yazarken, ya da Kırgızca yazdığı eserini Rusçaya çevirirken, bir deyimi, bir atasözünü tam yerine oturtmak için onun Kırgızcasını ya da Kazakçasını yazıyor. Sonra bunun dip notu ile açıklamasını yapıyor. Öteki dillere çevirilen eserinde bu dip notları aynen alınıyor. Ama bir Türk yazar için bunlara çok defa hiç gerek kalmıyor. Mesela, Kazakça yazılan 'Vah biçare, vah!' sözünü biz elbette olduğu gibi anlarız."7

Biz de Refik Özdek'in bu düşüncelerine katılmaktayız. Kanaatimizce eserlerin Fransızcadan değil bizzat yazıldığı dilden tercüme edilmesi daha doğru olacaktır. Ayrıca Emine Gürsoy-Naskali'nin ifade ettiği gibi sadece Aytmatov'un değil, diğer Kırgız yazarlarının da ülkemizde tanıtılmasında fayda vardır. Çünkü "Türkiye'de, Türk dünyasını daha yakından, daha derinlikle tanımak ve modern edebiyatını okumak isteyen bir okur kitlesi vardır. Türkiye'de okur, çağdaş Kırgız yazarlarından sadece Aytmatov'u tanımaktadır. Halbuki, tanımamız gereken başka değerli yazarlar da vardır, mesela bir Tölögön Kasımbekov da bir an önce tercüme edilmeli ve Türkiye'de okurla tanıştırılmalıdır."8




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə