İSLÂm tariHÇİleri derneğİ Hİcaz bölgesi araştirma-inceleme ve umre gezi raporu

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 133.41 Kb.
səhifə3/3
tarix17.11.2017
ölçüsü133.41 Kb.
1   2   3

e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn1.jpgBir gün öncesinden uzaktan izlediğimiz her iki tepeye aynı gün içerisinde tırmanma imkânı olmadığı düşüncesinden yola çıkarak akşam otelde yapılan toplantı da grup üyelerinden mağaralardan birini tercih etmeleri istendi. Ayrıca, sıcağa mâruz kalmadan sabah en geç 06.00’da otel önünden hareket edileceği bildirildi, ancak servis araçlarının gecikmesi nedeniyle 07.30 da yola çıkılabildi. Bir grup, önce Mekke’nin  güneydoğusunda bulunan üç km uzaklıktaki Sevr dağı eteğinde bırakıldı. Diğer grup ise Kâbe’ye beş km uzaklıktaki Nur dağına götürülerek belirlenen saatlerde toplanmak kaydıyla serbest kaldı. 
Kartal yuvasını andıran ihtişamlı bir görüntüye sahip Nur Dağı tepesindeki Hira mağarasına ulaşmak dağın güney tarafındaki patikayı tâkip etmekle mümkündü. Hz. Peygamber’in ve dedesinin inziva için neden bölgenin en sarp kayalıklarının bulunduğu dağı tercih ettiği, korku saçan bu kayalıklarda gecelerini nasıl geçirdiği, erzak temini için iniş çıkışların külfeti gibi olumsuzlukları düşünerek tırmandığımız dağın zirvesine ulaştığımızda kan-ter içerisinde kalmıştık. Ahşap barakalarda satılan sırtta taşıma buzlarla soğutulmuş suları içip, Mekke cihetinden esen hoş rüzgarla serinlemeye başladığımızda, her cihete hâkim bu tepenin neden tercih edildiğine ilişkin kafamızdaki istifhamlar izâle oldu.  Henüz mağarayı görememiştik. Zirveden Kuzeye yani Mekke cihetine yöneldiğimizde 15-20 metre aşağı kısımda dar bir alana sıkışmış insan kümesi ile karşılaştık. Ağırlığını Türk hacıların oluşturduğu grup mağara içerisinde namaz kılmak için nerde ise birbirini ezmekte, mağara taşlarına olağan üstü ihtiram göstermekteydi. İki kişinin ancak oturabileceği mağarada üç-dört kişi bir arada namaz kılma yarışındaydı. Hatta daha önce Hira mağarasından sökülerek Türkiye’deki akrabalarına götürülen taşlar inanç gereği yerine iade edilmekteydi. Hz. Peygamber’in beş yıl boyunca Rabbiyle baş başa kaldığı, tefekkür ettiği, Kâbe’yi izlediği mağara da onun hâtırası adına  tâbilerinin yaptıkları ilâhi vahyin özüyle bağdaşmıyordu. Daha ötesi şartlanmışlık karşısında hiçbir uyarı da fayda etmiyordu. Bu kaos ortamı içerisinde mağaranın uzaktan görüntülerini almakla yetindik. Hira’nın fizikî görünümüne farklı bir gözle bakıldığında aslında vahyin ağırlığını taşıyabilecek özelliğe sahip özel bir mekân olarak seçildiği daha iyi anlaşılacaktır. Mağara yolunda şirketleşmiş dilenci kümeleri, dağın her tarafına dağılmış çöp yığınları, Suud hükümetinin kutsal tarihi mekanlara karşı olan duyarsızlığı, hatta kasıtlı tavrı gibi menfilikler, bu dağın İslâm Tarihinde yeni bir dönemin başlangıcına ev sahipliği yaptığı düşünüldüğünde bir anda insanın zihninden yok olup gidiyordu. Hira’ya tırmanmak, o havayı teneffüs etmek Sevr’e duyulan iştiyâkı bir kat daha artırmaktaydı. Hira, Sevr’e gidilen yolu aralamıştı.
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgHira tırmanışını tercih edenlerden bir grup servis saatini beklemeden kiraladıkları araçlarla Sevr eteklerine ulaştı. Aralarında bayanlarında bulunduğu bu grubun öğle sıcağında yaklaşık 1000 m. yükseklikteki sarp kayalıklara tırmanması normal koşullarda gerçekleşmesi muhal bir durumdu. Sevr’den bir grup inerken diğer bir grup tırmanışa geçmişti. Yolun başlangıcında küçük bir kulübede farklı dillerde irşat faaliyeti yürüten münâdi, dağa çıkmanın bir öneminin olmadığı, bunun ibadetlere engel olduğu, bu tür yerlere ihtirâmın tevhid akidesine zarar verdiği gibi hususları âyet ve hadislerle destekleyerek ziyaretçilerle paylaşmaktaydı. Ortalama kırk beş dakikalık aralıksız yürüyüş sonrası zirveye ulaşıldığında, yanımıza bolca almış olduğumuz sular tükenmişti. Önce kısa bir süre dinlendikten ve Türkçeyi anadilleri gibi öğrenmiş Bengaldeş, Afganistan, Pakistan menşeli satıcılardan temin ettiğimiz soğuk suları içtikten sonra mağaraları gezdik. Medine yoluna ters bir istikâmette, Kâbe’nin güneydoğusunda bulunan Sevr Dağı hem Mekke’yi sürekli kontrol altında tutabilecek hâkim bir tepeye ve hem de sığınacak irili ufaklı birçok mağaraya sahipti. Rivayetlerde aktarılan bilgilerle ilk karşılaştığımız mağaranın yapısının çok örtüştüğünü söyleyemeyiz. Zira, mağara önüne yaklaşıldığında örümcek ağı ile örülü olduğu düşünülse dahi içeride bulunanların her koşulda fark edilebileceği yapıya sahipti. Tırmandığımız cihetin arka tarafında zirveden biraz aşağıdaki diğer mağaranın ise her iki girişi daha dar ve derinliği daha fazla idi. İki veya üç kişinin rahatlıkla gizlenebileceği ara bölgenin mağara içerisine girilmeden görülmesi mümkün değildi. Bütün bunlar göz önüne alındığında Hz. Peygamber ve Hz. Ebu Bekir’in gizlendikleri mağaranın burası olma ihtimali daha güçlü idi. Şüphesiz Hz. Peygamber’in üç gün boyunca hiç çıkmadan bu mağarada gizlendikleri düşünülmemelidir. Muhtemeldir ki, kendilerine yönelen tehlikeyi gördüklerinde mağaraya gizlenilmiştir. Hicret esnasında Sevr dağı seçiminin tesadüfi olmayıp derin bir stratejik planlamaya dayandığı ziyaretçilerin ortak görüşüydü. Her şeyden öte elli yaşına ulaşmış Allah Ra’sulünün sarp kayalıklardan müteşekkil dağa nasıl tırmandığını, daracık mağaraya sığınışını, sürekli yakalanma korkusuyla bekleyişini zihinlerde canlandırabilmenin yolu,ancak  Sevr’e tırmanmak suretiyle anlaşılabilirdi. ‘Her yokuşun bir inişi vardır’ ifadesi zorluktan sonra kolaylığı müjdelemek için söylenmiş olsa da, Sevr’den inmek çıkmaktan daha zordu.

CİDDE ZİYARETİ VE İKİNCİ UMRE

e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgBir taraftan mümkün olduğunca Kâbe’de fazla zaman geçirme gayreti, diğer taraftan sürekli ziyaretler otelde geçireceğimiz zaman dilimini oldukça sınırlandırmıştı. Zaman zaman bir kaç saatlik uykuyla günlerimizi geçirmekteydik. 15.07.2010 Perşembe günü öğle saatine kadar herhangi bir gezi organizasyonu olmadığı için vaktimizi Kâbe’de geçirdik.  Öğle namazı öncesi sıcaklık nedeniyle yoğunluk olmadığından grubumuz daha ziyade bu saatlerde tavafı tercih etmekteydi. Tavaflarımızı yapıp öğle namazımızı eda ettikten sonra otele döndük ve Cidde yolculuğu için hazırlandık. Aslında iki gün sonra Cidde havaalanından uçacaktık, fakat gece geç saatlerde Cidde de olacağımız için şehri gezme imkanımız olmayacaktı. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgRahat bir yolculuk sonrası Cidde’ye ulaştık. Şehri gördüğümüzde modern bir Avrupa şehrinden farksızdı. Oldukça temiz, düzenli, modern caddelerden oluşmaktaydı. İki kutsal şehir burası ile mukayese edildiğinde, nüfûsunu bir kenara bırakacak olursak,şehircilik bakımından köy mesabesindeydi. Bu durumun şehirler arasında ziyaretçi profilindeki farklılıktan mı? Yoksa, Suud hükümetinin dinî merkezlerle ticaret merkezlerine yaklaşımları farklılığından mı kaynaklandığı bilinemez, ama, şehrin en merkezî kısmına inşa edilen mini ‘Beyaz Saray’ aslında her şeyi izaha yetmekteydi. Zengin Suud ailelerinin de Cidde ve Riyad şehirlerinde meskûn oldukları düşünüldüğünde ayrıcalıklı durum daha da iyi anlaşılacaktır. Ülkemizde olduğu gibi Arapça’nın yetersiz olduğu düşünülmüş olacak ki, tabelalar neredeyse tamamıyla İngilizce yazılmıştı. Yani Kur’ân dili Arapça burada fazla yer bulamamıştı. Öncelikle Kızıl Deniz sahiline indik. Bir gün öncesindeki sıcak ve rutubetli havanın aksine havanın serin olduğu söylendi. Tamamen deniz üzerine inşa edilmiş câmiyi ziyaret ettikten ve namazlarımızı kıldıktan sonra sâhilde toplu hâtıra fotoğrafı çektirip şehir turuna çıktık. Restorasyon faaliyeti devam eden ahşap evleri ve hemen yakınında bulunan Havva annemizin kabrinin bulunduğu bölgeyi ziyaret ettik. Geldiğimiz günden itibaren tek restorasyon faaliyetiyle Cidde’de karşılaşmış olduk. Tıkanan trafik nedeniyle uzun süre şehir içerisinde hareket edemedik. Her iki araç şoförü arasındaki koordinasyon eksikliğini de buna ilave ettiğimizde istediğimiz mahallere ulaşmakta güçlük çektik. Zaman sınırlılığı nedeniyle uğradığımız alış veriş merkezinde fazla zaman geçiremeden 21.30’da dönüş için Cidde’den hareket ettik.
Akşam namazı için mola verdiğimiz tesislerde Umre için ihrama girdik ve tekrar Mekke’ye hareket ettik. Önce otele uğrayıp akşam yemeklerimizi yedik, daha sonra Kâbe’ye gidip tavaf ve sa’yımızı yaparak ikinci umremizi tamamladık.

KÂBE’DE CUMA NAMAZI  VE BAZI ZİYARETLER

e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgMekke’de kılınacak cuma namazı heyecanı ile erken saatlerde Kâbe’ye gittik. Hac dönemi kalabalığı ile mukayese edilmese de, özellikle Hac kotaları nedeniyle olsa gerek,  umreci sayılarındaki artış Cuma günleri Mescid-i Harâm’ın dış avluları dâhil olmak üzere hınca hınç dolmasına neden olmaktadır. Kalabalığı hafifletmek için üçüncü katın yarı kısmı da vakit namazları dâhil ibadete açılmaktadır. Beytullah’ta yaşananlar daha ziyade insanın bireysel derinliği, iç dünyası ile alâkalı olduğu için bu konuda yazılacak olanlar umumî atmosferi yansıtmayacaktır. Kâbe‘de görsellikten öte içsellik hâkimdir diyebiliriz. Orası bireyin sıkletini değil hafifliğini hissettiği bir mekan olma özelliğine sahiptir. Aslında somut ile soyut arasındaki çizginin birleşim noktasıdır Kâbe. Binler hatta milyonlardan bir kısmı minberden tevhide vurgu yapan imamın anlattıklarını anlamasa da, karşılarında duran Beytullah aslında tevhid adına her şeyi bir çırpıda anlatmaktaydı. Büyük bir coşku ile Cuma namazımızı eda ettikten sonra her tarafa serpiştirilmiş ve gerçek Hâdimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn (!) olan yeşil elbiseli hizmetliler tarafından sürekli  tazelenen soğuk zemzem sularından içip serinledik ve otele döndük. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgÖğle yemeği sonrası eksik kaldığını düşündüğümüz merkezleri ziyaret maksadıyla rehberimizle birlik otelden ayrıldık. İlk olarak daha önce araçtan izlemekle yetindiğimiz Mina’daki şeytan taşlama (Cemerât) mahalline ulaştık. Burası aynı zamanda Akabe biatlarının yapıldığı bölgeye tekabül etmekteydi. İlk iki AKâbe biatının yapıldığı bölüm şeytan taşlama mahalline yapılan köprüler altında kalan Cemretü’l-Akabe’de bulunmaktadır. Yetmiş beş kişilik grubun karşılandığı üçüncü Akabe biatının yapıldığı çukur vâdide ise, ilk olarak Abbasi halifesi Mansûr tarafından yaptırılan daha sonra Osmanlı halifelerince yenilenen mescid bulunmaktadır. Mihrap dışındaki bölümlerin üstü açık olup basit mimari özelliğe sahip çöl mescidi görünümündedir. Dış duvarlarında Abbasiler ve Osmanlılar döneminden kaldığı ifade edilen Arapça kitabeler mevcuttur. Kitabelerin restorasyon esnasında dış duvarlara monte edildiği anlaşılmaktadır. Yeni yol çalışmaları ile cemeratlar arasında sıkışıp kalan mescidin yakın geleceğinin çok parlak olmadığını ifade edebiliriz. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgYol boyu ilerlerken dikkatimizi çeken ve bizleri duygulandıran yapıtlardan birisi de, Mihrimâh Sultanın Taif-Arafat hattında yaptırdığı otuz kilometre uzunluğundaki su kanalı idi. Yirmi yıl öncesine kadar faal olan bu su kanalı dağların eteğinden bir yılan gibi kıvrılarak Mekke’yi serinletirken, şimdilerde rüzgarın savurduğu çöplerle dolu haldeydi. Estetik yönü ön plana çıkan kanal, suyun ısınmaması ve kirlenmemesi için kapalı inşa edilmiş olup, her dere yatağında yağmur sularını kanala ilave eden harici kanallarla beslenmiştir. Kanalın karayoluna yakın bir bölümünü ziyaret edip kayda aldıktan sonra tekrar yolumuza devam ettik. Yine yol kenarında İkinci Abbasî halifesi Mansur tarafından dikilen harem sınırı taşı ve kitabesini gördük. Mina sınırları içerisinde Hz. Peygamber’in Veda haccı esnasında çadır kurduğu bölgeye inşa edilen Mescid-i Hayf’ı ve Arafat’taki veda hutbesini irat ettiği Nemire Mescidini araçtan görüntülemekle yetindik. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgCahiliye Arapları için önemli bir mahal olan Zülmecaz Panayırı’nın bulunduğu alana giderken tatil günü (Cuma) olması nedeniyle çok sayıdaki barakadan müteşekkil Emlak bürolarını gördük. Dağ arasındaki genişçe bir vâdi üzerine kurulan panayır yerinde halen dükkan kalıntılarını görmek mümkündür. Aslında bir taraftan muhkem bir kale olan tarihi Ecyad kalesi yıkılıp yerine estetikten uzak Kâbe’ye nazire olurcasına dikilen saraylar inşa edilirken, Mescid-i Bey’at yıkılmaya terk edilmişken, Osmanlı medreseleri dilencilerin sığınağı haline gelmişken, cahiliye kalıntısı  boş alanın korumaya alınması zihinlerde istifham oluşturmadı değil. Mekke’nin güneydoğusunda Tâif’e yakın bir bölgede bulunan, Zulmecâz’a oranla tarihi kalıntıların daha fazla bulunduğu Araplar’ın en büyük panayırı olan Ukaz’a ulaşım güçlüğü nedeniyle gidemedik. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgHz. Peygamber’in önemli gazvelerinden biri olan ve Müslüman orduların ağır bir imtihana tabi tutulduğu Huneyn Gazvesinin vukû bulduğu Huneyn vâdisine yöneldik. Mekke’ye 60 km uzaklıktaki vâdinin bu gün tam orta yerinden karayolu geçmektedir. Harbin beş km uzunluğundaki vâdinin hangi bölgesinde vukû bulduğunda dair net bir bilgi olamamakla birlikte değişen arazi yapısını da göz önünde bulundurarak tahminlerdle yorumlar yaptık. Ok mesafesini ve yuvarlanan taşları hesap ederek vâdinin orta kısımlarında yer alan dar bölgenin ilk saldırının gerçekleştiği alan olabileceğini düşündük. Yol güzergâhında Kanuni Sultan Süleyman’ın geniş bir vâdi üzerine yaptırmış olduğu su kemerini, hac yolu güvenliğini sağlamak için stratejik bölgelere inşa edilmiş karakol görevi yapan Osmanlı kalelerini görüntüledik. Osmanlı’nın sadece Mekke ve Medine şehir merkezine değil, şehir dışına yapmış olduğu sayısız hizmetleri de görmüş olduk. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgBölgedeki son ziyaret mahallimiz ise, yine Mekke-Taif yolu üzerindeki birkaç vâdinin kesiştiği nokta olan Vâdu’n-Nahle veya Batnu’n-Nahle ismiyle anılan bölge oldu. Bölgenin tarıma elverişli olduğu ve daha önceleri hurma ihtiyacının bu  bölgeden karşılandığı için Hurma Vâdisi olarak adlandırıldığı ifade edilmektedir. İslâm Tarihi açısından önemi ise, Abdullah b. Cahş seriyesinin vuku bulduğu ve Hz. Peygamber’in Taif dönüşü bir gece okumuş olduğu Kur’an Ayetlerini cinlerin dinlediği yer olmasıdır. Yoğun geçen bu ziyaretlerin ardından akşam namazında Kâbe’de olacak şekilde dönüşe geçtik. Yatsı namazı sonrası saat 23.00’de otelde dernek başkanımızın önderliğinde değerlendirme toplantısı yaptık. Mekke’de son günlerimizi geçirmenin hüznü ile duygusal konuşmalar yapıldı. Bu organizasyonun tertibinde emeği geçen herkese teşekkürler edildi ve son günün planlaması ile toplantı sonlandırıldı. 

MEKKE’DE SON GÜN

e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgAyrılış günümüzün sabahında eksik kalan birkaç ziyareti tamamlamanın telaşı ile 8.30’da otelden ayrıldık ve Mekke Müzesini ziyarete gittik. Çok zengin tarihi malzemelerle karşılaşmasak ta; taşlar üzerine kazınmış hayvan figürler ve eski Arap yazıları, kullanılan ev eşyaları, Emevi ve Abbasiler döneminde basılan Arap paraları gibi tarihi vesikaların video ve fotoğraflarını aldık.  Daha sonra Kâbe ve Mescidü’n-Nebevîde kullanılan malzemelerin sergilendiği müzeye geçtik. Bizi ilk karşılayan tamamen ahşaptan yapılmış süslemeli ve altı tekerlekli Kâbe’de kullanılan minber oldu. Bunun dışında Abdullah b. Zübeyr döneminden kalan bir kısmı yanmış Kâbe direğine ait kütük, yine aynı döneme ait kalın ahşap direk, Osmanlı yapımı altın oluk, eski Kâbe fotoğraflarında yer alan zemzem kuyusunun makara sisteminden oluşan metal üst kısmı, Abdulhamit tarafından yaptırılan mermer süslemeli zemzem kuyusu giriş kapısı, eski Kâbe örtüleri gibi kutsal mekanlara ait bir çok hatıratla karşılaştık. Son ziyaretimizi de tamamlayarak dönüş gününün verdiği hüzün içerisinde hasret gidermek için Beytullah’a koştuk. Herkes gücünün yettiği nispette doyasıya tavaf yaptı, dua etti, namaz kıldı. Son günümüze kadar bu kutsal beldeden ayrılmanın evlattan ayrılmak kadar acı vereceğini fark edememiştik. Hicret öncesi Resulün doğduğu şehre, Kâbe’ye defalarca geri dönerek bakıp hüzünlendiği gibi bizde bir türlü ayrılamıyorduk. Onun ifade etiği gibi biz de bir gün tekrar döneceğiz ümidiyle ve buruk bir kalple oradan ayrıldık.

DÖNÜŞ YOLUNDA

e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgHareketimize birkaç saat kala mahzun bir şekilde otele döndük ve daha önceden hazırladığımız eşyaları otel lobisine indirerek otobüsleri beklemeye başladık. Otobüslerin gelişi ile birlikte eşyalarımızı bagajlara yerleştirip bize hizmet eden görevlilerle vedalaştıktan sonra 24.00’de Mekke’den hareket ettik. Yolculuğumuz esnasında dâvudî sesi ile bizleri kâh hüzünlendiren, kâh coşturan İbrahim Benlioğlu hocamızın  veda ilâhileri ile Cidde hava alanına ulaştık. Cidde havaalanında bozuk Arapçaları, gayr-ı ciddi tavırları, asık suratları ile işlerini ciddiye almayan havaalanı görevlilerinin lâkayt tutumları nedeniyle resmi işlerimiz biraz uzadı. Daha sonra bekleme salonuna geçtik ve uçuş saatimizi beklemeye başladık. İki haftalık yoğun maratonda yorgunluk hissetmeyenler, aslında bütün bitkinliklerini son güne saklamışçasına sızacak boş koltuk arama telaşındaydı. Sabah namazmızı eda etmek için hava alanı mescidine gittik ve Mustafa Ağırman hocamızın imamlığında namazımızı kıldık. 05.30 da Cidde hava alanından hareket ettik ve sabah 08.00’de İstanbul Atatürk havaalanına indik. Kutsal topraklarda geçirdiğimiz araştırma inceleme ve umre gezimizin maddi anlamda kattıkları şüphesiz tartışılamaz. Ancak veda anındaki samimi ortam ve ayrılış hüzünü aslında meslektaşlarımızla ne kadar kaynaştığımızın ve gönül bağı içerisine girdiğimizin göstergesi idi.

DEĞERLENDİRME

e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgİslâm Tarihçileri Derneği ve Diyanet İşleri Başkanlığının ortaklaşa organizasyonu ile gerçekleşen iki hafta süreli araştırma inceleme ve umre gezisi hedeflenen amaca fazlasıyla ulaşmıştır. Küçük organizasyon sorunları dışında her şey planlandığı gibi gerçekleşmiştir.  Mekke ve Medine bölgesi Diyanet Başkanlığı Hac ve Umre genel sorumluları bizlerle bizzat ilgilenmiş,ellerindeki imkanlar seferber edilmiştir. İslâm Tarihçileri olarak gezimiz isminden de anlaşılacağı üzere iki farklı temel üzerine kurgulanmıştır. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn1.jpgBirincisiçoğunlukla teorik bilgilere dayalı olarak öğretimini ve telifini yaptığımız Sîret’e dair olayları yerinde incelemek ve kayda almak. Sunulan ayrıntılı raporda da görüleceği üzere zaman ve imkanlar en iyi şekilde değerlendirilerek bu hedefe ulaşılmıştır. Tarihi olayların bizzat yerinde incelenmesi öğretim üyelerinin bundan sonraki araştırmaları ve eğitim öğretim faaliyetleri için yeni ufuklar açmıştır. Bundan sonraki süreçte elde edilen görsel materyaller kullanılarak sîret daha somut veriler ışığında aktarılacaktır. Gezilen ziyaret yerlerinde cereyan eden tarihi olayların arka planı bizzat alanda tartışmaya açılmış, geçmiş tecrübeler ve kaynak bilgileri ışığında fikir teâtisinde bulunulmuştur.  Özellikle gezimizin Medine ayağında sunulan tebliğler ışığında ilmî müzakereler yapılmış, aynı şekilde Mekke’de değerlendirme toplantıları düzenlenmiştir. Gezimizin birinci hedefini gerçekleştirirken karşılaştığımız en ciddî sorun Medine ve Mekke dışındaki gezi mahallerine izin verilmemiş olmasıdır. Son derece anlamsız bu yasaklamanın gerekçeleri bilindiği için ara formüllerle sorun halledilmeye çalışılmıştır. Araştırma ve inceleme gezilerimizin bir ayağını da şehir merkezlerindeki kütüphaneler, müzeler ve üniversiteler oluşturmuştur. Özellikle müzelerde inceleme imkanı bulduğumuz eski Medine ve Mekke şehirlerine, Hz. Peygamber’in gazvelerine ait maketlerden istifade edildiği söylenebilir. Genellikle Medine ve Mekke’de tek bir merkeze toplanmaya çalışılan şehir kütüphanelerindeki yazma eserler incelenmiş, tanıtım büroşürleri temin edilmiştir. Tarafımıza kitaplar, dergiler ve CD ‘ler hediye edilmiştir. Üniversitelerin işleyiş biçimi, öğrenci kontenjanları, yabancı öğrencilerin eğitimine dair muhataplarla fikir teatisinde bulunulmuştur. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn2.jpgGezimizin umre boyutunu içeren ikinci kısmı ise, hiçbir sorunla karşılaşılmadan büyük bir şevk ve coşku ile tamamlanmıştır. Raporumuzda bu konu üzerinde fazla durulmayışının nedeni, her ne kadar umre toplu bir ibadet biçimi olsa da daha ziyade bireysel tatmin yönüyle ön plana çıkmaktadır. Katılımcıların bir kısmının geçmiş tecrübeleri, yenilerin ise teorik olarak ibadetin tüm veçhelerine vâkıf oluşları huzur içerisinde umre yapılmasına katkı sağlamıştır. Pek tabiidir ki, gerek Türk, gerekse diğer milletlerden umrecilerin ibadetlerini ifa ederken karşılaştıkları problemlere dair gözlemlerde bulunulmuştur. Başkanlığın Medine ve Mekke koordinatörlerinin dil hakimiyeti, alan bilgileri ve sosyal ilişkilerinin yeterli düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Grupların başında görevlendirilen bir kısım Diyanet görevlilerinin ise yeterli bilgi donanımına sahip olmadıklarına, gerekli sorumlulukları yerine getirmediklerine, umrecileri kendi kaderlerine terk ettiklerine şâhit olunmuştur. Otellerin yeterli fizikî şartlara hâiz olmalarına rağmen hizmetlerinde hijyen konusuna çok fazla dikkat edilmediği saptanmıştır. Bütün bunlara rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı umre ziyaretine gelenlerin diğer seyahat şirketlerinden daha organize olduğu görülmüştür. Gerekli denetimlerle kalite daha da artırılacaktır. 
e:\islamtarihcileri\02.10.2012\resim\hbr_icn1.jpgİslâm Tarihçileri Derneğinin öncülüğünde gerçekleştirilen bu seyahat yukarıda sıraladığımız getirileri yanında, üyelerin bir biri ile olan diyalogunun artmasına büyük katkı sağlamıştır. Ülkemizde sosyal bilimler alanında kollektif  çalışmalardaki kısırlığın temelinde farklı üniversitelere mensup  öğretim üyeleri arasındaki diyalog eksikliğinin yattığı bilinmektedir. Bu ziyaret vesilesiyle onüç ayrı üniversiteden bir araya gelen katılımcıların aralarında oluşturdukları gönül köprüsü yeni açılımların ve kazanımların taşıyıcısı olacaktır. 



Dostları ilə paylaş:
1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə