Konu alan çok sayıda eser yazmışlardır



Yüklə 1.64 Mb.
səhifə27/33
tarix30.12.2018
ölçüsü1.64 Mb.
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   33


Eserleri. A) Telif Eserleri. 1. Al-Faraz-dak's Lobgedicht (Lobiied) auf al-Wa-lid b. Jazid (Leipzig 1902). Doktora tezi­dir. Ferezdak'ın şiirleri ve bunlara daya­narak yazılmış biyografisiyle onun Emevî Halifesi II. Velîd İçin kaleme aldığı kaside­lere dairdir. 2. Die Kultur der Amber (Leipzig 1910, 1919). 1907 kışında Mü­nih'te verdiği konferansların metinlerin­den meydana gelmiştir. Kremer, Wellha-usen ve Grimme gibi şarkiyatçıların da­ha önceki çalışmalarını da göz önünde bu­lunduran Hell "İslâm'dan Önce Araplar", "Muhammed", "Fetihler Dönemi", "Eme-

Josef Hell

178

HEMDÂN(BenîHemdân)



vîler", "Bağdat", "Kuzey Afrika ve ispan­ya" başlıkları ile altı bölüm oluşturan kon­feranslarında Arap kültürünün gelişmesi ve misyonu üzerinde durur. Birinci bö­lümde genel olarak kültürlerin doğuşu ve gelişmesine temas edildikten sonra Arap-lar'ın İslâm'dan önceki hayat tarzları, kültür, sanat, ticaret ve inançları hakkın­da bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Hz. Peygamber ile birlikte dünyanın önemli bir kesiminde meydana gelen değişimin dinî, siyasî, kültürel yönden değerlendi­rilmesi, üçüncü bölümde hilâfet konusu, fetih hareketleri ve sonuçlan gibi konu­lar ele alınmıştır. Dördüncü bölüm. Hz. Osman'dan sonra başlayan hilâfet tartış­malarını ve her yönüyle Emevîler'i İnce­ler. Beşinci bölümde İslâmiyet'in yayıl­ması. Abbâsîler'in İslâmiyet'e yaptığı hiz­metler, içteki çekişmeler, mezheplerin ortaya çıkışı, dinî ve tabii ilimler sahasın­da kaydedilen gelişmeler ele alınır. Son bölümde İslâmiyet'in Kuzey Afrika ve Av­rupa'ya yayılışı ve müslümanların bu­ralardaki faaliyetleri, geride bıraktıkları eserler, yetiştirdikleri âlimler ve Avrupa'­nın İslâm kültüründen etkilenişi üzerin­de durulur. Bu eser S. Hudâbahş tarafın­dan The Arab Civilization adıyla İngi­lizce'ye tercüme edilmiştir (Cambridge 1925; Kaiküta 1926; Lahore 1943). 3. Von Muhammed bis Ghazâli (fena 1915, 1923). İslâmiyet'in esaslarının teorik ve pratik yönden incelendiği eserin giriş bö­lümünde Ortadoğu'da hâkim olan dinle­re ve topluluklara kısaca temas edildik­ten sonra Hz. Muhammed'in ortaya çıkı­şı, peygamber olarak İlâhî vahyi tebliğ edişi. İslâmiyet'in yayılması, vahyin özel­liği ve tesiri. Kur'an'ın yazılması ve der­lenmesi, hadisler, mezheplerin oluşması ve İslâm filozof ve fıkıhçılarıyla başlıca eserleri ele alınmış, sonraki bölümlerde inanç esasları, ahlâk, cihad ve evlilik gibi konulara dair bazı âyetlerin tercümeleri­ne yer verilmiştir. Ebû Hanîfe ve el-Fık-hü'l-ekber'\e ilgili bölümde Ebû Hanîfe'-nin İslâm akaidinin esasları hakkındaki görüşleri, bunu takip eden Ebû Ca'fer et-Tahâvî'ye dair bölümde Ehl-i sünnet ve'l-cemâat'in inanç sistemi, arkasından Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'nin Kİtâbü'l-Lü-mcf adlı eserinin üçüncü kısmındaki tar­tışma, Ebü'l-Leys es-Semerkandî bölü­münde vahiy meselesi ve Gazzâlî'ye ayrı­lan son bölümde de onun çeşitli eserlerin­de yer alan ibadet ve ahlâkla ilgili görüş­leri incelenmiştir.

B) Neşirleri. 1. Diwan des Farazdaq, 2. HalÜe (München 1900). Daha önce R. Boucher, Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki nüshaya (Ayasofya, nr. 3884) dayanarak Ferezdak divanını neşretmeye başlamış {Paris 1870-1875), ancak ilk 3000 beyit­ten sonra bu çalışma durmuştu. Hell, 1898 yılında İstanbul'dan eserin fotoğ­raflarını sağlayarak yazma nüshanın kalan kısımlarını yayımladı. Bu arada, 467 numaralı kasideden itibaren yazma­da eksiklik olduğunun farkına varmış ve Boucher'in istinsah ettiği nüsha ile Cam­bridge Kütüphanesi'nde bulunan nüs­hayı karşılaştırıp ortaya çıkardığı altmış bir sayfalık kısmı Diwan des Faraz-daq, 2. Haîfte B adı altında tıpkıbasım olarak neşretmiştir (Leipzig 1901). 2. Abü Hanifa, al-Fıkh al-akbar (lena 1915, tercümesiyle birlikte). 3. Muham-mad b. Sallâm al-Ğumahi, Die Klas-sen der Dichter (Leiden 1916). Hell. 1910'da Kahire'deki el-Mektebetü'1-Hi-dîviyye'de üzerinde çalıştığı İbn Sellâm el-Cumahî'nin Tabakütü'ş-şu'arâ' adlı eserini altı yıl sonra yayımlamıştır. Da­ha sonra Chester Beatty Kütüphanesi'n­de (Dublin) kitabın bir başka nüshası bu­lunmuş ve Arthur John Arberry tarafın­dan Bulletin of the School of Oriental and African Studies'te (XIII, 11949-1950], s. 7-22, 602-615) bu nüsha ile Hell'in neşri karşılaştırılarak onun bazı eksiklik ve okunuş farklılıkları ihtiva et­tiği ortaya konulmuştur. Üç yıl sonra eser Mahmûd Muhammed Şâkir tarafın­dan tekrar yayımlanmış (Kahire 1952), Hell'in neşri de 1982'de Beyrut'ta bir ke­re daha basılmıştır. 4. Neue Hudaili-ten-Diwane (I, Hannover 1926; II, Leip­zig 1933). Kahire'de el-Mektebetü'l-Hi-dîviyye'de çalışırken bulduğu Hüzeyl ka­bilesi şairlerine ait bazı divanların neş­ridir. Eserin I. cildinde Ebû Züeyb el-Hüzelî'nin, II. cildinde Sâide b. Cüeyye, Ebû Hırâş, Mütenahhil ve Üsâme b. Hâ-ris'in divanları ile tercümeleri yer almak­tadır.

Hell. bunlardan başka çeşitli ilmî dergi ve armağan kitaplarında genellikle Arap şiiri ve şairleriyle ilgili birçok makale ya­yımlamış, ayrıca bazı araştırmacılara eski Arapça metinlerin tercümesi hususunda yardımcı olmuştur (eserlerinin tam liste­si için bk. Bibliographie der Deutschsp-rachigen Arabistik und Islamkunde, XIV, 388-390).

BİBLİYOGRAFYA :

G. Pfannmüller. Handbuch der Isla m-Litera­tür, Leipzig 1923, s. 34,40,47, 51, 61, 167. 195, 256, 261; J. Fück. Die arabischen studien in europa, Leipzig 1955, s. 317-318; Necîbel-Aki-ki, eİ-Müsteşrikûn, Kahire 1980, 11, 437; Bede-vî, Meusû'atü'l-müsteşrİkin, s. 424-425; Bib­liographie der Deutschsprachigen Arabistik und Islamkunde (ed. Fuat Sezgin), Frankfurt 1992, XIV, 388-390; H. Wehr, "Hell, Joseph", Neue Deutsche Biographie, Vlll, Berlin 1969, s. 473. m

İHI Mehmet Kanar

HEMDÂN (Benî Hemdân)

""

L



Yemen'de yaşayan

Kahtânîler'e mensup

bir Arap kabilesi.

Kabileye adını veren Hemdân'ın nese­bi Hemdân (Evsele) b. Mâlik b. Zeyd b. Evsele b. Rebîa b. Hıyar b. Mâlik b. Zeyd b. Kehlân b. Sebe b. Yeşcüb b. Ya'rub va­sıtasıyla Kahtân'a ulaşır (Hemdânî. X, 1-7). Ancak bu silsile bazı kaynaklarda fark­lı şekillerde gösterilmiştir (Hasan îsâ, s. 21-26). Kabile, Hemdân'ın torunlarından Bekîl ile Hâşid'in çocukları vasıtasıyla çe­şitli kollara ayrılarak varlığını günümüze kadar korumuştur (bu iki kabilenin kol­ları ve zamanımızda yaşadıkları yerler için bk. İA, V/l, s. 348-350).

İslâm'dan önce, San'a'dan Sa'de'ye ve Kızıldeniz'den Me'rib'e kadar uzanan ge­niş toprakların doğusunda Benî Bekîl, batısında Benî Hâşid yaşıyordu. Ancak bu ayırım kesin değildi; çünkü kabilelerin ba­zı kolları birbirlerine ait bölgelere yerleş­mişlerdi. Benî Bekîl'e ait topraklar mey­ve, sebze ve tahıl ürünleri bakımından Çok verimli olmasının yanında şehirleri, kaleleri, hayvancılığa elverişli dağları, ve­rimli ovaları ve özellikle Erhab bölgesin­de yetişen develeriyle meşhurdu. Kabile mensupları ziraat ve hayvancılığın yanı sıra madencilikle de uğraşıyor, altın ve gümüş çıkarıp işliyorlardı.

Tarihi çok eskilere giden Hemdân ka­bilesi, milâttan önce siyasî olarak bağlı bulunduğu Sebe Devleti'nin, adına Ye-men'in birçok yerinde mâbedler yapılan baştanrısı Makka'ya tapıyordu. Siyasî oto­riteyi ele geçirip güçlendiği milâttan son­raki bir buçuk asırlık dönemde ise Riâm (Riyam) adında kendine ait bir tanrısı var­dı. Kabile mensuplarının, savaşlardan sonra ve hasat zamanında bu tanrının Akvâ tepesinde bulunan putunu ziyaret ettikleri bilinmektedir. Bazı Hemdânlı-lar'm ise Zûnüvâs zamanında Yahudiliğe

179

HEMDÂN (Benî Hemdân)



girdikleri, bazılarının da muhtemelen IV. yüzyıldan itibaren Bizans kayserlerinin bölgeye gönderdikleri misyonerler vasıta­sıyla Hıristiyanlığı kabul ettikleri ileri sü­rülmektedir. Ancak İslâmiyet'in ortaya çıkışından önce bu kabilenin büyük bir çoğunluğu Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilen Yeûk, Yegûs, Süvâ'. Ved ve Nesr(Nûh 71/ 23) adlı putlara tapıyor, bu arada hac ve umre için Mekke'ye gidip özel bir telbiye ile Kabe'yi tavaf ediyordu. Ebrehe Fil Vak-"ası'nda Kabe'yi yıkmak İstediği zaman Hemdânlılar da Yemen Emîri Zûnefer'in öncülüğünde diğer bazı kabilelerle birlik­te Ebrehe'nin üzerine yürümüşlerdi. Kay­naklarda bu kabilenin Câhiliye devrine ait birçok savaşına işaret edilmekte ve Be­dir Gazvesi günü, Yegüs putunu ele geçir­mek isteyen Benî Murâd ile aralarında meydana gelen Rezm (Redm) Savaşı'nı ka­zandığı belirtilmektedir.

Hemdânlılar'ın İslâmiyet'i kabul etme­siyle ilgili bazı rivayetler Mekke dönemine kadar uzanmaktadır. İbn Sa'd'ın Hişâm b. Muhammed'den naklen verdiği bir ha­bere göre Kays b. Mâlik el-Erhabîel-Hem-dânî Hz. Peygamber'e gelir ve müslüman olur. Arkasından da yurduna dönerek ka­bilesini müslüman eder ve Mekke'ye tek­rar gelip durumu Resûl-i Ekrem'e bildi­rir. Bunun üzerine Resûlullah Kays'ın bu gayretini takdirle karşılar ve bir ahidnâ-me hazırlatarak onu kabilesinin çeşitli kollarına emîr tayin eder; ayrıca namaz­larını kılıp zekâtlarını verdikleri sürece Allah ve Resulü'nün himayesinde olacak­larını bildirir ve 300 "farak"lık |Yemen'de kullanılan bir ölçü) bir tahsisat bağla­tır iet-Tabakât, i, 340-341). Aynı kaynağa göre Abdullah b. Kays adlı başka bir Hem-dânlı yine Mekke döneminde Hz. Peygam­ber'e gelir ve müslüman olur; ancak ge­ri dönerken yolda Zübeyd kabilesinden Zübâb adlı bir kişi tarafından öldürülür {a.g.e., a.y.).

İslâm'a girmeyi kabul eden Hemdân kabilesi, TebükSeferi dönüşünde (9/630-31) Hz. Peygamber'e bağlılığını bildir­mek üzere Mâlik b. Nemat başkanlığın­da bir heyeti Medine'ye gönderdi. Heyet mensupları önce Resûl-i Ekrem'e hita­ben şiirler söyleyerek kabilelerini övdüler; ardından heyet başkanı Mâlik, "Ey Al­lah'ın elçisi! Hemdân'm en hayırlı kimse­leri süratli develerle İslâm'ın ipine bağla­narak sana geldiler, davetine icabet et­tiler; putlarından da ayrıldılar" dedi. Hz. Peygamber de, "Hemdân, yardım için koştuğu ve sıkıntılara sabrettiği müddet­çe ne güzel kabiledir! İslâm'ın abdalı da

evtâdı da onlardandır" dedi (İbn Sa'd, 1. 341); ayrıca namazlarını kıldıkları, zekât­larını verdikleri müddetçe topraklarını ve meralarını onlara bıraktığını ve kendi­lerine Allah ve Resulü'nün himayesini ver­diğini yazılı olarak bildirdi (İbn Hişâm, II, 596-599). Taberîgibi bazı kaynaklarda, başarısızlığı sebebiyle Hâlid b. Velîd'in yerine 10. yılın Ramazanında (Aralık 631) Yemen'e Hz. Ali'nin gönderilişine ait riva­yetlerin doğrudan doğruya Hemdân ka­bilesiyle ilgili olmadığı ve bu husustaki haberlerin Hz. Ali'yi yüceltmek için uydu­rulduğu ifade edilmektedir (Taberî, I, 1731-1732; Fayda, s. 104-112). Resûl-i Ek­rem'in hastalığı üzerine Yemen'de baş gösteren irtidad hareketlerine, kabilenin ileri gelenlerinden Miş'âr b. Zülmiş'âr'ın uzun bir konuşma yapması üzerine (Jbn Hacer. VI, 298-299) iltifat etmeyen Hem­dânlılar, Mesrûk b. Zülhâris'i Medine'ye göndererek Hz. Ebû Bekir'e bağlılıklarını bildirmişlerdir [a.g.e., VI, 293).

Yemen'İn diğer iki kabilesiyle (Mezhic, Himyer) birlikte İslâm ordusunun yedide birini oluşturan Hemdânlılar (Taberî, I, 2495), ilk İslâm fetihleri sırasında Irak ve Suriye cephelerinde savaşmışlar; Yer-mük. Kâdisiye ve Nihâvend muharebele­rine, Humus, Lazkiye, Medâin. Hemedan ve Horasan'ın fetihlerine katılmışlardır. Mısır'ın Amr b. Âs tarafından fethedilme­si sırasında Babilon şehrinin alınmasında mancınık kullanan bu kabile mensupları Emevîler zamanında Endülüs'ün fethine gitmiş ve bazıları Gırnata çevresine yer­leşmişlerdir. Küfe'ye yerleşen Hemdânlı-lar Cemel ve Sıffîn vak'alarında Hz. Ali'nin yanında çarpışmışlardır; ayrıca reisleri Saîd b. Kays Sıffîn'de çok aktif bir rol oy­namıştır. Kendilerini "mızrak ve zırhla­rım" şeklinde nitelendiren Hz. Ali'nin, "Cennetin kapısında bekçi olsaydım Hem-dânlılar'a selâmetle giriniz derdim" anla­mında bir beyit söylediği rivayet edilir. Suriye'de Dımaşk, Humus ve Lazkiye'ye yerleşen Hemdânlılar ise Muâviye'nin ve Emevî idaresinin yanında yer almışlar, çe­şitli idarî ve askerî görevler üstlenmişler­dir. Kûfe'de yaşayanlar, Hz. Ali'den sonra onun çocukları ve Ehl-i beyt mensuplarıy­la birlikte hareket ederek Emevîler'e kar­şı başlatılan çeşitli isyanlarda etkili ol­muşlar, meselâ Irak Valisi Haccâc'a karşı başlatılan isyan hareketinin lideri İbnü'l-Eş'as'ın yanında önemli faaliyet göster­mişlerdir. Haccâc da İbnü'I-Eş'as'ı fiilen ve ayrıca şiirleriyle destekleyen kabilenin meşhur şairi A'şâ Hemdân'ı öldürtmüş­tür (83/702). Mısır'da Cîze'ye yerleşen

Hemdânlılar buradaki varlıklarını uzun süre devam ettirmişler, ancak tarih içe­risinde zamanla eriyip yok olmuşlardır. Anavatanları Yemen'de kalan ve burada bir devlet kuran kabile mensupları (bk. HEMDÂNÎLER) bugün hâlâ varlıklarını sürdürmektedirler.

Şiirlerinden zamanımıza bazı örnekler ulaşmış Câhiliye devrine mensup Hem-dânlı kırk beş kadar şairin Mekke şivesini kullanmış olması dikkat çekicidir. Bu şiir­ler Hasan îsâ Ebû Yasin tarafından yayım­lanmıştır [Şl'ru Hemdân, s. 223-316). Hemdân kabilesinin yetiştirdiği en büyük âlim, el-İklîl min ahbâri'I-Yemen ve ensâbi Himyer adlı eserin müellifi Ha­san b. Ahmed el-Hemdânî'dir (ö. 344/ 955ten sonra). Hemdânî eserinin X. cil­dini kabilesine ayırmış ve burada kabile­nin kolları ile yetiştirdiği meşhur şahsi­yetleri anlatmıştır. Hemdânî nisbesiyle tanınan muhaddis. fakih ve diğer âlim­lerden bazıları şöyle sıralanabilir: Ebü'l-Müverri' Muhâdır b. Müverri", Ebû İshak Amr b. Abdullah es-Sebîî, Ebû Hişâm Ab­dullah b. Nümeyr, Ebü'I-Ganâim Muham-med b. Muhammed. Ali b. İbrahim ve oğlu Ebü'l-Ekrem Berekât, Ebû Temmâm İbrahim b. Ahmed, Ebû Zer Ömer b. Zer, Mücâlid b. Saîd b. Umeyr (Semânı, V, 648-649).

BİBLİYOGRAFYA :

İbnü'l-Kelbî. Nesebü Me'ad ue't-Yemenİ't-ke-öîrfnşr. Nâcî Hasan). Beyrut 1408/1988,1, 131-135; 11, 509 vd.; İbn Hişâm. es-Sîre2, II, 596-599; İbn Sa'd. ei-Tabakât, 1, 340-341; Taberî. Târih (de Coeje). I, 1717-1718, Î731-1732, 2489, 2495, 3312, 3321, ayrıca bk. İndeks; İbn Dü-reyd. el-İştİkâk. s. 419 vd.; Hemdânî. el-İkltl (nşr. Muhibbüddin el-Hatîb). Kahire 1368/1948, X, 1-7, 33 vd., 65, 68. 75. 220, ayrıca bk. İn­deks; İbn Hazm. Cemhere, s. 392-395, 475-476; Bekrî. Mu'cem, IV. 1396; Sem'ânî, el-En-sâb (Bârûdî). V, 647-649; Süheylî. er-Rauzü'l-ünüf, VII, 454-456; Kalkaşendî./Yi/ıâye£ü7-ereö, Beyrut 1405/1984, s. 438-439; İbn Hacer, el-!şâ-be (Bicâvî). V, 752-754; VI, 293, 298-299, 472; L. Caetani./s/âm Tarihi (trc. Hüseyin Cahid), İs­tanbul 1924-27, VI, 306-308; Cevâd Ali, el-Mu-faşşat, II, 353-373; IV, 447-450; Kehhâle, Muı-cemü kabâ'iii't-'Arab, Beyrut 1388/1968, III, 1224-1225; A. P. Caussin de Perceval, Essaisur t'histoire des arabes, Graz-Austria 1967,1-III, bk. İndeks; Muhammed Hamîdullah. et-Veşâ'İ-ku's-sİyâsiyye, Beyrut 1389/1969,s. 191-192; Ahmed Hüseyin Şerefeddin, Dirâsât fi ensâbi kabâ'ili't-Yemen, Riyad 1401/1981, s. 46-66; Mustafa Fayda, hlâmiyetin Güney Arabistan'a Yayılışı, Ankara 1982, s. 101-112; Hasan îsâ Ebû Yâsîn. Ş?ru Hemdân veahbâruhâ fı'l-Câ-hiliyye ve'l-İstâm, Riyad 1403/1983, s. 13-144. 145 vd.; J. Schleifer. "Hâşid ve Bekîl", İA, V/l, s. 348-350; a.mlf., "Hemdân", a.e., V/l, s. 418-419; a.mlf. - [W. M. Watt]. "Hamdan", EF (Fr.). 111,125-126. [—ı

İMİ Mustafa Fayda

180

HEMDÂNÎ


HEMDANI

~l

L



Ebû Muhammed Lisânü'l-Yemen

el-Hasen b. Ahmed b. Ya'kûb

el-Hemdânî el-Bekîlî el-Erhabî

(ö. 360/971'den sonra)

Ensâb âlimi, tarihçi, coğrafyacı ve şair.

J

Kendi İfadesine göre 19 Safer 280"de



(10 Mayıs 893) doğdu {Şıfatü Cezireti't-cArab, Hamed el-Câsir'in mukaddimesi, s. 8). Yemen'in büyük kabilelerinden Hem-dân'a mensuptur. Süyûtî Hazrecî'ye da­yanarak onun San'a'da doğduğunu söy­ler. Lakabı Lisânü'l-Yemen'dir; ayrıca de­desi Ya'küb'a izafetle İbn Ya'kûb, büyük dedelerinden şair ve hakîm Süleyman Zi'd-Dimne'den dolayı da İbnü'l-Hâik (gü­zel şiir söyleyen, kelimeleri kumaş gibi dokuyan şairin oğlu) veya İbn Zi'd-Dim-ne diye tanınmıştır {el-İklit |nşr. Muhib-büddin el-Hatîb|, X, 166-167; İbn Zl'd-Dümeyne yazılışı yanlıştır, bk. İbnü'l-Kıf-tî, 1, 279;E/2(Fr.|. Eli, 126|).

Hemdânîel-İkîîl'de, atalarının çöker­ken tarihlerde göçebeliği terkederek bir kısmı Zebîd'de kalırken bir kısmının ön­ce Kûfe'ye. sonra da Bekîl bölgesindeki Merâşfye yerleştiğini, daha sonra büyük dedesi Yûsuf un ailesi ve yakınlarıyla bir­likte San'a'ya göç ettiğini, babasının bu­rada kervancılıkla ve altın ticaretiyle meş­gul olduğunu, bu arada kendisinin ker­vanlarla birçok yere seyahat ettiğini an­latır (X, 166 vd.}. İbnü'l-Kıftîde onun Irak'a gittiğini ve oradaki âlimlerle görüş­tüğünü söylemekte (İnbâhü'r-ruuât, I, 315), ancak Hamed el-Câsir. eserlerinde Irak yolundaki bazı yer adlarını doğru tes-bit edemediğine dikkat çekerek Hemdâ-nînin bu seyahatini şüpheyle karşılamak­ta ve Iraklı âlimleri Mekke'deki ikameti (aş. bk.) sırasında görmüş olabileceğini ileri sürmektedir (Şıfatü Cezîreti'l-'Arab, mukaddime, s. 13). Hemdânî. yine el-İk-lîî'de amcası Muhammed'in kızı Fâtıma ile evlendiğinden, oğlu Mâlik'in genç yaş­ta öldüğünden ve kendisinin de ona mer­siyeler yazdığından bahseder. Eserde di­ğer oğlu Muhammed'in adı geçmemek­tedir.

Daha çok Yemenli âlimlerin yanında ye­tişen Hemdânî yine Yemenli râvilerden bilgi edinmiştir. Neseb konusunda Ebû Nasr Muhammed b. Abdullah b. Saîd el-Himyeri'den ders almıştır. Meşhur hoca-

larından biri de Muhammed b. Ahmed el-Evsânî el-Himyerî'dir (ö. 360/971). Had-ramut, Necid ve Hicaz'daki âlimlerle gö­rüşmüş ve o zamanlar çok önemli bir ilim merkezi olan Mekke'de de bazı âlimler­den okumuştur.

Hemdânî, 306'da (918) gittiği Mekke'­den 313 (925) yılında Yemen'e dönerek San'a'ya 60 fersah uzaklıktaki Sa'de şeh­rine yerleşti ve devlet adamlarından ya­kın ilgi gördü. Bu arada İbnü'l-Enbârî, Ebû Amr en-Nahvî ve İbn Hâieveyh gibi birçok âlimle görüşmelerini ve yazışma­larını da sürdürdü. Yemen o dönemde Zeydî imamlarının merkezi haline gelmiş ve ezelî Adnânî-Kahtânî rekabeti yeniden alevlenmişti. Sa'de'de kendilerini Adnan'a nisbet eden bazı şairlerin Yemen kabile­lerine sataşmaları ve Adnânîler'in onlar­dan daha üstün olduğunu iddia etmeleri Hemdânî'yi harekete geçirdi ve yazdığı kasidelerle bu şairlere cevap verdi. An­cak yenilgiyi hazmedemeyen şairler ona düşman oldular ve Sa'de hâkimi Zeydî (Ressî) İmam Ahmed b. Yahya Nâsır-Lidî-nillâh'a Hz. Peygamber'i hicvettiğini söy­lediler. Bunun üzerine İmam Ahmed, Hemdânî'yi yakalatarak (24 Şevval 3 i 9/9 Kasım 931) bir buçuk yıl kadar hapsetti. Bir rivayete göre Hemdânî'nin hapsediliş sebebi, onun Nasır-Lidînillâh'in iki ku­mandanını kendisinden ayrılmaya ve Aş-şe ahalisini isyana teşvik etmesiyle alâka­lıdır l'lA, V/l, s. 419). Hemdânî'nin bu olay­larla ilgisi açıkça ortaya konulmamışsa da bu isyanın öncülüğünü yapanlara met­hiyeler söylediği bilinmektedir (El2 |Fr.|, ili, 127). Hemdânî, hapishaneden Zebîd Emîri İbn Ziyâd'ın aracılığı ile çıkmış ve­ya kaçmıştır. Buna göre Saîd el-Endelü-sînin onun hapiste öldüğüne dair verdi­ği bilginin (Kitâbü Tabakâti'i-ümem, s. 59) doğru olmaması gerekir.

Hemdânî, 321 (933) yılında serbest kaldıktan sonra kendi kabilesine ait top­rakların ortasında bulunan Reyde'ye yer­leşti. Onun hayatına dair bilgi veren kay­naklar genellikle vefat tarihini belirtmez­ler. Birçok araştırmacı 334'te (945-46) öldüğünü söylerse de bu tesbit kesin de­ğildir. eJ-/WîTde(II, 332) hocası Muham­med el-Evsânfnin 360 (971) yılında öldü­rüldüğünü anlatmış olması -eğer bu kı­sım daha sonra bir başkası tarafından ilâ­ve edilmemişse- Hemdânî'nin bu tarih­te hayatta olduğunu gösterir. Ancak Ha­med el-Câsir, bu bilginin sonradan ilâve edildiğini ve onun 344'ten (955-56) sonra

öldüğünü söyler {Şıfatü CezîretiVArab, mukaddime, s. 31). İbnü'l-Kıftî Hemdâ-nî'nin Reyde'ye gömüldüğünü yazmak­tadır {İnbâhü'r-ruuât, i, 315). Hemdânî sadece ensâb, tarih ve coğrafya alanında değil madencilik ve astronomi gibi birçok İlim dalında da bilgi sahibiydi.

Eserleri. 1. el-İkffl*. Ensâb hakkında­dır. Kuzey Arabistan kabileleri için İbnü'l-Kelbî'nin Cemheretü'n-neseb'i ne ka­dar önemli İse Güney Arabistan kabileleri için de el-İklîî o kadar önemlidir. On cilt­lik eserin günümüze ulaşan I ve II. ciltleri Muhammed b. Ali el-Ekva" el-Hİvâlî (Ka­hire I383-1386/1963-1966. I977-1980), VIII. cildi Anistâs Mârî el-Kermilî (Bağ­dat 1931) ve X. cildi Muhibbüddin el-Ha-tîb (Kahire I368/1949; Beyrut 1407/1987) tarafından neşredilmiştir, z. Şıfatü Ce-zîreti'l-'Arab. Arap yarımadasındaki meskûn yerlerden ve buralarda oturan kabilelerden bahseder. İbnü'l-Kıftî'nin adını zikretmemesi ve Keşfü'z-zunûn-da (il, 1822) Hemdânî'nin el-Mesâlik ve'1-memâlik adlı kitabının unvanına "Fî ^câ'ibi'l-Yemen ve CezîretiVArab ve es-mâ'i bilâdihâ" ibaresinin eklenmiş olma­sı, İnbâhü'r-ruvât'\ tahkik eden Muham­med Ebü'l-Fazl İbrahim'i, bu eserin müs­takil olmayıp sözü edilen el-Mesâlik'\n bir bölümü olabileceği kanaatine şevket -miştir (I, 318). Ancak el-İklîî"ın muhta­sarında kitabın müstakil bir çalışma ol­duğu kaydedilir (Hamed el-Câsir'in mu­kaddimesi, s. 31). Hemdânî. Şıfatü Ce-zîreti'l-"Arab'\ kaleme alırken şahsî mü­şahedelerine ve daha önce bu konuda ya­zılmış kitaplara istinat etmiş, mukaddi­mede de Batlamyus'un Kitâbü'l-Coğrâf-yâ fi'l-macmûre mine'1-arz adlı eserini özetlemiştir. Onun Arap yarımadasında bizzat gördüğü yerlerle ilgili verdiği bil­giler doğru olmakla birlikte diğer yerler hakkında birçok yanlış yaptığı görülmek­tedir. Eser D. H. Müller tarafından iki cilt halinde neşredilmiş (Leiden 1884-1891; Frankfurt 1993), Muhammed b. Abdullah Büleyhid en-Necdî. bu yayını esas alıp Ye-men'den getirtilen bir başka yazma nüs­hadan da faydalanarak kitabı tek cilt ha­linde tekrar yayımlamıştır (Kahire 1373/ 1953). Yemenli Kâdî Muhammed b. Ali el-Ekva' el-Hivâlî. Hemdânî'nin zikrettiği yerleri bizzat gezerek ve isimlerini soruş­turup tahkik ederek, ayrıca daha önce ya­pılan baskılan ve çeşitli yazma nüshaları da karşılaştırarak kitabı yeniden neşre hazırlamış, bu çalışma, Hamed el-Câsir'in

181

HEMDÂNÎ


Hemdânîve eserleri hakkında bilgi veren bir mukaddimesiyle birlikte basılmıştır (Beyrut 1394/1974; Riyad 1394/1974, 1397/1977). 3. Kitâbü'l-Cevhereteyni'î-'atîkateyni'l-mâ^ateyn mine'ş-şa/rd' ve'1-beyiâ3 {ez-Zeheb ue'l-ftdda). Altın ve gümüş hakkında olup bu alanda yazıl­mış tek eserdir. Hemdânî bu kitabında, "iki eski maden" dediği altın ve gümüşün ocaktan çıkarılmasından işlenmesine, de­ğişik eşya yapımından para basımına ve bunların ayar ve kalitelerine varıncaya ka­dar yaşadığı dönemdeki maden yatakla­rı ve madencilikle ilgili çeşitli konularda bilgi vermektedir. 898 (1492-93) tarihli bir nüshası İsveçte Uppsala Kütüphane-si'nde, bir yazması da Kahire Dârü'l-kütü-bi'1-Mısriyye'de (nr. 907) bulunan kitap, Christopher Tbll tarafından Almanca'ya çevrilerek tıpkıbasımıyla birlikte neşre­dilmiş (Uppsala 1968), eseri daha sonra Muhammed eş-Şuaybî de yayımlamıştır (Sana 1982). 4. ed-Dömiğa. Kümeytel-Esedî'nin Adnânîler'i ve Hâşimîler'i öven, Kahtânîler'i yeren eî-Hâşimiyyât adlı ka­sideleri içindeki "el-Kaşîdetü'n-nûniyye"-sine cevap olarak yazdığı 602 beyitten oluşan kasidedir. Hemdânî bu kasidesin­de Kahtânîler'i över. sonra da Maad ve Farslar'dan bahseder. Onun 200 yıllık Ad-nânî-Kahtânî mücadelesinde asabiyet gayretiyle Kahtânîler'in safında yer alma­sı muhalifleri tarafından, Adnânîler'in Benî Hâşim koluna mensup Hz. Peygam-ber'e ve Ehi-i beyt'e karşı olduğu ve on­lara hakaret ettiği şeklinde değerlendiri­lip suçlanmasına yol açmıştır. el-İklÜ"\n Berlin'de bulunan nüshasının sonunda günümüze ulaşan kaside f£/2[Fr], III, 127), hapse atılmasından az önce bizzat Hemdânî tarafından şerhedilmiştir. Bazı kaynaklarda yanlışlıkla oğlu Muhammed'e nisbet edilen bu şerhin San'a'da İmam Yahya Kütüphanesi'nde 623 (1226) ta­rihli bir nüshası bulunmakta, ancak kasi­denin el-İklîl'in Berlin nüshasındakine nisbetle sonunda yirmi altı beytin eksik olduğu görülmektedir [Şıfatü. Cezîreti'l-fArab, Hamed el-Câsir'in mukaddimesi, s. 27-28). Nahivci İbn Hâleveyh (ö. 370/ 980) bu kasideyle birlikte Hemdânî'nin diğer şiirlerini bir divanda toplamış, bun­ların şerhini ve i'rabını yapmıştır. ed-Dö-miğa, Muhammed b. Ali el-Ekva' el-Hi-vâlî tarafından tahkik edilerek Kitâbü Kaşîdeti'd-dâmiğa adıyla yayımlanmış­tır (Kahire 1978). S. Serâ'irü'l-hikme.

Kaynaklardan edinilen bilgilere göre ast­ronomi, astroloji ve felsefe konularını içermektedir. Yunanlı bilginler tarafın­dan da kaynak olarak kullanılan eserin yalnızca astronomi ve astrolojiyle ilgili olan onuncu makalesi bugüne ulaşabil­miştir [el-Makâtetü't-'âşire min Serâ'lri'l-hikme, Dımaşk 1979). 6. el-Kuvâ ü't-tıb. Eser kaynaklarda zikredilirse de hakkın­da bilgi verilmez. Hemdânî'yi bu kitabın­dan dolayı Mıfcemü'l-etıbbâ* adlı ese­rine alan Ahmed îsâ da klasik kaynaklar­dan iktibas ederek onun kısaca hayatını anlatmış ve eserlerinin bir listesini ver­miştir. 7. el-Ya'sûb. Avcılık, helâl ve ha­ram olan av, bu konudaki hadisler, şiir ve terminoloji yönünden konuyu inceleyen bu kitap da günümüze ulaşmamıştır, ed-Dâmiğarun şerhinde Hemdânî'nin Me-iâhirü'i-Yemen adlı bir başka ensâb ça­lışmasından söz edilirse de bunun ei-Jic-/îi'in bir bölümü mü, yoksa müstakil bir eser mi olduğu bilinmemektedir (Şıfatü Ceztreü'l-'Arab, Hamed el-Câsir'in mu­kaddimesi, s. 28).



Dostları ilə paylaş:
1   ...   23   24   25   26   27   28   29   30   ...   33


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə