Emd tariHİ


HASAN TAHSİN EKONOMİ MUHABİRİYDİ



Yüklə 150,36 Kb.
səhifə3/4
tarix23.12.2017
ölçüsü150,36 Kb.
#35762
1   2   3   4

HASAN TAHSİN EKONOMİ MUHABİRİYDİ...
Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde olduğu kadar ekonomi dünyası ve ekonomi basını için de, en önemli kentlerden birisi İzmir’dir. Nedenine gelince; genç Cumhuriyetin ilk kez düzenlediği “İktisat Kongresi” İzmir’de yapılmıştı. İzmir, ticaretin bir nevi başkentiydi. O kadar ki, tarihimize Yunan işgaline karşı “İlk kurşunu atan kişi” olarak adını yazdıran Hasan Tahsin (Osman Nevres) bir gazeteci idi, üstelik o zaman ki İzmir Üzüm Borsası’nı izleyip yazan bir ekonomi gazetecisiydi. İşte, gerek bu tarihi nedenler, gerekse İzmir’in Türk ekonomisindeki çok önemli rolü ve bu rolü izlemekle görevli gazetecilerin niteliği nedeniyle İzmir’de EMD’nin örgütlenmesi kaçınılmazdı. Çünkü bir bakıma ekonomi muhabirliğinin doğal üyeleri olmak zorundaydılar. Nitekim, Macit Sefiloğlu’nun takdirle anılacak gayretleri sonucu 20 arkadaşın üyeliğe kabul edilmesinin ardından 1989 yılının son günü alınan bir kararla, Macit Sefiloğlu, Yener Özkesen ve Cemal Tükel, EMD İzmir Şubesini kurmak üzere “Müteşebbis Heyet” olarak görevlendirildi. Böylece EMD Ege Bölgesi’nde de örgütlenmesini tamamlamış oldu. Üye sayısını bir ara 30’lara vardıran İzmir Şubesi, ne yazık ki, üyelerin meslek içinde diğer alanlara kayması ve biraz da Genel Merkez’in bu şubeyi ayakta tutmak için yeterli çabayı gösterememesi gibi nedenlerle ilerleyen yıllarda Şube tüzel kişiliğini sona erdirerek, yaşamına İzmir Temsilciliği olarak devam etti. Bir düşünürün dediği gibi, “insanlar kendileri kadar, bağlı oldukları örgütsel mücadelenin geçmişini de bilmek zorundadırlar. Yoksa kendilerinden sonra gelenlerin yanlışlarını da üstlenmek zorunda kalırlar.”

EMD de, ekonomi gazeteciliğini seçmiş ve bu alanda çalışan basın emekçilerinin örgütlendiği bir demokratik kitle örgütü. Düşünürün yukarıdaki sözleri, yakın tarihi bile çabuk unutan bir toplum oluşumuzun yanında EMD’nin 10 yılı geride bırakışının ardındaki emeğin kısmen de olsa fotoğrafını çekmekle örtüşüyor. EMD’nin 10 Yıllık Tarihinin üç dergi sayısına uzayacağı, doğrusu başlangıçta bizim de aklımızın ucundan geçmemişti. Ancak gördük ki, EMD özelinde bir bu kadar daha yazılabilir. Umulur ki, bu oluşumu daha ileriye taşımak isteyen yeni kuşaklar, daha kapsamlı bir çalışma içine girerlerse, bu kırıntılardan da yararlanabilsinler. EMD Tarihinin bu son bölümü de, yakın geçmişten kırıntılarla dolu. Yolculuğumuza devam ediyoruz. Kabuğumuzu kırıyoruz, EMD Genel Merkez Yönetimi, bir taraftan şubelerini oluşturmanın heyecanını yaşıyor, diğer taraftan da özellikle Sayman Ali Bilge’nin unutulmaz gayretleriyle üye aidatları toplanarak mali kaynak yaratılırken, bağışlarla da buna destek bulunuyordu. EMD Yönetimi, “Türk basınında o güne kadar pek görülmemiş” bir çok “ilk”e daha imzasını atmayı sürdürdü. Bunların çoğunluğunun dışa dönük faaliyetler olması da dikkat çekiciydi.

-Yıl 1989. “Yeni Kambiyo Rejimi Işığında Türk Sermaye Piyasası ve Yabancı Sermaye” konulu panel 13 Eylül günü ASO Meclis salonunda yapıldı. Devlet Bakanı Mehmet Yazar’ın açılış konuşmasını yaptığı panelce SPK Başkanı Şükrü Tekbaş, DPT Yabancı Sermaye Başkanı İbrahim Çakır, Manufacturers Hanover Trust Genel Müdürü Atilla Uras ve Yılmaz Argüden katıldı.- Yıl 1989. Emdnin içe dönük eğitim seminerleri kapsamında DİE Başkanı Orhan Güvenen ve TİDER Genel Sekreteri Cem Alpar ile sohbet toplantıları Ekim ayında gerçekleştirildi.

-Yıl 1989. EMD ile Türktrade arasında karşılıklı işbirliği, müşterek bilimsel toplantılar, panel, konferans vb. Etkinliklerin düzenlenmesi konusunda işbirliği protokolü Kasım ayında imzalandı.

-Yıl 1990. Eximbankın katkısıyla düzenlenen “İhracatın Son 10 yılı, Bugünkü Durumu ve Eximbankın Rolü” konulu toplantı 30 Ocakta İstanbul Hilton Otel’inde yapıldı. Toplantıya Devlet Bakanı Hüsnü Doğan, Eximbank Genel Müdürü Turgay Özkan ve Genel Müdür Yardımcısı Osman Aslan, Türktrade Başkanı Evren Artam, Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton ile Yapı ve Kredi Bankası Genel Müdür Yardımcısı Tayfun Bayazıt katıldı.

-Yıl 1990. EMD’nin merkez ofise kavuşması amacıyla Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına Ocak ayında bir yazı yazılarak yer talebinde bulunuldu.- Yıl 1990. Önceki dönemde Merkez Bankası ile başlatılan seminerler Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ile sürdü. Hazine ile Ocak ayında yapılan seminerde ağırlık konvertibilite ve Ağustos 1989 kararlarına verildi.

-Yıl 1990. EMD ile ASO, 21 Şubat tarihinde düzenledikleri “Sanayide Korumanın Dünü-Bugünü” konulu sempozyumda, Devlet Bakanı Işın Çelebi ile Maliye ve Gümrük Bakanı Ekrem Pakdemirli’nin açılış konuşmasını yapmasının ardından Prof. Dr. Subidey Togan bir tebliğ sundu, oturum başkanlığını Vecdi Seviğ’in yaptığı panelde eski bakanlar Mehmet Turgut ve Kemal Cantürk ile Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.Taner Berksoy ve ASO Meclis Üyesi Kazım Köylüoğlu, konuya ilişkin görüşlerini açıkladılar.

-Yıl 1990. Nisan ayı ortalarına kadar, TMO Genel Müdürü Ahmet Özgüneş, DPT Yabancı Sermaye Başkanı İbrahim Çakır, TKB Genel Müdürü İsmail Emen, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarı Namık Kemal Kılıç, Ankara ve İzmirde olmak üzere TÜPRAŞ Genel Müdürü Mehmet Savran ile yemekli toplantılar düzenlenerek, üyelerin mesleki deneyimlerine katkı sağlamaya çalışıldı. Bunları, Türkiye Bankalar Birliği Genel Sekreteri Üstün Sanverle “Bankacılığın bugünkü durumu ve geleceği üzerine” yapılan sohbet, Moskova Ticaret Başmüşaviri Şevket Özügergin ile yapılan “Sovyetler Birliğindeki gelişmeler ve Türk-Sovyet Ekonomik, ticari ilişkilerini” konu alan yemekli toplantı ve merhum Gelirler Genel Müdürü Altan Tufan ile “O günkü vergi sistemi ve geleceği” üzerine yapılan sohbet toplantısı izledi.

- Yıl 1990. EMD Genel Başkan Yardımcısı Vecdi Seviğin Anadolu Ajansındaki görevinden “gerekçe gösterilmeksizin” atılması, Ekonomi Panorama Dergisi’nde çalışan 20 gazetecinin topluca işten çıkarılması, Gazeteci Yazar Çetin Emeç ve şöförü Sinan Ercan’ın katledilmesi üzerine, EMD’nin Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Muhabirleri Derneği ile yaptığı ortak açıklama ile basın örgütleri arasındaki dayanışmanın sağlanmasında öncülük.
SANSÜR UYGULUYORUZ
Gelişmeler bu denli hızlı olunca ve özellikle içe dönük seminerlerde “binbir rica” ile yazılmaması Yönetimce hatırlatılmasına rağmen, ilk zamanlarda bunun tam tersinin yaşanması üzerine, EMD Yönetim Kurulu “içi kan ağlayarak” sansürcülük yapmak zorunda kalıp, 25 Ağusos 1989 tarihinde aynen şu kararı almak zorunda kaldı:

“İçe dönük seminerlerde katılımcı EMD üyelerinin haber yazmaması, aksi halde Disiplin Kurulunun faaliyete geçirilmesi konusunda prensip kararı alınmıştır.”

Son günlerdeki bilinen gelişmeler nedeniyle biz basın emekçilerinin buruk bir şekilde kutlamaya çalıştığı “Türk Basınından Sansürün Kaldırılması Bayramı” tartışmaları sürerken, EMD’nin daha 1989’da bu kararı alması tuhaf görülebilir. Ancak, bu karar, genç ve biraz da istikbal vaadeden, yanısıra “bazı deneyimli” meslektaşların da bu genç kesime örnek olması için alınmıştı. Bugün bunun ne kadar gerekli olduğu hep birlikte yaşanıyor.

1990’ın 30 Nisanına gelindiğinde EMD de, daha önceki konumundan çok daha ileride bir noktaya gelmiş, 1. Olağanüstü Genel Kurul’dan bu yana geçen dar zaman aralığında ve Türkiyenin Sosyo-Ekonomik yönden sıkıntılar yaşadığı dönemde üye aidatı, bağışlar ve banka faizinden oluşan 160 milyon TL parası olan, üyelerince yeteri kadar destek verilen, kamuoyunda ve özellikle kamu yönetiminde saygın bir noktada bulunuyordu. Eh... O zaman normal genel kurulun yapılması mümkündü. Çoğunluksuz Genel Kurulun 5 Mayıs 1990 tarihinde “dışa dönük” olarak yapılması kararı alındı. Yani EMD, bakan, bürokrat, işadamı, meslek örgütleri ve diğer kesimlerden üst düzey temsilcileri Genel Kurula çağırarak bir “ilke” daha imza atmayı planladı. Öyle de oldu. Ancak Türkiye ekonomisi EMD kadar iyi bir görünüm vermiyordu. Genel kurula sunulan Faaliyet Raporu’nun “Genel Ekonomik Durum” başlığı altında bu “Görünüm”ün çerçevesi çizildi, 1990 ekonomisinin sorunları ve çıkış yollarını irdeleyebilmek için de son 10 yılın genel gelişim çizgisi gözden geçirildi. Bu çizgi özetle şu görüntüyü veriyordu:

“İki petrol şokunu siyasal istikrarsızlık içinde geçiren ve bu şoklardan birini Kıbrıs savaşıyla eş dönemli yaşayan Türkiye, 1980 başında ciddi bir Ekonomik krizin içine girmişti. Enflasyon içinde daralma sürecine giren ve dış kaynak sorunu giderek büyüyen Türkiye ekonomisine 24 Ocak önlemleri uygulandı. Kararların açıklandığı günlerde ilkokula başlayan çocukların bugün (yani 1990) seçmen yaşına girdiği Türkiye’de “şerefi” paylaşılamayan bu kararların amacı, dış kaynakları harekete geçirip Ekonomiye yeni bir ivme kazandırmaktı. IMF tarafından o tarihlerde revize edilen araçlar devreye sokularak temelinde parasal politikaların bulunduğu bir dizi önlem uygulamaya konuldu. TL devalüe edildi, kamu kesimince üretilen mal ve hizmetlere zam yapıldı, faiz oranları yükseltildi, ihracat ve yabancı sermaye girişi özendirildi, sanayide mevcut kapasitenin harekete geçirilmesi için çaba harcandı.

Önlemler, iç talebi kısarken, üretimi dış pazara yönlendirmeyi hedefleyen bir yapı sergiliyordu. İç talebi kısacak, bu arada sanayi maliyetlerinde işçiliğin payını reel olarak aşağıya çekecek kararlar ise 12 Eylül 1980’de devreye girdi, işçi hareketleri ve ücretler “donduruldu”, ardından da geriletildi.1980-1983 arasında toplumsal ve siyasal istemlerin bastırılmış olması, yapay istikrar görünümü sergilemeye başladı. 1983 genel seçimleriyle birlikte 24 Ocak Kararları yeni “liberal” düzenlemelerle pekiştirildi. Parasal araçların ağırlıklı olduğu 1983 sonu düzenlemelerle ihracatın yeniden artırılması hedeflenirken, kambiyo sisteminde de kademeli serbesti kararları 1990a kadar uygulamaya konuldu.1990 yılına gelindiğinde, sanayinin yatırım taleplerindeki gerileme, üretimden ihracata ayrılacak payın önemli ölçüde sınırına gelinmesi, teşviklerin daraltılması ve İran-Irak savaşının bitmesi gibi faktörlerin ihracat üzerindeki olumsuz etkisi ve nihayet biriken kamu açıkları yeni ekonomik sorunların ana kaynaklarını oluşturmaya başladı. “Konvertibilite”ye geçmenin siyasal gösteri aracı yapıldığı 1990 başlarında, sadece bu yükümlülüğün yerine getirilebilmesi için ödemeler dengesinde fazlalık yaratılması “amaç” haline dönüştü. Böylece, sanayide üretim artış hızının yavaşlatılması, yatırımların göreli olarak gerilemesi pahasına Türkiye’nin döviz rezervleri yükseltildi, rezervlerin yükseltilmesi için de Türkiye dış kredi faiz maliyetini yüklenmek zorunda bırakıldı. Parasal araçların enflasyonu önlemek için tek tedbir olarak uygulanamayacağı, yüzde 65’lerin altına indirilemeyen fiyat artışlarıyla bir kez daha kanıtlanırken, duraklayan ihracata rağmen TL’nin gerçek değerine oturtturulmaması, üretime dönük yatırımların sürekli ikinci plana itilmesi ve kamu maliyesinin gerçek kaynaklara kavuşturulmaması, Türkiye’nin kısa dönemli geleceğini ipotek altına sokan faktörler olarak ortaya çıktı. Böylece, başlangıçta en fazla 3 yıllık istikrar tedbirleri paketi şeklinde öngörülen 24 Ocak Kararları, ekonominin son 10 yılına damgasını vuran bir strateji haline geldi. Krizden çıkmanın aracı olarak uygulamaya konulan düzenlemelerin aldığı bu yeni görünüm, 1990 Türkiyesi’nde yeni bir krizin şartlarını yarattı.”


EMD’NİN ÖNERİLERİ
“Türkiye’de sanayicisinden işçisine, çiftçisinden memuruna, esnafından emeklisine kadar toplumun hemen bütün kesimlerinden gelen tepkilerin, yaratılan krizin ciddi göstergesi olduğunu” belirleyen EMD, “olayın siyasi kriz boyutu bir yana bırakılırsa, ekonomide gerçekleştirildiği iddia edilen yapısal değişimin ortaya çıkarttığı görünümün, şu sorunların tartışılarak çözüm aranmasını gerektirmektedir” dedi ve sıraladı:

“-Türkiye, değişen dünya ve özellikle Avrupa koşulları içinde edilgen konumdan kurtulma yollarını araştırmalı, bu amaçla kalkınma stratejisinin ana hatlarını somut biçimde sergileyecek ortamı yaratmalıdır.- Böyle bir ortamda Türkiye’nin yeni bir ekonomik gelişme modeline ihtiyacı vardır. Bu model toplumda en geniş uzlaşmayı sağlayacak nitelikte olmalıdır.

-Böyle bir model içinde sanayileşme kavramının ve hedeflerinin yeniden tanımlanarak, ekonomik politikaların bu yaklaşımla uyumlu oluşturulmasına mutlak ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.- Sanayileşmede sağlanacak yapısal dönüşüm, tarımda üretimin sürekliliğinin koşullarını yaratacak, verimlilik ilkesine dayalı önlemlerle birlikte yürütülmelidir.

Tüm ekonomik sorunların ekonomik önlemlerle çözülebileceği açık olmakla birlikte, bir toplum hayatında bütün kavram ve değerlerin ancak gerçek demokrasinin kurumlaşmasıyla hayata geçirileceğine olan inancımızı vurgulayarak saygılar sunarız.”


BUGÜN YAŞADIĞIMIZ FİLMİ DAHA ÖNCE DE GÖRDÜK
EMD’nin dışa açık genel kurullarından “ilk”inde gerçekten de harcanan çabaların sonucunu görmek açısından önemli bir ortam yaratıldı. Öyle ki, “protokol”e mensup “zevat”ın konuşmaları nedeniyle gündemin dernek faaliyetleri ve seçimle ilgili maddeleri öğleden sonraya kaldı. Ertesi günkü gazetelerde EMD Genel Kurulu, “tek sütunları” aşmış oldu.

Genel Kurula sunulan ve oybirliği ile kabul edilen bir önerge de, EMD tarihinde bir başka “ilkin” adı oldu:

“Ekonomi Muhabirleri Derneği, dünyada basının yaşadığı tarihsel sorunların Türkiye’de de yaşandığının bilincinde olarak, aşağıdaki noktalara kamuoyunun dikkatini çekmeyi görev bilir.

Ağır ekonomik koşullar altında yaşayan basın çalışanları, kendilerine doğrudan yansıyan tepkilerin yarattığı güçlükleri aşma çabası gösterirken;

1-İktidarın aldığı sansür niteliği taşıyan tedbirler, basının görevini yerine getirmesinde ciddi sorunlar yaratmaktadır.

2-Basına yönelik ve iktidar otoritelerince doğrudan veya dolaylı desteklenen tedbirler, gazetecileri hedef alan ve teröre kadar varan ilkel girişimleri hızlandırmaktadır.

3-Basın çalışanları, oluşturulan bu ortamda gerçekleri sergilemek yerine olası tepkileri ve saldırıları göğüslemek zorunluluğu ile karşı karşıya bırakılmaktadır.

> Bu saptamaların ışığında EMD;Basın çalışanlarının çağdaş ve demokratik çalışma ve haber alma özgürlüklerini engelleyen sansür başta olmak üzere, basın sektörünü iktidarın kontrolü altına almak isteyen girişim ve kararların bütün unsurlarıyla kaldırılmasını talep eder.”

> Bu duyurunun ortaya koydukları, aradan 7 yıl geçmesine rağmen özellikle 1996 ve 1997’nin ilk yarısına kadarki dönemde basın çalışanlarının yaşadıklarıyla hemen hemen aynı denecek noktada. Yani… Yanisi, film aynı film. Belki aktörler, aktrisler değişti.
BİZ ARTIK YENİ FİLMLER İSTİYORUZ”
Yeni Yönetim Kurulu, görev dağılımının ardından yaptığı ilk toplantıda, yeni döneme ilişkin ilk programını belirlerken, EMD’nin basın yayın okullarıyla ilişikler kurarak, mesleğe girecek gazetecilere ekonomi haberciliği konusunda teorik bilgi verilmesi ve bu konunun araştırılması amacıyla üyeler arasından bir komisyon oluşturulmasını benimsedi.

Ayrıca, diğer basın dernekleriyle dayanışma ve işbirliğine gidilmesine de karar verildi. Zira, o dönemde topyekün gazetecilere yönelik siyasi baskılar artarken, gösteri ve miting gibi toplumsal olaylarda polisin gazetecileri hedef seçmesi ve yaşanan çok ciddi saldırılar, mesleki dayanışmanın artık kaçınılmaz olduğunu ortaya koydu. Özellikle, Güneydoğu’daki olaylar gerekçe gösterilerek kararnamelerle getirilen yeni düzenlemeler, siyasi otoriteye geniş yetkiler tanırken, basını da bir sansür dalgası ile karşı karşıya getirdi. Kelimenin tam anlamıyla basın emekçileri başta olmak üzere yazarlar ve diğer fikir adamlarının üzerine “kara bulut” çöküyordu. Bu amaçla, bir yandan başta Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) olmak üzere diğer basın meslek örgütlerinin yönetimleriyle görüşmeler yapılırken, diğer yandan da, “vaziyet-i ahval” çeşitli açıklamalarla kamuoyunun bilgisine sunuluyordu. Yönetim Kurulunun 30 Mayıs 1990 tarihli toplantısında karar defterine geçen ve daha sonra Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Muhabirleri Derneğinin yayın organı “Genç Kalemler”de de tam metin yayınlanan açıklama, kamuoyunda yankı uyandırdı:

“Türkiye’de basın tarihi ile başlayan baskı ve sansür uygulamaları, değişik araç ve yöntemlerle günümüzde de sürdürülmektedir.

Sivil iktidarların özellikle halkın desteğini kaybettikleri dönemlerde ve askeri yönetimler altında şiddetini artıran baskılar, yayın yasağından ekonomik önlemlere kadar değişik boyutlarda kendini göstermektedir.

Günümüzde önce basının hedef gösterilmesi ve suçlanmasıyla belirginleşen siyasi tavır, son olarak demokratik hukuk devleti ilkelerini hiçe sayan zihniyetin ürünü kanun hükmünde kararnamelerle açık baskıya dönüşmüştür.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki olaylar bahane edilerek kararnamelerle getirilen yeni düzenlemelerin siyasi otoriteye tanıdığı geniş yetkiler, basını bir sansür dalgası ile karşı karşıya bırakmıştır. Son olarak 424 sayılı KHK ile tek metinde toplanan sansür tedbirleri, demokratik hukuk devleti ilkelerinin yanı sıra 1982 Anayasasına dahi aykırı hükümler taşımaktadır. Bu kararnamenin 1-a maddesinin giriş bölümü aynen şöyledir:

‘Bölgedeki faaliyetleri yanlış aksettirmek veya gerçek dışı haber ve yorumlar yapmak suretiyle bölgedeki kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına veya bölge halkının heyecanlanmasına neden olacak veya güvenlik kuvvetlerinin görevlerini gereği gibi yerine getirmelerini engelleyecek şekilde yayınlanan her türlü basılmış eser hakkında Olağanüstü Hal Valisinin teklifi (O dönemin ünlü Valisi Hayri Kozakçıoğlu, şimdi DYP İstanbul Milletvekili olarak Parlamentoda görev yapıyor) veya görüşü alınarak İçişleri Bakanlığınca bunların bölge içinde veya dışında basılmış olup olmadığına bakılmaksızın basılmalarını, çoğaltılmalarını, yayınlanmalarını ve dağıtılmalarını süreli veya süresiz yasaklamak, gereğinde bunları basan matbaaları kapatmak…’

İlk bakışta bu hüküm sınırlı bir yetkiyi içeriyor sanılabilir. Ancak KHK ile getirilen yargı yolunun kapatılması, matbaa kapatma cezası ile yayın öncesinde baskı yaratma iradesi, idari nitelikteki yetkinin bölge dışında da kullanılabilmesi, yetki kullanımının siyasi otoriteye mensup İçişleri Bakanı’na bırakılması, asıl amacın basın üzerinde geniş kapsamlı baskı ve sansür yaratmak olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Aynı KHK ile basınla ilgili ceza hükümlerinin ağırlaştırılması, bu yapılırken “yayının Olağanüstü Hal Bölgesi ile mücavir iller içinde veya dışında basılmış olup olmadığına bakılmaksızın” sert cezalar öngörülmesi, düzenlemenin yetkililerce savunulan resmi gerekçesini çok çok aşar niteliktedir. Görevleri, kamuoyunu özgürce oluşturmak; halkın haber alma ve görüş belirtme temel haklarını serbestçe kullanmasına aracılık etmek olan basın çalışanlarının, siyasi iktidardan gelen ve yasal kılıfa büründürülmek istenen baskılar karşısında herhangi bir gerekçeyle ödün vermemeleri gerekir.

Bu inancı taşıyan EMD, 2. Olağan Genel Kurul bildirisi doğrultusunda, basını iktidarın kontrolü altına almak isteyen girişimlerin karşısındadır.”


EMD, GENEL MERKEZ OFİSİNE KAVUŞUYOR
Dernek Yönetimi, 1990’nın Haziran-Eylül dönemini, üyelik başvurularının değerlendirilmesi ve şubelerle ilişkilerin geliştirilmesinin yanında İMKB’nin seminerine katılma ve Ankara Ticaret Odası (ATO) ile yapılması karara bağlanan ortak seminerin hazırlıkları gibi rutin işlere ayırdı.

> Bu aylarda, Ortadoğu’da “suların iyice ısınması”na neden olan Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle patlak veren savaş ise Türkiye ekonomisini ciddi şekilde etkilemeye başlamış, çok sayıda üyemiz de gerek savaşı izlemek, gerekse ekonomik durumu görmek ve görüntülemek üzere ya Bağdat, ya Şam, ya Riyad, ya Adana-İncirlik ya da Diyarbakır’da bulunuyordu.

> Gerek siyasi ve askeri, gerekse meteorolojik ısının iyice arttığı Eylül ayında, Dr. M. Kemal Öke’nin gayretleriyle daha önce yapılan başvuruya Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Karayalçın yanıt verdi:

“Kızılırmak Sokaktaki Belediyeye ait binanın bir dairesini kiralama isteğiniz kabul edilmiştir… Sözleşmenin yapılması…”

> Kemal Öke, yazıyı alır almaz Dernek adına bu işlemleri yürüterek sonuca ulaştırdı ve 19 Eylül 1990 tarihinde alınan karar uyarınca, o güne kadar çantada dolaşan EMD’nin “Kızılırmak Sokak 26/5 adresine taşınmasına karar verildi. Yönetim Kurulunun tüm üyeleri ve haberi alan bazı dernek üyelerinin heyecanı dorukta. Hayal kurmakta da boş durulmuyor: “Şaşaalı bir açılış yapalım, açılışı da Cumhurbaşkanına yaptıralım….”, “Yok yok, bir etkinlik düzenleyelim, açılışı da bu etkinliğin sonunda yapalım ki ses getirsin…” Bütünüyle bir “yıkım” olmasa bile ilk aşamada bu hayaller kursaklarda kaldı. Zira, kiralanan dairenin ne elektriği, ne suyu, ne ısıtması vardı. Kelimenin tam anlamıyla “izbe” bir daire görünümünde, pislik ve kokudan içeri girilmiyor. Şaşkına dönse de Yönetim Kurulu üyelerinin fazla alternatifi yoktu. Aynı binanın iki dairesinde faaliyet gösteren ÇGD Genel Merkez Yönetimi’nden de bazı bilgiler alınarak işe başlandı. Bir taraftan bina içi eksiklikler giderilip boya-badana işleri yapılırken, diğer yandan da, ofis için gerekli olan masa, sandalye, telefon, oturma grubu, ocak, perde gibi ihtiyaçlar giderilmeye çalışılıyor.

Ali Bilge, sırtında hela taşı ile kan ter içinde merdivenleri çıkarken bir taraftan da söyleniyor “Anneme hela taşı hamalı olduğumu söylemeyin. O beni gazeteci sanıyor”… Kemal Öke’nin, fayans kutularını yukarı taşımaktan “imanı gevremiş”, Muzaffer Gençtoğan, TMO Genel Müdürü Ahmet Özgüneşin Derneğe bağışladığı masa, sandalye, sehpa gibi malzemeyi Güvercinlik’teki depodan Ömer Başıbüyükle birlikte kamyonete yükleyip Derneğe indirmekten “helak olmuş”. Taylan Erten’in, oturma grubunu “ucuza kapatmak için” Sitelerde dükkan dükkan gezerken “tabanları patlamış”… Velhasıl, Türkiye ve dünya ekonomisini yakınen izleyip okuyucuya aktarmak gibi ağır bir görevi olan EMD’nin Yönetim Kurulu, alenen inşaatçılık ve hammallık gibi “ulvi” görevleri de yerine getirmeye başlamıştı. Ama bu çabaların sonunda “Yuvamız” da hazır edilmişti.

Kızılırmak Sokak’taki Genel Merkez ofisi, EMD tarihinde önemli toplantılara da ev sahipliği yaptı. İlk aktivitemiz ise, artık aramızda bulunmayan Serbest Bölgeler Genel Müdürü Yalçın Alaybeyoğlu’nu, ölümünün birinci yılında anmak amacıyla yapılan toplantı oldu. Ne yazık ki, bu “yuva”nın ömrü uzun süremeyecek, Kocatepe Camiinin inşaat alanı içinde kaldığından çatır çatır yıkılacak ve EMD’nin Genel Merkezi, daha sonra yönetim kurulunda görev alacak olan ismet Hazardağlı’nın evine “zorunlu” olarak taşınacaktı.
MALİ KURTULUŞ” BALOMUZ
Bu arada, pek de iç açıcı olmayan maddi durumumuzu biraz daha ferahlatabilmek için neler yapabiliriz diye de düşünüyorduk. Zaten Sayman Ali Bilge de günde en az 15 defa “Ne yapıp yapıp para bulalım” diyerek ensemizde boza pişiriyordu. Hiç birimizde girişimci ruhu bulunmadığı için, aklımıza o gün için herhangi bir kalıcı çözüm yolu da gelmiyor, kıvranıp duruyorduk. Sonunda bir EMD “ilk”ine daha imza atıldı ve bir balo düzenlenmesi kararlaştırıldı. Balo, 17 Mayıs 1991 tarihinde Hilton’un salonunda görkemli bir şekilde yapıldı. Tabi, bu iş bu kadar da kolay olmadı. Bir çok terslikle karşılaşıldı, Örneğin balo davetiyelerini dağıtmakla görevli Komitede yer alan Mehmet Ali Balo, bu soyadından ötürü hiç ummadığı zorluklarla karşılaştı. Düzenlenen balonun kendi soyadı olmadığını anlatabilmek için yüzlerce kişiye “Hayır, o balo başka balo efendim” demekten dili aşındı.

> Balonun bir başka ilginç yanı da, daha sonra çok ünlenecek olan gencecik bir bayan ses sanatçısının, o gece ilk kez bu kadar seçkin bir davetli önünde magazin basınının tabiriyle “sahne almasıydı”. Bu sanatçı, günümüzün Muazzez Ersoyidi. Epey sıkıntı çekilmişti ama elde edilen gelir, bu zahmete değmiş ve EMD’nin maddi durumu iyice düzelmişti. Bu nedenle, daha sonraları bu balodan bahsederken Ali Bilge’nin deyimiyle “Mali kurtuluş balosu” olarak söz edilir oldu.


3. OLAĞAN GENEL KURUL
Derken, 3. Olağan Genel Kurula gitmenin de gerekli olduğu ortaya çıkınca, 25 Nisan 1992’de Büyük Ankara Oteli’nde genel kurul gerçekleştirildi. Genel Kurula çok sayıda dernek üyesinin yanında üst düzey bürokratların da katılması 170 üyeye sahip EMD’nin genel kurullarını dışa açık yapmaya devam edeceğinin de bir göstergesiydi. Ayrıca İstanbul ve İzmir şubelerini temsil eden delegeler de ilk kez bu Genel Kurul’a katıldılar. Genel Kurul’un finansmanında Eximbank Genel Müdürü Ahmet Ertuğrul’un yardımlarını burada belirtmek gerek.

Genel Kurula katılan İMKB Başkanı Yaman Törüner (O şimdi ANAP Afyon Milletvekili), Türkiye’de para ve sermaye piyasalarının içinde bulunduğu durum hakkında görüşlerini açıkladı, o günlerde kurulması planlanan Altın Borsası hakkında bilgi verdi. Daha sonra “1992 Yılında ihracat ve Sorunlar” konusunda düzenlenen panel gerçekleştirildi. Prof. Dr. Tuğrul Çubukçu’nun başkanlık ettiği panelde Eximbank Genel Müdür Yardımcısı Yaprak Uras, Türktrade Başkanı Kamuran Sertel, sorumlu oldukları alanlardaki gelişmeleri dile getirirken, Demir Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Hami Kartay da ekonomi bürokrasisine yönelik eleştirilerini kendine özgü nükteli üslubuyla ifade etti, sektörün sorunlarının giderilmesini istedi. Panelin ardından da, çok sayıda üyenin aday gösterilmesiyle oluşan çarşaf listeden EMD’nin yeni yönetimi belirlendi:

Taylan Erten (Genel Başkan)Semra Çetin (Genel Başkan Yardımcısı)İsmet Hazardağlı (Genel Sekreter)Nesrin Hocaoğlu (Genel Sayman)Maruf Buzcugil (Üye)Oya Berberoğlu (Üye)Kamuran Abacıoğlu (Üye).


Yüklə 150,36 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin