Saadet partiSİ genel merkezi acil onarim ve atilim programi



Yüklə 207,11 Kb.
səhifə2/2
tarix27.01.2018
ölçüsü207,11 Kb.
#40748
1   2

II. TEŞHİS


 

A. 54. Hükümetin başarısının altında “Milli Görüş” zihniyeti yatar !

54. hükümetin başarısı, tesadüflere dayalı bir başarı değildir. Bu başarının altında, bağımsızlık, insan haklarına saygı, maddi ve manevi kalkınma ilkelerinden hareketle güçlü ve öncü bir Türkiye projesini yürürlüğe koymak ve “Yeni Bir Dünya” kurma adımları vardır. Bütün bunlar ancak Milli Görüşle, yani “kaba kuvveti” değil, “haklılığı üstün tutmakla” olur.

 

B. Son 5 yılın facialarının altında ise taklitçi zihniyetler yatar

Özellikle son beş yılda Türkiye’yi felaketlere sürükleyen hükümetlerin ortak noktaları dışa bağımlılık, rant ekonomisi, borca esaret, üretimsizlik, işsizlik, baskıcılık, güçsüz Türkiye ve Yeni Sömürgeciliğe alet olmaktır. Bu sonuçlar taklitçi zihniyetler yüzünden ortaya çıkmaktadır.

 

C. Kurtuluş ve saadet ancak Milli Görüş ile mümkündür !

 

a) Matematik ispat

İnsanın saadete ulaşabilmesi için şu beş şartın olması gerekir.

- Huzur ve Barış

- Hürriyet

- Adalet


- Refah

- İzzet, onur, saygınlık.

Bu beş şart, insanların ve toplumların saadetleri için hem gerekli hem de yeterlidir. Bunlar varsa insan mutludur, bunların bir tanesi eksikse saadet gerçekleşmez. Tablo 2’de insan saadetinin bu şartlarını gerçekleşmesinin ancak Milli Görüşle mümkün olabileceği, taklitçi zihniyetlerle saadetin sağlanamayacağı matematik olarak gösterilmektedir.

 

b) 50 yılda yaşananlarla ispat

Çok partili demokratik hayata geçtiğimiz elli yıldan beri taklitçi zihniyetler, Türkiye’yi hep felaketlere sürüklemişlerdir. Milli Görüş ise, ne zaman iktidara gelmişse, ülkemizi ve milletimizi esenliğe çıkarmıştır. Milli Görüş’ün yaptıklarını gösteren başarı diplomaları vardır.

1974 Kıbrıs Savaşı sonrasında ambargo ve ekonomik güçlüklere rağmen başlatılan ve önemli ölçüde tamamlanan tarihi ağır sanayi hamlesi Milli Görüş’ün eseridir.

1977 yılında taklitçi zihniyetlerin uyguladıkları seçim ekonomisi ile ortaya çıkan ekonomik kriz, Milli Görüş kadrolarının öncülüğünde hazırlanan “Ekonomide Milli Çözüm Kararnamesi” ile aşılmış, yeniden ağır sanayi hamlesi başlatılarak önemli başarılara imza atılmıştır.

1996-97 yıllarındaki Refahyol Hükümeti’nin başarılarının Milli Görüş’e ait olduğu tüm milletimiz tarafından bilinmektedir.

Milli Görüş ve taklitçilerin karneleri Tablo 3’te verilmiştir.

 

D. Saadet Partisi, Milli Görüş’ün temsilcisidir. Bu nedenle, kurtuluş ve saadet ancak Saadet Partisi ile mümkündür.

Çünkü,

1. Saadet Partisi Milletin kendisidir.



2. Saadete, ancak Saadet Partisi ile ulaşılır.

3. Bu sebeplerden dolayı Saadet Partisi her zaman en büyük partidir.

4. Saadet Partisi en güçlü teşkilattır.

5. Saadet Partisi en canlı teşkilattır.

6. Saadet Partisi, Milli Görüş’ün yegane temsilcisidir.

7. Saadet Partisi, Milletin saadetine inanmaktadır, bunun için siyaset yapmaktadır.

8. Saadet Partisi tecrübelidir.

9. Saadet Partisi başarılıdır.

10. İşsize işi, yoksula aşı, fakire refahı ve bütün millete zenginliği ancak Saadet Partisi temin edebilir.

11. Çökmüş, iflas etmiş ekonomiyi, borç ve faiz çıkmazından ancak Saadet Partisi kurtarabilir.

12. Devletin ve milletin imkanlarını dışarıya, rantiyeye veya israfa akıtmak yerine çiftçimize, işçimize, memurumuza, esnafımıza, yoksulumuza, sanayici ve işadamımıza, zayiatsız bir şekilde, ancak Saadet Partisi aktarabilir.

 

E. Saadet Partisi, Milli Görüş’ün ekonomik sistemini kendine ilke edinmiştir

Saadet Partisi ülkemize dış güçler tarafından dayatılan programları bundan önce olduğu gibi bundan sonra da dikkate almayacak; Milli Görüş’ün ekonomik sistemini uygulayarak bir avuç rantiyeciye değil hem Aziz Milletimize hem de bütün insanlığa refahı götürecektir. Milli Görüş’ün ekonomik sistemi üretim ve adalet ilkeleri üzerine kurulmuştur. Milli Görüş’ün iktidarda olduğu 1996 yılının ikinci yarısı ile 1997 yılının ilk yarısını içine alan bir yıllık dönem, öncesi ve sonrası ile karşılaştırıldığında bu uygulama açıkça görülecektir.

Tablo 4 ve 5’te ülkemizi ve milletimizi esenliğe çıkaracak Milli Görüş’ün ekonomik sistemi, Tablo 6 ve 7’de de ülkemizi felaketlere, milletimizi açlık ve sefalete sürükleyen taklitçilerin ekonomik modeli verilmiştir.

 

F. Saadet konuşmuyor; inanıyor ve yapıyor!

Milli Görüş daha önceki dönemlerinde:

1. Dış borcu artırma yoluna gitmeden,

2. İç borç alma yoluna da başvurmadan,

3. Zam yapmadan,

4. Ek vergi koymadan ve tümüyle milli potansiyelimize dayanarak, bu ekonomik kalkınma hamlelerini başarmıştır. Boş laf etmiyoruz, daha önce yaptık yine yaparız.

 

III. TEDAVİ


 

A. “TEŞHİS” bölümünde belirtilenler neyi ortaya koyuyor!

70 milyona yaklaşan genç ve dinamik nüfusu, zengin doğal kaynakları, tarım ve sanayi potansiyeli, stratejik coğrafyası, tarihi mirası ve hatırı sayılır bilgi ve tecrübe birikimi olan Türkiye hızla nasıl kalkınır, ekonomisini nasıl büyütür ve geliştirir?

Türkiye ekonomik büyümesini sağlarken aynı zamanda bağımsızlığını, milletin onurunu, hak ve özgürlükleri, demokrasisini, hukukunu, çevresini, tarihini, kültürünü ve değerlerini nasıl koruyabilir, nasıl geliştirebilir?

Saadet Partisi’nin programından hareketle hazırlanan Acil Toplumsal ve Ekonomik Onarım ve Atılım projemiz bu sorulara cevap vermektedir.

Bunun için önce şu gerçeklerin altı çizilmelidir.

 

a) Taklitçi partiler Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretemez

Türkiye’nin IMF reçeteleri ile daha fazla borçlanarak ekonomisini düzeltmesi mümkün değildir. Taklitçi partilerin, dış güçlerin ve IMF’nin direktifleri dışında bir teşebbüsleri, hatta talepleri olmayacağı için bu sorunları çözmesi beklenmemelidir.

b) Sadece taklitçiler değil, taklitler de Türkiye’nin sorunlarına çözüm getiremezler!

Milletimiz, önceki seçimlerde olduğu gibi, bu seçimde de aldatılmaya çalışılmaktadır. Yaşanan ekonomik kriz ve ödenen ağır bedellerin sorumluluğu, bu dönemde iktidar olan partilere yüklenerek uygulanan taklitçi programlar saklanmaktadır. Bu şekilde ülkemizi felaketlere ve milletimizi sefalete sürükleyen rant sistemini, yeni partiler ya da kendilerini yeniledikleri iddia eden partilerle sürdürmek istiyorlar.

 

Milletimiz bilmeli ki, önemli olan kimin yaptığı değil, neyin yapıldığıdır. 3 Kasım seçimlerinde bilinen klasik taklitçi partilerin yanına bir de Milli Görüş’ü taklit eden parti konulmuştur. Bu parti bir yandan tabanda Milli Görüş gibi görüntü vermeye ve davranmaya çalışırken, diğer yandan, bazı çevrelere IMF politikalarına devam edeceği mesajını vermektedir. Aynı parti sık sık dış gezilere çıkarak, malum mihraklara, sorun çıkarmayacağı, her konuda işbirliği yapacağı vaatlerinde bulunmaktadır. Şurası çok iyi bilinmelidir ki, Aziz Milletimiz, engin feraseti ile her şeyin farkına varacak ve gerekeni yapacaktır.



 

c) Çare Milli Görüş’tür; Milli Görüşe sahip olan tek parti Saadet Partisi’dir.

Türkiye’yi içine düşürüldüğü ekonomik çöküntüden kurtarmanın yolu vardır, Bunun yolu bugün Türkiye ve Dünya’da birçok ülkeye dayatılan IMF programlarına, yani spekülasyon-rant ekonomisine son vermek; bunun yerine reel ekonomiyi, bir başka deyişle üretim ekonomisini hayata geçirmektir.

Bu zordur ama mümkündür. Zorluğu, yapılacak olan şeylerden değil, maruz kalınacak saldırılardan gelmektedir.

Önce karar vermek ve bize dayatılan rant ekonomisinin alternatifinin olduğuna, bunun başarılabileceğine inanmak gerekir. Sonrası kolaydır, çünkü üretim ekonomisi için üç şey gereklidir ve bu üçü de ülkemizde mevcuttur:

1. Yetişmiş insan gücü,

2. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri,

3. Kaynak.

 

 



d) Geçmişte Başardık Şimdi de Ancak Biz Başarırız.

Biz Saadet Partisi olarak kararlıyız, üretim ekonomisinin nasıl kurulacağını biliyoruz ve bu konuda tecrübeliyiz. Başaracağımıza inanıyor, kendimize güveniyoruz.

 

B. Yeniden büyük Türkiye’yi nasıl kuracağız!

 

a) Devlet yeniden yapılandırılacak, dayatan “Gardiyan Devlet” anlayışından insanlara hizmet eden “Garson Devlet” uygulamasına geçilecektir.

 

Türkiye’de devletin hantal, buyurgan ve dayatmacı yapısı değiştirilmedikçe meselelerin çözümü için hiçbir olumlu adım atılamaz.



3 Kasım 2002 tarihinde yapılacak olan seçimler için hazırladığımız bu beyannamenin başında açıkça ve altını çizerek ilan ediyoruz: Bize göre devletin temel görevi en geniş anlamda insan hak ve özgürlüklerini korumak ve adaleti temin etmektir. Saadet Partisi iktidarında devlet, milletin hizmetinde olacaktır; devlet erki kişilerin haklarının, onur ve haysiyetlerinin korunması ve geliştirilmesi için kullanılacaktır.

Bunun nasıl yapılacağı “Devletin Yeniden Yapılandırılması” başlığı ile aşağıda anlatılmıştır.

 

b) Acil Toplumsal ve Ekonomik Onarım ve Atılım Programı

Biz Saadet Partisi olarak, sadece Türkiye’yi ve milletimizi bekleyen tehdit ve tehlikelere dikkat çekmekle kalmıyor; aynı zamanda, 3 Kasım Seçimleri’nde milletimizin karşısına bir Acil Toplumsal ve Ekonomik Onarım ve Atılım programı ile çıkıyoruz.

Bu onarım programı ile Türkiye’yi bir yılda ‘Yaşanabilir Bir Ülke’, beş yılda ‘Güçlü Bir Ülke’ haline getirmeyi planlıyoruz. Güçlü bir Türkiye de, yeni sömürgeciliğin kuşatmasını kırmanın, yeni bir dünya kurmanın en önemli imkanı ve başlangıcı olacaktır.

Saadet Partisi’nin önerdiği onarım programının ekonomik, siyasal ve toplumsal ayakları vardır. Bunlar eş zamanlı yürütülecektir. Çünkü tam demokrasi ve toplumsal barış tesis edilemeden ekonomik kalkınma ve zenginliklerin adil bölüşümü mümkün değildir.

Programımız insanın en temel doğal ihtiyaçlarına dayanılarak hazırlanmıştır. Her insan doğal olarak güvenlik, refah ve özgürlük arayışı içindedir. Bütün insanlar için güvenlik, refah ve özgürlük ancak insan haklarını esas alan bir hukuk sisteminde mümkün olur. Bu nedenle Saadet Partisi’nin temel ilkelerinden biri hukukun egemenliğidir, adalettir.

Saadet Partisi’nin ekonomik çözüm programı bu ilkelere dayanmaktadır.

Ülkenin kalkınması ve milletin refaha kavuşturulması için gerekli olan kaynak, “borca esir olarak” değil, milli imkanların ve nimetlerin servete dönüştürülmesinden sağlanacaktır.

Türkiye, kaynakların faiz, yolsuzluklar ve israfla yağmalandığından dolayı iflasın eşiğine gelmiştir.

Saadet Partisi iktidara geldiğinde, daha önce olduğu gibi, bu yağmayı önleyecek, ülkenin kaynaklarını üretime yönlendirerek milletimiz için insanca yaşama şartlarını oluşturacaktır.

 

Bunun için:



1. Devlet imkanları ile yapılan spekülasyonlarla rantiyeye aktarılan haksız kazançlar önlenecektir.

- 2002 yılı bütçe rakamları içinde faiz giderlerinin 50 katrilyona çıkacağı görülmektedir. Bu rakamın 2003 yılında çok daha artacağı ortadadır. Buradan stopajla elde edilecek kaynak en az 20 milyar dolardır.

- Merkez Bankası, enflasyon ve kalkınma hızının gerektirdiği ilave emisyonu dolaylı yollarla rantiyeye aktarıyor, bunun faizsiz ve borç almadan aylık enflasyona paralel olarak Hazine’ye verilmesi ile elde edilecek imkan, yaklaşık 5 milyar dolardır.

- Vadesi dolmamış faiz borçlarının nakitmiş gibi hizmet görmesine mani olunarak elde edilecek imkan, yaklaşık 10 milyar dolardır.

- Kamu Tek Hesabı (Havuz) ile elde edilecek imkan, yaklaşık 10 milyar dolardır. Kamunun Merkez Bankası’na olan borcunun silinmesi ile yaklaşık 10 milyar dolar elde edilebilir.

- Döviz kuruna suni müdahalelerle yapılan spekülasyonlar önlenerek, 5 milyar dolarlık kaynak temin edilebilir.

- Bankaların yurt dışı muhabir bankalarda tuttukları mevduatlarla rantiyeye kaynak aktarılması önlenerek, en az, 10 milyar dolar elde edilebilir.

 

2. Kaynak Paketleri’nden istifade edilecektir.

- Aşağıdaki imkanlar harekete geçirilerek bir yılda elde edilecek ek kaynak miktarı 10 milyar dolar civarındadır.

- Bedelsiz ithalat, özelleştirme, vergi tahsilatının hızlandırılması, vergide erken ödemeyi teşvik, kamuya ait lojman, sosyal tesis, arsa ve arazilerin satılması, maden ruhsatları, çalışanların tasarruf hesaplarının kaldırılması...

- Tütün mamulleri ve alkollü içeceklere bandrol uygulanması, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi, kaçakların önlenmesi, Emekli Sandığı, SSK ve BAĞKUR’un gayri menkullerinin ekonomik hale getirilmesi, kıymetli taş ve metaller stok bildirimi, döviz hesabı ile yerli otomobil alımlarında taşıt alım vergisi indirimi, Akdeniz havzasına içme suyu temin projesi, akaryakıt solvent katılımının önlenmesi, gecekondu bölgelerinin modernleştirilmesi. Enerji santralleri ve şebekelerin kiralanması, yurt dışında çalışanlara emeklilik, tahvillerin vergilendirilmesinde adaletin sağlanması.

- KİT’lerin faiz yükünden kurtarılması ve verimliliklerinin artırılması yoluyla kâra geçirilmesi.

 

3. Birinci ve ikinci maddelerden temin edilecek kaynaklar zamanla ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin harekete geçirilmesi ile devletin ilk yıl elde edeceği kaynak yaklaşık 10 milyar dolar civarındadır.

 

4. İsraf ve yolsuzluklar kesin bir şekilde önlenerek, bir yılda elde edilecek kaynak en az 10 milyar dolardır.

 

Yukarıdaki tedbirlerle bir yılda oluşturulacak en az 100 milyar dolarlık kaynağın hangi kalemlerden sağlanacağını gösteren liste Tablo 8’de verilmiştir.



 

 

 


Tablo 8 - Devlete Kaynak Temini

Milyar $

1

Kamu Tek Hesabı (havuz) Sistemine geçiş

12

2

KİT'lerin kâra geçirilmesi ve diğer kaynak paketleri

8

3

Yer altı ve yerüstü kaynaklarının harekete geçirilmesi

10

4

Bankaların yurtdışı mevduatlarının yurda getirilmesi

20

5

Kamunun, Merkez Bankası'na ve kamu bankalarına olan borçlarının silinmesi

17

6

Döviz kuruna yapay müdahalenin engellenmesi

15

7

Bono faizlerinden stopaj alınması

20

8

Vadesi dolmamış faiz bonolarının nakitmiş gibi kullanılmasının Hazine'ye temin edilecek imkanlarla önlenmesi

10

9

Emisyon eksiği sebebiyle rantiyeye aktarılan meblağın Hazine'ye kazandırılması

4

10

İsraf ve yolsuzluğun önlenmesi

10

 

TOPLAM

120

 

 

 



Bu kaynakların nasıl hesaplandığı Tablo 9’da verilmiştir.



 

 


Tablo 8 - Kaynakların Nasıl Temin Edileceğinin Açıklanması

1

Kamu tek hesabı(havuz sistemi) ile bir yılda kamunun kazancı 7 milyar dolar olacaktır. Bunun böyle olduğu Refahyol iktidarında görülmüştür.Bu uygulama yapılmadığı için devlet ortalama % 70 faizle borçlanmaktadır, yani ek olarak 5 milyar dolar daha faiz ödemektedir. Bunun anlamı havuz sistemi uygulanırsa 7+5= 12 milyar dolar kamunun kaynak oluşturacağıdır.

2

Havuz kullanılarak KİT’lerin kâra geçirilmesi: 1997’de 2 milyar dolar kâr sağlanmıştı. KİT’lerin 3 milyar dolar zarar ettiğine göre bu uygulama olmadığında toplam kamu kaybı 5 milyar dolardır. Kamu bu miktarı temin etmek için ödeyeceği faiz yaklaşık 3 milyar dolardır. Bunun anlamı bu uygulama ile kamunun 8 milyar dolar kazanacağıdır.

3

Elde edilecek kaynaklarla ülkemiz yer altı ve yer üstü zenginliklerinin harekete geçirilmesi en az 10 milyar ek kaynak sağlayacaktır.

4

Bankaların yurt dışındaki döviz mevduatının rantiyeye akmasının önlenmesi: 20 milyar dolar.

5

Kamunun Merkez Bankasına olan borçlarının 10 milyar doları silindiği takdirde faiz ödemelerinden kurtulacağından kamu toplan 17 milyar dolar kaynak elde edecektir.

6

Döviz kuruna yapay müdahaleler önlenince kamunun 9 milyar dolarlık kaybı engellenir.

7

2002 yılında yaklaşık 50 katrilyon iç borç faizi ödenecektir. Bu faiz kazancından vergi alınmıyor. Eğer bu miktardan % 40 stopaj alınırsa 50 x 0,40 = 20 katrilyon devlet kaynak temin eder. Bu da yaklaşık 12 milyar dolardır. Bu uygulama yapılmadığından bu faizi ödemek için yine ortalama % 70 faizle borçlanılmaktadır. Yani ayrıca 8 milyar dolar ek faiz ödenmektedir. Bu durumda iç borç faiz ödemelerine stopaj(vergi) konulursa devletin karı bir yıl için yaklaşık 20 milyar dolar olur.

8

Vadesi dolmamış bono faiz borçlarının nakitmiş gibi kullanılması: 50 katrilyon (veya 70) yarı yıl kullanılmış gelir kabul edilerek 0,70 faiz esası ile 50/2 x 0,70 = 17,50 katrilyon, takriben 10 milyar dolar kayıp önlenir.

9

Merkez Bankası Emisyon hacmini her yıl enflasyon miktarınca artırmaktadır. Artırılan miktar Hazineye direk kredi olarak verilmesi gerekirken, Hazine ile Merkez Bankası ilişkisi tamamen ortadan kaldırıldığından, bu miktar Bankalar üzerinden repo yoluyla piyasaya verilmektedir. Bu uygulamadan devletin kaybı:

Emisyon hacmi: 6 katrilyon Yıllık enflasyon: 0,60 olsa Merkez Bankasının rantiyeye aktardığı 0,60 x 6 = 3,6 katrilyon bu rakamın faizi ile beraber 3,6 x 1,70 = 6 katrilyon (4 Milyar Dolar).



10

İsraf ve yolsuzlukların önlenmesi en az 10 milyar dolar kaynak demektir.

 

 

Türkiye, bunlar yapılmadığı için borç-faiz-borç sarmalına sokulmuştur. Bunun için devletimiz rehin, halkımız işsiz, yoksul ve maalesef açtır. Saadet Partisi kısır döngü olan rant ekonomisine son verip üretim ekonomisini hayata geçirmekte kararlıdır. Amacımız, gerçek (reel) ekonomi, kendi gücü ile kalkınma ve yatırım-üretim-istihdam-ihracat seferberliği oluşturmaktır.



Yukarıdaki rakamlar alt alta konulduğunda görüleceği gibi Türkiye, Saadet Partisi iktidarında yeni borç almadan, ek vergi koymadan ve zam yapmadan bir yılda en az 100 milyar dolar kaynak temin edecektir.

Bu imkanları olan Türkiye’nin ihtiyaç hissetmediği, dahası mutlaka uzak durması gereken şey, IMF kredileri ve programlarıdır.

Biz, Saadet Partisi olarak iktidara geldiğimizde, kendi programımızı uygulayacağız. Bu şekilde Türkiye’nin on milyarlarca dolarlık kaynağının uluslararası rant çevrelerine aktarılmasını kesin bir şekilde önleyeceğiz.

Bazılarının sandığı gibi IMF, krizde olan ülkelere gidip onların ekonomilerini düzeltmelerine yardım etmiyor. Aksine spekülatörler aracılığıyla kriz çıkarılan ülkelere giden IMF, önce kendilerinin davet edildiklerini ilan ediyor, sonra da sadece borç para vermiyor; verdiği borç paraya karşılık ülke ekonomilerini çökertecek dayatmalarda bulunuyor.

Bu dayatmaların bir kısmı milli kuruluşların ve piyasaların çokuluslu şirketlere bırakılması gibi ekonomik; bir kısmı da, Türkiye’ye yapıldığı gibi, Afganistan’a asker gönderme, Irak müdahalesine yeşil ışık yakma, Kıbrıs’ta tavizler verme şeklinde askeri ve siyasi talepler olabilmektedir. Yani rant ekonomisi sadece insanımızı yoksullaştırmıyor, aynı zamanda ülkenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını çok ciddi bir şekilde tehlikeye atıyor.

Saadet Partisi iktidarında ülkenin kaynakları ve bağımsızlığına yönelen saldırılar Aziz Milletimizle el ele vererek püskürtülecektir. Elde edeceğimiz kaynakların bir kısmı ile borçlarımızı öderken, kalanı; işçiye, çiftçiye, memura, emekli dul ve yetime yani yıllarca mağdur edilen kesimlere aktarılarak, halkımızın gelir seviyesi ve alım gücü hissedilir şekilde artırılacaktır.

Bazıları çıkıp bunların popülist politikalar olduğunu, Türkiye’nin bu popülist politikalarla battığını söyleyeceklerdir. Bu büyük bir yalandır, iftiradır, dahası işbirlikçiliktir. Türkiye işçiye, çiftçiye, memura daha fazla pay verildiği için batmadı. Türkiye spekülasyonlar ve yolsuzluklar dolayısıyla battı.

Açıkça ilan ediyoruz: bizim iktidarımızda mağdur toplum kesimlerine insan gibi yaşamaları için kaynak aktarımı yapılacaktır. Bu popülist politika değil, adil bir ekonomik sistemin en temel gereğidir. Daha önce ekonomik programımızın adalete dayalı olacağını söylemiştik. Toplum kesimlerine haklarını vererek sadece adaleti tesis etmiş olmayacağız, aynı zamanda ekonomiyi de canlandıracağız. Toplum kesimlerinin alım gücünün yükselmesi piyasayı canlandıracak, esnafımızın yüzünü güldürecek, bu da üretimi ve istihdamı artıracaktır.

Bunlar Saadet Partisi iktidara geldiğinde bir yıl içinde uygulayacağı acil ekonomik onarım programının özetidir. Saadet Partisi’nin üretim ekonomisi modeli, parti programında yazılmıştır. Bir yıl uygulanacak olan acil onarım programı ile borç-faiz sarmalı kırılacak,gerçek ekonominin dengeleri oturtulacak,

kendi gücümüz ve kaynaklarımızla kalkınma yoluna girilecektir. Bu şekilde ekonomide yatırım-üretim-istihdam-ihracat olumlu döngüsü kurularak Türkiye, önce “Yaşanabilir Bir Ülke”, sonra da “Güçlü Bir Ülke” haline getirilecektir.

Saadet Partisi bunları yapabilir, başarabilir. Hafızalar yoklansın, Milli Görüş kadrolarının daha önce merkezi hükümet ve yerel yönetimlerde yaptıkları hatırlansın. Bizde bütün bunları yapacak bilgi, tecrübe, kararlılık, heyecan ve inanç var. Esasen her şeyin başı niyettir, zihniyettir, tercihtir ve bunları uygulamaktır.

Anket partileri sıraya girmiş, IMF’nin dayattığı ekonomik programa uyacaklarına dair sözler veriyorlar, yeminler ediyorlar. Biz de Saadet Partisi olarak açıkça söylüyoruz: IMF’nin dayattığı programı iptal edeceğiz, rant ekonomisine son vereceğiz, yeni-liberal kuşatmayı kıracağız. Kendi programımızı uygulayacağız, üretim ekonomisini hayata geçireceğiz.

Ülkemizi felakete sürükleyen ve yolsuzluklara bulaşan şebekelerin devlet ile olan bağlantılarını kesecek ve adalete teslim edeceğiz.

 

c) Üretim Ekonomisine Dönülecektir

Tablo 4 ve 5’te verilen Saadet Partisi’nin ekonomik modeli, üretime dayanmaktadır. Bu nedenle Saadet Partisi iktidarında, haksız olarak parayla para kazanma dönemi bitecektir.

Bankalar, faiz ve spekülasyonun araçları olmaktan çıkarılacak, asli görevleri olan üretime kaynak aktaran kuruluşlar haline getirilecektir.

Saadet Partisi iktidarında; sanayici ve tüccar, faaliyet dışı alanlarda değil, üreterek ve alıp-satarak kazanacaklar, yani gerçek iş adamları ve atılımcılar olacaklardır.

Esnaf, sanatkar ve KOBİ’ler ekonomik faaliyetin, üretim ve istihdamın ana unsurlarıdır.

İşletme sermayelerinin küçük oluşu, finansman maliyetlerinin yüksekliği, talep yetersizliği, ağır vergi ve primler dolayısıyla KOBİ’ler zor durumdadır. Saadet Partisi iktidarında, başta küçük ve orta boyuttaki işletmeler olmak üzere, üretimin önündeki engeller kaldırılacaktır.

Temin edilmiş kaynaklarla yatırımlar teşvik edilecek, bol üretim elde edilerek hem iç talep karşılanacak, hem de ihracat seferberliği meydana getirilecektir.

Böyle bir silkiniş ve seferberliğin; girdilerin dünya girdilerinden daha ucuz olması ile mümkün olacağı, bu hususun da gene kaynaklarla sağlanacağı tabiidir.

Türkiye’de vergi adaleti olmadığı gibi, mevcut vergi sistemi, yatırım ve üretimi olumsuz etkilemektedir. Saadet Partisi iktidarında vergi adaleti sağlanacak, bazı vergilerde yatırımı teşvik ve üretimi ucuzlatmak için indirime gidilecektir. Esnafın Halk Bankası’na olan borçlarının faizleri silinecektir. Esnafa sicil affı getirilecektir. Esnafın, BAĞKUR’a olan borçlarının faizleri silinecektir.

Özellikle 57. Hükümet döneminde uygulanan IMF destekli politikalarla Türkiye’de tarım ve hayvancılık tükenme noktasına getirilmiştir.

Kısa bir süre öncesine kadar gıda maddesi ithal etmeyen sayılı ülkelerden biri olan Türkiye bugün, tarımsal ürün dış ticaretinde açık veren bir ülke haline getirilmiştir.

Yeni sömürgeciliğin gönüllü ajanları, ülkedeki ekonomik krizi, tarım ve hayvancılığa yapılan desteklere bağlayarak halkımızı aldatmaktadırlar. “Görev zararı” diye gösterilen büyük rakamlar Türk çiftçisine verilmemiştir. Çiftçiye verilen destek, sözde iş adamlarının batırdıkları krediler yanında hiç mertebesindedir. Kaldı ki tüm ekonomisi gelişmiş ülkeler tarımı desteklemektedirler. Bugün Türk çiftçisi mazotu, ABD çiftçisinden üç kat daha pahalı kullanmaktadır. Böyle olduğu için Türkiye, ABD buğday ekicilerine her yıl yüz milyonlarca dolar ödemektedir.

Saadet Partisi iktidarında tarım ve hayvancılık, üretimi artıracak, kalite ve hasat gücünü yükseltecek şekilde desteklenecektir. Bu çerçeveden, “mavi mazot projesi” adı altında tarımda kullanılan mazotta vergileri kaldırarak çiftçiye ucuz mazot temin edeceğiz. Ayrıca çiftçilerin Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası başta olmak üzere kamu kurumlarına olan borçlarının faizleri silinecektir.

Bütün bu söylediklerimizden hareketle Saadet Partisi’nin savunduğu ekonomik modeli “devletçi” ve “müdahaleci” olarak niteleyenler çıkacaktır. Hayır, biz ekonomide devletçiliği savunmuyoruz. Bizim uygulayacağımız ekonomik modelde, savunma sanayi dahil tüm ekonomik faaliyetler bireyler tarafından yürütülecektir. Devlet ancak alt yapı ve özel sektörün girmediği stratejik alanlarda yatırım yapacaktır.

Asıl devlet müdahaleciliği bugünkü sistemde yapılmaktadır. Bugün Türkiye’de serbest piyasa ekonomisine geçiş adı altında yapılanlar devlet müdahaleciliğidir. Çıkartılan yasalar ve alınan kararlarla güçlülere kaynak aktarılmaktadır. 57. Hükümetin çıkardığı Şeker ve Tütün Yasası’nda çiftçimizin aleyhine, çokuluslu tekellerin lehine olan hükümler vardır.

Saadet Partisi güçlülerin lehine yapılan müdahalelere son verecektir. Devlet erkinin belli grupların çıkarına kullanılmasını önleyecektir. Saadet Partisi iktidarında, gerçek anlamda serbest piyasa ekonomisi hayata geçirilirken spekülasyonların önlenmesi ve adaletin tesis edilmesi için zayıf olan toplum kesimlerinin korunması yoluna gidilecektir.

Türkiye’nin bazı bölgeleri çeşitli nedenlerle ekonomik açıdan daha geri kalmıştır. Saadet Partisi iktidarında, başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere “bölgesel kalkınma projeleri” çok hızlı bir şekilde uygulanacak, sınır ticareti ve bölge ülkeleriyle ticaret hızla geliştirilecektir.

Bu çerçevede programımızda yazılı olan Doğu ve Güneydoğu Kalkınma Müsteşarlığı, iktidarımızın ilk aylarında kurulacaktır.

Hedef :

Yaşanabilir Türkiye”

Yeniden Büyük Türkiye”

Yeni Bir Dünya” dır.

 

C. Hedefe Nasıl Ulaşılacaktır!

 

a) Genel Esaslar

Devletin temel görevi, en geniş anlamda insan hakları ve özgürlüklerini garanti altına almak, tehlikeler karşısında korumak ve adaleti temin etmektir.

Saadet Partisi’nin iktidarında devlet tahakküm eden konumda değil, milletin emrinde ve hizmetinde olacaktır. “Gardiyan Devlet” anlayışından “Garson Devlet” anlayışına geçilecektir. Tüm sosyal ve siyasal yapılar, milletin haklarının korunmasına ve geliştirilmesine hizmet edecektir.

Tüm devlet erki, kişilerin onur ve haysiyetini korumak ve geliştirmek için kullanılacaktır. Saadet Partisi olarak bizim diğer partilerden temel farkımız, Anayasa’nın ikinci maddesinde yer alan devletin temel niteliklerini gerçek anlamlarıyla anlamamız ve bunların evrensel standartlara uygun olarak uygulanmasını esas almamızdır.

Biz, ülkemizde insan hak ve özgürlüklerini uluslararası belgelerdeki anlamlarıyla tam ve kamil olarak uygulanmasını esas alıyoruz. Diğer görüşler ise, değişik zorlama yorumlar ve bahanelerle hak ve özgürlükleri kısıtlıyorlar; insanımızın hakları söz konusu olduğunda oldukça hasis davranıyorlar.

Çünkü çok iyi bilmektedirler ki, demokrasi ve insan hakları tam anlamıyla uygulanırsa milletimiz doğal olarak Milli Görüş’e yönelecektir.

 

1. Yaşama Hakkı ve Güvenlik

Saadet Partisi iktidarında, ülkemiz işkence, kötü muamele, gözaltında ölüm, faili meçhul cinayet gibi, insanlık suçu ithamlarından kurtulacaktır.

Kimsenin özel hayatı, ailesi, meskeni ve haberleşmesine hukuka aykırı müdahale olmayacaktır.

 

2. Düşünce ve İfade Özgürlüğü, Örgütlenme Hakkı

Demokrasinin dayandığı temel esas düşünceyi ifade özgürlüğüdür.

Saadet Partisi iktidarında, düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılacaktır.

Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler, tek tip düşüncenin farklı adlarla değil, milletin içinden çıkan farklı düşüncelerin, millete hizmet için örgütlenmesidir.

Farklı düşünceye sahip siyasi partiler üzerinde baskı ve kısıtlamaların demokratik anlayışa aykırı, bağnaz bir zihniyetin ürünü olduğuna inanıyoruz.

Dernek, vakıf, sendika, meslek odaları gibi sivil toplum kuruluşları örgütlenme hakkını baskı altında olmaksızın kullanabilmelidir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü, ifade özgürlüğünün bir parçasıdır ve formalitelere boğulmadan bu özgürlük kullanılabilmelidir.

Basın hürdür. Haber alma ve doğru haber verme; yorum ve eleştiri yayımlama, bilgilendirme, halk adına denetim hür basının ayrılmaz niteliğidir. Kişi hak ve özgürlüklerini ihlâl etmeden bu görevleri yapması esastır.

 

3. Din ve Vicdan Özgürlüğü, Laiklik

Saadet Partisi iktidarında Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını aşacaktır.

Saadet Partisi bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan özgürlüğünü savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini vecibelerini bireysel ve toplu olarak yerine getirme; dinini seçme, öğrenme, öğretme, eğitme, eğitilme, yayma, inancına göre yaşama haklarına sahiptir.

Saadet Partisi iktidarında hiçbir kimse ve kurum bu hakların kullanılmasına engel olmayacaktır.

Devlet, din, vicdan ve kanaat özgürlüğü önündeki engelleri kaldıracak ve hakları koruyacaktır.

 

 



4. Demokrasi

İnsan maddi ve manevi varlığıyla bir bütündür. Kendi kendini yönetme hakkına sahiptir. Bu devredilemez bir haktır.

Demokrasi, insanın kendi kendini yönetme hakkını, katıldığı en üst organizasyon olan devlette, katılımcı anlayışla ve diğer bireylerle birlikte eşit hakkın kullanımı olarak, doğrudan veya hakkın özü kendinde kalmak kaydıyla, serbestçe seçeceği temsilcileri aracılığıyla kullanmasıdır. Buna göre demokrasi, insanların kendi hür iradeleri ile yönetme hakkını rızaya dayalı olarak, ortak bir halk iradesi haline getirmeleridir.

Saadet Partisi, ülkede yaşayan herkesin saadetini istemekte ve bunun ancak insan haklarına, özgürlüklere ve hukukun egemenliğine dayalı tam bir demokrasi ile mümkün olacağına inanmaktadır.

Saadet Partisi olarak biz, devlet hizmetlerinde halkın arzu ve ihtiyaçlarını esas alan gerçek demokrasiyi temel saydığımız halde; diğer görüşler, genellikle çeşitli bahaneler ileri sürerek, güdümlü ve göstermelik bir demokrasiye razı olmaktadırlar.

 

5. Hukukun Egemenliği

Saadet Partisi, siyasi hedefleri olarak belirlediği; tam demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal dayanışmanın, ancak hukukun egemen olduğu bir devlet düzeninde gerçekleşebileceğine inanmaktadır.

Ülkemizde hukuk devleti anlayışının sorunlu olduğu ve halen bazı kesimler tarafından tam olarak sindirilemediği büyük bir çoğunluk tarafından ifade edilmektedir. Sadece kanunların bulunması bir devleti hukuk devleti yapmaya yetmez. Hukuk devleti, (1) kanunları doğal hukuka uygun olan ve (2) bu kanunları bütün fertlerine eşit olarak uygulayan devlettir. Doğal hukuk şu dört temel hak üzerinde şekillenir:

- Doğuştan var olan temel insan hakları

- Emekten doğan haklar ve ödevler

- Sözleşmeden doğan hak ve ödevler

- Adalet ilkesinden doğan haklar ve ödevler

Biz bu doğru hak anlayışını esas alıyoruz. Diğer görüşlerden bir temel farkımız da bu noktadadır. Yanlış hak anlayışını esas alanlar: Kuvveti, çoğunluğu, imtiyazı ve menfaati hak kaynağı olarak görmektedirler. Bundan da ancak zulüm doğar. Saadet Partisi, ülkede hukukun egemen olması için gerekli her türlü çalışmayı yapacaktır.

 

6. Ahlâk ve Maneviyat

Ahlâk, insan ilişkilerini düzenleyen, bu ilişkilerde sürtüşme, çekişme ve çatışmaları ortadan kaldıran, ihtilafları azaltan, huzur ve barışın kaynağı olan temel normlardan biridir.

Ahlâki ve manevi değerlere bağlı milletlerin büyük uygarlıklar kurduklarına tarih şahittir. “YENİDEN BÜYÜK TÜRKİYE"nin ancak “AHLAK, MANEVİYAT ve BİLGİ” temeli üzerine kurulacağına inanıyoruz. Bu nedenle Saadet Partisi olarak, güzel ahlakın kökleşmesi ve geliştirilmesini, toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için zorunlu görüyoruz. Saadet için zorunlu olan yukarıda belirtilen şartlar ancak önce “AHLAK ve MANEVİYAT” prensibiyle gerçekleşebilir.

Partimiz, insanların manevi gelişmesine özel önem vermektedir.

Diğer görüşlerden en önemli farkımız maneviyatçılığımızdır. Biz maneviyatçılığımızın gereği olarak, nefis terbiyesini esas alıyoruz. Maneviyatçılık boyutu olmayan diğer görüşler genellikle nefse esareti esas almaktadırlar. Saadete ancak maddi boyutun maneviyatçılıkla tamamlanması ile erişilebilir. Barış, huzur, hürriyet, adalet, refah, saygınlık ve yurt savunmasından adalet teşkilatının yükünün azaltılmasına kadar, her şeyin temeli önce ahlâk ve maneviyata dayanır.

 

 

b) Yeniden yapılanma



 

1. Anayasa

Saadet Partisi, demokrasinin temel ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına uygun bir anayasa yapılması için her türlü gayreti gösterecektir.

Yeni anayasa, bireyi esas alan, temelinde insan haklarının noksansız bir şekilde yer aldığı, özgürlüklerin insana yaraşır bir şekilde korunduğu, kuvvetler ayrımı ilkesini hayata geçiren, sosyal devleti ve hukukun egemenliğini çağdaş bir anlayışla ele alan, sivil, özgürlükçü bir anayasa olacaktır.

 

2. Yasama

Mevcut durumda yasama, yürütmenin egemenliği altındadır. Partimiz getireceği anayasa değişikliği ile kuvvetler ayrımını tam olarak tesis edip, yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale getirecektir. Bunun için yasama ve yürütmeyi tamamen ayıracak Anayasal değişiklik yoluna gidilecektir.

Referandum müessesesi getirilip, önemli yasalar milletin onayına sunulacaktır. Ayrıca, vatandaş ve sivil toplum kuruluşlarının belli sayıda imza ile TBMM’ne kanun teklifi verme yolu açılacaktır.

TBMM içtüzüğü değiştirilecek, muhalefetin ve milletin sesisin etkin olması sağlanacaktır. Meclis komisyonları daha işlevsel halen getirilecektir.

Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı olarak çalışmalarını sağlayacak, millet iradesinin parti karar organlarına yansımasını temin edecek siyasi partiler kanunu çıkarılacaktır.

Seçim kanunu millet iradesinin en etkin bir şekilde yansımasını temin edecek şekilde çıkarılacak ve her seçimde değiştirilmesini önlemek için anayasaya konulacaktır. Asli görevi denetleme olan ikinci Meclis, yani Senato kurulacaktır. Tüm kamu kurum ve kuruluşlarının denetlenmesi bu meclis aracılığıyla yapılacaktır. Bu meclise bağlı olarak, Yüksek Denetleme Kurulu, Yüksek İzleme Kurulu oluşturulacak, Sayıştay bu meclise bağlı olarak çalışacaktır.

 

3. İdari Reform

Saadet Partisi Türkiye’nin artık bu aşırı merkeziyetçi ve hantal idari yapıyla yönetilemeyeceğine inanmaktadır. Bundan dolayı Türkiye’nin iyi düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı vardır.

Kurumları yerli yerine koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi esas alan, yerel yönetimleri güçlendiren, onlara yetki ve sorumluluk yükleyen, her aşamada demokratik denetimi işleten, millet iradesini öne çıkaran bir reformu gerçekleştirmek ana hedefimizdir.

Bakanlık sayısı çok fazladır. Bakanlık sayısı, etkin ve işlevsel bir idare için görev alanları yeniden tanımlanarak, 20’yi geçmeyecek şekilde azaltılacaktır.

Milli Güvenlik Kurulu, çağdaş demokratik ülkelerde olduğu gibi, savunma konusunda siyasi iktidara danışmanlık yapan bir kurula dönüştürülecektir.

Tüm özerk kurulların üyeleri Meclis tarafından seçilecektir.

 

4. Kamu Düzeni ve Güvenlik

Devletin asli görevlerinden biri, kamu düzenini korumak ve iç güvenliği sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken, insan hakları ve insan onur ve haysiyetine dikkat ve duyarlılık gösterilmesi esastır.

Milli, manevi ve ahlaki değerlerimiz, huzur ve barış ortamının tesisi ve devamı için en önemli dayanağımızdır. Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, beraberliği ve kardeşliği temel esastır.

İç güvenlik hizmetini yürüten birimler tek çatı altında toplanacak ve her türlü imkan ve donanıma kavuşturulacaktır.

 

5. Yolsuzlukla Mücadele

Yolsuzluk ve rüşvet olayları hemen hemen her kademede had safhadadır. Aşırı bürokrasiyi, aynı zamanda şeffaflık ve demokratik denetim mekanizmalarından yoksun idari yapıyı, rant dağıtan devletçi ekonomik modeli ve materyalist anlayışı besleyen eğitim sistemini bu kirlenmenin başlıca nedeni olarak görüyoruz. Ülkemiz dünya sıralamalarında en üst noktalarda görüldüğü tek alanın yolsuzluk sıralaması olması, Aziz Milletimizin onurunu zedelemektedir. Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en önemli nedenlerinden biri de yolsuzluklardır.

Çare, manevi ve ahlâki değerlerimizin hayata geçirilmesi, bürokratik idari yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın sağlanması, yine tüm kamu harcamalarında demokratik denetim mekanizmalarının geliştirilmesi ve işletilmesi, devletin rant dağıtma işlevine son veren bir ekonomik modele geçilmesidir.

Saadet Partisi, getireceği yasal düzenlemeler ve uygulamalarla yolsuzluklara ve rüşvete son verilmesini kesin olarak sağlayacaktır.

 

6. Yerel Yönetimler

Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem vermektedir. Gereksiz endişelerden kurtulup imkanları ve yetkiyi tüm ülkeye yayacak cesur bir yerel yönetimler yasasına ihtiyaç vardır. Bu durum, toplumun kendine güvenini artıracağı gibi, hantal işleyişi ve kamudaki israfı azaltacağından ekonomiye de önemli katkılar yapacaktır. Halkımızın özlemi olan, nefes alan, yaşanabilir şehirler de ancak bu şekilde inşa edilebilir.

Halen ülkemizde belediye hizmetleri kent içi alanlarla sınırlıdır. Bu durum birbirine çok yakın iki belediye arasında bile personel, araç ve kaynak israfına yol açmaktadır. Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda sıkıntılar yaşarken yanı başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar atıl durumda beklemektedir.

Büyükşehir ve il merkez belediyeleri, köyler dahil bütün il coğrafyasını içine alacak bir şekilde yeniden düzenlenecektir. İl belediyeleri büyük şehir belediyeleri gibi il sınırları içindeki tüm yerleşim alanlarının imar, planlama, alt yapı hizmetleri ve koordinasyondan sorumlu olacak; ilçe belediyeleri ise ilçe sınırları içindeki tüm yerleşim alanlarının fiziki üst yapı ile çevre trafik, koruyucu sağlık hizmetlerinden ve kanunla kendilerine verilen diğer hizmetlerden sorumlu olacaklardır.

İl Genel ve Belediye meclisleri güçlendirilecek, idarenin çalışması daha etkili şekilde denetlenecektir.

 

7. Yargı

Bu ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceğinden, adaletin zamanında ve tam olarak işleyeceğinden emin olmalıdırlar; bu, toplumsal barışın vazgeçilmez şartlarından biridir.

Saadet Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından birinin yargı reformu olduğuna inanmaktadır, bu nedenle iktidarımızda ilk sırada ele alacağımız konulardan biri budur.

Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle büyük yükünden dolayı, ülkemizde yargının çok yavaş işlediği de bir gerçektir.

İnsanlarımız bu yavaş işleyişten dolayı hak hukuk, alacak borç ilişkilerinde zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez arayışlara girmek zorunda kalmaktadır.

Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarından biri, yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü etkiden uzak kalarak, kararlarını adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli şartların hazırlanmasını anlıyoruz. Siyaset ve idare, yargıya karışmamalı; yargının tam bağımsızlığı esas olmakla birlikte yargının siyasallaşması ve siyaseti yargı kanalıyla yönlendirme yolu da bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır.

Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının yürütmeden bağımsız hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yargı erkini kullananların hiçbir yere bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir.

Egemenliği kullanan üç unsurdan biri olan yargının da egemenliğin asil sahibi olan Aziz Milletimizin vicdanı ile uyum içerisinde olması gerekir; nitekim yargı tüm kararlarını millet adına vermektedir.

Bu bağın kurulabilmesi ise yargı kurumu yöneticilerinin, ya doğrudan millet tarafından demokratik bir şekilde seçilmesi yada milletin temsilcileri, yani TBMM tarafından seçilmesi ile mümkündür.

Anayasa değişikliği yapılarak yargı kurumu yöneticilerinin Meclis tarafından gizli oyla belli süreler için seçilmesi ve yargıçların özlük hakları, sosyal ihtiyaçları, maaşları ve diğer yargı harcamaları bütçesinin, bu kurul tarafından hazırlanarak Meclis Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmesi ve burada genel bütçe ile birleştirilmesi uygun olacaktır. Türkiye’de mahkemelerin yerleşme şekli bile, iddia makamı ile savunmanın eşit olmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme salonları, savcılar, sanık ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak şekilde düzenlenmesi gerekir.

Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının temini; terfi sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için yeni çalışmalar yapılacaktır.

Yargıya ayrılan bütçe payı artırılıp kadro sorunları çözülecektir.

Adli kolluk kurulacaktır.

Özel hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir.

DGM’ler kaldırılarak, bunların görev alanına giren davalar ceza mahkemelerine devredilecektir.

Usul kanunları mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak şekilde değiştirilecektir.

Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilecektir.

Yargı hatalarının azaltılması için genel mahkemeler arasında ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınacaktır.

Mahkemelere jüri sistemi getirilecektir.

İstinaf mahkemeleri kurulacaktır.

İnsan hakları ihlalleri konusunu ele alan, İnsan Hakları İhtisas Mahkemeleri kurulacaktır.

Ceza infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli konulardan biridir. Saadet Partisi iktidarında infaz sistemi ve cezaevleri, ceza içinde ceza olmaktan çıkarılacak, insanın onuru ve haklarını koruyacak şekilde yeniden düzenlenecektir.

 

8. Eğitim ve Öğretim

Herkesin eğitim hakkı vardır; ilk ve temel öğretim parasızdır; ilköğretim mecburidir. Teknik ve mesleki öğretimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim, liyakatlerine göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır. Her ne amaçla olursa olsun eğitim hakkına dokunulamaz. Kamu hizmeti alan konumunda olan öğrencilerin inançları gereği başlarını örttükleri için eğitim hakkından mahrum edilmeleri önemli bir insan hakları ihlalidir ve kabul edilemez. Bu yanlış uygulamaya son verilecektir.

Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması yeterli değildir, insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir; o nedenle biz eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da önemsiyoruz.

Siyasi ve ideolojik mülahazalarla sürekli müdahale edilen ülkenin eğitim sistemi, artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Kalite düşmüş, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kaldırılmış, hatta bir çok gencin eğitim hakkı elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar olmaktan çıkarılmış, yaşama biçimi dayatmanın araçları haline getirilmiştir.

Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli bahanelerle potansiyel bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan anlayışla ülkenin önünü açılamaz, çağdaş uygarlık yakalanamaz.

Bu anlayışı değiştirmek zorundayız, çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir ortamda bilginin üretilmesi mümkün değildir. Bilgi ve teknoloji üretmeyen toplumların da bilgi çağında ayakta durmaları mümkün değildir.

Bu nedenle Saadet Partisi, çağın gereklerine uygun bir eğitim reformunu programına almaktadır.

Sanat, bilim, araştırma, eğitim ve öğretim serbesttir. İnsan haklarına ve Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim kurumlarının açılması serbest olacaktır.

Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din kültürü ve ahlâk dersleri okutulması zorunlu olacaktır.

Zorunlu eğitim ve öğretim 5+3 şeklinde kademeli olacaktır; zorunlu eğitim bir geçiş döneminden sonra 11 yıla çıkarılacaktır.

Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve teknik eğitime geçişi kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır; yüksek öğretime geçişte fırsat eşitliği ilkesi esas olacaktır.

Mesleki ve teknik eğitim ile çıraklık eğitimi ve meslek edindirme kursları geliştirilecektir.

Din eğitimi 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra bireylerin kendi isteğine bağlı olarak her kademede serbest olacaktır.

Devlet ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek, standartları koymak ve denetlemekle yükümlü olacaktır.

Üniversitelerin asli görevi olan bilgi üretme ve yayma işini sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir idari yapı sağlayacak ve kaynak sorunlarını çözecek, köklü bir yüksek öğretim reformu yapılacaktır. Bu reformda akademik ünvan kazanmak ve kadrolara geçmek tümü ile objektif birtakım kurallara bağlanacaktır.

Yüksek öğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır. Devlet, yüksek öğretime ilişkin planlama yapmak, standartları belirlemek, yüksek öğretim kurumlarının faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü olacaktır.

YÖK kaldırılacak, yerine yüksek öğretim konusunda devlete düşen görevleri ve üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, üyeleri TBMM tarafından seçilecek, bir üst kurul oluşturulacaktır.

Yüksek öğrenime giriş, gerekli altyapı hazırlanarak sınavsız olacaktır.

Öğrenimin her kademesinde öğrenim giderlerini karşılayamayan öğrencilerin öğrenim giderleri, sosyal güvenlik kurumunca karşılanacaktır.

Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar geliştirilecek ve desteklenecektir.

Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır.

 

9. Kültür

Saadet Partisi, Türkiye’nin kalkınmasının, kültür ve sanatın gelişmesinin ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle biz, Türkiye’nin tam demokratikleşmesini, insan hakları ve özgürlüklere dayalı bir sistemin tesis edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli sayıyoruz.

Her türlü kültür ve sanat faaliyeti, ifade özgürlüğü çerçevesinde serbest olacak. Devlet kültür ve sanat üretmeyecek. Kültür ve sanat faaliyetleri, tamamen bireylere ve sivil topluma ait alan olarak kamusal koruma altında olacaktır.

İnsanlığın ortak değeri olan kültür mirasının korunması için titiz davranılacaktır.

 

10. Turizm

Türkiye’nin doğal güzelliklerini, zengin tarihi ve kültürel mirasını tüm insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve kardeşliğin gelişmesine hizmet etmek için turizm faaliyetlerinin serbest piyasa kuralları içerisinde gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Kardeş Müslüman ülkelerin halklarının Türkiye’yi ziyaretleri özendirilecektir.

 

11. Çalışma Hayatı

Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve karşılıklı hakların korunması ve verimlilik esas olmalıdır.

İşyeri çalışma koşullarının ve ücretlerin uluslararası normlara, sağlıklı yaşama koşullarına sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve denetlenmesi devletin görevleri arasındadır.

İktidarımızda herkes, işini serbestçe seçecek, adil ve uygun çalışma koşullarına sahip olacaktır; herkese, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacaktır.

Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, sendikal haklar alanında da çağın çok gerisinde uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda, adalet, güvenlik, temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi memur ayırımı yapılmadan, tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli sendika kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır.

Çalışma hayatı ile ilgili olarak, iş kanunu, iş güvencesi, toplu sözleşme ve sendikalara ilişkin yasalar ILO standartlarına göre yeniden düzenlenecektir.

Çalışma hayatında kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve suistimale açık gruplar için özel tedbirler alınacaktır.

 

12. Sosyal Güvenlik

Anayasamızın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında devletimiz “sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlanmıştır.

Yine anayasanın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri belirtilirken, “..kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” hükmü yer almaktadır.

Devletlerin temel meşruiyet dayanağı, insan haklarının korunması ve insanca yaşama imkanlarını elde edilir olmasını sağlamak olduğundan, sosyal güvenliğin temini de devletin asli görevleri arasındadır.

Bunun yanında, bireysel anlamda yapılan yardımlaşma dışında, sosyal güvenliği ilgilendiren çok geniş bir sivil alan vardır. İnsanlar gerek dernek kurarak, gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile sosyal güvenlik hizmetine katılmalıdırlar.

Saadet Partisi iktidarında, bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının sosyal güvenliğe katkı yapmalarının önündeki engeller kaldırılacaktır.

Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma, sağlık ve eğitim giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı vardır.

Bu alanlarda ve eğitimin her kademesinde sosyal güvenlikten yararlanmak için, kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese, doğrudan destek yapılacaktır.

Bu amaçla Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu oluşturulacak ve bu kurulda kamu ve sivil toplum kuruluşları demokratik bir şekilde yer alacak. Bu kurulun kaynakları, gelirden alınan fon vergilerinden ve diğer kaynak ve imkanların verimli kullanılması ile doğacak fazlalıklardan pay ayrılmak suretiyle oluşturulacaktır.

Emeklilik ve sağlık sigortaları birbirinden ayrılacak; bütün sosyal güvenlik kuruluşları tek çatı altında toplanacaktır.

Kişilerin emeklilik sigortası ile arasında yapacağı serbest sözleşmeyle emeklilik yaşını belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

 

13. Sağlık

Ülkemizde bir çok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük sorunlar mevcuttur; sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade edememektedir.

Partimiz, bütün insanların sağlık hizmetlerinden eşit olarak yararlanmaları için gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

Bunun için:

Genel sağlık sigortası uygulamasına geçilecek, özel sağlık sigortalarından sigorta hizmeti satın alınacak, sağlık sigortası olmayan ve sağlık hizmetlerine erişemeyen tek kişi bırakılmayacaktır.

Sağlık sigortası primini ödeyemeyenlerin primleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenecektir.

Sağlık sigortası bilgileri tek merkezde toplanarak mükerrer sigorta uygulaması önlenecektir.

Tedavi edici sağlık hizmetleri, bireye odaklı olarak, sağlık sigortası aracılığı ile satın alınmak suretiyle yapılacaktır.

Tedavi edici hizmetlerin arzı sağlık işletmeleri tarafından yapılacaktır. Kamu hastaneleri özelleştirilecek; özel sektör ve vakıflar sağlık yatırımları yapmaları için teşvik edilecektir. Tüm yurtta aile hekimliği sistemine geçilecek; oluşturulan kademelere uyulmak şartıyla herkes hastane ve hekim seçme hakkına sahip olacaktır.

Sağlık Bakanlığı, personel, yönetim, organizasyon ve hizmet sunumu bakımından uygulayıcı değil, politikalar geliştiren, planlamalar yapan, standart koyan ve denetleyen bir fonksiyon icra edecektir. Bakanlık sadece özel sektör, vakıf ve yerel yönetimlerce sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti götürmekle yükümlü olacaktır.

Trafik kazalarının ve iş kazalarının nispeten çok görüldüğü ülkemizde kademeli travma merkezleri ağı kurulacak ve acil vakalara kaza yerinde müdahale edecek ekipler ve ulaşım/taşıma araçları yeterli hale getirilecektir.

Koruyucu sağlık hizmetleri politikamız köklü bir şekilde yenilenecek; bu hizmetler yerel yönetimlere devredilecektir.

 

14. Aile

Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile kurma hakkı vardır. Evlilik akdi ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam rızası ile yapılır.

Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur; ailenin, toplum ve devlet tarafından korunma hakkı vardır.

Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün, kimlik ve kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili olan kurumdur. Ailenin korunması, bölünmemesi ve geliştirilmesi tüm kurum ve kuruluşların görevidir.

Bu nedenle partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının şekillenmesinde temel unsur aile olacaktır. İktidarımızda evlilik ve aile kurumu her yönü ile teşvik edilecek ve desteklenecektir.

Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve değişen gündelik yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir. Modern insanın birey olarak temayüz etmesi, toplumsal ilişkilere olumlu katkılarda bulunmuştur ama aileyi tehdit eder sonuçlar doğurmuştur.

Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sıkıntılarından biri, ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak zorunda kalması, güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği, ruhsal rahatsızlıklar, şiddet ve intihar eğilimleri, alkol ve madde bağımlılığı gibi sorunlardır.

Bu sebepten dolayıdır ki, gelişmiş ülkeler ve uluslararası kuruluşlar; ailenin korunması ve sorunlarının giderilmesi için programlar yapmakta önemli ölçüde bütçeler ayırmaktadır.

Hiç kuşku yok ki, batılı ülkelerden farklı olarak, Türkiye’de aileyi tehdit eden en önemli sorun, işsizlik ve yoksulluktur.

Partimiz, uygulayacağı ekonomik politikalarla reel sektöre ve istihdama önem vererek işsizlik sorununu azaltırken, uygulayacağı sosyal politikalarla da yoksullukla mücadele edecektir.

Özürlü çocukları ve yaşlılarına kendileri bakan aileler, vergi indirimi ya da doğrudan yardımlarla desteklenecektir; ayrıca bu ailelere çocuklarının eğitimi ve rehabilitasyonu, gerektiğinde yaşlıların bakımı için kurumsal yardımlar verilecektir.

Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de, kadınların toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde kadının en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin bedeli, çocuklarını ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma hayatında, kadının annelik ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek düzenlemeleri yapacaktır.

Sokak çocukları ülkemizin en büyük ayıplarından biridir; ülkenin bu ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler alınacaktır.

Yaşlıların daha iyi bir yaşama ulaşma imkanlarını geliştirecek düzenlemeler yapılacaktır.

 

15. Gençlik ve Spor

Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlâklı, bilgili, sağlıklı yetişmesi ve hayata hazırlanması için tüm kurum ve kuruluşlar hizmet verecektir. Ayrıca bunun için sivil toplum kuruluşları da teşvik edilecektir.

Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin her kademesinde yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda imkansızlıklar nedeniyle eğitimden yoksun hiçbir genç kalmayacaktır.

Saadet Partisi, gençliği ülkenin en önemli zenginliklerinden biri olarak görmektedir. Her alanda gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini düşünmektedir. Bu nedenle seçilme yaşını 25’e indirerek bu dinamizmi siyasete taşıyacaktır.

Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri kendilerinin de istemedikleri birtakım alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara, alkol, çeşitli ilaçlar ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve uyarıcılar, kumar, pornografi vs. nin hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli bütün önlemler alınacaktır.

Genç nüfusumuzun çokluğuyla spor dallarında kazandığımız uluslararası başarılar doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine gerekli önemi verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır. Sporun yaygınlaşması için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren başta spor klüpleri olmak üzere kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir. Geleneksel sporlarımızın ihya edilmesi için ulusal ve uluslararası organizasyonlar desteklenecektir.

 

16. Yurt Dışında Bulunan Vatandaşlar

Saadet Partisi, ülke dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerde her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için devletin hizmetini insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmanın haklı onurunu tüm insanlarımız gibi yurtdışındaki insanlarımıza da sağlayacaktır.

Yurt dışında temsilcilikler açarak oralarda yaşayan yurttaşlarımızın her türlü sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar yapacaktır.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkenin yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlayacak seçim mevzuatı düzenlemesi yapılacaktır.

 

17. Çevre

Yeryüzü, bize atalarımızdan kalan bir miras değil, torunlarımızın bize emanetidir.

Özenli bir planlama ve yönetim ile dünyanın doğal kaynakları, hava, su, toprak, flora ve fauna, özellikle de doğal eko sistemleri korunmalıdır.

Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde ciddi çevre sorunları vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna bağlı altyapı sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Ülkemizin büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar azalmaktadır.

Sürdürülebilir bir kalkınma, partimizin başlıca hedeflerinden biridir.

Saadet Partisi, üretim ve tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi, insan sağlığını ve doğal dokunun korunmasını esas alan çevre politikaları geliştirecektir. Bu politikaların temeli eğitim olacaktır; her kademede çevre bilincinin geliştirilmesi için eğitim programları hazırlanacaktır.

Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliğine ve yerel yönetimlerin etkin kılınmasına imkan sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

 

D. Yeni Bir Dünya Nasıl Kurulacak !

 

a) Dış Politikamız Yeniden Düzenlenecektir

20. yüzyılda sömürü, gerginlik, çatışma ve savaşlar dolayısıyla insanlık büyük acılar çekti, büyük bedeller ödedi. Sovyetlerin dağılması ve soğuk savaşın bitmesinin dünyada estirdiği umut rüzgarları kısa sürdü. Kısa sürede anlaşıldı ki, küreselleşme, demokrasi, insan hakları ve refahın yaygınlaşması gibi sözler tamamen retorikmiş, süslü laflardan ibaretmiş. Küreselleşme şarkılarını söyleyenler için her şey toz pembe, ama aynı şarkıyı dinlemesi istenenler için tam tersi bir tablo var; borçlanma, dayanılmaz sömürü, aşırı yoksulluk ve sefalet, manevi yozlaşma, giderek kritik hal alarak yaşamı tehdit eden ekolojik tahribat.

Sayıları giderek artan yoksul ülkeler 1980’de dünya nüfusunun % 36’sını oluşturuyor ve dünya gelirinden % 6.5 gibi bir pay alıyorlardı.

Bugün dünya nüfusunun % 41’ini oluşturan yoksul ülkelerin dünya gelirinden aldıkları pay % 3’e gerilemiştir. Oysa dünya nüfusunun % 15’ini oluşturan zengin ülkeler, dünya gelirinin % 80’ininden fazlasını alıyorlar. Dünyanın en zengin 200 kişisinin serveti en yoksul 2.5 milyar insanın gelirinden fazla, 89 ülke 10 yıl öncesine göre daha yoksul. Yaklaşık 1 milyar insan işsiz. Dünyada 2 milyar insan açlık sınırının altında yaşıyor.

Bugünlerde dünyada 200 milyon insan mülteci statüsündedir. Mülteciliğin nedenleri olan yoksulluk, bölgesel savaşlar, etnik kıyımlar, halk düşmanı diktatör rejimlerin baskıları artarak devam ediyor.

Küreselleşme, spekülatif sermayenin serbest dolaşması için bütün engelleri kaldırırken emeğin serbest dolaşımının önlenmesi için kararlar alınıyor, yasalar çıkarılıyor. Küreselleşme rantiyenin lehine fakat yoksul kitlelerin aleyhine çalışan tek yönlü bir turnike gibi işliyor.

Suç örgütleri, terör, insan ticareti, uyuşturucu, çocuk istismarı, fuhuş, salgın ve bulaşıcı hastalıklar, organ ticareti, yetersiz beslenme, temiz su bulamama, eğitimsizlik....

İşte modern dünyanın görünümü, ‘çağdaş uygarlık’tan sefalet manzaraları.

Hiç kimse böyle bir dünyanın bütün insanlar için yaşanabilir olduğunu söyleyemez, hiç kimse bu uluslararası ilişkilerin adil olduğunu iddia edemez.

Kutsanan serbest piyasa ekonomisi ve liberalizmin bugün uygulanan şekli dünyanın büyük bölümü için acılardan başka bir şey getirmiyor. Üstüne üstlük medeniyetler çatışması tezleri ile kutuplaştırılmaya çalışılan insanlık karşısında kışkırtılan terör dünya ölçeğinde dehşet saçmaya devam ediyor.

Dünya egemenleri de sözde “insan hakları, serbest piyasa ekonomisi ve liberal demokrasi” götürmek amacındalar. Ancak yaptıkları tek şey, terörle mücadele adı altında, o bildik ‘kurtarma’ söylemi ile savaşları yaymak.

Bugün “tarihin sonu” ve “küreselleşme” söylemi ile yaygınlaştırılan ekonomik, toplumsal ve siyasi ilişkiler biçimini artık doğanın ve insanın taşıması mümkün değildir.

Bu nedenle doğa ve insanı esas alan yeni bir uygarlığın kapısını aralamak gerekir.

Biz yeni dünyanın ve uygarlığın şu temel esaslar üzerine kurulması gerektiğini söylüyoruz.

- Savaş değil, barış,

- Çatışma değil diyalog,

- Çifte standart değil, adalet,

- Büyüklük taslama, üstünlük değil eşitlik,

- Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, özgürlük ve demokrasi.

Saadet Partisi bu esaslara dayanan yeni bir dünyanın kurulabileceğine inanmaktadır. Yine biz inanıyoruz ki, böyle bir dünyanın kurulmasında Türkiye çok önemli roller alabilir. Aslında tarihsel kültürel mirası ve stratejik coğrafyası Türkiye’ye böyle bir görev de yüklemektedir.

Türkiye’nin soğuk savaş döneminden kalan düşük profilli dış politika geleneği ile bu rolleri üstlenmesi şöyle dursun, kendi bütünlüğünü ve sınırlarını bile koruması mümkün değildir.

Türkiye, geliştireceği esnek ve çok yönlü stratejilerle, kendi jeo-politik imkanlarını uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanabilir.

Unutulmamalıdır ki, soğuk savaş döneminde Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetler Birliği’nin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye’nin bölgedeki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini kendi çıkarları için zararlı görür ve değişmesini isteyebilirler.

Ayrıca, dünyanın değişik bölgelerinde yakın tarihlerde yaşanan krizler göstermiştir ki, uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir. Yine Bosna-Hersek, Çeçenistan, Doğu Türkistan ve Filistin’de gördük ki, “evrensel insani değerler” bazılarının gözünde birinci dereceden önemli değildirler.

Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası dengeleri ve kendi konumunu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası konumumuzun yeniden değerlendirilmesi, ülke içi toplumsal, siyasi ve ekonomik parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır.

Kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.

Türkiye ülke içindeki kutuplaşmaların üzerine kurulu olan tutucu statükoyu pekiştirerek bir yere ulaşamaz. Türkiye’nin bütünlüğünü koruyarak dünya barışına katkıda bulunabilmesinin asgari şartı, ülkenin dinamiklerini ortaya çıkaracak bir düşünce ve inancı ifade özgürlüğü ortamında demokratikleşmesini sağlamasıdır. Kendi ayakları üzerinde duran gelişmiş bir ekonomi tesisi de hayatidir. Böyle olursa Türkiye güçlü olur ve ancak güçlü bir Türkiye dünya barışına katkı sağlayabilir.

Saadet Partisi iktidarında, Türkiye’nin çok yönlü uluslararası ilişkileri, bu sayılan ilkeler çerçevesinde yürütülecektir. Başta komşularımız olmak üzere Türk ve İslam dünyası ile olan ilişkilerimize özel bir önem verilecektir.

Saadet Partisi programında, iktidarımız süresince Türkiye’nin dış politikasının nasıl olacağı ayrıntılı bir şekilde yazılmıştır. Seçim Beyannamesi’nde önemi ve önceliği nedeniyle aşağıdaki konuların altını çizmeyi ayrıca yararlı buluyoruz.

Saadet Partisi, Avrupa Birliği’ni bir modernleşme projesi olarak görmemektedir. AB, Türkiye’nin stratejik yönelişlerinden sadece bir tanesidir. Saadet Partisi, kendi inanç, kültür kimlik ve değerlerini, komşuları, Türk ve İslam dünyası ile ilişkilerini koruyup geliştiren bir Türkiye’nin eşit ortak olarak AB’ye girmesinin anlamlı olduğuna inanmaktadır.

 

Türkiye’nin bu şekilde AB’nin üyesi olması;



1. Türkiye’deki demokrasinin gelişmesi ve insan hakları standardının yükselmesini sağlar,

2. Türkiye’deki ekonomik faaliyetlerin canlanmasına yardımcı olur,

3. AB’nin iddiası ve ideali olan çok dinli, çok kültürlü Avrupa’nın kurulmasına katkıda bulunur,

4. Bütün bunların olması, medeniyetler çatışması riskinden söz edilen bu günlerde dünya barışının tesis edilmesi ve dünyada insan hakları standardının yükseltilmesi için önemli bir imkandır.

 

Filistin’de devam eden olaylar bölgemiz ve dünya barışı için tehlikeli boyutlara tırmanmıştır. Saadet Partisi, bu olayların temel nedeninin başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulamaması olduğunu düşünmektedir. Türkiye, İsrail Devleti’nin BM kararlarına uyması, hatta gerektiğinde uydurulması ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması için daha aktif rol oynamalıdır.



ABD’nin terörle mücadele bahanesi ile başlattığı operasyonlar bölgemizde yoğunlaşmaktadır. Bu çerçevede ABD’nin Irak’a müdahale için hazırlıklarını tamamladığı ve her an saldırabileceği müşahede edilmektedir.

Bu savaşın terörü durdurmayacağı aksine kışkırtacağı endişesini taşıyoruz. Ayrıca bu savaş Türkiye’ye ağır ekonomik ve siyasi bedeller ödetebilir.

Saadet Partisi, öncelikle ilke olarak, on binlerce masum insanın öleceği böyle bir savaşa karşıdır. Ayrıca bu savaş, Türkiye’yi on milyarlarca dolar ekonomik kayba uğratabilir. Yine bu savaş, bölgedeki siyasi sınırları değiştirebilir ve bu durum Türkiye’nin güney sınırlarını da kapsayabilir. Yani Türkiye bu savaşa girmek zorunda kalabilir.

Saadet Partisi, Türkiye’nin bu savaşı engellemek için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğine inanmaktadır. Türkiye, ABD’nin yanında savaşa girmek şöyle dursun, bu savaş için topraklarını kullandırmaktan da uzak durmalıdır.

Türkiye’nin AB adaylık sürecini başlatan Helsinki Zirvesi’nde, Kıbrıs sorununun Türkiye-AB sürecine endekslenmesi büyük bir yanlışlıktır. Saadet Partisi, Kıbrıs sorununun, AB sürecinden ayrı bir zeminde sürdürülen ikili görüşmelerle halledilmesi gerektiğine inanmaktadır.

Bu nedenle, Kıbrıs konusu, Türkiye - AB sürecinin dışında ele alınmalıdır. Kıbrıs’ta çözüm, Kıbrıslı Türklerin egemenliğini tanıyan ve güvenliğini garanti eden bir düzenleme ile mümkündür.

Bugün maalesef, özellikle 57. Hükümetin yanlış politikaları ile Türkiye, tüm bu hayati konularda eli kolu bağlı, ortaya hiçbir tavır koyamayan bir ülke haline getirilmiştir. IMF programları Türkiye ekonomisini iflas noktasına taşımıştır. Türkiye borçlarını çevirmek için her denileni yapmak zorunda olan bir ülke olarak görünmektedir. Yabancılar, IMF’nin Türkiye’yi satın aldığından dem vurmakta, Türkiye’nin askerinden başka ihraç edeceği ürünü olmadığını söylemektedirler.

Bu durum asla kabul edilemez. Saadet Partisi, öncelikle uygulayacağı ekonomik politikalar ve acil onarım paketi ile Türkiye’yi ve Aziz Milletimizi, içine düşürüldüğü bu borç tuzağından ve onur kırıcı tablodan kurtaracaktır. Türkiye önce “Yaşanabilir Bir Ülke”, sonra da “Güçlü Bir Ülke” olarak dünyadaki yerini alacaktır.

 

b) D-8’ler canlandırılacaktır. Barış ve adalete dayalı Yeni Bir Dünya kurulacak.

Bunun için Milli Görüş tarafından başlatılan D-8 Projesi geliştirilerek hedefine ulaştırılacaktır. D-8, gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkelerin İkinci Yalta Konferansı’nda bir araya gelerek, D-8’lerin bayrağındaki altı yıldızın ifade ettiği temel ilkeleri esas alarak adalet ve barış içinde yeni bir dünyanın kurulmasıdır.

D-8’lerin gelişmesi, bütün üye ülkeler için olduğu gibi, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasında da büyük potansiyellerin faaliyete geçirilmesi anlamına gelen önemli bir hizmettir.

Böyle bir hizmet ancak Saadet Partisi iktidarında gerçekleşebilir.



 

SLOGANLARIMIZ


 

01 Milli Şahlanış !

02 Önce Ahlak Ve Maneviyat !

03 Taklitçilik Değil, Milli Görüş !

04 Milli Görüş; İnanç, Tecrübe, Başarıdır !

05 Yaşanabilir Bir Türkiye !

06 Yeniden Büyük Türkiye !

07 Yeni Bir Dünya !

08 Olmazsa Olmaz

Milli Görüş Olmazsa Olmaz: Saadet Partisi

09 Olmak Yada Olmamak.

Seçimde Oy Vermiyoruz, Geleceğimizi Seçiyoruz.

Milli Görüş Varsa Olursun, Yoksa Olamazsın: Saadet Partisi

10 Önce Sen

Saadet Partisi “Acil Onarım Ve Atılım Programı”:

Önce Ezilenler, Terkedilenler, Mağdurlar Kurtarılacak.

11 Bir Daha Asla! Bin Defa Evet!

Bütün Taklitçilere Ve Taklitlere Hayır, Bir Daha Asla!

Milli Görüşe Saadet Partisi’ne Evet, Bin Defa Evet!

12 Sadece “Derhal Şifa” İçin Değil, Gelecek Nesiller İçin De:

Milli Görüş, Saadet Partisi

13 Çare Var : Milli Görüş, Saadet Partisi

14 Saadet İstiyor Musun, İstemiyor Musun?

Milli Görüşle Her Yıl 100 Milyar Dolar İlave Kaynak.

15 Sağlam Dururken, Çürüğe Gitme.

16 İlaç; IMF Borcu Değil Milli Kaynak.
Yüklə 207,11 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin