Muhterem müSLÜmanlar



Yüklə 62.07 Kb.
tarix21.11.2017
ölçüsü62.07 Kb.

İL: ORDU

TARİH:01.08.2014


وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: لَا يَفْرَكْ مُؤْمِنٌ مُؤْمِنَةً إِنْ كَرِهَ مِنْهَا خُلُقًا رَضِيَ مِنْهَا آخَرَ


AİLE İÇİ İLETİŞİMDE SEVGİ VE HOŞGÖRÜ

Muhterem Müslümanlar!

Aile bizim temel taşımız, dayanağımız ve sığınağımızdır. Huzur, güven ve bereket kaynağımızdır. Sevgi ve rahmet üzerine inşa edilen muhabbet ve şefkat ocağımızdır. Aile, acıların, zorlukların, sevinç ve mutlulukların paylaşıldığı, dayanışma ve yardımlaşmanın zirveye çıktığı en kutsal mekânlardır.

Aileyi ayakta tutan husus ise; eşler arasındaki sevgi, saygı, samimiyet ve paylaşmadır. Aile kurumunu ayakta tutabilmek için ailenin bütün fertlerine düşen görev ve sorumluluklar vardır. Öncelikle eşler, birbirlerine güvenmelidirler. Aile fertleri arasında sırlı ve gizli işler olmamalıdır. Birbirimize olan hak ve hukuklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir. Nitekim Peygamber (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmaktadırlar: “Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız olduğu gibi, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır.” (1)
Kıymetli Kardeşlerim!

Allah’ın aileye bahşettiği sevginin, rahmetin, sükûnetin çeşitli unsurlarla beslenmesi zorunludur. Bunların ilki ve en önemlisi sevgidir. Sevgi de ilahi boyutludur. Çünkü bizler eşlerimizi Allah adına söz vererek evlenmekteyiz. Nikâh ahdi ile birbirine bağlanan eşler, sorumluluklarını ve görevlerini yerine getirmelidirler. Görev ve sorumluluklar yerine getirilmezse Allah katında bunun bir hesabının olacağını bilmelidirler.

Aile yuvası kurulurken geçici olan güzelliklere ve servetlere bakılmamalıdır. Asıl olan ahlak güzelliği ve gönül zenginliğidir. Allah Rasulü kızı Fatıma’yı Hz. Ali’ye verirken onun rızasını almış, evlilikte sevgi ve muhabbetin öncelenmesi gerektiğini göstermiştir.

Aile bireyleri birbirlerine saygılı olmalıdırlar. Eşler birbirlerinin yaptıkları hiçbir işi küçük görmemeli, gerektiğinde teşekkür etmelidirler. Bu davranış sevgi ve saygının artmasına vesile olur.

Sevgi ve saygıyı ayakta tutacak diğer hususlar ise; ihsan, paylaşma, fedakârlık ve hoşgörüdür. Bu özelliklere sahip olduğumuz zaman aşamayacağımız sıkıntı ve problem kalmayacaktır.

Muhterem kardeşlerim!

Aile bireyleri birbirlerinin hatalarını hoş görmelidir. Birbirlerini zorbalıkla değiştirmeye kalkışmamalıdır. Bazen sorunları zamana bırakmalı, ileri de pişman olacakları işler yapmamalıdırlar. Eşler birbirlerinin her huyundan hoşlanmaya bilirler, bunu sorun haline getirmemelidirler. Nitekim Allah Rasulü bu konuda bizlere tavsiyede bulunmaktadırlar: “İman eden bir erkek, iman etmiş bir kadına ( onda hoşlanmayacağı bir huydan dolayı) kızmasın. Çünkü onun bir huyundan hoşlanmıyorsa diğer huyundan hoşlanabilir.” (2) buyurmuşlardır.

Aile toplumların çekirdeğidir. O çekirdek ne kadar sağlam olursa toplumlarda o kadar sağlam olurlar. Toplum ve birey olarak aileyi güçlendirecek, teşvik edecek iş ve davranışlarda bulunmalıyız. Aile kurumunun işlevini zayıflatırsak geleceğimizin olmayacağını bilmemiz gerekir.

Sonuç olarak aile bireylerini daha evlenmeden bilgilendirmeli ve onları evliliğe teşvik etmeliyiz. Nesillerin maddi ve manevi yönden sağlam olması aile yuvasından geçtiğini de unutmamalıyız.

Rabbim evlenen kardeşlerimizin arasına, Peygamberimiz ile Hz. Hatice arasındaki ülfeti, muhabbeti, sevgi ve saygıyı yerleştirsin.

Hutbemizi bir ayet meali ile bitirmek istiyorum: “Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (3)



[1] Tirmizi

]2] Müslim, Rida, 18;

[3] Rum, 30/21;


Hazırlayan: Kazım BODUR Karakiraz Mah. Maraşlıoğlu

Cami İmam-Hatibi/KABADÜZ


Redaksiyon: İl İrşat Kurulu


İL: ORDU

TARİH:08.08.2014

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

قال رسول الله صلى الله عليه و سلم: مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ

İYİLİĞİ EMRETMEK KÖTÜLÜKTEN MENETMEK
Muhterem Müslümanlar!

İslam dininin temel ilkelerinden biride toplumun ve bireylerin birbirlerine “emri bil maruf, nehyi anil münker” yani iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmakla görevli olmalarıdır.

İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak bize Allah ve Rasulünün emirleridir. Bu özelliğin ancak iman edenlerde olacağını Kuran bize haber vermektedir: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.” (1) buyurmak suretiyle, hayırlı ümmet olmanın özelliği, iyiliği emretmek kötülükten sakındırma olduğunu da vurgulamaktadır.
Kıymetli Kardeşlerim!

Dinimiz İslam; İyiliklerin ve güzelliklerin yaygınlaştırılması, kötülüklerin ve çirkinliklerin azaltılması hususunda bizlere önemli görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Kur’anı Kerimde Yüce Allah: “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” Buyurmaktadır. (2) ayetten anlıyoruz ki, bu kurtuluş her iki dünyayı kapsamaktadır. Çünkü iyiliklerin ve güzelliklerin olduğu yerde huzur, mutluluk ve barış vardır. Zaten İslam da bizi huzura ve barışa çağırmıyor mu?

Bizler erdemli ve ahlaklı bireyler olmak istiyorsak, bize verilen bu görevi yerine getirmeliyiz. “Bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesinden kurtulmalıyız. Çünkü dünyamız internetin ve kitle iletişim araçlarının çoğalmasıyla küçük bir köy haline dönüşmüştür. Dünya da olan her kötü olay bizleri ilgilendirmelidir. “Neme lazım” diyerek sorumluluktan kaçamayız

Çünkü kötülük ve çirkinlik insanın kendi değerini yok etmesi demektir. Allah Rasulü(sav) de: “Canım gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehye dersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz, ama duanız kabul edilmez.” (3)


Aziz Müslümanlar!

Bize düşen görev ve sorumluluklarımızı yerine getirirsek Allah’ın merhametini umabiliriz. Yüce Allah: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirler. Allah’a ve Rasulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir. Hüküm ve hikmet sahibidir.” (4) buyurmaktadır.

İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak dini bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu başkaları yapmıyor diye bizler asla terk etmemeliyiz. Her birey kendisinden sorumlu olduğunu ve duyarlı olmak gerektiğini bilmelidir. Çünkü hepimiz buna muhtacız. Allah Rasulü şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehennem ateşine atılır. Cehennem halkı onun yanında toplanırlar ve derler ki; Ey filan! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülükten nehyetmezmiydin? O kişi de evet, iyiliği emrederdim, fakat kendim yapmazdım, münkerden nehyederdim, fakat kendim yapardım der.” (5)

İyiliği emretme ve kötülükten nehyetme vazifesine ilk önce kendi nefsimizden başlamalıyız. Sonra aile fertlerimize, akrabalarımıza, dostlarımıza, arkadaşlarımıza ve komşularımıza karşı bu görevimizi yerine getirmeliyiz. Bunu başardığımız zaman huzur ve mutluluğu her iki dünyada elde etmiş oluruz.

Hutbemizi bir hadis meali ile bitiriyorum: “Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin, şayet eli ile değiştirmeye gücü yetmezse, dili ile değiştirsin. Dili ile de değiştirmeye gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin, bu imanın en düşük derecesidir.” (6)


[1] Al-i İmran,3/110;

[2] Al-i İmran 3/105;

[3] Riyazus Salihin, ter, C. 2 H. No: 195;

[4] Tevbe, 9/71;

[5] Riyazus Salihin, ter, C. 2 H. No: 200;

[6] Riyazus Salihin, ter, C. 2 H. No: 186;

Hazırlayan: Hüseyin ÇIKARYOL

Başköy Mah. Meri Merkez Cami İmam-Hatibi/KABADÜZ


Redaksiyon: İl İrşat Kurulu


İL: ORDU

TARİH: 15.08.2014

يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم :الحياء شعبة من الإيمان

EFENDİMİZİN (S.A.S.) EDEP VE HAYÂ ÖRNEKLİĞİ

Muhterem Müslümanlar!

İnsan Allah’tan uzaklaştıkça, sınır ve ilke tanımaz hale gelmektedir. Oysaki Yüce Allah insanı en güzel şekilde yaratılmıştır. Bu zarafetini ve güzelliğini koruduğu müddetçe, İnsan Allah ve insanlar tarafından sevilecektir.

İnsanların zarafetini, güzelliğini ve ahlakını koruyacak iki güzel özellik vardır ki; bunlardan biri edep, diğeri ise, hayâdır.Edep saygı ve terbiye manasına gelmektedir.

Bizim söz ve davranışlarımızın “Edep ya hu” ikazlarına bugün ne kadar ihtiyacı var değil mi? “İlim ta gerilerde imiş; illa edep, illa edep” sözü, insanın davranışlarının başlangıç noktasına edebi yerleştirmeleri gerektiğini göstermiyor mu?

Hayâ (utanma duygusuna) sahip olmak ise, bir insan için olmazsa olmazlardandır. Hayâ duygusunu kaybeden aslında insanlığını kaybetmektedir. Mehmet Akif ERSOYda mısralarında buna dikkat çekmektedir.

Hayâ sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki her yerde;

Ne çirkin yüzler örtermiş, o incecik perde.
Evet, Kıymetli Kardeşlerim!

Allah Rasulü, “Kuran-ı Kerimi edep kitabı olarak nitelemiştir.” (1) Yüce Peygamberimiz ahlaki değerlerini de Kuran’dan almıştır. Nitekim Yüce Allah: “Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.” (2) buyurarak onun ahlakını övmüşlerdir.

Kendisi, evinde edebiyle oturan bir genç kızdan daha hayâlı olan Peygamberimiz (s.a.s.)’mi” (3) örnek almamız gerekmez mi?

Peygamber (s.a.s.) hayâ ile iman arasında önemli bir ilişki bulunduğunu şu sözleriyle dile getirmişlerdir. “Hayâ imandan bir şubedir.” (4)

Yine Allah Rasulünün; “Utanmadıktan sonra dilediğini yap, sözü, insanların ilk Peygamberlerden itibaren işittiği sözlerdendir.” (5) buyruğu, hayâ duygusunu yitirmiş kişilerin kötülükleri kolayca yapabileceklerine işaret etmenin yanı sıra, edep ve hayânın ilahi dinlerin ortak kabullerinden biri olduğunu göstermektedir.

Hayâ, iyilikler ve hayırlara götürür. Nitekim Allah Rasulü; “Hayâ ancak hayır getirir.” (6) “Hayânın hepsi hayırdır.” (7) buyurması ise hayânın iyilik ve hayra sevk etmenin yanı sıra, başlı başına bir hayır olduğunu göstermektedir.


Muhterem Müslümanlar!

Hz. Peygamber (s.a.s.): “Allah’tan gerektiği gibi hayâ ediniz.” buyurmuş; kendisine, Ya Rasulullah! Allah’tan gereği gibi ne şekilde hayâ edebiliriz? Sorusu yöneltilmişti. Bunun üzerine Allah Rasulü; “Başını ve başında yer alan organları, karnını ve karna bağlı organı koruyan, dünya hayatının süsüne kendini kaptırmayan, ölümü ve çürüyüp yok olmayı unutmayan kimsenin Allah’tan gereği gibi hayâ etmiş olacağını haber vermişlerdir.” (8)

Allah Rasulü; “Her dinin bir ahlakı vardır; İslam’ın ahlakı da hayâdır.” (9) buyurmak suretiyle hayânın Müslümanların en belirleyici ahlaki nitelikleri ve değer ölçüleri arasında bulunması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Bizler de bu öğretilere kulak vererek kendimizi sorgulamalıyız. Hayâ, toplumun manevi savunma sistemi olduğuna göre, manevi sistemimizi kuvvetlendirmeliyiz.

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin edep ve hayâ örnekliğine bugün toplumumuzun ve bizlerin ne kadar ihtiyacı olduğu aşikârdır. Bu konuda hepimizin başta kendimiz olmak üzere, ailemize, akrabalarımıza, komşularımıza ve arkadaşlarımıza ikazlarda bulunmamız gerekmektedir.

Hutbemizi bir ayet meali ile bitiriyorum: “Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bunlar Allah’ın ayetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar.” (10)




[1] Darimi, Fezailül Kuran, 1;

]2] Kelam, 68/4;

[3],Buhari, Edep, 73,77;

[4] Müslim, İman, 58, 1, 63;

[5] Buhari, Edep, 78, 7, 100;

[6] Buhari, Edep, 77, 7, 100;

[7] Müslim İman, 61, 1, 64;

[8] Tirmizi Kıyame, 24, 4, 637;

[9] İbni Mace, Zühd, 17;

[10]Araf, 7/26;



Hazırlayan: İbrahim ÇİÇEK Esenyurt Mahallesi Merkez Cami İmam-Hatibi/KABADÜZ
Redaksiyon: İl İrşat Kurulu

İL: ORDU

TARİH:22.08.2014

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ



قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : صَلِّ قَائِمًا فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَقَاعِدًا فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَعَلَى جَنْبٍ


İBADET VE TAATTE DEVAMLILIK
Muhterem Müslümanlar!

Her şeyi mükemmel bir plan dâhilinde yaratan ve kâinat nizamını kusursuz bir şekilde işleten Rabbimiz, gayesiz hiçbir varlık yaratmamıştır. Kâinatta yaratılan varlıklar insana hizmet amacı güderken, insan sorumsuz ve gayesiz asla olamaz. Yüce kitabımız Kuran bu gerçeği şöyle dile getiriyor: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (1) buyurarak, hem yaratılışımızdaki amacı hem de bu amaç ve hikmetin gayesini ortaya koymuştur.


Kıymetli Kardeşlerim!

İbadet ve kulluk ise, “Allah’a gönülden yönelmek” iyi ve samimi bir niyetle onun rızası için Salih amel işlemek, emir ve yasaklarını uyarak ona itaat etmek, imanı, güzel söz ve davranışlara dönüştürmektir. Diğer bir ifade ile ibadet, hayatın bütününü kuşatan bir kulluk göstergesidir. Allah’a ibadet ve kulluk, namaz, oruç ve zekât gibi dinen belirli şartlara ve vakitlere bağlı olan bazı özel ibadetleri kapsadığı gibi, kişiye Allah katında değer ve sevap kazandırıcı her türlü güzel söz ve davranış Salih amel kapsamına girmektedir.

Salih amellerin başı ve önemlisi olan namaz, oruç, zekât ve hacca gitmek mutlaka eda edilmesi gereken ibadetlerdir. Bunların yanı sıra, anne-baba başta olmak üzere, akrabaya, arkadaşa, komşuya karşı yaptığımız iyilikler de ibadet kapsamındadır.

Ruh, beden ve çevre temizliğine dikkat etmek, insanlara zarar veren maddeleri yollardan kaldırmak, insanlara güzel söz söylemek, güler yüz göstermek, selam vermek, kardeşlik hukukunun gereğini yerine getirmek, kazancı helal yollardan temin etmek ve helal yollara harcamak, haram ve günahlardan uzak durmak da ibadettir.

Sadece insanların hak ve hukukuna değil, bütün yaratılmışların hak ve hukukuna riayet de kulluktur.

Kıymetli Kardeşlerim!

İnsanın aklı ve iradesi yerinde olduğu müddetçe, Allah’a karşı sorumlu olduğunu unutmamalıdır. Bu sorumluluk ömür boyu devam etmektedir. Bazı ibadetler hastalık ve mazeretler sebebiyle üzerimizden düşebilmektedir. Ama bazı ibadetler var ki hastalık ve mazeretler sorumluluğunu üzerimizden düşürmez. Nitekim Peygamber (s.a.s.) Efendimiz İmran ibn Husayn (r.a.)’a “Ayakta namaz kıl, güç yetiremezsen oturarak kıl, ona da gücün yetmezse yattığın yerden kıl.” (2) buyurarak, bu ibadete her şartta devam etmesini emretmişlerdir.

Bütün Peygamberler, Salih kullar, Allah dostları son nefeslerine kadar Allah’a kulluk etmekten geri kalmamışlardır. Nitekim Yüce Allah’ta Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadırlar: “Sana yakın (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (3) ayet, ibadetlerin bir ömür boyu olduğuna işaret etmektedir.

Nitekim Peygamber (s.a.s.) Efendimize Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu Meryem suresinde okuyoruz: “Sağ olduğum sürece bana namaz kılmayı, zekât vermeyi emretti.” (4)

İnsanlar yapmış oldukları en küçük iyiliklerden dahi teşekkür beklemektedirler. Bu teşekkürü gösteremeyenleri de kınamaktadırlar. O zaman bizler de bu kadar iyilik ve güzellik gördüğümüz Rabbimize teşekkürümüzü ibadetimiz ve kulluğumuzla göstermeliyiz.

İnsan maddi yönden kirlendiği gibi manevi yönden de kirlenmektedir. Maddi kirleri suyla temizlerken, manevi kirleri de ibadetlerle temizlemekteyiz. Bu temizliklere de bir ömür boyu ihtiyacımız var. Yüce Allah’ta kullarının kendi huzuruna temiz bir kalp ile gelmelerini istemektedir. Bunu başaranlar kurtuluşa ermişlerdir.

Hutbemizi bir ayet meali ile bitiriyorum: “Onlar ancak şununla emrolundular: Dinde ihlâslılar ve hanifler olarak Allah’a kulluk etsinler, dosdoğru namaz kılsınlar ve zekâtı versinler. İşte sağlam din budur.” (5)



[1] Zariyat, 51/56;

]2] Buhari, Taksirus-Salat, 17;

[3] Hicr, 15/99;

[4] Meryem, 19/31;

[5] Beyyine, 98/5;
Hazırlayan: Yunus CEYLEN, Merkez Cami İmam-

Hatibi/KABADÜZ


Redaksiyon: İl İrşat Kurulu

İL: ORDU

TARİH: 29/08/2014

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًاۚ بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: عَيْنَانِ لَا تَمَسُّهُمَا النَّارُ عَيْنٌ بَكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ

VATAN SEVGİSİ

Muhterem Müslümanlar !

      İçinde bulunduğumuz Ağustos ayında kahraman bir millet olmanın şerefini, onurunu anmak, o günlerin hatırasını, heyecanını tekrar yaşamak en tabii hakkımız ve görevimizdir.

Tarihte kazandığımız parlak zaferlerin tekerrür ettiği Ağustos ayı, Türk Tarihi'nin yönünü değiştirecek iki büyük zaferin hatırasıyla zamanın sonsuz akışı içinde yerini almıştır.

Türk-İslâm ruhunun ve heyecanının şan ve şerefi ne büyük bir hikmettir ki, bu ayda iki kere şahlanmıştır.

Birinci şahlanış 26 Ağustos 1071 tarihindeki Selçuklu Sultanı Alparslan'ın muazzam Bizans ordusunu yerle bir edip, Anadolu'yu Türk yurdu haline getiren "Malazgirt" şahlanışıdır.

İkinci şahlanış ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkumandanlığında, her taşı bir mabedi iman olan yurdumuzun, istilacı devletlerin işgalinden kurtarılıp, namus ocağı vatanımızın mukaddes topraklarından sökülüp atıldığı, ebedi vatan olarak Türk Milletine tapulandırıldığı 30 Ağustos 1922 tarihindeki “Büyük Taarruz” ve bir diğer adıyla “Başkumandanlık Meydan Savaşı” şahlanışıdır.

Değerli Mü’minler!

İnsan mayasının temelinde var olan yurt kurma ve kurulan yurdu koruma ideali, hayat boyu insanları fert ve cemiyet olarak savaşmak zorunda bırakmıştır. Ancak Türk ordusunun savaşması hiçbir dönemde başkalarının hırs, şöhret, şan ve keyfi için değil, sadece aziz vatanımızı ve milletimizi korumak için olmuştur.

Şükürler olsun Yüce Allah’a ki bugün hürriyet ve bağımsızlık içinde yaşadığımız “Türkiye Cumhuriyeti” de öyle kolay değil, 253 bin şehit Mehmetçiğimizin kanlarıyla yoğrularak kurulmuştur. Çünkü Mehmetçik Yüce Allah’ın, “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden sevinç içinde rızıklanırlari ayet-i kerimesindeki şehitliği kendisine en yüce mertebe kabul etmiş bir askerdir.

Çünkü Mehmetçik, Peygamberimiz Efendimizin (s.a.s.) “Allah rızası için bir gün nöbet beklemek, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır.”ii  hadis-i şerifinde-ki bereketin şuurunda olarak hudut boylarında nöbet tutmanın kutsallığını canından aziz bilmiş bir askerdir.



Aziz Müslümanlar!

Tamamı kahraman olan bir milletin fertlerinin kahramanlıklarını sayabilmek imkansızdır, onların hepsini bir tek adla bağrına basmak için Türk Milleti, bu adları ayırt edilemeyen evlatlarının hepsine birden bir sevgi ifadesi olarak “Mehmetçik” demiştir.

Mehmetçik, bütün Türk ordusunun sembolüdür. Türk Milletinin şerefini tarih boyunca gerektiğinde kanıyla kurtarmış bir kahramandır.

Mehmetçiğin varlığında mertlik, dürüstlük; büyüklerine saygı, küçüklerine sevgi, cesaret kahramanlık, fedakârlık, alçak gönüllülük, Allah, din, vatan, bayrak, şehitlik ve gazilik sevgisi birleşmiştir. Tarih boyunca zaferden zafere koşmuş ama gittiği her yere medeniyet, insanlık, hak, adalet, eşitlik ve barış götürmüştür.

İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un da ifade ettiği gibi Bedr'in  arslanlarına denk tutulmuş Türk ordusu, aziz vatanımızı, milletimizin namus ve bütünlüğünü, İslâmiyetin bütün kutsal değerlerini korumak için gerektiğinde bir gül bahçesine girercesine seve seve canını vermiş, “vatan sevgisi imandandır” mübarek sözüne gönül açmış kutsal bir ocaktır.

Ey Türk Milleti! Dünya tarihleri, din ve vatanı uğrunda senin kadar mücadele eden, kanını döken bir millet daha gösterememiştir. Bu vatan ancak ve sadece senindir, öyle ise Yüce Allah'ın. “Hepiniz, toptan Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın, Allah'ın size olan nimetini anın...*”iii emri gereğince birlik ve beraberlik, dirlik ve düzenlik içinde el-ele, gönül gönüle verip bu vatanı korumak da senin görevindir.

Mübarek vatan topraklarımızı bölmek, aziz milletimizi parçalamak için terör faaliyetlerinde bulunarak masum insan kanı akıtan iç ve dış düşmanlarına karşı daha dikkatli ve uyanık ol.

Bu kutsal zaferleri kazanarak bize yurt kuran, kurulan bu yurdu iç ve dış her türlü düşmanlardan korurken toprağın kara bağrına düşen bütün şehit ve gazilerimize Cenab-ı Allah rahmet etsin.



iAl-i İmran Süresi 3/169

ii Buhari Cihat 72

iii Al-i İmran Süresi 3/103
HAZIRLAYANIN ADI: Mehmet KOÇ

ÜNVANI: İmam-Hatip – ÇAMAŞ



Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə