Osmanli devletin de mimari yapi

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 66.37 Kb.
tarix29.10.2017
ölçüsü66.37 Kb.


OSMANLI DEVLETİN DE MİMARİ YAPI

Feyzullah YILDIRIM1
ÖZET
Anadolu da kurulan sonrasında üç kıtada hükümdarlık süren Osmanlı devleti birçok kültüre ev sahipliği yapmıştır. Sahip olduğu kültür medeniyet ve mimari zenginliğini 1299-1923 yılları arasında idame ettirmiştir. Bu süreçte geçmişten günümüze gerek kendi içinde orijinal gerekse de farklı toplumlardan etkilenerek heterojen bir kimlik ortaya koymuştur. Ayrıca Osmanlı devleti kendi içinde dönemlere ayrılmıştır. Bu araştırma da Kurulma aşamasından yıkılış aşamasına değin geçirmiş olduğu evrelerin yaşanmış olayların ve durumların Osmanlı devletin deki parçalara ayrılmış olması Osmanlı cami mimarisine ne gibi etkileri olduğu bu mimari yapılar üzerinden değinilecektir.

ANAHTAR KELİMELER: MİMARİ, DİN, KÜLTÜR, SANAT, TOPLUM

GİRİŞ
Anadolu da kurulan sonrasında üç Kıta’da hükümdarlık süren Osmanlı devleti birçok kültüre ev sahipliği yapmıştır. Sahip olduğu kültür medeniyet ve mimari zenginliğini 1299-1923 yılları arasında idame ettirmiştir. Bu süreçte geçmişten günümüze gerek kendi içinde orijinal gerekse de farklı toplumlardan etkilenerek heterojen bir kimlik ortaya koymuştur.

Osmanlı devleti imparatorluğu boyunca kendi içinde farklı dönemlere ayrılmıştır.Bu dönemlerin mimari yapıya nasıl yansıdığını dönemler üzerinden inceleneceğinden dönemler önem kazanmaktadır.


Erken dönem mimarisi(1299-1501)

Klasik dönem mimarisi(1501-1703)

Lale devri(1703-1757)

Barok dönemi(1757-1808)

Tanzimat dönemi (1876-1922)
“Moğol İmparatorluğu'nun zulüm ve katliamından kaçan Türk boylarından biri olan Kayı Boyu; 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra birçok Oğuz boyuyla beraber Anadolu'ya gelmiştir. Anadolu'da ilk olarak Ahlat yöresine yerleşen Kayılar, Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı Alaeddin Keykubad tarafından Ankara yakınlarındaki Karacadağ ve civarına yerleştirilmiştir. Osman Gazi; boyun başına geçince Bizans'a karşı gaza savaşları yürütmeye başlamış ve birçok muvaffakiyet göstermiştir. Öte yandan 1243 Köse dağ Savaşı sonucunda İlhanlılara yenilen Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkezi otoritesi yok olmuş ve Anadolu'da güvenlik kalmamıştır. Yine bu yenilginin ardından Anadolu Selçuklu sultanlarını İlhanlılar tayin etmeye başlamışlardır. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti dağılmaya başlamış ve İlhanlı hâkimiyetini kabul etmeyen Türkmen beyleri bir bir bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Buna rağmen Osman Gazi, uzun süre bağımsızlığını ilan etmemiş ve Selçuklulara bağlılığını sürdürmüş, Bizans tekfurlarını mağlup ederek birçok Bizans kalesini fethetmiştir. Ancak bir süre için zayıflayan İlhanlılar tekrar güçlendikten sonra Anadolu Selçuklu sultanı III. Alâeddin Keykubad'ı İran'a götürmüşler ve Anadolu'da büyük bir siyasi boşluk oluşmuştur. Bu yüzden Osmanoğulları da; Karacaşehir'de Dursun Fakih'in Osman Gazi adına verdiği hutbe ile 1299 yılında bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur” (Necdet  C.2 s.392-395).
Toplumlar maddi manevi kimliklerini yaşadıkları toplumlarda vitrinlerine çıkarmışlardır. Bazen güç otorite siyasi nüfus toplumun kullandığı yapılara, nakış gibi işlenmiştir. Tarihte ki Çin Seddi mimarisi bu görüşe uygun bir örnektir.“Çinliler bu mimariyi Asya hun imparatoru Mete Han’dan korunmak için inşa etmiştir” (Devlet kültürel miraslar idaresi).

Bu anlayış insanlığın başından bu yana kabilelerden modern toplumlara kadar böyle gelmiştir. Görüşümüze Mimar Sinan bir sözü ile destek vermiştir.“Çıraklığımı İstanbul’da ki şehzade camiin de yaptım, kalfalığımı da Süleymaniye camiin de tamamladım; fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han camiin de sarf edip ustalığımı ayan ve beyan ettim” (Bilim ve teknik S4-047 2011). İşte Mimar Sinan’ın çıraklık kalfalık ve ustalık diye bahsettiği aşamalar Osmanlı devletinde devletin kuruluşu ve yükselme dönemi olarak kendini gösterir, aynı şekilde Mimar Sinan nasıl ki hayatının ilerleyen dönemlerinde daha şaşaalı daha heybetli daha manalı eserler meydana getirdiyse Osmanlı devletinde aynı şekilde bu süreci devam ettirmiştir.

Osmanlı mimarisi Osmanlı İmparatorluğu’nun beylik olarak kurulup, imparatorluk olarak yayıldığı ve hüküm sürdüğü dönemlerde inşa ettiği veya fikir öncülüğü yaptığı mimari üslupları ve eserleri kapsar. Osmanlı mimarisi kendinden önce gelen Erken dönem Anadolu Türk mimarisiSelçuklu mimarisiBizans mimarisiİran mimarisi ve Mimari’sinden etkilenmiştir.

Her ne kadar farklı dönemlerdeki ihtiyaca göre farklı yapı türleri inşa edilmişse de, genellikle Osmanlı’nın hâkim olduğu coğrafyada camiler ve çevresinde yapıların inşa edilmesi camiler ve çevrelerine yapılan sosyal yapılarla hepsi birlikte bir külliyeyi teşkil ediyordu.

“Erken dönem mimarisi 1299 yılında Osmanlı Devleti’nin Osman Gazi tarafından Söğüt’te Osmanlı'nın tarafından kurulması ile 1501 yılında Bayezid Camii'nin (1501-1505) inşaatının başlaması arasındaki dönemi kapsar. Bazı araştırmacılar ise bu dönemin Edirne'de yer alan Üç Şerefeli Cami inşaatının 1437 yılında tamamlanmasıyla bittiğini kabul ederler. 1437 yılında inşaatı tamamlanan Üç şerefeli Camii hem erken dönemin en önemli yapıtlarından kabul edilmektedir; hem de klasik dönemin özelliklerinden olan iç avluya sahip planlar ve ana kubbe öğelerinin ilk kez uygulandığı bir yapıdır”4 (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı web sitesi).

Erken Dönem Osmanlı tarihi ve coğrafyası, örtü sistemlerinin tarihi gelişimi ortaya konulduktan sonra, kare planlı alt yapı ile daire planlı kubbenin nasıl birbirine bağlandığı araştırılmış, kubbeye geçiş sistemlerinin tarihi gelişimi ve uygarlıklardaki kullanımı tespit edilmiştir. Örnekler üzerinden kubbeye geçiş sistemlerinin ana hatları sınıflanmış ve bu hatların yapım ve yük taşıma özellikleri tespit edilmiştir. Ayrıca kubbeye geçişin mimarlık tarihi boyunca taşıdığı önem ortaya konulmuştur.



c:\users\murat\desktop\bursa-ulu-cami.jpg
Görsel1 ( Bursa ulu cami) Yıldırım Bayezıd tarafından mimar Ali Neccar'a 1396-1399 yılları arasında yaptırılmıştır.

(http://blog.ihvan.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/bursa-ulu-cami.jpg)

Bu döneme ait yapılar genel olarak İznikBursa ve Edirne şehirlerinde yer alıyordu. Osmanlı mimarisine ait ilk önemli mimari eserler İznik’te inşa edildi. Bunun nedeni İznik’in Osmanlının ilk en önemli yerleşim yerlerinden biri olmasından kaynaklanıyor ayrıca Osmanlı devletinin başkentidir. İznik’te yapılan mimari eserler çok etkili ve köklü yapılar ortaya koymuştur.

“Ancak 1335 ile 1365 yılları arasında başkent olan Bursa'da daha anıtsal uygulamaların gerçekleşmesi nedeniyle bu döneme Bursa üslubu adı da verilir. 1365 ile 1453 yılları arasında devlete başkentlik yapmış olan Edirne'de ise ağırlıklı olarak cami ve medrese inşa edildi. Bizans mimarisi ve Selçuklu mimarisi etkilerini taşısa da bu dönemde klasik döneme dayanak oluşturacak fikirlerin ilk uygulamaları gerçekleşti. Ayrıca Klasik dönemin en önemli mimari kavramlarından birisi olacak kubbe kullanılması pratiği ortaya çıktı” (İznik Belediyesi web sitesi. Erişim tarihi: 18 Ocak 2012).


Ferah ve aydınlık mekânların oluşturulmasına önem verilen bu dönemin başlarında tek kubbeli yapılar inşa edilirken, ilerleyen süreçte çift veya çok kubbeli yapılar da uygulandı. Bu durum Osmanlının hem mimarisinin geliştiğini hem de refah düzeyinin arttığını gösterir.

“ 1333 ile 1334 yıllarında inşa edilen Hacı Özbek Camii Osmanlı mimarlık tarihinde inşa edilmiş ilk cami olarak kabul edilir. İznik'te yer alan bu yapı aynı zamanda tek kubbeli Osmanlı camii türüne de ilk örnektir. Dönemin kayda değer diğer yapılarının başında 1472 yılında inşa edilen Çinili Köşk gelmektedir. Çinili Köşk Osmanlı mimarisinde daha sonra pek rağbet görmeyecek olan çininin dış kaplama olarak kullanıldığı nadir uygulamalardan biridir. Erken dönem Osmanlı mimarisine örnek verilebilecek diğer bir uygulama da Osmanlı İmparatorluğu'nun yaklaşık 600 yıllık tarihinin 400 yılı boyunca devletin idare merkezi olarak kullanılan ve Padişahlarının yaşadığı mekân olan Topkapı Sarayı’dır” (Tuncay s cilt 2012).



Klasik dönem (1501-1703)

Klasik dönem Osmanlı mimarisi
1501 ile 1703 yılları arasında hâkim olan Klasik dönemin örnekleri ağırlıklı olarak İstanbul'da yer alır. Özel mülkiyet kavramının olmamasından dolayı sivil mimari örneklerin olmadığı bu dönemde daha çok dinî yapılar ve kamu yapıları inşa edildi. Klasik dönemin mimarlarının genel yaklaşımı yüksek ve görkemli yapılar inşa etmek yönündeydi. Bu sebepten erken dönemde uygulanmaya başlanan kubbeli ve merkezî planlı yapılar, klasik dönemde daha anıtsal ölçeklerde uygulandı. Bu dönemi etkileyen önemli yapılardan birisi de 537 yılında inşa edilen Ayasofya idi. Ayasofya gibi büyük ana kubbelerin inşa edilebilmesi için yarım kubbelerin kullanılması pratiği de bu dönemde yaygınlaştı. Bu amaçla inşa edilen yapıların başında gelen camilerde ağırlıklı olarak kubbeli ve yan kubbeli örtüler ve tavanı destekleyen fil ayak destek sistemleri kullanıldı. Malzeme olarak küfeki taşı ve mermerin sıklıkla kullanıldığı klasik dönem yapılarının tasarımında genelde yukarıdan aşağıya inildikçe genişleyen bir tasarım kompozisyonu hâkim oldu (wikipedia Osmanlı klasik dönem mimarisi).
Sonuç olarak, Osmanlı Klasik mimarisi uzun ve etkileşimli bir sürecin sonucudur. Bu süreç “eski kıtaların” tamamını ve imparatorluk kültürünü içermektedir. Bu mimarlığı Osmanlı devletinin siyasi tarihi ile yakın bir ilişkide olduğunu unutmamak gerekir. Siyasi tarihin iniş çıkışları veya devrimleri mimariye de etkili olmuştur. Osmanlı devletinin beylikten imparatorluğa geçişin bütün aşamaları Osmanlı mimarlığında da bulunmaktadır. Bu yüzden bu alanı siyasi tarih ile incelemek bu alanı farklı bir açı ile anlamamızı sağlayacaktır.

Lâle Devri (1703-1757)
Osmanlı devleti mimariye, batılılaşma sürecine “Lale Devri” olarak adlandırılan dönemle girmiştir. Bu dönemde mimari açıdan belirgin bir batılılaşma gerçekleştirilememiş, farklı bir üslup da oluşturulamamıştır. Ancak Osmanlı Devleti, Avrupa kültürüne açılmaya başlamıştır. Matbaa gibi önemli araçlar ülkeye getirilmiştir. Dönemin en ünlü devlet adamları, padişah III. Ahmet ile sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır.
Bu dönem incelendiğinde Avrupa ile yakın ilişkiler kurulmuştur. Avrupa ya gönderilen bazı elçiler, orada araştırıp incelediklerini İstanbul’da da uygulamaya koymak istemişlerdir. Bunun neticesinde İstanbul’da birçok köşk, saray, bahçe, gezi ve eğlence yerleri mimari yapılar inşa edilmiştir. Köşklerin, sarayların bahçeleri, döneme adını veren lalelerle süslenmiştir. Fakat kısa sürede yapılmış olan bu yapıların çoğu Patrona Halil isyanı nedeni yakılıp yıkılmış ve büyük çoğunluğu tahrip edilmiştir.

Bu dönem kasır, köşk, sebil ve çeşme gibi sivil yapılarla dikkat çeker.



Dönemin önemli yapıtlarından bazıları şunlardır:

“III. Ahmet Yemiş Odası (1705): Topkapı Sarayı’nda bulunan bu odanın her tarafı tahta üzerine çiçek ve meyve resimleriyle süslenmiştir.

Yapıda, Klasik Osmanlı Döneminin sadeliğinin yerini çok çeşitli süsleme ögeleri almıştır.

Topkapı Sarayı’nın içinde bulunan III. Ahmet Kütüphanesi, Sultan III. Ahmet Çeşmesi, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesi dönemin diğer önemli yapılarındandır”(İbrahimgil lise sanat tarihi2).

https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/d2/topkapi_bibl_istanbul_2013_1.jpg/220px-topkapi_bibl_istanbul_2013_1.jpg

Görsel 2 (Topkapı Sarayı Enderun'unda bulunan 3. Ahmet Kütüphanesi içerisi, 1718)

https:/tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Topkapi bibl Istanbul 2013 1.

“Bu dönemin başlamasıyla, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki üst sınıf açık ve genel alanları sıklıkla kullanmaya başladı. Geleneksel ve içe dönük toplum değişmeye başladı. Çeşmeler ve Aynalıkavak Kasrı gibi sahil kıyısındaki rezidanslar yaygınlaştı. Bir su kanalı (diğer adı Cetvel-i Sim) piknik alanı, Kâğıthane dinlenme alanı olarak tesis edildi. Lâle devrinin Patrona Halil isyanı ile son bulmasına rağmen, batılılaşma davranışının bir modeli oldu. 1720-1890 yılları arasında Osmanlı mimarisi klasik dönem prensiplerinden saptı. I. Mahmut'un saltanatının sürdüğü dönemde (1730-1754) Barok stili camilerin inşasına başlandı”( İbrahimgil lise sanat tarihi2).


Barok dönemi (1757-1808)
Barok dönemin de yapıların içerisinde dairesel, kıvrımlı ve hareketli şekiller ağır basmaktadır. Barok mimarisini incelediğimiz zaman ışık ve iç hacim önemli olduğu gibi burada da etkilidir. Barok dönemi kendi üslubunu mizahını eserler üzerinde zengin süslemelerle bezenmiş döneme damgasını vuran sanat akımıdır. Bunun büyük örnekleri Nuru Osmaniye CamiiAyazma CamiiZeynep Sultan CamiiLaleli CamiiFatih TürbesiLaleli Çukur çeşme HanıBirgi Çakırağa KonağıAynalıkavak Kasrı ve Selimiye Kışlasıdır. Mehmet Tahir Ağa zamanın en önemli mimarıdır( İbrahimgil lise sanat tarihi2).


Barok mimari, 16. ve 18. yüzyıllarda gelişen ve müzikresim ve edebiyat alanından sonra  mimarlıkta da kendini yeterli düzeyde yer bulan akımdır. İtalyan kiliselerinde kudretini tanrıdan ve mitolojik taslaklardan alan ve işlemeli duvarlar heybetli bahçelerle donatılmış mimari yapılardır.

Paris'te önemli ölçüde bir yere sahip olan Versay Sarayı barok mimarisinin en gözde örneklerinden biri olarak kabul görmektedir(https://tr.wikipedia.org/wiki/Barok_mimari)(vikipedi özgür ansiklopedi).
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1f/cathedrale_saint_louis_versailles_quart.jpg/220px-cathedrale_saint_louis_versailles_quart.jpg

Görsel 3 (Versailles Aziz Louis Katedrali ) ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Barok_mimari)


Tanzimat Devri Mimarisi: 1875 yılına kadar sürmüştür. Fransa’da Napolyon devrinde meydana çıkan üslûbun özelliklerini gösterir. Başlıca örneği Sultan Mahmut Türbesi’ olarak bilinir.

En önemli tarihsel kaynakları inşa edilmiş yapılar ve bürokrasi mekanizması içinde inşaata dair resmi yazışmalar olan Osmanlı mimarlığı, 19. yüzyıla kadar henüz özerk ve yazılı bir bilgi alanı olarak kurulmamıştır. Bu durum bir yandan mimarlık tarihçilerinin araştırma alanını zayıflatırken, diğer yandan da tarih yazımına yönelik değişik stratejiler geliştirilmesini zorunlu kılmıştır. Ayrıca, 18. yüzyıl ve sonrasına ait mimari üretime ait Avrupa’da yapılmış yapılarda dil bütünlüğü kuran yapıları orijinal/kopya ilişkisi içerisinde yorumlayan Batılılaşma yanlıları, Doğu-Batı ayrımına vurgu yaparak ürettiği hiyerarşik söylem nedeniyle problemlidir. Özellikle Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesiyle beraber mimari gelişmeler için “modernleşme” süreci doğrultusunda bir yenileşme sunan Batılılaşma terimi, aynı zamanda homojen bir “Batı mimarlığı” ile kurulan benzerliklerin, dolayısıyla da kimliğe yönelik bir değişmenin ifadesi olarak da yorumlanan çelişkiler bulundurur.

“Buna karşılık Edward Said’in Şarkiyatçılık tartışması sonrasında gelişen post-kolonyal kuram bugün Batı ile Doğu ya da Batı-dışı olarak ayrımlanan farklı coğrafyalarda sosyal, kültürel ve este-tik benzerlikler üreten ilişkilerin iktidarın mekânsal dağılımından bağımsız düşünülemeyeceğini göstermiştir.”10(Edward Said,Şarkiyatçılık,2004)

Bu doğrultuda Osmanlı Devleti ile Batı Avrupa arasında toplumsal hayatın birçok yönde olduğu gibi mimari üretim yoluyla üretilen aktarımların da bir tarihselliği bulunan bir ilişkinin parçası olduğu düşünülmelidir. Bu nedenle artık yöresel kişiyi susturan taklit yanlısı yerine tarihi yazınsal bir taktik olarak Batı’nın yarattığı baskın etkiye karşılık karmaşık tepkiler gösteren yöresel kişinin konumu üzerinde yer aldığı doğu bilimcisi bu bağlamda birlikte vurgulanmalıdır.

3 Kasım 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği ortamı hazırlayan ve ardından devam eden siyasal ve toplumsal gelişmeleri eleştiren kaynaklarda “Tanzimat dönemi” olarak bilinen tarihsel aralık, 1876 yılında Sultan II. Abdülhamid’in tahta çıkışı ve ardından I. Meşrutiyet’i ilanına kadar olan dönemi kapsar.

“ Osmanlı yöneticilerinin de katkısıyla bilginin toplumsal bağlamının değiştiği, yeni bir doğruluk rejiminin kurulması sürecinin beraberinde yaşandığı iddia edilmektedir. Eski pratikleri ve bilgi üretme biçimlerini işlemez kılan bu durum, kendisini evrensel bir bilgi ve iktidar merkezi olarak dayatan karmaşık bir Batı sorunsalı etrafında tariflidir. Bu bağlamda toplum-sal bir mekanizma olarak bilgi ve iktidar ilişkisini sorunsallaştıran Michel Foucault’nun sunduğu kavramlar bu problemin çerçevesini kurmaya yardımcı olmaktadır Foucault’nun “doğruluk rejimi” olarak adlandırdığı şey, esasen bir toplulukta neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar veren söylemsel olan ya da olmayan mekanizmaların bütünüdür. Bu oluşum doğruyu söyleyebilecek olanların konumlarını, yani özneyi ve doğrunun nesnesini de belirler. Bilgi ise bu sürecin içinde kendini “doğru söylem” olarak kurar. Bu durumda “doğruluk” kendisini üreten ve destekleyen iktidar sistemleriyle ve kendisinin meydana getirdiği ve kendisini yayan iktidar etkileriyle döngüsel bir ilişkide kurulur. Bilgiyi var eden bu karmaşık ilişkiler ağı içerisinde söylemsel olan ve olmayan pratikler bulunur”(Michel Foucault,2006).



SONUÇ

Yapmış olduğum incelemeler sonucunda Osmanlı Devletinin mimarisi geçmişten günümüze kadar izlerini taşıdığı birçok uygarlıklarla etkileşim halinde bulunduğu ve bunları kendi kültür değirmeninde işleyerek mimari yapısını geliştirdiği gözlemlenmiştir. . Bunun yanı sıra büyük bir imparatorluk olmasından dolayı kendi için de yaşamış olduğu önemli siyasi ve kültürel olaylarda Osmanlı mimari yapısını etkilemiş ve şekillendirmiştir. Öyle bir dönem gelmiştir ki Osmanlı Mimari ve sanatsal alanda dünyanın günümüz sanat liderliği konumunu üstlenen ülkeler gibi bu alanda öncü olmuştur. Bunun en güzel örneğini vermek gerekirse Fatih Sultan Mehmed döneminde ülkemizde birçok sanat ve mimar üstadlarını İstanbul’da ağırlamış ve onların her türlü ihtiyacı burada saray tarafından karşılanmıştır. Hatta Da Vinci dahi Galata köprüsü için projeler göndermiş fakat neden kabul edilmemiştir. Kabul edilmeme nedeni hakkın da birçok söylenti olmasına rağmen kesin bir bilgi yoktur. Önemli yapılar bugün bile hala dünyanın eğitim alanında öncü kabul edildiği üniversitelerde araştırma konusu olarak verilmektedir. Bunlar arasında Osmanlının önemli mimarlarından Mimar Sinan’ın ustalık eseri dediği Selimiye Camiyi örnek verebiliriz.

Bu makaleyle Osmanlının ne denli bir mimari süreçten geçtiğini ve yaşamış olduğu değişimleri gözler önüne sererek araştırmadan hareketle Osmanlının mimarisiyle gün yüzüne çıkmamış yönlerini gözler önüne sermenizi temenni etmek en büyük amacımdı.

KAYNAKÇA

1-Prof. İNALCIK: Osmanlı 1302'de kuruldu Bilim.org - ""Osmanlı İmparatorluğu Söğüt'te değil Yalova'da kurulmuştur". 23 Mayıs 2009 tarihinde erişilmiştir.

2-Devlet kültürel miraslar idaresi

3-Bilim ve teknik S4-047 2011

4-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı web sitesi

5-TUNCAY Hülya(1980) (Türkçe). Çinili Köşk. İstanbul: Yapı ve Kredi Bankası. s. Cilt. Erişim tarihi: 18 Ocak 2012.

6-(wikipedia Osmanlı klasik dönem mimarisi).

7-Doc. Dr. iBRAHiMGiL, Mehmet Zeki, Lise Sanat Tarihi 2, Koza Yayın Dağıtım,2008

8-Doc. Dr. iBRAHiMGiL, Mehmet Zeki, Lise Sanat Tarihi 2, Koza Yayın Dağıtım,2008

9-Doc. Dr. iBRAHiMGiL, Mehmet Zeki, Lise Sanat Tarihi 2

10-EDWARD Said,Şarkiyatçılık: Batının Şark Anlayışları, B. Ülner (çev.), 4. Baskı, İstanbul: Metis,2004

11-FOUCAULT, Michel, The Archeology of Knowledge , 4. Baskı, London and New York: Routledge, 2006

12 https://tr.wikipedia.org/wiki/Barok_mimari (vikipedi özgür ansiklopedi)

Kopi pest

6-(wikipedia Osmanlı klasik dönem mimarisi).

12 https://tr.wikipedia.org/wiki/Barok_mimari (vikipedi özgür ansiklopedi)


Kopi pest resimler


1(http://blog.ihvan.com.tr/wp-content/uploads/2014/04/bursa-ulu-cami.jpg)
2(https://tr.wikipedia.org/wiki/Barok_mimari)
3( https://tr.wikipedia.org/wiki/Barok_mimari)


1 Harran Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği imeil- feyzullahyildirim02@hotmail.com


Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə