План за реализация на проект



Yüklə 210.67 Kb.
səhifə1/2
tarix30.04.2018
ölçüsü210.67 Kb.
  1   2





thinkingeurope.eu/ ; info@thinkingeurope.eu evetbg.org; evet@mail.bg info.sofia@kas.de

ELKİTABI
kültürlerarası işbirliği: Bulgaristan’daki deneyim


Yazarlar: Dr. Haralan Aleksandrov, Antoaneta Mateeva, İvan K. İvanov, Muzafer Mustafa
İÇİNDEKİLER:

Giriş
1. Proje metodolojisi


1.1. Eylem araştırması

1.2. Proje algoritması


1.3. Öğrenme ve liderlik

2. Teorik önkoşullar: farklılık, dışlama ve azınlık


2.1. Sosyal oluşturmacılık
2.2. Maddeci ve ilişkisel tanımlar

3. Metodolojinin uygulanması sonuçları


3.1. Odak gruplardan sonuçlar
3.1.1. Karmaşık kimlik
3.1.2. Kültürel değişim
3.1.3. Önyargılar ve kalıplaşmalar
3.1.4. İçerme ve dışlama politikaları
3.2. Eğitimlerin konuları ve dinamiği (çalışma seminerleri)
3.2.1. Topluluk ve kültürel kimlik
3.2.2. Toplulukararası çatışma ve bunun yönetimi

3.2.3. Liderlik ve etik


3.2.4. Kamu politikaları
3.2.5. Gruplar arası ilişkilerin düzenlenmesi
3.3. Kapanış konferansı
3.3.1. Gençlerin sesleri
3.3.2. Gençlik liderliğin yetkilendirilmesi
3.3.3. Niyetlerden eylemlere doğru

4. Zorluklar ve dersler


4.1. Boş siyasi konuşmanın aşılması
4.2. Topluluk içinde aile ilişkileri ve güven
4.3. Siyasi katılım hakkında dar bir görüş
4.4. Eleştirel düşünmenin geliştirilmesi
4.5. Önyargıların ve travmatik deneyimin aşılması
4.6. Metodolojik tavsiyeler
4.6.1. Topluluğu içeriye çekmek

4.6.2. Duygusal dinamiğin göz önüne alınması


4.6.3. Sürecin uyumu ve içerik
4.6.4. Gençleri yetkilendirme
4.6.5. Öz-araştırma

5. Sonuç
5.1. Azınlığın sosyal yapısı


5.2. Grup ilişkileri
5.3. Dışlamanın dinamiği
5.4. Azınlığı kötüye kullanma
5.5. Farklılıkların alıştırılması
5.6. İçerme politikası
5.7. Bir uygarlık süreci olarak kültürlerarasi diyalog

6. Ekler
Giriş

Şartlı olarak kültürlerarasi iletişim için elkitabı adlandırılan bu metnin fikri, Haralan Aleksandrov, İvan K. İvanov, Antoaneta Mateeva ve Muzafer Mustafa’dan oluşan uluslararası bir araştırma ekibin desteğiyle 2012 yılında "EVET" (European Vision for Ethnic Tolerance - Etnik Hoşgörü için Avrupa Vizyonu) Sivil Derneği tarafından gerçekleştirilen yenilikçi bir projeden deneyimi paylaşmaktır.

Proje kapsamında faydalananın altı temsilci araştırma ekibine yardımcı oldu ve onlarla beraber projeyi gerçekleştiren "uzman grubunu" oluşturdu. Operasyonel uzmanlar şu kişileri dahil ediyordu: Ergin Emin - proje yöneticisi ve "EVET" Başkanı, Tatyana Tsoneva, Semra Yakup, Ayrin İbryamova, Hatice Barabunova ve Hristina Bojinova. Bu kişiler eğitimlere katıldılar, konferansları desteklediler ve elkitabın hazırlanmasına yardımcı oldular.

Projenin gayesi Bulgaristan'da heterojen etnik nüfuslu bölgelerden yerli resmi ve gayri resmi liderlerine topluluğun kalkınmasıyla ilgili sorun ve görevleri hakkında yapıcı ve hoşgörülü bir diyalog içine girmelerine imâk sağlamaktır. Proje karışık nüfusa sahip bölgelerde sosyal sermayenin artırılması için temel olacak yerlerde liderlik kapasitesi inşa etme gibi iddialı bir hedefi vardır.
1. Proje metodolojisi

Proje ekibinin karşılaştığı ilk işlerden biri araştırma metodolojisi seçimdiydi. Görevin mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda geleneksel kalitatif yöntemlerini (odak grupları aracılıyla araştırma) eylem araştırmasıyla (action research) birleştiren ortak bir yöntem seçtik.


1.1. Eylem araştırması

Bu yöntemin temel özelliği demokratik ve katılımcı olmasıdır- bu yaklaşım araştırma sürecinde araştırılan topluluğum temsilcilerin aktif ve bilgili katılıma dayanır.

Bu yöntemi uygulayan araştırmacıların görevi tüm araştırma katılımcılardan öz-yansıtma ve kendini tanıma durumu için önkoşullar yaratmaktır. Bu metot, araştırılan insan ve toplulukları konu olarak algılamazken, bunları araştırmanın konusu hakkında fikir ve görüş oluşturmaları, araştırmacıların varsayımlarını ve sonuçlarını tartışmaları ve kendi açıklama ve hipotezlerini sunmak için davet edili tam üye araştırmacı olarak kabul eder. İlâveten, araştırma soruları katılımcılar tarafından teklif ypıldığında araştırma anında zenginleştirilebilir ve geliştirilebilirler.

Bu yöntemin başarılı olması araştırmayla meşul tüm kişilerin bu durumların dinamiğine katkılarını daha derin anlamak amacıyla farklı sosyal ortamlarda kendi katılımını öğrenme sürecine dahil olmaları için hazır olup olmadıklarına bağlıdır (katılımcı araştırma). Bu yetkilendiren metot pratikte öz-yansıtmayı teşvik eden ve kültürel inanç ve tutumları sorguya çeken muhatapların açık bir konuşmaya alınmasıyla gerçekleşir.

Bu türden başarılı olan araştırmaların değişikliğie yol açan sosyal çevreye müdahale etkisi vardır. İşte bu yüzden bu yöntemle bilgi büyük oranda araştırılan grup ve toplulukların aktif katılımıyla gerçekte meydana gelen değişiklikler ile doğrulanır.

Bu yöntemi seçmek için nedenimiz Bulgaristan'daki azınlık mensupların kültürlerarası iletişimden önemli ve sıklıkla benzersiz bir deneyime sahip olmaları anlayışıdır. Biz bu deneyimin uygun bir şekilde araştırılır ve basit bir dilde paylaşılırsa, bunun kültürlerarası etkileşim durumlarında bireylerin davranışlarını yöneten kuvvetler hakkında yeni bilgi üretebileceğine inanıyoruz. Tam da bu anlamlı bireysel ve grup deneyimine dayanan kendini tanıma Bulgaristan'da grup içi ve gruplar arası ilişkiler, daha iyi doğru değiştirme potansiyeline sahiptir.


1.2. Proje algoritması

Bu araştırma yöntemi ruhu içinde, projenin başından beri faaliyetlerinin planlamasında, araştırma tasarımının geliştirilmesinde, katılımcıların seçilmesinde, araştırma hipotezlerin formüle edilmesinde vd. EVET derneği yönetimi dahil oldu.

Proje algoritması öğrenme doğal ritmini ve kendilerinin tanıttığı konulardan katılımcıların gelişmesini takip eden bir dizi adımlar olarak düzenlendi. Uzmanların görevi araştırma odağını korumak, toplanan bilgileri analiz etmek ve doğrulamak, liderlerin oluşturdukları grubun kapasitesini geliştirmek öyle ki bu grub kendisini yetkilendirmesi ve konuya olumlu değişim yaratmaktı.
Hazırlık aşaması proje ekibin senkronizasyonu, proje amaçlarına dair bilgilendirme, odak grup katılımcıların seçimi için kriterlerin geliştirilmesi ve diğer proje faaliyetlerini içeriyordu. Araştırma safhası anketler hazırlanması ve odak grupların gerçekleştirilmesi, sonuçların analizi, önemli konuların çıkartılması, eğitim malzemelerinin hazırlanması ve eğitimlerdeki katılımcıların tanımlanmasını içeriyordu. Çalışmanın başında projeye katılmaları için karışık bölgelerde yaşayan resmi ve gayri resmi liderler insanlara (bakınız Ek 1 Davetiye) davetiyeler gönderildi. Bunlar EVET’in ağı tarafından Bulgaristan’da azınlıkların sorunlarına karşı taahhütü olan ve değişim konusuna ilgi duyan insanlar olarak tespit edilmiştir. İnsanların belirli bir kısmı bu davetiyeye cevap verdi ve ardından motivasyon mektubu ve amacı sivil katılımı ve adayların siyasal okuryazarlık tespiti olan (bakınız Ek 2 Giriş anketi) giriş anketi doldurarak projeye katılma arzusunu beyan ettiler.
Araştırma aşaması odak grupların planlaması, hazırlığı ve gerçekleştirilmesi ve bunların sağladığı verilerin analizini içeriyordu. Odak grupların organizasyonu bölge bazında yapılarak hedef tüm ülkeyi kapsamak ve bununla birlikte karışık bir nüfusa sahip bölgelere öncelik vermeyi amaçlıyorlardı.(bakınız Ek 3 Odak grupların gerçekleştirme Planı) Ön fizibilite çalışmasından sonra grupların Sofya, Pleven, Ruse, Şumen, Gotse Delçev, Asenovgrad ve Kotel’de yapılmasına karar verildi. Bu bölgedeki bütün aktif sivil topluluklardan temsilciler, ancak anlaşılabilir nedenlerden dolayı (izolasyon, dışlama) yakınlaşma ve kültürlerarası diyalog konusuyla ilgilenen ekseriyeti azınlık grupların temsilcileri davet edildi. Odak grupların içerik ve süreç analizinden sonra sonraki eğitimlerin ve milli konferans konuları oluşturuldu.
Son iki safha sonuçların analiziyle eğitim seminerlerin yapılması ve kapanış konferansı hazırlığı ve gerçekleştirilmesi oldu. Bu proje mantığında eğitimler topluluğa dış bilgi getirmek değil de temsilcilerin ilgilendiği sorulara bir cevap olarak planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Odak grup katılımcıları kültürlerarası iletişimle ilgili ülkenin farklı bölgelerinde bazılarının daha fazla ısrarı ile tekrarlanan çok sayıda ve çeşitli sorular hazırladılar. Bunlar eğitim seminerlerinin ana konuları olarak çıkartıldı ve gerçek hikâyelerle gösterilerek odak gruplarda paylaşıldı ve böylece araştırma katılımcıları eğitimi yazan yazarlardan biri oldular. Eğitimler iki günlük birer seminer olup erişilebilir dilde düzenlendiler ve grup çalışması için çeşitli formatlar sundular.

Uzmanlar eğitim sürecinde topluluğun temsilcilerin liderliğini almadan destekleyici rolüne girdiler. Eğitimlerin hazırlanması ve yürütülmesiyle paralel olarak, kültürlerarası diyalog konusu hakkında bir broşür dağıtıldı.


1.3. Öğrenme ve liderlik

Proje gündeminden önemli bir kısmı doğal yenileme sürecini kolaylaştırmak ve topluluklarda liderliği geliştirmek oldu. Bu amaçla, genç katılımcılar kültürlerarası diyalogla ilgili konu ve zorluklara ilişikin liderlik rollerine girmeleri teşvik edildi.

Gençlerin liderlik rollerin alınması "EVET" derneğin onaylanmış liderlerin ve araştırmacı, moderatör, konuşmacı ve danışmanlar rolünde dış uzmanların yardımıyla usulça yapıldı. Aynı zamanda bir "uaşayarak öğrenme" olarak bilinen biçimlendirici eğitimi olan bu yöntemde uzmanlar küçük ve büyük gruplarda çeşitli iş durumları oluşturur ve kendi yorumlarıyla ve yol gösterici sorularla yenilikçi fikirlerin çıkmasını ve sosyal katılım için yeni becerilerin oluşumasını teşvik ederler. Gruplar halinde çalışma orijinal katılımcı liderlik ortamı oluşturur: en aktif ve yaratıcı, en hazırklı ve görevi üstlenen katılımcılar liderlik rolleri alarak grubun karşılaştığı zorluğu başarılı olarak göğüslenirler ve grubun çalışma stilini ve yönünü belirlerler. Liderliği devralma sürecinin önemli bir kısmı etnik arası diyalogla bağlantılı sorunları belirlemek ve yerel düzeyde proje, politika ve girişimler şeklinde bunların çözümü için grubun kaynaklarını seferber etmek oldu.
Liderler seçildikten sonra, uzman ekibin görevi kültürlerarası iletişimden kendi tecrübelerini kamu dilinde ifade etmeleri için bunlara gerekli olan eğitim ve danışmanlığı sağlaması ve gelişmesi ve kamusal hareket için liderlik zihniyeti ve hazırlığı geliştirmesi için fikirler vermekti. Bizim hipotezimiz bu süreçte topluluk liderliğin geleneksel babacan modeline meydan okumak ve yeni, katılımcı modeli oluşması için uygun fırsatların ortaya çıkacağı yönündeydi. Bu beklentinin ne kadar haklı olduğu bu metnin bir sonraki bölümünde belli olacak.
Projenin zirvesi eğitim seminerleri esnasında grupların belirlediği genç liderlerlerin kilit rolü olduğu Şumen’deki kapanış milli konferansın gerçekleşmesi oldu. Gençler konferans konularında dört takım kurdular ve uzmanların yardımıyla büyük ilgi yaratan ve birçok soru sorulmasına sebeb olan sunumlar sundular. Geniş ve kritik bir dinleyici kitlesinin önüne çıkmak ve bunda başarı olan gençler için bu ciddi bir zorluk oldu. Bunlar hazırlık deneyiminden ve konferansa katılmanın kamusal davranış için önemli bir okul ve gelecekteki sosyal ve politik faaliyetler için iyi bir başlangıç olarak ​​değerlendiler.
2. Teorik önkoşullar: farklılık, dışlama ve azınlık

Projenin ana hedeflerinden biri kültürel çeşitlilik açısından toplulukta dışlanma ve içerme fenomenleri incelemekti. Şartlı dişlama veya içerme tecrübesi odak gruplarında en sık paylaşılan deneyimdi. Kılavuzun bu bölümü etnik farklılıkla ilişkili kalıplaşmaların ortaya çıkması ve devam ettirme mekanizmalarını ve bunlardan doğan damgalanma, sosyal dışlama ve azınlık ilişkilerini araştırıyor.


İnsanlar arasındaki farklılık hayatta farklı şekillerde yorumlanabilen ve kullanılabilen bir gerçektir. Çok sık olarak bununla güç ve kontrol amaçları için suiistimal edilmektedir.

belirli bir özelliğe göre tüm topluluklara aşağılık empoze edildiğinde ve bunların eşit muamele hakkı rededildiğinde insan çeşitliliği ile sistematik olarak istismar edildiği azınlıktan bahsedilir. Bu suistimal olasılığı insanın grup halinde olma doğasında vardır. Bu olayların gerekçelerini ve mekanizmaları anlamak için sosyal yapılandırmacılığı ve grup ilişkileri tamamlayıcı teorilerine başvuracağız.


2.1. Sosyal oluşturmacılık

Klasik metinlerinde "gerçekliğin sosyal inşası" Pitır Bırgır ve Tomas Lukman Peter (Sofya, 1996) nesnelleştirilmenin ve cisimleştirmenin bilişsel ve sosyal mekanizmalari incelerler. Bu mekanizmaların bilinçsiz kullanımı kültürlerarası iletişim dahil sosyal ilişkiler hakkında bir insani yaratma olarak değil de doğal bir olgu olarak bulduğumuz ve katılımımıza alakasız görünen dış bir gerçek gibi düşünmemizi sağlar.


"Önceki nesnelleşmenin tartışmasından objektif bir sosyal dünyanın inşasından hemen sonra cisimleşme imkânı doğduğu görünür olduğu açık olmalıdır. Sosyal dünyanın objektifliği bunun insan için dış bir şey olarak kendisiyle karşı karşıya gelmek demektir.

Önemli olan, nesnelleştirilmesine rağmen sosyal dünyanın insanın icadı olduğunu hala zihinde olması - dolayısıyla insanlarca tekrar icad edilebilir.

Diğer bir deyişle, cisimlleştirme nesnelleşmiş dünya insani bir fiil olarak anlamını yitirdiği ve insan dışı, insanlaştırmaya yatkın olmayan, etkisiz bir gerçek olarak kalıplaştığı nesnelleşme sürecinde aşırı bir adım olarak tarif edilebilir

nin konulmuş anlayışı kaybeder ve insani, inatçı, inert gerçekliği gibi sertleşir olan işlem.

Kendisine has bir şekilde, insan ve dünyası arasındaki gerçek ilişki akılda altüst olur. Dünyanın üreticisi beşer, kendi ürünü olarak algılanır, insan faaliyeti ise – insan dışı süreçlerin bir epifenomen olarak algılanır. İnsan anlamları artık dünya üreten ve bu da, "şeylerin doğası" olarak anlaşılmaz.

Cisimlleştirme bilincin bir modalitesi olduğu ve özellikle - beşer dünyasının insani simglemesinin bir modalitesi olduğu vurgulanmalıdır.

Dünyayı cisimlleştirme kavramlarında algılasa bile, insan bunu üretmeye devam ediyor. Bir başka değişle insan çelişkili olarak, bunu reddeden bir gerçek üretme kapasitesine sahiptir." (s. 109-110)
2.2. Maddeci ve ilişkisel tanımlar

Sosyal yapılandırmacılık kavramsal çerçevesinde azınlık fenomenini farklı tanımlaması için "azınlık" terimine ilişkisel tanımı sunmak mümkündür.

Netleştirilmesi için, azınlık hakkında belirlenmiş kavramının sorun haline getirilmesi ve genişletilmesi gerekirken bu bizim kültürümüzde etnik topluluk olarak belirlenir.

Böyle dar bir tanım azınlık için maddeci/özcü, etno milliyetçi bir görüşü ortaya koyar - bir dizi istikrarlı ve verimli kültürel özelliklerle fark eden ayrı bir grup insan.



Kökü 19. yüzyıldan olumlu bilim geleneğinde olan maddeci bakış açısına dayanarak, araştırmacılar genellikle insan gruplarının özelliklerini örneğin kan grubu içten has, tipik ve istikrarlı bir şey olarak olarak düşünmeye eğilimindedirler. Bu şekilde gruplara ve toplulukara kontrol edilmeyen ve gerçek olarak kabul edilen özelliklerin dayatılması mümkün olur. Böylece kalıplaşmalar oluştururlar ve korunurlar - kültürde bulduğumuz ve güvene aldığımız varsayımlar ve bize düşünmemize ve en az çaba ile dünyada yönlenmemize yardımcı oldukları için nadiren şüpheyele baktığımız varsayımlar. Olumsuz kalıplaşmaları (işaret, damga) stigma (iz) olarak adlandırırız, belirli bir kategori insan için olumsuz özelliklerin dayatılması ve korunması süreci ise damgalama olarak isimlendiririz.
Bu özcü açıklamalar fiziksel dünyadan olaylar ve gerçekler için iyi olduğu unutulmamalıdır - mineraller, kimyasal elementler, sert nesneler, bitki ve hayvan türleri özellik, şekil ve işlevlerden oluşan bir dizi olarak düşünülebilirler ve doğal bilimler yöntemleriyle analiz edilebilirler. İnsan bilimlerinde bu yöntem, bireylerin ve insan gruplarının sadece araştırma hedefi olmadıklarından, öğrenme sürecinde aktif bir konu olduklarından dolayı başarısız kalır. Mineraller ve bitkilerden farklı olarak insanlar seyredenin açıklamalarıyla bir diyalog içine giren ve sıkça bunları yenen kendi açıklamalarını üretme yeteneğine sahiptirler. Bu anlamda, insan bilimlerinin oluşturdukları bilgi, her zaman geçicidir ve belirsizdir çünkü onun yanında farklı versyonlar ortaya çıkar ve etkileşir. Sadece bilimin çerçevesinde kalarak insanlar hakkında önemli düşünmek olumlu hatası nispeten zararsızdır - bu insan ilişkileri doğası, sosyal etkinlikler ve süreçler hakkında yanlış ve saf sonuçlara yol açar. Ancak bu epistemolojik hata bir politikanın temeli haline gelirse, bunun derin ve kalıcı yıkıcı etkileri olabilir. Politikadaki insan grupları ve ilişkileri hakkında maddeci düşünme sosyal mühendisliğe yol açar, bu ise toplumdaki süreçlerin doğrusal olduklarını ve kurumsal güçle tamamen kontrol edilebilir hatalı varsayımına dayanmaktadır. Aslında, insanların öz-yansıtma yeteneği nedeniyle, sosyal süreçler her zaman sirküler, yani daireseldirler ve bunnlara katılan herkesin katılmasını öngörmektedir. Azınlık sorunları alanında sosyal mühendislik başarısızlığın tipik bir örneği Bulgaristan'da ‘diriliş süreci’ (Bulgarlaştırma yada Bulgarizasyon) olarak bilinen, asimilasyon politikasıdır ve özellikle bunun bilimsel aletlerle desteklenmesi ve meşru kılınması. Her ne kadarda "bilimsel" kurumlar totaliter devlete Türklerin ulusal bilincini gaybeden Bulgarlar oldukları gerekçeli ve ikna edici bir şekilde ispat etselerde, insanlar kendilerini Türk olarak tanımlarlar ve hiçbir bilimsel kanıtlar aksi olduğunda onları ikna edemez. Bu "obejektif" gerçek sadece kurumsal zorlama ve ölçülemez insan acısı pahasına topluluğa empoze edilebilir.
Burada azınlık içim insan ilişkilerinin bir fenomeni olarak bir tanım sunuyoruz. Azınlığı yarı-doğal bir gerçek olarak kabul eden maddeci/özcü tanımdan farklı olarak, ilişkisel tanım azınlığın insan ilişkilerinde inşa edilen sosyal bir gerçek olduğu anlayışına dayalıdır. Bu tanıma göre bireylerin ve grupların azınlık statüsü her türlü "ötekilik" tipi dayalı olabilir - etnik farklılık, dini inanış, engellilik, yoksulluk, ruhsal hastalık, eşcinsellik, göçmenlik statüsü, şiddet kurbanı vd. Bu açıdan bakıldığında grupları anlamak için bunların iç özellikleri değil de aralarındaki etkileşimler ve özellikle dışlama ve içerme ilişkiler ve kültürlerarası diyaloğun kilit anlam taşır.
3. Metodolojinin uygulanması sonuçları

Beklediğimiz gibi, katılımcı ve sistematik yöntemin uygulanması proje katılımcıları onun yazarlarından bir yazar olmalarını sağladı. Paylaşılan yazarlık daha odak gruplarında tartışmak için önerdikleri konu ve sorularla başladı, eğitim etkinliklerinde aktif katılmalarıyla devam etti ve kapanış konferansın hazırlık ve gerçekleştirme sürecinde liderliğin almasıyla tam güçle meydana geldi.


3.1. Odak gruplardan sonuçlar

Burda yedi odak gruplarında gündeme alınan konuları ve katılımcıların sundukları etnik arası iletişim fenomenlerin açıklamalarını sunuyoruz.


3.1.1. Karmaşık kimlik

Tüm gruplarda gündeme alınan ana konulardan biri Bulgaristan'da azınlık toplulukların karmaşık ve çoğu zaman çelişkili kültürel kimliğidir. Kimlik konusu en az birkaç sebepten dolayı merkezi bir konu oldu:



Konu bu topluluklardan olan insanların hayatından mecburi olarak vardır, açıkça (özgür irade ve dışarıdan dayatılan etiketlere karşı direnme) veya dolaylı biçimde (diğer toplulukların üyeleriyle etkileşim gibi). Aynı zamanda kültürlerarası iletişim için bu konu kilit ön şart olup dinamiği büyük ölçüde katılımcıların kimliği ne kadar kabul edildiğine ve tanındığına veya tartışıldığına ve aleyhinde konuşulduğuna bağlıdır. Son olarak, kimlik – kabul edilmiş veya tartışılmış – toplulukların üyelerinin öz-değerlendirmenin ve öz-tanıtımının önemli bir ayağıdır ve bu anlamda çok özel bir şey olduğu gibi önemli sosyal ve kültürel bir kaynaktır. Bu bağlamda bireysel ve kolektif kimlik ışığında odak gruplar yansıtma ve öz-araştırma alanı sundular.
Genel olarak katılımcılar kimliğin birey, aile ve topluluk boyutları olan karmaşık bir fenomen olduğu anlayışını paylaşıyorlar. Ayrıca, kimlik değişmez bir gerçek olmayıp aile ve sosyal tarih faktörlerin yanı sıra daha geniş kültürel çevre ve somut sosyo-ekonomik ortamın etki yaptığı kişisel ve topluluk oluşum sürecidir. Kimlik etnik ve dini köken bunun kalıcı özelliklerini oluşturan katmanlı bir olgu olarak algılanırken, kültür daha esnek ve plastik olarak görülür: köken sınırlarını aşar ve farklı toplulukların temsilcileri hem bölme hem de bağlama özelliğine sahiptir. Yabancı kültüre karşı olan ilgi kendi kültürün tanıma ve takdir etmenin bir fonksiyonu olarak anlaşılmaktadır. Bu anlamda, kendi kültürün değerini yeniden keşfetmek ve paylaşmak özgürlüğü, kültürlerarası diyaloğun farklılıkları ve başarılı olarak gerçekmeşesi arasında bir köprü atılmasını sağlayan bir şarttır.
Gruplardan birkaçında Bulgarlaştırma sürecinden yaşanan kültür şiddet sonucu olarak özgü bir kurban kimliği oluştuğu vurgulamıştır. Bu travmatik kimliği kendi kültürünün düşük bir öz-değerlendirme ve olumsuz algılamayı oluşturmuştur. Bu nedenle anlamlı bir kültürlerarası diyalog için ciddi bir engel teşkil etmektedir çünkü yeterli iletişim için şart diyalog katılımcıların özgüvene sahip olmalarına (utanç ve suçluluk duygularına sahip olmamalarına) ve kendi kimliklerinin farkında olmaktır. Bu bağlamda, ayrı topluluklar kendileri araştırma, kendi kültürünün olumlu örneklerini bulma ve gösterme için desteklenmelidir. Kendi kültürünü farkına varma ve anlaşılmasına dayalı bu kendini bilme diğer kültürlere karşı sağlıklı bir ilgi teşvik eder ve kültürel sınırların ötesinde özgür ve tarafsız iletişimi mümkün kılar. Gotse Delçev grubu bir katılımcının sözlerine göre, kültürel kimliklerin değişimi farklı bir ad veya dine sahip insanlara karşı olan çoğunluğunun olumsuzluğunu aşacaktır. Kültür ise sadece etnik grupların temsilcileri olarak değil de insanlara benzersiz bireyler olarak iletişim kurmalarına izin veren farklı toplulukların zevklerini, değerlerini ve ahlakını ortaya koymaktadır. Ruse grubu katılımcılarına göre, kültürel ve dini çeşitlilik değerlidir, bu bilgeliği ve hoşgörüğü temsil eder. Etik normlar kültür içinde yer alirlar, ancak devlet teşvikler ve düzenlemelerle kültürel alışverişi teşvik etmelidir.
3.1.2. Kültürel değişim

Kimlik konusu doğrudan kültürel değişim konusuyla ve bunun bireylerin ve grupların hayatlarıyla ve aralarındaki ilişkileriyle ilgilidir. Kültürün toplulukların ve bireylerin refahı için belirleyici bir faktör olduğu doğrudur ancak eğitim kurumları tarafından muhafaza edilen ve tekrarlanan bir yüksek kültür anlamında. Bu bağlamda, kültürel küreselleşme ve internet iletişim hem kültürel geleneğin gelişmesi için bir fırsat hem de bir tehdit olarak algılanır.


Tehlike kapalı toplulukların kendi sınırlarını aşan, kimliği ve gelenekleri aşındıran küresel kültürü entegre etmeye hazır olmadıklarından kaynaklanır. Temel değerlerin kaybolması sadece kültürün değil, aynı zamanda topluluktaki ahlaki bozulmaya ve düşüşe yol açar. Film ve internet sanayisi özellikle gençler üzerine kötü etki yaparak bunlar giderek kendi kültürel köklerinden yabancılaşırlar ve kendi topluluk kimliğini oluşturan özgü değerleri kaybederler. Artan küreselleşme baskı ortamında beklenti devletin ve Avrupa Birliğinin kültürün ve geleneklerin sürdürülmeleri için angajman olması yolundaydı. Argüman onların tam topluluğun birleştirme çekirdeği oldukları ve diğer topluluklarla ilişki kurduğu araçlar olmalarıdır.
Sürgünde yaşamış olan insanlar kültürel küreselleşme ile ilgili daha iyimser bir bakış açısı dile getirdiler. Örneğin, Şumen’deki grupta küresel kültür, örneğin birleşik bir Avrupa gibi, daha geniş bir çerçevede bağlanmak için bir şans olarak tarif edildi. Ortak bir kültürü paylaşan insanlar dünya çapında daha başarılı entegre olurken zihniyeti kapalı topluluklarda oluşanlar kabul eden ülkenin kültürel gettolara kapsülleşme eğilimi gösterirler. Külterlerarası bir ortamda (Kanada) yaşama deneyimi olan odak grup katılımcıları kendi kimlik bakış açısı ortama göre değiştiğini paylaşırlar. Evrensel değerleriyle büyük çok kültürlü dünya kapsamında, küçük farklılıklar belirleyici olmaktan dururlar ve o zaman diyalog doğal bir şekilde ve angaje olmakla akar. Fakat kendi ülkende iyi karşılanmazken ve kendi kültürünle gurur duyma şansın olmadıysa daha geniş bir bağlamda bile yabancılaşmış ve kapalı durma riski daha büyüktür.
İnsanların daha eğitimli ve ekonomik olarak aktif oldukları büyük yerleşim yerlerinde kültürlerarasi diyaloğun daha kolay olduğu görüşü hâkimdir. Daha küçük yerleşim yerlerinde ve karışık bölgelerde insanlar bireysel kalitede kabul edilirler ancak topluluk arası iletişim söz konusu olduğunda grup direnişler ve kalıplaşmalar devreye girerler ve onlar geri çekilirler ve kapanırlar. Etnik gruplar arası ilişkiler kültür ve zihniyet meselesidir ve tam kültürlerarası diyaloğu elde etmek için hem çoğunluk hem de azınlık tarafından yerleştirilen iç engelleri aşmak gerekir. Bu amaçla eğitim ve ekonomik refah gerekirken, yoksulluk ve cahillik topluluklar arasındaki iletişim için başlıca engellerdir. Bu bağlamda gençlerin ve özellikle küçük topluluklardan liderlerin ekseriyeti tanınmış üniversitelerde eğitim imkânı aracılıyla tam başılı olmaları için bir şans elde etmeleri çok önemli olarak kabul edilir.
Kültürel değişimin bir diğer boyutunu, hem umutlar hem de korkular doğuran kuşak farklılıkları verir. Asenovgrad katılımcılarına göre kültürlerarası siyaloğu sorunu kısmen nesillere aittir. Yetişkinler görünüşte daha akıllı ve sakindirler, ancak özellikle etnik açıdan karışık bölgelerde yaşadıkları zaman ayrı toplulukların yaşam ilkelerin kolayca değişmelerine izin vermez. Etnik farklılıkların ötesinde iletişim gençler için daha kolaydır, yeter ki öğrenmek ve gelişmek için ekonomik özgürlüğe sahip olsunlar.
3.1.3. Önyargılar ve kalıplaşmalar

Kültürlerarası diyaloğun önündeki başlıca engel olarak azınlık grupları açısından egemen topluluğun desteklediği negatif önyargılar ve kalıplaşmalar oldukları vurgulanır. Tanınma ve eşit muamele göremeleri için azinlik grupların üyeleri ek çaba sarf etmeli ve özelliklerini kanıtlamak zorundadır. Bu ise bu toplulukların yetenekli ve aktif temsilcileri önüne egemen topluluk üyelerinin ‘bir hak olarak’ aldıkları şey için mücadele etmeleri veya kendi kökenini ve kültürünü gizleyerek gönüllü asimilasyon yolunu alma gibi imkânsız bir seçim koyar. Bu ilân edilmeyen ancak kültürel kendini silme pahasına kabul etme yetkili şartı görünüşte hoşgörü altında gizlenmiş asimilasyoncu baskı olarak yaşanır.

Kültürlerarası diyalog çoğunluk ve azınlık temsilcileri arasındaki asimetrik etkileşim için en iyi alternatif olarak kabul edilir. Diyalog topluluklar arası etkileşimin kabul edilebilir ve doğal bir formudur ve miras alınan kalıplaşmış ve başarısız modellerini vazgeçirme özelliğine sahiptir. Diyalogta önyargıları aşmak daha büyük olanın daha küçük olandan uzaklaşma ve ırk veya dinden dolayı dışlama tutumunu geçersiz kılan ötekiye karşı olan gerçek ve iyiniyetli bir meraktan geçer.
Kalıplaşmaları ve önyargıları aşmak için önemli bir şart diyalog katılımcıların eğitimi ve özgüveni olarak belirtilir. Eğitimli insanın değerli olduğu kanaati, belirli bir kültüre ait olduğu ile gurur duymasına yardımcı olur ve bunu paylaşma isteğini belirler. Veya aksine, vatandaşların çoğunluğu bir ülkede ya da toplulukta rahat değilseler, azınlık kolayca aşağılık duygusuna bir kurban haline gelir. Bu anlamda, azınlık toplulukların refahı ve kültürlerarası iletişimin kalitesi toplumun ve devletin genel durumun bir fonksiyonudur. Katılımcılar ailenin ve eğitimin önyargılı tutumları ya da tersi, toplulukların sınırlarını aşan kabul etme ve açıklığı belirleyen temel unsurlar oldukları konusunda hemfikirler.
Araştırmaya katılanların çoğunu ilgilendiren bir konu tarih ve bunun sunumudur. Tarihin tek taraflı gösterilmesi bir topluluğun özellikleri hakkında bir veya başka olumsuz inancı destekler. Hoşgörülü ve çok kültürlü bir topluluğun inşa edilmesi genellikle karışık ve çelişkili olan bir bölgede etnik gruplar arasındaki ilişkilerin tarihi dikkatli ve doğru okuma gerektirir. Bu yüzden milli devletin kendi topraklarında yaşayan bütün etnik grupların bayramlarına, geleneklerine, kültürüne ve folkloruna saygı göstermesi gerekir. Folklorda, çeşitli grupların temsilciler onları bağlayan ve kültür alışverişini ve ortak yaşamı teşvik eden birçok ortak şeyleri keşfederler. Bu tanıma ve yakınlaşma sürecinde medyalar önemli bir rol oynayabilir, ancak kültürlerarası iletişimi engelleme ve hatta yok etme gücüne de sahipler. Çağdaş bilgi toplumunda, medyalar toplulukların açılmasını desteyebilecekleri gibi aralarındaki ilişkileri çarpıtabilirler de. Gotse Delçev grubundan katılımcılar internet ortamında kültür karşılaşma geleneksel durumlarına özgü önyargıların daha kolay aşıldıkları tam kültürlerarası diyalog deneyimi paylaştılar.
3.1.4. İçerme ve dışlama politikaları

Buraya kadar söylenenlere bakıldığında araştırma katılımcıların ırk ya da dinden dolayı sosyal dışlanma durumlarından geniş ve acı deneyime sahip oldukları açıktır. Onların devletin dışlamayı kısıtlaması ve politik yöntemlerle dışlamayı reddedilmesi yönünde büyük umutları var. Azınlık ve çoğunluk arasındaki doğal eşitsizliği ortadan kaldırma devlet tarafından müdahale gerektiği yaygın görüştür, ancak ne yapılması gerektiği görüşlerde büyük farklılıklar vardır. Asenovgrad katılımcılarına göre etnik temsil etmenin bir siyasi parti tarafından tekelleşmesini ortadan kaldırmak devletin görevidir.

Politikanın benzer kültürel ve sosyal çıkarları olan insanları bir araya getirmesi normal olduğuna inanılmakta, fakat bir etnik veya dini grubun sadece bir partiyle bağlanması riskler taşır. Kapsüllü etnik toplulukların açılması teşvik edilmesi gerekirken bu toprak ve coğrafi sınırların aşaılması gerektiği bir eğitim ve değişim meselesidir: "Ülkeyi ve dünyayı tanımak ve daha büyük bir milli topluluğa mensup olmak duygusu senin kültürel çeşitliliği rahatlıkla kabul etmeye istekli kılan şeydir."
Ruse katılımcılarına göre etnik ve dini hoşgörü sorumluluğu hem devletin hem de insanlarındır. Bu siyasi partilerin ve kurumların kararlı ve uyum içinde çalışmak zorunda oldukları iki taraflı bir süreçtir. Etnik topluluklara kendi sorunlarını çözmeleri için bu topluluklardan insanların yetkiye sahip görevlere atanması da dahil olmak üzere, daha büyük yetki verilmelidir (polisler, öğretmenler, sosyal çalışmacılar). "Azınlık topluluğun diyalogta kendisini eşit hissetmesi için kararların alındığı idarede ve kurumlarda daha aktif temsil edilmesi gerekir. Böylece o kendisini değerli hissedecek ve toplum hayatında aktif olarak katılmaya kadir olacaktır." Şumen katilimciları benzer bir pozisyon savunarak kültürlerarası diyaloğun devlet politikasına olduğu gibi topluluğun kendi geleneklerini ve değerlerini paylaşma yeteneğine de bağlıdır. Topluluklar arasındaki diyalog için özellikle önem taşıyan liderlerin başkalarıyla nasıl iletişim kurmalarıdır.

Bunların topluluğa bağlı kalmaları, insanların menfaatine ihanet etmemeleri gerekir ve ayrıca diğer toplulukların temsilcileriyle hoşgörülü iletişim modelini belirlemelidirler.

Bu süreçte en büyük sorumluluk azınlıkların davranışları çoğunluğun ve devletin onlara karşı tutumun bir fonksiyonu olduğundan çoğunluğun liderindedir.
Grupların birkaçında topluluklar arasındaki ilişkilerin ekonomik boyutları konusu ortaya konuldu. Şumen katılımcılarına göre kültürlerarası diyalog sorunun nedeni derinleşen ekonomik problemlerden ve sosyal bölünmelerden dolayı toplulukların kimlik tereddüdü.

"Bir yandan, bazı partiler manipüle etmek için daha fakir kitleleri kullanırlar, diğer taraftan ise daha yoksul topluluklar kapanırlar ve kapsülleşirler. Bu yüzleşme bölünmeye yol açar ve diyaloğu zorlaştırır." Pleven grubuna göre diyalog için önemli bir ön koşul azınlık toplulukların üyeleri girişimci olarak hareket etmeleri ve çoğunluğun refahıyla karşılaştırılabilir ekonomik bir refah elde etme imkânıdır. Yoksul insanlar bağımlı ve yabancılaşmış, düşük özgüvene sahiptirler, desteğe ihtiyaçları vardır ve eşit ilişkilere zor girerler. Hakikaten ekonomik sıkıntılar topluluğu birleştirirler ancak daralmaya, içine dönmeye ve yerleşim alanı içinde kapanmaya yol açarlar. Bu farklılıkların genelleşmesine ve bölünme ve kontrol etmek için kullanılmalarını sağlar. Bu anlamda, diyalog kültürlerarası diyalog için koşulların yaratılması, ulusal ve bölgesel düzeyde birde ekonomik politika meselesidir.


Tüm gruplar kültürden merkezi bir unsuru ve topluluklar arasındaki uygar iletişim için kilit koşul olarak eğitime ve eğitim politikalarına özel dikkat çevirdi. Eğitim sisteminin kalitesi ve çeşitliliği kaydetmesi ve bununla çalışabilme kapasitesi çok kültürlü bir toplumun geliştirilmesi için bir ortam oluşturur. Etnik gruplar arasındaki gerilimlerin ihmal edilmiş eğitimin sonucu oldukları görüşü paylaşılır meşhur Türk atasözü dile getirilir "cahil cesur olur" (umursamayan ve sorumsuz anlamında) söyleyerek sözlerini aktardı. Eğitimli insan aksine, ötekiye ilgi ve dikkat verir ve kültürel farklılıklarda tehdit değil de bir gelişme fırsatı görür. Bu kültürlerarası diyalog için tutum eğitiminde öğretmenlerin önemli rolü de kabul edilmektedir. Ancak bu amaç için, öğretmenlerin kendilerini farklı öğrencilerle çalışmak için içerik ve davranış açısından hazırlanmış olmalıdırlar ve yabancı kültüre karşı ilgiyi teşvik etmelidirler. Bir ülkede resmi dilden farklı ise, topluluğun dilinde öğrenme teşvik edilmesi iyi olduğu görüşü paylaşılır. İki dil konuşabilenlerin birçok kültürlü toplumda avantajları olabilir (kimliklerini savunma ve diyaloğun bir formu olarak) ancak devlet hayatında eşit katılımı sağlayacak, resmi dilin pahasına olmadan.
3.2. Eğitimlerin konuları ve dinamiği (çalışma seminerleri)

Projenin bir sonraki aşaması, şartlı eğitim safhası olarak adlandırılan, katılımcılara ilgili alandaki mevcut teorik ve pratik bilginin bağlamında araştırma sonuçlarını sunmaktı. Eğitim etkinliklerinde katılımcılar odak gruplarında paylaşılan kendi görüş ve fikirleriyle karşı karşıya kaldı, ancak insani ilişkileri için sistematik bilgi açısından zenginleştirilmiş ve rasyonalleştirilmiş. Bu onların yeni bilginin dış ve yabancı bir şey olarak değil de düşüncelerini bir devamı olarak ve sorulmuş ve sorulmamış soruların yanıtı olarak bağlanma imkânı sağlar - kendi toplulukların bu gelişme aşamasında karşılaştıkları sorular. Burada eğitim seminerlerin etrafından düzenlendikleri konuların bir özetini genç liderlerle daha sonraki çalışmayı ve sunuyoruz. (Tam eğitim kursu seminer esnasında dağıtılan eğitim malzemelerinde sunulmuştur )


3.2.1. Topluluk ve kültürel kimlik

Kimlik kendimiz için öz tarifin sınırlarını tanımlayan zihinin nispeten istikrarlı bir kategorisidir. Bu bizim arzularımı, beklentilerimizi ve kendimiz hakkınd aversiyonları ve yanı sıra hayatımızda önemli insanların kendimiz için sundukları düşünceleri de içerir.

Kimliğin hem kişisel hem de sosyal boyutları vardır - kimlik topluluk üyelerinin bir ya da başka ayrı bir gruba ait olamalarını belirleyen tecrübe, inanç ve davranışların zenginliğini tarif eder. Kimliğin oluşturulması ve yeniden oluşturulması için temel mekanizma topluluklar arasındaki benzerlik ve farklılıkların seçici olarak ayrılmasıdır. İnsan grupları içinde benzerlik ve farklılıkların yeniden oluşturulma mekanizması sayesinde toplulukların sınırlarını tanımlanır ve korunur ve grup arası değişim süreçleri yönetilir. Grup kimliğinin kategorileri içindeki kendini tanımlama topluluktan insanların yaşadıkları çevreyle değişim ve bu etkileşim deneyimi anlamada toplulukta iç bir süreci içerir. Hayatın dinamiği ve bugünkü dünyada artan bölgesel, sosyal ve kültürel hareketlilik nedeniyle, insanlar giderek birçok ve farklı karakterde olan topluluklara ait olurlar ve bu sabit, monolitik kimliğin tereddüdüne yol açar. Aynı zamanda bireylerin ve grupların kimliği üzerindeki baskı endişe ve belirsizlik yaratır, bu ise ırk, ulus ve dinin olduğu gibi grup kimliği veren hazır modellerin aranmasında artan talebe yol açar. Odak gruplarından verilerin analizi kimlikle ilgili bir dizi farklılık, endişe ve gerginlik alanlarını vurgulanır:
• Küreselleşmeye karşı yerellik

• Entegrasyona karşı özgünlük


• Ailede geleneksel ilişkilere karşı modern ilişkiler
• Geçmişe karşı bugün
• Eski nesile karşı genç nesil

• Bulgar olana karşı Avrupalı



• Yeni teknolojilere karşı geleneklere vs.
Bu tür gerginlikler toplulukta dramatik kaygıları ve çeşitli grup ve toplulukların üyelerinin yeni sosyal süreçlere karşı beklentilerini tetiklerken kimliğini adapte ederler ve korurlar. Her canlı bir sistem gibi topluluklar değişiklikler oluşturmaları ve entegre etmelerini için sınırlı bir kapasiteye sahipler ve dış baskı çok güçlü olup tehdit haline geldiğinde bunlar kültürlerarası diyalog açısından direnişlere ve gerilemeye yol açan geleneksel kimliklerin kapanması ve kalıplaşmasıyla tepki verirler.
Araştırma sonuçları kapanma eğilimi ve açılma eğilimi ve entegrasyonun iç gerginlikler yaratarakgenellikle aynı topluluk içinde bir aradadırlar. Örneğin, Gotse Delçevgrubunda pomak ya da bulgar müslüman olmanın ne ifade ettiği konusunda iki bakış açısı karşılaştı ve bu konuda topluluğun içerisinde hiçte bir görüş birliği olmadığı ortaya çıktı. Herkes Bulgar vatandaşları olarak topluma entegre olmaları ve geleneksel kapanıklılığı ve izolasyons bırakmaları gerektiği konusunda hemfikir, ancak görüşler bunun nasıl gerçekleşme gerektiği hususta ayrılır. Bazıları entegrasyonun kültürel farklılıkların gizlenmesi anlamına gelir ve bu yüzden onlar Bulgar isimleri korumuşlar. Bu bakış açısı şunu ifade eder: maksimum entegrasyonndan başka bir yolumuz yok. Diğer görüş ise şudur: evet, entegre olmamız gerek, ancak çoğunluk tarafından gerekli saygı ve itibarı görmemiz için öncelikle kendi kimliğimiz konusunda netliğe ulaşmamız gerekir. Bu bakış açısı göre başarılı bir entegrasyon yalnızca gruplarin net olarak tanımlanması sonra ve kültürel farklılıklar tanınmasından ve kabul edilmesinden sonra mümkündür. Bir başka deyişle biz aynı gibi değil farklı gibi entegre olabiliriz. Aslında, bu entegrasyon ve asimilasyon arasındaki sınırların nerde oldukları hakkında büyük bir tartışma konusudur. Bu toplulukların kimlik hususunda değişim süreçlerin oldukları ve yetki ve liderlikle doğrudan ilişkisi olan grup içi cephelerin ortaya çıktığı açıktır.
Araştırma açıkça siyasi liderliğin azınlık kimliğini empoze ve koruma etmeye eğilimli olduğunu gösterir çünkü bunun aracılığıyla topluluk üyeleri denetler ve onları bağımlılık içerisinde tutar. Kapalı bir topluluk üyesi belirlenen bu kimlikten sapmaya ve itaatkârca grup normunu takip etmeyi reddetmeye kalkıştığında kendisi büyük ihtimal bir hain olarak tanımlanabilir ve gruptan dışlanmasıyla cezalandırılabilir. Bu fenomenler uzun zamandan beri felsefi ve siyasi yansıması konusu olmuştur. İnsan hakları dilinde bu kolektif kültürel kimliği koruma hakkı ile özgür irade hakkı arasındaki çatışmadır. Siyaset felsefesi dilinde bu çok kültürlülük ve liberalizmin doktrinleri arasındaki çatışmadır. Eğitimler esnasındaki tartışmalarda katılımcılar özel ve aile öyküleriyle, özel toplulukların bireyleri ve üyeleri olarak bu konulara dahil edildi. Bu şekilde kimlik ve kültürlerarası diyalog konuları samimi ve duygu çekici bir şekilde kamu tartışması konusu haline geldi ve böylece bu kavramların sadece felsefi ya da siyasi yorumlar olarak algılanma tehlikesi önlendi. Tartışmadaki katılımcılar kimliğin göreceli ve bağlamsal bir olgu olduğunu keşf ettiler. Çeşitli bağlamlar ilgili farklı ayırma veya yaklaşma hatları çizer çağdaş insanın karmaşık kimliğinin çeşitli yönlerini ortaya koyar. Örneğin, yurt dışında olduklarında, ülke içinde kendilerini türkler veya pomaklar olarak belirlemelerine rağmen insanlar için çoğu zaman tanımlanmayan kimlik Bulgar vatandaşıdır. Tablo ilâveten yeni ortaya çıkan genel Avtupa kimliği ile karışık ve genellikle beklenmedik bir şekilde karşılaştırılan yerel ve bölgesel kimliklerini sunarak milli kimliği sorun yapan ve kimlik alanında yansıtılan bölgesel kalkınma Avrupa politikası tarafından da karmaşık hale getirirlir.
3.2.2. Toplulukarrası çatışma ve bunun yönetimi

Göründüğü üzere değişen ve giderek karmaşık olan kimlik topluluk içinde ve topluluklararası ilişkileri zorlaştırır ve bunların kültürde düzenlenmiş olan düzenleme mekanizmalarını test eder. Bu ise kültürel çatışmalar riskini artırmasına yol açar ve bunların araştırılmasını ve tanınmasını gerektirir. Bu bağlamda, çatışmaların yönetimi doğrudan kimlik ve evrimiyle ilgilidir. Burada topluluklararası çatışma konusu etrafında düzenlenen eğitimin ana konuların bir özeti sunuyoruz.


Çatışma canlı sistemlerin doğasında var olup sistematik bir krizin tezahürüdür. Kriz halinde, sistem tespit edilen dengesizliği bırakır, düzensizlik döneminden geçer ve yeni bir denge noktasında yeniden düzenlenir. Yeni denge daha yüksek veya daha düşük bir işleyiş düzeyinde elde edilebilir. Daha yüksek seviyeli çalışma sistemde daha yüksek entegrasyon ve farklılaşma derecesi anlamına gelir ve bu insan sistemlerinde (aileler, topluluklar ve örgütler) daha iyi yaşam kalitesi, daha fazla öz-tanıma ve sosyal süreçler hakkinda bilgi olarak ve dolayısıyla değişen çevrenin daha öngörülebilir olması ve koşullara daha az bağımlılık olarak tezahür eder. Yıkıcı çatışma krizden gerileyen bir çıkış olarak yorumlanabilir – sistem daha düşük çalışma seviyesinde yeniden düzenlenir ve bu sosyal ve kültürel bozulmaya ve insan acısına yol açar.
Topluluklararası gerginliklerin kendi dinamiklerine sahiptir ve yıkıcı çatışmaya yol açailecek tırmanma eğilimindedir (bölünmenin başlangıcı). Toplumda sosyal ve/veya siyasi eşitsizliklerin etnik bölünmeyle tesadüf olması öngörülebilir topluluklararası çatışması oluşturur. Dışlanan grup kendi durumunu haksız olarak yaşar ve çeşitli yollarla değişikliği arar. Hâkim grup duyarlı ve işbirliğe ve statükoyu gözden geçirmeye eğilimli ise, değişiklik içerme yoluyla gerçekleşebilir. Aksi takdirde, topluluklar arasındaki sınır boyunca yaşanan gerginlik patlama noktasına kadar büyür ve değişiklik yine olur, fakat bu kez çok daha pahalıya mal olur çünkü çatışmadan geçmiştir.
Siyasi liderlik topluluklararası çatışmaların oluşumunda, gelişiminde ve çözülmesinde kilit bir rol oynar. Çatışmayı hem çözüme hem de radikalleşmeye itebilir. Ekonomik ve güç çatışmaları çoğunlukla ikincil etnikleştirilirler. Bu süreçte, bireylerin ve kuruluşların özel çıkarların peşine düşmek topluluk kimliğin korunması ve değerlerin kabul edilmesi için bir mücadele olarak gösterilir. Genellikle çatışmanın tırmanması topluluk içinde liderlik mücadelesinin bir sonucudur. Normalde gizli etnik çatışmaların alevlenmesinden en çok ilgisi olanlar mevcut fırsatçılık ve statükoyu korumakla suçladıkları liderliği gayri meşrulaştırmaya çalışan topluluklardaki liderler adaylarıdır. Bu anlamda, topluluk liderliğinde kuşakların değişimi ilişkilerin medeniyetten uzaklaşmasına yol açar. Etnik çatışmaların siyasi olarak kötüye kullanması zayıf sivil kültürü ve demokratik geleneği olan gelişmemiş ve bölünmüş toplumların için tipik bir örneğidir.
Topluluklararası çatışmanın gelişmesindeki en kötü senaryo onun bitmek bilmeyen bir hal almasıdır. Devam ettitirlmesi topluluğun çoğu üyesi için bir kimlik sorunu haline geldiğinde çatışma bitmek bilmeyen bir hal alır. Sorun kültüre entegre olmuştur ve topluluğun duygusal hayatında canlanarak birey, aile ve topluluk düzeyinde sosyal fenomenlerin açıklayıcı model haline gelir. Bitmeyen çatışma durumlarında tüm katılımcılar çatışma devam etmesinde eşit olarak katılırlar. Sebep olarak tek bir olay belirtmek mümkün değildir. Sonsuz çatışma durumunda her olay uzun nedensel zincirin bir parçasıdır (Bowen). Bazen bitmek bilmeyen çatışma dış müdahale ile bastırılır veya dondurulur. Dondurulmuş çatışmalar güç yöntemleriyle geçici bastırılmıştırlar, ancak tatmin edici bir çözüm bulmuş değiller ve kolayca yeniden alevlenebilirler.
Çatışmanın yönetimi için çeşitli teknolojiler mevcuttur: çatışan tarafların angajmanı ve yetkilendirme derecesine göre erken uyarı, önleme, arabuluculuk (uzlaştırma), tahkim vb.

Çatışma yönetiminin en uygar şekli arabuluculuktur. Başarılı arabuluculuk için kilit şart iki tarafın sürece katılmaya hazır olmalarıdır. Aracı rolünü, otoritesini her iki tarafın da kabul ettiği tarafsız bir üçüncü taraf üstlenebilir. Aracının katılımı ile müzakere için görev alan toplulukların meşru temsilcileri belirlenmelidir. Arabuluculuk süreci birkaç aşamadan geçer: temsilcilerin çatışma durumundan çıkarılmaları ve müzakere koşulların sağlanması; çatışmanın değerler dilinden menfaatler diline yeinden tanımlanması; referans grubun oluşturulması ve müzakere kültürün kurulması; iki taraf içinde kabul edilebilir bir uzlaşmanın sağlanması; toplulukları yapılan antlaşmalarla angaje etmek.

Süreç esnasında kendi toplulukları önünde müzakerecilerin meşruiyetini korumak için sürekli çaba gösterilmelidir.
Diğer taraftan, çatışma sosyal ağıda katılımcılar arasında iletişim başarısızlığı ya da ahlaksız iletişim halinde görülebilir. Bu tanımdan dahil olan sisteminin üyeler (aile, grup, örgüt, topluluk, ulus, vb.) arasında iletişim şeklini değiştirerek çatışmanın çözümlenebileceği imkânı doğar. Özel duyguların sosyolojisini geliştiren Thomas Scheff’e göre objektif farklılıklar serbest iletişim olduğunda ve önünde tanınmayan duygular olmadığında her zaman müzakere konusu olabilir. Çatışma tutkusu her milletde, topluluk üyeleri kendi yurttaşları (karşılıklı emme) ile sahte dayanışma oluşturduklarından ve yabancı düşmanda kendileri gibi insanlar görmediklerinden (milletler arasında yabancılaşma) doğar. Scheff’e göre, kendisinin bimodal yabancılaşma olarak adlandırdığı bu sahte bağlantı durum sonsuz çatışmanın temelinde yatar. Çatışma teorisi kendimize başkalarının hatalarını haklı kılmaya kullandığımız kendini aldatmala eleştirisi için gereklidir. Bu basitçe şu anlama gelir kendilerini neden aldattıklarından ve bizim kendimizi neden aldattığımızı bilmeden önce bizi neden aldattıklarını veya bizim onları neden aldattığımızı farkına varamayız. Güvenin ve ahlakın olmaması bizim ve diğerlerinin kendini aldatmaları önemsemediğimiz zaman mümkündür (O’Connor). Bu anlamda, toplulukların sınırlarından diyalog rejiminde öz-keşif ve öz-araştırma yıkıcı çatışmalara karşı en güvenilir korumadır.
3.2.3. Liderlik ve etik

Kültürel değişim sürecinde ve bununla ilgili çatışmalarda liderliğin toplulukta oynadığı kilit rol bu sorunun ayrı bir başlık olarak çıkarılmasını gerektirdi. Liderlik hakında sistematik teorisinde merkezi kavramı bunun uygunladığı grup, örgüt veya topluluk bağlamı dışında anlaşılamayacağı ve izah edilemeyeceğidir.


Sistematik görüşe göre liderliği değişim rejiminde olan örgüt veya topluluğun refah ve gelişimini sağlayan grup fonksiyonunu özelleştirilme olarak tanımlayabiliriz. Liderlik örgüt veya topluluk ya da liderlik rollerinde olan insanların ihtiyaçlarını ne derecede gördüğüne bağlı olarak iyi veya kötü olarak olarak tanımlanabilir. İyi (çalışma) liderliği topluluk ve örgütün bir fonksiyonu olup ortam değişikliklerin ortak kurallar, değerler ve rolleri üzerinde baskı uyguladıklarında devreye girer. Topluluk ve örgütün kendi kontrolü kapsamında kaldıkları zaman yeni durumu ve ortaya çıkan görevleri değerlendirilip kabul eder ve uyum sağlayarak yapısal değişiklikler başlatarak bu liderlik gelişir. İyi liderlik, insanlara keşfetme fırsatı sağlar ve değişen bağlamda topluluğa katılma imkânını yeniden düşünmelerini mümkün kılar.
Freud'un ifadesiyle kötü liderlik kendi yaşam projesi üzerinde yazarlığın reddine karşılık kolay başarı ve bu şekilde tek ‘yazar’ kalan ve hakikat için gerçeğini isteyerek emreden liderle tanımlanan vaatleriyle baştan çıkaran sefih bir patriğin başkanlığına benzer. Böyle bir ortamda lider kendisine yönelik grub üyelerin katılımı için yüksek şartlardan vazgeçilmeye karşın grup tarafından yüksek beklentilerin olmamasını teşvik eder. Kötü liderlikte örgüt veya topluluk şartlara bağlıdır, tepki verme modunda kalır ve koşulların baskısı altında kendi değerleri ve ilkeleri ile uyumsuz davranışları algılar ancak bunun için konuşulmaz. İnsanlar statükoyu rehin olurlar.
Dönüşüm liderlik değişim sürecini yürütmek için en bilgili ve en uygun kişiyi liderlik rolüne atamadaki çeşitli zorluklar ile bağlantılı grubun veya örgütün potansiyelin bir fonksiyonudur. Dönüşüm liderliğin uygulanması için grubun liderle ilişkisini anlatan bazı özelliklerini mevcut olması gerekiyor: grup üyelerinin katılımı için tutucu ortamın oluşturulması; insanlar önünde entelektüel meydan okuma ve yeni zorluklar üzerine düşünmek için fırsatın verilmesi.
İyi liderlik için önemli bir önkoşul katılım kültürdür (katılmcılık). Bunun yokluğu otomatik olarak gücü gaspeden tarafından liderlik fonksiyonunu kötüye kullanmayı çağrıştırır. Topluluk bağlamında katılımcılık vatandaşların uygulanmasında ve idrak edilmesinde topluluğu alakadar karar alma sürecine katılma anlamına gelir. Katılımcılık topluluk kültürünün bir özelliği olup çok sayıda katılımcıların serbest hareket etme şartlarında (takdir) seçme yeteneği olarak tezahür eder. Dışarıdan gelen güçlü değişim için baskı durumunda katılımcılık topluluğa gerçekle temas halinde kalmasını (çalışma modu) ve kendi gelişimi yönünde başarılı adımlar atmasını sağlar.
Topluluk ve kültürlerarası diyalog bağlamında iyi ve kötü liderlik nasıl tezahür eder? Kötü liderlik grup üyeleri ve bunnların seçimleri üzerinde denetim ve toplulukta ve topluluklararası diyaloğun engelleme olarak tezahür eder. Bu kültürel çeşitliliği bir tehdit olarak yorumlayar ve topluluğun kapalı sınırları korumak için kullanılır. Kötü liderlik kendine kişisel sadakat gerektirir ve topluluk üyeleri arasındaki ilişkilere karşı koyar. Kötü liderliğin tipik belirtileri aşağıda ele alınacak dışlanma ve azınlığın devam ettirilmesi politikalarıdır. İyi liderlik, aksine, kültürel çeşitliliği bir tehdit olarak değil de, kendini keşfetme ve zenginleşmesi için bir fırsat olarak yorumlar ve topluluğun sınır ötesi ilişkilerini ve değişimi teşvik eder. İyi liderlik topluluk değerlerine sadakat konusunda ısrar eder ve kimlik üzerinde yansıması için bir ortam yaratarak grup içinden ve gruplar arasından tecrübeden öğrenmeyi teşvik eder. Dönüşüm liderliği değişim zorluklarını karşılaması ve kimliğini kaybetmeden çalkantılı dönemlerinden geçmesine grubu kolaylaştırır. Dönüşüm lideri topluluğun her üyesine değişim yolunda kendi yolunu bulması için yardımcı olur ve kapasitesi ile tutarlı entelektüel zorluklar önüne koyar, kişisel gelişim için fırsatlar sunar ve gerekli desteği sağlar. Ulusal ve uluslararası düzeyde dönüşüm liderliği kültürlerarası diyalog yolunda tutarlı bir içerme politika izlemektedir.
Buraya kadar söylenen herşeyden liderlik ilk önce düşünce alnında ve daha sonra yönetimi teknoloji alanında tecelli ettiği açıktır. Toplulukta veya örgütte liderlik rolünün araçsallaştırılması (öğrenilen tekniklere dayanan) esasen liderlik görevinden feragat ve bunun başkası tarafından alınması için davettir. Bu yüzden iyi liderler topluluğun kalkınması için stratejik vizyonu çalışma odaklarında tutmaya çalışır ve her uygun fırsatta bunu diğer üyelere iletirler.
3.2.4. Kamu politikaları

Belirtildiği gibi, gruplar arası ilişkileri bağlamında iyi liderlik içerme politikaları ve topluluğun kalkınma politikalarıyla sağlanır. Bu görüşe göre, siyaset b,reylerin ve toplulukların refahını artırmanın yanı sıra bunların menfatlerini uyumlu hale getirmeyi amaçlayan sosyal değişimin bir aracıdır. Değişim amaçlarına hizmet etmek için, somut politika beş ana bileşen etrafında düzenlenir:

Sosyal değişim görüşünün dayandığı değerleri belirleyen misyon (örneğin bu projenin organize edildiği değer Bulgaristan'da ayrı etnik gruplar arasında diyalog ve anlayış elde etmek).

Politikaya yerleştirilen değerin gerçekleşeceği istenen geleceğin somut tablosunu çizen vizyon.

Mevcut durum analizi. Politikanın belirli bir sosyal sorunun çözmesi amaçladığından, geçerli bir bilimsel yöntemle sorunu inceleyerek güvenilir bilgiye dayanması gerekir ve gerekli verileri toplayarak bunları bu bağlamda analiz etmelidir. Ayrıca değişiklik ensasında politika önüne çıkabilecek riskler ve uygulanması için mevcut kaynaklar analiz edilirler.

Öncelikler: kural olarak kaynakların tüm sorunları çözmek için yeterli olmadıklarından, sorunlar önem sırasına göre sıralanmalıdırlar ve değişimin nerden başlanacağı bilinçli bir kararın verilmesi gerekir.

Eylem planı: mevcut durumdan gelecekteki tabloya ulaşılacağı somut adımların sistematik şekilde düzenler (aşamalar, etkinlikler, katılımcılar, sorumluluklar, kaynaklar, sonuçlar).
Genellikle kamu politikaların yürütülmesi için iki tip model vardır: doğrusal ve dairesel:

Doğrusal modeller, sosyal mühendislik olarak bilinen politikanın anlamı için yetkili bir görüşü esas almışlardır. Bu görüş mütevelli, devlet bürokrasisinin paternalist modelini yeniler - tüm kararlar yetkili kuruluşlar tarafından alınır ve yürütmek için aşağıa verilir.

Politikalar ihtiyaçların değerlendirilmesi yerine ideolojiler üzerine inşa edilmiştir ve bu nedenle bireysel farklılıkları göz ardı edip ve grup kimliğine güvenirler. Bu yaklaşım kanıtları değil de inançlara dayalı saf açıklamalarla ikna olur.
Sosyal mühendislik, etkilenenlerin görüşlerini göz ardı ederek yetki pozisyondan empoze edilecek tek doğru karar olduğu kibirli bir inançla karakterize edilir. Yönetimdeki sosyal-mühendislik yaklaşımı yetkiyle bilinçli veya bilinçsiz kötüye kullanma fırsat sağladığından sıkça yıkıcı bir etkiye sahiptir. Sosyal mühendislik yaklaşımın tipik formu kurumsallaşmadır - savunmasız bireylerin (yetimler, engelliler, akıl hastaları, yaşlılar, yoksullar) varlığını (kurum tarafından tanımlandığı gibi) tüm ihtiyaçlarını karşıladıkları genel kurumlar içinde yaşamaları öngörülür için çalışıyoruz. Bunun bedeli insanların seçimlerini sınırlamak ve bağımlılık bir konuma koyulmalırıdır. Böylece tüm gruplar etkisiz hale getirilir ve dışlama ve azınlık ilişkileri yenilenir.
Politika oluşturmadaki dairesel modeller sosyal ekoloji olarak bilinen sistematik (ekolojik) politikanın anlamı görüşüne dayalıdırlar. Sosyal ekoloji açısından canlı topluluğu kendi içinde ve diğer gruplarla ilişkiler zenginliği destekler. Sağlıklı bir topluluk üyelerinden her birinin gelişimini destekler ve grubunun refahına katkılar yoluyla kendilerini gerçekleştirmek için bireyler için çeşitli fırsatlar sağlar. Canlı bir topluluk etik tartışma aracılığıyla bireylerin ve topluluk hedeflerine uyum haline getirerekyarışma ve işbirliği dengelemeyi amaçlar. Hayat dolu bir topluluk adalet, özgürlük ve dayanışma konularında kamu tartışmasını devam ettirerek sosyal eşitsizlikleri ve gerginlikler yönetir. Sağlıklı bir topluluk insanlar arasındaki farklılıkları tolere eder ve bunları gelişmenin amaçlarına kullanır. Canlı bir topluluk yaşamının zorlukları karşılamak için farklı şekillerde kendini organize ederek sosyal yatacılık uygular.
Bu anlamda, etnik topluluk her ne olursa olsun canlı bir topluluk koşul ve özelliklerine uyarsa kendi kimliği ile ilgili sorunlarını olumlu gidermenin yanı sıra külterlerarası diyalog açısından diğer topluluklarla olgun ve proaktif tutum için büyük şansa sahiptir.

Politikaların uygulanması belli bir döngüyü izler: öncelik seçilmesi belirli bir eylemin planlaması - eylem planın uygulanması ve devam eden değerlendirme - sonucun değerlendirmesi - eylem için bir sonraki önceliğin belirlenmesi. Politikanın uygulanması çeşitli öngörülmeyen durumlara maruz kaldığından ve önceliklerin sık sık veya eylem planı değişikliğinden dolayı bu varyant idealdir.


3.2.5. Gruplar arası ilişkilerin düzenlenmesi

Kamu politikalarında ve çatışma ve topluluk kalkınma yönetimi stratejilerinde açıkça veya örtülü olarak toplulukarası ilişkilerinin düzenlenmesi konusunda farklı görüşler mevcuttur. Burada kısaca en etkili olan iki görüşü sunuyoruz: liberalizm ve çok kültürlülük.


Geleneksel bir şekilde liberalizm topluluklar arasındaki çatışmaları önlemek için en iyi felsefi ve siyasi çerçeve olarak kabul edilir. Liberal ekonomisi ve siyaseti toplulukta yarışmayı grupları arasında değil de özerk bireyler arasında düzenler. Liberal toplumlarda, sosyal gelişim (bir klana ait olmak) ilkesinden ziyade meritokrasi (özellikler ve liyakat) ilkesine dayanır. Bu nedenle liberal toplumlar farklılıklara karşı hoşgörülüdürler ve bunları dışlama ve ayrımcılıktan ziyade gelişim için kaynak olarak kullanırlar.
Çok kültürlülük topluluk norm ve standartlarına uyulmayı ve özgürlük ve özgür iradenin evrensel liberal değerlere saygıyla birleştirmeyi amaçlayan ahlaki ve politik felsefede bir yöndür. Çok kültürlülüğün amacı liberalizmin ve özellikle insan kimliğinin kültürel özgüye karşı evrenselci duyarsızlığın sınırlamaların aşılmasıdır.
Liberalizm insanları evrensel hakları taşıyan eşsiz bireyler olarak görürken, çok kültürlülük grup olarak özel "kültür taşıyıcalar" olarak da olduklarında israr ediyor. Bu nedenle, evrensel eşitliği öngören (insanların aynı türe ait olduklarından dolayı) "eşit onur" tanınma liberal politikası yeterli değildir.
Haklara ilişkin liberal anlayış, cinsiyet, ırk, din, sosyal ve kültürel bir gruba ait olma açısından farklılıklara bakılmaksızın insanlar arasındaki eşitlik fikrine dayanır. Bu özellikleri göz önünde bulundurmak sahip ayrımcılık veya ayrıcalık için bir temel olarak algılanır. Çok kültürlülük özel kimliklerin göz ardı edilmesi ayrımcı ve ayrıcalıklı olduğunu savunarakbu mantığı tersine çevirir.

Çok kültürlülük tam entegrasyonun bireyin olduğu gibi grubun da eşsiz kimliğini tanıyan

çeşitlilik politikasının varsayıldığına dair ısrar ediyor. Bireysellik başkalarıyla etkileşim sonucu olarak anlaşılmaktadır dolayısıyla bireysel kimliğinin tanınması bunun varlığının koşullarını tanınması anlamına gelir, bir başka deyişle topluluk kimliği.
Çok kültürlülüğün felsefesi farklı kültürleri çok yakın ve potansiyel çatışmaya koyan küreselleşen dünyanın ikilemleri çözmek için başarılıdır. Buna karşı ana eleştirisi genel ilke ve diyaloğu değil de farklılıkların dilinde düşünme teşvik eden kültürel farklılıklara çok fazla önem vermesidir.
Son 20 yılda Avrupa'daki güçlü göç dalgaları eşit hak ve özgürlükler beklentisiyle liberal görüşün evrenselliği ve sadece kendi vatandaşları için bazı haklar ve ayrıcalıklar öngören ulusal devletlerin belirli bir fikir veya partiye adanma arasındaki gerilimi korurlar.
3.3. Kapanış konferansı

Kapanış konferansı projenin başarısı için kilit önem taşırdı. Grupla çalışma bu aşamada ekip birkaç zorlukla karşılaştı. İlki genç liderlerin konularını açık ve ilgi çekici bir yöntemle konuları sunma ve bunları kendi topluluğu önünde bunları savunmayı başarma kapasitesiyle ilgilidir. İkincisi topluluğun, bunların toplulukta geleneksel ve en yaygın görüşlerden farklı olduklarında bile, kendi genç üyelerin pozisyonu tahammül ve destekleme kapasitesiyle ilgiliydi. Üçüncü zorluk, niyetler ve uygulama beyanları rejimden projenin sona ermesinden sonra somut eylemlerin planlanmasına ve gerçekleştirilmesine doğru geçiş gereksinimidir.


3.3.1. Gençlerin sesleri

Konferansın kilit hedeflerinden biri gençlerin seslerini ve topluluk içinde ve diğer topluluklarla ilişkilerde sorunlar hakkında görüşlerini duymak oldu. Sunumların konuları etrafında oluşturulan tüm dört grup bir veya başka bir ölçüde kendilerini organize etmeyi, liderlik tayin etmeyi ve sunumlarında kendi görüşlerini belirtemeyi başardılar. Bunun gerçekleşmesi için de, ekip üyeleri açık ve gerekçeli konular şeklinde belirlenmesi için gençlerin düşüncesini tavsiye ve soruları ile desteklediler. Metinlere atıfta bulunmaktan ve yazarları zikretmekten ziyade kişisel hikâyelerin anlatımı ve özel tecrübe örneklerin anlatımı teşvik edildi.


Tüm gruplar konularla otantik ve oldukça duygusal bir şekilde bağlantı kurabildiler. Sunumlar net, gerekçeli ve ölçülüydüler. Çeşitli konularda gruplar yeteneliklerine ve becerilerine göre her üyenin katılımı için yer bulmayı başardılar. Ekip bunu grup içinde liderlik becerileri ve hoşgörü için iyi bir işaret olarak kabul eder. Konuların her birinde katılımcılar cesur ve orijinal konular sundular ve konferans katılımcıları arasında canlı bir tartışmaya konu haline gelen değişim için somut öneriler verdiler.

Dinleyiciler incelenen liderlik, politikaların, tartışmaların ve kimliğin fenomenlerinin karmaşıklığını vurgulayan aktif ve derin tartışmayla cevap verdi. Bu konular daha fazla bilgi ve kamuoyunun bilinçlendirilmesi gerektiği ortaya çıktı ve katılımcılardan bazıları bilgilendirici çalışmayla yapmak ve gençlerin gelecek projelerini desteklemeye hazır olduklarını ifade ettiler. Böylece eğitim, bilinçlendirme ve kimlik ve hoşgörü sorunlarında toplulukta süregelen tartışma gereksinimi örgütün çalışması için önemli bir alan olarak kabul edildi. Genç liderler yeni bilgilerle donatılmaları halinde ve bağımsız ve eleştirel düşünme için teşvik edildiklerinde kendilerini ifade etme becerilerini nispeten kolay geliştirmek, gerçeği aramak, karmaşık sosyal problemleri analiz etmek, görüşlerini gerekçeli bir şekilde savunmak, başkaları ile işbirliği içinde çalışmak ve yaratıcı çözümler üretmek için kapasiteye sahip olduklarını gösterdiler.


3.3.2. Gençlik liderliğin yetkilendirilmesi

Milli konferans destek ve onay ve dinleyiciler arasında bulunan topluluğun en saygın ve aktif üyelerinden eleştiri ve rehberlik almaları için genç liderlere mükemmel fırsat sağladı. Bu yönde gençleri tüm bu zamanda destekleyen ve görevlerinin önemini vurguladı "EVET" derneğin liderliği kilit rol oynadı. Örgütün deneyimleri, bazıları onların çocukları olan, genç eylemcileri yeni liderlik rollerini mğbarek kıldı ve böylece onların fikir ve projelerine kamu meşruiyeti verdi. Her iki tarafta heyecan büyüktü. Bu tip ihtiyarlardan gençler iç yetkilendirme sunum törenin önemli bir parçası oldu ve örgütün siyasi hayatında gençlerin tam üyeler olarak kabul edilmelerine dönüştü.


Topluluk önde gelen temsilcileri karşısında liderlik becerilerinde hazırlanmaları için uzun vadeli bir program başlatarak gelecek neslin eğitimi için istekli olduğunu ifade etti. Bu karar örgüt profilin gelişiminde pratik bir adım oldu. Konferansın bir diğer önemli kararı katılımın kapsamını genişletilmesi ve bir sonraki eğitimlerde ve kamusal etkinliklerde, örgüt üyesi olmasalar bile, diğer azınlıklardan daha fazla katılımcıların dahil edilmesidir.

Bu öneri "EVET" derneğinin kendisinin kültürlerarası diyaloğa acılarak içerme politikasının pratik bir örneği vermek için hazır olduğunu gösterdi.


3.3.3. Niyetlerden eylemlere doğru

Konferans sorunların tespitinden uygulanabilir çözümlerin teklif edilmesine geçiş için genç liderlerin ve örgütün hazırlığını kontrol ediyordu. Başlangıç ​​toplantılarda ve odak gruplarda devlet veya parti bünyelerinden sorunların merkezi çözümleri için pasif bekleyiş hâkim iken konferans sırasında ilgi toplulukta somut eylemlerle kişisel bağlılık yoluyla değişme olasılıkları üzerine odaklandı. Bakış açısındaki bu değişim vakalar üzerinde çalışmayla elde edilerek katılımcıların katkıda bulunma kapasite ve kaynakları ve şahsen değişiklikle angaje olma hazırlığı incelendi. Konferansta tartışılan konulardan her somut taahhütler ve eylem adımlarıyla sona erdi. (Ek 4 - Konferanstan paneller bazında genç liderlerin önerileri tutanağı)


Bu önerilerin gerçeğe taşınmaları için konferansın sonunda fikirleri özetleyecek ve (Ek 5 Bildiri) Bulgaristan'da kültürlerarası işbirliği konusunda resmi bir kamu görüşü geliştirecek bir çalışma grubu oluşturulması önemliydi. Bu belgeye genç liderlerin yanı sıra tüm ilgili taraflar da katkıda bulundu. Çalışma metni konferans sonunda gözden geçirilerek ve onaylanarak "EVET" derneğinin birsonraki faaliyetleri için başlangıç ​​noktası oldu. Böylece kâğıt üzerinde kalmaması ve resmileştirilmesi önemli olan örgütün stratejik vizyonun istikrarı ve konuşmadan eyleme geçiş için kamu başvurusu yapıldı. Buna garanti bu stratejik belge üzerinde çalışma niyetlerini açıkça ilân eden ve buna geniş kamu tanıtımı veren örgüt liderliğinin angaje olmasıdır.
4. Zorluklar ve dersler

Bu elkitabın üçüncü bölümünde kültürlerarası diyalog konusundaki çalışmamızda karşılaştığımız temel zorlukları ve eylem yoluyla araştırma yönetmin uygulanmasından bir takım olarak aldığımız dersleri özetleyeceğiz.


4.1. Boş siyasi konuşmanın aşılması

Bulgaristan'da kırılgan demokrasinin özelliklerinden biri demokrasinin bir garantörü olarak devlet yönetiminin kurumlarına, siyasi partilere ve hatta sivil toplum derneklere karşı güvensizlikle tezahür eden azgelişmiş siyasi tanıtımdır. Bu tutum birleştirme yerine vatandaşları ilân edilen fikir ve değerlerden uzaklaştıran öğrenilen siyasi konuşma dilinde ortaya çıkar. Bu tür konuşmacının özel tecrübeleri açısından değerlendirilmemiş belagat, soyut kalır ve ikna edici olmaz ve topluluk üyelerini bir araya getirme ve bağlama yerine bunları uzaklaştırır ve yabancılaştırır. Bu anlamda, yarı resmi kamu konuşması kültürlerarası diyalog için son derece uygunsuz ve karşı-üretkendir.


Genç liderlerden oluşan gruplarla çalışma sırasında bazılarına netleşrime ve aydınlatma yerine çelişkilerin anlamını gizleyen bildirimsel ve ideolojik siyasi konuşmanın zararlı alışkanlıkları bulaştığı ortaya çıktı. Sunum üzerinde çalışma ekibinin görevlerinden otantik liderliğin bir parçası olarak yazarların kişisel deneyimini tanıtmak oldu. Böylece tanınmış yetkilileri ekrar etmekten ve istatistikler vermekten, genç liderler soyut teorileri günlük yaşamları ve bunun çelişki ve sorunlarıyla bağlamak ve bu teorilere istinaden kendileriyle ve çevrelerindekilerle ne olup bittiğin anlamını daha derin anlama yeteneği geliştirdiler. Kişisel deneyim ve bilginin onaylanması katılımcılara özgüveni geliştirmelerine ve kendi otoritelerini güçlendirme, kamuoyundan görüşlerini beyan edecek kendilerine yetki verme imkânı sağlayacaktır. Kendi yaşadıklarıyla bağlantı kurmak onlara diğer toplulukların temsilcilerin benzer bir deneyime karşı otantik bir ilgi geliştirmelerine ya da başka bir deyişle kültürlerarası diyaloğa tam ve olgun olarak katılmalarına yardımcı olacaktır. Gençler kısmen sosyal deneyimleriyle politik olarak kanat gösterme yeteneğini geliştirdiler ve konferans sunumunda otantik düşünme ve konuşma gücünü ve etkisini öğrendiler.
Bu tecrübeye dayanarak bazı sonuçları formüle edebiliriz:

a/ Manipülasyon, sahte konuşma ve kişisel kazanç elde alanı olarak politika ve kamu liderlik hakkında görüşün aşılması kendi tecrübeleriyle ve belirli sosyal sorunu hakkında bilgiyle katılımcıları dahil ederek elde edilebilir.

b/ Bilimsel teoriler, siyasi ve sosyal eylem arasındaki bağlantı katılımcının duygusal olarak dahil edildiği özel durumlara ve bunların grupta sistematik analizine istinaden gözden geçirilerek elde edilir.

c/ kimlik, farklılık, dışlama ve hoşgörü konuları duygusal olarak yüklü olduklarından katılımcıların deneyimlerini tespit etmek ve bunların anlamını idrak etmek kültürlerarası diyalogta katılım ve genel olarak siyasi katılım için kilit anlam taşır.


4.2. Topluluk içinde aile ilişkileri ve güven

Azınlık sadece nicel değil nitel boyutlara da sahip bir kavramdır - bu mevcut farklılıklara dayanarak topluluklar arasında güç dengesizliğini göstermektedir. Böylece azınlığın ilişkileri sosyal bağlanma imkânını çok sınırlar ve sosyal sermayeyi doğal ilişkiler hudutlarına kadar küçültür. Bu bağlamda katılımcıların azınlık deneyimi bir dizi kişisel hikâyelerle tezahür etti ve desteklendi. Bu travmatik deneyim topluluklar arasındaki güvensizliğin ve destek, dayanışma ve anlayış ilişkiler çemberin daralması temelidir.

Azınlık durumunda ailesi ve etnik gruptan üyelerinin dar topluluk otantik ilişkilerin için tek parametre kalır. Ekibimiz her zaman proje angajmanı özerk bireyler sivil rollerinden ziyade ekseriyeti akraba kayırmacılıktan geçen katılımcılarla olan çalışmasında bu durumu göz önüne alırdı. Tüm olaylara insanlar anneler ve babalar, oğullar ve kızlar vs. aile rolleriyle katıldılar. Bu birincil bağlantı ilişkiler oldukça değerli olup örgüt tarafından dikkatlice muhafaza edildiler. Bu koşullar altında örgüt kültürünün aile modeli anlaşılır ve oldukça canlıdır fakat genç liderlerle çalışmada bir zorluk oluşturur. Çoğu zaman mevcut olan ve gençlerin dış dünya (örneğin uzman ekibin olduğu gibi) ile ilişkilerinde arabuluculuk yapan ailelerle güçlü bağ bunların yetkisini ve otonomasyonunu engelleyebilir. Ekip topluluğun genç üyeleri kademeli otonomasyonu için ebeveyn otoritenin desteğini ve bunları kendi görüş, pozisyon ve projeleriyle ve bunların ergin bireylerin rolünde otonomasyonu sağlayarak aile ilişkilerini ve sahip oldukları gücü kullanmak zorunda kaldı. Bu anlamda, kuşaklararası özgürleşme iki kez saygıdan ve topluluktan gençlerle çalışmadan ve yetişkinlerin onlardan sonra nesillere karşı istikrarlı himaye isteğin devam ettirilmesinden ve değerlendirilmesinden geçer.
Genel sonuç azınlık durumunda dışlama ve marjinalleşme endişenin güçlü ve gerekçeli olduğu zaman, aile ilişkileri çok önemli olurlar. Bunlar olumlu alınmalı ve genç neslin geleceği için ortak endişe yönünde kanalize edilmeli. Yetişkinlerin onların çocukların ayrılma kaygıları endişesi ve gençlerin bağımsızlık ve özerklik için istekleri arasında bir denge tutmak önemlidir. Topluluğun kalkınma parçası olarak bu tecrübelerin tanınması, tartışılması ve doğrulanması gerekir. Bunun doğal bağlantının kamu tanımlı kategoriler bağlamında düşünüldüğü çalışma grupları, eğitim veya konferans etkinlikleri gibi çeşitli kamu formatlarında olması iyi bir model.
Deneyimini inceleyerek proje katılımcılar hoşgörü politikası ve ailede gençlerin sosyalleşmesi ve eğitim arasında doğrudan bir bağlantı buldular. Genç ebeveynlerin çocuklarıyla diyalog için hazırlama gereksinimi; diğerleri ile ilişkilerinde demokratik değerleri bilen ve kabul ederek vatandaşlar oluşturacak anaokullarda, okullarda ve üniversitelerde terbiyenin kilit rolü göz önünde bulunduruldu; Bu bağlamda nesiller arasında sakin ve derin bir diyaloğun başlatılması toplulukararası başarılı bir diyalog için önemli bir şarttır.
4.3. Siyasi katılım hakkında dar bir görüş

Siyasi katılım hakkında grubun başlangıç ​​fikri parti bünyelerine ait olmakla ve azınlığın haklarını garanti eden ve çıkarlarını koruyan hükümette temsilliciliklerle sınırlıydı. Bu görüş seçimlere katılım dışındaki politikalarının hazırlanması ve uygulanmasına katkıda bulunmak için az imkân bırakır. Bu tür düşünce vatandaşları bir ya da başka parti kararlarına bağımlı hale getirir ve topluluk için önemli sorunların çözülme sorumluluğundan onları serbest bırakır. Çalışma sırasında yavaş yavaş kültürlerarası diyaloğun gerçekleştirilmesi için ayrı bir siyasi partinin yasal değişikliklerle angaje etmek yeterli olmadığı, kendi topluluklarında vatandaşların aktif ve bilinçli katılımını gerektiği anlaşıldı. Ayrıca, geçiş yıllarında sivil sektöre yapılan muazzam yatırımlara rağmen, ülkede vatandaşlık katılım tutumun ne kadar kırılgan ve güvensiz olduğu netleşti.


Konferans hazırlığında genç liderlerle çalışma esnasında ekibimiz siyasi katılımı anlamak için daha geniş bir çerçeve sundu. Katılımcılar topluluklar arasındaki iletişimi ve her birinin aile, okul, üniversite, işyerinde, mahallesinde vs. hoşgörü ve kültürlerarası diyalog değerlerinin tanıtılmasını nasıl başlatabileceğini düşünmesini kolaylaştıran çeşitli demokratik formlarla denemeleri teşvik edildi. "EVET" derneğinin kültürel karşılaşmalar ve sivil ve gençlik girişimleri şeklinde farklı topluluklardan gençler arasında değişim için vesileler yaratmayı kendi görevinin bir parçası olarak kabul etme gereksinimin farkına varıldı. Bu kültürlerarası hoşgörüyü ve diyaloğu teşvik ve Avrupa demokrasi değerlerinde genç nesiller yetiştirmek için örgütün temel misyonun doğal bir gelişmesidir.
Ana sonuç, topluluklararası ilişkiler durum için tek sorumlu olarak siyasi iktidar hakkındaki sınırlı anlayış vatandaşların aktif katılımdan dışlanmalarına yol açar ve bağımlılık ve öğrenilmiş çaresizlik kültürünü ortaya koyar. Bu yüzden katılımcılardan her birine somut yaşam rol ve durumlar düzeyinde alternatif ve yaratıcı çözümlerin tartışılmasına izin vermek önemlidir. Böylece politikanın seçilmiş profesyoneller ve uzmanlar için erişilebilir yüksek ve gizemli bir mesele olduğu anlamı düşer ve politikaların konusu olmaktan değişimin aktif özneleri ve ajanları olan vatandaşlara iade edilir.
Katılımcılar için aralarında izolasyonun, ayırımın ve azınlık statüsünün devam ettirilmesinin merkezi bir rol oynadıkları vatandaşların yetkisiz bırakma siyasi mekanizmalar üzerindeki kendi deneyimlerini keşfetmek önemli oldu. Katılımcılar pasif kalmanın, vatandaşlık katılımından çekilmenin ve özel dünyaya kapanmanın yetkiyi kötüye kullanılmasını ve politika gündeminin değiştirilmesini nasıl mümkün kıldığını varkına vardılar – toplumsal menfaati ifade eden olmaktan, sık sık topluluğun menfaatlerine ters düşen, özel ve kurumsal çıkarların elde dilmesine bir araç haline gelmek.
4.4. Eleştirel düşünmenin geliştirilmesi

Projen çalışmasından önemli bir kısmı ayrımcılık, hoşgörü ve kültürel diyalog meselelerinde basit, klişeleşmiş ve ideoloji haline gelen konuları bırakmak ve bu fenomenlere karşı eleştirel düşünmenin ve keşif tavrını teşvik etmek oldu. Bu, kolay ve rahat açıklamalar insan ilişkilerinin çağdaş bilgi perspektifinden sorunsallaştırılarak, hoşgörüsüzlük ve dışlanmanın somut vakaların incelenmesi ve katılımcıların farklı değer konumları ve çıkarları sürekli tartışmayla elde edildi.


Öz-düşünce öğretimi genç liderler grubunda incelemeleri ve üzerinde sunum hazırlayacakları kişisel bir konunun seçimiyle başladı. Liderleri nispeten özgür bırakılırak ve ekipten baskı olmaksızın konu hakkında bilgi toplamaları ve sorunun önemli yönlerini ilgili kişisel bakışını ve ve olası çözümleri geliştirmelerine izin verildi. Danışmanlar sadece konuyla ilgili kendi bakışını ortaya koyma sürecini desteklerdi. Milli konferansta konusunu sunduktan sonra her grup dinleyicilerle bir tartışma girerek daha fazla fikirlere sahip oldu. Tartışma yapıcı geçmesi ve çok sayıda ve kritik dinleyiciler önünde sunucuların kendi konularını başarılı sunmaları ve gerekçe göstermeleri için çalışan ekipten bir danışman önderliğinde yapıldı.
Ana sonuç genç liderleri hazırlıma sürecinde birbirleriyle üretken diyalog içine girecek olabildiğince çok farklı bakış açıların ifade edilmesi teşvik gerektiği yönündedir. Tartışma şunları yapabilecek deneyimli bir moderatör tarafından yönetilmelidir a/ bir grup için farklı ve hatta uç bakış açıların konuşması teşvik etmesi; b/ grupta farklılıkların bulunması endişesini koruması ve tartışmadaki taraflar arasındaki görgü ve saygı kurallarını koruması; c/ tartışmada ana konuları ortaya koyması ve ortak çıkarları bularak onların yakınlaşmasını için imkânlar araması
4.5. Önyargıların ve travmatik deneyimin aşılması

Katılımcıların topluluklar arasındaki sınırlardaki yüzleşmeden olan acı deneyim hoşgörü üzerine konuşmayı oldukça büyük bir zorluk haline getirdi. Dışlama, değersiz görme, kötüye kullanma ve kültürel silmen tecrübelerin ağır gölgesi kişisel deneyimle bağlanmayı ve kültürlerarası diyalog açısından buna yansımasını zorlaştırır. Odak gruplarında olduğu gibi çalışma görüşmelerinde de ülkedeki farklı kültürel grupların yaşam tarzı ve değerlerin anlamı hakkında derin bilgisizliği ele veren kültürel buluşmanın birçok durumu sunuldu. Toplulukların kapalı olmaları geçmiş deneyim ve inançlara dayalı öteki hakkında önyargılı versiyonların devam ettirilmesinin sebep olduğu anlaşıldı.

Bunları aşmak kendi deneyimlerinden öğrenme yöntemiyle olur. Katılımcıların farklılıkla karşılaşmanın özel vakalara katılımı ve kendi deneyimlerine ve tutumlarına yansıtmak öteki hakkındaki bu önkoşullu versiyonlarının açıklanmaları, incelenmeleri ve yalanlamarına yardımcı olur ve kültürde hazır bulunanlara karşı bilinçli ve kritik tutumun gelişmesine yardımcı olur.
Rol oyunları yöntemiyle veya katılımcıların yaşadığı kendi alışkanlıklarını ve düşünme şeklini anlamamak ve değersi görmek gibi belirli olayların dramatik durum getirilmesiyle, kendi ve diğerlerinin önyargıların farkına varmalarını sağlayacaktır. Durumlardan bazıları katılımcılar tarafından acıyla yaşandıkları netleşti ve bu olgun bir şekilde yanıt vermelerini engeller. Bu durumlar ve onların kendi davranışlarını inceleyerek, kurban bakış açısından bunların travmatik yorumunu yeniden gözden geçirdiler. Bazı katılımcılar içselleştirilmiş sembolik baskının sonucu olarak şiddetin pasif kabul edilmesiyle yüzleşmeyi başardılar. Geçmişten ağrılı durumlara alternatifler varyantların oynanması sayesinde onlar davranışsal repertuvarını zenginleştirdiler ve önyargılı insanların bunların farkında olarak düzeltmeye başlamaları için yardım adına çeşitli saldırgan olmayan yaklaşımlar keşfettiler.
Sonuç oyun yönteminin (psikodrama teknikleri) ve grupta paylaşımın (konuyla ilgili kişisel deneyim grubu) nispeten ağrısız ve katılımcılara kolay bir şekilde kültürler arasındaki karşılaşmanın travma boyutlarıyla temas etmeleri, bunları yeniden düşünmeleri ve üstesinden gelebilme imkânı sağlar. Katılımcılardan her biri için çalışma boyunca duylmuş olmak duygusuna sahip olmak, kendi deneyimlerinin değerli oldukları, görüşünün değerli katkılarıysa istenilen olması önemlidir. Empatik bir şekilde anlatıldıklarında ve kulak verildiği zaman, insanların kişisel hikâyeleri toplu deneyimin bir parçası olurlar ve izolasyon ve marjinalleşme duyguların aşılmasına yardımcı olan kendisi hakkında grubun paylaşılan versiyonunu zenginleştirirler. Bu hikâyeler sayesinde, katılımcılar her zamanki şekilden biraz daha farklı olarak birbirlerini tanırlar ve ilişkileri daha derin ve sürdürülebilir olur.
Katılımcıların hayatlarından zor anları paylaşma ve işleme ve yaşanan kültürel şiddetle ilgili öfke ve çaresizlik duygularını ifade etmek için proje çerçevesinde güvenli bir alan oluşturuldu. Bulgar toplumunda bu kişisel hikâyelerin konuşulması ve bunlara kulak verilmesi teşvik edilmediğinde bütün kuşakların duygusal dünyası geçmişin travmatik tecrübeye tutsak kalacağı ve bu daha iyi bir geleceğin inşa edilmesi için çok gerekli sivil enerji ve yaratıcılığı engelleyeceği yönünde ciddi kanıtlar var.
4.6. Metodolojik tavsiyeler

Bu projeden genel sonuç kültürde mevcut güç ve otorite modelleriyle ilgili sınırlamalara rağmen eylemle inceleme yöntemi Bulgar şartlarında çalıştığıdır. Bu yöntemle elde bilgi tam olmamaısyla birlikte tecrübemize dayanan uygulamasıyla ilgili bazı önerileri formüle edeceğiz. Bunlar bölünme Bulgar toplumunda olduğu gibi bölünme ve siyasi şiddet tarihe sahip toplumlarda kültürlerarası diyaloğu geliştirmek olan soylu ve zorlu bir görevi almaya hazır olanlar için özellikle geçerlidir.


4.6.1. Topluluğu içeriye çekmek

Kültürlerarası diyalog konusu herkesi alakadar eder, ancak azınlık toplulukların temsilcileri buna karşı daha duyarlı ve dışlama ve önyargılı yaklaşım deneyimlerinden dolayı doğurdan ilgilidirler. Kültürlerarası diyaloğun geliştirilmesi topluluktan liderlerle birlikte hareket eden süreci götürlenler tarafından partner bir davranış gerektirir. En iyisi davet sivil ve siyasi kuruluşların temsilcileri toplum içinde iyi bir üne sahip olmaları ve onlar için önemli konularda bir kamuoyu tartışması başlatarak bunların liderliği almaları için etmektir. Sürece katılım için minimum kriterler beyan edilen kişisel ilgi ve toplumun ve devletin etrafında organize edildiği (sivil yetkinlik) temel prensipleri tanımak olmalıdır.


Azınlık toplulukları temsilcilerinin aktif katılımı teşvik edildikten ve anlaştıktan sonra bunlar bu çabada yalnız bırakılmamalıdır, özellikle daha tecrübesiz ve savunmasız oldukları başlangıçta. Uygun gördükleri bir şekilde kendi kültürel kimliğini sunmalarını ve hazır oldukları hissettikleri ölçüde bu kimliğin değişmesiyle ilgili kaygılarını ifade etmelerin için bunları cesaretlendirin. Bu amaçla, bu hassas konularda öz-yanıstma için hakim grubun temsilcileri dostça, meraklı ve duyarlı bir şekilde katılmaları için güvenli ve destekleyici bir ortam oluşturun.

4.6.2. Duygusal dinamiğin göz önüne alınması

Hızınızı topluluktan insanların hızıyla ayarlayın, bunların konularına anlamlı ve yanıt verici bir şekilde tepki verin. Topluluk için önemli konuları güçlü duygusal katılım oluşturmalarından ve grupta enerji ve dinamik bir tartışma yaratmalarından tanıyacakcınız, ancak olumsuz deneyimleri tetikleyebileceklerini göz önünde bulundurun.

Bu nedenle grup formatında çalışarak yeni bilgi tanıtımın yanı sıra ilişkiler süreci yönetin. Böylece, katılımcıların içerikli yetkinliklerini geliştirme ve liderlik uygulamaları (iletişim becerileri, topluluk önünde konuşma, takım çalışması, vb.) üzerinde çalışma imkânına sahip olacaklardır.


Toplulukta çeşitli grupların veya topluluklararası konumlarına (değerler algıları) değil de,

bunların ilgili konuları (hedefleri ve değişme beklentileri) üzerinde odaklanın. Konuya göre bir sırayı izleyin örneğin: kimlik (biz kimiz), liderlik (farklılıklarığımız nasıl yönetilir); çatışmalar (gerginliklerle nasıl başediyoruz), politikalar (toplum hayatında neyi ve hangi araçlarla değiştirelim). Gruba (ağıya) iyi konumlandırılmış örgütlerle bağlantı kurarak ve kültürlerarası ilişkilerin kalitesi için çalışan kuruluşların önünde savunuculuk yoluyla konu hakkında çalışmasına imkân verin.


4.6.3. Sürecin uyumu ve içerik

Projenin tüm aşamalarında, özellikle eğitimlerde, süreci ve içeriği uyum haline getirmeye çalışın bu ise okuttuğunuz şeyi pratik yapmanız ve pratikte uygulamanız demektir. Projenin konusu kültürlerarası diyalog konusu olduğunda toplulukların temsilcileri araştırmacı ve eğitimci rollerinde uzman ekibe davet edilmeleri tavsiye edilir. Böylece topluluklararası ilişkilerin dinamiği doğrudan incelenmesi sağlanacağı ve ekibin katılımcılar önünde uygulanan bir kültürlerarası diyaloğun başarılı versiyonun gösterileceği uzman ekibinde mevcut olacaktır. Örneğin, bizim durumda başarı için oldukça önemli Bulgar Türkleri topluluğun bir temsilcisini ekibe dahil etme karar oldu - kültürel çatışmaları ve çelişkileri yeterli derecede entegre eden, kendini gruba bir model olarak sunmak için muktedir, karmaşık kimliğe ve bunun üzerinde sofistike öz-yansıması olan bir insan.


4.6.4. Gençleri yetkilendirme

Liderlik rollerini almaları için kültürlerarası diyalog konularıyla duygusal olarak angaje olan ve kritik görüşler belirten gençler tanımlayın. Fakat gençleri yetkilendirmeyle dikkatli olun, bunu kültürel bağlamla, aile kültürü ve bireysel gelişme kapasiteyle uyum halinde yapın. Kendi bilgilerini geliştirerek topluluk için önemli konulara yatırıma eğilimi gençleri teşvik edin ancak duygusal olarak onlara destek vermeyi unutmayın.

Onlara medya ve halkla iletişimin diğer formlarıyla bağlantı kurarak kendi keşiflerini ifşa etmelerine yardımcı olun. Genç liderleri ilgilerini akademisyen ortama taşımalarına yönlendirerek, mümkünse çok kültürlü bir üniversite ortamında, uygun eğitim programlara teşvik edin.
4.6.5. Öz-araştırma

Bu konuyu ele almadan önce, kültürlerarası diyalogta kendi hazırlığınızı ve katılma kapasitenizi keşfedin ve geliştirin. Bu çeşitli toplulukların temsilcileriyle iletişim durumlara girmeniz ve iletişimde parça bilinçdışı önyargı ve engellemeleri takip etmeniz dahil kendi tepki ve deneyimlerinizi keşfetmek demektir. Kültür buluşma modunda sadece tam ve dürüst bir öz-araştırmayla diğer kültürü tam anlama, süreçte diğer katılmcılara sunacağınız uyumlu ilişkiler model oluşturma elde etmek mümkün olacaktır.


İletişimin bir nihai başarı olmadığı, ancak diyalogta ötekinin ve kendinin sürekli keşif ve yeniden keşfetme süreci olduğunu unutmayın. Bu süreçte başkalarını angaje etmeyi karar verdiğinizde, onlara hazır çözümler sunmayın, kendi ve yabancı kültürü tanıma yoluyla öz-araştırmaya giden bu yolculuğu sizinle paylaşmalarına davet edin.
5. Sonuç

Son olarak, bu projenin Bulgar toplumu gibi bölünmüş ve dağılmış toplumların çalışma şekli hakkında bize ne öğrendiğimiz sorusunu yöneltmemiz değer. Başlangıçta tanıtılan sosyal oluşturmacılığın açıklayıcı çerçeve aracılıyla elde edilen deneyimi analiz edersek azınlık ve sosyal dışlama oluşturulduğu ve korunduğu temel mekanizmalardan bazılarını göreceğiz.





Dostları ilə paylaş:
  1   2


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə