Sarı, Bakanlığının 2016 yılı bütçesine ilişkin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 66.32 Kb.
tarix17.08.2018
ölçüsü66.32 Kb.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, "Silopi için bugün itibariyle imar çalışmalarını başlattık. Az hasarlı olan binalar için vatandaşlarımıza onarım desteği sağlayacağız. Ciddi hasar bulunan, yıkılma noktasına gelmiş yapılar ise kentsel dönüşüm kapsamına alınacak" dedi. 

Sarı, Bakanlığının 2016 yılı bütçesine ilişkin TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, AK PARTİ hükümetleri olarak vatandaşların hayat kalitesini artıracak şekilde insan ve çevre dostu şehirlerin gelişmesine katkı sağladıklarını belirtti.

Deprem tehlikesiyle karşı karşıya olan Türkiye'de kentsel dönüşüm çalışmalarının büyük önem arz ettiğini ifade eden Sarı, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkındaki kanun kapsamında, 3,5 yıllık uygulama dönemini geride bıraktıklarını anlattı.

Kanun kapsamında 47 ilde 178 bölgenin riskli alan ilan edildiğini kaydeden Sarı, "Söz konusu alanlarda ilgili belediyeler ve TOKİ Başkanlığı ile işbirliği protokolü yapılmıştır. Riskli yapı kapsamında 300 binden fazla bağımsız bölümün riskli yapı tespiti gerçekleştirilmiştir. 20 ilimizde toplam 72 kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı Bakanlar Kurulunca kabul edilmiştir. Kentsel dönüşüm kapsamında bugüne kadar 2 milyar lira kaynak kullanılmıştır" diye konuştu.

Sarı, terörden temizlenen ilçelerde vatandaşların yaralarını hızla sarmak, onlara devletin şefkat elini uzatmak için var güçleriyle hizmetlerini götüreceklerini ve ilk adımı Silopi'de atacaklarını bildirdi.

Dün, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Silopi'ye gittiklerini, ilçede zarar tespit çalışmalarının tamamlandığını ve Silopi için bugün itibariyle imar çalışmalarını başlattıklarını açıklayan Sarı şunları söyledi:

"Az hasarlı olan binalar için vatandaşlarımıza onarım desteği sağlayacağız. Ciddi hasar bulunan, yıkılma noktasına gelmiş yapılar ise kentsel dönüşüm kapsamına alınacak. Hasarlı iki camimizin onarımı da yapılacak."

Sarı, Silopi'deki vatandaşların, ilçedeki irtibat bürosu aracılığıyla konuya ilişkin sorularının yanıtlarını alabileceğini ifade etti. 

Fatma Güldemet Sarı, şu bilgileri verdi:

"Biz bakanlık olarak hazırız ve sahadayız. Silopi'de olduğu gibi Cizre'de, ardından Sur'da da vatandaşlarımızın bütün mağduriyetlerini gidereceğiz ve onların yanında olmaya devam edeceğiz. Özellikle Silopi ve Cizre'de yapacağımız kentsel dönüşüm çalışması kapsamlı bir çalışma olacak. Ancak Sur'da yapacağımız çalışma bir kentsel dönüşüm çalışması değildir. Sur, kentsel sit alanı ilan edilmiştir. Koruma imar planı gerçekleştirilmiştir. Sur içinde yapılacak olan çalışma, bu koruma imar planı çerçevesinde gerçekleştirilecek ve yörenin mimari dokusunun burada hayata geçirileceği bir çalışma olacaktır. Sur içinde bahsedildiği gibi TOKİ konutları veya toplu konutlar anlamında bir yapılaşma olmayacaktır. Sur'da maalesef geçmiş dönemlerde Kırklar Dağı'nda yapılmış olan o yüksek katlı binaların benzeri bir yapılaşma kesinlikle olmayacaktır. Sur, Silopi ve Cizre'de vatandaşlarımızın terörden dolayı gerçekleşen bütün mağduriyetlerini maddi ve manevi anlamda gidermek için sahada bulunuyoruz."

Bakan Sarı, konuşmasına şöyle devam etti:

"Yaptığımız çalışmalar inanın kendi personelimiz olan bir arkadaşımızın, Ankara'daki terör saldırısında hayatını kaybeden eşinin acısını yaşamasına engel olmayacaktır. Lojman saldırısında şehit olan eşiyle birlikte 3 yaşındaki kızını toprağa veren annenin acısını hafifletmeyecektir. Biz bütün bu şehit cenazelerinde şunu gördük: Bu vatandaşlarımız bizden devletin birliğini ve bütünlüğünü korumamızı, terörle sonuna kadar mücadele etmemizi istiyor. Bir şehit ailesi, 'bugün bir tane şehidi biz verdik ama yarın bin kadın olarak biz o sahada çalışmaya devam ederiz' dedi. Bu vatanın birlik ve bütünlüğü için, kardeşliğimizin devamı için sonuna kadar mücadele etmeye, kamu düzenini sağlamaya, terörün her türlüsüne karşı savaşmaya devam edeceğiz."

Sarı, denizleri ve kıyıları koruma çalışmaları kapsamında, faaliyet gösteren gemilerin operasyonel faaliyetlerinden kaynaklanan atıkların toplanması ve bertarafı, denizlerin kirliliğinin önlemesi için son derece önemli olduğunu vurgulayarak, bugün itibariyle 261 limanda atık alım hizmetinin verildiğini kaydetti. 

Mavi bayrak sayısında önemli bir artış yaşandığını anlatan Sarı, "Bugün itibariyle mavi bayrak alan plaj sayımız 436'ya ulaşmıştır. Ülkemiz, mavi bayrak sıralamasında dünyada ikinci sıraya yükselmiştir. Hedefimiz 2023 yılında birinci olmaktır" dedi. 

Cerattepe'de yapılması planlanan madencilik faaliyetlerine değinen Sarı, şu değerlendirmelerde bulundu:

"ÇED raporu, 19 kurum ve kuruluş tarafından değerlendirilmiş olan ve olumlu görüşler alınarak 'ÇED olumlu' kararı verilen bu tesis, galeri sistemi kapalı ocak işletme olarak planlanmıştır. Çıkarılacak maden, teleferik sistemiyle taşınarak tesislerde işlenecektir. Aldığımız tedbirlerle Cerattepe'nin zarar görmemesine özen gösterilerek, ağaç kaybı minimum seviyede tutulacak ve misliyle yenileri ekilecektir. Çevreye zarar vermeden kalkınma anlayışı ile hareket etmeliyiz. Başbakanımızın başkanlığında gerçekleştirdiğimiz toplantıda Artvin'den gelen sivil toplum temsilcilerini ve vatandaşlarımızı da dinledik. 5 saat süren toplantı sonucunda ona göre gerekli önlemleri aldık." 

Marka şehirler oluşturma vizyonlarının, güvenli yapım malzemeleri kullanmakla ve nitelikli enerji verimliliği olan yapılar ve yaşanabilir mekanlar oluşturmakla gerçekleştirilebileceğini çok iyi bildiklerini aktaran Bakan Sarı, binalardaki enerji ihtiyacını azaltarak, çevre dostu yapılaşmayı hedeflediklerini bildirdi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Biz, Suriye'nin de Irak'ın da toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını destekliyoruz. İki komşu ülkenin de istikrarını istiyoruz. Umarım bundan sonraki süreçte de katkı sağlamaya devam ederiz" dedi. 

Çavuşoğlu, Bakanlığının 2016 yılı bütçesi üzerinde TBMMGenel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin zor bir coğrafyada olduğunu ve etrafında ciddi sorunların bulunduğunu söyledi.

Türkiye'nin bu süreçte üzerine düşen görevi yaptığını vurgulayan Çavuşoğlu, hiçbir zaman çatışmanın tarafı olmadıklarını belirtti. Türkiye'nin başından beri Suriye'deki bu çatışmanın önlenmesi için görüşlerini paylaştığına işaret eden Çavuşoğlu, beş sene önce söyledikleri ile bugün söyledikleri arasında bir çelişkinin olmadığını ama beş sene önce öngördüklerinin maalesef bugün gerçekleştiğini belirtti. 

"400 bin insanın bir rejim tarafından ya da terör örgütleri tarafından öldürülmesini kim isteyebilir?" diyen Çavuşoğlu, sadece Irak ve Suriye'den gelen 3 milyon insanı söylemediğini, Suriye'nin kendi içinde 8 milyondan fazla insanın evini terk etmek zorunda kaldığını söyledi.

Çavuşoğlu şöyle devam etti:

"Ama biz bunları görüyorduk. Şimdi, beş sene önce bir rejimin uygulamalarını eleştirmek o ülkenin iç işlerine karışmak mı oluyor? Hayır. Öngörüyorduk. 'Bu rejim, bu çatışmalar durmazsa terör örgütleri ortaya çıkar' dedik. Arka arkaya terör örgütleri ortaya çıkmaya başladı. DAEŞ diye bir terör örgütü mü vardı üç sene önce, dört sene önce? El Nusra diye bir terör örgütü mü vardı üç-dört sene önce? PKK'nın uzantıları vardı orada biliyoruz; zamanında bölücübaşı da orada yaşıyordu. Ama YPG diye bir terör örgütü mü vardı?

Hepsi işte maalesef bir rejimin kendi insanını öldürmeye başlamasından sonra ortaya çıkan sorunlar. Türkiye bunların müsebbibi mi? Bunların sorumlusu Türkiye mi? Hayır. Ama biz bu sorunların çözülmesi için her zaman doğruları söyledik, söylemeye de devam ediyoruz, bundan sonra da söyleyeceğiz. Beş sene önce söylediklerimiz bugün anlaşılıyor. Üç sene önce önerdiklerimiz bugün Avrupa Birliği'nde ve dünyada kabul görmeye başladı. Neden? Sorunun ucu kendilerine dokunmaya başladı. Biz, 'güvenli bölge' derken Türkiye için mi güvenli bölge istedik? Oradaki mazlum insanlar, teröristlerden ve zalim bir rejimden kaçanlar için güvenli bölge istedik. Şimdi, göçmenler Avrupa'ya gitmeye başlayınca bundan rahatsız olan ülkeler 'Hadi güvenli bölge oluşturalım' diyor"

Irak'ta ciddi sorunlar olduğunu anlatan Çavuşoğlu, ülkenin yüzde 30'unu bir terör örgütünün işgal ettiğini söyledi. Bunun sorumlusunun Maliki yönetimi olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, zamanında Maliki'yi mezhepçilikten dolayı eleştirdiklerini hatırlattı.

Çavuşoğlu, "Bu politikaları eleştirmek, bu politikaların o ülkeleri bir noktaya götüreceğini söylemek, o ülkelerin iç işlerine karışmak değil ki. Kaldı ki insan haklarıyla ilgili meselelerde, nasıl Avrupa Birliği nasıl diğer kurumlar ve ülkeler Türkiye'de bir sorun olduğu zaman eleştiri yapabiliyorsa Türkiye'nin de aynı hakkı vardır. Eleştiri yapabiliriz. Bu, müdahale değil" değerlendirmesinde bulundu. 

Türkiye'nin başından beri stratejisinin belli olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, "Suriye ve Irak'taki terör örgütleriyle mücadele etmemiz lazım. Bunların yok edilmesi lazım. DAEŞ'in de El Nusra'nın yok edilmesi gerekiyor.

Bir siyasi dönüşüm gerekiyor. Artık muhalefeti, artık katledilen insanları, kim olursa olsun, Esad'ın etrafında birleştirmenin imkansız olduğunu söylüyoruz. Bunu biz söylemiyoruz. Bugün, Riyad'daki muhalefet de söylüyor, dünya da bunu söylüyor. Dolayısıyla siyasi dönüşüm süreci zaten bunun için başladı, müzakereler bunun için başladı. Dolayısıyla bir an evvel siyasi müzakerelerin başlaması lazım ama bunun için de çatışmaların durdurulması lazım" değerlendirmesinde bulundu. 

Çavuşoğlu, Türkiye'nin gerek Münih ve Viyana'da gerek daha önceki toplantılarda, Cenevre'de ateşkesin sağlanması için, siyasi müzakerelerin başlaması için elinden gelen katkıyı yaptığını bildirdi. Çavuşoğlu, hem insani yardımların ulaştırılması hem de çatışmaların durdurulması kısmında gözlemci olarak komisyonun içinde Türkiye'nın aktif bir şekilde yer aldığını hatırlattı.

"Umarım tam ateşkes olur, umarım anlamlı müzakereler başlar, siyasi dönüşüm başlar, Suriye'ye istikrar gelir" diyen Çavuşoğlu, "Biz, Suriye'nin de Irak'ın da toprak bütünlüğünü, bağımsızlığını destekliyoruz. İki komşu ülkenin de istikrarını istiyoruz. Umarım bundan sonraki süreçte de katkı sağlamaya devam ederiz" diye konuştu. 

Çavuşoğlu, Türkiye'nin dış politikasının geniş bir coğrafyada devam ettiğini, bu geniş coğrafyada bir taraftan sorunların çözümüne katkı sağlamaya çalıştıklarını bir taraftan da insani yardımları mazlum insanlara ulaştırmaya çalıştıklarını belirterek, Türkiye'nin insani yardımda dünyada üçüncü sırada olduğunu, milli gelire göre ise birinci sırada olduğunu ve bunu gururla söylediklerini kaydetti. Çavuşoğlu, "Bugün gururla söylüyorum: Türk ürünlerinin dünyada, Birleşmiş Milletlere kayıtlı ülkeleri kastediyorum. 194 ülke içinde ulaşmadığı bir tek ülke bile kalmadı ve bundan sonra da ticaretimizi her bölgede inşallah artıracağız" dedi. 

Somali'deki durumu anlayabilmek için Somali'ye gidilmesi gerektiğine işaret eden Çavuşoğlu, "Herkes havaalanında konteynerlerde büyükelçilik açarken şehrin merkezinde büyükelçiliğinizi işletmeniz lazım ve şu anda dünyadaki en büyük misyonumuzu, Allah izin verirse, Somali'de Mogadişu'da açıyoruz. 80 dönüm üzerine büyük bir kompleks içinde büyükelçiliğimizi açıyoruz ve kısa süre içinde, sonbaharda da inşallah askerî üssümüzü de Somali'de kuracağız ve işletmeye başlayacağız" ifadesini kullandı. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu ile İran'a gittiklerini ve İran'a önem verdiklerini belirten Çavuşoğlu, "Biz İran'a mecbur kaldığımız için değil, muhtaç olduğumuz için değil; herkes İran'ın karşısındayken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde İran'ın lehine oy veren ülkeyiz. İran bizim kardeşimiz ama İran'ın yanlış politikalarını eleştirebiliriz. Amerika'nın yanlış politikalarını eleştiriyoruz. Rusya'nın yanlış politikalarını sonuna kadar eleştiriyoruz. İran'ın mezhepçi politikalarına karşıyız" dedi. Çavuşoğlu, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ve Dışişleri Bakanı Cevad Zarif'ın kısa bir süre içinde Türkiye'ye geleceğini söyledi. 

Bakanlık olarak dış gezilerinin ve temaslarının süreceğini vurgulayan Çavuşoğlu, İslam İşbirliği Teşkilatının İslam Zirvesi'ni 13-14 Nisan'da İstanbul'da, 23-24 Mayıs tarihlerinde ise Birleşmiş Milletlerin ilk defa düzenleyeceği Dünya İnsani Zirvesi'ne ev sahipliği yapacaklarını, sonbaharda da Dünya Enerji Kongresi'ni gerçekleştireceklerini hatırlattı. 

Kıbrıs'ta yaşanan gelişmelere değinen Çavuşoğlu, şunları vuruladı:

"Elbette, çözülmeyen ya da çözümü dondurulmuş sorunlardan bahsettik. Bunlardan bir tanesi de Kıbrıs'tır ama Kıbrıs için umutlarımız arttı. Ada'da devam eden müzakereleri, her iki halkın da haklarını garanti altına alacak şekilde, siyasi eşitliğe dayalı, iki kesimliliğe dayalı bir çözümü destekliyoruz. Müzakereler devam ediyor, zor konular var ama yeter ki inanalım, bunları da başarabiliriz." 

Çavuşoğlu, Türkiye'nin Filistin'e hiçbir zaman gözünü kapamadığını ve Filistin meselesine her zaman sahip çıktığını söyledi. İsrail ile ilişkilerin normalleşmesine değinen Çavuşoğlu, "Bugün İsrail'le ilişkilerimizin normalleşmesi için ortaya koyduğumuz şartlardan bir tanesi de Filistinli kardeşlerimizin üzerindeki ambargoların kalkmasıdır. Bu konudaki müzakereler devam ediyor ve önümüzdeki günlerde olumlu gelişmeleri tabii ki bekliyoruz. Türkiye'nin tutumu son derece nettir, şeffaftır ve abartılı da değildir. 3 şart koyduk ortaya. Bir tanesi gerçekleşti, diğer iki şart da tazminatla birlikte gerçekleştirildiği zaman İsrail'le ilişkilerimizi normalleştiririz ve Ortadoğu barış sürecine de katkı vermeye devam ederiz" ifadesini kullandı. 

Filistin'e insani yardımların devam ettiğini söyleyen Çavuşoğlu, Filistin'e bugüne kadar yaklaşık 500 milyon dolarlık yardım yaptıklarını, geçen sene Filistin'e yardım toplantısında Türkiye'nin 200 milyon dolar vadettiğini ama şu anda gerçekleştirdikleri projelere bakıldığı zaman bu rakamı da geçeceklerini ve 2017'de 700 milyon doların üstünde yardım yapmış olacaklarını söyledi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, çıraklık eğitiminin de 12 yıllık zorunlu eğitim sürecine dahil edilmesini öngören bir düzenleme hazırlığında olduklarını, ayrıca mesleki eğitim gören öğrencilerin, asgari ücretin yüzde 30'u oranında ücretlendirilmesi için de çalıştıklarını bildirdi.

Avcı, bakanlığının 2016 yılı bütçesi üzerinde TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, aday öğretmen yetiştirme, FATİH Projesi, mesleki eğitim ve bakanlığının diğer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.

Aday öğretmen yetiştirmenin, öğretmenlerin niteliğini artırmaya yönelik bir düzenleme olduğunu belirten Avcı, Şubat'ta atamalarını gerçekleştirdikleri 30 bin aday öğretmenin adaylık sürecinin farklı planlandığını ifade etti.

Avcı, her bir aday öğretmen için meslekte başarılarıyla ön plana çıkan, en az on yıllık mesleki tecrübesi olan, ulusal ve uluslararası projelerde koordinatör, danışman olmuş, iletişim becerisi, temsil yeteneği yüksek öğretmenler arasından danışman öğretmenler tayin ettiklerini anlattı.

Bu çerçevede 98 bin danışman öğretmen adayı belirlediklerini, onlara beklentilerini anlattıklarını, hizmet içi eğitim başlattıklarını vurgulayan Bakan Avcı, bu süreçte kendisi de dahil, merkez teşkilatı olarak üst düzey bürokratların sürecin her adımında görev aldıklarını kaydetti.

Aday  öğretmenlere, adaylık sürecini hangi ilde yürütmek istediklerini sorduklarını ifade eden Avcı, aday öğretmenlerin tamamına yakınının birinci tercih ettiği ildeki danışman ve okullarla ilişkilendirildiğini vurguladı.

Avcı, 1 Mart itibariyle aday öğretmenlerin, danışman öğretmenlerin rehberliğinde adaylık yetiştirme süreci kapsamındaki çalışmalara başladığını açıkladı.

Avcı, danışman öğretmenlerin, yetiştirme programı çerçevesinde aday öğretmenlere izleme, yöneltme, rehberlikte bulunma, mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarıyla ilgili  tecrübelerini aktarma, öğretmen atama ve yer değiştirme yönetmeliği çerçevesinde birinci performans değerlendirmeleri yapma çalışmalarından sorumlu olacağını bildirdi.

Bu süreçte gönüllü olarak görev almak isteyen öğretmenlerin, il milli eğitim müdürlüklerince tespit edileceğini, danışman havuzuna sürekli yeni isimler ekleneceğini aktaran Bakan Avcı, gelecek haftalarda danışman öğretmen havuzunda yer alanlara eğitim verileceğini belirtti.

Milli Eğitim Bakanı Avcı, düzenledikleri program kapsamında, 26 hafta üzerinden eğitim planladıklarına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İlk 16 haftasında aday öğretmenler, danışmanları eşliğinde haftanın üç günü sınıf içi gözlem ve uygulamalar yapacak. Ders planlaması, ön hazırlık, değerlendirme çalışmalarına katılacaklar. Haftanın bir günü okul içi faaliyetler kapsamında okul içindeki idari, mali, sosyal, kültürel faaliyetleri izleyip, bunlarda görev alacaklar. Aday öğretmenlerimiz haftanın bir günü okul dışı faaliyetler kapsamında yaşadığı ilin kültürel, tarihi özellikleri tanıtıcı faaliyetler yürütecekler, valilik, kaymakamlık, belediye başkanlığı, il, ilçe milli eğitim müdürlüğü gibi kurumların işleyişi hakkında bilgi edinecekler. İl, ilçesinde bulunan rehberlik ve araştırma merkezi,  bilim ve sanat merkezlerinde, halk eğitim merkezlerinde gözlem yapıp, işleyiş hakkında bilgi sahibi olacak. Aday öğretmenler emekli öğretmenler ve eğitime gönül vermiş kişilerle bir araya gelecek, tecrübelerinden yararlanacaklar. Bu okul içi ve okul dışı faaliyetler toplam 16 hafta sürecek, 474 saatlik faaliyet programı uygulanacak. Yaz aylarında da 10 haftalık, 50 gün, 300 saat sürecek seminer, kurs türü çalışmalarımız olacak.  Yazın yapılacak seminerler kapsamında farklı dil ve lehçelerin yoğun olarak kullanıldığı bölgelere gidecek aday öğretmenler, yörenin folkloru, kültürü ve insanlarıyla daha rahat iletişim kurabilmeleri amacıyla iki hafta boyunca, Türkçe dışında yaygın olarak kullanılan Kürtçe, Arapça, Çerkezce gibi dil ve lehçelerle ilgili temel düzeyde iletişim sağlayabilecekleri bir dil eğitiminden geçirilecekler."

Bu süreci sadece aday öğretmenleri yetiştirme süreci olarak görmediklerine vurgu yapan Avcı, "Aynı zamanda danışman öğretmenlerimiz de mesleki olarak kendilerini yenileyecekleri, çok değerli, verimli ve bereketli bir süreç olarak görüyoruz. Bu süreçte bizim temel sloganımız, bütün kadim geleneklerde de geçerli olan insan, insan gölgesinde yetişir düsturudur. İnsan, insan gölgesinde, özellikle öğretmen de öğretmen gölgesinde yetişir. Çünkü öğretmenlik sadece bilgiyle yapılan bir meslek değil aynı zamanda bir sanattır. Bu sanat da ustaların yanında kamil manada öğrenilir" diye konuştu.

FATİH Projesi hakkında da bilgi veren Avcı, bunun, bakanlığın bütün okullarını, dersliklerini kapsayan, okulları teknolojik donanımla buluşturmayı amaçlayan, bütün yurt sathını hedefleyen çok büyük bir eğitim hamlesi olarak nitelendirdi.

FATİH projesinin, bütün dünyada yakından takip edilen, Avrupa Konseyi üyesi ülkeler de dahil, pek çok ülke tarafından hayranlıkla, gıptayla izlendiğini kaydeden Avcı, projenin sadece donanım değil içerik projesi de olduğunu ifade etti.

Sadece eğitim teknolojisi alanında değil, elektronik ders içerikleri alanında da dünyanın en öncü ülkesi konumunda bulunduklarını aktaran Bakan Avcı, FATİH içerik bileşini, eğitim, bilişim ağı "eba.gov.tr" nin, dünyanın en büyük örgün eğitim portalı olduğuna dikkati çekerek, milletvekillerine, "Bunu da alkışlamayacaksanız ne zaman alkışlayacaksınız" diye espri yaptı.

Avcı, 2016-2017 yıllarında 604 bin uç kurumu daha yapılarak toplamda  1 milyon 519 bin 145 uç kurulumunun tamamlanacağını,  bununla her dersliğe bir internet bağlantı noktası çektiklerini, öğretmen odası, kütüphane, çok amaçlı salon, laboratuvar, okul idarelerinin talep ettiği benzeri alanlara da uç kurulumu gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Bugüne kadar  9. sınıftaki öğrenci ve öğretmenlere 1 milyon 437 bin 800 adet tablet bilgisayar seti dağıtıldığını açıklayan Avcı, ihale sürecinin ardından 2016'da 10 milyon 600 bin tablet bilgisayar seti dağıtımına başlanmasının planlandığını ve tabletleri işlevsel kılacak ve ders işleme süreçlerinde kullanılmasını sağlayacak yazılımın da hazır olduğunu vurguladı. 

Avcı, 45 bin 653 adet çok fonksiyonlu yazıcının da okullara dağıtıldığını belirtti.

Kayıtlı kullanıcı sayısı, içerik sayısı ve tıklanma oranları bakımından Türkiye'nin ve  dünyanın en büyük internet sitelerinden biri olan eba'nın, kayıtlı kullanıcı sayısının 11 milyon 369 bine ulaştığını kaydeden Avcı, "Eba üzerinden kurulan içerik ekosistemine öğretmenlerimizi de katmak ve öğretmenlerimizin hazır içerikleri kullanmak yanında, kendi ürettikleri içerikleri de kullanabilmelerini ve paylaşabilmelerini sağlamak da temel hedeflerimiz arasındadır" diye konuştu.

Bakan Avcı, ülkelerin sosyal ve ekonomik gelişmişlik düzeylerini belirleyen faktörlerin başında mesleki, teknik eğitim geldiğine işaret ederek, şu bilgileri verdi:

"Küresel gelişmelere uygun olarak planlanmış bir mesleki ve teknik eğitim insan odaklı kalkınmanın sağlanmasında etkin rol almaktadır. Mesleki ve teknik eğitime yönelik çalışmalarımız bu doğrultuda ve bu ilkelerle planlanmakta ve yürütülmektedir. Bu amaca yönelik olarak ülkemizde mesleki eğitimin niteliğinin yükseltilmesi amacıyla bir yol haritası teşkil etmek üzere sosyal paydaşlarımızın da katkısıyla bakanlığımızın koordinasyonunda hazırladığımız Türkiye Mesleki ve Teknik Eğitim Strateji Belgesi ve Eylem Planı uygulamaya konulmuştur. Bu plan kapsamında uygulamaya koyduğumuz örneklerden bir tanesi, organize sanayi bölgelerindeki mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarımızdır. Bu örnek kapsamında organize sanayi bölgelerinde yer alan 23 özel mesleki ve teknik ortaöğretim okulunda 16 bin 976 ve 34 resmi mesleki ve teknik ortaöğretim okulunda da 19 bin 179 olmak üzere toplam 57 ortaöğretim kurumunda 36 bin 155 öğrenci eğitim ve öğretimine devam etmektedir. Bu okullarda eğitim öğretime devam eden öğrenci başına yıllık 4 bin lirayla 6 bin 250 lira arasında destek veriyoruz. 2015-2016 eğitim ve öğretim yılında yaklaşık 82 milyon lira eğitim öğretim desteği verilmiş olacak.  Bu okulların sayılarının artırılması konusunda talepler gündeme geldi. Bunun üzerine sektörle ve sektör temsilcileriyle yapılan çalıştaylarla desteklenen yeni bir uygulamayı da önümüzdeki günlerde inşallah hayata geçireceğiz."

Bakan Avcı konuşmasına şöyle devam etti:

"Hükümetimizin açıkladığı eylem planlarından bir tanesi olan bu uygulama kapsamında, organize sanayi bölgeleri dışında kurulan özel mesleki ve teknik öğretim okullarının da bu destekten, bu devlet desteğinden faydalanmalarını sağlayacağız.  İstihdam odaklı olarak ihtiyaç duyduğu nitelikte insan gücünü yetiştirmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler için çok yararlı bir uygulama olacağına inandığımız bu uygulamayı, buradan bir müjde olarak sunmak istiyorum. Bu sayede, özel sektörün, ihtiyaç duyduğu nitelikli personelin yetiştirilmesinde etkin rol alması da sağlanmış olacaktır."

Milli Eğitim Bakanı Avcı,  sektörün ihtiyaç duyduğu, bir anlamda sahada yetişmiş iş gücünü mümkün kılmak için önemli bir ihtiyaç olan çıraklık eğitiminin altyapısının güçlendirilmesine yönelik olarak yeni bir yasa tasarısının gündemde olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

"Çıraklık eğitiminin de 12 yıllık zorunlu eğitim sürecine dahil edilmesini öngören bir düzenlemenin hazırlığı içindeyiz. Bu sayede, çocuklarımız, hem lise eğitimini alacak ve dilerlerse yükseköğrenime devam imkanı bulacaklar hem de mezuniyetleriyle birlikte ustalık belgesi ve iş yeri açma belgesi almaya hak kazanacak ve dolayısıyla istihdama katılımları hızlanmış olacak.

Bir diğer mesleki eğitimin özendirilmesi, teşvikiyle ilgili önümüzdeki günlerde ayrıntılarını sizlerle paylaşacağımız düzenleme de mesleki eğitim gören öğrencilerimizin staj ücretlerinin ödenmesi, asgari ücretin yüzde 30'u oranında bir ücretlendirmeyle bu gençlerin işletmelerde yaptıkları çalışmaların ücretlendirilmesi, ayrıca gerek okulda gerek iş yerlerinde iş yeri kazalarına karşı sigortalanması. "

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, bakanlığının 2004'ten beri ders kitabı dışında herhangi bir yayını okullara tavsiye etmediğini belirterek, daha önce Talim ve Terbiye Kurulunca uygulanan tavsiye yönteminin suistimale ve birtakım çıkar ilişkilerine de yol açtığının görüldüğünü bildirdi.

Bakan Avcı, bakanlığının 2016 yılı bütçesinin TBMM Genel Kurul'ndaki görüşmelerinde, milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Okul müdürlerinin atanmasına ilişkin mahkeme kararlarına yönelik bir soru üzerine Avcı, okul müdürlüğü için görevlendirilmek üzere komisyonlar kurulduğunu, o komisyonların mülakat yaptığını, 75 ve üzeri alanların görevlendirildiğini belirtti.

Avcı, mahkemelerde açılan davaların, komisyonların aldığı bu kararlara yönelik olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mahkeme, bu davalardan şikayetçiyi, haklı bulduğu zaman şunu öngörmüş oluyor; bu komisyonun kararı geçerli değil, yeni bir komisyon kurun ve daha nesnel kriterlerle bu adayı yeniden değerlendirin. Birçok mahkeme kararında bu yanlış anlamayı önlemek üzere, dava kararında 'Bu karar, okul müdürlüğüne iadesini gerektirmez'  hükmü de  var. Yani okul müdürlüğünden zaten alınmış, 16 bin öğretmen ve müdür daha önce alınmış, yasayla alınmış, buna karşı yapılan itiraz Anayasa Mahkemesince reddedilmiş. Dolayısıyla yasal olarak zaten o komisyonlara giren adaylar okul müdürü olarak girmiyorlar, okul müdürü adayı olarak giriyorlar. Komisyonun bir yanlış yaptığına mahkeme karar verirse, o komisyonları yeniden kuruyoruz. 

Şube müdürlüğü alımı için açılan dava sayısı 620. Bu davalardan 280'i idare, Milli Eğitim Bakanlığı lehine kararlaştırılmış, 64 yürütmenin durdurulmasının kabulü kararı verilmiş, 104 ret kararı, kesin ret, 217'si iptal kararı. İdari dava daireleri kurul kararı bekleniyor, onun neticesine göre de uygulanıyor. Milli Eğitim Bakanlığının, mahkeme kararlarından, o güne kadar uygulamadığı herhangi bir mahkeme kararı yok."

Avcı, okullardaki kitap tavsiyelerine yönelik eleştiriler üzerine, bakanlığının 2004'ten beri ders kitabı dışında herhangi bir yayını okullara  tavsiye etmediğini bildirdi.

Daha önce Talim ve Terbiye Kurulu tarafından uygulanan tavsiye yönteminin çok suistimallere, birtakım çıkar ilişkilerine de yol açtığının görüldüğünü kaydeden Avcı, il, ilçe, şube müdürlüklerinin okullara kitap tavsiye edemeyeceğini açıkladı.

Ömer Asım Aksoy'un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü'ne yönelik gündeme gelen eleştirilere de yanıt veren Bakan Avcı,  "Bu kitapta bir '15'inde kız ya erde ya yerde' şeklinde bir Antep atasözü var.. Bire bir uygulanmaya kalktığı zaman veya bir tavsiye gibi algılandığı zaman yakışıksız bir atasözü ama neticede Türk atasözleri repertuvarında olan bir söz. CHP'li bir milletvekili arkadaş beni bu kitap yüzünden çocuk gelinliği teşvik etmekle suçluyor.  Bu kitabı da tavsiye etmedik. Kitabı bu vesileyle duydum ve bu atasözünden bu vesileyle haberdar oldum. Ömer Asım Aksoy, Atatürk zamanında Türk Dil Kurumu Yazmanlığına yani Genel Sekreterliğine atanmış ve 1935'ten 1950'ye kadar da CHP Gaziantep Milletvekili olarak vazife yapmış bir dil bilimci. Şimdi, ne yapalım?" diye sordu.

Öğretmenevlerinin kar edecek müesseseler, ticari işletmeler olmadığını anlatan Avcı,  öğretmenevlerinin, öğretmenlerin kendi bütçelerine uygun fiyatlarla kalabilecekleri yerler olması gerektiğini belirtti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da milletvekillerinin sorularını yanıtlarken, Rusya krizinden dolayı çiftçilerin geri dönen mallarının tazminini yaptıklarını, turizm sektörünün mağduriyetini gidermeye çalıştıklarını, şu anda da tarım sektörünün mağduriyetini gidermeye ilişkin de bir çalışmalarının bulunduğunu belirtti.

Çavuoğlu, mültecilerle ilgili soruya da şu yanıtı verdi:

"AB'den henüz  para gelmedi. 3 milyar, Türkiye'ye gelmiyor, doğrudan mültecilere gidiyor, mültecilere yapılacak projelere gidiyor. Dolayısıyla, henüz bir para resmi bir şekilde aktarılmış değil. AB'nin Suriyeli mültecilere yönelik bu sözünü tutması gerekiyor. Kaçak göçle ilgili mücadelemizi sürdürüyoruz, sınırda aldığımız, tek başımıza aldığımız, Bulgaristan ve Yunanistan'la birlikte aldığımız tedbirler, geri kabul anlaşmalarının uygulamaları ve göçün kaynağı olan ülkelere yönelik vize uygulamalarımızdaki bazı değişiklikler yarından itibaren belki uygulanmaya başlayacak. NATO'yla birlikte kaçak göçle, özellikle de kaçakçılarla mücadelemiz devam ediyor. Tüm bu konuları pazartesi günü Türkiye-AB Zirvesi'nde AB yetkilileriyle, liderleriyle de değerlendireceğiz. Bu yaşanan insani dramlar konusunda biz herkesten daha fazla duyarlıyız." 

Çevre ve Şehircilik Bakanı Fatma Güldemet Sarı, Cerattepe'deki bakır madeni projesi için 19 kurum ve kuruluşun olumlu raporları sonucu, ÇED raporunun da olumlu olarak verildiğini açıkladı.

Sarı, konuya ilişkin şu bilgileri verdi:

"Bunun haricinde, kabul edilen ÇED olumlu raporuna esas olan çalışmalar içinde Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından hazırlanan jeolojik, jeoteknik ve hidrojeolojik rapor var. Bu rapor, yine, buradaki çalışmalara destek olmuştur. Yine, aynı üniversitenin öğretim üyeleri tarafından böcek tahribatı, orman tahribatının orman ekosistemine etkisi, yaban hayatına olan etkisi ve benzeri konularda bir rapor hazırlanmıştır. ÇED raporu yine bunlara göre düzenlenmiştir. Yine, Ordu Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından bölgenin ekonomik, sosyal, tarımsal yapısı ve üretim potansiyeliyle ilgili olarak bilimsel rapor hazırlanmış ve bu raporlar çerçevesinde ÇED raporları gerçekleşmiştir. Düzce Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından maden alanıyla ilgili olarak peyzaj onarım çalışmaları raporu hazırlanmıştır. Bütün bu üniversitelerin öğretim görevlilerinin ve teknik heyetlerinin hazırladığı raporlar doğrultusunda, ilgili 19 kurum ve kuruluş olumlu rapor vermiş, bu raporlar sonucunda da ÇED olumlu kararı alınmıştır. Söylenildiği gibi, çok basit bir biçimde ÇED raporlarında olumlu cevabı vermiyoruz."




Soru-cevap bölümünün tamamlanmasının ardından Dışişleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığının 2016 yılı bütçeleri kabul edildi.

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə