Seçİm beyannamesi 2011


perspektifinde makroekonomik hedeflerimiz yıllar itibariyle şöyle olacaktır



Yüklə 1.17 Mb.
səhifə2/15
tarix02.11.2017
ölçüsü1.17 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   15

2023 perspektifinde makroekonomik hedeflerimiz yıllar itibariyle şöyle olacaktır:






2015

2019

2023

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (milyar dolar)

1.076

1.486

2.064

Kişi Başı Milli Gelir (dolar)

14.046

18.685

25.076

İhracat (milyar dolar)

201,2

317,2

500


Maliye Politikası

Ekonomide güveni sağlamak, istikrarı ve öngörülebilirliği güçlendirmek ve özel sektörün kullanabileceği kaynakların artırılmasına katkı sağlamak için kamu maliyesi çok önemli bir alandır.

İktidarımızdan önce kötü yönetimlerle alabildiğince istismar edilen kamu borçları, AK Parti’nin akıllı, sağlam ve tavizsiz politikalarıyla azalmış, böylece ülkemizin risk primini düşürmüş, ekonomimize duyulan güveni artırmıştır. Bunun sonucunda da yüksek büyüme hızları elde etmiştir.



İktidarımız süresince mali disipline riayete ve para politikasıyla uyuma özel önem verdik. Çünkü vatandaşlarımızdan vergi olarak aldığımız her kuruşu onların refahına, ülkemizin büyümesine ve parlak bir geleceğe aktarmanın sorumluluğuna sahibiz. Ekonomide güveni ve istikrarı sağlamamızın sonucunda faiz oranları düştü, dolayısıyla faiz harcamaları da azaldı. Buna özelleştirmeyle elde edilen ilave gelirler de eklenince, AK Parti iktidarı üretimi ve geliri artırmış, ülkemizin ekonomik performansını görülmemiş düzeylere taşımıştır.

1986-2002 yılları arasında geçen 16 yıl boyunca toplam 8 milyar dolarlık özelleştirme yapılmıştı. Biz 2003-2010 yılları arasında yani 8 yıl içinde bunun 4 kattan fazlasını, yani toplam 33,7 milyar dolarlık özelleştirme yaptık.

İktidarımız döneminde mali disipline hassasiyetle riayet edilmesinin bir sonucu olarak 2002 yılında yüzde 10 düzeyinde olan kamu kesimi borçlanma gereğinin GSYH’ya oranı, 2010 yılında küresel krizin olumsuz etkilerine rağmen yüzde 3,3 düzeyinde gerçekleşmiştir. Borçlanma ihtiyacının ve faiz oranlarının gerilemesiyle beraber 2002 yılında toplam kamu kesimi faiz ödemelerinin GSYH içerisindeki payı yüzde 15,5 iken, bu oran 2010 yılında yüzde 4,7’ye gerilemiştir. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak AB tanımlı genel yönetim borç stokunun GSYH’ya oranı 2002 yılında yüzde 73,7 iken, 2010 yılı sonunda yüzde 41,6’ya gerilemiştir. Bu şekilde vatandaşımızın yükünü çok önemli boyutlarda azalttık ve ekonomiye büyük kaynaklar sağladık.

Borcumuzun sadece milli gelire oranını azaltmakla kalmadık, aynı zamanda borç stokumuzun kalitesini de iyileştirdik. 2002’de yüzde 58,1 olan döviz cinsi ve dövize endeksli borçların toplam brüt borç stoku içindeki payını 2010 yılında yüzde 26,6’ya düşürdük. 2002’de 9 ay olan iç borçlanmanın ortalama vadesini, 2010 yılında 44 aya yükselttik. Cumhuriyet tarihinde ilk defa iç piyasada Türk Lirası cinsinden 10 yıl vade ile borçlanma gerçekleştirdik. 2002 yılında 7 yıl olan yurtdışında ihraç ettiğimiz dolar cinsi tahvillerin ortalama vadesini 2010 yılında 20 yılın üzerine çıkardık. Bu ekonomimize duyulan güvenin bir ifadesidir. Geldiğimiz noktada borç stokumuz döviz, faiz ve likidite dalgalanmalarına karşı çok daha dayanıklıdır.

Harcama kalemlerinin bütçe içinden aldıkları paylar iktidarımız süresinde önemli ölçüde değişmiştir. İktidarımız vatandaşlarımıza daha az yük yükleyerek, çocuklarımızı, geleceğimizi daha az borçlandırarak, onlara çok daha büyük hizmetler verdi. Bütçe içindeki faiz harcamalarının oranı gittikçe ve ciddi oranda azalırken; yatırım harcamaları, sosyal nitelikli harcamalar ve personel harcamaları arttı. 2002 yılında toplanan her 100 liralık verginin 86 lirası faiz ödemelerine giderken, bu rakam 3,5 kat azaldı, 2010 yılında 23 liraya geriledi.



Halkımızın bize emaneti olan vergileri en isabetli, en verimli ve en etkin şekilde harcadık. Bunun sonucunda hem refahımız, hem de gücümüz arttı. Kaynaklarımızı yine ülkemize yatırım olarak harcadık. Çünkü bizim kaynağımız şu veya bu kişi, şu veya bu laf değil, bizzat Türkiye’dir. Daha önce yolsuzlukla, sorumsuzlukla, yeteneksizlikle çar-çur edilip, sürekli borçlanan hükümetler bütün yükü yüksek faiz ve enflasyon olarak milletimizin sırtına yüklemişti. Artık bu kara dönem kapandı.

İyi yöneten, çözüm üreten, halkımızı gözeten ve sorumlulukla hareket eden AK Parti iktidarı sayesinde eğitim, sağlık ve sosyal koruma harcamaları bütçede en önemli payı almaya başlamıştır. Nitekim 2004 yılında bütçede yer alan sosyal nitelikli harcamaların büyüklüğü 41 milyar TL iken, 2010 yılında 117 milyar TL’ye çıkmıştır. Sosyal nitelikli harcamaların bütçe giderleri içerisindeki payının gelişimi ise yüzde 29,4’ten, yüzde 40’a yükseliş olarak gerçekleşmiştir.

Maliye politikalarında yapısal reformları hayata geçirdik. Kaynak kullanımında sonuç odaklı bir anlayışı benimseyen ve ekonominin ihtiyaçlarına göre tasarlanmış 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu yürürlüğe konulmuştur.

Maliye Politikasında 2023 Hedeflerimiz

Gerçekleştirdiğimiz reformların uygulamalarını daha da sağlamlaştıracak, mali saydamlık ve hesap verebilirliği artıracağız. Böylece, ülkemizin gelişmiş ekonomilerin standartlarında bir mali yapıya ve sisteme kavuşmasını sağlayacağız.

Özel sektörün öncü rolünü pekiştirecek, özelleştirme uygulamalarını program dahilinde kararlılıkla sürdürüleceğiz.

Kamunun elektrik dağıtımı ve şeker üretimi alanlarından çekilmesini; elektrik üretimi, telekomünikasyon, liman, otoyol ve köprü işletmeciliğindeki payını ise azaltmasını hedefliyoruz.

KİT’lerde yeni bir yönetişim modelini hayata geçireceğiz. KİT’lerde hesap verebilirliği, şeffaflığı, karar alma süreçlerinde esnekliği ve stratejik yönetim anlayışını esas alan yeni bir düzenleme yapılacaktır.

Atıl vaziyette bulunan Hazine’ye ait taşınmazlar ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla koordinasyon içerisinde geliştirilecek projeler vasıtasıyla ekonomiye kazandırılacaktır.

Devlet iç borçlanma senetlerinin yatırımcı tabanının genişletilmesi amacına yönelik olarak yeni araçların ve yeni satış yöntemlerinin geliştirilmesine ilişkin çalışmalara devam edilecektir.



Gelir Politikası

İktidarımız süresinde izlenen vergi politikası sayesinde daha adil bir vergilendirme sistemi oluşturulmuştur.

Sosyal politikalarımızın bir gereği olarak, toplumun büyük kesiminin yararlandığı gıda, eğitim, sağlık, tekstil ve turizmde KDV oranları düşürülmüştür.

Şirketlerimizin rekabet gücünü artırmak ve onlara daha fazla kaynak vermek amacıyla kurumlar vergisi oranı yüzde 33’ten yüzde 20’ye indirilmiştir.

Gelir vergisi yükünü azalttık ve işlem yükünü artıran bazı vergileri kaldırdık, bazılarını ise düşürdük. Ar-Ge faaliyetlerine yapılan destekleri de artırdık.

Ekonomide haksız rekabete yol açan, öngörülebilirliği azaltan ve ciddi vergi kaybına yol açan kayıt dışı ekonomiyle mücadeleye ise, iktidarımız döneminde hazırlanan ve zaman içinde güncellenen Kayıt dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı çerçevesinde devam ettik.

Vergi mükelleflerine kolaylık sağlamak için e-beyanname uygulamasını getirdik ve vergi dairelerinde büyük ölçüde otomasyona geçtik.

Gelir Politikasında 2023 Hedeflerimiz

Kamu gelir politikamız ülke kaynaklarının en etkin şekilde kullanılabilmesini sağlamaya yönelik olacak şekilde uygulanmaya devam edilecektir. Bu konuda en önemli uygulama aracı olan vergi politikası ekonomik büyümeyi, yatırımı ve istihdamı destekleyecek ve ekonomide kayıt dışılığın azaltılmasını sağlayacak şekilde gözden geçirilecektir. Kayıt dışılık azaltıldıkça vergi oranları da azalacaktır.

Bu anlamda vergi politikasının uygulanmasında daha çok üretmek isteyenin, kaynağını daha etkin kullanmayı taahhüt edenin, vergisini düzenli ödeyenin, kazancıyla daha çok personel istihdam edenin ve ekonomiyi büyütecek her tür yeni girişimcinin yanında olan ve ekonomik aktörlerce öngörülebilirliği yüksek, sürprizlere kapalı proaktif bir anlayış benimsenecektir.

Ekonomik büyümeyle birlikte vergi gelirlerimizin elde edildiği türlerin oransal dağılımı dolaysız vergiler lehine değiştirilerek, gelişmiş ekonomilerle paralel bir yapıya kavuşturulacaktır.

Vergi politikalarının uygulanmasında doğrudan küresel sermaye yatırımlarının ülkeye girişinin hızlandırılmasına, yatırımların ve Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenmesine, istihdamın artırılmasına ve bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının azaltılmasına yönelik bir yaklaşımla devam edilecektir.

Vergi mevzuatı sadeleştirilecek, mali yükümlülüklerin zamanında ödenmesini sağlamak amacıyla etkin bir tahsilat sistemi oluşturulacaktır. Vergiye gönüllü uyumun artırılması ve vergi tabanının genişletilmesine yönelik çalışmalar sürdürülecektir.

Yerel yönetimlerin öz gelirlerinin artırılmasına yönelik düzenlemeler hayata geçirilecektir.

Kamu Harcamaları ve Yatırımları

Kamu harcamaları konusundaki temel yaklaşımımız, kaynakların gerekli alanlarda etkin ve verimli şekilde kullanılmasını tesis etmektir.

Ekonomik büyümenin ve istihdamın artırılması, gerekli altyapının sağlanarak ülkemizin rekabet gücünün ve iş ortamının iyileştirilmesi, bölgesel kalkınmanın sağlanması, insan kaynaklarımızın geliştirilmesi, kısaca vatandaşlarımızın refahının ve yaşam kalitesinin artırılması açısından kamu harcama ve yatırımlarına büyük önem vermekteyiz.



Yatırımlar konusunda kamu ve özel sektörü bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Yatırım politikalarımızın temel amacı; kamu ve özel sektör yatırımlarını verimli, akılcı ve birbirlerini tamamlayacak yatırım alanlarına yönlendirmek, kalkınmayı özel sektör öncülüğünde gerçekleştirmektir.

Kamu yatırımlarına bütçeden önemli kaynaklar ayırdık. Kalkınma Ajansları, KÖYDES, BELDES ve SODES gibi yenilikçi uygulamalarla mahalli nitelikli işler için yerel idarelere önemli kaynaklar aktardık. Böylece aynı miktar kaynakla daha fazla iş üretilmiş, yeni projelerde seçici davranılmış ve projeler hızla tamamlanıp hizmete alınmıştır.

İktidarımız süresince hem önceki yıllardan devam eden projeleri tamamladık, hem de yeni projeler geliştirerek yapımına başladık. 2002 yılında yatırımların tamamlanma süresi 8,5 yıl iken, 2011 yılında bu süreyi yarı yarıya azalttık, yani 4,2 yıla düşürdük. Bu süre yaklaşık olarak bir seçim dönemidir. Önceki dönemlerde projelerin onlarca yıl tamamlanmadığını göz önüne aldığımızda bunun büyük bir başarı olduğu açıktır.

Biz yatırımların daha temellerini atarken açılış tarihlerini taahhüt ediyoruz. Uzun yıllar boyunca temeli atılıp yapılamayan kamu yatırımları varken, biz temel atma ile kurdele kesme arasındaki süreyi minimuma indirdik. Önümüzdeki dönemde de etkin ve verimli yatırımlara devam edeceğiz.

Bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmak için Güneydoğu Anadolu Projesi, Doğu Anadolu Projesi, Konya Ovası Projesi başta olmak üzere ekonomik ve sosyal altyapı projelerine devam ediyoruz.

Kamu Yatırımlarında 2023 Hedeflerimiz

Orta ve uzun vadede ekonominin verimliliğini ve üretken yapısını destekleyen karayolu, demiryolu, havalimanı, raylı sistem, baraj ve sulama ile bilgi ve iletişim teknolojileri gibi altyapı yatırımlarına ağırlık vermeyi sürdüreceğiz.

Kamu yatırımlarını, özel sektör tarafından gerçekleştirilemeyecek ekonomik ve sosyal altyapı alanlarında yoğunlaştırmaktayız. Özel sektörün etkin yönetim ve finansal imkânlarından azami ölçüde yararlanmak amacıyla Kamu-Özel İşbirliği yöntemleriyle, önemli altyapı projeleri gerçekleştirdik. Kamu altyapı yatırımlarında özel sektör katılımını da sağlayan uygulamalarımız artarak devam ettirilecektir.

Kamu harcamalarında, kalkınma potansiyelini destekleyici mahiyette olan sosyal amaçlı alanlara ve altyapı yatırımlarına öncelik veren bir politika izlenecektir.

Şimdiye kadar olduğu gibi; kamu çalışanları, işçiler ve emekliler enflasyona ezdirilmeyecektir.



Para Politikası

Para politikalarının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmektir. Para politikası finansal istikrarı da gözetecek ve fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını destekleyecektir.

Enflasyon hedeflemesi temel para politikası rejimi olmaya devam edecektir.

Enflasyon hedefleri, hükümetimiz ve Merkez Bankası tarafından üç yıllık vadede belirlenecektir.

Dalgalı döviz kuru rejimi uygulaması sürdürülecektir.

Merkez Bankasının fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirlemesi esas olmaya devam edecektir.

Finansal Hizmetler

İktidarımız döneminde finans sektörünün gözetim ve denetim altyapısını güçlendiren, sektörde çeşitliliği ve derinliği artıran bir dizi düzenlemeyi hayata geçirdik. Bu çerçevede;

AB mevzuatı ile uyumlu olarak hazırladığımız Bankacılık Kanunu 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.

Ülkemizde 1980’li yılların ortalarından itibaren gelişmeye başlayan banka kartı ve kredi kartı piyasası, 20 yılı aşkın bir süreden sonra AK Parti iktidarında Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ile yasal düzenlemeye kavuşmuştur.

Yeni ipotekli konut finansmanı sistemi (“mortgage”) ile ilgili yasal altyapıyı hazırladık.

Sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olması ve uzun vadeli fonların oluşumu açısından önem taşıyan bireysel emeklilik sistemini uygulamaya geçirdik.

Yeni sigortacılık yasası ile sigortacılık sektörünü AB standardında bir mevzuat çerçevesine kavuşturduk.



Kamu bankalarının basiretli bir biçimde yönetimini sürdürdük. Ziraat Bankası ve Halkbank, çiftçimize ve esnafımıza bir yandan gerçek fonksiyonları doğrultusunda uygun koşullarda önemli kredi imkânları sağlarken, diğer yandan iktidarımız döneminde ulaştıkları kârlılık yapısını sürdürmüş ve Hazine’mize önemli miktarda katkı yapmaya başlamışlardır.

Finans sektörü ile reel sektör ve bireysel kredi kullananlar arasında sağlıklı kredilendirme ve geri ödeme ilişkisinin tesisine önemli katkıda bulunduk. Geçmişte İstanbul Yaklaşımı ve Anadolu Yaklaşımı çerçevesinde, binlerce firmanın bankalara olan borcunun yeniden yapılandırılmasında olduğu gibi, ödeme güçlüğü yaşayan vatandaşlarımızın kredi kartları borcu yeniden yapılandırılmıştır.

Atmış olduğumuz bu adımlar sonucunda bankacılık sektörünü bilanço yapısı sağlam, sermaye yeterliliği güçlü, kur ve kredi riski düşük, sağlam bir yapıya kavuşturduk.



Zamanında aldığımız önlemler sayesinde finans sektöründen bir yük gelmesini önlemenin yanı sıra, iktidarımız döneminde 2000-2001 krizinden gelen yükü de geri ödedik.

2000-2001 krizi nedeniyle ihraç edilen özel tertip ne kadar senet varsa bunun tamamı 2010 sonu itibariyle ödenmiştir. Bu meblağı ödeyebilmek için Hazine piyasadan borçlanmak durumunda kalmıştır. Hazine’nin üzerinde böyle bir yük kalmasa idi, bugün Hazine’nin borcu 381 milyar 877 milyon TL daha az olacaktı. 2010 yılı Aralık sonu itibariyle iç borcun 352 milyar 841 milyon TL olduğu dikkate alındığında, 2000-2001 krizi olmasaydı aslında iç borcumuzun kalmayacağı görülecektir.

Sağlıklı bir finans sisteminin reel kesim ve ekonomik büyüme için ne kadar önemli olduğunu bilen Partimiz, önümüzdeki dönemde, bir yandan sektördeki rekabet ortamının gelişmesi, diğer yandan reel kesimin finans sisteminden daha fazla faydalanabilmesi için gerekli her türlü önlemi zamanında ve kararlılıkla almaya devam edecektir. Bu çerçevede;

Finans sektörünün düzenleme ve denetimi uluslararası standartlara, AB müktesebatına, küresel kriz sonrası dönemde G-20 platformu öncülüğünde yürütülen yeni çalışmalara uyum sağlama hedefi gözetilerek geliştirilecektir.

Finansal piyasaların daha etkin izlenmesi ve sistemik risk yönetiminin etkinliğinin artırılması sağlanacaktır.

Finans sektöründeki tüketici ve yatırımcı haklarının gözetilmesine yönelik uygulamalar geliştirilecektir.

Sermaye Piyasası Strateji Belgesi hazırlanarak uygulamaya konulacaktır.

İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Stratejisi ve Eylem Planı titizlikle uygulanacaktır.

Katma değeri yüksek hizmet üreten finans sektörünün geliştirilmesi çerçevesinde, İstanbul, öncelikle bölgesel nihai olarak da küresel bir finans merkezi olacaktır. Ülkemizin milli geliri içindeki mali sektörün payı 2002-2009 döneminde yüzde 4 olmuştur. Bu değer İngiltere’de yüzde 10 seviyesinin üzerine çıkmaktadır. Bu çerçevede, finans sektörünün gelişim potansiyelinin oldukça yüksek olduğu değerlendirilmektedir.



Finans Sektörü için 2023 Hedeflerimiz

Cumhuriyetimizin 100. yılında İstanbul, dünyadaki ilk 10 finans merkezleri içinde yer alacaktır. Bu stratejik hedef doğrultusunda gerekli beşeri, fiziki, teknik, vergisel ve hukuki tedbirler alınacaktır.

İstanbul “prestij” finans merkezi olacak, diğer bazı şehirlerimiz İstanbul’a destek olacak şekilde belirli tematik ve bölgesel finansal işlemlerde uzmanlaşmış finans merkezleri haline gelecektir.



İMKB’de işlem gören Türk şirketi sayısı en az 1000 olacaktır. İşlem gören yabancı şirket sayısı ise Türk şirketi sayısından fazla olacak ve en az 10 ülkeyi temsil edecektir.

Ödemeler Dengesi

Türkiye’nin hızlı büyüme dönemlerinde yaşadığı yüksek cari işlemler açığının altında bazı yapısal nedenler bulunmaktadır.

Enerjide net ithalat bağımlılığı yüzde 74 seviyelerinde olan ülkemizde, petrol ve doğal gazın neredeyse tümü, kömürün ise beşte biri ithal edilmektedir.

Özellikle son dönemlerde hızlı büyüyen ve yüksek teknolojiye dayalı sektörlerin girdi kullanımındaki dışa bağımlılığı cari işlemler açığındaki artışın bir diğer nedenidir.

Cari açığı daha düşük düzeylere çekebilmek için, enerji arzında kaynak, teknoloji ve altyapı bazında çeşitlendirmenin artırılması büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, son yıllarda petrol ve doğalgazda yurt içi ve yurt dışı arama faaliyetlerine büyük bir ivme kazandırılmıştır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içerisindeki payının artırılması ve elektrik üretiminde nükleer santrallerin kullanılması konusunda başlatılan çalışmalar orta-uzun vadede enerjide dışa bağımlılığı ve cari işlemler açığını azaltacak unsurlardır.

2009 yılının Temmuz ayında yeni bir Yatırım Teşvik Sistemi’ni uygulamaya başladık. Bu kapsamda, öncelikle dünya ve ülke şartlarını göz önüne alarak uluslararası düzeyde rekabet edebilecek sektörler belirlenmiş ve yeni sistem ile teşvik oranlarının bölgesel, sektörel ve büyük proje bazında farklılaştırılması esası benimsenmiştir.

Yeni Teşvik Sistemi’nin yürürlüğe girdiği 2009 yılı Ağustos ayından 2011 yılı Şubat ayı sonuna kadar geçen sürede 6161 adet Yatırım Teşvik Belgesi düzenlenirken, 76,5 milyar TL yatırım sağlanmış olup, bu kapsamda 204.013 kişiye ilave istihdam öngörülmüştür.

Büyük projelerin desteklenmesi kapsamında alınan teşvik belgelerinde; rafineri inşaası, elektrikli otomobil imalatı, yüksek teknoloji içeren hava taşıtı motorları ve parçalarının üretimi, ve liman hizmetleri kapasitesinin artırılması gibi önemli yatırımlar yer almaktadır. Bu yatırım projeleri, transfer ettikleri yeni teknolojiler ve oluşturulan üretim ve lojistik kapasiteleri ile Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünün artırılması ve cari açığın orta-uzun vadede düşürülmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Cari işlemler açığının azaltılması açısından en önemli faktörlerden birisi, geniş anlamda rekabet gücünün artırılmasıdır. Bu doğrultuda iş ortamının iyileştirilmesi, ekonomide kayıt dışılığın azaltılması, Ar-Ge ve yenilikçiliğin desteklenmesi, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, enerji ve ulaştırma altyapısının iyileştirilmesi ve finansal sistemin geliştirilmesi alanlarında kapsamlı yapısal reformlar uygulamaya konulmuştur.

Son yıllarda cari açığın artmasına rağmen, cari açığın finansmanında herhangi bir sorunla karşılaşılmamıştır. Her alanda oluşturulan güven ve istikrar ortamı sonucunda ekonominin dış kaynak ihtiyacından fazla sermaye girişi yaşanmıştır. Bu sayede Merkez Bankası rezervleri, 2002 yılındaki 27 milyar dolar iken, 3,5 kat artarak 2010 yılı sonunda 80,2 milyar dolara yükselmiştir.

Önümüzdeki dönemde de;

Üretim ve ihracatın ithalata olan yüksek oranlı bağımlılığını azaltmak amacıyla özellikle ara malları ve yatırım mallarında yurtiçi üretim kapasitesini artırıcı politikalara ve desteklere devam edilecektir.

Dışa bağımlılığın yüksek olduğu stratejik sektörlerde yerli teknolojik yeteneklerin geliştirilmesi ve ürüne dönüştürülmesine yönelik programların işlerliği artırılacaktır.

İhracatta firmaların küresel rekabet gücünü artırmak amacıyla yenilikçiliğe ve Ar-Ge’ye dayalı, katma değeri yüksek, markalı ürün ve hizmetlerin üretim ve pazarlama süreçlerinin desteklenmesi sağlanacaktır.

İş ortamının iyileştirilmesine yönelik olarak bürokrasinin azaltılması, işlemlerin hızlandırılması ve işlem maliyetlerinin düşürülmesi konusunda geçen sürede elde edilen başarılar, bundan sonraki dönemde de sürdürülecektir.



İstihdam ve Çalışma Hayatı

İstihdam

AK Parti olarak çalışabilir durumdaki bütün vatandaşlarımıza iş sağlamak en önemli önceliklerimizden biri olmuştur, olmaya devam edecektir. İstihdamı artırmada en önemli faktörlerden birinin yüksek bir büyüme hızı sağlamak olduğu bilinci ile hem büyüme hızımızı arttırdık, hem de büyümenin odağına istihdamı koyduk. Nitekim uyguladığımız başarılı politikalarımızın sonucunda kriz boyunca istihdamımız azalmadığı gibi, 2010 yılında 1 miyon 317 bin vatandaşımıza istihdam sağladık. İstihdamı artırmada diğer önemli bir araç olan aktif ve pasif işgücü politikalarını da başarı ile uygulamaya başladık.

Krizden en çabuk çıkan ülkelerden biri olduk. 
Küresel ekonomik kriz, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm dünyada işgücü talebinde büyük bir düşüşe ve işsizliğe yol açmıştır. 2007-2010 döneminde işsizlik oranı İspanya’da yüzde 8,3’ten yüzde 19,9’a çıkmıştır. Yani işsiz sayısı 2 kattan fazla artmıştır. Benzeri yüksek artış oranlarını diğer ülkelerde de görmek mümkündür: ABD’de yüzde 4,6’dan yüzde 9,7’ye, Fransa’da yüzde 8,3’ten yüzde 9,8’e, İngiltere’de yüzde 5,4’ten yüzde 7,9’a, İrlanda’da yüzde 4,6’dan yüzde 13,5’e, Japonya’da yüzde 3,8’den yüzde 5,1’e, komşumuz Yunanistan’da ise yüzde 8,3’ten yüzde 11,8’e çıkmıştır.

Ülkemizde ise işsizlikteki artış hızla alınan önlemlerle sınırlı kalmış, daha 2009 yılı bitmeden güçlü büyüme dönemi yeniden başlamıştır.

İşsizlik 2008 yılında yüzde 11, 2009 yılında yüzde 14 olarak gerçekleşmiştir. Yukarıda bahsedilen ülkelerle kıyaslandığında ülkemizdeki işsiz sayısındaki artışın oldukça sınırlı kaldığı görülmektedir. 2009 yılının ikinci yarısından itibaren düşme eğilimine girmiştir. İşsizlik 2010 yılında hızla düşmeye devam etmiş ve yıl ortalaması itibariyle yüzde 11,9 oranına kadar inmiştir. Gelişmiş ülkelerde ise işsizlik rakamlarının 2015 yılından önce kriz öncesi seviyesine inmeyeceği uluslararası kuruluşlar tarafından tahmin edilmektedir.

AK Parti olarak işsizliği azaltmak için iki stratejik yaklaşım belirledik. Bir yandan aktif işgücü piyasası programları ve teşvik paketlerini birbiri ardına devreye sokarak konjonktürel işsizliği azaltırken, diğer yandan kangren haline dönüşmüş yapısal işsizliğe çözüm bulmak amacıyla uzun vadeli stratejiler geliştirdik.




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   15


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə