Toplumcu Gerçekçi Eserler (Toplumsal Gerçekçiler)

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 161.12 Kb.
səhifə1/3
tarix29.05.2018
ölçüsü161.12 Kb.
  1   2   3

Toplumcu Gerçekçi Eserler (Toplumsal Gerçekçiler)


Türk edebiyatında toplumcu gerçekçilik, 1930’lardan 1980’lere kadar özellikle roman alanında varlığını güçlü bir biçimde sürdürmüştür.

Toplumcu gerçekçi bakış doğrultusunda işçilerin, dar gelirlilerin dünyası, köydeki yaşam tarzı sunulmuş, köyden kente göçün ortaya koyduğu sorunlar, toplumcu dünya görüşüne uygun olarak sergilenmiştir.

1930’larda üretilen Anadolu insanının gerçeğini, toplumsal değişimle yaşanan sancıları anlatan öyküler ve romanlar, toplumcu gerçekçi edebiyatın kuruluşunun ilk örnekleri niteliğindedir.

Sabahattin Ali, özellikle Anadolu’ya yönelme ve ne anlattığı kadar nasıl anlattığına da önem veren nitelikli roman ve hikâyeleriyle toplumcu gerçekçilerin öncülerden biridir.

Toplumcu gerçekçi eser veren yazarların bir bölümü özellikle köy sorunlarına yönelmişlerdir. Tanzimat döneminde Nabizade Nazım’ın Karabibik kitabıyla başlayan köye yönelmenin ilk başarılı örnekleri Ebubekir Hazım Tepeyran’ın “Küçük Paşa” ve Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı yapıtlarıyla Milli Edebiyat döneminde verilmiştir.

1950’li yıllarda Köy Enstitülü yazarların çabalarıyla köy olgusu romanlarda daha farklı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Köy Enstitülerinde yetişen köy kökenli yazarlar konularını daha çok toprağa bağlı insanların hayatlarından alan eserler yazmışlardır. Anadolu köy ve kasabalarına yönelmişlerdir.

Mahmut Makal’ın 1950’de köy notlarını içeren “Bizim Köy” adlı kitabının yayımlanmasıyla, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın gibi yazarların eserleriyle köye ve köy hayatına ilgi daha da artmıştır.

1960’lardan itibaren Fakir Baykurt, Kemal Bilbaşar, Yaşar Kemal gibi yazarlar köy – kasaba konularını işlemeyi sürdürürken Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi yazarlar bir süre sonra kent insanının ve büyük kentin sorunlarını da ele alan konulara yönelmişlerdir.


Sadri Ertem (1898-1943)

1898’de İstanbul’da doğdu. Darülfünun Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden mezun oldu. İstanbul’da çeşitli okullarda felsefe hocalığı yaptı. Anadolu’ya geçerek Millî Mücadeleye katıldı ve Hâkimiyet-i Milliye ile Yeni Gün gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü, bir dönem de milletvekilliği yaptı. İlk hikâyesi 1917’de Genç Yolcular’da çıktı. Yapıtları, gerçekçilik akımının ilk ürünleri arasında yer aldı. Öykü ve romanlarında sanayileşme sorunlarına, toplumsal değişimlere, tüccar-köylü, patron-işçi ilişkilerine ve Batı taklitçiliğine eleştirel bir bakışla yaklaştı. Sanatçı, 1943’te Ankara’da vefat etti.



Edebî Kişiliği:

  • İlk toplumcu roman ve hikâye yazarlarındandır.

  • Edebiyatın işlevinin emekçi kitlelerin bilinçlendirmesi olduğunu savunmuş, Atatürk ilkelerini toplumculukla bağdaştırmaya çalışmıştır.

  • Ağa-tüccar sömürüsünü, fabrika-işçi ilişkisini, bürokrasinin halk üzerindeki baskısını anlatmıştır.

  • Sanat kaygısı yoktur. Kitabi bilgilere dayanan bir gerçekçilik anlayışı vardır.

  • “Bir Varmış Bir Yokmuş”ta Tanzimat yıllarında başlayan kapitülasyonların sebep olduğu felaket ve sarsıntıları; “Düşkünler”de Tanzimat’la birlikte başlayan yüksek memur bürokrasisinin zamanla yozlaşmasını; “Yol Arkadaşları”nda Batı Anadolu’daki kasaba ve şehirlerinden bazı kesitler sunar.

  • Eleştirel gerçekçilik akımının önde gelen yazarlarındandır. Sosyal-sosyolojik olaylar üzerinde durmuştur.

  • Eserlerinde gazetecilikten gelme bir alışkanlıkla, biçim kaygısı gütmeyen yalın bir biçem kullanmıştır.

  • Duygusallıktan, tasvir ve psikolojik derinlikten uzak, tüm gücünü fikirlerden alan, her şeyi sonuç bölümünde söyleyiveren bir anlatımı vardır.

  • Eleştirel gerçekçilik akımının önde gelen yazarları arasında yerini alan Sadri Ertem, yazılarında edebiyatın çeşitli sorunlarını maddeci felsefenin etkisinde ve eleştirel gerçekçi bir sanat anlayışı doğrultusunda kuramsallaştırmaya yöneldi.

  • Ertem’in eserlerinden bazıları Rusça, Fransızca, Almanca, İngilizce, Yunanca, Çince ve Arapça’ya çevrilmiştir.

Eserleri:

  • Roman: Çıkrıklar Durunca, Bir Varmış Bir Yokmuş, Düşkünler, Yol Arkadaşları

  • Öykü: Silindir Şapka Giyen Köylü, Bacayı İndir Bacayı Kaldır, Korku, Bay Virgül, Bir Şehrin Ruhu

  • Gezi: Ankara-Bükreş, Bir Vagon Penceresinden

  • Deneme: Fikir ve Sanat

Çıkrıklar Durunca: Sadri Ertem’in fabrika malı satanlarla dokumacılar arasındaki mücadeleyi ele alan “Çıkrıklar Durunca” adlı romanı, sosyal roman türüne ait ilk örnek gösterilebilir. Romanın konusu Osmanlı Devleti’nin son döneminde bir alevi köyünde geçer. Romanda yerli dokuma tezgâhlarının ve bunlara yün üreten çıkrıkların Avrupa tekstil sanayisi karşısındaki çöküşü, bu çöküşün toplumsal yaşamda meydana getirdiği bunalımlar işlenir.
Sabahattin Ali (1907-1948)

25 Şubat 1907’de Bulgaristan sınırları içerisindeki Gümülcine’de doğan sanatçı; ilköğrenimini Üsküdar, Çanakkale ve Edremit’te tamamlamış; Balıkesir’de sürdürdüğü öğrenim hayatını İstanbul Muallim Mektebi’nde bitirmiştir. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yapmış; çevirmen, öğretmen ve dramaturg olarak çalışacağı Devlet Konservatuvarına atanmıştır. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazılar yazan Sabahattin Ali, 1946’da Aziz Nesin ile birlikte Marko Paşa dergisini çıkarmıştır. Marko Paşa’daki yazıları yüzünden çeşitli soruşturmalara uğrayan sanatçı, bunlardan birinde yedi ay hüküm giymiştir. Yazdığı bir yazıdan dolayı yıkıcı propagandalar yaptığı gerekçesiyle hakkında tekrar kovuşturma açılınca nakliyeciliğe başlayan Sabahattin Ali, 1 Nisan 1948 tarihinde yurt dışına kaçma girişimi sırasında öldürülmüştür, cesedi öldürülüşünden iki buçuk ay sonra bulunmuştur.



Edebi Kişiliği:

  • Edebi hayatına şiirle başlamış, daha sonra roman ve hikâyeler yazmıştır.

  • Yazdığı şiirler hece ölçüsüyle ve halk şiiri etkisindedir.

  • Yazdığı roman ve hikâyelerinin konularını Anadolu halkının ve Anadolu köylüsünün yaşamından, toplumsal eşitsizliklerden almış, eserlerinde aydınların köylüleri küçümsemelerini eleştirmiştir.

  • Tasvirci yönü kuvvetli olan Sabahattin Ali, ilk hikâyelerinde dış gözlemlerin etkisinde kalmış, sonraki yazdıklarında ise toplumsal gerçekçiliğe yönelmiştir.

  • Hikâye ve romanlarında canlı, güzel bir dil ve etkileyici bir üslup kullanan yazar, karamsar bir yapıda değil iyimser bir anlayışla eserlerini kaleme almıştır. Köylü ve Anadolu insanı onun kaleminde sefil, düşkün, karamsar değil; dost canlısı, folklor zengini, iyiyi arayan olarak karşımıza çıkar.

  • Eserlerinde realist ve natüralist akımların etkisi görülmektedir.

  • Son yıllarında mizahı da denemiş, sembolik hicivli masallar yazmış ancak hikâye ve romanları kadar başarılı olamamıştır.

  • Toplumsal gerçekçiliğin ilk başarılı örneklerinden sayılan “Kuyucaklı Yusuf”, Sabahattin Ali’nin en tanınmış eseridir.

Kısaca özetleyecek olursak;

  • Hikâyeciliğe gerçekçi ve toplumcu bir anlayış getirmiştir.

  • Köy ve kasaba öykücüsü olarak nitelendirilir.

  • Maupassant (olay) hikâye anlayışını sürdürmüştür.

  • Çevre betimlemelerinde ve psikolojik çözümlemelerde oldukça başarılıdır.

  • Anadolu gerçeğine daha önceki yazarlar gibi, bir bürokrat aydın gözüyle bakmamıştır. Edebiyatımızda köye ve köylüye en büyük ilgiyi ilkin o göstermiştir. Ezilen insanların acılarını ve sömürülüşünü işlemiştir.

  • İlk romanı olan “Kuyucaklı Yusuf”, toplumcu gerçekçi Türk edebiyatının ilk başarılı örneğidir. Yusuf’un şahsi hayatında Anadolu’daki toplumsal gerçeklik üzerine tutulmuş bir ayna gibidir.

  • Otobiyografik karakterli romanı “İçimizdeki Şeytan”da doğruyu bildiği halde savunmaktan korkan bir aydının, Ömer’in yalnızlığını, kararsızlığını, kendini bulma sürecindeki bunalımlarını iç çatışmalarını ele alır.

  • Anı biçiminde yazılan “Kürk Mantolu Madonna”da uygarlık çatışması içinde bulunan aydının çelişkilerini iç konuşma, bilinç akışı gibi tekniklerle ele alır.

Eserleri:

  • Şiir: Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağaların Serenadı, Bütün Şiirleri (Leylim Ley ve Aldırma Gönül şiirleri bestelenmiştir)

  • Roman: Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna

  • Öykü: DeğirmenKağnıSesYeni DünyaSırça Köşk

  • Oyun: Esirler

Kuyucaklı Yusuf: Toplumsal yapının aksayan yönlerini ve köylünün sorunlarını İlk defa gündeme getiren roman, o güne kadar “yanlış Batılılaşma” konusunu işleyen türdeşlerinden oldukça farklı ve önemli bir eserdir. Bütün ailesi köyü basan haydutlarca öldürülen Yusuf’a kaymakam sahip çıkar. Kaymakamın karısı Şahende Hanım ise Yusuf’u pek sevmez ve ona üvey analık yapar. Kaymakamın Yusuf’tan 1-2 yaş küçük olan kızı Muazzez ile Yusuf birlikte büyürler. Büyüdükçe Muazzez’e bağlanan Yusuf, bir gün ona laf atan kabadayı Şakir’i döver. Oldukça içerleyen Şakir, intikam almak ve Muazzez’i elde etmek için kaymakamı kumar masasında borçlandırır ve karşılığında Muazzez’i ister. Bütün bunlar olurken Muazzez de Yusuf’a âşık olduğunu itiraf eder ve iki âşık komşu köylerden birine kaçıp orada nikâhlanırlar. Kaymakam bu işten çok memnun olup damadına iş verir. Kaymakamın kalp krizi geçirip ölmesiyle mutlu evlilik gölgelenir. Şakir ile planlar yapan Şahende Hanım, Yusuf’u gezici köy tahsildarlığına verdirir. Yusuf gidince Şahende Hanım, evini içkili eğlencelere açar ve kızını fuhuşa zorlar. Olanları duyan Yusuf köye döner. Şahende’yi, Şakir’i ve kendisini gezici göreve yollayan yeni kaymakamı öldürür. Ağır yaralı karısını alıp şehrin dışına çıkar. Karısı da ölünce onu bir çukura gömüp ortadan kaybolur.
Yaşar Kemal (1923-2015):

1922’de Osmaniye’nin Hemite köyünde doğan sanatçının asıl adı “Kemal Sadık Göğceli”dir. 5 yaşında kan davası yüzünden babasını yitirmiş ve bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetmiştir. Ortaokuldayken kaleme aldığı şiirle yazı hayatına başlamıştır. Ortaokul son sınıfta okulu bırakmak zorunda kalan sanatçı ırgatlık, amelebaşılık, pirinç tarlalarında su bekçiliği, arzuhalcilik, öğretmenlik, kütüphane memurluğu yapmıştır. Birçok dergide şiirleri yayınlanan sanatçı 1950’de komünizm propagandası suçlamasıyla tutuklanmış ve 1951’de cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul’a yerleşmiştir. İstanbul’dayken fıkra-röportaj yazarlığı yapmaya başlamış, 1963 yılından itibaren gazeteciliği bırakarak kendini tümüyle kitaplarına vermiştir. Yazdığı eserlerle birçok ödül alan sanatçı, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kurucularındandır ve bu sendikanın ilk genel başkanıdır. Halen İstanbul’da yaşamakta ve yazarlığa devam etmektedir.



Edebi Kişiliği:

  • Cumhuriyet döneminde sosyal gerçekçi yazarların ” öncülerinden olan Yaşar Kemal, özellikle üç “Kemal (Orhan Kemal, Kemal Tahir, Yaşar Kemal) arasında tabiata, köye, dağa en yakın olan isim olmuştur. Diğer yazarların anlattığı köylü genellikle şehre göç eden gurbetçi, işçi köylüdür. Yaşar Kemal, uzun yıllar boyunca aralarında yoksullukla yaşadığı köy insanını onların içinden biri olarak anlatmıştır.

  • Asıl adı Kemal Sadık Göğçeli olan yazar, sanat hayatına şiirle başlamış yazdığı hikâye, röportaj ve özellikle romanlarıyla unutulmaz isimler arasına girmiştir.

  • Eserlerinde özellikle Çukurova insanlarının yaşamı, Toros köylüleri, köy insanların çektiği sıkıntılar, yoksullar, ırgatlar, ırgatlarla ağaların ilişkileri, eşkıyalar, kan davası gibi konuları ele almıştır.

  • Yaşar Kemal’in eserlerinde kişiler genellikle eşkıyalar, ağalar, ırgatlar üçgeninde şekillenir ve köyde yaşayan her kesimden insan şahıs olarak karşımıza çıkabilir.

  • Ağıtlara, türkülere, tekerlemelere, atasözlerine, halk söyleyişlerine çokça yer verdiği zengin sözcüklü, kısa cümleli, canlı ve temiz bir dili olan yazarın şiirsel bir üslubu vardır.

  • Anadolu insanının bütün zenginliklerinden, efsanelerinden, destanlarından, halk öykülerinden, masallarından çokça yararlanan Yaşar Kemal, romanlarını genellikle üçlü dizeler halinde “nehir roman” olarak yazmıştır.

  • 1955 yılında röportaj armağanını alacak kadar röportaj tekniğini iyi bilen ve röportaj türünde eserler veren yazar, roman ve hikâyelerini de röportaj havasıyla yazmıştır.

  • Geleneksel ile çağdaş olanı, hayal ile toplumsal gerçekliği bir arada vermeye çalıştığı eserlerinde başarılı doğa betimlemeleri yapmış ve yazdığı eserlerle özgünlüğü yakalamıştır.

  • Özellikle romanları birçok dile çevrilen, oyun haline getirilen ve sinemaya aktarılan yazar roman dışında hikâye, röportaj, deneme, fıkra, derleme gibi çok çeşitli türlerde eserler vermiştir. Tek hikâye kitabı Sarı Sıcak’tır.

Kısaca özetleyecek olursak;

  • 39 dilde yayınlanmış olan yapıtlarıyla, dünya edebiyatında da önemli yere sahiptir.

  • Romanlarında Anadolu’yu özellikle de Çukurova’yı Anadolu insanının yaşamını destansı bir dille anlatmıştır.

  • Yapıtlarında Torosları, Çukurova insanının acı yaşamını, sömürülüşünü, ezilişini, ağalık ile toprak sorununu, kan davasını dile getirmiştir.

  • Yapıtlarında destanlardan, efsanelerden, masallardan, ağıtlardan, halk hikâyelerinden yararlanmıştır.

  • Doğa betimlemelerinde oldukça başarılıdır. Canlı tasvirler romanlarının önemli özelliğidir.

  • Zengin bir söz dağarcığı vardır. Kısa cümleler kullanmıştır. Yerel sözcükler, deyimler, atasözlerine sıkça yer vermiştir. Kendine özgü canlı etkileyici ve şiirsel bir anlatımı vardır.

  • Köy romanlarına özgün bir bakış açısı getirmiştir.

  • Röportaj tekniğini bazı romanlarına uygulamıştır.

  • “İnce Memed” adlı romanıyla uluslararası bir üne kavuşmuştur, bu eser birçok dile çevrilmiştir. Romanda haksızlığa karşı dağa çıkan bir gencin öyküsünü anlatmıştır. Eser dört ciltten oluşmaktadır.

  • “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” isimli yazı dizisiyle Gazeteciler Cemiyeti röportaj ödülü kazanmıştır.

Eserleri:

  • Roman: İnce Memed, Yılanı Öldürseler, Çakırcalı Efe, Deniz Küstü, Kuşlar da Gitti, Yağmurcuk Kuşu, Algözüm Seyreyle Salih

    • Bazı romanları seri haldedir:

    • Dağın Öte Yüzü Serisi: Orta Direk, Ölmez Otu, Yer Demir Gök Bakır

    • Bir Ada Hikâyesi Serisi: Fırat Suyu Kan Ağlıyor Baksana, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları

    • Akçasızın Ağaları Serisi: Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf

    • Kimsecik Serisi: Yağmur Kuşu, Kale Kapısı, Kanın Sisi

    • Efsane Derlemeleri-romanlar: Ağrı Dağı Efsanesi, Üç Anadolu Efsanesi, Binboğalar Efsanesi

  • Öykü: Sarı Sıcak

  • Röportaj: Allah’ın Askerleri, Çukurova Yana Yana, Bir Bulut Kaynıyor, Yanan Ormanlarda 50 Gün, Peribacaları

İnce Memed: Anadolu halkının geri kalmışlığı, cahil bırakılmışlığı, köy hayatının sefaleti ve ağaların tüm yöreye tamamen hâkim olmasını anlatan “İnce Memed”in konusu, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında geçer. Toroslarda Değirmenoluk Köyü’nde yaşayan yoksul ve yetim bir köylü çocuğu olan İnce Memed, Abdi Ağa’nın baskısına dayanamaz, onun yeğenini öldürür ve dağa çıkıp eşkıya olur. Yapıt rengiyle, yapısıyla, doğasıyla bir Çukurova öyküsüdür.

Çakırcalı Efe: Çakırcalı Mehmed Efe, kendi gibi efe olan babasının öldürülmesinden sonra, Osmanlı’da meydana gelen haksızlıklara dayanamayarak dağa çıkmıştır. Süvari ve kervancı olarak görev yapıp geçinen eski akıncıları, devlet işsiz bırakınca dağa çıkmak Çakırcalı Mehmed Efe için kaçınılmaz olur. Eşkıya olarak, yapılan haksızlıklar neticesinde devlete karşı duran Çakırcalı Mehmed Efe, halka zulmedenleri de cezalandırmış, yoksul olanlara ekmek, evlenecek olanlara çeyiz yardımı yaparak halkın sevgisini kazanmıştır.

Al Gözüm Seyreyle Salih: Karadeniz’in kıyı kasabalarından birinde, Salih adında, bir baltaya sahip olamadığı söylenen bir çocuğun, yalnızca ilginç bulduklarını, kasaba insanlarını, çalışanlarını seyretme (izleme) öyküsüdür.

Kuşlar da Gitti: İstanbul’un çürüyen, kirlenen yüzünün ve insanlığın da şehirle birlikte yok oluşunun romanıdır. Kuşların bir zamanlar mekân tuttuğu İstanbul’da çocuklar onları yakalayarak cami, kilise ve sinagogların kapılarında “azat buzat beni cennet kapısında gözet” diyerek satarlar. Ancak çocuklar satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar.

Yer Demir Gök Bakır: Borçları olan köylülerin bir gün Adil Ağa’nın kapılarına dayanmalarından korkarak, ermiş gözüyle baktıktan Taşbaş’a sığınırlar. Tüm hastalıklan ve her şeyi bir dokunuşuyla iyileştireceğine, düzelteceğine inandıktan Taşbaş, onlar için peşlerine takıldıkları bir “umut” tur. Oysa Taşbaş, köylüleri bu düş dünyasından kurtarmak için çaba sarf eder. Ama onları inandıramaz. Ve bir süre sonra Taşbaş da köylülerin tuzağına düşüp kendini gerçek bir ermiş gibi görmeye başlar.

Üç Anadolu Efsanesi: Sanatçı, destansı romanlarından biri olan bu eserinde Köroğlu’nun ortaya çıkışını, Karacaoğlan’ın yaşam söylencesini ve Anadolu’da dilden dile dolaşan Alageyik söylencesini öyküleştirmiştir.

Allah’ın Askerleri: Kitap, sokak çocukları ile yapılan sekiz röportajı içermektedir. Bu röportajlar salt aktanmdan ziyade Yaşar Kemal’in röportaj yaptığı çocuklar hakkında gözlemlerini de içerir; bu sayede, yazar röportajlara bir gerçek-öykü özelliği de katmaktadır. Kitap adını, yazann röportajlanndan birinde konuştuğu çocuğun kendisi ve kendi gibi sokaklarda yaşayan çocuklan Allahın Askerleri olarak tanımlamasından alır.
Orhan Kemal (1914-1970)

15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğan sanatçının asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. İstiklal Mahkemelerinde yargılanmış siyasetçi Abdülkadir Kemali Bey’in oğludur. Babasının, 1930’da Ahrar Fırkasinı kurmak ve gazete çıkarmak yüzünden öldürülme korkusuyla Suriye’ye geçmesi üzerine, ortaokul son sınıfta öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. Bir süre Suriye ve Lübnan’da yaşamış, 1932’de Adana’ya dönerek burada işçilik, dokumacılık, ambar memurluğu, katiplik yapmıştır. 1939’da ilk şiirlerini de yazdığı askerliği esnasında, komünizm propagandası yapmak suçlamasıyla 5 yıl hapse mahkûm olmuştur. Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yatan sanatçının Bursa Cezaevinde Nâzım Hikmet’le tanışması yaşamının ve yazarlığının dönüm noktası olmuştur. Hapisten çıktıktan sonra amelelik, sebze nakliyeciliği, Adana Verem Savaş Derneğinde kâtiplik yapmış ve 1950 yılında İstanbul’a yerleşmiştir. Bu tarihten itibaren hayatını yazılarıyla kazanmıştır. Tedavi amacıyla Soyfa’ya gitmiş ve 2 Haziran 1970’te Sofya’da tedavi edildiği hastanede beyin kanamasından ölmüştür.



Edebi Kişiliği:

  • Yazdığı şiirlerle edebiyat yaşamına atılan Orhan Kemal, cezaevinde Nazım Hikmet ile tanıştıktan sonra hikâye ve roman yazmaya başlamıştır. Eserlerinde sıkıntılarla geçirdiği yaşamının büyük izleri vardır.

  • Sosyal gerçekçi anlayışın Cumhuriyet dönemindeki en önemli sanatçılarından olan Orhan Kemal, gerçek yaşamıyla paralel olarak genellikle yoksul ve sıkıntılı insanların üzüntülerini, aşklarını, mücadelelerini anlatmıştır.

  • Hikâye ve romanları kendi hayatını anlatanlar (Baba Evi, Avare Yıllar, Murtaza, Grev, Cemile), Çukurova toprak ve çırçır işçilerini anlatanlar (Bereketli Topraklar Üzerinde, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğullan, Kanlı Topraklar) ve İstanbul’un yoksul insanlarını anlatanlar (Suçlu, Devlet Kuşu, Sokakların Çocuğu, Gurbet Kuşları) olarak üç grupta incelenebilmektedir.

  • Kalabalık bir kişi kadrosu oluşturmuş olan yazar, eserlerinde genellikle “küçük adamlar” olarak nitelediği işçiler, ırgatlar, fahişeler, suçlu çocuklar, mahpuslar, gardiyanlar, işçi kâhyaları, dilenciler, çöpçüler, işten atılanlar, gurbetçiler, simsarlar, emekliler, dullar, ihtiyarlar, ezilen ve sömürülen insanlar gibi birçok şahsı eserlerinde okuyucusuyla buluşturmuştur.

  • Orhan Kemal’in eserlerinde kullandığı çevre ise şahıslarına uygun olarak oluşturulmuş, hayatını zorlukla kazanan insanların yaşadığı muhitlerdir. Adana’daki işçi çevreleri, Çukurova tarlaları, İstanbul’un ikinci sınıf sayılan mekânları, hapishaneler, gecekondular yazarın kahramanlarının bulunduğu yerlerdir.

  • Orhan Kemal nasıl anlattığından çok ne anlattığını önemseyen bir yazar olduğundan üslubu, eserlerinin içeriğinin gölgesinde kalmıştır. Şive taklitlerine çokça yer veren ve her şahsı kendi ağız özelliğine göre konuşturabilen yazarın canlı ve yalın bir anlatımı vardır.

  • Hikâye, roman ve tiyatro türlerinde onlarca esere imza atan yazarın en ünlü Hikâye kitabı 72. Koğuş’tur.

Kısaca özetleyecek olursak;

  • Toplumcu gerçekçi sanatın öncülerindendir.

  • Edebiyata şiirle başlamış, Nazım Hikmet’in etkisiyle romana yönelmiştir.

  • Hızlı olay akışı ve devingenliğin ön planda olduğu yapıtlarında diyaloglara ağırlık vermiştir.

  • Türk edebiyatına işçi sınıfını getiren yazarlardandır. Özellikle Çukurova’daki işçileri anlatmıştır. Köyden kente göç eden yoksul, mutsuz insanları; toprak ağalarını, memurları, ezilen köylüleri, hapistekileri, işsizleri, sokaktaki adamın sorunlarını, Adana ve İstanbul’un kenar mahallesindeki insanların sorunlarını anlatmıştır.

  • Yapıtlarını gözlemleriyle ortaya koymuştur. Roman ve öykülerinde yaşadığı çevreyi ele almıştır.

  • “Babaevi” ilk romanıdır, çocukluk yıllarını anlatır. “Avare Yıllar”da gençliğini anlatır.

  • Hanımın Çiftliği, üç ciltlik bir romandır. İlk cildi Vukuat Var 20 günde yazılmıştır. Eser popüler kültür alanında da ilgi görmüştür.

  • “72. Koğuş, Murtaza, Eskici ve Oğulları, Kardeş Payı” adlı yapıtları tiyatroya uyarlanmıştır.

Eserleri:

  • Roman: Babaevi, Murtaza, Eskici ve Oğulları, Avare Yıllar, Cemile, Bereketli Topraklar Üzerinde, Hanımın Çiftliği, Gurbet Kuşları, Devlet Kuşu, Vukuat Var, Gâvurun Kızı, Suçlu, Sokakların Çocuğu, Kanlı Topraklar, Dünya Evi, El Kızı, Yalancı Dünya, Müfettişler Müfettişi, Tersine Dünya, Sokaklarda Bir Kız, Arkadaş Islıkları

  • Öykü: Ekmek Kavgası, Çamaşırcının Kızı, 72. Koğuş, Grev, Kardeş Payı, Babil Kulesi, Arka Sokak, Küçükler ve Büyükler, Yağmur Yüklü Bulutlar, Kırmızı Küpeler, İnci’nin Maceraları, Serseri Milyoner, İki Damla Gözyaşı, Arslan Tomsen

  • Tiyatro: İspinozlar

  • Anı: Nazım Hikmet’le Üç Buçuk Yıl

Eskici ve Oğulları: Yazar, Eskici ve Oğulları’nda topal eskici ile iki oğlunun özlemlerini, düşlerini bu özlemlerle düşleri gerçekleştirmek için verdikleri savaşı ve sonunda ellerinde avuçlarında kalanı da yitirerek çöküşlerini anlatır.

Bereketli Topraklar Üzerinde: Orta Anadolu’nun seksen evlik köylerinden biri olan Ç. köyünün bir kısım erkeği o yılda, çalışmak üzere, çeşitli iş bölgelerine dağıldılar. İçlerinden üçü de Çukurova’ya inmeye karar verdi: İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali. Yusuf daha önce Sivas’a gitmiş, cer atölyesinde iki ay hamallık etmiş, şehir görmüştür; öbür ikisi ilk defa gelmişlerdir şehre. Köyde kapı komşu üç arkadaş Adana ‘da bir çırçır fabrikasına girerler; işleri ağırdır; dayanamayan Köse Hasan ölür, ikisi fabrikadan çıkarılır ve yapı işçisi olurlar. Pehlivan Ali, gönlünü ve birikmiş parasını bir şoförün metresine kaptırır. Sonradan girdiği bir ağa çiftliğinde çalışırken de bitkinlikten kendini patoza kaptırarak parçalanır, göçer. İflahsızın Yusuf, sebatla direndiği yapı işçiliğinden duvarcı ustalığına yükselmiştir. İki arkadaşını kaybetmekten acılı ve elinde öteden beri tek hayali bir gaz ocağı ile köyüne döner.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə