Yurt kaygisi



Yüklə 428.12 Kb.
səhifə1/6
tarix29.10.2017
ölçüsü428.12 Kb.
  1   2   3   4   5   6

 

 

Muhammad Salih ve Özbeskistan'da demokratikleşme



 

 

 



İsmail CENGİZ

 

HASRET Yayınları, 1994

 

 

 



 

 

 



 

 

ÖNSÖZ

 

YURT KAYGISI

 

 



 

   Geceleri rüyamda, gündüzleri yanımda, göz yumsam beynimde, göz açsam önümde, bir kederli hayal duruyor; bir kadın siması!

   Bir kadın ki; üstünde, ipekli ama delik deşik libastan başka bir şey yok. Başı-ayakları çıplak, dirseğine kadar çamur bulaşan, bağırmaya sesi, kurtulmaya gücü kalmayan bir kadın...

   Bakıyorum; kimsesizlik yüzünden zayıflamış vücudunda zalimler kırbacının izleri görülüyor...

   Bakıyorum; cahilce yapılan tedaviler sonucu yaralarından kanlar akıyor...

   Ey kederli kadın sen kimsin?...

   Ey çileli anne, neden buradan ayrılmıyorsun?...

   Yanımda, gözlerimin içinde, beynimde, kalbimde neyi aramaktasın, gitmiyorsun?...

   Kaygı dumanında ışıksız kalan gözlerin niçin yağmur gibi gözyaşı dökmektedir?...

   Zulmün zinciriyle bağlı ellerini nereye uzatıyorsun, neler dilemektesin?...

   Ah, anladım, anladım! Sen, benim vatanımsın, vatanımın kaygılı heykelisin...

   Ey mukaddes Turan’ımın hayali... Gitme, dur, ayrılma!

   Yanımda, gözlerimde, yüreğimde, vicdanımda kal, gitme!

   Turan’ım, senden ayrılmak benim için ölümdür.

   Senin için ölmek ise benim dirilişimdir...

   Penahım, secdegahım, umudum! Seni bu duruma salan düşmanların mı?...

   Dileğim, isteğim, saadetim! Düşmanların mı seni bu ahvalde bıraktılar?..

   Sevincim, övüncüm, ocağım! Kimsesiz mi gördü seni zalimler?..

   Yok, sen kimsesiz değilsin! İşte, ben bütün varlığım ile sana yardım etmeğe hazırım. Senin yolunda ölmeye hazırım.

   Kaf dağları yolumu kesse de, tamu alevleri karşıma çıksa da, yine sana doğru giderim...

   Üstüme insanlar değil, şeytanlar yürüse de, bacaklarıma zincirler değil, cehennem yılanları sarılsa da, yine sana doğru koşarım!..

   Dünyanın bütün belaları başıma dökülse, zulüm çölünün demir dikenleri gözlerime girse de, yine seni kurtaracağım!

   Ben senin için dirildim, senin için yaşayacağım, senin için öleceğim...

   Ey Türklüğün mukaddes ocağı!

   Ölüm, senin ölümünü isteyenlere!

   Nefret, seni gömmek isteyenlere!

 

   FITRAT



 

   Ağustos, 1917

 

 

 



 

 

 



 

 

 



GİRİŞ

 

İNSANLAR KAYBOLMAYA BAŞLADILAR...”



 

   Muhammed Salih, odaya çok meşgul bir işadamı gibi girdi.

   O, uzun boylu, 40 yaşlar etrafında yakışıklı bir adam.

   Salih, bembeyaz giysiler giyiyordu ve yabancı sigara içiyordu.

   Biraz önce Salih, Özbekistan parlamentosunu bırakıp çıkmıştı.

   Muhammed Salih, Erk Demokratik Partisi’ni, Özbekistan’daki Ana Muhalefet Partisi’ni yönetiyor. Erk Partisi, tek muhalefet gazetesini çıkaran Partidir aynı zamanda...

  Salih, parlamentoyu, hükümetin yapması gereken işler hakkında konuşurken, mikrofonu kesildiği için bırakıp gitti. (Konuşma hürriyetinin engellendiği) Salih, milletvekilliği vesikasını kürsünün üzerine attı.

 

   “Bu benim için damar atan diktatörlük rejimine karşı mücadele vermenin en son           yoluydu. Geçen son iki yıl devamında, ben muhalefet adına hükümetin verdiği radikal      reformların yapılmasını talep ettim. Ama onlar hiçbir şey yapmadılar. Bilakis onlar eski  sistemin güçlenmesi için çaba sarf ediyorlar. Ama bu sistem yine çalışmadı. Şimdi bu      sistemin kenara çekilmesinin tam zamanı.



   Biz bu sistemden kurtulmuş gibi olduk. Şimdi ise biz, sistemsiz bir sistemde yaşıyoruz.”

  


   Salih, “Hükümet kendi otoritesini korumak için güvenlik güçlerini kullanıyor ve hakikaten onlar Erk Partisi üyelerini ve sempatizanlarını dövüyorlar ve hapse atıyorlar.” dedi.

   “Ama, baskı ve zulümle bu hükümetin uzun süre ayakta durması mümkün değil. İnsanların hükümete karşı hoşnutsuzluğu giderek artıyor. Bunun esas nedeni ekonomidir. Özbekistan Hükümeti, bağımsızlıktan sonra gelen durgunluğu (istikrarı) kullandı. Biz muhalefettekiler, istikrarın, reformlar için uygun bir ortam olduğunun farkındaydık. Son üç yıl içinde biz, istikrar ortamının korunması için, büyük mitingler dahi düzenlemedik. Ama hepsi boşa gitti. Hükümet, bu istikrarı kullanabilme şansını kaybetti. Biz bu istikrarın uzun süreli olacağına inanmıyoruz.”

   Erk, yeni anayasa ve alternatif ekonomik planlar üzerinde çalışıyor.

   Özbekistan’da tek olan devlet matbaası Erk gazetesinin tirajını 100 binden 12 bine indirdi.

   Ve şimdi de Erk’in lideri parlamentodan istifaya zorlandı.

   Parlamento milletvekillerinin bir kısmı, Salih’in kalmasını istedi. Çoğunluk olan diğer kısım ise onun istifasını kabul etti.

 

   “Ben, yeni parlamento oluşuncaya kadar geri dönmeyeceğim. Ben hiçbir zaman muhalefet lideri olmayı düşünmedim. Ama olaylar beni politikaya karışmaya mecbur etti. Ben hiçbir zaman politikayı ve politikacıları sevmedim.



   Ben sadece bir şairdim...

   Ama her devletin tarihinde öyle olaylar oluyor ki, şairler de politikaya karışmak zorunda kalıyorlar.

   Çünkü, egemenlik, özgürlük gibi ilkeler vardır ki, şairler için kutsal ilkelerdir.

   Erkek adamın, hayatında ciddi bir iş ile meşgul olması gerekir. Bu hayatın kuralıdır. Şiir yazmak benim hayatımdaki tek amaçtı. Şu anda ise meşgul olduğum tek şey siyasettir...”

 

   Bu arada hükümet, mevcut olan muhalefeti yok edip, aynı zamanda kendini demokrat göstermek için, kendisine bağlı kukla muhaliflerini yaratmaya çaba harcıyordu. Ve represyon görülmeye başlandı. Salih, hala beyaz giysileri içinde fevkalade sakin görünüyordu.



   Buna benzer repressiv sistem, istikrarı sağlayamaz. Belki istikrarın bozulmasına neden olur. Onlar istikrarın sürekliliği için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Ama istikrarı bozuyorlar.

   Hükümetin insanlara ekonomik ve siyasi özgürlüğü vermesi gerekiyor. Eğer bu olmazsa hükümetin ömrü çok kısa olacaktır. Eğer insanlara ekonomik ve siyasi özgürlükler verilirse, o zaman hükümetin ömrü uzayabilir. Bu, herkes için çok iyi olurdu.

   Biz cumhurbaşkanı Kerimov’u devirmek istemiyoruz. Ben onunla bu konu hakkında konuştum. Ve benden sonra da onunla konuşanlar çok oldu. Belki, onlar benden daha etkileyici olmuştur.

   Kerimov’un kendine benzeyen eski komünist liderler (şimdi onların partisinin adı değişti) yeni kanunlara engel oluyorlar. Cumhurbaşkanı, bu kanunların kendi otoritesini etkileyecek biçimde olmasını da istemez. Evet, o bunların hepsini biliyor. Eğer cumhurbaşkanı, bu adamları yok etmeye kalkışırsa, kendi hakimiyetini nasıl ayakta tutacak acaba? O kendisinin yönettiği bu sistemden çok korkuyor. Evet, eski komünist rejim hala ayaktadır. Ben onun için çok üzülüyorum.

   Hükümet, yabancı devletlerin ve eski komünistlerin dikkatlerini üzerinde toplamak için “İslam Fundamentalizmi” korkusunu yaratıyor. Salih’e göre, hükümet isterse “İslam Fundamentalizmi” problemini ortaya çıkarabilir.

 

   Salih, “İslami gruplar şimdilik politik bir güç değil ama böyle bir potansiyel de yok değil, var... Eğer reformlar yapılmazsa bu gruplar da politize olabilirler. Ama şimdilik onların belli bir liderleri de, programları da yok. Eğer kararlı bir lider, belli bir programıyla ortaya çıkarsa, onların partileri büyük bir güç olabilir.” diyor.



   “İslam bizim mukaddes dinimizdir. Onun önemi çok büyüktür, bizim için. Ve bu gayet de   doğaldır. Bize göre onu (dini) politikaya karıştırmamak lazım. O, her şeyden büyüktür. O’nu aşağılamak Allah’a karşı gelmektir.”

 

   Ana Muhalefet haline gelen Erk Partisi, birkaç ay içinde yoğun baskılar altında kaldı. Onun matbaası yok edildi ve binaları kapatıldı.



   Cumhurbaşkanı Kerimov da Muhammed Salih’ten kurtulmak istiyordu. Birkaç ay içinde o iki defa, devlete karşı geldiği için suçlanarak hapse atılacaktı.

   Bir gün Erk partisi üyelerinden biri, onun yine hapse atılacağını söyledi. Ve Salih o gün sabah saat 3’te ortadan kayboldu. Araba ile önce Kazakistan’a, sonra Bakü’ye, Bakü’den Türkiye’ye ve sonunda ABD’ye gitti.

   Salih’in eşi ve iki genç çocuğu da kaçmak zorunda kalmışlardı. Izlerini kaybettirmek için, birkaç gün arabayla Özbekistan’ı gezdiler ve Türkmenistan’a geçtiler.

   Dini liderler ise gizli faaliyete geçtiler... Bazıları yurt dışına kaçtı ve bazıları da hapse atıldılar.

   İnsanlar kaybolmaya başladılar...

 

                                                                                                         Scott Malcolmson



                                                                                                         London – Boston

                                                                                                                  1994

 

 

 



 

 

 



 

 

 



 

 

 



BÖLÜM I

 

MUHAMMED SALİH VE ÖZBEKİSTAN GERÇEĞİ

 

MUHAMMED SALİH’İN HAYATI

 

   Özbekistan’da yayımlanan “Yaşlık” yani “Gençlik” isimli edebiyat-sanat dergisinin 1994 yılı 3. Sayısında Özbek yazar Hurşit Dostmuhammedov şöyle diyor:



 

   “70’lerde benim yazarlık hayatıma tesir eden şairlerden Rauf Parfi ve bir diğeri uzun boylu, az konuşan, biraz kibirli görünen şairdir... onların entelektüel ve (sanat bakımından) taze – yeni şiirlerinden çok etkilendim...”

 

   Evet, baskı, terör ve zulmün, gerçekleri saklamaktan aciz kaldığı görülüyor. Özbek yazar Hurşit Dostmuhammedov’un bahsettiği o uzun boylu, az konuşan ve biraz kibirli görünen şair, Muhammed Salih’tir. Geçmişte Özbek milli edebiyatına çok şeyler kazandıran ve Özbek aydınlarının milliyetçi çizgide yetişmelerinde örnek aldığı kişilerin başında yer alan Muhammed Salih’in bugün isminden bahsetmek dahi yasaktır.



   Ancak Salih ismine uygulanan sansüre rağmen Özbek edebiyatı ve sanatındaki yeri “tarifle izah edilmek” suretiyle yaşamaya devam ettiği görülmektedir. Bu küçük örnek, Kerimov rejiminin adından bile endişe ettiği Salih’in edebi tesirini ve aydınlar arasındaki yerini yok etmeye gücünün yetmeyeceğinin canlı bir işaretidir.

   Çünkü Salih’in savaşı, insanlık savaşıdır.

 

   “Ben çaresiz ve küçük insanlarla savaşmam... Ben Özbekistan’daki diktatörlük rejimiyle savaşıyorum...”



 

   Evet, önce “milli değerler” için, sonra “ülkesinin bağımsızlığı” için, ardından “halkının özgürlüğü” için mücadele veren, şimdi ise “Özbekistan’da demokrasinin yerleşmesi” ve “insan haklarının korunması” için diktatör Kerimov’a karşı mücadelesini sürdüren Muhammed Salih, 1949 yılı 20 Aralık günü, Özbekistan’ın batı vilayetlerinden olan, bir zamanlar Harezm Hanlığı’na merkezlik yapmış tarihi mekan, Harezm şehrinde dünyaya geldi.

   1966 yılında liseyi bitirdikten sonra, ülkenin başkenti Taşkent şehrine gelerek, Taşkent Ressamlık Enstitüsü’ne girmek için hazırlanmaya başladı. Gayesi, kafasındaki düşünceleri ve zincir vurulamayan güzel hayallerini, tuval üzerinde resimleyebilmekti.

 

   ASKERLİK HAYATI



 

   Ancak bu isteğini gerçekleştiremeyen Salih, 1968 yılında “askerlik görevi” için orduya katılmak zorunda kaldı. Rusya’nın peyklerinden Çekoslavakya’da başlayan olaylar nedeniyle, bölgeye gönderilen Sovyet askeri gücüyle birlikte üç ay Bratislava’da kaldıktan sonra Macaristan’a gönderildi. İki yıl süren askerlik görevinden sonra, 1970 yılında Taşkent’e geri döndü.

 

   SOVYETLERE KARŞI ILK MILLI TEPKI



 

   İki yıl süren askerlik görevi esnasında gördükleri, kendisiyle aynı soydan gelen insanların uğradıkları hakaretler, Salih’in milli duygularını besleyen en önemli unsurları oluşturmuştu.

   Sovyet ordusundaki askerliği zamanında, ilk defa zayıf bir şekilde hissettiği milli duygusu, komünizme karşı milli tepki olarak ortaya çıkmıştı. Salih, o günleri şöyle anlatıyor:

 

   “Benim düştüğüm bölük, Macaristan’ın Sekeşfehervar (Zigetvar) şehrinde bulunuyordu. Bu bölüğe ‘özel istihbarat bölüğü’ denirdi. Bölükte topu topu 350 kişi, terkibini – bir gürcü ve benden başka- Rus ve Ukraynalı askerler meydana getiriyordu.



   Gürcü ile aramızda bir yakınlık vardı. Muhtemelen bu yakınlık Rus olmayışımızdan kaynaklanıyordu. Bir gün dinlenme anında, bulunduğumuz meydanın karşı tarafından piyade bölüğü geçti. Askerlerin çoğu Özbek ve Tacik’ti. Askerlerin yabancı bir dilde konuşmaları, bizim bölükteki Rusların sinirine dokundu ve içlerinden biri, ‘Hey, çurki, perestante boltat’ (Hey odun kafalı, gevezelik etme!) diye bağırdı. Ben yerimden nasıl fırladığımı, ona nasıl vurduğumu hatırlamıyorum. Bizi ayırdılar. Ben o günden sonra, onlardan farklı bir millete mensup olduğumu hissetmeye başladım. Rusların nezdindeki ‘çurki’, benim milletim idi. Ben onun bir parçası olarak, bu millete ‘çurki’ denilmesine asla razı olamayacağımı hissettim. Bu duygu, terbiyenin (eğitimin) bir neticesi değil, belki her bir ırkın kanında mevcut olan batıni duygu idi. Bende bu duyguyu uyandıran ve şekillendiren de Rus milliyetçiliği oldu. Bütün ideoloji, matbuat, radyo, televizyon, hatta sokaklarda asılı tabelalar, reklamlar bile ‘Sovyet İnsanı’nın propagandasını yaparken, bu ‘insan’, Rusça konuşan, Rus adetlerine göre yaşayan, bir insan olarak anlaşılırdı. ‘Russkiy çay’, ‘Russkiy sneg’, ‘Russkiy les’... Bu kelimeleri okuyan, sanki çayı da, karı da, ormanı da Rusya’ya mahsus şeylermiş gibi görür ve bu hiç kimseye de garip gelmezdi. Herhangi bir kahveci, Özbek kahvehanesine ‘Özbek çayı’ diye yazmasının mümkün olup olmadığını, hayal bile etmezdi...”

 

   Salih’in ressamlıktan sonra ikinci arzusu, araştırmacı bir “gazeteci” olmaktı. Bu arzusunu gerçekleştirdi. 1970 yılında Taşkent Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi’ne girdi.



   Öğrencilik yıllarında şiir ve tercüme denemeleri yapan Muhammed Salih, bu dönemde eksiztansiyalizm akımından etkilenmiş, özellikle J.P. Jartre, A. Cammur ve F. Kafka gibi ünlü yazarların çalışmalarıyla yoğun olarak ilgilenmiştir. Bu yakın ilgi, mezuniyet için tez olarak seçtiği konunun “Çağdaş Fransız Şiiri” olmasıyla da kendisini göstermektedir.

   Muhammed Salih, öğrencilik yıllarında, bir taraftan bazı çağdaş Fransız şairlerini ve Kafka’nın bazı eserlerini Özbek Türkçe’sine tercüme ederken, diğer taraftan da “Dede Korkut”u ve “Yunus Emre”yi ülkesinin edebiyatına kazandırarak, kendi milli kültüründen kopmadığını göstermiştir.

 

   İLK ŞİİR KİTABI



 

   Gazetecilikle dolu olarak geçen yedi yıl sonrasında 1977 yılı, Muhammed Salih’in hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü yıllardır iç içe yaşadığı şiirlerini, zaptedemediği duygularını, halkıyla paylaşma vakti gelmişti. Yayınladığı ilk şiir kitabı büyük bir ilgi gördü.

   Bu ilk şiir kitabı ile Salih, Özbek şiirinde “Metaforistik akım” adı verilen yeni bir ekolün doğmasına neden olmuştur. Şairin bu ilk kitabı, çok kısa bir sürede Rus, Ukrayna, Latiş, Eston dillerinde ve diğer Türk lehçelerinde yayınlandı.

   Aynı yıl yani 1977’de Moskova’ya giden Salih, iki yıl boyunca “Yüksek Edebiyat Enstitüsü”nde kurslara katıldı.

   1985 yılına kadar geçen süre içerisinde 5 şiir kitabı ve 3 tercüme kitabı yayınlandı. 1966’dan bu yana şiir yazan Salih’in eserleri Arap, Türk, İngiliz, Fransız ve İspanya dillerinde de yayınlanarak elden ele dolaşmaya başladı.

 

   GORBAÇOV’A MEKTUP



 

   1985 yılında Özbekistan’da milli değerlere, yani örf ve adetlere, milli dil ve edebiyata karşı, komünistlerin kışkırtmasıyla bir hücum başlatılmıştır.

   Moskova’nın kuklası durumundaki Özbekistan yönetimi, ülkede milli değerlere karşı uygulamaları gündeme getirince, halkın yetiştirdiği Özbek yazarları, Muhammed Salih ve dava arkadaşları milli değerlere ve İslamiyet’e yönelik bu hücumlara karşı çıkarak, Komünist Partisi’nin tutumunu protesto eder mahiyette Çernenko’nun yerine Politbüro’nun başına geçen Mihail Gorbaçov’a bir mektup yazdılar.

   Bu protesto mektubuna verilen cevap, bu mektubu imzalayan Salih ve 52 genç yazar ve şairin kitaplarının basımının yasaklanması şeklinde oldu.

   Böylece Muhammed Salih’in de sık sık belirttiği gibi, glasnost ortamıyla birlikte, kendilerini “apolitik” kabul eden birçok sanatçı, istekleri dışında politikaya sürüklenmiş oldular.

 

   POLİTİKAYA İLK ADIM



 

   Muhammed Salih, bu süreci kendi sözleriyle şöyle açıklıyor:

 

   “Siyaset, şöhreti ve reklamı ister, bencildir... Buna karşın şiir sanatı, ‘sükunet’ ister ve ‘insan sevgisi’ gereklidir... Bütün bunlara rağmen biz siyasete girdik. Zira her milletin tarihinde öyle dönemler vardır ki, ‘HALKIN ÖZGÜRLÜĞÜ IÇIN’ kişisel değerlerin terk edilmesi zorunludur...



   Biz 1985 yılından sonra böylesi bir döneme girmiştik.”[1]

 

   Evet, Muhammed Salih, halkının özgürlüğü için, kişisel değerlerini terk etme kararını almıştı. Muhammed Salih, tercihini “halkının mutlu günleri için” kullandı ve kendini halkına adadı.



   1985 yılından itibaren politik sosyal hayata bil fiil girmiş olan Muhammed Salih’in; milli problemler, dil, medeniyet, nüfus, ekoloji, ve diğer konularda yayınlanan şiir ve makaleleri, hem Özbekistan hem de Sovyetler Birliği’nde geniş halk kitleleri tarafından desteklendi.

   Halktan gelen yoğun talep ve ülkenin içinde bulunduğu kötü vaziyet, Muhammed Salih’i politik hayata girmeye zorlamıştı. Artık şiirlerini, yazılarını yalnız sanat için değil, milleti için yazacaktı. Salih, artık milletinin ümit kaynağı olmuştu.

   1985’de “milli değerlerin hor görülmesini” protesto amacıyla Gorbaçov’a gönderilen mektup sonrasında, milliyetçi – özgürlükçü ve demokratik aydınlar ve gençler yavaş yavaş Muhammed Salih’in etrafında toplanmaya başlamışlardı.

   Salih bundan böyle Sovyet emperyalizmine karşı, Özbek halkının milli değerlerini koruma mücadelesi yapacaktı. Sovyet emperyalizmine karşı Özbek halkının haklarını savunacaktı. Ve komünizme karşı Özbek halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesini başlatacaktı...

   Halk tarafından sevilen, köylüler, çiftçiler, gençler ve öğrenciler tarafından desteklenen Salih, artık örgütlenmek zorundaydı.

 

   YAZARLAR BİRLİĞİ GENEL SEKRETERLİĞİ



 

   1984 – 1988 döneminde Özbekistan Film Enstitüsü’nde “senarist” olarak da görev yapan Salih, Mayıs 1988’de ülkenin önemli kurumlarından olan “Özbekistan Yazarlar Birliği Genel Sekreteri” olarak seçildi.

   Salih’in gelişiyle birlikte “Yazarlar Birliği Merkezi”, komünist yönetime karşı gayri-resmi muhalefet merkezi haline dönüştü.

   Muhammed Salih’in çabalarıyla Yazarlar Birliği;

 

   -Özbek Dili’nin resmi devlet dili olması,



   -Komünist yönetim tarafından doğal kaynakların hunharca kullanılmasıyla ortaya çıkan Ekolojik Meseleler ve

   -Özbekistan’da sürdürülen Pamuk Monokültürü

 

   gibi milli sorunları, o zorlu dönemlerde ülkenin gündemine getiriyordu.



 

 

 



      “ÖZBEK TÜRKÇESİ RESMİ DİL OLMALI”

 

   1991 yılına kadar Özbekistan Yazarlar Birliği Başkanlığını sürdüren Muhammed Salih, başkanlığı sırasında Özbek Türkçe’sinin “Rusça” gibi resmi dil olarak kabul edilmesi için Özbek İlimler Akademisi başkan yardımcısı Erkin Yusupov’a şu mektubu yazmıştı.



  

   “Muhterem Erkin bey,

  

   Siz, ‘Dil Komisyonu’nun başkanısınız. Sizden rica ve istirhamımız şu ki, dilimizle       gönlümüzü bir kılalım. Bugün bir tarihi hadisenin eşiğinde duruyor olmanız mümkündür.     Vazife, itibar, başkanlık gelip geçicidir. Fakat, milletimiz, dilimiz, vatanımız kalıcıdır. Bizi çocuklarımız lanetlemesinler. Dilimizin devlet dili olması şarttır. Bu bir avuç ziyalının (aydının)  isteği değil, belki bütün milletin arzusudur.



   Bugünkü hesaba göre; Özbekistan’da %72 Özbekler, %13 Rusça konuşanlar, %4 Tacikler,

-kalanı diğer Türk boyları- yaşamaktadır.

   Biz, Özbek dilini bilmeyen %13 için kendi dilimizi kurban edemeyiz. Eğer bu oran %25 veya 40 olsaydı bile, biz kendi dilimizin, kendi vatanımızda devlet dili olmasını yine de isterdik. Çünkü aksi halde, o sizin daima tekrar edip durduğunuz enternasyonalizm anlayışının bir kuruşluk kıymeti olmazdı.

   Eğer sizin idare ettiğiniz komisyon vazifesini yapmazsa veya yapmak istemezse, millet kendi dilini korumaya hazırdır.

   İnanın, o, kendi hukukunu kat’i surette talep edecektir. Bizim Yazarlar Birliği (Yavuzçılar Uyuşması)’ne gelen mektuplar, bu talebi dile getiriyor.

   Bu baskı herkese sirayet ediyor. Fakat bu, size kendimizi haklı göstermek imkanını vermez. Ben size kendimi yakın bulduğum için bu sözleri yazmaya cüret edebildim. Yoksa sizin kıymetli vaktinizi almazdım. Affediniz!

   Size sağlık dileyerek, sizden ümit ederek,

   Kardeşiniz Muhammed Salih.

 

   12 Ocak 1989 (* Muhammed Salih’in siyasi faaliyetleri ve mektupları için bkz.



   Bahtiyar İsa, Erk Yolıda, Taşkent - 1992 )

 

   K.P. ÜYELİĞİNE RED



 

   1988 yılı ekim ayında Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesi, Parti için giderek tehlikeli olmaya başlayan Salih’in önünü kesmek için onu davet ederek “üyelik” teklif etti. Salih, bu teklifi hiç düşünmeden reddetti. Çünkü ona göre “Komünizm; gün batışında doğmuştu, gün batışında da batmaya mahkum bir sistem” idi.

   Muhammed Salih’in komünist partisine üyelik teklifini reddetmesiyle birlikte, özellikle yazılı basın aracılığıyla ve elbette Komünist Partisi’nin baskısıyla kendisine karşı “karalama kampanyası” başlatıldı. Fakat bu kampanya Komünist Partisi’nin isteğinin aksine sonuç verdi. Özbek halkı ve entelektüelleri, Muhammed Salih’i dışlamadığı gibi, onun etrafında kenetlendi ve ona destek verdi.

   Salih artık yalnız Moskova’daki Merkez Komiteye karşı değil, Özbek Komünist Partisi’ne karşı da mücadele vermek zorundaydı. Ancak o kadar temiz düşünceli, idealist bir insan ki, mücadelesini Özbek komünistlerini kazanmak için sürdürdü. Çünkü ona göre;

 

   “Onlar (komünistler) özel bir ırk değildir. Onlar bizlerle yan yana yaşayan yakınlarımız, atalarımız, ağabeylerimiz, analarımız, kardeş ve bacılarımızdır. Ancak onlar evden çıkıp, devlet memurluğuna, aydına, çiftçiye dönüştüler. Ve zamanla imtiyazlı hakim sınıfı oluşturdular.”



    “(...) Bizler yüksek anlayışlı, insan terbiyesi hakkında çok konuştuk. Bugün baktığımızda helal kişilerin, düşündüğümüz kadar çok olmadığını gördük.

   Onlar (komünistler) bizim bahçelerimizde terbiye gördüler, okullarımızda okudular. Üniversiteleri bitirip diploma aldılar ama, ilim-iman almamışlar...

   Onlar ne Allah’a, ne şeytana inanıyor. Yalnız kendi midelerini düşünerek yaşıyorlar. Zaten, köklü-şerefli bir medeniyete, aile terbiyesine sahip olmayan bir adam, hiçbir zaman helal olamaz...”dı.[2]

 

   Salih, Özbek aydınlarının bir zorlamadan dolayı Komünist Partiye üye olduklarına, zamanı gelince parti için değil, Özbekistan’ın milli menfaatleri için çalışacaklarına inanıyor ve bu konuda şunları söylüyordu:



 

   “Ben, inanan bir anti-komünistim, ama komünistler ayrı ırktan insanlar değildir. Onlar da bizim insanlarımız, onlar Özbeklerdir...”[3]

 

   diyerek bu insanların “Hür Özbekistan” için çalışmalarını arzu etmiş, dolayısıyla mücadelesini komünistlere karşı değil, komünizm sistemine karşı yürütmüştür. İleriki sahifelerde okuyacağınız gibi, eski bir komünist olan Abdurrahim Polatov’u, Birlik Halk Hareketi’nin başkanlığına getirmesi, Salih’in, komünistler hakkındaki düşüncesini açıklaması bakımından güzel bir örnektir.



   Ve Muhammed Salih, Özbek halkına;

 

   “Eğer eski komünistler milli bağımsızlık yolunda çalışırsa, destekleriz.”



 

   demiş, ancak hiçbir zaman milli davasından taviz vermemiştir.

   Bugünün diktatörü Kerimov’un, genel sekreteri olduğu Özbekistan Komünist Partisi’nin yoğun baskılarına rağmen, Özbek halkının Salih’e destek vermesi “örgütlenme” ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

 

   BİRLİK HALK HAREKETİNİN KURULMASI



 

   Muhammed Salih, arkadaşları şair Dedehan Hasan, Ahmet Azan ve Zahir Elem ile beraber Azerbaycan’daki Halk Cephesi’ne benzer “Birlik Halk Hareketi”nin kurulmasına karar verdiler.

   Birlik’in ilk toplantısı 11 Kasım 1988’de, Özbek halk şairi Dedehan Hasan’ın evinde gerçekleştirildi. Toplantıya 7’si alim, 11 kişi de yazar ve şair olmak üzere 18 kişi katılmıştı.

   Harekete “Birlik” adını veren ve teşkilatın ilk programını yazan Muhammed Salih 29 Mayıs 1989’da Yazarlar Birliği binasında yapılan ikinci toplantıda, hareketin başkanlığına tek aday olarak gösterilmişti. Ancak Salih, ilk toplantıda olduğu gibi yine adaylığını çekerek yerine (bugün Kerimov gibi aleyhinde konuşan) eski komünist Polatov’u –belki adam olur- diye başkanlığa aday olarak teklif etti.

   Muhammed Salih, kongrede üyelere hitaben, aynen şunları söylemişti:

  


   “Şair ve yazarları millet tanıyor. Biz bundan istifade ile Birlik Halk Hareketi’ni başlattık. Halk bize inanıyor. Çünkü milli değerleri korkmadan savunan Birlik Hareketi’nin başında şairler gibi duygusal olmayan, alimler olmalıdır...”

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə