Ahmed hulûSİ’de kavramlar



Yüklə 399,94 Kb.
səhifə1/3
tarix29.10.2017
ölçüsü399,94 Kb.
  1   2   3

Ahmed Hulûsi’de Kavramlar



AHMED HULÛSİ’DE

KAVRAMLAR

K

AV. ASUMAN BAYRAKÇI

www.allahvesistemi.org

KİTSAN


Kavramlar K,

İstanbul


Yayın Dağıtım: Kitsan

Sayfa Uygulama: A. Onur Şenyurt

Kapak Tasarımı: Sebahattin Kanaş

Basım: Yenigüven Matbaası



Bu kitabın telif hakkı yoktur.

Dileyen herkes, tüm eserlerimiz gibi

bu kitabı da,yazar ve kaynak belirtmek ve

orijinaline sadık kalmak kaydıyla

çoğaltabilir, çevresiyle paylaşabilir,

yayınlayabilir, tercüme edebilir…



KİTSAN KİTAP

BASIM YAYIM DAĞ.

SAN. ve TİC. LTD. ŞTİ.

Alemdar Mah. Ticarethane Sk.

No: 41/3-4 34400

Sultanahmet - İSTANBUL

Tlf: (0212) 513 67 69 - Fax: 511 51 44

http://www.kitsan.com

VAHYE DAYALI MUHAMMEDİ ÖĞRETİ”DE

KUR’ÂN RUHU”YLA “OKU”MA
Bu kitabımızda, öncekilerden farklı olarak, ilgili kavramlara dönük, Kurân-ı Kerim âyetlerine("KUR’ÂN-I KERİM ÇÖZÜMÜ"-Ahmed Hulûsi) geniş yer verilmiştir.

Bir Kurân öğrenicisi olarak, Vahye dayalı Muhammedi öğretinin verdiği bakış açısıyla Kurân-ı Kerim’in ruhunu algılayabilmek ve bu anlayışla değerlendirebilmek amacıyla yaptığımız bu çalışmanın,

okuyuculara da ışık tutacağını ümid ediyorum.

Asuman Bayrakcı



"Allâh kesinlikle (El Esmâ'sıyla) Rabbimdir ve Rabbinizdir!

O hâlde O'na kullukta olduğunuzun farkındalığına erin ve ona göre yaşayın.

Bu Sırat-ı Müstakim'dir."(Âl-u İmran/51)



Muhakkak ki senin Rabbin "HÛ"!



Yolundan sapanı en mükemmel bilendir O!

"HÛ"; hakikati yaşayanları en mükemmel bilen...(En’am/117)

FİHRİST
Mutlak(Gerçek) kulluk}->{Fıtrî kulluk= Fıtrî ibadet [(Tüm varlığın, Allah’ın esmâsının işaret ettiği özelliklerle holografik gerçeklik sistemiyle varediliş program-Birimin mânevi sureti(Oluşturulma programı-Asla değişmeyen programı-Esmâ terkibi-kaderi)]-Yaradılmışın, Yaradanın yaratış amacına uygun yaşayarak yaratış hedefine ulaşması-Her ne mânâ için var olmuşsa, eninde sonunda, o mânânın gerektirdiği hâl ile hallenmesi-o mânânın oluşacağı ortama dönmesi-ne mânâ için var olmuşsa, o mânâyı yerine getirmesi, o mânânın gereği olaylarla o sûrete bürünmesi, o mânânın gereğini yaşaması-Birimin, varoluş gayesine ve programına göre, davranış ortaya koyuşu- “Fâtiha”daki İyyake na’budu ve iyyake nesta’iyn” sırrı->”Sadece Sana kulluk ederiz ve bunun farkındalığı için yardımını niyaz ederiz” sırrı (El Esmâ ül Hüsnâ anlamlarını açığa çıkarmak suretiyle tüm yaratılmışlar olarak sana kulluk etmekteyiz ve bunun farkındalığına ermemiz için yardımını isteriz.)-Allah’ın dilediği özelliklerle ve KENDİSİNİ düşünebilecek bir kapasite ve özellikle düşünebilme kapasitesiyle yaratılmış olmak-“Allah” İsmi ile anılanın bir gayeyle yarattığı varlıkların, varoluş gayeleri dışına taşmamalarının asla mümkün olmaması(“Yürür her bir mahlkûkun her birini alnında çekip yürütmesi”)-Bütün ilâhi isimleri cem etme(Kemâli ahlâk)-Allah’ın ahlâkıyla ahlaklanma(Tabiat kökenli davranışların kalmaması)-Üst bilinç sahipleri (Bilinçli enerji -Meleki Ruh-İnsani Ruh-Nefs-i Natıka- Ruh-u Nurani-Akıl sahipleri)nin, alt bilince(vehme) kulluk etmeyenlerin kulluğu-Saadet istikametinde kulluk-Dua ve Zikir(En basit anlamıyla)-Birimin varoluş gayesinin gereğini yerine getirmesi(En geniş anlamıyla)-Esmâsına sınır koymamak- Allah'a ârif olma- İslâm’ın temel manâsı}

“ABD”{“Kul”-Köle-Varoluşunun gereği olan kulluğu yerine getiren-"Sanı varlığı" "yok"luğa dönüşmüş olarak işlevine devam eden}

 “Abd” nasıl meydana gelir?

 Her varlığın hâli, onun kulluğudur!

ALLAH'A KULLUK(Sistem ve düzeninde O'ndan başka etken görmemek üzere kulluk-Her “Şey”in ortaya koyduğu işleviyle kendisini var eden “El Esmâ” özelliklerine kulluk-“Din”i O’na hâlis kılarak (vahdet bilinci ile) kulluk-Sadece Ulûhiyeti TEK olana(“Allah İsmi” ile işaret olunan mutlak varlığa) kulluğunun farkındalığını yaşamak)

SEMÂDA VE ARZDA ALLAH'A KULLUK EDENLER(Bilse de bilmese de)->{Mukarreb melâike-Evren içre evrenler(11 boyutlu evren-paralel evrenler topluluğu)-Rasûller-Mesih (İsa)-Hz.Muhammed Mustafa aleyhisselâm-İstisnasız tüm insanlar ve cinler-Algılanan ve algılanamayan tüm yapı-İlminde ilmî suretler halinde kendi sıfat ve esmasıyla yaratılan, “yok”tan “var” kılınan tüm yaratılmışlar-varlıkta, var olan her şey}

 Semâlar, Arz ve onlarda ne varsa hepsinin varlığı Allah’ındır! (Esmâ'sının mânâlarının açığa çıkışıdır)!

Her şey ortaya koyduğu işleviyle kendisini var eden "El Esmâ" özelliklerine (yani "Allâh"a) kulluk hâlindedir.

Semâlar ve arzda (madde ötesi ve madde) kim varsa, (Hakiki mutlak varlık Allâh Esmâ'sı), gölgeleri de (isimsel varlıkları), isteyerek yahut zorunlu olarak sabah ve akşam Allâh'a secde ederler (hakikatleri olan Allâh hükmüne mutlak teslimiyet hâlindedirler)!(Ra’d/15)

 Melekler, O'nun hükümranlığı altında tespih eder-kulluklarını yerine getirir...

Evren içre evrenlerin(11 Boyutlu Evrenin-Paralel Evrenler Topluluğunun) “Allah” İsmi ile işaret edilene kulluğu...

Rasûller de kulluklarını yerine getirmede{Ne Mesih (İsa) ve ne de mukarreb melâike Allâh'a kulluktan asla gocunmazlar-Hz.Muhammed aleyhisselâm da “Kul”dur! (Kendisinde açığa çıkan sıfatlara, isim özelliklerine, “Sünnetullah” marifetine rağmen)

 Hz.İbrahim aleyhisselâmın Allah'ı görürcesine kulluğu

İstisnasız tüm insanlar ve cinler, “Kulluk” etmek için halk edilmiştir.

“ALLAH KULU” {“ABDULLAH”-“Abd-ı Allah”-Tam kulluk hâli-“Abdiyyet sırrı”na ermiş kişi-"Sanı varlığı" "yok"luğa dönüşmüş olarak işlevlerine devam eden-“Hilâfet”i tam hakkıyla yaşayabilen("Halife-i Tam")-Hakikati olan esmâ-sıfat boyutunun kapsamı ve gerekleriyle Allah’ın dilediği kadarıyla yaşamakta olan Zât}

Allah’ın hüviyetinin kulu{Muhammed ismi ile müsemma olan mânânın ”kul”luğu-(“Efal mertebesiyle, esmâ mertebesiyle, sıfat mertebesiyle ve de sıfat mertebesinin hüviyeti olan Zât mertebesine câmi)}

"ALLAH KULU" OLDUĞUNU FARK ETME ÖNCESİ KENDİNİ TANIMA AŞAMALARI

·"RAHMAN"IN KULLARI{Allah indinde korunanlar-"Rahman"a secde edenler(Esmâ Hakikati indindeki "yok"luğunu hissedenler-Mutlak kulluğunu itiraf edenler)-Allah'ı görürcesine kulluk edenler(Muhsinler-müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanlar)-Kulluğunun idrakıyla boyun eğenler-Kanitler-sabredenler-sadıklar (muhtaçlara) bağışlayanlar-seher vakti (uyanma sürecinde) eksikliklerinden dolayı istiğfar edenler-Şuur olarak Esmâ hakikatine dönmüş olup; seyir ve tasarruf kemâlâtını yaşayan Radiye ve Mardiye bilinç  sahipleri}

“Rahman”ın kullarının özellikleri{Esmâ hakikatlerinin şuurundadırlar-Arzda (beden yaşamında) benliksiz ve şuurlu yaşarlar-Cahiller (hakikatten perdeliler) onlara sataştıklarında: "Selâm!" derler-Gecelerini Rablerine secde ederek ("yok"luklarının farkındalığıyla) ve kıyamda (varlıklarında kâim olan Kayyum'un müşahedesinde) geçirirler-İnsanın yakasını bırakmayan, daimi Cehennem azabından rablerine sığınırlar-Karşılıksız bağışta israf etmez, cimrilik de etmezler... İkisi arasında ölçülü ve hakkaniyetlidirler-Allâh yanı sıra tanrıya yönelmezler-Hakkaniyet (kısas) dışında Allâh'ın haram kıldığı canı katletmezler-Zina yapmazlar-Allah onların kötülüklerini iyi niteliklere dönüştürmüştür-Yalana, aslı olmayan şeye şahitlik yapmazlar-Boş sözlere, dedi-koduya rastladıklarında da (onlara katılmayıp) onurlu olarak geçip giderler-Rablerinin, varlıklarındaki işaretleri (hakikatleri) hatırlatıldığında, (o hakikate karşı) sağır ve kör kalmazlar-Eşlerinizden (veya bedenlerinden) ve evlatlarından (bedenî çalışmalarının semeresinden) göz aydınlığı (cennet yaşamını) oluşturacakları ihsan etmesi; korunmak isteyenlere uyulası önder kılması için Rablerine dua ederler-(Dünya-bedensel) yaşam şartlarına sabrederler-}

"Sanı varlığı" "yok"luğa dönüşmüş olarak işlevlerine devam ederler.

"Rahman'ın kulları"nın cezası (Yaptığının sonucu)->{Allah, kendilerinden razı olur, yardımıyla destekler; ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirir-Allah indinde korunurlar-Kendilerine yardım edilir de galip gelirler-Kendilerine bilgi verilir-Sırat-ı müstakime yönlendirilirler-Sonrakiler içinde anılması sağlanan kullardır-(Dünya-bedensel yaşam şartlarına) sabretmeleri nedeniyle, gurfe (yüksek köşk-üst seviyede yaşam boyutu) ile mükâfatlandırılırlar; Orada tahiyye (hayat) ve selâm (Esmâ kuvvelerinin tahakkuku) ile karşılanırlar ve orada sonsuza dek kalıcılardırlar}

RABBİNE KULLUK(“İsmi Allah olan yegâne var”a kulluk-Kemâlâtını izhar)

Kul, Rabbına tâbidir!. (Birimin, hiç bir şekilde, "ALLAH"ın esmâsı dışında, bir zerre varlığı mevcut değildir-Abd'ın, Rabbinin varlığı dışında hiçbir şeyi yoktur!.-"Abd", "Rabbın Abdı"dır.-"Abd" ismiyle, "Kul" ismiyle işaret edilen varlık, belli ilahi isimlerin manalarının, bir bileşim halinde biraraya gelerek bir anlam oluşturmasıdır-“Abd”ın, başka bir tanrıdan, başka bir ilâhtan, başka bir varlıktan almış olduğu bir aklı, bir şuuru, bir idrakından söz edilemez)

Önce oluş içinde kendini tanıyacaksın->Hayvan olan yanınla… Cin olan yanınla… Melek olan yanınla… “İnsan” olan yanınla… Ve tüm bunarın sonunda “Allah Kulu” olduğunu fark edeceksin!

Rabbin hükmü-> Kendinden gayrıya kulluk edilmemesi!

Hayâlinizde yaratttınıza değil; Rabbinize kulluk(Varlığınızdaki Hakikatiniz olan Esmâ mertebesine-Hakikat'iniz olan El Esmâ'ya-Varlığınızı oluşturan Allâh Esmâ'sı bileşimine-Algılanan birimin oluşumunu meydana getiren "El Esmâ bileşimine-terkibi"ne kulluk)

KULLUK BİLİNCİ

Kişinin yalnızca Allah’a kulluk etmesi(Allah‘ın kendini varediş gayesine ve programlamasına göre ne gerekiyorsa onu yerine getirmek)

Kulluk bilinci ile ulaşılabilecek ilim ve müşahede, tebliğ olunmuştur.

Âdemoğulları, alt bilince(“Vehim”e-Şeytana) kulluk yapmamaları için bilgilendirilmişti.

“Rabbinin kulu” olma kayıtlılığından, “Allah Kulu” olmanın genişliğine geçmek…

Rabbinin indindekiler, asla O’na kulluktan büyüklenerek kaçınmazlar(O'nu tesbih ederler ve O'na (azameti indînde kendi hiçliklerini hissederek) secde ederler)

Bilinçli kulluk, “Fakr” ile tamam olur.

"Nefs"e bağladığın ve ”Nefsin”e bağladığın fiiller, özünde ‘’Kulluk’’tur.

“Öz”de tâat veya mâsiyet farkı olmaksızın tüm birimlerin davranışları, “Kulluk”larıdır.

BİLİNÇLİ KULLUĞUN (Varoluş amacina kulluk=Kulluğun idrâkında olmak) DEVAMI

Allah'tan gayrı bir İlâhınız olamaz! (Yaradılmışın kulluk etmekten başka şansı yoktur)

Allah, kullarının hakikatinde olarak Basıyr'dir.

Allah, kullarının hakikatinden Rauf olarak açığa çıkar.

Allah, kulunda Zâhir... Allah, kulunda Vekil... Allah, kulunda Muktedir!

Allah'a kul olma nimeti"ni değerlendirin...

Rabbinizin dûnunda velîlere{dışsal (rabbanî hakikatinizden ayrı düşürecek bilgi verenler) veya içsel (nefsanî-şehevî)} tâbi olmayın...

Allah Rasûlü’ne iman edin {Allah Rasûlü->“Allah Zikri”(Hakikatinizi hatırlatma)çağrısı yapan-Hakikatin dillenişi olarak irsâl edilen-"Tanrı” ve tanrılık kavramı mevcut değildir" temeline dayalı olarak, “insan”lara yol gösteren- “Bilgi Kitab’ını tebliğ eden-“Ezan”I seslendiren-Tüm insanlığın dünyada ve gelecekte(Âhirette) önderi olan-Allah kulu Zât}

İyi anlayın ki; Rasûlullah içinizdedir!(Allah’ın ve O’nun Rasûlünün önüne (beşerî düşünce ve yorumlarınızla, değerlendirmelerinizle) geçmeyin!)

“Allah Kelâmı” Kurân-ı Kerim’ı “Oku”yun…

Esmâsıyla Hakikatiniz olan Allah’a tamamıyla bağlanın!({O, Mevlâ'nızdır (sahibiniz, her fiilinizin oluşturanı)-Allah’a (esmâsına) iman eden, kesinlikle o kopması mümkün olmayan, hakikatindeki sağlam bir kulpa yapışmış olur}

Vekiyl olarak, El Esmâ'sıyla seni yaratan Allah yeterlidir.

Kulluğun devamı için Âlemlerin Rabbı olan Allah’tan her an yardım bekleriz…

KULLUK BİLİNCİNE ERMENİN SONUCU-> Allah için secde!

Allah’ın kulunu seyri(Zikir)

Kulun Allah’a bakışı(Fikir)

HAKİKATİNDEKİ GERÇEĞİ ÖRTENLERİN KULLUĞU(Şekavet istikametinde kulluk-İsim ve resimle perdelenip, Allah yanısıra varlıkları ve bir nitelikleri olmayan şeylere kulluk yapmak-“Mâsiyet”)

Allah dûnunda kendisi için bir zarar veya faydası olmayanlara kulluk eden{Allâh'a şirk koşan-Allah yanısıra varlıkları ve bir nitelikleri olmayan) şeylere kulluk eden-Varlıklarını El Esmâ'sından yaratan Allâh'a, En-Nebi'ye (Hz.Muhammed'e) ve O'na inzâl olunana iman etmeyen-Hakikat bilgisini inkâr edenleri velî edinen(İnkârcıları evliya edinen)-Rabbinin dûnunda veliyylere (dışsal {rabbanî hakikatinizden ayrı düşürecek bilgi veren} veya içsel {nefsanî - şehevî}) tâbi olan-İsimle, resimle perdelenen- Rabbisinin aleyhine (olan şeylere) yardımcı olan/destek olan-Rabbinden(“Rabbül âlemiyn”den) kendisine inzâl olunana tâbi olmayan-Gerçekten sapan-İsyan edip haddi aşan-Dininde, haksız olarak ölçüyü kaçırıp haddi aşan- Daha önce birçoğunu saptırmış ve yolun merkezinden sapmış bir kavmin boş hayallerine tâbi olan-"Allah, üç'ün üçüncüsüdür" diyerek hakikati inkâr eden-Davud'un ve Meryemoğlu İsa'nın lisanı üzere lânetlenen-Allâh'tan uzak düşen-Bir zararı olmayacak zannedip de (hakikate) kör olan-(Hakikatin seslenişine) sağır kesilen-Benliklerinin hoşlanmayacağı bir şey ile bir Rasûl geldiğinde, kimini yalanlayan ve kimini de öldüren-Allah’ın Cenneti haram kıldığı-Varacakları yer cehennem ateşi olan-Fâsık(inancı bozuk olan)-Zâlim}

Kulluğun, kime veya neye ise, ecrini de ondan bekle!

İsteyen de istenilen de âcizdir! {Allah dûnunda yöneldikleriniz, bir araya toplansalar bile, bir sinek dahi yaratamazlar Sinek bile onlardan bir şey kapsa, onu sinekten kurtaramazlar...}

Şeytana kulluk etmek{Allah’ı bırakıp, saptıranları,kendisi için apaçık düşmanları dost edinmek-“Vehim”e(Alt bilince) kulluk etmek-Bedene(hakikatinden habersiz bilince) kulluk etmek}

Bedene kulluk{Haddi aşmak-Bedeni dürtü ve zevkleri uğruna ebeden Allah’tan ayrı düşmüşlüğün perişanlığını yaşamak-Allah katından tard edilmiş iblis durumuna düşmek (Uzaklaştırılmak)-Mâneviyat ve ruhaniyetin tüm kapılarının kişinin yüzüne kapanması}

·Allah’a kullukta çekimser olmak(Nefsani kişiliğinden kopamamak-Ego hâli ile büyüklük istemek)

Kulluktan kaçınıp benliğini kabartmak

RASÛLULLAH MERKEZLİ DİN ANLAYIŞINDA “KULLUK”


  • Mutlak(Gerçek) kulluk}-> Fıtrî kulluk= Fıtrî ibadet {(Tüm varlığın, Allah’ın esmâsının işaret ettiği özelliklerle holografik gerçeklik sistemiyle varediliş program-Birimin mânevi sureti(Oluşturulma programı-Asla değişmeyen programı-Esmâ terkibi-kaderi)}

  • "Hakikat"in gereğini hissedip yaşamak

  • "Sırat-ı Mustakim"e yönelmek{Allah’a kulluk etmekte olduğunu fark etmek-“Allah yolu” üzere olmak-Doğru yaşam yoluna yönelmek-"Hakikat"e erdiren dosdoğru yol üzere dimdik önünü görerek yürümek-Varlığını oluşturan "Allah Esmâsı"na(Gayrından kesilip) sımsıkı bağlanmak}

  • Yaradılmışın, Yaradanın yaratış amacına uygun yaşayarak yaratış hedefine ulaşması

  • Her ne mânâ için var olmuşsa, eninde sonunda, o mânânın gerektirdiği hâl ile hallenmesi-o mânânın oluşacağı ortama dönmesi-ne mânâ için var olmuşsa, o mânâyı yerine getirmesi, o mânânın gereği olaylarla o sûrete bürünmesi, o mânânın gereğini yaşaması

  • Birimin, varoluş gayesine ve programına göre, davranış ortaya koyuşu

  • “Fâtiha”daki “İyyake na’budu ve iyyake nesta’iyn” sırrı->”Sadece Sana kulluk ederiz ve bunun farkındalığı için yardımını niyaz ederiz” sırrı (El Esmâ ül Hüsnâ anlamlarını açığa çıkarmak suretiyle tüm yaratılmışlar olarak sana kulluk etmekteyiz ve bunun farkındalığına ermemiz için yardımını isteriz.)

  • Allah’ın dilediği özelliklerle ve KENDİSİNİ düşünebilecek bir kapasite ve özellikle düşünebilme kapasitesiyle yaratılmış olmak

  • “Allah” İsmi ile anılanın bir gayeyle yarattığı varlıkların, varoluş gayeleri dışına taşmamalarının asla mümkün olmaması(“Yürür her bir mahlkûkun her birini alnında çekip yürütmesi”)

  • Bütün ilâhi isimleri cem etme(Kemâli ahlâk)-Allah’ın ahlâkıyla ahlaklanma(Tabiat kökenli davranışların kalmaması)

  • Üst bilinç sahipleri (Bilinçli enerji -Meleki Ruh-İnsani Ruh-Nefs-i Natıka- Ruh-u Nurani-Akıl sahipleri)nin, alt bilince(vehme) kulluk etmeyenlerin kulluğu

  • Saadet istikametinde kulluk

  • Dua ve Zikir(En basit anlamıyla)-Birimin varoluş gayesinin gereğini yerine getirmesi(En geniş anlamıyla)

  • Esmâsına sınır koymamak

  • Allah'a ârif olma

  • İslâm’ın temel manâsı


“ABD”



  • “Kul”

  • Köle

  • Varoluşunun gereği olan kulluğu yerine getiren

  • "Sanı varlığı" "yok"luğa dönüşmüş olarak işlevine devam eden


“ABD”

NASIL MEYDANA GELİR?


Mahlûkatın kaderini yazan "Rabbülâlemin"dir...

"Rabbülâlemin"... Âlemlerin Rabbı, yani âlemler kelimesiyle işaret edilen, sonsuz sınırsız varlıkların meydana getirildikleri Rubûbiyet mertebesidir.

Bütün "ALLAH İSİMLERİNİN mânâları", "ALLAH" ilminde mevcuttur, dedik.

"Rahmaniyet" mertebesinden, "ilmi ilahideki ilahi esmanın toplu halde bulunduğu mertebedir" diye söz edilirse de; gerçekte burada topluluktan veya ayrılıktan söz edilemez.

"RAHMANİYET", ilâhi esmânın hazinesidir, deriz; ki bu da mecâzi bir ifadedir... Gerçekte, böyle bir tanımlamadan da münezzehtir "ALLAH"!.

İşte bu "Rahmaniyet" mertebesinde mevcut olan esmâ-i ilâhi, "O"nun, "melikiyet" mertebesi özelliği ile mülküdür.

Bir yönü itibarı ile "Melîk"tir, bir yönü itibarıyle "Mâlik"tir.

Ancak, "melîk" ismi, "mâlik" isminden daha kapsamlıdır.

"Mâlik" ismi," "bir şeyin sahibi" anlamındadır.

"Melîk" ise o şeyin hem sahibi", hemde "o şeyler üzerinde mutlak hükümdar" olandır.

Yani, "ALLAH"ın "Melîkiyet"i, "kendi esmâlarını dilediği gibi açığa ortaya çıkarması, seyretmesi" anlamındadır.

 "DİLEDİĞİNİ YAPAR." ( )

 "YAPTIĞINDAN SUAL SORULMAZ!" (21-23)

 Bu âyetler "O"nun "Melikiyeti"nin eseridir.

"Melikiyet" mertebesinin tenezzülü ile "rubûbiyet" mertebesi oluşur eder.

"Rubûbiyet" mertebesi çeşitli esmânın, çeşitli terkipler -bileşimler- şeklinde açığa çıkmasını sağlar. Bu esmâ, çeşitli terkipler şeklinde ortaya çıktığı anda "abd" meydana gelir...

"Rabb" yani "ALLAH isimleri"nin bir terkip -bileşim- hâli, bir birimin, bir isim ardındaki varlık halinde ortaya çıkışını sağlar.işte bu ortaya çıkış "rubûbiyet" mertebesinin hükmünün zâhir oluşudur.



HER VARLIĞIN HÂLİ,



ONUN KULLUĞUDUR
Allah'a kulluğunu yerine getirmeyecek bir varlık var mıdır?

Öyleyse hangi isimle işaret edilrse edilsin bütün varlıklar her an haliyle kullukta ve ibadettedir. Hâli, kulluğu ve ibadetidir!

İşte bunu görebilmek düşünebilmek gibi bir ibadet de olmaz!


ALLAH'A KULLUK




  • Sistem ve düzeninde O'ndan başka etken görmemek üzere kulluk

  • Her “Şey”in ortaya koyduğu işleviyle kendisini var eden “El Esmâ” özelliklerine kulluk

  • “Din”i O’na hâlis kılarak (vahdet bilinci ile) kulluk

  • Sadece Ulûhiyeti TEK olana(“Allah İsmi” ile işaret olunan mutlak varlığa) kulluğunun farkındalığını yaşamak


SEMÂDA VE ARZDA

ALLAH'A KULLUK EDENLER

(Bilse de bilmese de)


  • Mukarreb melâike

  • Evren içre evrenler(11 boyutlu evren-paralel evrenler topluluğu)

  • Rasûller-Mesih (İsa)

  • Hz.Muhammed Mustafa aleyhisselâm

  • İstisnasız tüm insanlar ve cinler

  • Algılanan ve algılanamayan tüm yapı

  • İlminde ilmî suretler halinde kendi sıfat ve esmasıyla yaratılan, “yok”tan “var” kılınan tüm yaratılmışlar-varlıkta, var olan her şey}



SEMÂLAR, ARZ VE ONLARDA NE VARSA HEPSİNİN VARLIĞI, ALLAH’INDIR


(Esmâ'sının mânâlarının açığa çıkışıdır)!
Hani Allâh şöyle dedi: "Ey Meryemoğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi an... Hani seni, varlığında açığa çıkan Ruh-ül Kuds kuvvesi ile teyit etmiştim... Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun... Hani sana Kitabı, Hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i talim etmiştim (bunlardaki ilmi, bilincinde açığa çıkarmıştım)... Hani Bi-izni (iznimle) balçıktan kuş şeklinde yaratıyor, onun içinde nefhediyordun da Bi-izni (iznimle) bir kuş oluyordu! Anadan doğma köre ve cüzzamlıya benim iznimle şifa veriyordun... Hani ölüleri benim iznimle hayata çıkarıyordun... Hani İsrailoğullarını senden engellemiştim! Hani sen kendilerine delillerle gelmiştin de, onlardan hakikat bilgisini inkâr edenler şöyle demişti: 'Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil!'"

Hani Havarilere, "Bana ve Rasûlüme ("B"nin işareti kapsamıyla) iman edin" diye vahyetmiştim... "İman ettik... Sen şahit ol, biz gerçekten müslimleriz" dediler.

Hani Havariyyun: "Ey Meryemoğlu İsa! Senin Rabbinin kudreti yeter mi semâdan bizim üzerimize bir mâide (zâhir anlamıyla, sofra; bâtın anlamıyla, hakikat ve marifete ait ilimler) inzâl etmeye?" dediler... (Demek istedikleri şuydu: Allâh'ın seni yarattığı Esmâ terkibin yani fıtratın, yaratılış programın, böyle bir şey için yeterli midir? Bu soruyu İsa'dan o güne kadar tüm açığa çıkanlar kapsamında değerlendirmek gerekir. A.H.) (İsa da): "Eğer iman edenlerseniz Allâh'tan korunun" dedi.

Dediler ki: "İsteriz ki o sofradan yiyelim (o ilimleri uygulayalım), kalplerimiz mutmain olsun (açıkladıklarına yakîn oluşsun); senin bize (mutlak) hakikati açıkladığını bilelim ve ona şahitlerden olalım."

Meryemoğlu İsa: "Allâhım! Rabbimiz... Üzerimize semâdan bir mâide inzâl et bizim için de, hem evvelimiz ve hem âhirimiz için bir bayram ve senden bir delil olsun... Rızıklandır bizi; sen rızıklandıranların en hayırlısısın" dedi.

Allâh buyurdu ki: "Kesinlikle Ben, onu size inzâl edeceğim... Bundan sonra sizden kim hakikati inkâr ederse, Ben ona öyle azap edeceğim ki, âlemlerden hiçbirine böyle azap vermedim!"

Ve hani Allâh şöyle dedi: "Ey Meryemoğlu İsa!.. İnsanlara, 'Allâh dûnunda beni ve annemi iki ilâh edinin' diye sen mi söyledin?"... (İsa) dedi ki: "Subhaneke (tenzih ederim seni)! Benim, Hak olmayanı söylemem nasıl mümkün olur? Eğer onu söylemişsem, (zaten) kesin sen onu bilmişsindir! Sen nefsimde olanı bilirsin, fakat ben senin nefsinde olanı bilmem! Kesin ki gaybların tamamını bilen sensin, sen!"

"Onlara: 'Benim ve sizin Rabbiniz olan Allâh'a kulluk bilincine erin' diye senin bana emrettiğinden başka bir şey söylemedim... Ben aralarında bulunduğum sürece üzerlerine şahit idim... Beni vefat ettirdin! Onlar üzerine Rakıyb sen oldun!.. Sensin her şey üzerine şahit!"

"Eğer onları azaplandırırsan, elbette onlar senin kullarındır! Eğer onları bağışlarsan muhakkak ki sensin Aziyz, Hakiym olan, sen!"

Allâh buyurdu: "Bu, sadıklara, tasdiklerinin (hakikati şüphesiz ve tereddütsüz) sonucunun yaşandığı gündür! İçinde ebedî kalıcılar olarak, altlarından nehirler akan cennetler var onlar için"... Allâh onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı... İşte budur büyük kurtuluş!

Semâlar, arz ve onlarda ne varsa hepsinin varlığı Allâh'ındır (Esmâ'sının mânâlarının açığa çıkışıdır)! O, her şeye Kaadir'dir. (En’âm/110-120)

HER ŞEY,


ORTAYA KOYDUĞU İŞLEVİYLE

KENDİSİNİ VAR EDEN “EL ESM” ÖZELLİKLERİNE (“ALLAH”A) KULLUK HÂLİNDEDİR


İlmin, fiillere dönüş sınırı olarak konan “ARŞ” isminin kapsamı altındaki herşey, Allah isimlerinden bir terkibin mânâsını ortaya koyan sonsuz-sınırsız varlıkları kapsamına alır.

Rahman’ın Arş üzerine “istivası”sı ise, Rahmet eseri olarak tüm mevcûdatın ilâhî isimlerin mânâlarını açığa çıkarmak üzere meydana getirilmesidir… Bu varlıklar, hep Allah Rahmetinin bir eseridir.

İşte her “şey”, kendisini meydana getiren Allah “isminin” mânâsının ortaya çıkışına vesile oluşu yönüyle, her an, dâimi olarak o ilâhî mânâ çevresinde dönüp durmaktadır ki; işte bu durum o varlıkların sürekli “tesbihi” olarak açıklanmıştır!.

Bir başka ifâde ile; biz neyle tavsif edersek edelim, her şey, kendisini meydana getiren ismin mânâsını ortaya koymak sûretiyle kulluğunu ifâ etmektedir ki, bu da onların tesbihleri olmaktadır.



"İnsan" olan "şuur" sahibi varlık, gözlerini "bilinciyle" yaşayan bir "insansı" bedeninde açmıştır! Aslı "Akl-ı küll" olan "şuur", yetişme sürecince, örtülü kalmış; "İnsan", kendini yarın toprak olacak biyolojik bedenden ibaret varlık olarak kabullenmiştir.

Oysa, "İnsan"a hakikati; kendisinin, toprak olup gidecek geçici insansı bedeni değil, aşama aşama boyut değiştirerek melekî yapıda kendisini bulacak (84. İnşikak: 19) ve bu yapısıyla da, melekî özellikleriyle cennet boyutunu yaşayacak varlık olduğu "hatırlatılmalıdır"!

İşte bu yüzden Rasûller açığa çıkarılarak, "İnsan" özelliğine sahip olan "insansılık" kabulündekiler uyarılmıştır! "İnsan"lar hakikatlerini hatırlayıp, buna iman etmiş hâlde gereken uygulamaları yaparak, kendilerini toprak olacak beden sonrası evredeki sonsuz gelecek yaşama hazırlarlar. "İnsan"lıktan nasiplenmemişler de, hakikatlerini inkâr ederek (kâfir olarak), toprak olup gidecek "insansı-bedensel" zevkleri ile ömür sürüp; sonunda "şuur"un açığa çıkış sonuçlarını yaşamaktan mahrum bir hâlde "bilinçli varlıklar" olarak "cehennem" adıyla bildirilen bir başka boyut ve ortam içinde yaşamlarına sonsuza dek devam ederler.

"Çokluk" âlemlerinde "yok"tan "var" kılınmış her şey, "Allâh" adıyla işaret edilenin "El Esmâ ül Hüsnâ"sıyla varlığını sürdürüp işlevini yerine getirdiği içindir ki; "şuur" boyutu itibarıyla bu hakikat boyutunu algılayıp yaşayan "İnsan", yeryüzünde açığa çıkışı itibarıyla "halife" olarak tanımlanmıştır. Kur'âna göre, bunu hisseden, yaşayan, "Diri"dir; "Gören"dir; buna karşın hakikatini fark edemeyen veya inkâr eden ise "ölü"dür; "âmâ-kör"dür! İşte hakikatini hissedip yaşayan, "şuur"unun hakikati itibarıyla "melek-kuvve" olan "İnsan"ın aslı da, Allâh isimlerinin işaret ettiği özelliklerdir ki, bu isimlerin mânâlarının onda"insana yakışır" şekilde kuvveden fiile çıkması, "cennet" denilen yaşamı oluşturur! Cennet, insansıya dönük yaşam ortamı değil, "melek-kuvve" olan "insan"ın özelliklerinin yaşanacağı ortamdır. Umarım neye işaret ettiğim anlaşılır!

Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılan tüm olaylar ve verilen tüm misaller, hep "İnsan"ın, hakikatini hatırlayıp, kendini tanıyıp; içinde bulunduğu şartları daha iyi değerlendirmesi içindir.

Kur'ân-ı Kerîm'in anlatım üslûbunda dikkat edilmesi gerekli olan çok önemli hususlardan öncelikli olanlarından biri de şudur: Her şey -yani- "semâlar, arz ve ikisi arasındakiler", "Allâh" ismiyle işaret edilenin "El Esmâ ül Hüsnâ"sıyla bildirilen özelliklerinden meydana geldiği içindir ki; algılanan ve algılanamayanların tümü, varlığı ve işleviyle "Allâh" adıyla işaret edileni tespih etmektedir. Dolayısıyla, her şey ortaya koyduğu işleviyle kendisini var eden "El Esmâ" özelliklerine, yani "Allâh"a kulluk hâlindedir.


SEMÂLAR VE ARZDA

(madde ötesi ve madde)KİM VARSA,

(Hakiki mutlak varlık Allâh Esmâ'sı),

GÖLGELERİ DE(İsimsel varlıkları),

İSTEYEREK YAHUT ZORUNLU OLARAK

SABAH VE AKŞAM ALLAH’A SECDE EDERLER
(Hakikatleri olan Allâh hükmüne mutlak teslimiyet hâlindedirler)!(Ra’d/15)


MELEKLER,

ONUN HÜKÜMRANLIĞI ALTINDA

TESBİH EDER-KULLUKLARINI YERİNE GETİRİR


"HÛ", ki size korku ve umut olarak şimşeği (beyninizde bir an parlayan bir fikri) gösteren, (ilim ve marifet ile) yüklü bulutları inşa eden... ("Size korku ve ümit..." diye başlayan bu ve sonraki âyetler benzetme yoluyla insandaki çeşitli hâlleri anlatmasına rağmen, birçokları tarafından gerçekten göksel olaylar olarak anlaşılmıştır. A.H.)

Râ'd (gök gürültüsü-İnsan-ı Kâmil'in düşünsel boyutta keşfettikleri {salsal-i ceres, Abdülkerim Ceylî, İnsan-ı Kâmil}) O'nun Hamdı olarak tespih eder; Melekler (kâinatta-insanda mevcut kuvveler) ise O'nun hükümranlığı altında (tespih eder-kulluklarını yerine getirir)... Onlar, Allâh hakkında (benlikten kaynaklanan fikirle) mücadele edip dururlarken; (O) yıldırımları (hakikati bilgisinin çarpmasını) irsâl eder de, onlarla, dilediğine bunu yaşatır! O, Şedîd ül Mıhal'dır (şiddetle uygulanan Sünnetullah sistemi vardır; değiştirilmesi müdahale edilmesi mümkün olmayan).

Hak davet "HÛ"yadır! Yönelip yardım istedikleri O'nun dûnundakilerden, onlara hiçbir şekilde cevap gelmez (çünkü asla var olmadılar)! (Onların durumu) ancak, su içmek isteyip de yalnızca suya elini açanın hâli gibidir... (Çeşme olmadığından) o su ona ulaşacak değildir! Hakikat bilgisini inkâr edenlerin duası ancak sapkınlık ve boşadır!

Semâlar ve arzda (madde ötesi ve madde) kim varsa, (Hakiki mutlak varlık Allâh Esmâ'sı), gölgeleri de (isimsel varlıkları), isteyerek yahut zorunlu olarak sabah ve akşam Allâh'a secde ederler (hakikatleri olan Allâh hükmüne mutlak teslimiyet hâlindedirler)! (15. Âyet secde âyetidir.)

De ki: "Semâlar ve Arz'ın Rabbi kim?" De ki: "Allâh"! De ki: "O'nun dûnunda, kendi nefslerine bir fayda veya zararı olmayan veliler mi edindiniz?" De ki: "Kör ile gören eşit olur mu? Yahut karanlıklar ile Nur eşit olur mu?" Yoksa Allâh'a, O'nun yarattığı gibi yaratan; yaratma sistemi O'nunkine benzeyen ortaklar mı düşünüyorlar? De ki: "Allâh'tır, her şeyin Yaratanıdır... "HÛ" Vahid'dir, Kahhar'dır."(Râ’d/12-16)

EVREN İÇRE EVRENLERİN

(11 boyutlu Evrenin-Paralel Evrenler Topluluğunun)

“ALLAH” İSMİYLE İŞARET EDİLENE KULLUĞU
Hazreti Muhammed aleyhisselâm kendisinde açığa çıkan sıfatlara, isim özelliklerine, “Sünnetullahmarifetine rağmen asla “ALLAH” değil, “KUL”dur!.

Evrende var olan tüm yaratılmışlar yani “zerre”ler de böyledir!.



Zerre küllün aynasıdır; ama asla zerre kül değildir, kül kendisinde var olmuş olsa dahi!...

Buradan bir başka noktaya kayılır... Zerre her an kendisindeki hakikat ve O hakikat noktasıyla ilişkiler içinde yaşamını nasıl sürdürür; sorusunun cevabına... Ne var ki bu yazıda buna girmeyeceğim; çünkü bugün  anlatmak istediğim husus o değil... Zaten onun işaretini bundan önceki yazılarda vermiştim.

Gelelim ana noktaya…

Zerre zerredir!. Kül değil!

Kül, yani hologramik gerçekliğe esas olan ana yapıya, “İşte “Allah” adıyla işaret edilendir!” diyenler burada büyük bir yanılgıya düşerler ve gerçekten saparlar!.

Burada onları uyaracak olan levhada şu gerçek yazılıdır:



İsmi “ALLAH” olan, ZÂT tecezzî (cüzlere ayrılma) kabul etmez!”

Burada “İhlâs” Sûresinin anlamını iyi düşünmek gerekir. Ahadiyyet ve Samediyyet sonucu olarak kendisinin varlığından başka bir şey düşünülemez; ve dahi bu mertebede tekillikten dahi bahis açılamaz!.

K “olayı diyerek, “ALLAH” isimli kitabımızda anlattığım konuyu iyi incelerseniz görürsünüz ki, İlmi ilâhîde bir noktadan açığa çıkan açı içindeki, 11 boyutlu evren, paralel evrenler veya bizim deyişimizle “evren içre evrenler” hologramın konusu olan “KÜL”dür!. Ve zerre de bu küllün aynasıdır!.

Hayâl içinde hayâl içinde hayâl” diye eski hakikat ehlinin tarif ettiği konu budur işte!... Nokta, bir hayâldir ismi “Allah” olan indinde!. O noktanın açılımı olan, açı içindeki kül bir hayâldir... Küllün yansıdığı her zerre diye tanımlanan, her bir ayna dahi ayrı bir hayâldir!.



İşte bu yüzdendir ki, zerrede varlığı hologramik gerçeklik dolayısıyla var olan “kül” dahi, “ALLAH” adıyla işaret edilen olmayıp; yalnızca, bir “nokta” olarak, O’nun ilminde var olan “ilmî sûret”tir!.

Yani, 11 boyutlu evren, ya da paralel evrenler topluluğu, her zerrede tıpkı incirin, sayısız çekirdeğinin her birinde varoluşu gibi, her birimde varolsa dahi bundan öte bir şey değildir!. O da gerçekte “ALLAH”a “kul”luk etmededir!.


RASULLER DE

KULLUKLARINI YERİNE GETİRMEDE…


Ne Mesih (İsa) ve ne de mukarreb melâike,

Allâh'a kulluktan asla gocunmazlar!


HAZRETİ MUHAMMED ALEYHİSSELÂM DA KULDUR

(Kendisinde açığa çıkan sıfatlara, isim özelliklerine, “Sünnetullah” marifetine rağmen)


HZ.İBRAHİM ALEYHİSSELÂMIN

ALLAH’I GÖRÜRCESİNE KULLUĞU


Hani (İbrahim) babasına ve kavmine: "Neye tapınıyorsunuz?"

"Asılsız şeyler uydurarak, Allah dûnunda tanrılar mı ediniyorsunuz?"

"Rabb-ül âlemîn'i ne zannediyorsunuz?"

Sonra (İbrahim) yıldızlara (akıl gözüyle) bir bakıp düşündü de...

Dedi ki: "Hasta oluyorum (bu yaptığınıza)!"

Bunun üzerine dönüp Ondan uzaklaştılar.

(İbrahim de) onların tanrılarına yaklaşıp yöneldi de: "Yemez misiniz?" dedi.

"Niye konuşmuyorsunuz?"

(İbrahim) yaklaşıp sağ eliyle darbe vurdu tanrı heykellerine!

Bunu görenler hızla dönüp Ona geri geldiler.

(İbrahim) dedi ki: "Elinizle yapıp tanrı kabul ettiğiniz heykellere mi tapıyorsunuz?"

"Hâlbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır!"

Dediler ki: "Onun için bir bina yapın da Onu, yakanın (ateşin) içine atın!"

Ona tuzak irade ettiler... Biz de onları esfelîn (en aşağılar) kıldık.

(İbrahim) dedi ki: "Muhakkak ki ben Rabbime gidiciyim... (O), bana hidâyet edecek."

(İbrahim): "Rabbim, bana sâlihlerden hibe et!" (dedi).

Bunun üzerine Onu Halîm bir oğul ile müjdeledik.

(Oğlu İsmail) Onunla birlikte yürüme olgunluğuna ulaşınca, (İbrahim) dedi ki: "Ey oğulcuğum! Muhakkak ki ben seni uykuda görüyorum ve ben seni kurban ediyorum... Bak bakalım sen ne dersin bu işe?"... (Oğlu) dedi ki: "Ey babacığım... Emrolunduğun şeyi yap! İnşâAllah beni sabredenlerden bulacaksın."

İkisi de (hükme) teslim olup Onu (İsmail'i) yüzüstü yatırdığında...

Biz Ona: "Ey İbrahim!" diye seslendik.

"Gerçekten rüyanı doğruladın... Doğrusu biz muhsinleri (müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanları) böylece cezalandırırız (Yaptığının sonucunu yaşatırız)."

Muhakkak ki bu apaçık bir belâdır (öğretici, idrak ettirici deneyim)!

Ona, bedel olarak çok büyük kurban verdik.

Sonrakiler içinde, Onun anılmasını sağladık.

Selâm olsun İbrahim'e.

Muhsinleri (Allah'a görürcesine kulluk edenleri) böylece cezalandırırız. (Saffat/85-111)


İSTİSNASIZ TÜM İNSANLAR VE CİNLER,

“KULLUK” ETMEK İÇİN HALK EDİLMİŞTİR


İbadet, insanın bilinçlenmesi ve güç kazanması için yapılan çalışmalardır

İBADET”, esas itibariyle “taat” mânâsınadır. Gerekçe sormaksızın, mükemmel bir şekilde görevi yerine getirme, anlamını ifade eder. Esasen herkes, varoluşunun gereğini otomatik olarak ve mükemmel bir şekilde yerine getirmektedir... Yani kulluğunu ifa etmektedir.

Ne var ki bunu hakkıyla edâ etmek ancak, O’nu içinde hissetmek ve bunun neticesinde “haşyet” duymakla hâsıl olur... Aksi halde, ibadetin sadece fiilinde, şeklinde kalınmış olur.

Neticesi de yapılanın bilincinde olmanın oluşturacağı hazdan mahrumiyettir!.

Bütün Nebi ve Rasûllerin esas itibariyle insanlara bildirmek istediği bir gerçek vardır…

O gerçek; Allah’ın Bir’liği-Tek’liği-insanın hayatının ölümle birlikte son bulmayıp, değişik-yeni ortamlarda sonsuza dek devam edip gideceğidir! Bir ana esas!.

Bütün Nebi ve Rasûllerde ortak fikir; hepsi de insanların putlara veya hayâli ilâhlara-tanrılara tapınarak ömürlerini hebâ etmemeleri Allah’ın Bir’liğini-Tek’liğini anlayıp idrâk etmeleri ve de ölümle yaşamın son bulmayıp insanların ölüm sonrasındaki hayata kendilerini dünyada iken hazırlamaları gerektiği konusu... 5000 sene evvelki insanı da ilgilendiren konu bu, 5000 yıl sonraki insanı da ilgilendiren konu bu, bizleri de ilgilendiren ana konu bu!

Ben hiçbirinizden mesûl değilim...

Hiçbiriniz de benden mesûl değilsiniz! Ama belli bir ortamda belli bir toplumda yaşayan insanlar olarak birbirimizle elimizdekileri paylaşma vazifemiz var, insanlık gereği…

Bir yerde otururken bir şey yiyor olsak, bir misafir gelse üzerine hemen ona ikram ederiz önümüzdekini.

Bizim karakterimizin, seciyemizin, geleneğimizin, insanlığımızın gereğidir bu.

Bedene dönük bir yarar sağlayan o yiyecekten çok daha önemlisi olan ruha ve ebedi hayata yarar sağlayacak olan bilgiyi-ilmi paylaşmak da hepimizin en başta gelen insanlık borcudur. Çünkü bu bilgisizlik yüzünden pek çok insan hayâlindeki bir tanrıdan bir şeyler umarak gününü boşa geçirmekte, yapması gereken çalışmaları yapmamakta ve bunun pahasını da gelecekte çok ağır ödeyecek olmaktadır! Çünkü Kurân‘da da bildirildiği üzere; herkes yaptığı çalışmaların karşılığını alacaktır, eksiksiz olarak…

Müsbet ya da menfi farketmez!

Kişi neler yapıyor ise kişi bu yaptıklarının karşılığını alacaktır gelecekte!

İnsanların ve cinlerin varlığından gaye;

İNSANLARI VE CİNLERİ YALNIZCA KULLUK ETMELERİ İÇİN HALK ETTİM." (51-56)

âyetinden anlaşıldığı üzere; sadece ve ancak Allah'a ibadet etmeleridir!.

Bu ibadet, bütün insanlarda ve cinlerde, mutlak olarak yerine gelmektedir!.

Bütün insanlar ve cinler Allah’a ibadet durumundadırlar…

Âyette, bir kısmı ibadet ederler veya isteyenler ibadet eder gibi mânâ yok! Tüm insanların ve cinlerin bu ibadet işlemini yerine getirmek için halkedildikleri söyleniyor. Bu iş için halkedildiklerine göre, bundan çıkan mânâ, hepsinin istisnasız bu işi yerine getirdikleridir! Çünkü bir şey, ne için meydana getirilmişse, o işi yapar!

Öyleyse burada birinci mânâda, ilk planda anlaşılan şey, bütün insanların ve cinlerin Allah'a ibadet etmek durumunda olduklarıdır. Bu ibadet de “fıtrî ibadet”tir! Nitekim bu âyeti açıklığa kavuşturan iki başka âyet;

-HİÇBİR ŞEY HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HER ŞEY O'NU ZİKREDER" (İsra- 47)

-HEPSİ DE KENDİ PROGRAMLARI İSTİKAMETİNDE FİİLLER MEYDANA GETİRİR." (İsra- 84)


“ALLAH KULU”

(“ABDULLAH”)


  • “Abd-ı Allah”

  • Tam kulluk hâli

  • “Abdiyyet sırrı”na ermiş kişi

  • "Sanı varlığı" "yok"luğa dönüşmüş olarak işlevlerine devam eden

  • “Hilâfet”i tam hakkıyla yaşayabilen("Halife-i Tam")

  • Hakikati olan esmâ-sıfat boyutunun kapsamı ve gerekleriyle Allah’ın dilediği kadarıyla yaşamakta olan Zât…


ALLAH’IN HÜVİYETİNİN KULU


  • Muhammed ismi ile müsemma olan mânânın,”kul”luğu(“Efal mertebesiyle, esmâ mertebesiyle, sıfat mertebesiyle ve de sıfat mertebesinin hüviyeti olan Zât mertebesine câmi)

Muhammed”, O’nun kulu ve Rasùludur!

Muhammed” isminden kasıt müsemmâdır!.”Muhammed” ismiyle kasdedilen varlık!.Bu isimle kastedilen varlık, önce “kulu” dur,sonra “Rasùl”u!.

Burada “kul” luk , “Rasùl”lükten de üstündür ki,öne alınmıştır...

Düşün ki, Rasùlluk!.

Ben gelmiş geçmiş bütün Nebilerin-Rasûllerin içinde öne geçirilmişim”

diyor...

Rasûllükten daha üstün yüksek mertebe yok; bir de bütün gelmiş geçmiş Rasûllerin önüne geçiriliyor ve bu Rasûllükten daha üstün olarak,”kul” luk yönü öne geçiriliyor!.”Abd” iyet yönü!.Yani,”abduhu ” deniyor!.



Muhammed ismi ile müsemma olan mânânın,”kul” luğu ne demektir?

Muhammed “abduhu” deniyor...

Bir kere “ abdiyet” “Hû”ya bağlanmıştır!.”Hû” hüviyeti gösterir...

ABD” iyeti “”viyetidir mânâsı burada gizlidir yani,”Allah’ın hüviyetinekul” dur” demektir bu!.



Allah’ın hüviyetininkulu”dur,demek; “efal mertebesiyle, esmâ mertebesiyle ,sıfat mertebesiyle ve de sıfat mertebesinin hüviyeti olan Zât mertebesine câmidir!” demektir...


“ALLAH KULU” OLDUĞUNU



FARK ETME ÖNCESİ

KENDİNİ TANIMA AŞAMALARI


"RAHMAN’IN KULLLARI


  • Allah indinde korunanlar

  • "Rahman"a secde edenler(Esmâ Hakikati indindeki "yok"luğunu hissedenler…

  • Mutlak kulluğunu itiraf edenler)

  • Allah'ı görürcesine kulluk edenler(Muhsinler-müşahedelerinde Hak'tan gayrı bulunmayanlar)…

  • Kulluğunun idrakıyla boyun eğenler

  • Kanitler

  • Sabredenler

  • Sadıklar (muhtaçlara) bağışlayanlar

  • Seher vakti (uyanma sürecinde) eksikliklerinden dolayı istiğfar edenler…

  • Şuur olarak Esmâ hakikatine dönmüş olup; seyir ve tasarruf kemâlâtını yaşayan Radiye ve Mardiye bilinç  sahipleri…


“RAHMAN’IN KULLARI”NIN ÖZELLİKLERİ


  • Esmâ hakikatlerinin şuurundadırlar

  • Arzda (beden yaşamında) benliksiz ve şuurlu yaşarlar

  • Cahiller (hakikatten perdeliler) onlara sataştıklarında: "Selâm!" derler…

  • Gecelerini Rablerine secde ederek ("yok"luklarının farkındalığıyla) ve kıyamda (varlıklarında kâim olan Kayyum'un müşahedesinde) geçirirler…

  • İnsanın yakasını bırakmayan, daimi Cehennem azabından rablerine sığınırlar.

  • Karşılıksız bağışta israf etmez, cimrilik de etmezler... İkisi arasında ölçülü ve hakkaniyetlidirler.

  • Allâh yanı sıra tanrıya yönelmezler

  • Hakkaniyet (kısas) dışında Allâh'ın haram kıldığı canı katletmezler

  • Zina yapmazlar

  • Allah onların kötülüklerini iyi niteliklere dönüştürmüştür.

  • Yalana, aslı olmayan şeye şahitlik yapmazlar

  • Boş sözlere, dedi-koduya rastladıklarında da (onlara katılmayıp) onurlu olarak geçip giderler.

  • Rablerinin, varlıklarındaki işaretleri (hakikatleri) hatırlatıldığında, (o hakikate karşı) sağır ve kör kalmazlar.

  • Eşlerinizden (veya bedenlerinden) ve evlatlarından (bedenî çalışmalarının semeresinden) göz aydınlığı (cennet yaşamını) oluşturacakları ihsan etmesi; korunmak isteyenlere uyulası önder kılması için Rablerine dua ederler.

  • (Dünya-bedensel) yaşam şartlarına sabrederler.


Rahman'ın kulları (Esmâ hakikatlerinin şuurunda olanlar) arzda (beden yaşamında) benliksiz ve şuurlu yaşarlar... Cahiller (hakikatten perdeliler) onlara sataştıklarında: "Selâm!" derler.

Onlar ki, gecelerini Rablerine secde ederek ("yok"luklarının farkındalığıyla) ve kıyamda (varlıklarında kâim olan Kayyum'un müşahedesinde) geçirirler.

Onlar ki: "Rabbimiz... Cehennem yanışını bizden sav! Muhakkak ki onun yakışı insanın yakasını bırakmaz!" derler.

"Muhakkak ki o yanma durağı ve makamı çok kötüdür!"

Onlar ki, karşılıksız bağışta israf etmezler, cimrilik de etmezler... İkisi arasında ölçülü ve hakkaniyetlidirler.

Ki onlar, Allâh yanı sıra tanrıya yönelmezler; hakkaniyet (kısas) dışında Allâh'ın haram kıldığı canı katletmezler ve zina yapmazlar... Kim onu yaparsa sonucunu yaşar!

Kıyamet sürecinde yanma onun için katlanır ve onun içinde muhan (kendi başına bırakılmış, tard edilmiş, zelil) hâlde sonsuza dek kalır.

Ancak tövbe eden, iman eden ve imanın gereğini uygulayan müstesna! Allâh, onların kötülüklerini iyi niteliklere dönüştürür... Allâh Ğafûr'dur, Rahıym’dir.

Kim tövbe edip sâlih amel işlerse, muhakkak ki o tövbesi gerçekleşmiş olarak Allâh'a döner.

Onlar ki, yalana, aslı olmayan şeye şahitlik yapmazlar... Boş sözlere, dedi-koduya rastladıklarında da (onlara katılmayıp) onurlu olarak geçip giderler.

Onlar ki Rablerinin, varlıklarındaki işaretleri (hakikatleri) hatırlatıldıklarında, (o hakikate karşı) sağır ve kör kalmazlar!

Onlar ki: "Rabbimiz... Eşlerimizden (veya bedenlerimizden) ve evlatlarımızdan (bedenî çalışmalarımızın semeresinden) göz aydınlığı (cennet yaşamını) oluşturacakları bize ihsan et; bizi, korunmak isteyenlere uyulası önder kıl" derler.

İşte onlar, (dünya-bedensel yaşam şartlarına) sabretmeleri nedeniyle gurfe (yüksek köşk-üst seviyede yaşam boyutu) ile mükâfatlandırılırlar! Orada tahiyye (hayat) ve selâm (Esmâ kuvvelerinin tahakkuku) ile karşılanırlar.

(Onlar) orada sonsuza dek kalıcılardır... Ne güzel durak ve makamdır!



De ki: "Eğer yönelişiniz olmazsa Rabbim size önem vermez! Gerçekten yalanladınız... Yakında kaçınılmaz sonucunu yaşayacaksınız!" (Furkan/63-77)


“SANI VARLIĞI” “YOK”LUĞA DÖNÜŞMÜŞ OLARAK İŞLEVLERİNE DEVAM EDERLER


"Ey Nefs-i Mutmainne (Hakikati yaşamakta tatmine ulaşmış bilinç)!"

"Radiye olarak, Mardiye olarak (Seyir ve tasarruf kemâlâtını yaşayan olarak) Rabbine (Esmâ hakikatine) dön (şuur olarak)!"

"Kullarımın ("sanı varlığı" "yok"luğa dönüşmüş olarak işlevlerine devam edenler) içine dâhil ol!"

"Cennetim'e dâhil ol!"(Fecr/27-30)


“RAHMAN’IN KULLARI”NIN CEZASI

(Yaptığının sonucu)


  • Allah, kendilerinden razı olur, yardımıyla destekler; ihlâsa (samimiyete, saflığa) erdirir.

  • Allah indinde korunurlar

  • Kendilerine yardım edilir de galip gelirler.

  • Kendilerine bilgi verilir.

  • Sırat-ı müstakime yönlendirilirler

  • Sonrakiler içinde anılması sağlanan kullardır

  • (Dünya-bedensel yaşam şartlarına) sabretmeleri nedeniyle, gurfe (yüksek köşk-üst seviyede yaşam boyutu) ile mükâfatlandırılırlar; Orada tahiyye (hayat) ve selâm (Esmâ kuvvelerinin tahakkuku) ile karşılanırlar ve orada sonsuza dek kalıcılardırlar.


RABBİNE KULLLUK


  • İsmi Allah olan yegâne var”a kulluk

  • Kemâlâtını izhar

Ey iman edenler!... Rüku’ edin, secde edin (fena), Rabbinize kulluk (kemalatını ızhar) edin ve hayır (Hakkani fiil) işleyin ki iflah edesiniz (varlık bağından kurtulasınız). (Hac/77)


KUL, RABBİNE TÂBİDİR!


  • Birimin, hiç bir şekilde, "ALLAH"ın esmâsı dışında, bir zerre varlığı mevcut değildir.

  • Abd'ın, Rabbinin varlığı dışında hiçbir şeyi yoktur!.

  • "Abd", "Rabbın Abdı"dır.

"Abd" ismiyle, "Kul" ismiyle işaret edilen varlık, belli ilahi isimlerin manalarının, bir bileşim halinde biraraya gelerek bir anlam oluşturmasıdır

  • “Abd”ın, başka bir tanrıdan, başka bir ilâhtan, başka bir varlıktan almış olduğu bir aklı, bir şuuru, bir idrakından söz edilemez.


"YÜRÜR HİÇBİR MAHLUK HARİÇ OLMAMAK ÜZERE HEPSİNİ ALNINDA ÇEKİP GÖTÜREN O'DUR!." (11- 56)

Âyeti işte bu gerçeğe işaret eder.

Yani, o varlığı bulunduğu haliyle yaşatan; "ALNINDA" -alnının arkasındaki beyninde- açığa çıkan, esma terkibinin oluşturduğu program onun Rabbıdır... Çünkü onun varlığı, kendisinin rabbı olan esma terkibinin tabii sonucudur...

Yani, "birim" ismi, kendini meydana getiren isimler bileşiminin adıdır.

Kendisini meydana getiren o esma terkibinin -isimler bileşiminin- dışında, birimin bir varlığı mevcut değildir.

Eğer, o ismin ardındaki, o ismin karşılığı olan esma terkibini ortadan kaldırırsanız; ismin arkasındaki varlık da ortadan kalkar!.

Hangi isimle isimlenen, hangi varlık, hangi birim olursa olsun, o ismin ardındaki varlık bir esma terkibidir; yani rabbın bir isimler bileşimi şeklinde kendi varlığını aşikare çıkartmasıdır.

Bu yüzdendir ki...



Birimin, hiç bir şekilde, "ALLAH"ın esmâsı dışında, bir zerre varlığı mevcut değildir!.. Ve bu sebepledir ki, Abd, rabbının mutlak olarak kuludur!...

Abd, rabbine kulluk etmededir!. Her hâlûkârda!.

Abd'ın rabbine kulluk etmemesi asla düşünülemez ve hayâl bile edilemez... Tasavvur bile edilemez...

Çünkü Abd'ın, Rabbinin varlığı dışında hiçbir şeyi yoktur!. Sadece ismiyle, rabbından ayrı düşmüştür abd!..

Bunu târif sadedinde basit bir misâl vermişlerdir ama, bu misalin kelimelerinde kalınırsa gene olaydan çok uzak düşülür.



Suyun çeşitli kalıplarda donarak, değişik sayısız buzdan heykeller meydana getirmesi; ve bu buzdan heykellere değişik isimler verilerek, sayısız değişik varlıklar varmış sanılması halini düşünün!...

Birinin adına insan demişsin, diğerinin adına cin, bir diğerinin adına melek, ya da dağ, deniz v.s. demişsin!.

Ne varki, buzdan birimlerin isimlerinin ardındaki varlık olan o buzdan heykelleri erittiğin zaman, buz, aslı olan suya döner!..

Şimdi, "abd", "Rabbın Abdı" olduğuna göre;

"Abd" ismiyle, "Kul" ismiyle işaret edilen varlık, belli ilahi isimlerin manalarının, bir bileşim halinde biraraya gelerek bir anlam oluşturması olduğuna göre;

Ayrıca, o abdın, başka bir tanrıdan, başka bir ilâhtan, başka bir varlıktan almış olduğu bir aklı, bir şuuru, bir idrakı ve bir iradesinden acaba söz edilebilir mi?..

İşte geldik işin tabiri câiz ise püf noktasına...

Varlığın aslını hakikatını, özünü bilmeyenler; hakikata ermemiş olanlar; yani, herşeyi beş duyu sınırları içinde değerlendirme özelliği ile bezenmiş mübarek varlıklar; elbette kendilerinde belli bir bağımsız akıl, belli bir bağımsız irade, belli bir bağımsız kudret, belli bir bağımsız güç olduğunu düşünecekler; ve bu düşünceleriyle o güzel ve mükemmel hayatlarını yaşayıp, bu dünyadan geçip gidecekler!!!..



Şurası kesin ki, "ALLAH" dilediğini yapmadadır ve yaptığından sual sorulması söz konusu olmaz!.

Sual sorulmaz; çünkü, sual soracak ikinci bir varlık yoktur !

 "VE MA TEŞÂUNE İLLA EN YEŞÂALLAHÜ." (İnsan, 30)

 "Siz dileyemezsiniz, isteyemezsiniz... İstek sadece "ALLAH"a aittir"..

 

Evet, dikkat buyurun...



"Siz isteyemezsiniz, ALLAH istemedikçe" çevirisi yanlıştır!.

Bu âyetin gerçek manası...

"Siz isteyemezsiniz, isteyen ALLAH'tır"dır!..

Ve bu manayı anlarsak, farkederiz ki, iki tane isteyen varlık yok!.



"Biri istiyor da, onun isteği üzerine ötekinde de istek meydana geliyor" gibi bir kavram kesinlikle sözkonusu değil!.

İşte, "ve ma teşâune illa en yeşâallah" ayetinde de bu husus vurgulanır...

Gerçekte isteyen tek varlık, yani MURÎD ALLAH'tır!. İRADE sadece ALLAH'ındır. Ve, O, murad ettiğini ol hükmüyle meydana gelir!

İşte bu gerçeğe işaret sadedinde denir ki;



"Kaldır kendini aradan, ortaya çıksın yaradan".

Kendini aradan çıkartırsan, kaldırırsan; yani, "ALLAH`tan ayrı bir varlık olarak varım" varsayımından, zannından kurtulursan; varlıkta mutlak MÜRİD yani İRADE EDEN ve RAB olan ALLAH dışında bir şey mevcut olmadığını açık seçik farkedersin.

 "SİZİ VE YAPTIKLARINIZI ALLAH YARATTI." (37- 96)

ALLAH "yaratmıştır" kelimesiyle işaret edilen manayı biraz evvel izah etmiştik. Yani, varlıkların yaradılışı demek, "İLİM" boyutunda esma manalarınn takdiri, hükmüdür!.

Varlıkların meydana gelişiyle, bu varlıkların meydana gelişinin tabii sonuçları olarak onların fiilleri meydana gelir...


ÖNCE, GENEL OLUŞ İÇİNDE

KENDİNİ TANIMAYA BAŞLAYACAKSIN->




  • Hayvan olan yanınla…

  • Cin olan yanınla…

  • Melek olan yanınla…

  • “İnsan” olan yanınla…

  • Ve tüm bunarın sonunda “Allah Kulu” olduğunu fark edeceksin!





Yüklə 399,94 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə