Ekmek raporu



Yüklə 93,06 Kb.
tarix12.09.2018
ölçüsü93,06 Kb.
#81708



EKMEK RAPORU

Türkiye Ziraatçılar Derneği
Yoksulluk arttıkça ekmek tüketimi de artıyor:

Beslenmiyor, ekmekle karın doyuruyoruz.

Ekmek, büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında yaşayan halkımızın en önemli gıdası.

Günlük enerji ihtiyacımızın ortalama yüzde 40’ını ekmekten alıyoruz.

Günlük kişi başına ekmek tüketimi 350-400 gram civarında. Düşük gelirli ailelerde bu rakam 800 grama kadar yükseliyor. Bu durumda günlük enerji ihtiyacının yarıdan fazlası, yüzde 56'sı, ekmek aracılığıyla karşılanıyor.


Yetişkin bir insan günde 300 gr. Ekmek tükettiğinde ihtiyacı olan proteinin % 40’ını, demirin % 35’ini, kalsiyumun %40’ını, B vitamininin % 45’ini karşılayabiliyor.

Kriz dönemlerinde ekmek tüketimi artıyor. Türkiye'nin önde gelen ekmek firmalarından birinin yetkilisinin saptamasına göre son krizde ekmek tüketimi yüzde 10 oranında artmış bulunuyor.

Büyük kentlerde artış, "varoş" olarak nitelenen semtlerde çok daha yüksek. Bu durum, insanların giderek sağlıklı beslenme yerine "ekmekle karın doyurduklarını" gösteriyor.

Ekmek fiyatlarının belirlenmesinde “tüketicinin adı yok”!..
Kriz dönemleri genellikle ekmek fiyatlarının arttığı bir dönem oluşturuyor. Bu durum da ekmek fiyatlarındaki artışın önlenmesinin yalnız ekonomik değil sosyal bir sorun da olduğunu gösteriyor.
Ülkemizde, 507 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanununun 125. Maddesi uyarınca ekmek fiyatlarının belirlenmesinde Fırıncılar Odasının tek yetkili kılınması “ekmeğin fiyatı” konusunun sürekli tartışılmasına neden oluyor.

Bunun böyle olması doğaldır, çünkü ekmek gibi, herkesin her gün tüketmek zorunda olduğu temel bir gıda maddesinin fiyatının, tek taraflı olarak bu ürünü üretenler tarafından belirlenmesi, bırakın toplum vicdanını, bu kuruluşun bağlı olduğu üst kuruluşun yöneticilerini bile rahatsız ediyor.

Nitekim, Fırıncılar Odası'nın bağlı bulunduğu Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonunun 1996 yılında yayınlamış olduğu genelge de "bazı odalarımızın ve birliklerimizin bu hakkın kullanılmasında gerekli hassasiyeti göstermedikleri, özellikle halkımızın temel gıdası olan ekmek fiyatlarının tespitinde üretici ve tüketici dengesini koruyamadıkları ve 507 Sayılı Kanunun 22. maddesinin R bendinin Teşkilatımıza yüklediği "Tüketicinin Korunması" işlevini yerine getirmedikleri gözlenmektedir" deniliyordu.
Ekmek fiyatlarının belirlenmesi konusunda acil bir düzenleme yapılmasını zorunlu hale getiren bir başka uygulama daha vardır.

Sözünü ettiğimiz 507 sayılı yasa "esnaf fırıncılar", yani Fırıncılar Odasına kayıtlı fırıncılar için geçerlidir. Oysa bazı üreticiler 5590 Sayılı Kanuna göre kurulan ticaret ve sanayi odalarına üyedir. Bu durumdaki üreticiler için fiyat belirleyici merci belediyeler olmaktadır.

Nitekim geçtiğimiz yıllarda Fırıncı Odası belirli bir fiyat üzerinden ekmek satarken İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu odaya tabi olmayan üreticiler için ekmek fiyatlarını serbest bırakmıştı. Ortaya çıkan bu durum karşısında, İstanbul Fırıncılar Odasının da ekmek fiyatlarını serbest bırakmasıyla, isteyenin istediğini yaptığı bir ortam yaratılmıştı.
Ayrıca belediyelerin kendileri de Halk Ekmek fabrikaları kurarak doğrudan halka ekmek satmakta ve satış fiyatını kendileri belirlemektedir.
Bu çok başlılığın yol açabileceği mahzurlar da herkes tarafından kolaylıkla tahmin edilebilir. Haksız rekabet, bazı üreticilerin gramajdan çalarak pazarda avantaj kazanmaya çalışmaları, gıda güvenliğinin geri plana itilmesi, sosyal güvenceden yoksun kaçak işçi çalıştırılması, bu mahzurlardan bir kaçıdır.
Derneğimiz, bu mahzurları göz önüne alarak, geçtiğimiz dönemlerde parlamenterleri konu ile ilgili olarak bilgilendirmiş ve Esnaf ve Sanatkarlar Yasasında özellikle ekmek fiyatlarının belirlenmesiyle ilgili maddelerde yasal değişiklik yapılmasının zarureti üzerinde durmuştur.

Bu çabalarımız sonucu, bazı milletvekilleri konuya sahip çıkmış ve fiyat tarifesinin, "o yerin mülki amirinin görevlendireceği Sanayi ve Ticaret Müdürünün başkanlığında, Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf Odaları Birliği, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Belediye, ilgili fakülte, tüketici örgütleri ve sivil örgütlerden birer temsilcinin katılacağı bir komisyon tarafından" belirlenmesi gündeme gelmişti. Ancak bu öneri bir türlü gerçekleşmedi.


Ekmekte "haksız rekabet" tartışması bitmiyor
Günümüzde belediyelerin ve fırıncı odalarının ayrı ayrı fiyat belirlemelerinin yanı sıra belediyelerin kurdukları modern tünel fırınlar aracılığıyla maliyeti düşürerek fırıncılar odasına göre daha düşük fiyatlardan ekmek satması çeşitli tartışmalara neden olmaktadır.

Nitekim Kasım 2007'de ekmeğe zam yapılması tartışmalara yol açtığında Ankara Ticaret Odası(ATO), Ankara Büyükşehir Belediyesi Halk Ekmek Fabrikası hakkında "haksız rekabete neden olduğu" iddiasıyla Rekabet Kurulu`na şikayette bulunmuştu. ATO, Rekabet Kurulu’na yaptığı şikayette, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kontrolünde bulunan Ankara halk Ekmek ve Un Fabrikası A.Ş’nin hakimiyetindeki pazarda, işletme hakkını verdiği satış büfeleri vasıtasıyla ekmek üretim pazarında rekabeti bozucu üretim ve pazarlama faaliyetleri içinde bulunduğunu ileri sürmüş, ve bu faaliyetlerin önlenmesini talep etmişti.

Rekabet Kurulu'nun verdiği kararda, Halk Ekmek Fabrikası`nın 12 adet tünel fırın ile günlük 1.5 milyon adet ekmek ürettiği, Ankara'daki günlük ekmek tüketiminin 4.5 milyon olduğu göz önüne alındığında Halk Ekmek'in Ankara ilinin ekmek gereksiniminin üçte birini karşıladığı belirtilerek, Halk Ekmek'in ekmek pazarına hakim olduğu iddiası geçersiz bulunmuştu. Kararda ayrıca, Halk Ekmek Fabrikası’nın ölçek ekonomilerden yararlanarak, üretim kapasitesini arttırarak, birim ürün başına düşen maliyeti azaltarak, aynı ürünü üreten rakiplerine göre daha az maliyetli üretimle, daha ucuz satabilme fırsatı yakaladığına işaret edilmişti. Modern teknoloji kullanılmasının birim maliyeti düşürdüğüne dikkat çekilen kararda, büyük ölçeklerde ve daha modern tesislerde üretim yapan bir ekmek üreticisinin küçük fırınlara göre daha ucuz ekmek fiyatı belirlemesi ve diğerlerinin de bundan şikayet etmesinin normal olduğu vurgulanmıştı.
Yine aynı kararda, belediyeye ait ekmek satış büfelerinde rakiplerinin ürünlerinin satışına izin verilmemesi konusunda, rakiplerin alternatif dağıtım ve pazarlama imkanına sahip olmaları ve benzer dağıtım ağı kurma olanağının bulunması nedeniyle pazardaki rekabeti olumsuz etkilemediği kanaatine varıldığı kaydedilmişti.
Daha sonra, Ankara Fırıncılar Odası`nın un fiyatlarındaki artış gerekçesiyle ekmeğe yaptığı yüzde 20 oranında zam, Halk Ekmek fiyatlarının daha düşük kalması nedeniyle uygulanamamıştı. Yine Mart 2008 tarihinde fırıncıların yaptıkları zam sonucu 300 gramlık ekmek 75 kuruş olarak belirlenmiş, ancak yine Halk Ekmek fiyatlarının 35 kuruşa düşürülmesi karşısında fiyat 60 kuruşa çekilmişti. Tünel fırın kullanarak seri üretim yapan bazı fırınların ise özellikle toptan ekmek satışlarında 60 kuruşun bir hayli altına inerek satış yaptıkları bilinmektedir.
Tüketilen ekmeğin yüzde 80’i halk tipi
Yukarıda belirtilen uygulamalar sonucu, ülke ölçeğinde de ekmek fiyatlarında bir standart oluşmamıştır.

Geçtiğimiz yıl, yapılan bir araştırmaya göre, ekmek fiyatları ilden ile önemli farklılıklar göstermektedir.

Örneğin, Ankara'da standart 300 gram ekmek 60 kuruştan satılıyor.

Bu arada, Ankara Fırıncılar Odası, yeşil kart sahiplerine verdiği ucuz ekmek kartıyla aynı gramajdaki ekmeği 40 kuruşa satıyor.

Halk Ekmek'in çıkardığı 300 gramlık standart ekmek ise 35 kuruştan satılıyor.

450 ekmek fırınının bulunduğu Ankara'da tüketilen ekmeklerin yüzde 80'i halk tipi olarak nitelendirilen standart ekmekten oluşuyor. Kepekli, tam buğday, yulaflı ve çavdarlı ekmekler tüketiminin yüzde 15'ini, cevizli, zeytinli, soğanlı gibi spesifik ekmekler ise geri kalan yüzde 5'lik tüketim dilimini oluşturuyor.


Buğday para etmeyince ekmek zammının gerekçesi olmaktan çıktı, ancak gelecekte “ithal ekmek” yiyebiliriz.
05.03.2008 tarihli Resmi Gazete de yayımlanan, Türk Gıda Kodeksi Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ (Tebliğ No:2008/5) nde ekmek üretiminin, "en az 300 gram ağırlıktan başlayarak 50’şer gram arttırılmak suretiyle piyasaya sunulması" öngörülüyor. Bu, düşük gramajlı ekmeğin besleyici değerinin az olması ve maliyetinin yüksek olması nedeniyle doğru bir uygulamadır.

Ekmeğin maliyetini belirleyen unsurlar ise genelde şöyledir:

· Ekmek üretiminde ağırlıklı olarak Tip 1 (tip 550) un kullanılmaktadır. 50 kg lık 1 çuval Tip 1 un fiyatı kaliteye bağlı olarak 38- 46-50 TL olarak değişmektedir.

· 50 kg lık 1 çuval Tip 2 un fiyatı yaklaşık 34-35 TL'dir.

· 50 Kg Tip 550 undan 64- 65 Kg (300 gr’lık 216adet) ekmek üretilmektedir.

· 300 gr ekmeğin ortalama 50-60 krş tan satıldığı düşünülürse, bir ekmekteki un maliyeti ekmek fiyatının %30-40 aralığında, yani 15-20 kuruş civarındadır.

· Bayi karı % 10-20 civarında olması gerekirken % 30-40 aralığındadır.

· Günümüzde un fiyatından kaynaklı bir sorun görünmemekle birlikte elektrik, su, doğalgaz, motorin ve işçilik fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan maliyet artışı vardır.


Her zaman ekmek fiyatlarının artırılması açısından ileri sürülen gerekçelerin başında gelen un fiyatlarının ise bu kez zam isteğinin gerekçeleri arasında yer almaması dikkat çekiyor. Gerçekten de buğday ve un fiyatlarının son yıllarda artmadığı biliniyor. Ancak bu durumun sağlıklı bir gelişme olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü çiftçi de diğer bir çok alt-orta üretici kesim gibi her yıl enflasyon fiyatlarının çok üzerinde artan girdi fiyatlarından şikayetçi. Tarımsal destekler, girdi fiyatlarındaki bu artışı karşılamaya yetmiyor. Küçük üretici olan çiftçi, piyasada büyük tüccarla rekabet edemediği, TMO da alımlardan büyük ölçüde çekildiği için çoğu zaman ürününü maliyetin altında satmak zorunda kalıyor.

Açıktır ki, bu durum "sürdürülebilir" bir durum değildir. Bunun devam etmesi durumunda ise bir çok buğday üreticisinin üretimden çekilmesi ve Türkiye'nin yeniden buğday ithal etmek zorunda kalması kaçınılmazdır. Bu koşullarda buğday ve un fiyatlarında gerek ürün yetersizliğinden gerekse spekülatif nedenlerden dolayı nasıl artışlar olduğunu ve bunun ekmek fiyatlarına nasıl yansıdığını geçmiş yıllarda gördük ve yaşadık. Öyle ki bu durum gelecekte vatandaşı “ithal ekmek” yemek zorunda bile bırakabilir.




Ekmek fiyatları bölgelere göre değişiyor?

Bu genel tabloya karşın, ekmek fiyatları ülke ölçeğinde büyük farklılıklar göstermektedir.

Örneğin, Fırıncılar Odası'nın belirlediği fiyatlara göre, bir kilo ekmek almak için Şırnak'ta sadece 70 kuruş ödenirken, aynı ekmeğe İstanbul'da 2,5 TL ödenmektedir.
Geçen yıl yapılan A.A. tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bazı illerimizde ekmek fiyatları şöyledir:
SİNOP

Sinop`ta halen 300 gram buğday ekmeği 50 Kr`den satılırken, il genelinde tek tip ekmek üretiliyor. Sinop'ta halk ekmek uygulaması yok.


AMASYA

Amasya`da 400 gram 50 Kr`den satılıyor. Halk Ekmek uygulaması yok.


ORDU

Ordu`da 250 gram ekmek 50 Kr`den satılıyor. Ordu`da belediyenin halk ekmek uygulaması bulunmuyor.


KOCAELİ

Kocaeli`de 160 gram ağırlığındaki ekmek 40 Kr`den satılıyor. Belediyenin halk ekmek çalışması bulunmuyor.


ADANA

Adana`da, özel fırınlarda 300 gram ekmek 60 Kr, 200 gramlık halk ekmeği ise 15 Kr`den satılıyor.

OSMANİYE

Osmaniye`de, 200 gram ekmek 35 Kr`den satılıyor.Osmaniye Belediyesi ise anlaşmalı fırınlarda ürettirdiği aynı gramajlı halk ekmekleri 30 Kr`den satıyor.


YOZGAT

Yozgat`ta 230 gram ekmek 40 Kr`den satılıyor.Aynı gramajlı Özel Halk Ekmeği ise 375 Kr`den satılıyor.


KAYSERİ

Kayseri`de 200 gram ekmeğin satış fiyatı 35 Kr. Ancak, rekabet nedeniyle 200 bu fiyat geçen yıl 20 Kr`ye kadar düştü.


NEVŞEHİR

Nevşehir`de 200 gram ağırlığındaki ekmek 30 Kr`dan satılıyor.Son dönemde üreticiler arasındaki rekabet nedeniyle ekmeğin fiyatı bazı fırınlarda 20 Kr`ye kadar düştü.


AĞRI

Ağrı`da da 250 gram ekmek 35 Kr`den satılıyor. Ağrı Belediyesi bünyesinde kurulan daha sonra özelleştirilen halk ekmek fabrikasında ise 250 gramlık ekmeğin 30 YKr`den satıldığını belirttiler.

Bu listeyi uzatmak mümkün; ancak rakamlar açıkça gösteriyor ki, halkın en önemli besin maddesi olan ekmek fiyatları aynı kentte bile çok değişik fiyatlardan satılabiliyor.
Ekmek pazarı 15 ile 24 milyar dolar arasında tahmin ediliyor. Kara fırınlar “özel ekmek” piyasasında ekmeği “tutturabildiğine” satıyor.
Türkiye’de ekmek pazarının yıllık tutarı bu piyasanın önde gelen kuruluşlarının yaptığı çalışmalarda 8 ile 10 milyar dolar yani 12 ile 15 milyar TL arasında tahmin ediliyor. Uluslar arası piyasa araştırma kuruluşu Euromonitor International’in verilerine göre ise bu tutar daha da yüksek. Bu kuruluşun araştırmasına göre ülkemizde fırın ürünlerinin toplam üretimi, 2007 yılında 11.063.900 ton tona, pazar değeri ise 24.353,1 milyon YTL’ye (24.3 milyar TL) ulaşmış bulunuyor. 

Ekmek fiyatlarındaki farklılık ise temelde üretim yapan firmaların teknoloji açısından standartlaşmamış olmasından kaynaklanıyor. Geçmişin kara fırınları artık büyük kentlerde standart ekmek üretiminden çekilseler bile, çavdarlı, yulaflı, köy tipi ekmek üretiminde hala faaller. Küçük yerleşim birimlerinde ise faaliyetlerini sürdürüyorlar. Ancak bu fırınların ürettiği ekmeklerin kalitesi ve hijyenik kurallara uygunluğu büyük ölçüde denetlenemiyor. Bu fırınların ürettiği özel tabir edilen ekmeklerin fiyatlarında da bir standart yok. Tabir caizse her fırın kendi ekmeğinin "özel" olmasından hareket ederek "tutturabildiği" fiyata satıyor.



İstanbul’da her üç fırından biri ruhsatsız. AB kriterleri uygulansa fırınların yüzde 80’i kapanacak.

Geçen yıl İstanbul Ticaret Odası’nın (ITO) düzenlediği bir fuar kapsamında yapılan ekmek panelinde sektörün önde gelen temsilcileri “haksız rekabet”ten yakınırken İstanbul’da 4.500 ekmek fırını bulunduğunu ancak her üç fırından birinin ruhsatsız olduğunu açıkladılar. Söz konusu toplantıda ayrıca sektöre hizmet veren test ve analiz laboratuarları sayı ve kapsamca yeterli olmadığı, maya üreticilerinin kartelleşme eğilimi dolayısıyla maya fiyatlarının ihraç fiyatlarının üzerinde belirlendiği de belirtildi.

Sektör ile ilgili yapılan araştırmalarda ayrıca, mevcut koşullarda bazı alanlarda olduğu gibi ekmek üretiminde de Avrupa Birliği kriterleri uygulansa, mevcut fırınların en az yüzde 80'inin kapanacağı bildiriliyor. Bu tür fırınların günde 5-6 bin ekmek üretebildiği ve sayılarının Türkiye çapında 20 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
Türkiye'de günde 100-150 bin adet üretim yapan endüstriyel fırınlar da var. Son yıllarda bu fırınların sayısının hızla artsa da, henüz bu fırınların toplam sayısı 100'ü bile bulmuyor.

Tünel fırınlar gerek temizlik, hijyen ve gerekse de ekonomik oluşundan dolayı büyük bir piyasa avantajı yakalayabiliyor. Büyük kentlerdeki belediye fırınları da hızla bu teknolojiye dönüşüyor. Bu durum karşısında avantajını yitiren klasik fırınlar ise yukarıda belirttiğimiz nedenlerden ötürü hızla iflas noktasına doğru gidiyor.



Küçük fırınlar için rekabetin yolu birleşerek teknolojiye yatırım yapmaktan geçiyor

Örneğin, 2010 yılı Şubat ayı itibariyle yapılacağı açıklanan zam talebi, ekmek fiyatlarında son iki yıldır önemli bir artış olmaması, buna karşılık fırınlarda üretimde ve pazarlamada kullanılan elektrik ve mazot gibi girdilerin fiyatlarında önemli artışlar olması dikkate alındığında haklılık payı taşıyor. Ancak belediye Halk Ekmek fırınlarının ve büyük kentlerdeki tünel fırınların seri üretim sayesinde bu maliyetlerden görece az etkilenmeleri ve kendi fiyatlarını bir şekilde belirleyebilmeleri nedeniyle yapılması planlanan artışın piyasa fiyatlarına yansıması zor görünüyor.

Fırıncılar Odası'na bağlı fırınların son zamanlarda tünel fırın teknolojisine geçmek için birleşmelere gittikleri ve ortaklıklar oluşturdukları gözleniyor. Bu tür girişimlerin desteklenmesi de ekmek fiyatlarının artmasına bir engel oluşturabilir.
Bu arada belirtilmesi gereken bir husus da şudur: Sözünü ettiğimiz koşullardan dolayı haksız rekabet karşısında kaldıklarını düşünen fırıncılar odaları, belediyeleri "haksız rekabet"le suçlarken, bu haksızlığın giderilmesinin yolunun belediye fırınlarının özelleştirilmesi olduğunu öne sürüyorlar. Oysa yukarıda belirttiğimiz tablo, Halk Ekmek fabrikalarının piyasada aynı zamanda düzenleyici bir rol oynadığını gösteriyor. Bu nedenle çözüm yolu, belediyelere ait halk ekmek fabrikalarının özelleştirilmesinden değil, fırıncılar odası mensubu fırınların Halk Ekmek fırınlarının standartlarına ulaşmak için ortaklıklar oluşturmasından geçiyor.
Son olarak, ekmeğin halkın beslenmesinde taşıdığı önem ve bir çok ilde belediyelerin ekmek üretimine girmemeleri göz önüne alındığında ekmek fırınlarının kullandığı girdi fiyatlarında bir sübvansiyon uygulanması da düşünülebilir.
Ekmekte ambalaj sorunu çözülemiyor
Geçmişte bir dönem ekmek satışında hijyenin sağlanması için ambalaj zorunluluğu getirildi. Ancak gerek üretimin standardize olmayışından ötürü ambalajlamanın kendisinin de hijyenik koşullarda yapılamaması, gerekse de bunun getirdiği ek maliyetin ekmek fiyatlarına aşırı bir biçimde yansıması nedeniyle bu uygulama geçerliliğini yitirdi. Ayrıca ambalajlamanın uygun zaman ve biçimde yapılmaması nedeniyle ekmek kalitesindeki bozulma da tüketiciyi caydırıcı bir hal aldı.

Bu uygulamanın dünyada da fazla itibar görmediği biliniyor. Örneğin Avrupa'da günlük ekmek satışında ambalaj uygulaması yaygın değil. Ambalaj yerine üretim, dağıtım ve satış aşamasında hijyenik koşulların yaratılmasına önem veriliyor.

Ülkemizde, gerek fırınların denetimsiz oluşu ve geri teknoloji ile çalışması, gerek ekmeğin fırınlardan satış noktalarına taşınmasının sağlıksız koşullarda yapılması, gerekse satışın büyük ölçüde gerçekleştiği bakkallar ve marketlerde hijyenik koşullara uyulmaması nedenleriyle tükettiğimiz ekmeğin büyük bölümü sağlıksız.

Bu açıdan bakıldığında da üretimde standardizasyonun sağlanması, ekmek satış noktalarının oluşturulması ve bu noktalara ekmeğin uygun koşullarda nakledilmesi açısından gıda denetimi yapan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na, belediyelere ve fırıncı odalarına önemli görevler düşüyor.


Yalnızca İstanbul’da her gün 2 milyon ekmek çöpe gidiyor
Türkiye'de her yıl 12 milyon ton civarında ekmek üretiliyor. Ekmeğin israf oranı bölgelere göre yüzde 10 ile18 arasında tahmin ediliyor. İstanbul Fırıncılar Odası'nın verdiği rakamlara göre, İstanbul`da günlük 18 milyon adet ekmek üretilirken bunun 2 milyonu çöpe atılıyor.
Ekmek israfının başta gelen nedenleri:

Beyaz ekmek merakı yüzünden hem ekonomik zarara uğruyor, hem de sağlığımızdan oluyoruz.
* Türkiye'de beyaz un olarak adlandırılan kepeğinden arındırılmış un kullanılması çabuk bayatlamaya yol açıyor. Bu tür ekmeklerin fiyatının beyaz unla üretilen ekmeklerden daha pahalı olması, bu alanda seri üretimin yeterince gelişmemiş olmasından ve fiyatların bir tür "özel ürün" fiyatı muamelesi görmesinden kaynaklanmaktadır. Bu tür "karışık" undan yapılan ekmeğin daha besleyici olmasının yanı sıra bayatlamaya karşı daha dayanıklı olduğu da biliniyor. Bu konuda bir ekmek firmasının TÜBİTAK ile ortaklaşa yaptığı bir araştırmanın sonuçları çok çarpıcı. Araştırmaya göre, beyaz ekmek yeme sevdamız yüzünden buğdaydaki çinko, folik asit, demir, B6, B12 gibi elementlerden yararlanamıyoruz. Toplumda dünya ortalamasından daha yüksek oranda görülen raşitizm ve kan değerleri düşüklüğünün başta gelen nedeni bu alışkanlık.
* Fırın sayısının çokluğu nedeniyle genellikle büyük kentlerde ihtiyacın üzerinde ekmek üretimi yapılıyor.
* Bakkallar ve marketler aracılığıyla yapılan pazarlama sonucu elde kalan çok sayıda ekmek iade edilerek israf ediliyor. Kasa ambalajlı ekmeklerin satış noktasında tüketiciye verilirken paketlenmesi, ekmeğin buzdolabında korunabilmesi ve dolayısıyla bayatlama süresinin uzatılması açısından önem taşıyor.


Alınması gereken önlemler
1. Yukarıda verilen bilgiler ekmek zammının en önemli gerekçelerinden birinin elektrik, su, mazot, doğalgaz gibi girdilerdeki fiyat artışı olduğunu gösteriyor.

Yine verilere göre, bu girdilerdeki artışlardan küçük fırınlar ileri teknoloji kullanın büyük fırınlara göre daha fazla etkileniyor.


Bu durumda, bu fırınların halkın beslenmesinde hala yeri doldurulamaz bir yer tutmaları göz önüne alınarak, bazı önlemlerin alınması gerekiyor.
1. Bu önlemlerin başında söz konusu fırınların aralarında birlikler oluşturarak geri teknoloji yerine ileri teknolojiye geçmeleri geliyor. Bu girişimlerde Fırıncılar Odaları ile hükümet ve bankalar arasında bu tür girişimlere destek vermeyi amaçlayan ucuz kredi anlaşmaları yapılması gerekiyor.
2. Ekmek fiyatlarına yaklaşık iki yıldır zam yapılmadığı ancak girdilerde önemli artışlar gerçekleştiği ve ekmeğini halkın en önemli besin kaynağı olduğu dikkate alınarak, fırınlara verilen elektrik, doğal gaz ve mazot fiyatlarında bir sübvansiyona gidilebilir.
3. Özel fırınların ekmek satışı sırasında bakkal ve marketlere bağlı olmaları nedeniyle ödedikleri yüksek oranlı aracı payının düşürülmesi geliyor. Özel fırınların Fırıncılar Odası aracılığıyla özel ekmek satış noktaları oluşturmaları bu konuda bir çözüm olabilir.

Halk Ekmek fabrikalarının belediyelerin sağladığı imkanlardan yararlandığı göz önüne alındığında, fırıncılar odalarına da bu tür imkanlar sağlanması haksız rekabetin önlenmesi açısından da önemli. Her ne kadar yukarıda belirttiğimiz Rekabet Kurulu kararında bu hususta fırıncılar odalarına bağlı fırınların da benzer satış noktaları oluşturma imkanına sahip olduğu, dolayısıyla bu konuda bir "haksız rekabetin" olmadığı belirtilmişse de, belediyelerin, fırıncılar odasına da kendi yararlandıkları imkanlara benzer koşullar sağlamaması durumunda, sözü edilen imkanın "kullanılabilir" olmadığı görülüyor. Bu imkanın diğer fırınlara da sağlanması, klasik fırınların ürettiği ekmeğin standartlaştırılmasına hizmet edeceği gibi bakkallara ödenen payın fırıncıya kalması ve ekmeğin bakkallarda hijyenik koşullara aykırı koşullarda satılmasının önlenmesi açısından büyük önem taşıyor.


4. Ekmek israfının da ekmek fiyatlarının artmasında rol oynadığı göz önüne alındığında bu israfı önleyecek önlemlere ihtiyaç var. Bunların başında her il için ekmek üretimi ihtiyacının belirlenmesi ve üretimin planlanması önemli bir ihtiyaç haline gelmiş bulunuyor.

Ayrıca, ekmeğin çabuk bayatlamasının önlenmesine yönelik bazı çalışmalar da gerekiyor. Üretilen ekmeğin üreticiden tüketiciye koruyucu kasa ambalajlar aracılığıyla ulaştırılması hem ekmeğin nemini kaybetmemesi hem de sağlıklı koşullarda muhafaza edilebilmesi açısından bir çözüm olabilir.


5. Bu konuda insan unsurunun önemi de biliniyor. Ekmek sektöründe yeterince eğitilmiş usta ve işçi olmadığı gibi pazarlama elemanı da yok. Bu nedenle alınan önlemler çoğu zaman etkisiz kalıyor. Bu durumun önüne geçilebilmesi için sektöre eğitilmiş eleman yetiştirecek okul ve eğitim merkezlerinin hızlı bir biçimde oluşturulması gerekiyor.

EK
Türkiye'de yıllara göre ekmek fiyatları:

Tarih

Ekmek gramajı

Fiyatı

Ocak 1994

320

4.000

Nisan 1994

320

6.000

Ocak 1995

300

7.000

Temmuz 1995

300

7.500

Eylül 1995

250

8.500

Ocak 1996

250

13.000

Mayıs 1996

250

15.000

Eylül 1996

250

18.000

Aralık  1996

250

15.000

Mart 1997

250

20.000

Haziran 1997

225

25.000

Ağustos 1997

200

30.000

Kasım 1997

200

35.000

Şubat 1998

200

40.000

Mayıs 1998

200

45.000

Ağustos 1998

200

50.000

Ocak 1999

200

60.000

Nisan 1999

200

65.000

Temmuz 1999

200

70.000

2000

200

100.000

2001

200

150.000

2002

200

250.000

2004

200

300.000

2007

150

250.000

 





Yüklə 93,06 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə