gibi bir çocuk oyunu olarak mazide kaldı. İşte, düşüşü de
bu anda başladı. Bu satırların yaratıcısı ve yakın arkadaşı,
onun bu metamorfozuna şöylece tarih düşürdü:
“Yıl bin dokuz yüz elli üç, baktı Turgut vaziyet güç; man-
tık yardım etmedi hiç. Oldu tam bir eyyamgüder. Bana gö-
re, oldu heder.
“Fakat, sonradan garson olmuş bir filozof ya da filozof ol-
muş bir garsona göre, insanlar karışık salataya benzer. Tur-
gut da, insan ruhundaki bu karışıklık yüzünden yeni şartla-
ra tamamen ayak uyduramadı. İnsancıllığı, arasıra görülen
eski yumuşaklığı, rahatsız etmeye başladı onu. Çare olarak
dinlenme anlarında, eski düşüncelerine uygun arkadaş...”
“Yeter artık sapıttın,” dedi Turgut. “Kendi elimle kendime
hakaret edemem. Müsaade edersen yazıyı otobiyografiye çe-
vireceğim.” “Müsaade etmem,” dedi Selim soğukkanlılıkla.
Turgut başını okuduğu satırlardan kaldırarak çevresine
baktı: eşyayı, tanımayan bakışlarla süzdü. Salonu koridora
bağlayan kapıya doğru bir iki adım attı. Durdu, öylece kaldı.
Öylece kal Turgut! Oyunun sonunda perde kapanırken
olduğu gibi. Yatak odasından koridora ışık sızıyordu. Yat-
mamış; beni bekliyor. Kalan kâğıtları yarın aramak daha iyi
olacak.
Ertesi gün, akşam üzeri eve erken döndü. Nermin mut-
fakta yemek yapıyordu. Karısını öptükten sonra yatak oda-
sına doğru kararsız bir iki adım attı. Önüne gelen ilk kapı-
nın tokmağına takıldı gözü. Tokmağı bir süre elinde tuttu,
kapının
Dostları ilə paylaş: