Antalya yöresiNİn doğal çevre koşullari, tarimsal üretiM ve turiZM



Yüklə 198.99 Kb.
səhifə1/3
tarix28.10.2017
ölçüsü198.99 Kb.
  1   2   3

ANTALYA YÖRESİNİN DOĞAL ÇEVRE KOŞULLARI, TARIMSAL ÜRETİM ve TURİZM

Prof.Dr.Selami GÖZENÇ1 Arş.Gör.Yasemin ÖZDEMİR2

ÖZET

Anadolu Yarımadasının güneyinde Akdeniz Kıyıları boyunca uzanan Akdeniz Bölgesinin batısı Antalya Bölümü adını alır. Antalya Körfezinin kuzeyi ile doğu kesimini içine alan saha ise Antalya Yöresidir. Antalya Yöresi fiziki, beşeri ve ekonomik özellikleri yönünden diğer coğrafi bölgelerimizdeki yörelerden çok ayrıcalıklı bir görünümü ile karşımıza çıkar. Farklı klimatik, hidrolojik ve doğal bitki örtüsü yanında morfolojik yapısıyla, traverten taraçalarıyla dikkati çeken yöre yerleşme yapısı, nüfus, tarımsal faaliyetler yönünden de farklılık gösterir. Antalya Yöresi Anadolu Yarımadasında ilk insanın yerleşim alanı olması ve çok sayıda uygarlıklar ile sit alanlarına sahip olmasıyla tarihsel kalıntılar olarak ta zengindir. Yörede km2ye düşen sayı Türkiye ortalamasının çok üstündedir. Nüfusun çoğunluğu Antalya şehrinde toplanmıştır. Yaşayan nüfusun uğraşı diğer bir deyişle kazancı genelde tarımsal faaliyetlerden elde edilir. Yörede klimatik şartların elverişli oluşu çok çeşitli tarla tarımı ürünleri yanında çeşitli sebze ve meyvelerin de yetiştirilmesini sağlamıştır. Turfanda sebzecilik ve örtü altı tarımı adını verdiğimiz seracılık faaliyetleri önemli yer tutar.

Çalışma sahamızın diğer bir deyişle yörenin günümüzdeki en önemli özelliği ise ülkenin en gelişmiş turizm merkezi olmasıdır. Yörenin turistik tesis sayısı ve yatak kapasitesi yönünden ülkemizin olduğu kadar Doğu Akdeniz sahil şeridinde de önemli bir konuma sahip olduğunu ve bu nedenle de yıl içinde milyonlarca yerli, yabancı turiste hizmet verdiğini, milyon dolar döviz girdisi sağladığını belirtmeliyiz. Bu bakımdan Antalya Yöresi önümüzdeki yıllarda da bu fonksiyonunu devam ettirecek ve ülkemizin tanıtımındaki rolünü koruyacaktır.

ABSTRACT



Natural Conditions of Antalya Surroundings in regarts to agricultur and Turizm

1/1/estern section of the Mediterranean region that extend along side the sea coast at the south of the Anadolu Peninsula is called the Antalya part. The area that ancludes the northern and the eastern section of the Antalya Gulf is called the Antalya subregion. This subregion differs in physical, humane and economic characteristics from others located in other geographical regions of the country. As a matter of fact, besides its different climatic, hydrologic and vegetation chracteristics, it differs in its geomorphological structure with its wide travertine terraces and also its settlement features, population and agricultural activities. The Antalya subregion is also rich from the point of historical ruins and remnants due to its being a primary settling place for the first human beings that settled in the Anatolia Peninsula vvhich was followed by a number of civilizations. The number of these remnants that fail into each square kilometers is highest for Turkey's averages. Greatest number of population live in the Antalya city. People mostly provide their livelihood from agricultural activities. Suitable climatic conditions have made growth of a variety of agricultural products besides vegetables and fruit possible. Especially production of early, out of season products with greenhouses is important.

The most important aspect ofour study area, in other words, this subregion is its being the most developed tourism center of the country. From the point of the number of touristic installments and bed capacity this subregion has a marked importance for the country as well as the Eastern Mediterranean coastal strip. Thus millions of domestic and foreign tourists each season leave an important amount of money for this part of the country. İn fact, we know that the Antalya subregion will continue this function in the future years and will keep its foremost place in presentation of the country.

Konum ve Doğal Özellikler

Adını Anadolu Yarımadasını güneyden çevreleyen denizden alan Akdeniz Bölgemiz yarımadanın güney kıyıları ile onun gerisinde batı-doğu yönünde uzanan Toros dağlarından meydana gelir. Bölge coğrafi yönden Adana ve Antalya bölümleri olmak üzere birbirinden farklı özellikler gösteren iki bölümden meydana gelmiştir. Araştırmalarımız diğer bir deyişle coğrafi yönden yapacağımız gözlemler Antalya Bölümünün Antalya yöresinde olacaktır. (Şekil 1)






Figüre I.Location Map


Akdeniz Bölgesinin batı kesimini oluşturan Antalya Bölümünün merkezi kesiminde yer alan Antalya yöresi ise kendi adını taşıyan körfezi çevreleyen düzlük alanlar ile onların gerisinde yükselen güneybatı-kuzeydoğu ve güneydoğu-kuzeybatı yönünde uzanan dağlık alanların körfeze bakan yamaçlarının alçak kesimlerini içerir. Bu bakımdan yöre diğer bir deyişle gözlem alanımız batıda Antalya civarında genişçe bir sahayı içine alırken doğuda Manavgat civarında ise darlaşan bir görüntü verir. Yöreyi batı, kuzey, kuzeydoğu ve doğudan çevreleyen yüksek alanlar Toros dağ sıraları oluşumu içinde yer alırlar ve genel hatları ile yörenin morfolojik yapısına damgasını vurup, kuzeyde bölümün diğer bir yöresi olan Göller yöresinde birleşirler. Özellikle batı kesiminde Karaman çayı gerisinde çok kısa mesafede 90° dereceye varan eğimleri ile Beydağları doğu yamaçları kıyının hemen önünde bir duvar gibi 3000 m'ye kadar yükselirken kuzey-kuzeydoğuda yer alan (Şandağ, Söğüt dağı, Kuyucak dağları, Sarp, Akdağ, Soğanlı dağları) kıyıyı daha geriden takip edip az eğimlerle hafif tepelik bir şekilde başlayıp 2500 m'ye kadar çıkarlar. (Foto 1)

Bu bakımdan yöredeki morfolojik şekillerin ortaya çıkışında başlıca etken olan Toros Dağlarını gerek kendi üzerindeki şekilleri ile gerekse aşınmasıyla aşağı kesimde meydana getirdiği alüvyal aynı zamanda erime sürecine bağlı olarak gelişme göstermiş travertenleri meydana getirmesiyle öncelikle ele almamız yerinde olacaktır. Alp sisteminin bir parçası olan Toroslar burada da Tethys Jeosenklinali içinde tortul maddeler yanında flora ve faunanın birikmesi ve sonrasında Kretase sonunda başlayıp Oligosende bütün şiddeti ile devam eden orojenik hareketlerle kıvrılıp yükselmesiyle meydana gelmişlerdir. Genel olarak çeşitli jeolojik devirlere ait kalkerlerden oluşan bir litolojik yapı gösteren Torosların bugünkü görünümünü kazanması III. Zaman sonunda dış faktörlerin etkisi altında kuvvetli bir aşınmaya uğramış yapısındaki kalkerlerin çokluğu nedeniyle de karst topografyasının makro ve mikro olmak üzere pek çok şekillerini bünyesinde toplanmıştır.




Foto I.Termessos (Güllük Dağı) Milli Parkından Antalya Körfezine Bakış. Photo 1 .A View from Termessos (Güllük Mt.) National Park to the Antalya Gulf.


Toroslarda II. ve III. Zamanda görülen yükselmeler özellikle alt zonda kendini göstermiş ve bu kesimde payandalar şeklinde dikliklerin meydana gelmesini sağlamıştır. Bu dikliklerin üst kısımlarında ise diğer bir deyişle Torosların yukarı kesimlerinde kalkerlerin erimesi sonucunda bir takım makro karstik şekiller yanında akarsu drenaj sistemi de yüzeysel akış yerine yeraltına intikal etmiştir.

Yörenin alçak düzlükleri diğer bir deyişle Toros dağları ile Körfez arasında kalan kesimini Antalya ovası olarak adlandırabiliriz. Bu alan genç alüvyon depoları, yamaç molozları, akarsu taraçaları ve travertenlerden oluşur. Batı, kuzey, kuzeydoğudan yüksek Toroslar ile çevrili olan bu sahayı batı, orta ve doğu olmak üzere üç alt yöreye ayırabiliriz.

Batı Boğaçayı ovası olarak adlanırken, doğu Aksu ve Manavgat çaylarının meydana getirdiği alüvyal düzlüklerden oluşur. Bu iki ova arasında kalan alan ise Düden düzlüğü diğer bir ifadeyle Düden ovası adıyla karşımıza çıkar.

Batıda yer alan ve Boğaçayının meydana getirdiği alüvyal düzlük, Karaman çayı ile Boğaçayının Toroslardan taşıdığı materyallerden oluşur ve körfezin hemen kuzeyinde yer alan birinci traverten basamağını kısmen aşındırıp onun üzerinde yer almıştır. Antalya şehrinin batı yönünde gelişmesini sağlayan bu saha liman ve Konyaaltı plajlarının bulunduğu alanda alçak kıyı şeklini alır. Kıyı ince kumlardan ziyade irili ufaklı çakıllardan oluşmuştur. Deniz kıyıdan açığa doğru kısa mesafede derinleşir. Kıyının hemen gerisinden başlayan ve Torosların eteklerine kadar uzanan genç alüvyal dolgu yer yer travertenlerinde üzerini örter. Genç alüvyonlar mil, kil, marn, kum, kumtaşı, gevşek çimentolu kalker parçalı olarak yer yer kalın, yer yer de ince örtü halindedirler. Bu saha kıyıda başlayıp içeriye doğru devam eden apart küçük otelleri, bahçeli apartmanları ve daha geride çok katlı blokları ile şehrin son yıllarda gelişmekte olan yeni yerleşim alanı olması yanında büyümekte olan liman tesisleri yönünden de dikkat çekici olarak karşımıza çıkar. (Foto 2)




Foto 2.Üzerinde Turistik Otellerin Yer Aldığı Falezlerden Konyaaltı Plajı. Photo 2.The Konyaaltı Beach around which Touristic Hotels are Located at the Cliffs.


Doğudaki düzlük alan ise Aksu ile onun kolları olan Acısu, Köprüsü ve Manavgat'ın tabilerinin getirdikleri eski ve yeni alüvyonlardan meydana gelmiştir. Şehrin doğusunda Lara'dan sonra başlayıp doğuda Serik doğusundan Side'ye kadar devam eden sahayı içine alan bu dolgu Orta Miyosen'in gre, kil, kum, kumtaşı, gri renkli marn ile yuvarlanmış orta büyüklükte kalker çakıllardan oluşmuştur. Geniş alanlarda görülen Kuaterner konglomeraları yer yer iyi çimentolaşmış olarak gevşek yapı gösterirler. Kuzeyden güneye doğru eğimli olan saha Akdeniz kıyısında alçak plajlı bir kıyı oluşturacak şekilde sona erer. Kıyı gerisinde denize paralel uzunluğu yer yer kilometrelerce olan kumul setleri ve onların gerisinde art bataklık depolarını da görebiliriz. Üzeri fıstık çamı, okaliptüs ağaçları ile kaplı olan bu kumul setlerinin yükseltisi deniz seviyesinden yer yer 10-15 m'yi bulur ki bu kesim 4 ve 5 yıldızlı otellerin yanında spor sahaları ve golf sahaları ile dikkati çeker. Ova büyük ölçüde hemen tamamen tarımsal olarak kullanılmakta ve çeşitli kültür bitkilerinin üretimi yanında turfanda sebze ve kesme karanfil seraları ile kaplıdır.






Foto 3.Antalya Falezlerinden Düden Suyunun Denize Dökülüşü. Photo 3.The Fail of Düden Creek to the Sea from the Antalya Cliffs.
Orta kesimi oluşturan traverten sahası ise diğer bir deyişle kalker tüflerinden meydana gelmiş farklı yükseltiler gösteren düzlük alan Toroslardan gelen bol miktarda CaC03 içeren suların ortaya koyduğu bir birikimdir. Traverten kütlesi kuaternere ait denizsel tortullar üzerine oturur (Erinç,1973). Pliyo-Kuaterner yaşlı kireçtaşlarından oluşan yaklaşık 630 km2'lik (Çoşkun:Nazik,1985.) alan kaplayan travertenler eski topografyanın şekline, çökelme ortamındaki sıcaklık, derinlik, karbonat yoğunluğu, flora ve fauna değişikliklerine göre bağlı olarak masif, süngerimsi, bitki ve oilitik dokulu olmak üzere karşımıza çıkarlar (inan,1985). Bu travertenler içinde yoğunluk masif dokulu olanlardadır. Hemen deniz kıyısında dik falezlerle başlayan travertenler alt, orta, üst olmak üzere üç basamak halinde Torosların eteklerine kadar devam ederler (Foto 3,4).

İlk basamak deniz kıyısında yükseltisi yer yer 35-40 m'yi bulan falezlerle başlayan saha Antalya şehirsel yerleşim alanının hemen tamamının yakınını içine alıp hafif eğimle 110 m'ye kadar çıkar, ilk basamaktan yükseltisi 80-90 m'yi bulan bir diklik ile orta kısma ikinci basamağa geçilir. İkinci basamağın denizden yükseltisi 1 90-220 m'ler arasında değişir. İkinci basamaktan 50 m'yi bulan bir diklik ile üst basamağa geçilir. Üst basamağın en kuzeyde Kırkgöz kaynakları civarında Torosların ilk yamaçları önünde deniz seviyesinde yükseltisi 310 m'yi bulur (DarkotErinç, 1951). Her üç basamak kuzey, kuzeybatıda daralan bir görüntü verirken güney kesimde ise basamaklar ve taraçalar daha geniş alanlar kaplarlar. (Şekil 2)



Travenen Diklikleri



Antalya Şehirsel Yerleşkesi

Turistik Tesisler

Finike

Kara in t \ \ \

Traverten Tarçaları I Travenen Taraçaları II Traverten Taraçaları III Kumul Plaj Alanı



Şekil2. Araştırma Sahasının Genel Görünümü Figüre 2. A General View of out Study Area

Travertenlere bir bütün olarak baktığımızda kuzeyde Karain mağarası önünde 310 m'de Kırkgöz kaynaklarının bulunduğu alandan başlayıp denize doğru iç içe elips daireler çizecek şekilde gelişme göstererek kıyıda 35-40 m'lik falezler ile son bulurlar (Foto ve Şekil 3). Üzeri kırmızımsı sarı topraklar ve kalker çakıllar ile kaplı olan travertenler şehirsel yerleşim alanı dışında yer yer doğal bitki örtüsü (maki, garig, orman), yer yer geniş bir şekilde narenciye bahçeleri ve seralar içerir. Ancak günümüzde bu alanların çok süratli bir şekilde şehirsel yerleşim alanına dönüştüğünü vurgulamamız yerinde olur. (Foto 4)




Figüre 3. Profile of Travertine Terraces


Sahanın klimatik özelliklerini Antalya ile Manavgat rasat istasyonlarının verileri yanında, sahadaki gözlemlerimiz ve yörede özellikle kırsal kesimde yaşayanların ifadelerine göre belirtmeye çalıştık. Bu da bize yörede yazları sıcak ve kurak kışları ise ılık ve yağışlı özellikler gösteren tipik bir Akdeniz ikliminin var olduğunu gösterdi. Sahada bu derece tipik bir Akdeniz iklim şartlarının görülmesinde en önemli etken sahanın orografik durumu ve konumudur. Gerçektende yöre bir taraftan kuzeyinde, batısında yer alan Toros dağlarının varlığı ile kuzey, kuzeybatıya karşı korunurken önündeki denizin varlığı ile kışı ılık ancak Akdeniz üzerinden gelen alçak basınç adacıklarının etkisinde kalarak yağışlı geçirir. Kıyının çok yakınında şehrin içinde yer alan ve uzun süreli rasat yapan Antalya meteoroloji istasyonunun verilerine göre yıllık ortalama yağış tutarı 1057 mm, yörenin daha doğusunda yer alan Manavgat meteoroloji istasyonunun verilerine göre de yıllık yağış tutarı 1110 mm' dir. Ancak bu değerlerin yörenin nemlilik durumu hakkında yeterli bilgi verdiğini söyleyemeyiz. Bunun başlıca nedeni yağışların büyük çoğunluğunun kış ayları içinde toplanmış olmasıdır. Antalya ve Manavgat meteoroloji istasyonlarının yıllık yağışın mevsimlere göre dağılışını gösterir % oranlara bakıldığında, durum açıkça görülür. Antalya'da kış yağışları oranı % 65.9, ilkbahar yağışları oranı % 15.7, yaz yağışları oranı % 1.3, sonbahar yağışları oranı % 17.2 iken Manavgat'ta kış yağışları oranı % 60, ilkbahar yağışları oranı % 16.8, yaz yağışları oranı % 1.8, sonbahar yağışları oranı % 24.3. Ayrıca kış devresinde düşen bol yağışların yöre halkının ifadesine ve gözlemlerimize göre genelde sağnak şeklinde olması hemen yüzeysel akışla kaybolması yanında zeminin geniş alanda geçirimli kalkerler ile travertenlerden meydana gelmiş olması büyük ölçüde bir su kaybının var olduğunu gösterir.

Diğer taraftan yine Antalya meteoroloji istasyonun verilerinden almış olduğumuz bilgiye göre bazı yıllarda 1 günde düşen yağış miktarının 290 mm'yi bulduğunu ifade edersek bu durumu net bir şekilde ortaya koymuş oluruz. Yörede yağışlı günler sayısı Antalya'da 78 gün olurken Manavgat'ta yıllık yağış tutarı daha fazla olmasına rağmen 68 gündür.








Foto 4.Üç Kademe Halinde Dikkati Çeken Traverten Taraçaları Üzerindeki Şehirsel Gelişim. Photo 4.The Urban Development on Travertine Terraces vvhich have Three Grades.

Yöredeki sıcaklıklar ise yüksek olan değerleri ile karşımıza çıkar. Bu bakımdan yıllık ortalama sıcaklıklar Antalya'da 18.5°C olurken Manavgat'ta 18.4°C'dur. Maksimum sıcaklıklara yörede Ağustos ayında rastlanırken, 30 yıllık maksimumlarda Antalya'da en yüksek sıcaklık değeri 2000 yılının Temmuz ayında 45°C olarak, Manavgat'ta 1998 yılının Temmuz ayında 43.7°C olarak ölçülmüştür. Yöre'de minumum değerler ise Antalya'da 30 yıllık en düşük sıcaklık değeri 2004 yılının Şubat ayında -4°C iken Manavgat'ta en düşük sıcaklık değeri aynı yılın aynı ayında -2.8°C olarak ölçülmüştür ki bu da bize minumum değerlerin Şubat ayında olduğunu gösterir. Yörede yıl içinde 0°C nin altına düşen günlerin sayısı 2 günü geçmez. Bu değerin bütün gün boyunca devam etmediğini belirtelim. Bütün bunlar ise bize yörenin klimatik özelliklerinin gerek tarımsal gerekse turizm açısından elverişli bir ortam yarattığını gösterir.

Yöredeki rüzgar sistemi genel olarak topoğrafik ve denizel konumu ile yakından ilgilidir. Buna göre sahada kuzey rüzgarları en sık esenlerdir. Antalya'da yıl içinde kuzey sektörlü rüzgarların frekansı % 66'dır, ikinci sık esen rüzgar ise % 30 ile güney sektörlü olanlarındır. Ancak yıl içinde en şiddetli rüzgarlar ise güney ve güneybatıdan esen keşişleme ve lodos rüzgarlarıdır.

Diğer taraftan yörenin doğal vejetasyon yapısının özellikle klimatik şartlara bağlı olarak kızıl çamlar ve meşeler yanında maki ve garig formasyonlarından oluştuğunu söyleyebiliriz. Yörede primer nitelikte olması yanında orman tahribi sonucu sekonder olarak ta gelişmiş türce zengin [kermez meşesi (Quercus coccifera), akçakesme (Phillyrea latifolia), delice (Olea europaea var.sylvestris), defne (Laurus nobilis), teşbih (Styrax officinalis), mersin (Myrtus communis), kocayemiş (Arbutus unedo), zakkum (Nerium oleander), keçiboynuzu (Ceratonia siliqua), sakız (Pistacia lenticus), menengiç (P.terebithus), sandal (Arbutus andrachne), ağaç fundası (Erica erborea), erguvan (Cercis siliquastrum), ahlat (Pyrus amygdalfamis), katırtırnağı (Spartium junceum)]b\r maki örtüsü hakimdir. Toprak örtüsünün incelip oldukça taşlı bir görünüm aldığı yer altı suyu seviyesinin çok aşağılarda ve beşeri müdahalelerin fazla olduğu alanlarda bu defa yörede daha çok odunsu ve otsu türlerden oluşan garig [kermez meşesi (Quercus coccifera), laden otu (Cistus), kekik (Thymus), lavanta çiçeği (Lavandula), katran ardıcı (Juniperus oxycedrus L.)] formasyonu zemini kaplar.

Nüfus ve Ekonomik Etkinlikler

Yörenin nüfuslanması çok ilginçtir ki Anadolu'da ilk insanın ortaya çıkışı ile yakından ilgilidir. Nüfuslanma ve ekonomik faaliyet arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara göre Paleolitik ile başlar. Gerçekten yörenin kuzeybatısında ki Şam dağının ovaya bakan doğu yamacının önünde yer alan Yağcılar köyündeki Karain mağarasında bulunan kalıntılar üzerinde yapılan çalışmalardan anlaşılacağı üzere Anadolu yarımadasında var olan ilk insanın yaşam alanı burasıdır. İlk insanın yaşam koşullarına baktığımızda Anadolumuzun bu kesiminin klimatik faktörler yanında morfolojik faktörlere bağlı olarak korunma,barınma,toplayıcılık ve avcılık gibi temel gereksinimler yönünden en elverişli alan olduğunu belirtir ve yöredeki yaşam tarihini taş devri ötesine kadar götürebiliriz.

ilkçağda Pamphylia adıyla anılan yöre (M.Ö.2.yy) Troia savaşından dönen Yunan göçmenlerinin yerleşim yeri olmuştur (Bean,1999).Uzun süreç içinde farklı medeniyetlerin hakimiyetine giren saha ilk defa Lidya Krallığına, Pers hakimiyetine sonra Termessos hariç Makedonya kralı Büyük İskender'in eline geçmiş, daha sonra da Bergama, Roma ve Bizans hakimiyetlerine girmiştir.

Yörenin başlıca sit alanı olan Antalya şehri ise bir liman kenti olarak M.Ö. 159-138 yılları arasında Bergama kralı tarafından kurulmuştur. Yöre milattan sonra 2. yüzyıldan 3. yüzyıl ortalarına kadar geçen Roma, Bizans dönemlerinde en görkemli yıllarını yaşamıştır.Yöre Süleyman Şah tarafından Anadolu Selçukluların topraklarına katılmışsa da yapılan bir anlaşma ile şehir Bizans'a bırakılmıştır. Yöreyi Osmanlı topraklarına dahil eden ise Yıldırım Beyazıt'tır. Sonrasında yöre Tekeli Sancağı toprakları olarak anılırken Antalya şehri de İmparatorluğun sancak merkezi olmuştur (1391).

17.yüzyılda (1671-1672) Evliya Çelebi yöreyi bağlık bahçelik doğal bitki örtüsü bakımından zengin yeşillik ve nüfus bakımından kalabalık bir alan olarak tarif eder. Antalya şehrini de önünü denize vermiş üç tarafı bahçeler ile çevrili bir kale onun içinde 70 kadar dar dolambaçlı sokak ve 3000 evin meydana getirdiği dört mahalleden oluşan şirin bir kent olarak belirler. Evliya Çelebi ayrıca şehirde 11 büyük cami 7 medrese bakımlı han ve hamamların yanında 200 gemiyi barındıracak liman ile kuzey kesimde sur dışına çıkmış yeni konutlar ve genişçe bir çarşının varlığından da söz eder.

Yöre zengin doğal potansiyeli yanında elverişli toprak ve klimatik özellikleri ile tarihi dönemde olduğu gibi günümüzde de insanların yaşamları için çekim merkezi olmuştur. Bu bakımdan saha doğal nüfus artışı yanında gerek yakın çevresinden gerekse ülke dışından gelen göçlerle büyük ölçüde nüfuslanmıştır. Bunun neticesi olarak bir taraftan Antalya kentinde konut yapımının 15 ve 16.yüzyıllarda sur dışına kale duvarlarının dışına çıktığı görülürken diğer taraftan da yeni konutların yapımı ile kırsal kesimin nüfuslandığını görüyoruz. Yöre sonradan 18-19 yüzyıllarda ise Mısır'dan (1770-1779) Yunanistan'dan Mora yarımadasından (1822-1823) Rusya'dan Tatar ve Çerkezlerin (1897) Balkanlarda Makedonya'dan (1905) Girit'ten çok sayıda göçmenin gelmesi yanında çevredeki Toroslarda yaşayan Yörüklerin konar göçer grupların ovaya (Antalya, Aksu, Serik, Köprüsü) inmesiyle saha hızlı bir şekilde nüfuslanmıştır.

Yöre Cumhuriyet dönemi başlangıcında da belirli bir seviyeye ulaşmış iktisadi, sosyal yapısı ve yerleşme düzeni yanında, tarihi, turistik alanların varlığı, kuvvetli bir tarımsal yapısıyla karşımıza çıkar. Cumhuriyetin ilk yıllarında (1923-1925) yörenin başlıca kentsel merkezi olan Antalya'nın 14000 kadar olan nüfusu 1927 de 17500 ve 1950 de de 27515'e çıkmıştır. Bilindiği gibi 1950,1960,1980 dönemleri ülkemizde kırlardan kentlere olan göçlerin hızlandığı bir dönemdir. Bu bakımdan kent nüfusu 1960 da 50908'e, 1970 de 95616'ya, 1980 de de 173500'e yükselmiştir. Gene bu dönem içinde araştırma alanımızı kapsayan yörede Serik ve Manavgat gibi ilçe merkezlerinin nüfuslarının hızla artarak birer kentsel merkez haline geldiğini görürüz (Serik 1960 yılında 4775, 1970'de 12164, 1980'de 15955, Manavgat 1960 yılında 3218, 1970'de 11787, 1980'de 14255).

Bir bütün olarak yöre nüfusundaki gelişmeler de ekonominin temelini oluşturan tarım (meyve, sebze, pamuk üretimi) yanında turizm önemli bir etkendir. Bu bakımdan Manavgat'ın gelişmesinde de sebze, meyvecilik ile birlikte turizmin önem kazanması etkili olurken Serik'in gösterdiği hızlı nüfus artışı merkez ilçeye yakınlık yanında tarım alanlarının pamuk üretiminde elverişli yapısı başlıca etkendir.

Diğer taraftan yöre nüfusu bir bütün olarak (kirve şehir nüfusları) 1950 sonrası oldukça hızlı bir artış göstermiştir. 1950 sayımına göre toplam 72764 (şehir 31054, kır 41710) olan nüfus 1990'da toplam 652425 (şehir 439812, kır 212613) yükselmiş 2000 yılında da toplam 1022874 (şehir 705448, kır 317426) çıkmıştır.Burada önemle belirtmemiz gereken bir bulgumuz ise nüfustaki bu artış hızının Türkiye geneline göre iki katı olması yanında yöredeki kentsel yerleşmelerin yayılma alanlarında önemli ölçüde genişlemeler olmuştur. Özellikle 1950 yılında 270 hektar alana yayılan Antalya kentsel yerleşim alanı 2000 yılında 9500 hektara çıkmıştır. Pek tabidir ki bu gelişme tarım alanları üzerinde olmuştur. Ayrıca burada yine önemle belirtmemiz gereken bir olayda 1950-1965 yılları arası ülke genelinde büyük kentler çevresinde başlayan gecekondulaşma hareketinin günümüzde de devam etmekte oluşudur. Gerçekten Antalya bu durumdan belirtilen yıllar arasında ve sonrasında fazlasıyla etkilenmiş bir şehrimiz olarak karşımıza çıkar.

Yörede görüldüğü gibi kırsal kesimde yaşayanların sayısı şehirlerde yaşayanların yarısından azdır (2000 sayımına göre kır 317426, şehir 705448). Yörede kırsal alandaki yerleşmenin dokusu ise genelde toplu yerleşmeler şeklindedir ki bunda da başlıca neden zirai yapının karakteridir. Ancak yer yer özellikle kongleramatik yapı nedeniyle hafif tepelik alanlarda (Serik kuzeyinde, Gebiz, Köprüsü, Aksu çevrelerinde kuzeye doğru olan kesimlerde) bahçeler içinde gevşek yapı gösteren yerleşmeler ile yer yer az sayıda dağınık mahallelerden meydana gelmiş yerleşmelere de rastlanır. Bu bakımdan araştırma sahamızda merkeze bağlı 72, Manavgat'a bağlı 83, Serik'e bağlı 62 olmak üzere toplam 217 kırsal yerleşim biriminin olduğunu ve burada yaşayan nüfusun % 70'nin ekonomik yapıya uygunluk gösterecek şekilde tarımda çalıştığını geçimini bu şekilde sağladığını belirtmemiz yerinde olur.

Ülkemizin geçmişte olduğu kadar günümüzde de nüfus ve ekonomik faaliyetin yoğunlaştığı bir kesimini oluşturan Antalya Yöresi diğer bir deyişle çalışma alanımız tarımsal yapısı yönünden de ilgi çekicidir. Saha elverişli klimatik özellikleri ve toprak yapısı yanında modern tarım metodları, gelişmiş sulama ve damlama sistemleri ile bir taraftan birim alandan alınan verimi diğer taraftan da ürün yetiştirmedeki çeşitliliği ile ortaya çıkar.

Tarım yörede en eski ve en köklü bir faaliyettir. Antik çağdan itibaren gelişen Akdeniz medeniyetlerinin yöremiz içinde yer alanları da elverişli toprak ve klimatik şartlara bağlı olarak alüvyal kıyı zonunu seçmişler, tarımı organize eden önemli şehirlerini (Perge, Side, Belkız) bu alanda kurmuşlardır. Ayrıca Antalya şehrinin gerisinde uzanan geniş traverten alanı ve onun üzerindeki eski taraçalar özellikle Düzler Çamının bulunduğu alan ilk çağda tarımsal alan olarak (bağ, zeytinlik) kullanılmıştır. Nitekim yörenin diğer kesimlerinde de bu tip taraçaların varlığı bu alanlarında bağ ve zeytinliklerle kaplı olması tarımsal potansiyelin o dönemdeki önemini açıkça gösterir.

Günümüzde de ekonomik düzen içinde tarımsal faaliyetlerin morfolojik, klimatik ve pedolojik faktörlere bağlı olarak önde geldiğini söyleyebiliriz. Son yıllarda yörede oldukça çeşitli ve gelişmiş iş kollarına rağmen yine de tarımda çalışanların oranı diğer bir deyişle faal nüfusun iş kollarına göre dağılımında tarım kesiminde çalışanların % 53 oranında olması ve geçimini tarımdan temin etmesi çok önemlidir. Bu bakımdan yöredeki tarımsal faaliyetlerin temel öğelerini öncelikle belirtmemiz yerinde olacaktır.

Yörede tarım özellikle klimatik şartlara bağlı olarak çeşitlilik gösterir. Genelde tarla tarımına (Tahıl türleri, pamuk, susam üretimi, soğan, patates, bostan için) ayrılan sahaların hemen her bölgemizde olduğu gibi Akdeniz Bölgesinin ele aldığımız bu bölümü içindeki çalışma sahamızda da fazla alan kapladığını görüyoruz. Ancak çalışma sahamız bölgenin ve ülkenin başka yerlerinde yetişme ortamı pek bulamayan, soğuk istemeyen türler yanında turunçgiller, zeytincilik, bağcılık ve çeşitli sebze türleri ile turfandacılık bakımından önemli bir yere sahiptir. Özellikle turunçgillerin ülke genelinde en iyi yetişme alanının çalışma sahamız olduğunu söyleyebiliriz. Bütün bunlar ise bize yörede dikili alanların sebze ve meyve üretiminin gelir temini bakımından tarla tarımından daha önemli olduğunu ve daha hızlı bir şekilde gelişmekte olduğunu gösterir. Ayrıca bu duruma bir de son çeyrek asır içinde gelişme gösteren seracılığı da eklersek yöredeki tarımsal faaliyetlerde dikili alanlar ve bu alanlarda yetiştirilen ürünleri çok daha net bir şekilde ortaya koymuş oluruz.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə