Diven edebiyatinda iNŞA( nesiR)



Yüklə 87.95 Kb.
tarix27.10.2017
ölçüsü87.95 Kb.

ᶜAşk bir cevher-i pâkdür ᶜaraz sanman; aşk râhat-ı cândur maraz sanman

(Sinan Paşa/Tazarruname)



DİVEN EDEBİYATINDA İNŞA( NESİR)

Şiir ve İnşa” İslami dönemde edebiyat yerine kullanılırdı. Gerçekten de edebiyat tarih boyunca şiir ve inşa (nesir) olmak üzere iki kolda gelişmiştir.

Tîz ferâmûş olur nesr sühan

Nazm ammâ ki ider devr-i dehen”

(Mensur söz çabuk unutulur, ama manzum söz dilden dile dolaşır.) Nabi


İNŞA-NESİR (KOMPOZİSYON)
Türk-Divan edebiyatında inşa, bir tür kompozisyon tekniği ve güzel yazı yazma sanatıdır. Ve genellikle artistiktir. İnşa, doğrudan doğruya nesir yerine kullanıldığı gibi kelimelerin cümle içinde söz dizimi kurallarına göre sıralanmasını ve düzgün bir şekilde cümle kurulmasını da ifade eder.

“Yazarak maksadını ifade etme ilmi” ; “İfadede yerine, konusuna ve amacına yakışan güzel ibareler kullanmaktır”

İnşâ kelimesi; her türlü resmî yazışma ile bunların bir parçası sayılabilecek mektup vb. metinlerin kaleme alınmasını ve bunlarla ilgili kuralların bilgisini de ifade eder.
Genellikle nesir olan mektup türünün de inşa içinde özel bir yeri vardır.
MÜNŞİ

Resmî ve ya edebî bir tarzda herhangi bir metni inşa eden kişilere münşi denir.
MÜNŞEAT

Şiirde divan neyse; nesirde münşeat odur.


Mektup dâhil her türlü resmî ve özel yazıyı toplayan, yazım esaslarını gösteren eserlerin genel adıdır münşeat. Hem güzel yazıların toplamına hem de onları içeren eserlere denir.

Osmanlı, eser verme geleneğinde mektuplar dâhil her çeşit mensur yazıyı bir araya toplayan eserler “mecmûa-i münşeât”, “mecmûa-i inşâ” adıyla bir mecmua türü meydana getirmiştir

Türk edebiyatında ilk örnekleri XIV. Yüzyılın sonunda görülmeye başlamıştır ve XX. yüzyıla kadar devam etmiştir.

İki türlü münşeat vardır:

  1. Şair ve edebiyatçıların kaleme aldığı her çeşit sanatlı düz yazı ve bu yazıların toplandığı kitaplar

  2. Resmî dairelerde çalışan kişilerin yazdığı çoğu sanatlı olan resmî yazılar ve mektuplar

Devletin resmî yazışmaları, sultanlar adına kaleme alınan hatt-ı hümâyun, irâde-i seniyye, sened, fetva, ferman, berat vb. gibi resmî yazıların tamamı inşanın bu türü içinde yer alır
Ayrıca münşeatlar içerik ve konuları cihetinden didaktik, tarihî veya edebî olabilir.

Didaktik: Feridun Bey; Münşeâtü’s-Selâtîn;

Tarihi: Mesîhî; Gül-i Sadberg;

Edeb: Lâmiî Çelebi; Münşeât-ı Mekâtîb

  • Fuzuli’nin Şikâyetnamesi ilk edebi mektup olarak önemli inşa örneğidir.

  • Feridun Beyin Münşeatı akla gelen ilk mühim eserlerdir.

  • Nabi, Ragıp Paşa, Veysi ve Nergisi diğer önemli isimlerdir

Münşeatların çoğu aynen tarihler gibi yazarının veya derleyicisinin ismiyle anılmıştır. Nitekim Feridun Bey’in Münşeâtü’s-Selâtîn’i Feridun Bey Münşeatı olarak meşhur olmuştur.
İçerikleri: Resmî ve özel yazışmalar; mektuplar, manzum mektuplar, bunları süsleyen manzumeler; nutuk, makale, arzuhal ve dualar vb. örnekler oluşturmaktadır. Böylece münşeat, özellikle Osmanlı kültüründe şiirleri toplayan divanlar gibi her çeşit nesri bir araya getiren bir telif türü halinde gelişmiştir

Münşeatlar öncelikle edebiyat ve tarih çalışmaları bakımından kaynak eser niteliği taşımaktadır.


KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA NESİR
Ayet ve hadislerin nesir formuyla ortaya konmuş olması, nesrin şiirden daha değerli ve tartışmasız olduğunun en güzel kanıtıdır. Gerçekten de nesir, öyle dipsiz bir denizdir ki kalem gemisi onda her rüzgârla sahile ulaşır. Onun geniş meydanı, vezin metreleriyle ölçülemeyecek kadar geniştir. Öyle bir ziyafettir ki her çeşit meyvesinden meze edinmek, öyle bir şaraptır ki her türlü kadehle ondan içmek mümkündür. (Âşık Çelebi)
Nesir; manzum olmayıp ahenk ve belli bir vezin ile sınırlanmayan, gramer kurallarına uygun anlatım biçimidir. His, düşünce ve hayalleri gramer kuralları çerçevesinde sözlü ve yazılı olarak anlatma yöntemi olan nesir, genelde mevzun ve mukaffa olan nazmın karşıtıdır.
Dilde; şiir(manzum) ve nesir diye iki olgu vardır. Bunların, gerçeklik karşısında davranışları başka başkadır ve gerçekliği kavrarken izledikleri yollar ayrı ayrı, başka başkadır.
Nesir düşüncenin dilidir, sebep sonuç ilişkisini göz önünde bulundurarak bilinenden bilinmeyene adım adım ilerler; ayakları sağlam bir şekilde yere basmadan yürüyemez.

Şiir duygunun dilidir, mantık kurallarına uymak zorunda değildir, gerçeklere sezgi ve ilham yoluyla ulaşır, realiteyi hissederek algılar, mesafeleri uçarak kat eder.



Divan edebiyatı büyük oranda şiir üzerine bina edilmiştir. Çünkü şiir yüce; nesir ise aşağı görülür. Türkçe yazılan edebi ve öğretici metinlerin çoğu şiirle yazılmıştır. (Burada belirtelim ki kastettiğimiz nesir edebî veya edebî kıymette olan ve Lisan-ı Osmanî ile kaleme alınmış nesirdir.) Bunun yanında çoğu Arapça kısmen Farsça ve çok az Türkçe yazılan nesir tarzındaki eserler de mevcuttur. Biyografi, din, tasavvuf, tarih, siyaset vb. alanlarda pek çok eser verilmiştir.
Divan Nesri’nin Genel Özellikleri:

  • Dil, konu ve tür yönünden Arap ve İran edebiyatlarının etkisindedir.

  • Konu ve düşünceden çok, söyleyiş güzelliğine önem verilir.

  • Dili Arapça-Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür.

  • Bilhassa artistik nesirde söz sanatlarına ve mecazlara çok önem verilir. 

  • Cümleler genelde uzundur. Günümüzdeki gibi bir paragraf düzeni yoktur.

  • Secilerle (iç kafiye) şiirdekine benzer bir ahenk yaratılmaya çalışılır.

  • Noktalama işaretleri kullanılmaz (Muhtemelen henüz icat edilmediği için) .

  • Metni anlamak; okuyanın ilim, kültür, zekâ, idrak, kabiliyet ve meziyetlerine kalmıştır.

  • Tabii olarak dinî-ahlakî-tasavvufî konular ağır basmakla beraber tarihi olaylar, gezi izlenimleri, sosyal meseleler, ferdi duygular vb. pek çok bu nesirde kendine yer bulmuştur.

Türkçe mensur eserler incelendiğinde imla, dil ve üslûp bakımından genel hatlarıyla iki gruba ayrıldığı görülür. Türk nesir geleneği içinde sade ve sanatlı nesir şeklinde kendini gösteren bu iki eğilim, Tanzimat’a kadar devam etmiştir. Yer yer bunun ortasıyla da karşılanmaktaysa herhangi bir eseri bu kategoriye koymak zordur.


1) Sade Nesir: 14.asır…
Halkın konuştuğu dile bağlı kalan bu nesir, genel olarak geniş halk kitlelerine ulaşmak, insanlara bir şeyler öğretmek ve onları eğitmek maksadıyla yazılan eserlerde kullanılmıştır.

Bu nesir, zamanla süslü nesirden etkilenmiş ve o üslûptan gelen kelime, deyim ve klişeleri almışsa da temelde halk diline bağlı kalmış ve ondan kopmamıştır.


Kur’an tefsirleri, hadîs kitapları, dinî-destanî halk kitapları, halk hikâyeleri, halka yönelik tasavvufî eserler; Osmanlı tarihine ait destanî nitelikteki gazâvâtnâme, ceng-nameler, fetihnâmeler; ahlâk ve siyâset kitaplarının çoğu, hedef kitlenin beklentileri göz önünde bulundurularak didaktik üslûpla kaleme alınmıştır.
Sade nesir örnekleri olarak aşağıdaki eserlerden söz edilebilir:

  1. Mercimek Ahmet'in Farsçadan çevirdiği "Kabusname" (15. Asır) adlı yapıtı sade nesrin başarılı bir örneğidir.

  2. Kul Mes'ut'un Kelile ve Dimme tercümesi (14. yüzyıl)

  3. Aşıkpaşazade'nin Tevarih-i Al-i Osman’ı (15. yüzyıl)

  4. Seydi Ali Reis'in Mir'atü'l-Memalik’i (seyahatname) ve Kitabü'l Muhit ‘i(coğrafya)(16. asır)

  5. Sehi Bey'in Heşt Behişt adlı şuara tezkiresi (16. yüzyıl)

  6. Evliya Çelebi Seyahatnamesi (17.yüzyıl)

  7. İbrahim Peçevi: Peçevi Tarihi (17. Asır)

  8. Koçi Bey: Koçi Bey Risalesi (17. Asır)

  9. Silahdar Mehmed Ağa: Silahtar tarihi

  10. Kâtip Çelebi: Tüm eserleri (17.asır)


2) Orta Nesir: 14.asır….

Orta nesir, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının kullandığı bir nesirdir. Yer yer süslü nesrin niteliklerini taşımakla beraber anlatmak istediğini anlaşılır bir şekilde ortaya koyan nesirdir. Belirgin özellikleri; söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Belli bir sınırı olmamakla beraber özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde yazılmıştır. Bazı kaynaklar orta nesiri kabul etmemektedirler. Süslü veya sade kategorisine giren bir kısım eserler bu kategoride de değerlendirilmektedir.




3) Süslü (Sanatkârane-Artistik) Nesir:15. Asır…
Klasik Türk edebiyatında nesir denince “inşa” anlamındaki bu süslü nesir kastedilir.


  1. Hüner, sanat ve marifet göstermek esastır.

  2. Arapça-Farsça kelimeler maksimum seviyede kullanılır.

  3. Arapça ve Farsça kurallara oluşturulmuş tamlamalar ve ibareler kullanılır.

  4. İç içe girmiş ve uzayıp giden birleşik cümleler görülür.

  5. Mana ve söz ve sesle alakalı sanatlara bolca yer verilir.

  6. Simetrik olarak kullanılan iç kafiye secîlerle ritim ve ahenk elde edilir.



  • Hemen hemen bütün devlet evraklarında ve yazışmalarında

  • Devlet büyüklerine sunulacak yazılarda,

  • Resmî ve özel yazışma örneklerini içeren mecmua (münşeât)larda

  • Şair ve ediplerin birbirlerine yazdıkları mektuplarda,

  • Yazarların sanat güçlerini kanıtlamak istedikleri dibace veya mukaddimelerde (önsöz )

  • Bazı edebî eserlerde genellikle bu üslûp kullanılmıştır.




  • Süslü nesrin ilk örneğini 15. asırda "Tazarru-name" eseriyle Sinan Paşa kaleme almıştır.

  • Fuzuli'nin(16.yüzyıl) Şikâyetname’si (ilk edebi mektub); ve diğer bazı mektupları

  • Veysi: Dürret’üt-Tac isimli siyeri ( Nabi’nin buna yazdığı ek de süslüdür)

  • Nergisi : Nihalistan (17.yüzyıl) En meşhur münşidir.

  • Nabi: Tuhfe-i Harameyn, Zeyl-i Siyer-i Veysi, Münşeat

  • Naima: Naima tarihi (17. Asır) En meşhur ve en çok okunan tarihtir. Naima ilk resmi tarihçidir (vakanüvistir)

  • Hoca Sadettin: Tac’üt-Tevarih

  • Raşid: Raşid Tarihi

  • Bazı Şuara tezkireleri



KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA KONULARINA GÖRE NESİR TÜRLERİ
Didaktik Dinî Metinler:
Türklerin islamiyet’i kabulünden sonra ortaya koydukları ilk mensur eserler dini metinlerdir. islam dini bireyin bütün davranışlarını ve toplumun her türlü faaliyetini düzenlediği için, bu dinin ilke ve kurallarının geniş halk kitlelerine ulaştırılmasında nesir en büyük görevi yüklenmiştir. Nesre ait diğer türler gelişinceye kadar, uzun süre nesir, sadece dinî konularda başvurulan bir araç olmuştur.

Siyer: Hz. Muhammed’in (Aleyhissalatü vesselam) hayatını anlatmak üzere yazılan eserlerin ortak adıdır. Manzum (mesnevi) olarak da yazılabilir. Türk Edebiyatı’ndaki ilk örnek Erzurumlu Kadı Darir’in Siretü’n-Nebi’sidir. (14. yüzyıl) Düzyazı şiir karışımı bir eserdir. Bâkî (ö.1600)’nin Arapçadan çevirdiği siyer de çok mühimdir.

Hilye: Peygamber Efendimizin Fiziki ve Ruhi portresini ele alan eserlerdir. Manzum da olabilir. Dört halifeye de yer verilebilir. Hakani Mehmet Bey’in 16.arsıda yazdığı Hilye-i Saadeti çok mühimdir.

Tefsir: Kuan-ı Kerimi çeşitli yönlerden izah eden çok sayıda eser verilmiştir.

Hadis: Hadisleri izah eden çok sayıda eser vardı. Özellikle kırk hadis tercümesi isimli eserler dikkat çekmektedir. Erzurumlu Kadı Darir’in Yüz Hadis Tercümesi mensur ilk eserdir.

Akaid/Kelam: İslam felsefesi de denilen bu alanda İslam inanç esaslarını anlatan pek çok eser verilmiştir. Ahmedi Dâî (ö.1421)’nin Miftâhü’l-Cenne ; Birgivî (ö.1572)’nin Vasiyetnâme

Fıkıh/İlmihal: İslam hukuku da denile bu alanda doğal olarak çok sayıda eser verilmiştir. Daha dar kapsamlı olanlarına ilmihal denir. Ebu’ssu’ûd Efendi (ö.1574)’nın Kitâb-ı Fetâvâ-yı Ebu’s-su’ûd.

Tasavvuf: Manzum ve mensur olarak bu gönül yoluna aydınlatan sistem ve bilim üzerine sayısız eser verilmiştir. Eşrefoğlu Rûmî (ö.1469)’nin tasavvuşa ilgili Müzekkî’n-Nüfûs ;Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân (ö.1465) Envârü’l-Aşıkîn’i önemli eserlerdir

Mesnevi Şerhleri: Başta Mevlana’nın mesnevisi olmak üzere İslam âleminin önemli mesnevileri kısmen veya tamamen genişçe izah edilmiştir.

Fütüvvet-nâme: Başta ahilik teşkilatı olmak üzere Osmanlı toplumuna yön veren kesimlerin maddi-manevi işleyişini anlatan dini-didaktik eserlerdir. En Meşhuru Haliloğlu Yahya Bugazi’nin 14. Asırda kaleme aldığı Fütüvvetname isimli eseridir.


Menkıbevi İslam Tarihleri/Metinleri
Kıssas-ı Enbiya:Peygamberlerin hayatını ve sergüzeştlerini anlatan eserlerdir. Aydınoğlu Mehmed Bey’in 14. Asırda Arapçadan çevirdiği eser mühimdir.

Maktel-i Hüseyin: Hz. Hüseyinin Kerbelada şehid edilmesini anlatan eserlerdir. Türk edebiyatında en güzeli Füzulinin Hadikat’üs-Süeda isimli eseridir.

Tezkiretü’l-Evliyâ: Tasavvufta ileri düzeyde olan mutasavvufların hayatlarını ele alan eserlerdir. Dar veya geniş kapsamlı olabilirler. İlkini envar’ül Aşikin ismiyle 14. Asırda Ahmed Bican Efendi yazmışıt. Mevlevileri anlatmıştır.

Menakıbname/Vilayetname: Büyük mutasavvıfların Allah vergisi olan olağanüstü hal, hareket ve yaşamlarını ele alan eserlerdir. Dini efsaneler de denilebilir. Hacı Bektaş Vilayetmanesi meşhurdur.



Ahmet Eflakî’nin Menakıbu’l-Arifin (14. Asır-Farsça) eseri önemlidir.
Dinî Destansı-Efsanevî Metinler/Türler
Gazavatname/Cengname: Gaza; din uğruna savaşların anlatıldığı manzum veya düzyazılı eserlerdir.  Yükselme Devri’nde çok yazılmış, sonraları azalmıştır. Battalname, Danişmentname, Saltukname, Eba Müslim Horasani ve Geyikli Baba gibi eserler bu kategoride değerlendirilebilir.

Aliname: Hz: Âlinin İslam adına yaptığı kahramanlıkları ve savaşlarını masalsı bir atmosferde anlatan, kuruluş döneminde çokça okunan eserlerdir.

Hamzaname: Hz. Hamza’nın menkıbevi hayatını, İslam adına mücadele ve fedakârlıklarını anlatan, kuruluş döneminde çokça okunan eserlerdendir.  Hamzanâmeler ilk defa XIV. yüzyılda, şair Ahmedî’nin kardeşi Hamzavî (ö. 1412) tarafından yazıya geçirilmiştir. 

Fetihnname: İslam medeniyetinde ele geçirilen bir mekân için yazılan eserlerdir. Nabi’inin Fetihname-i Kamaniçe isimli eseri en güzel örneğidir.
Hikâyeye/Tahkiyeye Dayalı Türler/Metinler

Masal ve Hikâye/Fabl: Arap edebiyatından Bin bir Gece Masalları; İran edebiyatından Bin Bir Gün Masalları, Kırk Vezir, Ferec Ba’de’ş-Şidde, Marzuban-name ve Bahtiyârnâme; Hint edebiyatından Kelile ve Dimne, Tutiname gibi masal ve hikâyeler çevrilmiştir.



Nergisî (ö.1635)’nin mensur Hamse’si ise, özellikle anlatım ve öyküleme teknikleri bakımından modern hikâyeciliğimizin habercisi niteliğindeki orijinal hikâyeleriyle Nihâlistan ve Meşâkku’l-Uşşâk’ı süslü nesrin bu türdeki en uç örneğini teşkil etmektedir.
Diğer Nesir Türleri/Metinleri

Divan Nesrinde Özel Bir Alan Münşeat ve Münşeat Mecmuaları:Başta genişçe açıklanmıştır.

Resmî Yazılar: Fetva, berat, vakfiye, ferman, mazbata vb. Resmi ve hukuki sonuç doğuran Devlet-i Hümayun yazılarıdır ki İhtişam nişanesi olarak sanatkaranedirlermünşeat kısmına girmektedir.

Nasihatname/Pendname: Hikmetli sözlerle, atasözü, vecize ve kıssalarla donatılmış daha çok İslami ve ahlaki olan; manzum ya da mensur olan didaktik eserledir. Güvahî’nin 16. asırda yazdığı Pend-name mühimdir.

Divan-Kitap Dibaceleri/Mukaddimeleri (Ön Söz): Günümüzde ön söz olarak çevrilen bu kelime ve tür özellikle divan edebiyatındaki şiir ve sanat anlayışı ve bu anlayışın zamanla nasıl değiştiğini göstermesi bakımından mühimdir. Bu gibi yazılara Poetika da denir.

Fuzuli’nin Türkçe Divanına yazdığı ön söz ile Şeyh Galib’in Hüsn u Aşk mesnevisine yazdığı ön söz dikkati çekmektedir.

Takriz: Bir yazarın başka bir yazarın sağlığında veya o yazar öldükten sonra onun eserine yazdığı değerlendirme yazısıdır. Bunlar genellikle olumlu eleştiri diyebileceğimiz övgü yazılarıdır.

Sur-name: Divan edebiyatında hanedan mensuplarının, padişah çocuklarının doğum, sünnet ve düğün törenlerini anlatan eserlerin genel adı. Manzum (genellikle mesnevi/kaside biçiminde) olanları da vardır. Tarihi vesika niteliği taşırlar. Seyyid Vehbî’nin III. Ahmed döneminde yazdığı Sur-name-i Vehbi müstesna bir yere sahiptir.

Hab-name: Görülen bir rüya anlatılıyormuş gibi, bir olay ya da kişi hakkında görüşlerin söylenmesi biçiminde yazılır. Manzum da olabilir. Veysi’nin (17. yüzyıl) Habname’si bu türün en önemli örneğidir. Hab-nameler eleştiri ve yergi içerir. Modern edebiyatımızda Ziya Paşa’nın “Rüya” isimli eseri bir hab-namedir.

Seyahatname: Gezilen-görülen yerlerin yazarın ferdi intiba perspektifinden anlatıldığı eserlerdir. En önemli örnek Evliya Çelebi Seyahatname’sidir. Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik, Nabi’nin Tuhfet’ül-Haremeyn, İzzet Molla’nın (19. asır) Mihnet-keşan’ı  ilginç örneklerdir.

Sefaretname: Siyasi görevle gönderilen elçilerin gittikleri yerlerle ilgili olarak yazdıkları eserlerdir. İlk örneği Kara Mehmet Çelebi’nin Viyana Sefaretnamesi (1655) En tanınmışı Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in Lale Devri’nde yazdığı  Paris Sefaretnamesi’dir.

Siyasetname: Bu eserler de çoğunlukla dinî kaynaklara ve tecrübelere dayanır. Bunlar genellikle adaletin öneminden, devlet idaresinden, yöneticilerin halkına ve bürokratlara karşı tutum ve davranışlarından bahsederler. Bazen aynı eserde hem ahlâk kaideleri hem de siyâsetname türünden bölümler olabilir. Bu tarz eserlere siyaset-name denir. Manzum da olabilirler.

Kınalızade Ali Çelebi(ö.1572)’nin Ahlâkı Alâî’si; Sinan Paşa (ö.1486)’nın siyaset ve ahlâk konulu Maârifnâme’si bu türün en tanınmış örnekleridir..

Koçi Bey’in IV. Murada sunduğu Koçi Bey Risalesi bunun güzel bir örneğidir.

Mektubat/Risale: Şairlerin birbirlerine, devlet veya din büyüklerine çeşitli maksat ve mevzularda yazdıkları mektuplardan oluşur. Bazen de bir konu üzerindeki deneme tarzındaki yazılara da bu isimlerin verildiği görülmüştür. Mevlana’nın Mektubatı, Fuzuli’nin Şikayetname’si en meşhurlarıdır.


Şuara Tezkireleri (Tezkiret’ş-Şuara)

Çeşitli Mesleklerden önemli kişilerin hayatlarını anlatmak üzere düzenlenen eserlere tezkire denir. , şairleri tanıtan, onlar hakkında değerlendirmede bulunun, şiirlerinden örnekler sunan eserlere/ tezkirelere şuara tezkiresi denir. 



  • Batı edebiyatlarındaki biyografinin karşılığı gibidir.

  • Genellikle sahiplerinin ismiyle anılırlar: Latifi Tezkiresi, Sehi Bey Tezkiresi gibi.

  • Genellikle dar kapsamlı, bilimsellikten uzak ve özneldirler.

  • Divan edebiyatının takip edilmesi va aydınlatılmasında hayati değere sahiptirler

  • İlk örneği Ali Şir Nevai’nin 15. Asırda yazdığı Mecalisü’n-Nefais’idir. 

  • Anadolu’daki ilk örnek 16. Asırda yazılan Sehi Bey’in Heşt Behişt Tezkiresi’dir

  • En güzel örneğini 16. Asırda Latifi Tezkiret’üş-Şuara isimli eseriyle vermiştir.

  • Türk edebiyatında 16. Asırdan itibaren her asra ortalama 6 tane tezkire düşmekte ve 35 civarı tezkire görülmektedir.



  • Tarih/Vaka-Nüvislik

13. asıda Selçuklu döneminde yazılan tarihler Farsça bazen de Arapça kaleme alınmıştır.



Osmanlı Devleti’ne gelinceye kadar Türkler kendi dillerinde tarihlerini yazmamıştır. Beyliklerde ve Osmanlı Beyliği’nde de erken dönemlerde kaleme alınıp bugüne ulaşan bir tarih telifine rastlanmaz. İlk Osmanlı tarih kaynakları kuruluştan yaklaşık yüzyıl sonra ortaya çıkmıştır.
Osmanlı tarihçiliği dört tarzda görülür:

  1. Tevarih-i Al-i Osman (Anonim)

  2. Bağımsız Tarihler: 14-19

  3. Şehnamecilik (yarı resmi tarih):15-17

  4. Vakanüvislik (resmi tarihcilik): 17-19


14. ASIR

Tam müstakil olmasa da günümüze kadar gelen ilk Osmanlı tarihi Ahmedî adlı bir şaire aittir. 14. Asırda İskendername’deki manzum Tevarih-i Al-i Osman ilk tarih örneği kabul edilebilir.


15.ASIR

Tarih diye adlandırılabilecek asıl eserler XV. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Âşıkpaşazâde tarihi (Tarih-i Al-i Osman) yazarı belli, Türkçe kaleme alınmış ilk mensur Osmanlı tarihidir. Diğer tarihler ise şunlardır:  

Oruç Bey: Oruç Bey Tarih; Neşri Mehmet Efendi: Kitâb-ı Cihânnümâ Tevarih-i Ali Osman (Anonim)





ŞEHNAMELER /ŞEHNAMECİLİK

Fâtih Sultan Mehmed döneminde Osmanlı tarihi üzerine birçok eser yazıldı ve bu zamanın birikimi büyük ölçüde II. Bayezid’in saltanat yıllarında ürünlerini vermeye başladı. 

Kanuni döneminde Osmanlı Devleti’nin bir imparatorluk özelliği kazanması resmî tarihçiliği öne çıkardı, Fatih döneminde ortaya çıkan şehnamecilik özel bir önem kazandı.

Şehnameci manzum ve övgü niteliğinde Farsça Osmanlı tarihi yazmakla görevliydi.
SELİM-NAMELER

16. asırda I. Selim’in Gürcüler’le, ardından babası ve kardeşleriyle olan savaşlarını, Safevî ve Memlükler’e karşı başarılarını ele alan bağımsız eserler ortaya çıktı. “Selimnâme” adı verilen bu eserler bir nevi tarih sayılır. Oğlu adına yazılan Süleymannameler de aynı kategoriye girer.


16.ASIR

Asıl tarihçilik, XVI. yüzyılın başlarında Kemal Paşazade ile başlar.



Kemalpaşâzade, Tevârîh-i Âl-i Osmân’ı (1508) sanatkârane yazılmış çok önemli bir eserdir.

16. asırdaki diğer özel tarihlerin başlıcaları:

Hoca Saadetin: Tacü’t-Tevarih, Gelibolu Ali: Künhü’l-Ahbar;



Selanikli Mustafa Efendi (Tarihi.) Lütfi Paşa (Tarihi);

17.ASIR
17. asırda resmi Türkçe tarihçilik olan vakanüvislik kurulmuştur. İlk vakanüvis Naima’dır.

17.asrın başlıca eserleri şunlardır.

Naima: Naima Tarihi İbrahim Peçevi: Peçevi Tarihi

Raşid: Raşid Tarihi Silahdar Mehmet Ağa: Silahdar Tarihi

Kâtip Çelebi: Fezleke

Diğer asırlarda da çeşitli tarihler mevcuttur.


By Pir-i Mugan

İŞARAT-I EVSAF-I AŞK

Aşk âsâyiş-i cândur; aşk ârâyiş-i cihândur. Aşk nemek-i diyk-i vefadur; aşk hadîka-i ehl-i safâdur. Aşk hakîkat çerhınun ahteridür; aşk cân leşkerinün mihteridür. Aşk bir sultân-ı kâhir ü tîzdür ki alem çekicek birbirine urur vücûd ile ademi; aşk bir bî-karâr u şûr-engîzdür ki kadem basıcak şûr u gavgâya bırağur âlemi. Aşk bir cevher-i pâkdür araz sanman; aşk râhat-ı cândur maraz sanman.

Aşk bir mürgdur ki melâmet-i halk ona bâl olur; aşk bir devletdür ki idbâr-ı dünyâ ona ikbâl olur. Aşk bazarında câme-i dîbâyı bir habbeye almazlar; uşşâk mahallesinde nâmûs ile nâmı bir çöpe saymazlar. Âşık olanlar gayret ü ârı bırağurlar; dost isteyenler ol vakârı bırağurlar. Âkıl eydür: "Cübbe vü destâr hani?"; âşık eydür: "Hâne-i hammâr hani?" Âşık düğünden bîniyâz olur; âşık cihân içinde serfirâz olur. Aşk bir külüng-i pulâddur ki her vakit varlık binasın yıkar; aşk bir bennâ-yı üstâddur ki dâim yokluk sarayın yapar. Aşk bir derd-i mâderzâd olur; âşık iki cihândan âzâd olur. Ne vuslatda şâd u ne gamdan firârı olur; ne destinde sabr u ne pâyında karârı olur.

Âşık hemîşe belâkeş olur; dâim belâ içinde hoş olur. Âşık her dem sûz u şevkda olur; derd-i aşk içinde zevkde olur. Âşıka gıdâ belâ olur; âşıka safâ cefâ olur. Âşık ki yolunda merd olur; renci dârû vü râhatı derd olur. Beyt: "Dil ki bûy-ı aşkdan bîreng olur / Ehl-i dil katında ol dil seng olur". Dil bağında ki aşk gülü olmaz; bir bezme benzer ki onun mülü olmaz.

Aşk kıssa vü hikâyet olmaz; aşk-bâzî hadîs ü rivâyet olmaz. Âlem-i aşk âlem-i diğerdür, pâye-i aşk ondan bülend-terdür, ki her mesken ona menzil ola; veya onun mekanı bir avuç kül ola. Aşk bir makâm-ı vicdanîdür; cezbesi cezbe-i nûrânîdür. Aşk halk gözünde dîvânelikdür; aşk kendi vücûduna bîgânelikdür. Aşk ezel kadehinden bîhûşlukdur; aşk iki âlemi ferâmûşlukdur.

Aşk Üzerine Tanımlar

Aşk canın huzur, cihanın ziynet bulmasıdır. Aşk vefa azığının tuzu; gönülden anlayanlar için hazırlanmış bir bahçedir. Aşk hakikat göğüne yıldız; can ordusuna mehterdir. Aşk, öylesine kudretli ve hızlı savaşan bir sultandır ki sancağını çekip de yürüdüğünde varlık ile yokluğu birbiriyle çarpıştırır; aşk öylesine delifişek bir kargaşa adamıdır ki ayak bastığı yeri çoraklaştırıp kavgaya salar. Aşk pak bir cevherdir; onu araz sanmayın; aşk bir can rahatlığıdır, hastalık anlamayın.

Aşk bir kuştur ki halkın ayıplaması onun kanadı; aşk bir talihtir ki dünya zilleti onun açık bahtı sayılır. Aşk pazarında ipek kumaşlar bir arpa tanesi etmez; aşıklar mahallesinde itibar kaygısı veya şöhretin çöp kadar değeri olmaz. Aşık olanlar gayret ile namusu bırakırlar; sevgili peşindekiler elbette ağırbaşlılığı terk ederler. Akıllının sorusu "Hani rütbe ve makam?"; aşıkın sorusu "Nerde aşk meyhanesi?"dir. Aşık dünya eğlencesine dönüp bakmaz; bu yüzden başı dik dolaşır. Aşk tunçtan bir külünktür ki durmadan varlık binasını yıkmakta; aşk öyle usta bir mimardır ki (yıktığı varlık binasının yerine) daima yokluk sarayını yapmakta. Aşk, aşıkta anadan doğma bir derttir ki onunla kendini iki cihan kaygısından kurtarır; bu uğurda ne vuslat ile şad olup ayrılık derdinden kaçınır; ne sabır elde edebilir, ne ayağına dur durak bulunur.

Aşık bela çekmede devamlılık gösterir; çünkü bela ile hoş geçimdedir. Aşık her an yanış ve özlem içindedir; aşk derdiyle daima zevk içindedir. Aşık için (sevgilisiz) işret bir bela; eğlence de bir cefa olur. Aşık ki gidişatında mertlik üzeredir; sıkıntıları zehir, rahatı ise dert sayılır. Beyit: "Gönül ki aşk kokusuyla kendinden geçip sarhoş olmuyorsa; ehl-i diller katında o gönlün taştan farkı yoktur". Aşk gülü açmamış bir gönül bahçesi; şarabı olmayan bir işret meclisi kadar beyhude ve yavandır.

Aşk masal veya hikaye değildir; aşk oyunu anlatıl(a)maz, rivayete gelmez. Aşk alemi başka bir alemdir; aşk payesi ise ondan da yüksektedir; öyle ki sıradan bir mekana gelip konabilir; hatta bir avuç külde bile vatan tutabilir. Aşk vicdana ait bir makamdır ve cezbesi de nurani bir cezbedir. Aşk avamın gözünde bir delilik ve kendi kendisine (kendi varlığına ve varlık alemine) yabancılıktır. Aşk, ta ezeldeki kadehin sarhoşluğudur ki aşık, bu dünyayı da, öte dünyayı da unutmuştur (vesselam)!..

[BERCESTE]

Aşk kim ruha gıdadır ne yenir ne yutulur



Bir demir leblebidir çiğneyene aşk olsun

Şinasi

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə