Doç. Dr. Ing. Ülkü acar, (28. 05. 2008) paü- denizli



Yüklə 455,92 Kb.
səhifə5/5
tarix10.08.2018
ölçüsü455,92 Kb.
#68696
1   2   3   4   5
Bir sistemdeki enerj başka bir sisteme, son satırda belirtilen “etkileşim kuvveti” marifetiyle geçiş yapmaktadır. Bu husus aşağıda 3. bölümdeki örneklerde kullanılmıştır.
Bu ilişkilerden hareketle Coulomb- ve Newton kütle çekim formüllerindeki "yakın temasta" ortaya çıkan geçerlilik sorunu, sorun olmaktan çıkmaktadır ve mesela Lorentz kuvveti için de bir temel oluşturmaktadır.

_________________________________________________________________________


3. SİSTEMLER ARASI KUVVET ETKİLEŞİMİ VE ENERJİ AKTARIM

MEKANİZMASI


3.1. AYNİ TÜR SİSTEMLER ARASINDAKİ ETKİLEŞİM
Ayni tür sistemler arasındaki etkileşim, 2.3.8. pparagrafta açıklanan etkileşim kuvveti denklemiyle açıklanmaktadır. Bu husus alttaki örneklerle gösterilmektedir:
3.1.1. EŞ MERKEZLİ İKİ KÜRESEL MADDE ARASINDAKİ ÇEKİM KUVVETİ

Şekil 3.1

Konu, şekil 3.1'de belirtilen eş merkezli iki küresel kütle üzerinde incelensin. Dış kürenin yarıçapı: r, bu kürenin kütle kalınlığı r'ye göre ve iç kürenin yarıçapına göre çok büyük olsun:

İç kürenin kütleesinin (m1'in) dış kürenin kütlesi üzerine etkilediği kuvvet için, tablo 2.deki ve tablo 3.taki son stırda verilen gravitasyon kütle çekim kuvveti formülünden hareketle:
Ngr2=òIgr1dCgr2 >>> mevcut terminolojiyle
dFgr1-2=Igr1dCgr2 >>> mevcut terminolojiyle
Birinci kürenin (m1)'in, ikinci kürenin kütlesi üzerine etki ettiği alan şiddeti için alttaki ilişkiler (mevcut kullanılan terminoloji ile ve küresel simetriden ötürü) geçerlidir:
Igr1 = m/Ao = m/(r2= m1/(r2 ;

dCgr2 = dm2 = dV2 ; dV2 = dx.r(dr(dr, küresel koordinatlar)


>>> dFgr2=m1/(r2 .2dx.r(dr(d
bu kuvvet vektörünün yönü, o noktadaki radyan vektörünün (/r ) yönüdür. Birinci kütlenin, ikinci kütle üzerindeki tüm kuvveti bulmak için, son denklemin küresl integralini almak gereklidir:
gr2=òòòm1 .2dx(d(dt).(/r) >>> Fgr2 = 0
Küresel simetriden dolayı, kuvvet bileşkesi, etki eden kuvvet, sııfırdır:
3.1.2. KÜTLE ÇARPIM FORMÜLLERİNİN ACAR FORMÜLLERİNDEN

TÜRETİLMESİ


Lo1 uzunluğundaki büyükçe bir m1 kütlesi , uzunluk doğrultusunda vo1 hızıyla hareket ederken, duran küçük bir m2 kütlesine merkezden çarpsın. Birinci kütle çok büyük olup hızı sabit kabul edilsin. Duran m2 kütlesi çarpışım sonucu m1 kütlesiyle birlikte yaklaşık olarak ayni hızla sürüklenecektir.

Etkileşim süresi için to=Lo1/vo1 ifadesi kullanılırsa, alttaki yaklaşım ilişkileri geçerlidir:


F=ò (vo1/Lo1)d(mv)2 =ò ((vo1/(vo1*to))d(mv)2= (1/to) ò d(mv)2 =mvo1/to= m.a

Burada a: ikinci kütlenin etkileşim süresince uğradığı ivmedir. Bu denklem, bilinen bir ilişkiyi vermektedir. Devam edilirse:

F= m*a = m*dv/dt >>> Fdt = mdv

Bu son denklem de, bilinen kütle- çarpım denklemidir.

Bu kapsamda, elastik- plastik çarpmalarda impuls- momentum- enerjileri araştırılmalıdır.

3.2. AYRI TÜR SİSTEMLER ARASINDAKİ ETKİLEŞİM - ENERJİ AKTARIMI


Enerjinin biçim değiştirmesi, örneğin menyetik eneerjinin, öteleme veya rotasyon enerjisi biçimine geçişi, veya mekanik enerjinin, elektrik enerjisi biçimine geçişi, ayni tür iki sistemin birbirleri üzerine yaptıkları etkileşim olayı ile gerçekleşmektedir. Bu husus alttaki örneklerle açıklanmaktadır:
3.2.1. MANYETİK ENERJİNİN KİNETİK ENERJİYE DÖNÜŞÜMÜ

( LORENTZ KUVVETİNİN ACAR FORMÜLLERİNDEN TÜRETİLMESİ )


Yatay konumdaki bir simit manyetik çekirdeğin ön kolu içine (ABCD) etkileşim prizması yerleştirilsin. Bu prizmanın içinde, sağ kenar düzeyden sol kenar düzeye doğru (Bo1) manyetik indüksiyon alanı etkili olsun. (Bkz: Şekil 3.2.) Bu prizma ayni zamanda düşey (şekil düzeyi) konumda ikinci bir simit manyetik çekirdeğin sol kolu içinde yer alsın. Etkileşim prizmasının sağ kenar yüzeyinde, dikey köşe kenarları ortalayan, - şekil düzlemine dik doğrultuda, kesiti Ao olan bir iletken yerleştirilsin. Bu iletken içinden (ABFE) düzlemine dik doğrultuda (Qo2) akımı aksın. Bu ikinci sistemden dolayı, prizma içinde, alt yüzeyden üst yüzeye doğru bir manyetik alan şiddeti (Ho2= Qo2/AF) etkindir. Şekil 3.2’de yatay ve düşey manyetik çekirdekler, sembolik olarak iki farklı kalın çizgilerle gösterilmiştir. Bu manyetik nüveler, etkileşim prizması mahallinde kesintiye uğramaktadır ve manyetik alan şiddeti nin hesaplanmasında, 2. nüveye düşen manyetik gerilim gözardı edilmiştir. Tablodaki, manyetik sistemde geçerli olan acar* etkileşim kuvveti formülü uygulandığında:
Nma2=òIma1dCma2 =Florentz=ò (Q/L o)1d(f)2=(Q/L o)1f2=(Q/AE)*B o2*AE*BC= Q*Bo2 *BC

Bu son denklem bilinen Lorentz kuvvetini vermektedir:

Florentz = I*B*L (I:akım, B:Manyetik İndüksiyon, L:iletken uzunluğu)

3.2.2 MEKANİK ENERJİNİN- ELEKTRİK ENERJİSİNE DÖNÜŞÜMÜ



(GERİLİM UYARTIMININ ACAR FORMÜLLERİNDEN TÜRETİLMESİ)
Düşey (şekil düzeyi) konumdaki bir simit-1 manyetik çekirdeğin alt kolu içine (ABCD) etkileşim prizması yerleştirilsin. Bu prizmanın içinde, sağ kenar düzeyden sol kenar düzeye doğru (Bo1 manyetik indüksiyon alanı etkili olsun. (Bkz:şekil 3.3). Bu prizma ayni zamanda yatay konumda ikinci bir simit-2 manyetik çekirdeğin sol kolu içinde yer alsın. Manyetik çekirdekler kalın elipsoid çizgilerle sembolik gösterilmiştir ve etkileşim prizmasında kesintilidir. Etkileşim prizmasının sağ kenar yüzeyinde, bu yüzeye yapışık, (d) kalınlığında, BC genişliğinde, yukardan aşağı vo2 hızıyla hareket eden ve x mesafesine gelmiş olan, içinde () elektrik yükü yoğunluğu olan bir metal hareket etsin , (bakınız: şekil 3.3) . Bu iletkenin aşağıya hareketinden dolayı altta belirtilen büyüklükte bir elektrik akımı söz konusudur. İkinci sistemde, bu akımdan dolayı, prizma içinde, ön yüzeyden arka yüzeye doğru bir manyetik alan şiddeti (Ho2= Qo2/BC) etkindir. Bu manyetik alan şiddetinin hesaplanmasında, 2. çekirdek üzerine düşen manyetik gerilim göz ardı edilmiştir. Tablonun alt satırındaki manyetik sistemde geçerli olan acar* etkileşim kuvveti formülü uygulandığında:
Nma2=òIma2dCma1 =F(ma)=ò (Q/L o)2d(f)1=(Q/L o)1f2=(Qo2/BC)*Bo1*x*BC= Qo2*Bo1*x
Qo2=.d*BC*vo2 >>>> Fma= .d*BC*vo2*Bo1 x=Q*vo2*Bo1



Şekil.3.3
Bu son denklem de bilinen bir Lorentz kuvvet denklemidir:
Florentz=Q.v.B
Diğer taraftan: Bu manyetik etkileşim kuvvetinden dolayı bir kısım yük yer değiştirerek iletkenin iki uç kenarında ayrışmış (+) ve (-) yükler birikmiş oluyor. Bunlar kendi aralarında, etkiyen lorentz kuvvetinin ters yönünde dengeleyici bir Fcoul -Coulomb Kuvvetini gerçekleştiren bir elektrik alanı Ei oluşturuyor :
Florents + Fcoul. = 0 -- > Florents = Q.v.B = Q*vo2*Bo1 = - Fcoul. = - Ei.Q
-à Ui = Ei.. BC = - BC*vo2*Bo1 = = -Bo1*BCdx/dt= -do2/dt
Bu da bilinen sonuca ulaştırmaktadır:
Ui= -d/dt
Bu olay enerji aktarımı açısından değerlendirildiğinde: İletken, mekanik enerji ile hareket ettiriliyor. İletken ile birlikte, içindeki (+) ve (-) yükjler hareket ediyor. Bu yük hareketi, hareket doğrultusunda birbirine ters yönlü iki akım oluşturuyor. Yani manyetik enerjiye dönüşüyor. Bu hareket, ikinci bir sistemin oluşturduğu manyetik alan içinde oluştuğunda, yükler üzerinde, mekanik hareket yönüne dik etkileşim kuvveti etkin olmakta, bunun sonucu, (+) ve (-) yüklerin ayrışması gerçekleşmektedir. Uygun bir fırça düzeni ile, bu yükler, bir kondansatora aktarılabilir, böylece, mekanik enerji, manyetik enerji üzerinden elektrik enerjisi biçimine aktarılmış olmaktadır.
3.2.3. DİĞER AYRI SİSTEMLER ARASINDAKİ ENERJİ DEĞİŞİMİ
yukarda bölüm 3.2..1. ve 3.2.2. de yapılan açıklamalar gibi, diğer sistemler arasındaki enerji aktarımları da detaylı incelenmelidir. Örneğin: elastiki kütle çarpımı olayında, kinetik enerji önce yaysal enerji şekline dönüşmekte sonra da yine kinetik enerji şeklinde görünmektedir.

___________________________________________________________________________


4 BAZI FİZİK KURALLARININ ACAR' FİZİK DENKLEMLERİYLE İRDELENMESİ
4.1 COULOMB ÇEKİM KUVVETİ FORMÜLÜNÜN İRDELENMESİ
Coulomb- Çekim Denklemine (FC = Q1 Q2 / (4ro2) göre, yüklerin birbirlerine değmelerinde sonsuz enerji açığa çıkması gerekmektedir. Diğer taraftan, proton ve elektrron birbirleriyle temas ettiklerinde, nötrleşirler ve bu denkleme göre, birbirlerine sonsuz büyük kuvvetle bağlı olmaları gerekir, yani tekrar birbirlerinden ayrılamamaları- gerekmektedir. Ki bu fiziksel gerçeklere aykırıdır. Yani, Coulomb çekim formülü, bu durumda geçersiz kalmaktadır.

Q1 yükünün Q2 yükü üzerinde etkidiği kuvvet, Acar formüllerine göre alttaki şekilde hesap edildiğinde sorun ortadan kalkmaktadır:


Acar genel fizik denklemleri tablosunun en alt satırında alttaki ilişki verilmiştir:
Nac = òd Nac = ò Iac1 dCac2
Buradaki rümuzları, kullanılan mevcut rümuzlarla değiştirdiğimizde:
FC = òdFC = òE1 dQ2 = òE1 el dVo2

ilişkisi geçerli olur. Buradan da sonsuz büyüklükte değerler çıkmamaktadır. Sonuç olarak, Coulomb denkleminin geçerli olmadığı çok küçük mesafelerde, acar etkileşim denklemi geçerliliğini korumaktadır.


4.2. ELEKTRON YÜKÜNÜN TANELİLİĞİNİN İRDELENMESİ
Madde için bölünemez en küçük parça (atom)lardan oluştuğu inancına paralel olarak, elektrik yüküünün de en küçük parçalardan oluştuğu görüşü hakim olmuştur. Franklin, elektriğin de madde gibi süreksiz bir yapıya sahip olduğunu, 1755 yılında ileri sürmüştür.
Milikan, 1909 yılında yılında elektrpostatik yüklü yağ zerreciklerin dikey bir elektrik alanı şiddeti içinde havada asılı kalmalarını inceleyip değerlendirerek ve yorumlayarak, elektronun varlığını da kabul ederek, elektreon yükü için e= 1,6.10 -19 As değerini yayınlamıştır. Bu değeri elektron yükü olarak kabul etmemek için çeşitli nedenler vardır:
Bir kere, elektron değeri gibi çok küçük bir değerin ölçülmesi ölçme tekniği açısından mümkün değildir. Bu husus, 1. bölümde gösterilmiştir.
Ikinci sebep olarak, Coulmb denklemine ve mevcut atom teorisine göre, elektron ile proton bir araya geldiğinde sonsuz enerji açığa çıkması gerekmektedir ve bunların tekrar ayrışması için sonsuz büyük kuvvet gereklidir. Fakat bu huususlar, bir önceki alt bölümde gösterildiği gibi, gerçekte böyle değildir.
Bu durumda, elektrik yüklerinin tane özellikli olması için, yani küçültülemez en küçük bir elementar parçadan oluşmasını kabul için bir geçerli sebep yoktur, dolayesiyle, elektrik yükünün bulunduğu hacimde, serpiştirilmiş noktasal yükler- elektronlar protonlar- vs.nin varlıklarının kabulü mümkün değildir. Bunun yerine, “elektrik yükü yoğunluğu el” alansal büyüklüğünün varlığı, sebep sonuç ilişkilerinden ötürü gerçektir
Elektrik yükleri en küçük parçacıklardan oluşmamaktadır. Acar-alansal büyüklüklerden hareket edildiğinde, yukarda anılan sonsuz enerji veya kuvvet oluşumu gibi fiziksel bir sorun kalmamaktadır: Bu denklemlerden hareket edildiğinde, elektrik yüklerinin birbirlerine temas durumlarında dahi, sonsuz büyük kuvvet ve enerjiler çıkmamaktadır.
Bundan böyle, Coulomb elektriksel çekim çekim ve formüllerinin çok küçük mesafeler için geçerli olamayacağı , dolayesiyle “parçalanamayan en küçük elektrik yükü kavramlarının kabulünün mümkün olmadığı yani geçerli olmadığı, gösterilmiş oldu. Önerdiğimiz Acar- formüllerinde ise bir geçerlilik sınırı söz konusu değildir.
4.3 NEWTON ÇEKİM KUVVETİ FORMÜLÜNÜN İRDELENMESİ
.m1 ve.m2 kütlelerinin birbirleri üzerinde uyguladıkları kütle çekim kuvveti,

F = .m1.m2 / d2 denklemi ile bellidir. Burada gravitasyon katsayısını ve d: kütlelerin ağırlık merkezleri arasındaki uzaklığı belirtmektedir Bu ifade, kısa mesafeler için sorun yaratmaktadır:


Formülün geçerliliği şekil 4.1 üzerinde incelensin: .m1 kütlesi ufak bir metal küre olsun. .m2 kütlesi, içinde dikeylemesine silindir şeklinde bir boşluk bulunan büyük bir metal küredir.m1 kütlesi, .m2 kütlesinin içindeki silindirden sürtünmesiz geçebilecek çaptadır. Küçük küre, büyük kürenin ortasına dikey olarak indirilsin. Önce küreler eşmerekez durumda olsun. Bu durumda ağırlık merkezleri arasındaki mesafe sıfırdır. Sonra, ufak kürenin ağırlık merkezi, büyük kürenin ağırlık merkezinden (dx) kadar aşağıya insin. Bu Durumda kütleler arasındaki çekim kuvveti:
Fgr = .m1.m2 / (dx)2


denklemiyle bellidir.


Şekil 4.1

(dx) mesafesi çok küçük alındığında, çekim kuvveti astronomik mertebelere çıkacaktır, ve ufak kürenin alt tarafa düşmesi mümkün olmayacaktır. Fakat bu, gerçekte böyle değildir, bu yüzden yukarıdaki Newton Kütle Çekim Denklemi, bu haliyle doğru olamaz. Bu husus, yukarda bölüm 3.1.1'de gerçek boyutlarıyle gösterildi.


4.4. ATOMSAL KÜTLELERİN TANELİLİKLERİNİN İRDELENMESİ
Newton Kütle Çekim denklemine ( Fgr = m1 m2 / do2 ) göre, kütlelerin birbirlerine değmelerinde sonsuz enerji açığa çıkması gerekmektedir. Bu, gerçekte böyle değildir, dolayesiyle, maddenin bulunduğu hacimde, serpiştirilmiş noktasal kütleler-atomlar- elektronlar protonlar- vs.nin varlıklarının kabulü mümkün değildir. Bunun yerine, “kütle yoğunluğu m” alansal büyüklüğünün varlığı, sebep sonuç ilişkilerinden ötürü gerçektir.Bu durumda, .m1 kütlesinin .m2 kütlesi üzerinde etkidiği kuvvet alan büyüklükleri üzerinden alttaki şekilde hesap edilebilir:
Fgr = òdFgr = ò (m1 / (d1-2)2)dm2 = ò(m1 / (d1-2)2) m2 dVo2
Burada d1-2: merkez noktasından ikinci kürenin noktalarına uzanan radyan- yer vektörüdür. Kuvvet, vektörel büyüklüktür. Bu son denklemler, şekil 4.1'deki düzeneğe uygulandığında, küresel simetriden dolayı, son integralin sonuç değeri " sıfır"dır yani sonsuz değildir. Bu ilişkilerdeki rumuzlar için Acar tablosundaki genel rumuzlar kullanıldığında:
Fgr = òdFgr = òIgr1 dm2 = òIgr1 m2 dVo2
ilişkisi elde edilir Kütleler birbirleriyle temaslarında, birbirleriyle karışıyorlarsa, yeni bir yoğunluk bileşkesi ortaya çıkmaktadır- alaşımlarda veya eriyiklerse v.s. bu böyledir. Birbirleriyle karışmıyorlarsa, yukarıdaki denklemler geçerlidir ve bunlardan sonsuz çekim kuvveti çıkmamaktadır.
Bundan böyle, Newton kütlesel çekim formüllerinin çok küçük mesafeler için geçerli olamayacağı , dolayesiyle “parçalanamayan en küçük kütle kavramlarının kabulünün mümkün olmadığı yani geçerli olmadığı, gösterilmiş oldu. Önerdiğimiz formüllerde ise bir geçerlilik sınırı söz konusu değildir.

4.5. KÜTLE SAKINIM PRENSİBİNİN VE EİNSTEİN- KÜTLE- ENERJİ EŞDEĞERLİLİĞİNİN İRDELENMESİ


Maddenin sakınımı prensibi geçmiş zamanlarda iki sebepten ötürü geçerli sayılmıştır.

Birinci sebep: Eski yunan- romen düşünme sistemlerinde "sıfır" kavramının mevcut olmaması. Yani madde varsa vardır. "sıfır" kavramı, yani "yok" kavramı olmadığından, maddenin yani kütlenin "yok" olması da akla gelmemiştir. Bundan dolayı, bir kimyasal veya fiziksel olaya toplam ne kadar madde girmişse, o kadar madde çıkar. Ne var ki modern düşünme sisteminde "sıfır" kavramı itirazsız kabul görmektedir.


İkinci sebep: tüm klasik fiziksel ve kimyasal deneylerde, denel olarak işleme giren madde miktarı çıkan madde miktarına eşit olmuştur.

Ne var ki, nükleer reaksiyonlarda, reaksiyona giren madde miktarının, çıkan madde miktarına eşit olmadığı, denel olarak sabittir ve esasında böylece maddenin sakınımı kuramının geçersizliği ortaya çıkmıştır. Bu kuramın, yani eski düşünce sistemlerinden üstlenilen “ maddenin sakınımı “ prensibinin geçerliliğinin sürdürülmesi için, eksilen maddenin enerjiye dönüştüğü öne sürülmüş ve madde-enerji eşdeğerliliği kabulü dayatılmıştır


Bu gün “maddenin sakınımı “ prensibinin kabulünün sürdürülmesi için artık yukarda anılan iki dayanak ta geçersiz olmuştur: 1) “sıfır” kavramı yerleşmiş ve kabul görmüştür. 2) Nükleer reaksiyonlarda işleme giren kütle toplamının çıkan toplama eşit olmadığı denel olarak sabittir.
Buna karşılık, maddenin sakınımının tersinin kabulü için, yani maddenin - şartlar yerine getirildiğine - vardan yok, veya yoktan var edileceğinin kabulü için alttaki geçerli sebep vardır ve önerilen düşünceler, temel fizik ilişkilerine ters düşmemektedir.
4.5.1. MADENİN VARDAN YOK OLMASININ DİĞER SİSTEMLERDEKİ ANALOJİK DURUMU:

Acar enerji formülleri tablosuna göre, öteleme hareketinde kinetik enerjisi taşıyıcısı olan kütle, enerji kapasitesi olarak, elektrikteki kapasiteye veya manyetizmada ki manyetik iletkenliğe eşdeğerdir.


Elektrik yüklü bir kondansatörün plakaları, kuvvet etkisiyle, öteleme işi yapılarak birbirinden uzaklaştırılırsa, sabit yük ve sabit kesitte, yapılan iş, sistemde elektrik enerjisi olarak ortaya çıkar, ayni zamanda kapasite küçülmüştür. Bu tür davranışları diğer sistemlerde de görebiliriz. Bu durum, nükleer reaksiyonlarda bir taraftan enerjinin açığa çıkması- diğer taraftan maddenin küçülmesi yani kaybolması olayına analoji göstermektedir.
Dışardan yapılan etkiyle manyetik iletkenlik, yay sabitesi, elektriksel kapasite değiştirilebildiğine göre, kütlenin de ayni davranışı göstermesi, yani değiştirilebilmesi, yani

artırılıp azaltılabilmesi gerekmektedir.


Örneğin, bir miktar hidrojen gazının, güneş ortamında, yani çok büyük sıcaklıkta ve çok büyük basınç altındaki davranışını ele alalım: Bu çok büyük basınç altında., yoğunluk çok artmakta, -kütle çekim kuvvetinin yaptığı iş ısıya veya elektromanyetik dalgayla yayılmaktadır . Bu esnada, henüz bilinmeyen mekanizmalarla, madde azalmaktadır, böylece reaksiyondan çıkan helyum kütlesi, reaksiyona giren hidrojen kütlesinden daha azdır. Burada maddenin var-dan yok edildiği görülmektedir. Bundan böyle maddenin sakınımı prensibi tartışmaya açılmaktadır
Diğer taraftan "maddenin sakınımı" prensibinin sürdürülmesi için, maddenin enerjiye dönüştüğünün kabulü, mantıksal değildir, bunlar iki ayrı fiziksel büyüklüktür, birbirlerine dönüşmesi, bilimsel olarak mesnetsizdir. Kütlenin, E=mc2 ilişkisine göre değişmesinin bir mantığı olamaz. Enerji, bu denkleme göre kütleye eşdeğer değildir, olsa olsa , kütlenin hızın karesiyle çarpımına eşdeğerdir. Bu denkleme göre, sadece hızın karesiyle çarpılan kütle, diğer enerjilere dönüştürülebilir.Bu denklemi desteklemek üzere geliştirilen teoriler, yukarda da açıkça belirtildiği gibi, fiziğin temel ilkelerine aykırı postulatlara , dayatmalara göre düzenlenmiş Bohr atom modelinden kaynaklanmaktadırlar ki, fiziğe aykırılıkları başından bellidir.
4.5.2. MADENİN YOKTAN VAR OLMASININ DİĞER SİSTEMLERDEKİ ANALOJİK DURUMU:
Bir elektrik kondansatörün yükü, veya gerilimi çok artırılırsa, plakaların birbirlerine uyguladığı çekim kuvveti de çok artar. Plakaları birbirinden uzak tutan malzeme, bu kuvvetten etkilenir ve plakaların birbirlerine yaklaşmalarına engel olamaz. Plakalar arası mesafe kısaldığında, ve kesit alanı sabit aldığında, yükleç değeri büyümektedir. Bu arada farklı yükler bir miktar daha birbirlerine yaklaşmakta, yapılan iş, enerji dönüşümüne uğrayarak, ara malzemede yay enerjisine veya başka bir enerjiye dönüşmektedir. Burada, gerilimin artmasıyla, kondansatörün sığasının arttığını görüyoruz. Bu düşünceye eşdeğer olarak, gerilime tekabül eden hızın arttığında, elektrik sığasına tekabül eden kütlenin de hızla birlikte artması sistematiğin getirdiği bir analojik şarttır. Bu olayın mekanizması- detayları araştırılmalıdır. Burada da maddenin yoktan var edildiği düşüncesi işlenmektedir. Bundan böyle maddenin sakınımı prensibi tartışmaya açılmaktadır
4.6 EINSTEIN GÖRECELİK KURAMININ İRDELENMESİ
Einstein izafiyet teorisine göre alttaki ilişki geçerlidir.
.m=.mo/(1-.v/c)-1/2
Acar genel fizik denklemleri tablosuna göre, bir sistem için geçerli olan ilişkilerin , analojiden dolayı diğer sistemler için de geçerli olması düşünülmektedir. Bu düşünceden hareket edilirse: Einstein izafi kütle formülüne göre, hız arttıkça kütle artmakta, ışık hızında sonsuz büyük olmaktadır. Eşdeğer olarak, bir kondansatörün kapasitesi, belirli bir gerilim değerinde ; hakeza sonsuz büyüklükte olmalı. bir bobinin iletkenliği, belirli bir akım değerinde ; hakeza sonsuz büyüklükte olmalı. bir yayın çarpanı, belirli bir uzamada ; hakeza sonsuz büyüklükte olmalı. Tablodaki eşdeğerlilikten ötürü: alttaki ilişkilerin geçerli olması gerekir:
C=Co/(1-U/Ux)-1/2 ; =o/(1-Q/Qo)-1/2 ; ksl= kslo/(1-u/ux)-1/2 ....
Burada, Co: gerilimsiz durumdaki kaasite, o : akımsız durumdaki manyetik iletkenlik, kslo : kuvet altında olmayan yay sabitesi, Ux : kritik gerilim, Qo : kritik akım ux : kritik uzama anlamında kullanılmıştır.
Bunlar geçerli olmadığından, kütle izafiyet denklemi de, analojiden ötürü geçerli olamaz

4.7. COMPTON GÖRÜŞÜNÜN İRDELENMESİ


Modern fiziğin temel taşlarından COMPTON öğretisi, fiziksel aykırılıklar içermektedir: Fotonun momentumu – enerjisi ve impuls arasında doğru orantısal ilişki kabul edilmiştir, ki bu fiziksel temel kavramlara aykırıdır. Momentum, hızla doğru orantılıdır, kinetik enerjisi ise hızın karesiyle orantılıdır.
Acar denklemler tablosuna göre, sadece sığa sabit ise, yani kütle- kapasite- atalet momenti- manyetik iletkenlik- yay sabitesi sabit ise, momentuma eşdeğer büyüklükler (momentum, açısal momentum, elektrik yükü, manyetik akı, yay çekme kuvveti- vs.) ve gerilim büyüklükleri (hız, açısal hız, gerilim, tümakım, yayuzama, yaydönme vs) arasında doğru orantı olabilir. Halbuki, Einstein izafiyet öğretisine göre kütle sabit değildir. Atom teorisine göre, hem kütle sabit alınmamaktadır hem de ışık momentumu, hızla doğru orantıda alınmaktadır, burada bir tenakuz vardır.
Comton’da ayrıca, fotonların elektronlara maddesel çarparak dağılıp doğrusal yörüngesinden sapma gösterdikleri kabul edilmiştir Halbuki atom teorisine göre, elektron yarıçapları o denli küçüktür ki, fotonla çarpışmaları ihtimali, sıfır kabul edilebilir, zira fotonu elektrona yaklaştırmaya zorlayan herhangi bir özellik- sebep te yoktur.
Bu çalışmanın ilk bölümünde gösterdik ki, Bohr atom modeli tamamen bir model – bir faraziyedir. Ve temelde fiziksel gerçeklere aykırı – dayatmacalı bir faraziyedir. Bu dayatmalı faraziyeden hareketle türetilen öğretiler, gerçekmiş gibi iddia edilemez. Bu açıdan bakıldığında da, Compton öğretisi havada kalmaktadır.

_____________________________________________________________________________


5. DİĞER ÖNERİLER
Mevcut atom teorisinde , ışıktaki dijital veriler, atomlardaki yörüngelerle falan açıklanmaktadır. Fakat esasında bu ilişkiler, insanların kendilerinin model olarak ve bazı postulatlarla – fiziğe aykırı dayatmalarla - uydurdukları atom modelleriyle mesnetlendirilemez, belki kolay anlatılabilir. Fakat bu anlatım faraziyeye dayandığından, kurgu olarak kalmaya devam eder.
Acar tablosuna göre, elektrik sisteminde :manyetik akı’nın ikinci zamansal türevi, kapasiteye paydalanan elektrik akımını ve manyetizma sisteminde: elektrik yükünün ikinci dereceden zamansal türevi de, manyetik iletkenliğe paydalanan spin gerilimini vermektedir.
Bu ilişkilerin, özel başlangıç şartlarına göre oluşturacağı ikinci dereceden türevsel denklemlerin matematiksel çözümleri, periyodik yer-zaman fonksiyonlarını verebilir ki, buradan da aslında bir elektromanyetik dalga fonksiyonu arz eden ışık olayları, yürüyen elektrik dalgaları gibi olaylar temelden açıklığa kavuşabilir.
Önerilen Acar genel fizik denklemleri tablosunda, her hangi bir postulat, dayatma, kabul v.s. gibi geçerliliğe gölge düşürecek bir husus mevcut değildir. Burada sadece, geçerliliği deneylerce saptanmış yasalardan ve matematiksel ilişkilerden hareket edilmiş ve genel tablo tamamlanmıştır.
Bu tabloda, elektrik ve manyetizma düzeneklerinin – sistemlerinin – denklemlerinin karşılıklı etkileşim içinde oldukları görülmektedir. Analojiden hareket ederek gravitasyon ile öteleme ve rotasyon sistemlerinin karşılıklı etkileşimleri – ilişkileri incelenmelidir.
Burada, Acar enerji denklemlerini bir basamak daha genelleştirerek , kütle çekim kavramına kütle statiği, öteleme kavramına “kütle dinamiği” ve dönmeye “kütle rotasyonu” ismini öneriyorum.
Diğer taraftan, elektriksel sistem: (elektrostatik sistem) olarak ve manyetik sistem: (elektro rotasyon) sistem olarak tanımlanabilir. Bundan başka, kütle öteleme kavramından analoji olarak “elektrik öteleme “ kavramı hususunda öneriler geliştirilebilir. Örneğin yürüyen dalgalar, bu kapsamda incelenebilir.
Yay ötelemesi kavramı altında, salınım yaylanmalar incelenebilir.
Kohezyon- adezyon- - basınç, termodinamik, akışkanlar vs gibi fiziksel olaylar, sistemler arası geçişler , tablodaki matematiksel ilişkilerden hareketle araştırılmalıdır.
Atom teorisi, çok kıymetli çalışmalarda ve sonuçlar elde edilmesinde kullanılmıştır, yararlı olmuştur. Bundan dolayı, bu teorinin de kullanılmaya devam edilmesinde sonsuz fayda vardır. Ne var ki, bunun sadece bir model olduğu hep göz önünde tutulmalıdır.
YORUM- ÖNERİ: Bu çalışmaya göre, doğada yok edilemeyen tek fiziksel büyüklük, "enerji" dir. Bu kelime, rumca kökenlidir ve "iş değeri " gibi çevrilebilir. Bu, sadece öteleme işlemi kapsamındadır, yani (kuvet x yol) anlamını kapsamaktadır. Tüm diğer sistemlerdeki "enerji"leri de genel anlam kapsama almak için, bu kelime yerine, doğada yok edilemeyen tek fiziksel büyüklük anlamını içeren "doğacan" tanımlamasının kullanılmasını öneriyorum. Son olarak “mksA” sistemi yerine “mJsA” (metre-Jul-Saniye-Amper) temel birimlerinin kullanılmasını öneriyorum- zira kütle mutlak değildir, mutlak olan büyüklük enerji veya (acunöz)’dür.
Sonuçlar:
Yukarda anılan sebeplerden dolayı

  1. Atom teorisi tamamen sanal bir modeldir, atomsal büyüklüklerinin ölçümleri, ölçü tekniği açısından olanaksızdır.

  2. Coulomb, Newton kütle çekim formülleri, çok küçük mesafeler için geçerli değildir, ACAR-etkileşim kuvveti formülleriyle sorun kalkmaktadır.

  3. ACAR-etkileşim kuvveti formülleriyle enerjiinin bir sistemden bir başka sisteme geçiş mekanizması açıklanabilmektedir.

  4. Maddenin enerjiye dönüşmesi mümkün değildir. Sadece enerji alış-verişlerde kütle- yükleç- manyetik iletkenlik gibi enerji taşıyıcılarının büyüklükleri değişebilir.

  5. Compton teorisi geçerli değildir.

Kaynakça: 1:Gustav Menschening / Söhne Gottes/

2:Hasan Önal, Ölçme tekniği, İTÜ kütüphanesi, sayı :1147

3: J.R. TAYLOR – C.Zafaritos, Prentice Hall Inc



4: Hans Rau, Helio Technik, Udo Pfriemer verlag, Münih
Yüklə 455,92 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin