Edebu'l-Mufred Ahlâk Hadisleri


SÖVÜŞEN İKİ KİMSENİN SÖYLEDİKLERİNİN GÜNAHI



Yüklə 1,83 Mb.
səhifə9/25
tarix26.07.2018
ölçüsü1,83 Mb.
#59500
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   25

SÖVÜŞEN İKİ KİMSENİN SÖYLEDİKLERİNİN GÜNAHI

İLK BAŞLAYANDIR

423. Ebû Hureyre, Peygamber (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“- Sövüşen, iki kimsenin söyledikleri sözün günahı, sövülen (mazlum) hu­dudu aşmadıkça, ilk söze başlayan üzerinedir.”



424. Enes, Hazreti Peygamber (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:                                                 

“- Sövüşen iki kimsenin söyledikleri sözün günahı, mazlum durumdaki sö­vülen tecavüz edilinceye kadar, ilk söze başlayan üzerinedir.”



425. Yine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Bühtan nedir, bilir misiniz?”

(Ashab) dediler ki:

- Allah ve onun Rasûlü daha iyi bilir. Peygamber:

“- İnsanların arasını bozmak için, bir kısım insanlardan bir kısmına sözü nakletmektir.” buyurdu.

426. Ve yine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Allah (Azze ve Celle) birbirinize tevazu edesiniz ve birbirinize tecavüz etmeyesiniz diye bana vahyetti.”



SÖVÜŞENLER ŞEYTANDANDIRLAR, SAÇMALARLAR VE BİRBİRLERİNE YALAN SÖYLERLER

427. İyaz’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

- Dedim ki, ey Allah’ın Rasûlü! Adam bana sövüyor.

Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Sövüşenler şeytandırlar, saçmalarlar ve birbirlerine yalan söylerler.”



428. İyaz İbni Hımâr’dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah şöyle buyurdu:

“- Allah, bana, tevazu edesiniz diye vahy etti; öyle ki bîriniz diğerine teca­vüz etmesin ve hiç kimse de diğeri üzerine öğünmesin.”

Ben de dedim ki:

- Ey Allah’ın Rasûlü! Bana bildirir misiniz; benden daha noksan olan bir toplu­luk içerisinde eğer bir adam bana sövse de ben ona sözünü geri çevirsem, bunda ba­na günah var mı? Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“- Sövüşenlerin her ikisi şeytandır, saçmalarlar ve birbirlerine yalan söylerler.”

428 / 2. (Mükerrer) İyaz şöyle demiştir

- Mekke’de (Haremde) Rasûlullah (s.a.v.)’in arkadaşı idim. Ben henüz Müslüman olmadan önce ona bir dişi deve hediye ettim de, onu kabul etme­di ve şöyle buyurdu:

-”Ben müşriklerin bağışından hoşlanmam.”

MÜSLUMANA SÖVMEK FASIKLIKTIR

429. Sa’d İbni Malik’den; o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre, Peygamber şöyle buyurdu:

“Müslümana sövmek fasıklıktır.”



430. Enes’den rivayet edildiğine göre, demiştir ki, Rasûlullah (s.a.v.) kötü söz söylemezdi, lanet okumazdı ve sövücü de değildi. Öfkeli zamanın­da şöyle derdi:

“- Ona ne oluyor? Alnı yere sürünsün.”

 431. Abdullah’dan, o da Peygamber (s.a.v.)’den rivayet etmiştir:

“- Müslümana sövmek fasıklıktır ve onu öldürmek küfürdür .”



432. Ebu Zer’den işitildiğine göre, şöyle demiştir;

- Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu dinledim:

“- Bir adam, bir adama (taşkınlık yaparak) söz atmasın; ona küfür sözü at­masın (kâfir demesin). Böyle yaparsa, arkadaşında küfür bulunmadığı takdir­de, küfür kendisine döner.”

433. Ebu Zer’den aynı senedle rivayet edildiğine göre, Ebu Zer Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu dinlemiştir:

“- Bir kimse bilerek babasından başkasına intisabı iddia ederse, küfretmiş olur. Kim de mensubu bulunmadığı bir kavme intisabı iddia ederse, Cehen­nemdeki yerine hazırlansın; ve bir kimse bir adama küfür isnad eder yahut:

- Ey Allah’ın düşmanı, der de onda bu hal yoksa, söylediği söz kendine döner.”

434. Peygamber (s.a.v.)’in ashabından biri olan Süleyman İbni Sured’den işitilmiştir; adam şöyle anlattı:

- Peygamber (s.a.v.)’in yanında iki adam sövüştü. Bunlardan bi­ri hiddetlendi. Hiddeti o kadar taştı ki, yüzü şişti ve şekli değişti. Bunun üzerine

Peygamber (s.a.v.):

“- Ben bir söz biliyorum ki, eğer onu, (bu hiddetlenen adam) deseydi, içinde bulunduğu hal kendisinden giderdi.” buyurdu. (Peygamberin yanında bu sözü duyan) adam, o hiddetlenene gidip Peygamber (s.a.v.)’in sözünü ha­ber verdi ve şöyle dedi:

 - Allah’ın rahmetinden kovulmuş şeytan’dan Allah’a sığın = Eûzü Billahi Mineş’Şeytanir-Racîm, diyerek Allah’a sığın.

Öfkeli adam:

-   Bende hiddet mi zannediyorsun, ben deli miyim? git, dedi.

435. Abdullah’dan:

“- İki müslüman yoktur ki, bunlarla Allah arasında bir perde (muhafaza) olmasın. Bunlardan biri, arkadaşına dargınlık sözü söyleyince, Allah’ın perdesini yırtmış olur, (artık korunmaz). Bunlardan biri diğerine:

“- Sen kâfirsin!” derse, ikisinden biri kâfir olur, (muhatap gerçekten kâfir de­ğilse, söyleyen kâfir

İNSAN SÖZÜNÜ BELLİ KİMSELERE TEVCİH ETMEMELİDİR

436. Mesrûk’dan rivayet edildiğine göre, Hazreti Âişe’nin şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

- Peygamber (s.a.v.) bir iş yaptı ve o işin işlenmesine ruhsat ver­di. Bundan bir kısım müslümanlar kaçındılar, (onu yapmadılar, takva yo­lunu seçtiler). Bunların tutumu Peygamber (s.a.v.)’e ulaştı. Bunun üzerine, Peygamber (s.a.v.) hitabette bulunup Allah’a-hamd etti; sonra şöyle buyurdu:

“- Bazı kimselere ne oluyor, benim yaptığım şeyden kaçınıyorlar, (onu yap­mıyorlar)? Allah’a yemin ederim, ben Allah’ı o kimselerden daha iyi bilirim ve onlardan daha çok Allah’dan korkarım.”

437. Enes’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

- Peygamber (s.a.v.), insanda hoşlanmadıkları bir şeyi görünce onu karşılarına almazlardı, (ona hitap ederek mahcup bırakmazlardı). Bir gün bir adam Peygamberin yanına girdi, üzerinde zaferan sarılığı izi vardı. Adam kalkınca, (işine gidince) Peygamber ashabına şöyle dedi:

“- Keski bu sarılığı ve kokusunu gidereydi, yahut izini çıkaraydı.”

Peygamber Efendimiz, huzurlarına gelen adamın üzerinde bulunan zaferan lekesiyle kokusundan hoşlanmadıkları halde ona, yüzüne karşı git, temizlendikten sonra gel, dememişler; ancak adam ayrıldıktan sonra halinden hoşlanmadıklarını ifade buyurmuşlardır. Bununla beraber, Ebu Davud’un rivayetinde, adama:

“- Git, temizlendikten sonra gel.”

Şeklinde tesbit edilmiştir. Böyle olunca, yüze karşı söyleyişleri nadir olan hal­lerden biri sayılır.



KENDİ TEVİLİNE GÖRE BAŞKASINA EY MÜNAFIK DİYEN KİMSE

438. Ebu Abdurrahman Es-Sülemi’den rivayet edildiğine göre; şöyle demiştir:

- Hazreti Ali (ra) şöyle dediğini dinledim:

-Ben ve Zübeyr İbnu’l-Avvam ikimiz de atlı olduğumuz halde, Peygamber (s.a.v.) bizi (Mekke’ye doğru) gönderip dedi ki:

“- Gidin, tâ falan bahçeye ulaşıncaya kadar... Orada bir kadın vardır ki, kendisinde Hatıb İbni Ebi Belta’a tarafından Mekke müşriklerine yazılmış bir mektup var. (O mektupla Mekke’yi feth edeceğimizi müşriklere haber vermekte­dir.) Onu bana getirin.”

Ona, Peygamber (s.a.v.) vasfettiği şekilde bir deve üzerinde gi­derken kavuştuk. O kadına dedik ki:

- Beraberindeki mektubu ver. O:

“- Bende mektup yoktur, dedi. Biz, kadım ve devesini aradık, (bulamadık). Ar­kadaşım dedi ki:

- Bilemiyorum, (ne yapalım). Ben dedim ki:

- Peygamber (s.a.v.) hata etmemiştir. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, muhakkak surette (ey hanım), senin elbiselerini çıkaraca­ğım, yahut mektubu çıkarırsın.

Bunun üzerine kadın, giydiği yün şalvarının kemerine eliyle abanarak mektubu çıkardı. Biz de Peygamber (s.a.v.) döndük. Hazreti Ömer şöyle de­di: (Bu adam = Hatıb İbni Ebi Balta’a).

- Allah’a ve onun Peygamberine ve müminlerine hıyanet etmiştir, (bu münafık­tır), bırak beni, boynunu vurayım.

Peygamber, Hatıb’a sordu:

“- Bu işi yapmaya seni sevk eden ne?” Adam dedi ki:

- Bende nifak yok, ben ancak Allah’a imân eden bir kimseyim. Mekke’deki ak­rabalarım yanında taraftarım olsun, kasdında bulundum. Peygamber;

“- Doğru söylemiştir ey Ömer! Bu adam Bedir savaşında bulunmadı mı? Allah o savaşta bulunanların haline muttali olması gereği ile olur ki şöyle bu­yurur: İstediğinizi yapın, size Cennet vacib olmuştur.”

Bunun üzerine Hazreti Ömer’in gözleri yaşardı ve:

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedi.

Nihayet mektup ele geçirilip Hz. Peygamber’in huzuruna getirilince, Hazreti Ömer:

“- Ya Rasûlullah! İzin ver, şu münafığın boynunu vurayım!” demişse de, Bedir savaşında bulunmasına hürmet olarak bu kabahatim Peygamber bağışlamış­tı. Bu hadîse üzerine şu âyet-i kerîme nazil oldu:

“- Ey imân edenler! Düşmanlarımı ve düşmanlarınızı dostlar edinme­yin. Siz, onlara (mektupla bağlılık ve) sevgi yolluyorsunuz; halbuki onlar, Kur’ân’dan size geleni inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a imân ediyorsu­nuz diye, sizi ve Peygamberi (Mekke’den) çıkarıyorlardı. Eğer sizler benim yolumda ve rızam uğrunda cihad için (Mekke’den Medine’ye) çıktığımızsa, (düşmanlarımı ve düşmanlarınızı dost edinmeyin). Siz sevgi göstererek onla­ra sır veriyorsunuz; halbuki ben, sizin gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da hep bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, artık hak yolun ortasında sapıl­mıştır.”

Bu âyet-i kerîme, Hâtıb’ın iman ehlinden olduğunu böylece ispat etmiştir.

Hâtıb, daha önce hicretin altıncı yılında Hz. Peygamber tarafından İskenderi­ye’deki Rum Meliki Mukavkıs’e elçi gönderilmişti. Mukavkıs’m takdim ettiği Mariye-i Kıptıyye ile diğer hediyeleri Hz. Peygamberi getirmişti. Hicretin 30. yılında altmış beş yaşında olduğu halde vefat etti ve cenazesi Hz. Osman tarafından kılın­dı. Allah ondan razı olsun. Netice olarak, herhangi bir tevile saparak bir kimseye “Münafık” diye hitab etmek doğru değildir, hatalıdır.



KARDEŞİNE: “EY KAFİR!” DİYEN KİMSE

439. Abdullah İbni Ömer’den; Rasûlullah (SatiaiiahüAleyhi veSeilem) şöyle buyurdu:

“Hangi adam, kardeşine kâfir derse, bu söz ikisinden birini küfre götür­müştür.”



440. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu Abdullah İbni Ömer haber vermiştir:

“- Bir kimse diğerine, kâfir dediği zaman, bu ikisinden biri kâfir olur: Eğer dediği kimse kâfir ise, adam doğru söylemiştir; yok eğer ona dediği gibi değil­se, ona söylediği küfür sözü kendine döner, (söyleyen kâfir olur).”



DÜŞMANLARIN SEVİNMESİ

441. Ebû Hureyre, Peygamber (s.a.v.)’den rivayet ediyor ki, Hazreti Peygamber kötü kazadan ve düşmanların sevinmesinden Allah’a sığınırdı.

MALDA İSRAF

442. Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Allah sizin üç şeyinize razı olur ve üç şeyini/e razı olmaz. Sizin O’na iba­det edip de kendisine ortak koşmamanıza, topluca Allah’ın dinine sarılmanıza ve Allah’ın işleriniz için idareci tayin ettiği kimselerle iyi idare etmenize razı olur. Sizin dedikodu etmenizi, çok soru sormanızı ve malı israf etmenizi kerih görür, (bu üç şeyden de hoşnut olmaz.)”



443. İbni Abbas, Aziz ve Yüce olan Allah’ın:

“- Her neyi hayra harcarsanız, Allah onun arkasından karşılığını (mükâfa­tım) verir; O rızık verenlerin en hayırlısıdır.” âyet,i kerime sindeki harcamayı, is­raf etmeksizin ve büsbütün kısmaksızın diye tefsir etmiştir.



SAÇIP SAVURANLAR

444. Ubey’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

“- Abdullah’a (îbni Mes’ud’a) saçıp savuranlardan sordum. Şöyle cevap verdi:

- Hak olmayan (meşru bulunmayan) yere harcayanlardır.”

EVLERİ- KONUKLARI- KERVANSARAYLARI ISLÂH ETMEK

446. Hazreti Ömer’in minberde şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“- Sizi barındıran evlerinizi düzgün yapınız ve şu (zararlı) yılanları korkutunuz, (onlarla mücadele ediniz, evlerinize girebilecek bir kapı bulmasınlar). Bu hareketi­niz onların sizi korkutmasından (ve size zarar vermesinden) önce olsun. Bu yılan­ların size selâmet vereni asla ortada yoktur. Allah’a yemin olsun ki, biz onlara düş­manlık edeliden beri onlarla arayı düzeltmiş değiliz. (Öteden beri onların insanlara düşmanlığı mevcuttur, zararları devamlı olacaktır).”



BİNALARA HARCAMA (YATIRIM)

447. Habbab’dan, şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“- İnsana her yaptığı şeydan mükâfat (sevap) verilir; ancak binadan dolayı ve­rilmez .”

“- Eğer Rasûlullah (s.a.v.) bize, ölümü istemeyi yasaklamayaydı, ben ölümü isteyecektim.”

Hazreti Ali (ra) Sıffîn savacından dönüşünde kabrine uğramış ve şöy­le demişti:

- Allah Habbab’a rahmet etsin! Gönlü ile Müslüman oldu, isteyerek hicret etti, mücahid olarak yaşadı ve muhtelif belâlarla karşılaştı. Elbette Allah onun mükâfatını zayi etmeyecektir.

Peygamber Efendimizden hadîsler rivayet etti. Kendisinden de Ebu Umame, kendi oğlu Abdullah, Ebu Ma’mer, Kays Ibni Ebu Hazım ve Mesrûk gibi zevat ri­vayet etmişlerdir. Allah ondan ve bütün ashabdan razı olsun.



İNSANIN KENDİ İŞÇİLERİYLE ÇALIŞMASI

448. Abdullah İbni Amr’in, (Tâif de) Veht mevkiinden çıkıp gelen ken­di kardeşine şöyle dediği işitilmiştir:

- “İşçilerin çalışıyor mu? O, bilmiyorum, dedi. Abdullah İbni Amr:

-Eğer Sakıf kabilesinden olaydın, işçilerinin ne yaptığını bilirdin, dedi. Sonra Abdullah İbni Amr bize döndü ve şöyle dedi:

- İnsan kendi yerinde (Ebu Asım da bir defasında: Malında, dedi) işçileriyle be­raber çalıştığı zaman, Azîz ve Celîl olan Allah’ın işçilerinden bir işçi olur, Allah’ın rızasını kazanır.”



BİNALARDA BOY ÖLÇÜŞMEK

449. Ebû Hureyre, Rasûlullah (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“- İnsanlar bina inşaatında birbirleriyle yükseklik yarışında bulunmadıkça kıyamet kopmaz.”



450. Hazreti Hasan’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“- Hazreti Osman İbni Affan’ın hilâfeti zamanında, Peygamber (s.a.v.) zevcelerinin evlerine girerdim de evlerin tavanlarına elimle kavuşurdum.”



451. Davud İbni Kays anlatarak şöyle demiştir:

“- (Peygambere ait) hücreleri, kıllarla örülmüş çullarla dıştan kaplanmış halde, hurma dallarından yapılmış gördüm. Zannediyorum ki, evin genişliği, hücre kapısın­dan evin kapısına kadar altı veya yedi zira’ (4.5-5 metre) vardı. Evin iç kısmım da on zira’ (6-6.5 m) tahmin ediyorum. Tavanı ise, yedi ve sekiz zira’ arasında, buna yakın zannediyorum. Hz. Âişe’nin kapısında durdum. Ön kapı, batıya dönüktü.”



452. Abdullah El-Rûmî’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

“- Ümmü Talak’ın evine vardım da dedim ki, bu evinin tavanları ne kadar al­çak! Kadıncağız şöyle cevap verdi:

- Yavrum! Müminlerin Emîri Ömer İbni Hattab (ra) binalarınızı yük­sek yapmayınız diye idarecilere mektup yazdı; çünkü bu (yüksek bina yapışı) kötü günlerinizden olacaktır.”

BİNA İNŞA EDEN KİMSE

453. Habbe İbni Halid ve Sevâ İbni Halid’den rivayet edildiğine göre, her ikisi Peygamber (s.a.v.) kendine ait bir duvarı yahut bir binayı onarırken ona geldiler ve yardım ettiler.”

 

454. Kays İbni Hazim’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

“- Habbab’ın yedi yerinde ateşle dağlanma yarası olduğu halde, hastalık ziya­retine vardır. O şöyle dedi:

- Bizden önceki ashabımız, gelip geçtiler de dünya, onların âhiret mükâfatından bir şey noksanlaştırmadı. Biz ise, elde ettiğimiz imkânları toprağa harcamaktan baş­ka bir yer bulamıyoruz. Eğer Peygamber (s.a.v.) bize ölümü isteme­yi yasaklamamış olsaydı, ben onu isterdim; ölmeme dua ederdim.”



455. (Devamla) Sonra başka bir defa Peygamber’e gittik ki, kendine ait bir du­var yapıyordu. O şöyle buyurdu:

“- Müslüman harcadığı her şeyden sevap kazanır; ancak inşaata harcadı­ğı şeyden değil.”



456. Abdullah İbni Amr’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

- Ben, kendimize ait bir barakayı onarırken, Peygamber (s.a.v.)’e uğrayıp şöyle dedi:

“- Bu nedir?” Ben dedim ki:

-Ey Allah’ın Rasûlü! Barakamızı onarıyorum.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

“- Ecelin gelişi, bunun yıkılmasından daha çabuktur.” buyurdu.



GENİŞ MESKEN

457. Nafı’ İbni Abdül-Haris, Peygamber (s.a.v.)’den rivayet et­tiğine göre, Peygamber şöyle buyurdu:

“- Geniş mesken, dürüst komşu ve rahat binek, kişinin saadetindendir.”



EVLERİNDE CUMBA EDİNENLER

458. Enes’e ait cumba üzerindeki köşede Enes’le beraber bulunan Sabit (ibni Kays ibni Şemmas) şöyle anlatmıştır:

-Enes ezanı işitti de evden aşağı indi, ben de indim. Adımları kısa atmaya baş­ladı ve dedi ki, ben Zeyd İbni Sabit ile beraberdim. O, benimle bu şekilde yürüdü ve şöyle dedi:

-Biliyor musun, niçin seninle böyle yürüdüm? Çünkü Peygamber (s.a.v.) benimle bu şekilde yürüdü ve şöyle buyurdu:

“- Biliyor musun, seninle niçin böyle yürüdüm?” Ben:

- Allah ve onun Rasûlü daha iyi bilir, dedim. Buyurdu ki:

“Böyle kısa adımlarla yürümenin sebebi namaza gidişte, adımlarınızın sa­yısı çok olsun diyedir.”



BİNALARI SÜSLEMEK

459. Ebû Hureyre Peygamber (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre, Peygamber şöyle buyurdu:

“    İnsanlar evler bina edip de, onları kumaşlara benzetmedikçe, kıyamet kopmaz.”

İbrahim demiştir ki:

- Kumaştan maksad, çizgili allı pullu elbisedir.



460. Muğîre’nin kâtibi Verrad’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

- Muaviye, Rasûlullah (s.a.v.)’den duyduklarını bana yaz diye, Muğîre’ye mektup yazdı. Muğîre de ona şunu yazdı:

- Allah’ın Peygamberi (s.a.v.), her namazın arkasında şöyle derdi:

“- Allah’tan başka hiç bir İlâh yoktur; yalnız o vardır, ortağı yoktur. Mülk onundur, hamd ona mahsustur ve o her şeye kadirdir. Allah’ım! Senin verdiğini engelleyen bir kuvvet yoktur; engellediğini de verecek yoktur. Zengi­nin zenginliği fayda vermez; zenginlik ancak sendendir.”

-  Yine Muğîre, Muaviye’ye şöyle yazdı:

- Peygamber dedikoduyu, lüzumsuz çok sormayı, malı israf etmeyi yasaklardı. Yine annelere asi olmayı, kızları öldürmeyi, hayrı engelleyip dilenmeyi yasaklar­dık).



461. Ebû Hureyre, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

“- Sizden hiç birinizi, asla ameli kurtaramaz.”

Ashab:

- Sizi de mi kurtaramaz, ey Allah’ın Rasûlü? dediler.



Peygamber (s.a.v.) buyurdu:

“ - Beni de kurtaramaz; ancak Allah kendinden bir rahmetle beni örtmesiyle kurtulurum. Doğruyu söyleyiniz ve itidal üzere olunuz, (büsbütün sevinmeyiniz ve tamamen ümitsizliğe düşmeyiniz), her işte mutedil olunuz, (ifrad ve tefride kaçmayı­nız). Sabahın ilk vakitlerinde, öğleden sonra ve gecenin ilk saatlerinden bir kısmın­da ibadete koşunuz, çalışınız. Daima orta yolu tutunuz; hedefe ulaşırsınız.”



YUMUŞAK HAREKET ETMEK

462. Peygamber’in zevcesi Hazreti Âişe’den rivayet edildiğine göre, Aişe şöyle demiştir:

- Yahudilerden beş-on kişilik bir erkek topluluğu Rasûlullah (s.a.v.)’in yanına vardılar da:

- Essamü Aleyküm = Ölüm üzerinize olsun, dediler. Âişe demiştir ki:

- Ben bunu anladım ve Ölüm sizin üzerinize olsun, Allah’ın laneti de... dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Yavaş ol, ey Âişe! Allah bütün işlerde yumuşaklığı sever!”

Ben dedim ki:

- Ey Allah’ın Rasûlü! Onların dediğini işitmedin mi? Rasûlullah şöyle cevap verdi:

“- (Ben onlara) ve Aleyküm = sizin üzerinize olsun, demiştim.”



463. Cerîr İbni Abdullah’dan rivayet edildiğine göre, demiştir ki, şöyle buyurdu:

“- Yumuşaklıktan mahrum olan kimse, hayırdan mahrum olur.”

Muhammed ibni Kesir bize anlatarak demiştir ki:

- Bu hadîsin aynını Şu’be, A’meş’den bize nakletmiştik.



464. Ebu’d-Derdâ, Peygamber (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurdu:

“- Kime, yumuşak huyluluktan nasibi verilmişse, ona hayırdan nasibi veril­miştir. Kim de yumuşak huyluluk nasibinden mahrum kılınmışsa, hayır nasibinden mahrum olmuştur. Kıyamet günü, müminin tartıda en ağır gelen şeyi (iyi ameli) güzel ahlâktır. Gerçekten Allah, kötü iş işleyen kötü sözlüye buğzeder.”



465. Hazreti Âişe demiştir ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- İyiliksever olanların hatalarını bağışlayınız.”



466. Enes, Peygamber (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre, Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur:

“- Bir şeyde şiddet olursa, muhakkak o şeyi çirkinleştirir. Allah yumuşak­lık sıfatı ile vasıflanmıştır; yumuşaklığı sever.”



467. Ebu Saîd El-Hudrî’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

- Rasûlullah (s.a.v.)’in hayası, hücresine çekilmiş bakireden da­ha fazla idi. Bir şeyden hoşlanmadığı zaman onu yüzünden anlardık.



468. İbni Abbas, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir:

“- Dürüst gidişat, güzel görünüş ve bütün işlerde itidal Peygamberlik has­letlerinin yetmiş cüz’ünden bir cüzdür.”



469. Hazreti Âişe’den rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

- Bir deve üzerinde idim ki, onda serkeşlik vardı; (bundan dolayı onu dövüyor­dum). Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) (bana) şöyle buyurdu:

“- Yumuşaklıkla hareket et; zira yumuşaklık, bulunduğu her şeyi güzelleştirir. Bir şeyden de çıkarılınca muhakkak onu çirkinleştirir.”

 

470. Ebû Hureyre demiştir ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle bu­yurdu:

“- Cimrilikten sakınınız; çünkü o, sizden öncekileri helak etmiştir. Kanla­rını akıttılar ve akrabalık bağlarını kestiler. Zulüm, kıyamet günü karanlık­lardır, (felâket üstüne felâkettir).

GEÇİMDE KOLAYLIK

471. (Hazreti Ebû Bekir’in azadlısı ve Hazreti Aişe’nin süt kardeşi) Kesîr İbni Ubeyd şöyle anlatmıştır:

- Müminlerin annesi Âişe’ye gittim -Allah ondan razı olsun- , bana dedi ki:

- Elbisemi dikinceye kadar bekle (içeri girme).

Ben de bekledim. Sonra:

- Ey müminlerin annesi! Eğer dışarı çıkıp da insanlara (senin eski elbiselerle uğraştığını) söyleyeydim, bunu senden bir cimrilik sayarlardı, dedim. Hazreti Aişe şöyle dedi:

“- Vaziyeti anla! Eskiyi giymeyenîn yenisi olmaz.”



YUMUŞAKLIKTAN İNSANA VERİLEN MÜKAFAT

472. Abdullah Ibni Muğfil, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyur­duğunu rivayet etmiştir:

“- Muhakkak ki Allah lütuf sahibidir, (kullara kolaylık diler, güçlük dile­mez), yumuşak hareket etmeyi sever ve sertlikten dolayı vermediği kazancı, yumuşaklık sebebiyle verir.”



HUZUR TEMİN ETMEK

473. Enes İbni Malik, Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

“- Kolaylaştırınız, güçlük çıkarmayınız. Huzura kavuşturunuz, nefret ettirmeyiniz.”

 474. Abdullah İbni Amr’dan rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

- İsrail oğullarına bir misafir konukladı; evde de onların bir dişi köpeği vardı. (Ev sahipleri, köpeklerine):

“- Ey köpek! Misafirimize havlama!” dediler, (o da havlamam, dedi) Bunun üzerine köpeğin karnında bulunan yavrular bağırdılar, İsrailoğulları bu hâdiseyi peygamberlerine anlattılar. Peygamber (onlara) dedi ki, bu hal, sizden sonra gele­cek bir ümmetin hali gibidir; o ümmetin düşükleri, âlimlerine üstün gelecektir.”

KABA HAREKET

475. Hazreti Âişe’nin şöyle dediği işitilmiştir:

- Ben bir deveye binmiştim ki, onda serkeşlik vardı. Bundan ötürü onu dövme­ye başlamıştım. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“- Yumuşak hareket et; çünkü yumuşaklık bulunduğu herhangi bir şeyi muhakkak güzelleştirir ve çıkarıldığı şeyi de muhakkak çirkinleştirir.”

476. Ebû Nadre’den rivayet edilmiştir:

Bizden Cabir veya Cüveybir adında bir adam şöyle anlattı:

-Hazreti Ömer’in hilâfetinde bir işi ona iletmek istedim ve gece Medîne’ye ulaştım. Sabahleyin halifeye gittim. Gerçekten bana bir anlayış ve bir lisan –yahut demişti ki, mantık- verilmişti. Bu halimle dünya mevzuunda konuşmaya başladım da onu küçülttüm. Onu hiç bir şeye eşit olmaz hale getirdim. Hazreti Ömer’in ya­nında, beyaz saçlı ve beyaz elbiseli bir adam vardı. Ben sözümü bitirince bu adam şöyle dedi:

- Bütün söylediklerin uygun olmuştur; ancak dünya hakkındaki kötülemen uy­gun olmamıştır. Sen dünyanın ne olduğunu biliyor musun? Dünya öyle bir yerdir ki, orada bizim âhirete götüreceğimiz tedarükünıüz -yahud demiştir ki, azığımız- var­dır. Yine orada, âhirette mükâfatlandıracağımız amellerimiz vardır.

(Cabir) dedi ki:

- Dünya hakkında benden daha bilgili olan bir adam konuşmaya başladı. Ben:

- Ey müminlerin Emîri! Bu yanındaki adam kimdir? dedim. (Hazreti Ömer) dedi ki:

- Bu, müslümanlarm efendisi Übeyv İbni Kâ’b’dir.



Yüklə 1,83 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   25




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin