Güneşin doğduğu yer, güneş ülkesi anlamına gelen Horasan İslam coğrafyacılarının genellikle anlattıklarına göre doğudan Huttel, Gur ve kısmen Sicistan ( Sistan )



Yüklə 231.2 Kb.
səhifə3/5
tarix29.07.2018
ölçüsü231.2 Kb.
1   2   3   4   5

Tekeler

XIX. yüzyılda Türkmen boyları arasında hem nüfus itibariyle hem de konumları dolayısıyla en büyük boy Tekeler idi. Günümüzde Tekeler Türkmenistanda yaşayorlar. A. Bekmuradov’un değerlendirmesinde Tekeler, Hunlardan bir boydur, isimleri de Teke (Tukyu) olmalıdır. 63Bu görüşe Soltanşa Atanıyazov da katılmaktadır. Teke demek, adından da anlaşılacağı üzere dağ keçisinin erkeği anlamına gelir. XVI. Yüzyılın sonları ve XVII. Yüzyılların başlarında Mangışlak ve Uzboyu çevresinde Türkmen boylarının yeni göç dalgaları hareketlilik göstermektedir. Bu hareketlilik XVI. Yüzyılın sonunda gerçekleşen Türkmen-Nogay savaşlarına bağlanmaktaydı. Bu savaş sonucu bazı Türkmen boyları yerlerinden oynatılmışlardır. Tekeler hakkında birtakım bilgiler sunan Ebu’l-Gazi Bahadır Han; “Salurlar arasında Toy Tutmas isimli biri vardı Teke ve Sarıkların ilk temsilcisi idi. Bu bilgiye bakılırsa Tekeler ve Sarıklar Salur boylarındandır” demektedir. “Bazı araştırmacılar bu açıklamayı tatmin edici bulmamaktadırlar. Bunların başında G. I. Karpov gelmektedir. Müellifin sunduğu bilgilere bakılırsa, daha XVI. Yüzyıldan önce XI-XII yüzyıllarda Teke adını taşıyan bir boydan bahsedilmektedir. Yeremeyev de aynı görüşü paylaşmaktadır. Onun çalışmalarına göre, XIII. Yüzyılda Asya’nin çeşitli bölgelerinde, Anadolu’da, Harezm bölgesinde ve Serahs civarında Teke adı altında dolaşan boylar vardı. Bunlar, XI-XII. Yüzyıllarda Teke boyundan ayrılmış küçük gruplar olsa gerek. Asanbayev, Kırgız boyları arasında bir Teke boyunun mevcut olduğunu ve Kazakistan’da Teke ismini taşıyan coğrafi isimlerin söz konusu olduğunu hatırlatarak, bir önceki araştırmacılar kervanına katılmaktadır. Türkmen boylarından olan Tekeler, Utamış, Toktamış ve Yalkamış olarak üç büyük kola ayrılıyorlardı. XIX. Yüzyıla gelindiğinde Utamışlar Sıçmaz ve Bakşı; Toktamışlar, Bey ve Vekil Yalkamışlar ise Alaşa ve Polatşa gibi seçilen boylarla temsil ediliyorlardı. Her boy küçük obalara, obalar da tirelere (kabilelere) ayrılmaktaydı.64 XVIII. Yüzyıla gelindiğinde Tekelerin yoğun olarak Ahal bölgesinde oturduklarını görüyoruz. Muhammed Kazım’a göre, Ahal bölgesi Durun, Nisa, Ebiverd, Bami, Behreil, Gök-Tepe, Mehin ve Kozgan gibi önemli kısımlara ayrılmakta ve buralar Tekelerin elinde bulunmaktaydı. Döneme ait mevcut bilgileri bir araya getiren A. Karrıyev’in araştırmaları neticesinde, “Ahal bölgesi Tekelerin yurdudur. Bu dönemde onların başında Ahal işan isimli bir lider bulunuyordu” demektedir.M. Annanepesov’un da belirttiği gibi, daha XVIII. Yüzyılda Ahal’da Tekelerle birlikte Yemreli, Karadaşlı, Alili, Nohurlu, Anaulu ve Mürçeli gibi küçük Türkmen boyları da yaşamaktaydılar. 1717 yılında bölgeye önemli sayıda bir Teke göçünün gerçekleştiği bilinmektedir. Bu göçün Kızıl-Arbat bölgesi üzerinden koparak geldiği sanılıyor. Tekelerin en yoğun olduğu kısım Ahal’ın Gök-Tepe denilen ilçesiydi. Bölgede boylar arasında zaman zaman vuku bulan mücadelelerde Tekeler çoğu zaman üstün konumda bulunan taraf oluyorlardı. Ahal bölgesi uzun bir dönem İran’daki Türk devletlerinin etkisinde kalmıştır. Özellikle, Safeviler, peşinden de Afşarların saldırıları, öncelikli olarak Ahal ve Merv bölgelerini hedef almaktaydı. Türkmen boylarının Tekelerin liderliğinde zaman zaman bir araya gelip bu saldırılara karşı koydukları bilinmektedir. Yine de Nadir Şah’ın güçleri Türkmen topraklarından rüzgâr gibi geçerek, büyük hasarlara sebep olmuşlardı. 1747 yılında Nadir Şahın öldürülmesinden sonra Türkmen boyları nefes almışa benziyorlardı. 1830 yıllarında Tekelerin Ahal ve Etrek üzerinde bariz üstünlükleri söz konusudur. Aynı yıllarda Tekelerin, Özbek Hanlarından Allahkulu Han ile ittifak ettiklerini görüyoruz. Zira Allahkulu Han’ın orduları Bavert kalesini yıkarak, Alililerin büyük bir kısmını Harezm’e göçe zorlamışlardı. Alililerin Etrek’teki tarım alanlarını ise Tekelere bırakmıştı. Tekelerin bölgedeki üstün konumu Rus işgaline kader Tekeler, genel olarak büyük bir çoğunluğu göçebe hayat yaşarlardı65. XIX. Yüzyıldan itibaren Tekelere ait yerleşim alanları, ekin tarlaları, üzüm bağlarının bulunması, bunların göçebe hayatından yavaş yavaş yerleşik hayatı seçtiklerini göstermektedir. Tekelerin yerleşik hayatı tercihlerindeki en büyük etken olarak göç edecek toprak alanlarının daralması ve göçler sırasında büyük güçlüklerle karşılaştıkları gösterilmektedir. Teke boyunun çoğunluğu XVII. Yüzyılın sonu, XVIII yüzyılın başlarında güney doğu Türkmenistan’a doğru göç etmeye başlamışlardır. Onlar Balkan dağları civarından çıkıp, Ahal bölgesine doğru gelmişler. Tekelerin bu büyük çoğunluğunun Ahal bölgesine göç etmesine ve yerleşik olmalarına Keymür Kör önderlik etmiştir. 66Fakat onlardan daha önce de az sayı olmakla beraber Ahal bölgesine göç edenler olmuştur. Ahal bölgesine göç eden büyük çoğunluktaki Tekeler, ilk gelen Tekelerden değillerdi. Önceki gelenler hayvancılık ve çiftçilikle uğraşmışlardır. Tekelerin Ahal’a gelmesiyle yerleşik halkın yaşantısında bazı değişiklikler olmuştur. Daha önceden yaşamakta olan Garadaşlı, Yermeli, Alili, Mehinli gibi bazı boyların bir kısmı Hiva ve Etek bölgelerine göç etmişler, geriye kalan boylardan bir kısmı ise yerleşik hayata devam etmiştir. Tekeler ile Sünçeli, Mürçeli, Nohurlu, Anevli gibi bazı küçük uruklar yerleşik hayatlarını birlikte sürdürmüşlerdir. Muravyov Tekelerin 1819 yılında merkezlerinin Arkash, beylerinin adının Murat Serdar, nüfuslarının 50.000 çadır olduğunu belirtir. Burnes onları 1832 yılında Tecen civarında 40.000 aile olarak hesaplar. Ferrier ise Tekelerin 1845 yılında Serahs yakınlarındaki Etrek ve Gürgen’in kaynağından uzanan dağ silsilesi (Köpet Dağları) ile Kürtlerden ayrıldıklarını ve 35.000 aileden ibaret olduklarını belirtir.67

  1. Yazırlar

Bir diğer Türkmen boyları ise Yazır boyu’dur. Türkmen boyları arasında en önemli boydan birisidir. “Yazır” isminin çeşitli anlamlara geldiği söylenmektedir. Bir anlama göre, “çok ülkede vali”, “çok il onun ola”, “Halk büyüğü” gibi anlamlar taşımaktaydı.68 Reşîdeddîn’e, Yazıcızâde Ali’ye, Ebülgazi Bahadır Han’a göre Yazırlar, Oğuzların Bozok kolundan olup, Ay-Han’ın neslinden gelmektedirler. Kaşgarlı Mahmûd da Yazırları (Yazgır) 22 Oğuz boyunun onuncusu olarak zikretmektedir Oğuznâme’de, Yazırlara ait son haberler, Yazırların tarihleri ile ilgili ilk haberleri oluşturmaktadır “Oğuzların dağılışı ve Şâhmelik'in bozgunluğu esnasında Yazır'dan bir bey olan Ali Han'ın oğulları Kayaşkul ve Velihan, Yazır yöresine gittiler ve Hisar Tağ (Dağ) da yurt tuttular. Onların oğulları ve soyu oradadır. Yazırlar yer ve yurt olarak Türkmenistan’in Ahal bölgesinde bağımsız bir devlet kurmuşlardir. Başkentlerine önce Tak,69 sonra da Takyazır adını vermişlerdir.Reşiduddin’deki Türkler’in destanî tarihinde Dib Yavku’nun beğleri arasında Alay, oğlu Bulan ve hattâ Dib Cenkşu ve oğlu Dürkeş’in bu boydan olduğu bildiriliyor. Yine orada Oğuzlar’ın dağılışı ve Şah-Melik’in bozgunluğu esnasında Yazır’dan bir beğ ile Ali Han oğullarının Yazır yöresine gittikleri ve Hisar-Tak’da yurt tuttukları ve onların oğullarının ve neslinin orada yaşadığı bildirilir. Fakat biz Yazırlar’ı Horasan’da ancak 555 (1160) yılında göyoruz. Mezkûr yılda Harizm Şahtl Arslan’ın askerleri yürüyerek Yazırlar’ın başında bulunan Ödek Han oğlu Yağmur Han’a saldırıp onu bozguna uğrattılar. Ya ğmur Han Harizın Şah ’m kendi üzerine asker sevketmesinin Sancar’ın emirlerinden Dihistan hâkimi İhtiyaruddin-Aytak’ın tahrikinden ileri geldiğini sanıyordu bu sebeble Aytak’a karşı, başlarında Sultan Mahmud’un bulunduğu Oğuzlar’dan yardım istedi. Oğuzlar, Yazır beğinin isteğini kabul ettiler. Birinci Bölümde tafsilâtla anlatıldığı üzere, Yağmur Han ve Oğuzlar, Aytak ve müttefiki Mâzenderan hükümdarını vukubulan şiddetli bir savaşta yendiler. Yazırlar’ın kendi adları ile anılan yurtlan Nesâ şehrinin batısında bulunuyordu. Buradaki bir kasaba da Yazır adını almıştır. Bu şehir XIV. yüzyılın birinci yarısında orta derecede bir şehirdi. Yazırlar, Sancar’ın devletine son veren Oğuz kümesine dahil değillerdi. Bunlar ilk önce Marıgışlak’tan Balkan’a inmişler ve oradan da buraya gelmişlerdi.70Yazırlar, görüldüğü üzere, âdeta müstakil bir kavim gibi XII. yüzyıldan XVII. yüzyda kadar Horasan’da varlıklarını muhafaza ederek yaşamışlardır. Bu böyle olmakla beraber onlar Anadolu’nun fetih ve iskânında da oldukça mühim rol oynamışlardır. XVI. Yüzyılda Anadulu’da 24 Yazır adlı köy görüldüğü gibi, onlara mensup bazı oymaklar da vardı. Bu oymakların Dulkadırlı ulusu ile Hamid, Teke ve Ankara sancaklarında yaşamakta oldukları görülüyor.71XIV. yüzyılda Yazır birliği dağılmıştı. Oğuzlara mensup çok sayıdaki Yazır kabilsi, giderek önemini kaybetmişti. Bazı Yazır kabileleri, batıya doğru göçerek Anadolu’ya yerleşmişlerdi. Fakat Yazırların büyük kısmı eski bölgelerinde yerli halk ve tarım nüfusu olarak kalmıştı. Zamanla eski adını kaybederek, yeni kabile birliğine üye olmuşlardı. Bazı Yazır grubu kendini koruyarak başka ad altında ünlü olmuşlardı. Bunlardan Karadaşlılar günümüze kadar bu ad altında yaşamaktadirlar Türkmenistan’in Daşağuz vilayetinde.72Ebülgazi Bahadır Han tarafından, Hisâr-ı Tâk'tan sonra Yazır boyunun Horasan'a gidip, Durun etrafında birçok yıllar oturdukları ve bu sebepten Durun'a Yazır Ili dendiği, kendi zamanında onlara Karataşlı adının verildiği belirtilmektedir. Z. V. Togan bu konuda ayrıca şunları söylemektedir: "Hisâr-ı Tâk'ta yerleşen Türkmenlerden Necîb b. Bekrân da bahsetmiştir ve kendi zamanında Yazırlar, Balhan Dağı civarında ve eteklerinde yaşayan bir Türk boyudur. Biri Mangışlak, diğeri Horasan’dan gelen iki boy da onlara katılmış böylece sayıları artmış ve güçlenmişlerdir. Yazırlar, kendi yurtlarını terk ederek şehristan ve Feraveye gittiler. Daha sonra Tak denilen bir kaleye yerleştiler şimdi ise üç boya ayrıldılar Asıl Yazırlar, Mangığlakîler ve Barslar. Çoğu tarihçi, Oğuz Yabgu Devleti ile Selçuklu tarihi arasında Yazır tarihini yorumlamanın veya Yazırları, Selçuklu tarihinin daha geniş başlamına yerleştirmenin, kesin bir yolu olmadığını bilir ve ciddi tarihi kaynaklara bakarak, Selçukluların Horasan kıtasını fetihleri sırasında Yazır toplumunda büyük değişiklikler olduğunu reddetmez. Son devir Oğuz yabgularınm mensup olduğu Yazırlar, Hazar Denizi sahillerinde Mangışlak’a, Balhan bölgelerine ve Horasan'a göçüp yurt kurarlarken, bu bölge tarihî corafyada Yazır vilâyeti adını almış, Timur devrinde ashi bu addle animistir. Agacanov’a göre Yazırların Horasan yerleşim alanlarının iç kısımlara uzanması, Oğuz bozkır boyları arasındaki muahhar feodalleşme sürecinin başlangıcı niteliğindeydi. Büyük hayvan sürülerine sahip zengin göçebelerin tek derdi meralarını genişletmek değildi. Onlar aynı zamanda artan üretimlerini satabilecekleri pazarlar bulmak zorundaydılar. Fakirleşen göçebe grupları ise çiftçilikle uğraşabilecekleri uygun araziler arıyorlardı. Nitekim Tak’ı ele geçiren Yazırların hemen yerleşik düzene geçerek, ziraatla uğraşmaları da bunu göstermektedir. Yazırlar ziraat yaşamını benimsemekle diğer Oğuz boyları ve mahalli yerli şehir sakinleriyle kaynaşmaya başlamışlar ve böylece yoğun bir sosyal değişim geçiren Selçuklu Türkmenlerinin bünyesinde yerlerini almışlardır. Son dönemlerde yapılan arkeolojik araştırmalar, yazılı kaynaklardaki Yazırların Balhan civarındaki kabile birlikleri ilgili bilgileri tamamlamaktadır. Bölgede yapılan kazılarda Balhan’ın kuzey eteklerinde Yazırlara ait Duyneğ Kala adlı bir kale ortaya çıkarıldı. Yazır boylarının savunma hatlarından birini teşkil iden Duyneğ Kala, Moğol istilâsına kadar ayakta kalmıştır. Moğol saldırılarından kısa bir zaman önce Yazırlar çok güçlü bir boy kabul edilmiş ve Ahal bölgesinde devlet kurma derecesine kadar ulaşmışlardı.73 O devirde Yazırların yönetim merkezine “Yazır” veya “Takyazır” denilmekte idi. Horasan'ın but büyük şehri, bugün Türkmenistan'da Aşkabad ile Kızılarvat arasında, şimdiki Beharden istasyonu yakınında bulunmaktadır. Adını Oğuz kabilelerinden birinden almıştır. Bu ortaçağ şehrinin kalıntıları, günümüzde, Şehrislâm adı ile Baherden ilçesinde yer almaktadır. Türkmenistan’da yer ve yurt adları ile boy, uruğ ve tîre gibi adlar arasında Yazır boyu ile alâkalı başka bir ada tesadüf edilmemektedir. Bunun en önemli sebebi Yazırların büyük kısmının komşu ülkelere göç etmiş olmasıdır. Ortaçağ kaynaklarında Yazırların siyasi ve sosyo-ekonomik yapısı hakkında da hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bu boşluk ancak şehrislâm harabelerinde bulunan arkeolojik materyallerle doldurulabilir. Yazır hanlarının eski siyasi merkezinin harabeleri, Baherden kasabasının 22 kilometre kuzeyindedir. Yazırların Tak şehrinin meydanı yaklaşık 30 hektar genişliğindedir. Bu da şehrin o zamanın ölçülerine göre oldukça büyük bir yerleşim birimi olduğunu gösterir. Şehrislâm iki kalesi bulunan rabat ve şehristandan müteşekkildi. Şehristan surları, 60 muhkem kule tarafından korunuyordu. Şehrislâm’ın en parlak devri 12. Yüzyıl sonları ile 13. Yüzyıl başlarıdır şehrin çevresi kalın pişmiş tuğla surlarla çevriliydi. Yazır başkenti, ticaret ve zanaatın en büyük merkezi halini almıştı şehirde çanak çömlek ve diğer ev eşyası yapan ustaların mahalleleri bulunmaktaydı. şehrislâm Horasan, Hindistan, iran ve Çin ile kervan ticareti yapmaktaydı Şehrislâm evlerinin bazılarının duvarları çadır görünümü veren ahşap parmaklıklarla süslenmişti. Bu evler elbette yerleşik hayatı benimsemi Yazırlara aitti. Buraya kadar anlattığımız tarihe hangi açıdan bakarsak bakalım, Selçukluların Cend Hanı Şâhmelik’i yenilgiye uğratmaları ve Kıpçakların da Oğuz Yabgu Devleti’ne son vermeleri, Yazırların tarihlerinin ğekillenmesinde derin izler bırakmıştır. Fakat bu olaylar yüzünden Yazırların, Selçuklu Devleti’ne karşı kin besledikleri veya isyan etmek için zemin kolladıkları anlamına gelmez ve tarihen de böyle bir kayıt yoktur. Demek ki aşağıda anlatacağımız olaylara kadar Yazırlar, yukarıda zikredilen kendilerine ait olan topraklarda Selçuklu barışı içerisinde raiyyet-i has olarak yağamışlardı. Yazırların yerleşip hakim oldukları yerler bile filolojik açıdan 24 Oğuz kabilesinden biri olan boy adını taşımaktaydı.74Yazır hanedanının kuruluş tarihi tam olarak bilinmemektedir, bilinen tek gerçek 1160’larda Yazırların başında Yağmur Han adlı birinin bulunduğudur. Muhtemelen 1153 Oğuz isyanından sonra güçlenen Yazır beyleri, Horasan’ın büyük bir kısmını ele geçiren Harezmşahlara karşı direnmi olmalıdırlar ki, İl-Arslan’ın aşağıda anlatacağımız Yazır seferi vaki olmuştur. İbnü’l-Esir’deki bir kayda göre, Harezmşah İl-Arslan'ın askerlerinden bir grup 1160 tarihinde sefere çıkıp Ecehe'yi kuşattılar. Harezm askerleri, Yağmur Han b. Ödek'in başlarında bulunduğu el-Baraziyye Türkmenlerine hücum edip, onlara ağır bir darbe indirdiler ve pek çok kişiyi öldürdüler. Harezm ordusunun Yazırlara karşı tam bir katliam uyguladığı, yağmaladığı ve pek çok insanın ölümüne yol açtığı bilinmektedir.75 Görüldüğü gibi, Moğol istilasına kadar Horasan'da yaşayan Yazırlar, but tarihten sonar da kısmen bu bölgede varlıklarını sürdürmü olmakla birlikte, Anadolu'ya da göç etmişlerdir. F. Sümer'in tespitine göre Yazırlar İran'da Safeviler hükümetinin hakimiyetini kabul etmişlerdir. Yörük koluna dahil bulunan Yazır teşekküllerinden en mühimmi Anadolu’da Teke sancağında, Elmalı'da yaşamaktadır. Sarı ve Kara sıfatlarıyla iki şubeye ayrılmış bulunan but oymağın, ayrıca Özkend adlı bir köy de meydana getirmiş olduğu anlaşılıyor. Böylesi göçlerden sonra bile Oğuz boylarının kimliklerinden vazgeçmedikleri ve Anadolu’da adlarına başlılığı devam ettirdikleri tespit edilen bu isimlerden ortaya çıkmaktadır. Böylece Sultan Sancar’ın ölümü, Kara-Hıtay hâkimiyeti ve Harezmşahlar zamanında 12. asır sonlarında, Yakın-Doğu ve Türkiye'ye doğru vuku bulan yeni göçler dolayısıyla harekete geçen Ouz boyları arasında Moğol istilâsından önce Yıva, Avşar, Begdili, Kınık ve Dögerlerin Anadolu'ya göçtükleri kaynaklarda görülüyor vakfiyelerde adlarına göre diğer Oğuz kabilelerini tespit edebiliyoruz. Moğol istilâsı ve kıtalleri karşısında çok kesif göçebe ve yerleşik halkların Yakın-Doğu'ya ve Anadolu'ya büyük dalgalar halinde döküldüğünü çok canlı tasvirler ile öğreniyoruz. Mangışlak, Balhan ve diğer Hazar sahillerine göçen ve burada eski Oğuz yurtlarında oturan Yazırların yeni bir muhacereti kaydedilmediği ve herhalde buralarda eski uruşdağları ile bugünkü Türkmenistan'ı vücuda getirdiği gözükmektedir. Fakat Horasan Yazırları, Harezmşahların son zamanlarında ve bilhassa Moğol istilâsı karşısında Azerbaycan'a, Doğu Anadolu'ya, Irak ve Suriye'ye göç etmekte idiler. Filhakika kendi beyleri idaresinde takriben iki asır oturan Yazırları bu üçüncü yurtlarında Kara-Koyunlu genel adı ile, bir kavim ve devlet hâkimi olurlar iken, yeni oymaklara ayrılmışlar veya kendilerine başka oymaklar katılmıştır. Eski Yazır kabile ismi böylece, kullanılmamış sadece hanedana ait Baranlu veya Barani adı yağmıştır. Gerçekten Moğol istilâsı karşısında göçen Yazırların, 14. asırda, Kara-Koyunlu olarak gözükmeye başladıkları zaman, yani Moğol istilâsından ilhanlıların yıkılışına deşin, tarihi hayatları ve yaşadıkları yerler hakkında ciddi bir bilgiye sahip değiliz.76

  1. Nohurlu

Alililer kader bir nüfusa sahip olan bir diğer Türkmen boyu da Nohurlu idi. XIX. Yüzyılda küçük bir zümre olan Nohur/Nuhur boyu, Güney Türkmenistan’ın dağlık bölgesi Köpet Dağı eteklerinde oturuyorlardı. Bunlar, Rus işgaline kader Tekelerin ve İran coğrafyasındaki liderlerinin sık sık baskınına uğramaktaydı. Mahdumkulu ve Çuvalbagşı gibi büyük halk ozanının çıktığı bu boyun, çoğunlukla Kaka ve Daşoğuz ilinin Yılanlı ve Lenin ilçelerinde, Türkmenabat ilinde ve Afganistan’da yaşadıkları bilinmektedir. Aslında bu boy Orta Uzboy bölgesinde ortaya çıkmıştır. Fakat 1578 yılında bu bölgedeki susuzluktan ve birtakım huzursuzluklardan dolayı bölünüp Daşovuz, Türkmenabat ve Buhara’ya dağılmışlardır. Bir rivayete göre de Alili boyu Daşoğuz’a zorla Hive hanı tarafından göç ettirilmiştir. Onlara Gılıçnıyarbay ırmağı kıyılarında iskân etmiştir. Daha sonra da onların yeni yurduna hem Alilioy hem de Magtımoy diye ad verilmiştir.77 Siyasal ve etnik konumları hakkında pek fazla bilgi bulunmayan Nohurlar, kolaylıkla Rus yönetimini benimsemişlerdir. Bunda Tekeler'in onlara karşı yaptıkları baskınlar etkin olmuştur. "Nohur" adının etimolojik açıklaması üzerinde duran S. Atanıyazov kelimenin Moğolca'da "sulu yer, dere" anlamında olduğunu belirtse de, boyun etnik konumu hakkında bilgi vermemiştir.78

I.Yemrelı

Bir diğer Türkmen boyu ise Yemreli boyudur. Yemreli Eski Oğuz-Türkmenlerinin Eymür (Eymirili, İmrili) boyundan gelmektedir. Üçok Boy Birliğine bağlı olup, Oğuz Han’ın oğlu Dağ Han’ın Salur Beyden sonraki ikinci oğludur.79 Günümüzde Yemreliler Türkmenistan’ın Daşovuz vilâyetinde ayrı ayrı köyler hâlinde yaşamaktadırlar S. Atanıyazov’un verdiği malûmatlara göre Yemrelilerin Buhara, Azerbaycan, İran’da ve Türkiye’de bu boya mensup Türkmenlerin köyleri bulunmaktadır. Türkmen boylarının değişik hanlıklara bağlı yaşadıkları dönemler olduğu gibi, kendi başlarına bazı boylarla bir arada yaşadıkları da olmuştur. Zaman zaman dış baskılara maruz kaldıklarında, yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmışlardır. Hatta bazı boyların yerleşik olan boyları yerlerinden çıkarttıkları ve onların yerlerine kendilerinin yerleştiklerini görüyoruz. Türkmen boyları, genel olarak aynı boydan olan boylarla yaşamayı tercih ettikleri gibi, farklı bölgelere yaptıkları baskınlar sonucu veya yeni buldukları arazilere de konaklamışlardır. Salurlar, Büyük Selçuklar Devleti döneminden itibaren Anadolu’ya yerleşmişlerdir. Dolaysıyla Orta Asya coğrafyasında yaşamakta olan Türkmen boylarının izlerini bugün Türkiye’de görüyoruz. Türkmen boyları çoğunlukla Orta Asya, Anadolu ve Kafkaslarda yaşamaktadırlar. Bunun dışında Rusya da, Balkanlarda, Irak, Suriye ve azda olsa Kuzey Afrika’da hayatlarını sürdürmektedirler.80



  1. Sarıklar

Türkmenler'in en büyük boyları arasında gösterilen Sarıklar, XIX. yüzyıl Türkmen siyasi tarihinde de izlerini bırakmış güce ve etkiye sahiplerdi. Bir sıra tarihçi Sarıkların Sarılar'la aynı boydan olduğunu ileri sürmüşlerdir. Günümüzde Türkmenistanin Mari (Merv) vilayetinde yaşayorlar. Sarı boyları XI. yüzyıldan sonra Orta Asya Türk boyları arasında isimleri geçen küçük bir zümreyi teşkil ediyorlardı. S. Agadjanov'a bakılırsa Oğuzlar'dan bir boy olan Sarılar, pek o kader da etkin bir güç olmamışlardır. K.Şaniyazov, Sarılar'la Sarıkların aynı olduklarına kanaat getirmiştir, bu görüşe R. Kuzeyev ve hatta V. V. Barthold da katılmıştır. Gerçi bu son iki tarihçi bu hususta görüşlerini K. Şaniyazov'dan epey önce ortaya atmışlarsa da, konuya K. Şaniyazov kader hakim olamamışlardır.81 Durum her ne olursa olsun, Sarıklar XIX. yüzyılda önemli bir Türkmen boyu olarak karşımıza çıkmaktadırlar. XIX. yüzyılda en büyük Sarık boyu Merv bölgesinde oturmaktaydı. 1842 yılına ait Rus resmi kaynaklarında Merv vadisinde bulunan Türkmenler arasında Sarıklar'ın da adı geçmektedir. En geniş bilgi ise Alihan-Avarskiy'e aittir. Ona göre, bu dönemde bölgede toplam 6 400 kader Sarık oturmaktaydı. Alihan-Avarskiy, Yolotan civarında da Sarıklar'dan bir zümrenin iskan ettiğini aktarmaktadır. P. M. Lessar'a göre Sarıklar 12 bin çadırdan fazla bir nüfusa sahiplerdir. Bunun 4 bin çadırı Yolotan'da, kalanları ise Pend, Guşgı, Kaysor ve Koşu bölgesinde oturmaktaydı. 1819 yılında Hazar Ötesi'ni ziyaret eden Rus gezgin N. N. Muravyev ise Sarıklar'ın sayısını ne az, ne de çok, tam 20 bin çadır olarak göstermiştir. Sarıklar, diğer Türkmen boylan gibi Rus işgaline karşı çıkmış olsalar da pek fazla varlık gösterememişlerdir. XIX. Yüzyılın sonlarında ise Rus kaynaklarında "Tuzemtsı" yani "yerli" olarak anılan Türkmenler'den bir parça haline gelen Sarıklar hayvancılık ve ekincilik arasında bir yaşam sürdürmekteydiler. 82

  1. Çavuldurlar/Çovdurlar

Türkmen boyları arasında gösterilen Çavdur/Çovdur topluluğu, diğer boyların aksine hem nüfus, hem de konum itibariyle güçlü bir konuma sahip değillerdi. Bu boy için, kendi hallerinde küçük bir Türkmen kümesi tanımı. Çovdurlar, tarih olarak Türkmen boylarının en eskisiydi. Daha Kaşgarlı Mahmut, onlardan "Cuvaldar" olarak bahseder. Reşideddin, Ebulgazi ve Salar Baba, onları "Cauldur", "Covuldur", "Çavuldur", Yazıcıoğlu ise "Çavındır" olarak tanıtmaktadır. Araştırmacılardan Karpov, Maşakov ve F. Sümer onların en eski bir Oğuz-Türkmen topluluğu olduğunu belirtmişlerdir.83Günümüzde Orta Asya’da Türkmenistanda az bir sayıda yaşayorlar çoğu ise Moğol istilasindan sonar Anadoluya ve Kafkasya göç etmişler. E bû’l Gazi’ye göre Şah-Mel ik’ in öldürülmesinden sonra Oğuzlar arasında kavgalar olmuş ve bunun sonucunda onlardan bir küme Kılık Kazan ve Karaman beğlerin başlığında Mangışlak’a gitmiştir. Bu küme arasında her boydan oymaklar vardı. Fakat çoğu (köpregi) Eymur, Döğer, İğdir, Çavuldur, Karkın, Salur’dan idi. Birinci Bölümde Sir-Derya boylarındaki Oğuz elinden bahsederken X. yüzyılın başlarında yine bir kardeş kavgası yüzünden Oğuzlar’- dan bir kümenin o zamana kadar gayr-i meskûn, ıssız bir yer olan Siyah- Kûh (Mangışlak) yarımadasına göç ederek orada yurd tuttuğu söylenmişti. Bu vakıa E bû’l -Gazi’nin anlattığı rivayetin esası olabilir. Mangışlak’tâki Çavuldurlar’a son asırlarda Çavdur denilmektedir. Bunlann diğer Türkmen boylarına mensup kollar ile birlikte Mangışlak’ta rahat bir hayat sürmedikleri görülüyor. XVI. yüzyılda yarım ada Mangıtlar tarafından istilâ edildi ve kalabahk Salur boyu oradan çıkarıldı. Daha sonra burası Kalmuklar’m hücumuna uğradı. Kalmuklar Çavdur, İğdir ve Soynacılar’m bir bölüğünü Kuzey-Kafkasya’ya götürdüler. Bunlar orada varlıklarını zamanımıza kadar devam ettirmişlerdir. Mangışlak’ta kalan Çavdur, İğdir ve diğer oymaklara mensup kollar' ise X IX. yüzyılda Kazaklar tarafından buradan çıkarıldılar .1863 yılında Çavuldurlar, Aral gölünün güney kıyısı ile Kara-Boğaz arasında oturuyorlardı. O zaman 12 000 çadır tahmin edilen Çavdurlar şu obalardan meydana gelmişti, Abdal, İğdir, Esenlu, Kara-Çavdur, Bozacu, Buruncuk, Şeyh.84 1863 yılına ait bilgilere göre, Çavdur boyları Aral gölünün güney kıyısı ile Kara-Boğaz arasında oturuyorlardı. Yu. E. Bregel, XVIII. yüzyılda Kuzey Türkmenistan bölgesinde oturan Yomut ve Teke boyları dışında Çavdur boyunun da olduğundan bahsetmektedir. Rus resmi kayıtlarında XIX. yüzyılda Kuzey Türkmenistan'da Çavdur-Esenli boylarının barındığını haber vermektedir. Kaynağa göre, bölgede oturan boylar arasında Çavdur, İğdır, Abdal, Buruncuk ve Buzacılar yer almaktaydı. Verilen bilgilere göre, Rus istilası sırasında bölgedeki Çavdurlar'ın sayısı 20 ile 17 bin çadır arasında değişiyordu. Kaynaklar, Çovdur boyunun Yomut ve Tekelerle birlikte Hive hanlığına karşı savaştıklarını, bunun dışında diğer Türkmen boylarına da saldırdıklarını belirtmektedir. Rus işgali altına en erken düşen boylardan biri olan Çovdurlar, işgali kolaylıkla kabul etmemiş, özellikle, Ruslar'ın Hive'ye ulaşımında büyük sorunlar çıkarmışlardır.85


  1. Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə