Semerkand Nedir?

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 120.12 Kb.
tarix01.11.2017
ölçüsü120.12 Kb.


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ


SEMERKAND NEDİR?
Asya’yla ilgilenen sosyal bilimciler, yolculuklarında uğradıkları Semerkand için, “dünyanın başkenti” ifadesinin kullanıldığını yazarlar. Ve şöyle derler:
Orta Asya’nın diğer şehirleri arasında Semerkand, eski yapıları, pırıl pırıl camileri ve fevkalâde türbeleriyle mümtaz bir şehirdir.”

Anadolu için İstanbul ne ise, Asya için de Semerkand aynıdır. Coğrafi konumu, verimli toprakları ve ticaret yollarının kavşağında yer alması sebebiyle, tarih boyunca büyük orduların hedefi olmuş bir şehirdir.

Bu mümtaz şehrin tarihine baktığımızda, Orta Asya’nın en eski şehirlerinden biri olduğunu görüyoruz. Kuruluşu Milat’tan önce 400 yıllarına kadar gidiyor. O zamanlarda adı Marakan.

Büyük Orduların Büyük Hedefi
Milat’tan önce 329’da Büyük İskender’in eline geçen Semerkand, Milat’tan sonra 6. yüzyılda  Orta Asya Türkleri’nin, 8. yüzyılda ise Müslümanların egemenliğine girmiş ve en parlak dönemini yaşamıştır. Semerkand’ı daha sonra Sâmânoğulları, Karahanlılar, Selçuklular ve Harzemşahların egemenliğinde görüyoruz.
Bu devletlerin sultanlar ve devlet adamları tarafından yaptırılan abide eserlerle ilim, irfan ve ekonomi merkezi olmuş, Doğu Türkistan’ın en büyük yerleşim birimi haline gelmiştir. Kaynaklar, Cengiz Han’ın istilasından önce şehrin nüfusunun 500 ilâ 600 bin kişi arasında olduğunu bildiriyor. Bu sayı günümüz şehirleri için mütevazı sayılabilir belki, ama o devirler için olağanüstüdür.

 

Moğol istilasıyla ateşe verilip, tahrip edilen Semerkand’ın yeniden hayat bulması, Timur zamanına rastlar. Timur, bu şehri 1365’te devletinin başkenti yaparak, imar eder.


1499’da Özbekler’in, 1868’de de Çarlık Rusyası’nın eline geçen Semerkand, komünist ihtilalden 1930’a kadar Özbekistan’ın başkentidir. Bugün, Özbekistan’ın başkentini Taşkent’e taşımasına rağmen, Semerkand öneminden bir şey kaybetmiş değil.

Bir Kültür Merkezi
Semerkand, medrese, türbe ve külliyeleriyle İslâm medeniyetinin açık hava müzesi görünümündedir. 1980’de yapılan kazılarda, 1437’de Ulu Bey tarafından yapılan uzay gözlem evinin kalıntılarının ortaya  çıkarılması, bu şehrin tarihte çok önemli bir ilim ve irfan şehri olduğunun büyük kanıtlarından biri sayılmakta.
Semerkand’ı anlatırken kısaca Uluğ Bey’den de söz etmek gerekir. 1394-1449 yılları arasında yaşamış büyük bir Türk devlet adamı olan Uluğ Bey, bilimle de yakından ilgilidir. Otuz sekiz yıl saltanat sürmüş, zamanında çevresine  topladığı alimlerle Semerkand’ı tam bir bilim merkezi yapmıştır. Astronomi ile ilgili çalmalarını topladığı “Ziyc” adlı eseri on yedinci yüzyılda Avrupa’da basılarak, üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur.
Müspet bilimlerde böylesine önemli yeri olan Semerkand’ı, bizim için çok önemli kılan başka yönleri de var:
Bu belde maneviyat erleri ve Allah dostlarının da güzergâhı ve tasavvufun önemli merkezlerinden biridir. İmam Buharî, Ahmet Semerkandî, Hace Ubeydullah Ahrar, Yakub-u Çerhî ve Timurlenk gibi tanınmış birçok büyüğün kabirlerini bünyesinde barındırıyor.
Hâce Yusuf, Ahmed Yesevî, Baba Semmasî, Hace Bahaeddin Nakşibend, Alâeddin Attar, Abdülhalık Gücdevanî ve Mevlâna Cami gibi (Allah onlardan razı olsun) yüzlerce gönül sultanı, Semerkand’ı da içine alan bölgenin insanlarıydılar.
Ehl-i sünnet inancı ve Ehl-i Beyt sevgisinin sarsılmaz bekçileri ve takipçileri, İslâm tasavvufunun mimarları, Nakşîliğin nakkaşları, maneviyat kutupları, Semerkand ve çevresinden bütün dünyaya aktı.
Mevlâna’yı, Yunus Emre’yi, Hacı Bektaş’ı, Hacı Bayram Veli’yi, Şeyh Edebali’yi, Ak Şemseddin’i, kısaca Anadolu’yu İslâm toprağı olarak yoğuran irşad erlerini, pirleri, dervişleri, alperenleri, “altın silsile” olarak anılan Allah dostlarını Anadolu topraklarına salan, onların elleri ve nefesleriydi. Bu sebeple Semerkand ve çevresinin maneviyat hayatımızda unutulmaz yeri, büyük bir hatırası var.

Timur Diye Bir Hükümdar
Her ne kadar tarihimiz Timur’u, Yıldırım Bayezid ile yaptığı Ankara Savaşı’nın acı hatırasıyla ansa da, bu savaş o zamanların şartları içinde değerlendirilmesi gereken siyasi bir olaydı. Timur da en az Osmanlı Padişahları kadar Ehl-i Sünnet yoluna bağlı, İslâm büyüklerine saygılı bir devlet adamıydı. Bunun en güzel örneği hayatını anlattığı ve oğullarına öğütler verdiği “Tüzükât”a koydurduğu vasiyetidir. Orada şöyle diyordu:
Kim ki, Peygamberimiz’in yakınıdır, başımın üzerinde yeri vardır. Onlardan kim benim idaremdeki yerlere gelirse maaş bağlarım, ikram ederim, baş tacı yaparım. Vasiyet ederim ki, evliyaların mezarlarını koruyun. Peygamberimiz’in yakınlarının ve ona hizmet edenlerin kabirlerini imar edin, saygı gösterin.”
Timur ve soyundan gelenler, Asya tarihinde, Osmanlılar’ın Avrupa’da bıraktıkları izler kadar derin izler bıraktılar. Semerkand’ın önemli eserlerinden Gur-i Mir, Bibi Hatun, Ulubey camileri ve bölgenin en muhteşem yapısı Ahmed Yesevî türbesi Timur döneminin yadigârlarıdır. Semerkand onun zamanında çinicilikte, dokumacılıkta, resimde ve ciltçilikte de altın çağını yaşamıştır.
Timur’un soyundan gelenlerden Şahruk, tarihe meraklı; Baykara şair; Babür Şah ise hem şair, hem de doğunun en büyük hatıra yazarıydı. Afganistan, Pakistan ve Hindistan topraklarına İslâm’ın girişi ve yayılışı, bu topraklarda Babür Şah’ın, Büyük Babür İmparatorluğu’nu kurması sayesinde olmuştur.
İstanbul’a gelerek Osmanlı sarayında dersler veren Ali Kuşçu da, Ulu Bey’in talebelerindendi.

Semerkand’ın ilim dünyamız açısından büyüklüğünü anlamak için Necmeddin en-Nesefî’nin el-Kand fî Zikri Ulemâi Semerkand adlı eserinde Semerkand’da yetişmiş 1000’den fazla âlimden söz ettiğini söylemek bile yeter. Kimler yoktur ki bunlar arasında.


Meşhur muhaddis Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî, Şâfiî fıkhının büyük isimlerinden İbn Hibbân, meşhur fakih Ebü’l-Leys Semerkandî ve büyük kelâm ve akaid âlimi İmam Mâturîdî … Cümlesine Allah rahmet eylesin. Ayrıca tarihçi Abdurrahman b. Muhammed el-İdrisî, Alâeddin es-Semerkandî, Şeyh Nizâmeddin Mâhûş, astronom Uluğ Bey, Ali Kuşçu ve ilim ve kültür tarihimizde iz bırakmış diğerleri …” 1
Feyz Ordusunun Otağı
Esaslar, Hz. Ebu Bekr (r.a) ve Hz. Ali (r.a) vasıtasıyla, Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz’e ulaşan “sufiliğin”, Semerkand bölgesinde yayılması ve kuvvet bulması, bölge hükümdarlarının ve devlet adamlarının, büyük mürşidlere tabi olmasıyla gerçekleşti.
Bölgede yayılma istidadı gösteren çeşitli sapık düşünceler, Türkler arasında geleneksel olarak yaşayan şamanizmin kalıntıları ve Hindistan kökenli mistik hareketlerin yayılışı, başta Nakşibendiyye ve Yeseviyye tarikatlarına mensup irfan ordusunun gayretleriyle etkisiz hale getirildi.
Hacegân yolunun, yani Nakşîliğin prensiplerini, esas ve usullerini, adab ve erkânını ortaya koyan irfan ordusu bu topraklarda yetişti. Yusuf Hemedanî, AbdülhaIık Gucdevanî, Mahmud İnciriyyil Fanevî, Ubeydullah Ahrar, Baba Semmasî, Bahaeddin Nakşibend, Muhammed Semerkandî (k.s) gibi “Silsile-i Aliyye”nin başbuğ velileri ve onların yetiştirdiği irfan orduları, bu bölgedeki dalâlet ve bid’atlarla mücadele edip, insanlara tebliğ ve irşad hizmeti götürdüler.
Semerkand, bu nur deryası insanların bereketlendirdiği topraklardı. Onların feyzleri buradan tüm dünyaya yayıldı. Mekke ve Medine’den sonra, İslâm’ın bütün güzelliğiyle, tadıyla yaşandığı bir merkez oldu. İlim, fikir, zikir, feyz, dua, bereket ve rahmet kaynağı, cennet bahçelerinden bir bahçeydi Semerkand.
Evet, Semerkand bir toprak parçası olarak değil, ama damarlarımızda dolaşan ilâhi sevgiye menba olmuş büyüklerimizi bağrında yaşatan  bir şehir olarak, hâlâ bizim için sevgili ve önemli. Ve hep öyle olacak... 2
Hatta denilebilir ki Selçuklu ve Osmanlı’nın ruhu büyük oranda oralıdır.
Semerkand, aydınlık bir şehir, bir iman bahçesi, bir tasavvuf gülistanı olarak önümüzde duruyor. Orada iyi insanlar; âlimlerimiz, imamlarımız, mürşidlerimiz, salihlerimiz, gazilerimiz hep iyilerin yollarını takip ederek bizlere örnek oldular, istikamet üzere bir iz bıraktılar. Öğrendiler, öğrettiler, yaşadılar, yaşattılar, uzaklara ulaştırdılar. Ölçüleri sünnet-i seniyye oldu. Gül aldılar gül verdiler, terazilerini gülden kurdular, gülü gül ile tarttılar, çarşı pazarları gül oldu. Dört bir yanı gülistana çevirdiler.
Tarihten bugüne yansıyan ve inşallah kıyamete kadar da devam edecek bir kandil olan Semerkand, bugün yanı vazifeyi üstlenen, tarihin ve ecdadın yükünü omuzlarında hissedenlerin ad verdiği Semerkand Vakfı ile her dem yeniden tazeleniyor, gönlümüzü mâmur edip dört bir yanı gülistana çeviriyor.
Semerkand Vakfı, adını aldığı misyonun izinde, Ehl-i sünnet ve’l-cemâat üzere yoluna devam ediyor. İmam Buhârî’nin, İmam Mâtürîdî’nin, Abdülhâlık-i Gucdüvânî’nin , Şah-ı Nakşibend’in (k.s) yolu üzere yürüyor.
Semerkand bir sembol, Semerkand bir kandil. Önümüze düşüyor, yolumuzu aydınlatıyor, bizi bütün İslâm şehirleriyle bütünleştiriyor ve Medine-i Münevvere’ye, Mekke-i Mükerreme’ye ulaştırıyor.
Semerkand, Buhara demektir. Taşkent, Tirmiz, Horasa, Yesi, Şîraz, İsfahan, Serhend, Delhi demektir. Semerkand Bağdat, Şam, Diyarbekir, Konya, Kahire, Kurtuba, Basra, Kûfe demektir. Semerkand’dan çıkan avaz İstanbul’da yankı bulur.
Hayra Vakfedilmiş Bir Ümmet
Ümmet-i Muhammed hayra adanmış, iyilik için ortaya çıkarılmış bir ümmettir. Müslümanların olduğu yerde hayır vardır, iyilik vardır, güzel ahlâk vardır, yardımlaşma ve emniyet vardır. Nitekim Cenâb-ı Mevlâ şöyle buyuruyor:
Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz.” 3
Bu hayırlı ümmet, emir bi’l-ma’rûf ve nehiy ani’l-münker yani iyiliği emredip kötülüğü engellemek ile mükelleftirler. Bu vesileyle her bir mümin iyilik için mücadele eder, bu uğurda gayret sarf eder. Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
Şüphe yok ki din; Allah için, Allah’ın kitabı için, Peygamber’i için, Müslümanların önderleri için ve bütün Müslümanlar için nasihattir (samimi olarak hayır yapmaktan ibarettir.)” 4
Her Müslüman fert olarak hayır yapar ve iyilik için gayret sarf eder. Fakat hizmetlerin, toplumsal yardımlaşmanın en güzel bir şekilde yürütüldüğü yerler şüphesiz vakıflarımızdır. Allah Resûlü (sallallâhü aleyhi ve sellem) devrinden günümüze İslâm coğrafyalarını vakıflarımız ve vakıf ruhu ile donanmış gönüller mamur etmiştir. Bu imar faaliyeti hem maddi hem de manevi dünyamızı imar ederek yeniler.
Mücellâ kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de, “İnsanlardan öylesi vardır ki Allah’ın rızasını kazanma uğrunda kendilerini ve mallarını feda ederler.” 5 âyetiyle kendisini hizmete adayan kişiler övülmüştür. Vakıflar Hz. Resûlullah’ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) hadis-i şeriflerinde bildirdikleri sadaka-yı câriye (Allah rızası için devamlı hizmet veren eser bırakmak) esas alınarak kurumsallaştırılmış hayır yerleridir. Yaratılan ne varsa, yaratandan ötürü onlara yardım etmek, ikramda bulunmak, kucak açmak, yaralarını sarmak vakfın esas gayesidir.
Vakıflara, zamanımızda dernek de eklenerek, toplum yararı için görev yapmaya başlamışlardır. Geçici ferdî yardım, onu yapan kişi ölünce sona ereceğinden, bu kurumlar hayrın devamlılığını sağlamışlardır.
Vakıf medeniyeti olarak Osmanlılar, hizmet adına, yazın soğuk su içilebilmesi için kar getirilmesinden fakirlere yakacak temin etmeye, kış aylarında aç kalan kurtlara dağ başlarında et bırakmadan alışveriş edenlerin aldatılmasını önlemek üzere, çarşı pazarda ölçek ve kantarlar konulmasına, fakir ve kimsesizlerin cenazelerinin kıldırılmasından dul kadınlara yardım edilmesi; yetim kızlara çeyiz verilerek düğünlerinin yapılmasına, halka faydalı eser yazdırılıp karşılıksız dağıtılmasından medrese, dârülhuffaz, dârülhadis, imarethane, han hamamlar, kuyu, suyolu, çeşme, sebil, namazgâhlar yaptırılmasına, okul çocuklarına gıda ve giyecek yardımı yapılmasından bayramlarda kimsesiz çocukları sevindirilmesine kadar daha pek çok göre üstlenmişler ve bunu rıza-i ilâhi için yapmışlardır. Hatta göçmen kuşların sakat kalıp yola devam etmeyenleri için bile vakıflar kurulmuştur.
Dört bir yanı âhir zaman zulmetinin sardığı, dinî yönlerde zayıflığın, cehaletin yaygınlaştığı zamanımızda iman ve tasavvuf neşvesiyle yoğrulmuş bu vakıf ruhu, birlik ve beraberliğimiz için, manevi dünyamızı tamir için can damarı mesabesinde bir ihtiyaçtır.
Semerkand Vakfı
Hayra adanmış ümmetin bu mirasının devamı için kurulmuş olan Semerkand Vakfı, tarih boyunca İslâm coğrafyasında, doğudan batıya, kuzeyden güneye İslâm dünyasına bilinen veya bilinmeyen isimlerle hizmet etmiş Ehl-i beyt ruhunun bir şubesidir. Aynı zamanda Hz. Ebû Bekir’e (r.a) dayanan bir altın silsilenin, Cafer-i Sâdıkların, Cüneyd-i Bağdâdîlerin, Abdülhâlık-i Gucdüvânîlerin, Şah-ı Nakşibendlerin, İmâm-ı Rabbânîlerin ve Mevlânâ Halid-i Bağdâdîlerin yolu üzeredir. Ayrıca Seyyid Abdülkadir-i Geylânî’nin, Necmeddin-i Kübrâ’nın, Seyyid Muînüddin Çiştî’nin, Şehâbeddin Sühreverdî’nin feyiz ve bereketini halka halka bugüne taşımış bir mirasın devamıdır [Allah cümlesinin sırlarını mukaddes kılsın].
İşte, Semerkand Vakfı, “Yolumuz ashâb-ı kiramın yolundan ne bir adım eksik ne bir adım fazla” diyen Şah-ı Nakşibend (k.s) hazretlerinin dediği gibi, Ehl-i sünnet ve’l-cemâat üzere, bütün ümmeti-i Muhammed için, insanlar için, mahlûkat için dertlenen, gayret sarf eden bir kalbi temsil eder.
Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleri bu ruhu şöyle ifade etmiştir: “Hizmet, nefsini ümmeti-i Muhammed’in menfaati için feda etmektir. Hizmet, insanların dünyevî fakirliklerini gidermekten daha ziyade dinî fakirliklerini giderme, onların ahretlerini kurtarmaya yönelik çalışma ve çabalardır.”
Semerkand Vakfı, günümüzde hizmetin maddi manevi her alanında faaliyet gösteriyor ve gün geçtikçe hizmetler ülkemizin, dünyanın dört bir yanına ulaşıyor.
Semerkand Vakfı’nın temel faaliyet ve hizmet alanları başlıklar altında toplanabilir:
1. Tebliğ ve irşad faailyetleri

2. İlim hizmetleri

3. İslâmî alanda, Ehl-i sünnet çizgisinde birçok dilde yazılı, sesli ve görsel yayıncılık

4. Irk, renk ve din ayırmadan bütün insanlara hizmet götürmek.

5. Hac ve umre ibadeti yolculukları ve medeniyet tarihimize seyahatler.

6. İnsanları hayra sevk etmek ve ülkemizde, dünyada muhtaç Müslümanlara, insanlara yardım götürmek.

7. Okuma evleri, gençlik merkezleri, muhabbet petekleri, ilim ve tasavvuf sohbetleri ile her yer mektebe

çevirmek, insanlara hakikati öğretmek.



8. Uluslar arası platformda tebliğ ve irşad faaliyetleri ile insanlığı barışa, kardeşliğe, güzel ahlâka çağırmak.

9. Güvenilir ve helâl gıda kültürünü geliştirmek, üretim yapmak ve temin etmek

10. Atıl durumda bulunan hayır ve istihdam güçlerini kermes faaliyetleriyle aktif hale getirmek ve insanları

hayırda yarışmaya teşvik etmek.


Tövbeye Çağrı
Şimdi bu faaliyet alanlarından ve hizmet ruhundan biraz bahis açalım:
Cenâb-ı Mevlâ Asr sûresinde şöyle buyuruyor: “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” 6
Semerkand Vakfı, tarih boyunca insanlara ümit aşılayan, hakkı ve sabrı tavsiye eden Allah dostlarından aldığı manevi mirasın ifası olarak tebliğ ve irşad faaliyetleri yürütüyor. İnsanları âhir zaman zulmetinden kurtarmak için tövbeye davet ediyor. Bizler de hep bir ağızdan, beraberce tövbe ediyoruz, biat ediyoruz, söz veriyoruz.
Meşhur bir tövbe hadis-i şerifinde şöyle geçer: Doksan dokuz kişiyi öldürmüş Benî İsrâil’den bir şahıs pişman olunca tövbe etmek istiyor fakat bir bilgin, “Tövben kabul olmaz” diyor ve onu da öldürüyor. Sonra zamanın ariflerinden biri, adama, “Tövben kabul olur fakat falan şehre, Salihlerin yaşadığı yere gitmelisin” diyor. Adam da bu niyetle yola çıkıyor ve yolda ölüm meleği ruhunu alıyor. Cennetlik mi, cehennemlik mi olduğuna karar veremeyen meleklere insan suretinde bir melek gelip adamın geldiği ve gideceği yolu ölçmelerini öneriyor. İki melek yolu ölçerken, Allah Teâlâ geldiği yolu uzatıp gideceği yolu kısaltıyor ve nihayetinde de adamın bir karış daha gittiği şehre yakın olduğu ve cennetlik olduğu tespit ediliyor. 7
Bu hadis-i şerif ümit aşılamak ve tövbeye çağırmak bakımından çok önemlidir. Buhara Gönüllüleri’ne vekil olmuş, gönül vermiş kimseler de günah karanlığının içindeki herkese –her ne yapmış olursa olsun- tövbe etmesini, Salihlerin şehrine gitmesini tavsiye ediyor. Ülkemizin ve dünyanın dört bir yanında sohbet ve muhabbet meclisleri tesis ediyor. Salihlere doğru seyahatler, katar katar kafileler organize ediyor. Buhara Gönüllüleri vesilesiyle köyler, kasabalar, mahalleler, semtler, şehirler gül açıyor, tövbe ümidiyle yeşeriyor.
Allah dostlarından bahsetmek, insanlar baharı haber vermektir. Buhara Gönüllüleri, insanları manevi bahara çağırıyor, dirilişe davet ediyor. Bu davetleri de muhabbet petekleri ile devamlı hale getiriyor, halkaların sıklaşmasını, çoğalmasını sağlıyor.
İlim Hizmeti (Haşimî Eğitim Kurumları)
Semerkand Vakfı, Ehl-i sünnet ve’l-cemâat çizgisinin, Allah dostlarının yolunun, tebliğ ve irşad faaliyetlerinin ilimsiz olmayacağını, ilimsiz inşa edilen binaların buzun üstüne bina edilmiş gibi yıkılıp gideceğini biliyor ve bu şuurda hizmete gayret ediyor.
Çünkü ilim kulluğumuzun anahtarı, yolumuzun ışığı… İlim vesilesiyle Müberra kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’i anlarız, hadis-i şerifleri okuruz. İlim vesilesiyle Asr-ı saâdet, tâbiîn ve diğer İslâm asırlarını öğreniriz. İlim vesilesiyle dinimiz İslâm tahrif olmaz, ibadetlerimizi sahih bir şekilde yaparız. İlim vesilesiyle Allah’ı (c.c) tanır, Resûlullah’a (sallallâhü aleyhi ve sellem) ümmet oluruz. İlim de âlim ile kaimdir. Âlimsiz ilim, yağsız kandile benzer. Öyleyse bu tarihî misyonun devam edebilmesi, hizmetlerin ayakta kalabilmesi için âlimler yetişmelidir.
İslâm âlimlerinin din-i mübînimiz İslâm’a hizmeti büyüktür. Bugün kulluğumuzu, ibadet ve taatlerimizi gönül rahatlığıyla yerine getirebiliyorsak, şüphesiz bu ilim ehlinin gayretleriyle olmuştur. Onları doğru yolu belirtmişler, karışıklığı, fitne ve fesadı önlemişlerdir.
Bir âlimimizin tabiriyle, “Âlimler, karanlık bir yoldaki kandiller gibidir. İnsan grupları o kandiller vesilesiyle yollarını şaşırmazlar. İşte, âlimler vesilesiyle de Allah’ı tanırlar, helâ ve haramları öğrenirler, farzları eda ederler.”
Bize düşen, Allah Resûlü’nün (sallallâhü aleyhi ve sellem) vârisi olan âlimlerimizin gayretlerini heba etmemektir.
İlim, âlimlerimiz için vatan gibidir. Nasıl ki vatanımızı istilaya karşı, düşmanlara karşı koruruz, mücadele veririz. Âlimlerimiz de üstün gayretleriyle, gece gündüz ayırt etmeden, yokluklara, sıkıntılara katlanarak İslâmî ilimleri korumuşlar, sonraki nesillere aktarmışlardır. İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe hazretleri (r.ah), iktidar sahiplerinin baskılarına göğüs gererken, İmam Şâfiî hazretleri (r.ah) hem baskı hem de fakirliğe göğüs germiş, üzerine yazı yazılacak bir şey bulamayıp kemik ve tahta parçalarının üzerine yazmıştır. Seyyid Abdülkadir-i Geylânî, İmâm Gazâlî, Şah-ı Nakşibend, İmâm-ı Rabbânî, Mevlânâ Halid ve nice büyüğümüz bu yol üzere yürüdüler. Allah onlardan razı olsun!
Öğrendiler öğrettiler, mücadele ettiler, uzaklara gidip aldılar getirdiler, bazen da buralardan uzaklara götürdüler. Savaş meydanlarında bile ders vermekten, talebe yetiştirmekten geri kalmadılar.
Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle nasihat buyurmuştur:
Ya öğrenen ol, ya öğreten ol, ya dinleyen ol ya da ilmi seven ol. Fakat sakın beşincisi olma. Yoksa helâk olursun.” 8
Semerkand Vakfı da Haşimî Eğitim Kurumları ile tarihten aldığı vazifeyi geleneksel çizgide yürütmeye devam ediyor. En dar zamanlarda bile, sıkıntılarla yürütülen bu hizmetler, günümüzde eski aydınlık dönemleri bir gelişme ile yayılmakta, nitekim günümüzde Türkiye’den Rusya’ya, Dağıstan’a, Kırgızistan’a, Açe’ye, Somali’ye, Ürdün’e, Fransa, Belçika ve Almanya’ya yayılmış durumdadır. Ayrıca bu faaliyetler aşağıda da anlatacağımız üzere Haşemî Yayınları’nı doğurmuş ve çok kısa zamanda İslâm dünyası fuarlarına katılan, rağbet gören eserler yayımlamıştır. Haşemî yayınları, “Mirasımızı koruyoruz’’ diyerek yoluna devam etmektedir. Geçmiş asırlarda olduğu gibi ilimle aydınlanıyor yolumuz ve âlimlerimizin yolunda yürüyoruz biz.
İyiliğin Sözü (Semerkand Yayın Grubu)
Tarih boyunca tebliğ ve ilim hizmetlerinin bir diğer ayağı zamanına göre iletişim vasıtaları ile emir bi’l-ma’rûf nehiy ani’l-münker vazifesinin ifa edilmesidir. Tâ ashâb-ı kirâm efendilerimiz devrine dayanır toplu tebliğ ve sohbet seyahatleri. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Bunun yanında eserler yazılmış, uzak uzak coğrafyalara bu vesilelerle hakikatler ulaştırılmıştır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri (sallallâhü aleyhi ve sellem) hapisteyken bile mektup yazmaya devam etmiştir. Hatta eserlerini bile mektup suretinde yazarak bu vasıtayı kullanmıştır.
Günümüzde kitapların yanına dergi, yakın geçmişte kullanılmaya başlayan radyonun yanına da televizyon eklenmiştir. Semerkand Vakfı, Semerkand dergisi ile çıktığı yola bugün dört dergi (Semerkand, Mostar, Semerkand Aile ve Genç Okur) ile devam etmektedir. Bir yayınevi ile başladığı alanda günümüzde on yayınevi (Semerkand, Hâcegân, Şadırvan, Eşik, Hâcegân Akademi, Semerkand Çocuk, Mavi Uçurma, Ak Fidan, Genç Okur ve Haşemî) hizmetini devam ettirmektedir.
Dergi ve kitap yayıncılığının yanında Semerkand Yayın Grubu, önce radyo (Radyo 15 şimdiki adı ile Semerkand Radyo), daha sonra da Semerkand TV ile televizyon yayıncılığı hizmetlerine devam ediyor. “Hayatın kalbine” diyerek radyo yayıncılığına, “Gönüller yapmaya geldik” diyerek televizyon yayıncılığına başlayan Semerkand, İslâmi yayıncılık alanında titiz ve ilkeli duruş ile örnek bir çizgide hizmetlerini sürdürüyor.
Kısacası. ‘’Biz Ehl-i sünnet anlayışa tavizsiz bir bağlılıkla İslâm’ı bugünkü hayata taşımak istiyoruz.” 9
Kula Hizmet Hakk’a Hizmet (Sosyal Birim Hizmetleri)
Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) müminleri, bir binayı meydana getiren birbirine kenetlenmiş taşlar gibi tasvir etmiştir. Bu dayanışmanın adı hizmettir. Allah rızası için mümin kardeşinin yardımına koşmak, insanların ihtiyacını gidermek, dertleriyle dertlenmektir. Hizmetin ne derece kıymetli olduğu ile ilgili olarak Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
Bir mümin kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem bana, şu mescide oturup bir ay itikâfa girmekten daha sevimlidir.’’ 10
Ebü’l-Hasan Harakânî hazretleri de (k.s) şöyle buyurmuştur: “En büyük keramet, yorgunluk ve bezginlik hissetmeden Allah’ın mahlûkatına hizmet etmektir.”
Tasavvuf kalp, edep ve ahlâk eğitimi olduğu kadar hizmet yoludur. Tarih boyu tasavvufa gönül verenler hep birlikte insanlara hizmet etme gayreti içinde olmuş, maddi manevi her türlü ihtiyacı gidermeye çalışmışlardır. Bu aslında sahâbe-i kirâm efendilerimizin –Allah onlardan razı olsun- ahlâkıdır. Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem), mümin kardeşine hizmet eden birini görünce dua etmiştir. 11
Yine Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) müminde olması gereken hizmet aşkını şöyle ifade buyurmuştur: “Mümin, cennete girene kadar hayra doymaz.” 12
Hizmette Allah’ın yardımına mazhar olmak gibi büyük bir saadet vardır. Bu noktada Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: “Bir kul din kardeşinin yardımında bulunduğu sürece Allah da onun yardımında bulunur.” 13
Ashâb-ı kirâmın büyüklerinden Muaz b. Cebel (r.a) şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda cihada giden arkadaşlarımın eşyalarını hazırlamam, yüklerini düzeltmem ve bineklerini çekip çevirmem bana on nâfile hacdan daha sevimlidir.”
Semerkand Vakfı, birçok hastalığımıza çare olacak bu hizmet ruhunu canlandırmak için faaliyetler yürüyor, insanları gönüllü olarak hizmete teşvik ediyor. Her geçen gün yeni hizmet alanları doğuyor. Gençlere, muhtaçlara, mahsuplara, sokak çocuklarına, gurbetçilere, yolda kalmış kimselere, öğrencilere yardım ve hizmet götürüyor. Her sahada olduğu gibi bu alanda da her fert doğrudan bu hizmetlerin bir üyesi haline geliyor ve hizmet halkaları günden güne çoğalıyor, bereketleniyor.
Hayra Vesile (Beşir Derneği)
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “İnsanların en hayırlısı, Allah için diğer insanlara en faydalı olandır.” 14
Emîr Külâl hazretleri (k.s) talebesi olan Bahâeddin Nakşibend’e (k.s) nefsindeki hastalıkların tedavisi için şu tavsiyelerde bulunmuştur:
Gönül almaya bak; güçsüzlere hizmet et! Zayıfları, gönlü kırıkları koru! Onlar öyle kimselerdir ki halktan hiçbir gelirleri yoktur. Bununla beraber onların birçokları tam bir kalp huzuru, tevazu ve eziklik içinde kalıp giderler. Böyle kimseleri ara bul ve onlara hizmet et!”
Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî (r.ah) şu tavsiyelerde bulunur:
“İlim, cömertlik ve Allah korkusundan uzak olan insan, anlamsız kuru bir kalıptan ibarettir. Sana ahiret hayatında gerekecek olan azığı sağlığında elde etmelisin. Öldükten sonra yakınlarından, dostlarından ve çocuklarından senin için iyilik yapmalarını bekleme, buna güvenme.
İnsan çalıştığı kadar kazanır. Nimete sahipken iyilik ve yardımda bulun, yoksullara dağıt. Çünkü dünya malı ölünce elinden çıkacak, sahibine dönecek. Acı çekme istemiyorsan, acı çekenleri unutma. Servetin elindeyken ihtiyaç sahiplerine ulaştır. Gün gelecek hazinenin anahtarını yitireceksin.
Ahiretteki azığını buradan götüren kişiye artık yenilgi diye bir şey yoktur. Sırtını anca kendin kaşıyabilirsin, başkası kaşıyamaz. Varını yoğunu avucuna al. Verilmesi gereken yerlere ver. Aksi halde yarın iş işten geçer, pişmanlıkla elini ısırırsın. Yoksulların sırrını açığa vurma. Kusurlarını örtmeye çalış. Allah da senin ayıplarını örtecektir. Kapını çalanı geri çevirme.
Bir gün sen de düşersin, kapı kapı dolaşırsın, uğradığın her yerden elin boş dönersin. Muhtaçlara iyilik yap, gün gelir sen de muhtaç olabilirsin. Kalbi kırıkların hatırını sor, onları sevindir. Bir gün senin de gönlün incinir.” 15
Semerkand Vakfı, bu düstur ve şuurla kurduğu Beşir Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’yle komşularımıza, uzak yakın muhtaç kimselere, âfetzedelere yardım götürüyor. Yurt içinde ve yurt dışında birçok yardım faaliyeti organize ediyor. Beşir Derneği kurulmadan Tsunami’den etkilenen Açe ve sel altında kalan Pakistan’a yardım elini uzatan Semerkand Vakfı; Beşir Derneği ile Van depreminde, Somali, Arakan ve Suriye’de daha aktif bir şekilde yardım faaliyetleri yürüyor. Semerkand Vakfı’nın diğer birimlerinin de aktif biçimde desteklediği Beşir Derneği, faaliyetlerini bir gönül hizmeti olarak Allah rızası için yürütüyor.
İlim hizmetleri, helâl ve temiz gıda teminini Semerkand Vakfı bünyesinde yürüten Beşir Derneği, yardım kampanyalarını da aynı çatı altında organize ediyor, topluyor, dağıtıyor, ulaştırıyor. Beşir Derneği, maddi yardım kadar manevi yardımları da organize ediyor ve nitekim bugün Somali’deki yetimhanelerde İslâmî ilimlerde talebeler yetiştiriliyor.
Kendimize Doğru Seyahat (Semerşah)
Hac ve umre ibadetlerimizi sahih ve zahmetsiz bir şekilde ifa edebilmek, insanların maddi imkânlarına rağmen unuttuğu bu ibadetlere teşvik etmek için kurulan Semerşah Turizm, ticarî bir müesseseden ziyade gönüllü bir rehber eğitim kurumu gibi faaliyet gösteriyor. “Huzura taşır” diyerek yola çıkan Semerşah, Ehl-i sünnet çizgisinde, ilim ehli kimselerin rehberliğindeki kutsal yolculuklara, insanların ibadete sarılmalarına, salih kimseleri ve tasavvufu tanımalarına da vesile oluyor. Son yıllarda alanında en başarılı müessese olan Semerşah, özellikle bu hususta hizmet veren diğer kuruluşlara da örnek teşkil edecek duruma gelmiştir.
Maddiyattan ziyade maneviyatı önceleyerek yola çıkılan bu seyahatler, her bir yolcu için bir arınma vesilesi oluyor. Bütün birimlerini ve çalışanlarını bu şuurla donatan Semerşah, Semerkand Vakfı’nın diğer faaliyet alanlarıyla da iç içe geçmiş bir yapıda faaliyet gösteriyor. Ayrıca hac ve umre dışında Allah dostlarına, büyüklerimize, medeniyet tarihimize yönelik ziyaretler organize ediyor.
Her Yer Okul, Herkes Öğrenci (Okuma Evleri, Gençlik Merkezleri, Muhabbet Petekleri)
Tebliğ, irşad, ilim ve yayıncılık hizmetlerinin ruhunda mündemiç olan halkın eğitimi, okuma evleri, gençlik merkezleri ve muhabbet petekleri aracılığıyla bütün ülke sathına yayılıyor. Tarih boyunca olduğu gibi, tasavvuf bir halk mektebi, bir ahlâk mektebi olarak hizmet veriyor.
Semerkand Vakfı, bu vesilelerle bütün faaliyet alanlarını, hizmetlerini herkese ulaştırıyor. Bir merkeze insanları çağırmak yerine, iyiliği insanların ayağına götürüyor. Dernekler, gençlik merkezleri ve tesis edilmiş muhabbet petekleri kardeş bağımızı güçlendiriyor, bütün hizmetlerimizin temek omurgası, esasını oluşturuyor.
Semerkand Vakfı, eğitim hizmetleriyle gençleri ve çocukları kötü örnek teşkil eden mekânlardan ve arkadaşlıklardan, kişisel gelişimleri açısından zarar verici tüm unsurlardan uzak tutmayı amaçlıyor. Ayrıca gençlerin ve çocukların sosyal ve ahlâkî gelişimlerine katkıda bulunan mekânlar tesis ederek, onların hoşça vakit geçirerek özgüven sahibi olmalarını sağlıyor. Bunun yanında gençlerin ve çocukların okulda ve okul dışında daha başarılı sosyal ve girişimci, hayatın her alanında düzen ve disiplin sahibi şahıslar olmalarına destek veriyor. Nihayetinde kültürel değerlerine bağlı, gelecek yıllarda hizmet etmek için gönüllü ve hazır nesiller yetiştiriyor.
Barışa, Kardeşliğe, Ahlâka Çağrı (UKBA Derneği)
Şimdiye kadar anlattığımız faaliyetlerin daha çok Türkiye’de organize eden Semerkand Vakfı, UKBA Derneği ile bu faaliyetlerinin her birini diğer ülkelere yayıyor. Tebliğ ve irşad faaliyetleri başta olmak üzere, ilim hizmetlerini, Semerkand Yayın Grubu çatısı altında yürütülen birçok dilde yayıncılığı, sosyal ve kültürel hizmetleri, yardım organizasyonlarını UKBA ile organize ediyor.
Uluslar Kardeşlik Barış ve Ahlâk Derneği (UKBA), bütün kıtalarda 100’e yakın ülkede faaliyet gösteriyor. Gurbetçilerimizin yoğun olarak yaşadığı Orta ve Batı Avrupa ülkelerinin UKBA Derneği çatısında olmadığını, buralarda doğrudan Semerkand Vakfı’nın birimleriyle aktif olduğunu belirtmek gerekir. Böylece UKBA Derneği’nin faaliyet alanı ve gösterdiği başarı daha iyi anlaşılacaktır. Yurt dışındaki faaliyetlerini de gönüllülük esası ile yürüten Semerkand Vakfı, ayrı ırk ve renkten yüz binlerce müslüman kardeşimizle bağımızı güçlendiriyor.
Helal Lokma
Semerkand Vakfı, günümüzde Müslümanların temel eksiklikleri olan birçok alanda faaliyet gösterdiği gibi, güvenilir ve helâl gıda kültürünü geliştirmek, üretmek ve temin etmek için yoğun olarak faaliyet gösteriyor. Et, süt, kuru gıda ve daha birçok alanda aktif olarak sağlıklı ürünler imal ediyor ve ülkemizin dört bir yanına ve Avrupa’daki kardeşlerimize ulaştırıyor.
Helâl lokma kalbimizi, gönlümüzü arındırdığı, istikametimizi pekiştirdiği şuuruyla bu alandaki faaliyetlerini yürüten Semerkand Vakfı, ticarî kaygılardan ziyade manevi kaygıları önceliyor. Özellikle yıllardır geleneksel hale gelen kurban kesim çadırlarıyla hem ibadetimizi hem de gıdamızı sağlıklı bir şekilde temin etmemizi sağlıyor.
Hayırda Yarış (Kermesler)
Gönüllülük ve hizmet şuuruyla Allah rızası için faaliyet gösteren Semerkand Vakfı, her alanda büyük bir istihdam da sağlıyor. Bunun en bariz örneği de atıl durumda bulunan hayır ve istihdam güçlerini kermes faaliyetleriyle aktif hale getiriyor, insanları hayırda yarışmaya teşvik ediyor. Özellikle büyük bir çoğunluğunu hanımların üstlendiği kermes faaliyetleri, ev hanımlarının hayır ekonomisine büyük katkı sağlamasına vesile oluyor. Allah Resûlü (sallallâhü aleyhi ve sellem) devrinde hayırda yarışan hanım sahabiler [Allah onlardan razı olsun] gibi, günümüzde ise hanımlar da kermeslerle hayırda yarışıyorlar. Hanımlar kadar erkek gönüllüler de kermes faaliyetlerinde yer alıyorlar. Köy, kasaba, ilçe, mahalle, semt ve illerimizde tertip edilen birçok kermes, birlik ve beraberliğimizin, hayırda yarışmamızın somut örneğini oluşturuyor.
Hayır, Halkasına Dâhil Olmak
Hizmette ben değil, biz anlayışı esastır. Semerkand Vakfı, hizmetin başarısının şahsa değil, topluma ait olduğu şuuruyla hareket eder. Çünkü Allah yolunda hizmete koşan kimseleri yeryüzünde müminler, gökyüzünde melekler dua, istiğfar ve sevgileriyle desteklemektedir. Bunun için bu hayırlı faaliyetlerde başarı, benlik duygusu ortaya çıkarılmaz, bunda pek çok insanın vesilesinin ve hizmetinin olduğu düşünülür. Hizmetçi, sadece vesile olmuştur. Nitekim Molla Câmî hazretleri (k.s) hizmetçiyi kepçeye benzetir. Nasıl ki kepçe tencereden tabağa yemeği koyar, hizmet ehli de bu hayırlı işlerde bir vasıtadır.
Hizmet edenler, ilk iyiliği kendilerine yaptıklarını bilmelidirler. Herkes kendisinin hizmetle ihya olduğunu, hizmetin bereketiyle ayakta durduğu, yoksa kendi başına hiçbir işe yaramayacağı şuurunda olmalıdır. Ferîdüddin-i Genc-i Şeker hazretleri (k.s), “Başkalarına iyilik yaptığın zaman kendine iyilik yaptığını bil” demiştir.
Semerkand Vakfı, hizmetlerin hiçbir zaman şahsî, siyasî ve benzeri dünyevî menfaatlerle heba edilmemesini şiar edinir. Her bir adım, bir nice istişare ve hayır dua ile atılır. Her bir faaliyet öncelikle itikadımıza, ilmihalimize, ahlâkımıza, edebimize uygun olmalıdır. Zarar vermemeli, ötekileştirmemelidir. Faydalı olmalı, iyiliği emretmeli, iyiliği hatırlatmalıdır.
Bir Coşku Mevsimi (Semerkand Vakıf Haftası)
Baştan beri anlattığımız bu tarihî vazifenin ve hayırlı hizmetlerin coşku ile değerlendirilmesi, istişare edilmesi vesilesiyle iki yıldır mayıs ayının son haftasında Semerkand Vakıf Haftası tertip ediliyor. İstanbul’un fetih tarihine de denk gelen bu hayırlı adım, bunca hizmetin teşvik edilmesini; bilinmiyor, görülmüyor hissi uyandırması muhtemel birçok faaliyetin duyurulmasını sağlayacaktır şüphesiz.
Müslüman gayret içinde olmalı, her daim hayrı istemeli, hayır talep etmelidir. Bu coşku mevsiminde de niyet Allah rızasıdır, neticesi de Allah rızası olacaktır inşallah.
Semerkand Ruhu
Semerkand Vakfı, tarihten aldığı misyonla bugün birçok alanda hizmet veriyor. Gönüller fethediyor, gönüller yapıyor. Uzak yakın bütün coğrafyalara iyiliği götürüyor, tasavvufu götürüyor. Merhum Âdem Sertel veciz bir metinle bu ruhu şöyle özetliyor:
Tarihin derinliklerinden engin yarınlara bir sevgidir, selâmdır Semerkand.

Herkesin yüz çevirdiği insanlara, son ana kadar ümittir Semerkand.



Yargılamak, sorgulamak değil; sarıp sarmalamak, kucaklamaktır Semerkand.

Suçu nefsinde, görevi kendinde bilip; istiğfar ve hizmettir Semerkand.

Sevgiliden bir mektup, bir haber, bir seherdir Semerkand.

Bir harf için köleliği ebedi mutluluk saymaktır Semerkand.

Çirkine alışmanın rahatlığı değil, güzelliklerin çilesini tercihtir Semerkand.

Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmek ve bunu hizmet ile ispattır Semerkand.

Bilim adına maddeyi, madde adına bilimi putlaştıranlara mananın hürriyetini sunmaktır Semerkand.

Bir isimde buluşmak, binlerce sıfat ile tanışmaktır Semerkand.

Günahkâra değil, günaha düşmanlıktır Semerkand.

Tüm dünyaya Buhara’dan bir çağrıdır Semerkand.

Hep birlikte bilgiye sevgiye yürüyüştür Semerkand.

Sen, ben değil, O’nun için bizdir Semerkand.

Kıble’ye dönüvermiş nurani bir yüzdür Semerkand.

Gönüllerde aşk için yanan közdür Semerkand.

Hakikati gören gözdür Semerkand.

Cehalet yaprağını döken güzdür Semerkand.

Saadette buluşulan düzdür Semerkand.

Dostun bize söylediği sözdür Semerkand.

Semerkand madde ve mananın bütünüdür. Hz. Adem'den (a.s) bu yana gelen tevhid bayrağıdır. Yaratılışta ilk, gönderilişte son olan Hz. Peygamberin varislerinin yoludur. Semerkand.


Köksüz ağaç mı olur, olursa da nasıl durur. Mekke kök, Medine gövdedir. O kök ve gövdenin meyve veren dallarıdır Semerkand.
Yaşlı ve uykusuz gözlerle geçen gecelerde, Gavs-ı Sânî (k.s)'nin derdidir Semerkand.
O'nun eliyle dün sorunlu olanlar, bu gün artık sorumlu oldu. Yere düşene bir tekme de sen vur diyenler, yerden insanları kaldırır oldu. Kendileri ağlanılacak durumlarda olanlar, başkaları için ağlar oldu. Sahipsizlerin sahibi, bîçarelerin çaresi oldu. Allah için sevilen mahzun kalplerdir Semerkand.
Sözün özü; Dert olmak değil; dertlenmektir; Yük olmak değil; yüklenmektir; Korkmak değil; sevmektir; Sadece bilmek değil; bildiğiyle yaşamaktır; Karanlıktan şikâyet değil; bir kandil yakmaktır; Bahane değil; çözüm üretmektir Semerkand.
Niyetle adetler ibâdete dönüşür; niyetsiz ibâdet adettir. Her işin başında, ortasında, sonunda niyetleri kontrol edip; İLÂHÎ ENTE MAKSÛDÎ ve RIDÂİKE MATLÛBÎ demektir Semerkand.
Son Söz (Allah Rızası İçin)
Bu kısa eserde dilimiz döndüğünce, Semerkand’ın tarihini ve bugüne yansıyan yüzünü anlatmaya gayret ettik. Ayrıca bu mirasın yükünü omuzlarında taşıyan Semerkand Vakfı’nın hizmetlerinden bahis açtık. Fakat bilinmesi gereken şudur ki bütün bu gayretler, hizmetler Allah rızası içindir. Nitekim Gavs-ı Sânî (k.s) şöyle ifade etmiştir:
“Hizmetler Allah rızası içindir. Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesi içindir, Hz. Peygamber’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) ümmetinin zelil olmaması içindir. Tedbirlerimizi alıp hizmetlerimize devam etmeliyiz. Hiçbir şey hizmetimizi geri götürmesin.
Hizmet, kesinlikle nefis, siyaset için değil tasavvufî âdapların yerine getirilmesi için düşünülmelidir. Hizmetleri hiçbir şeye alet etmeyin. Bu hizmet, önünüze gelen bu iş, size bir devlettir. Size nasip olan bu hizmetin kıymetini bilin; alın, saklayın, muhafaza edin, kapınızın, evinizin içinde tutun. Eğer bu nimeti kaçırırsanız, bir daha yakalayamazsınız. Bu hizmet nimetini eline geçiren onu asla size geri vermez. Bu hizmetlerde sâdâtlara ortak oluyorsunuz. Bu ortaklık, bu (manevi) ticaret ölünce de bitmez. Kıyamete kadar devam eder. Amel defteri kıyamete kadar kapanmaz. Çünkü bu yol, kıyamete kadar devam edecektir. Onun hayrı hem size hem bize hem de sâdât-ı kirâmadır.
Allah için olmadıktan sonra bütün dünya elimizde olsa iğne ucu kadar kıymeti yoktur. Ama Allah için olursa iğne ucu kadar da olsa kıymeti vardır, mesuliyeti vardır. Niyetiniz Allah rızası için çalışmak, hizmet etmek olmalı. Çünkü hizmette çok büyük menfaat var. Özellikle bu zamanda bu asırda gündüz gece çalışmak lazım.
Gayemiz Hz. Peygamber’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) keyfini yerine getirmek. Gece gündüz çalışacağız. Allah Teâlâ, sâdât-ı kirâm çalışanı seviyor. Bizler dünya için değil ahiret için çalışacağız. Hizmet, ahiret rızkı içindir. Ahiret elbisesi hizmettir. Kefen ahiret elbisesi değildir.” 16
Allah Teâlâ, sadatın himmet ve bereketiyle bizleri Semerkand’ın ruhundan, huzurundan, şuurundan ayırmasın inşallah. Âmin.


1 Sabahattin Aydın, a.g.m., s. 42-45

2 Semerkand Dergisi, Bir Maneviyat Başkenti Sermerkand, Alper Erzurumlu

3 Âl-i İmrân 3/110

4 Müslim, İmân, 23

5 Bakara 2/207

6 Asr 103/ 1-3

7 Müslim, Tevbe, 8

8 Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, nr. 5167

9 Sabahattin Aydın, “Semerkand’a Dair”, Semerkand, sy. 101, İstanbul 2007, s. 8-13

10 Teberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr. 13646

11 Vekî’ b. Cerrâh, Kitâbü’z-Zühd: Zahidler Kitabı (trc. Ahmet Yıldırım), İstanbul: Semerkand yayınları, 2012, s. 189

12 Tirmizî, İlim, 19

13 Müslim, Zikir, 11

14 Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, nr. 5783

15 Sa’dî Şîrâzî, Bostan (haz. Azmi Bilgin), İstanbul: Semerkand, 2012, s. 103-104

16 Yolumuzu Aydınlatan Kandil Semerkand, S. Mübarek Erol (Özetlenerek alınmıştır)


Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə