I. Dünyada Ekonomik Krizin Özbekistan Ekonomisine Etkisi, Alınacak Tedbirler ve Mali



Yüklə 116,59 Kb.
tarix18.04.2018
ölçüsü116,59 Kb.
#48660


I. Dünyada Ekonomik Krizin Özbekistan

Ekonomisine Etkisi, Alınacak Tedbirler ve Mali

Krizi Gevşetmenin Temel Unsurları:
Günümüzde en güncel sorunlardan birisi – 2008’de dünyada baş gösteren mali ve ekonomik kriz, krizin etkileri ve olumsuz sonuçları, bu durumdan çıkış yollarını aramak ve incelemek gerekmektedir.

Öncelikle küresel mali krizden biraz bahsedelim.

Küresel mali kriz, ABD’de ipotekli kredi verme sisteminde ortaya çıkan belirsizlik durumundan kaynaklanmıştır. Daha sonraki süreçlerde ise büyük bankaların ve mali kuruluşların likidite sıkıntısı dolayısıyla, yani ödeme gücü zayıflayarak mali kriz ortaya çıktı. Sonuçta dünya borsalarında büyük şirketlerin satışları ve hisse senetlerinin değerleri aniden hızla düşmeye başladı. Bu durumun sonucunda çoğu ülkelerin üretimi ve ekonomik büyüme seviyeleri keskin bir şekilde düşerek işsizlik ve mali açıdan olumsuz sonuçlar baş gösterdi.

Günümüzde önde gelen bir dizi analiz ve uzman merkezleri araştırmacıları, küresel mali krizin durumunu ve krizin olası olumsuz sonuçları konusunda yürüttüğü tahminleri ve bilgileri inceleyerek aşağıdaki sonuçlara varılmıştır:



Birincisi – Mali kriz hemen-hemen bütün dünyayı sardığı, ülkelerin resesyona ve ekonomik durgunluğa girmesinin kesin olduğu, küresel yatırım hacminin azalacağı, mal talebinin ve dünya ticaretinin zayıfladığı, ayrıca dünyadaki çoğu ülkelerde kriz dolayısıyla ciddi sorunların baş göstereceği varsayımına gitmişlerdir.

İkincisi – Gittikçe büyüyen bu küresel mali kriz, dünyadaki banka sistemlerinde ciddi eksikliklerin var olduğunu ve işlemekte olan sistemi radikal bir şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğini göstermiştir. Bununla birlikte daha çok kurumsal kârı gözeterek iş yapan, kredi ve değerli hisse kağıtlar pazarında çeşitli spekülatif işlemlere girişmiş olan bankaların yeterince ve doğru-düzgün kontrol edilmediğini de göstermektedir.

Üçüncüsü – Küresel mali krizin ülkelere göre değişen etki seviyesi, hacmi ve sonuçlarının ne derecede olacağı birkaç unsura bağlıdır. Daha doğrusu, ülkenin mali ve parasal sisteminin ne kadar güçlü olduğuna, milli kredi kurumlarının ne kadar ödeme gücü olduğuna, ülkelerin dış ülkelere ve korporatif bankalara ne kadar bağımlı olduğuna bağlıdır. Ayrıca altın ve döviz rezervlerinin hacmi, dış borçların geri ödenmesi potansiyeli ve ülke ekonomisinin sağlam, çok çeşitli ve rekabet gücü seviyesi gibi faktörler de önemlidir.

Dördüncüsü – Küresel krizden kurtulmak ve olumsuz sonuçlarını her yönden gevşetmek, dünya ülkelerinde sunulmakta olan kurtarma paketlerinin işlevselliğine ve onların birbiriyle paralel olarak işlemesine bağlıdır.

2008in Kasım ayında dünya ürünlerinin %85’ini üreten 20 gelişen ülkenin katılımıyla Washington’da gerçekleştirilen zirvede, küresel mali krizin gittikçe ilerlemekte olduğu doğrulanmıştır.

İşbu zirvede yapılan muhakemeler, dünyayı saran küresel mali krizi önleme tedbirinden daha çok ondan nasıl kurtulma yollarını araştırmaktan ibaret kalmıştır. Şimdi durum öyle seviyeye geldi ki, artık önceki mevcut olan parasal güce dönme hakkında söz yürütmek için herhangi bir esas yoktur.

Zirveye katılan ülke temsilcilerinin krizin asıl kaynağı ve sebepleri konusunda aynı fikirde olmadıkları da görüldü. Bu durumda küresel mali krizin ciddi ve uzun devam edecek olan olumsuz sonuçlarını bertaraf etme konusunda ülkeler arası genel ve etkili ekonomi programı geliştirmek için daha erken olduğu da belli oldu.

Bununla birlikte işbu zirvenin gerçekleştirilmesi, orada küresel mali kriz hakkındaki sorunların ve bunun sonucunda ortaya çıkan durumların muhakeme edilmesi bile dünyaya umut uyandıran olumlu bir durum olduğu şüphesizdir.

Küresel mali krizin ülkelere olan etkisi, zararlarının seviyesi ve hacmi o ülkenin mali-ekonomik ve banka sisteminin ne kadar sağlam ve güvenilir olduğuna, ülkenin mali savunma düzeneklerinin ne kadar güçlü olduğuna direk bağlıdır, diye düşünüyorum.

Biz, Özbekistan’da kabul edilen ekonomik reform ve modernizasyon modeli vasıtasıyla, milli menfaatlerimizi uzun vadeli ve kalıcı bir şekilde korumak için kendi önümüze bir dizi hedefler koyduk. İlk önce “Şok Terapisi” diye adlandırılan yöntem gibi bize dış ülkelerden dikte edilen işlemlerden, ayrıca ‘pazar ekonomisi kendi-kendini düzene sokar’ denen son derece sade ve kandırıcı tasavvurlardan vazgeçtik.

Eski bürokratik sistemden pazar ekonomisi sistemine aşama-aşama geçilirken, “Yeni Evi Kurmadan Önce Eskisini Yıkmayın” denen hayati ilkeyi esas aldık ve reformları peş-peşe, aşama-aşama gerçekleştirme yoluna gittik.

En önemlisi ise, herkesin kendine başına iş yaptığı düzensizliğe düşmemek ve anarşi sistemi etkisinde kalmamak için işbu geçiş sürecinde ‘Devlet Baş Reformcu Sıfatıyla Bütün Sorumlulukları Yüklenmesi Gerektiği’ ilkesini en önemli temel olarak seçtik.

Ülkemizin uzun vadeli ve kalıcı menfaatleri söz konusu olduğunda ve ekonomideki keskin durumlardan çıkmak, sorunları hal etmek gerektiğinde bizzat devlet tarafından ekonomiyi yönetme yöntemleri kullanıldı ve bu tür yaklaşımın aslında haklı olduğu sonunda kanıtlanmış oldu.

Şunu belirtmek isterim ki, Özbekistan’da mali-ekonomi, bütçe, banka-kredi sistemi, ayrıca reel sektör kuruluşları ve ticari sektörlerin sakin ve devamlı şekilde faaliyetlerini devam ettirmeleri için yeterince sağlam kaynaklar yaratıldı ve gerektiği kadar kaynak mevcuttur.

Bu konuda bazı örnekler vermek isterim.

Günümüzde bütün dünyayı saran küresel mali krizin esas sebebi – bu bankaların likiditesi yani ödeme gücünün zayıflaması ve düşmesi sonucu ortaya çıkan problemlerin keskinleştiği, kredi sektöründeki belirsizlik, daha sade bir tabirle para kaynaklarının az olması nedeniyledir.

Bizim ülkede ise sadece ticari bankaların aktif miktarları, “Vatandaşların Bankalardaki Paralarını Garanti Etmek” hakkındaki kanuna uygun olarak 13 trilyon 360 milyar som’dan fazladır. Bu rakam, vatandaşların ve işletmelerin para hacminden yaklaşık 2,4 kat daha fazla rakam demektir.

Bankalardaki aktif hacimlerin hissedilir derecede arttığını göz önünde bulundurarak, ülkemizdeki vatandaşların bankalardaki paralarına devlet tarafından %100 garanti verilmektedir.

Bu konuda 2006’da kurulan “Mikrokreditbank”ın faaliyetleri hakkında söz etmek isterim. Ülkemiz içinde 78 şubesi ve 270’dan fazla ana bölümüyle faaliyet gösteren işbu banka, küçük çaplı ticarete ve özel girişimcilik sektöründekilere kredi sağlayarak hizmet vermektedir.

İşbu bankanın son iki yıl arasındaki aktif miktarı 3,5 kat, küçük ticaret ve özel girişimcilere kredi sağlama hacmi ise 4 kat artmıştır ve bu amaçlarla 150 milyar som’dan fazla sermaye yönlendirilmiştir.

Bu yüzden Cumhurbaşkanının talimatıyla “Mikrokreditbank”ın ana fonunu 72 milyar som’a çıkartmak ve bu rakamı 150 milyar som’a kadar çıkartma kararı alındı.

Yine bir konu ise – dış borçlar ve ödeme sorunları ile ilgilidir.

Belirtmek isterim ki çoğu devletlerin dış borçlar konusunda sağlam olmayan siyaseti yüzünden ekonomileri zayıf düşmekte, dış faktörlere bağımlı hale gelmekte, ayrıca ekonominin zor koşullarında çaresiz ve savunmasız durumda olduğunu görüyoruz, izliyoruz.

Özbekistan Cumhuriyeti, bağımsız olarak gelişme süreci içerisinde kısa vadeli spekülatif kredilerden vazgeçerek, uzun vadeli yabancı yatırımı ve imtiyazlı faiz oranlarını ülkeye çekmek gibi ilkeleri her zaman uygulamaya koyarak gelmektedir.

Bununla birlikte, borçları zamanında geri ödemeye güvenimiz ve garantimiz olmadığı durumlarda, kesin olan bazı projelerimizden bile vazgeçtik.

Ülkemizdeki ticari bankaların dışarıya olan mecburi ödeme durumları ve bu ödemelerin hacmi konusunda hiçbir endişeye gerek yoktur. Bu durum, ülkemizdeki banka sisteminin küresel mali krizinin olumsuz etkilerinden ve sonuçlarından güvenilir bir şekilde korunduğunu gösterir.

Özbekistan Cumhuriyeti, kendisinin güvenilir ve ödeme kabiliyetine sahip bir ortak olduğunu, ülkeye girecek her türlü yabancı yatırım için gerekli olan kolay şartları sunduğunu her zaman pratikte göstermektedir.

Son iki sene içerisinde yabancı yatırım oranının 2,5 katına kadar artması bu sözlerimizi onaylamaktadır.

2009’da ülke ekonomisine girecek olan yabancı ve yerel yaratımların, para yatırımlarının genel miktarı ülkenin gayri safi iç piyasasının % 25’ini oluşturmaktadır.

Ancak, yukarıdaki örnek ve rakamları göstermek suretiyle ‘gittikçe derinleşmekte olan küresel mali kriz bizim ülkeyi hiç etkilemez, bize yaklaşmaz’ sonucunu çıkarmak yanlış olur. Eğer böyle düşünülürse son derece saflık ve affedilmez bir hata olarak algılanmalıdır.

Herkesin anlaması gerekir ki; Özbekistan Cumhuriyeti günümüzde uluslararası topluluğun ve küresel mali - ekonomi pazarın ayrılmaz bir parçası olmuştur.

Bunun örneğini, ülkemizin dış dünya ile gittikçe sıkı ilişkiler kurduğunu, gelişmiş ülkelerin yardımlarıyla ekonomi sektörünü geliştirmek, yeniden yapılandırmak, teknik ve teknolojik açıdan yeniden yapılanma programlarını uyguladığını, Özbekistan’a yapılan yatırım oranlarında, ürün ve malların ithalat ve ihracatının yükselmesinde ve diğer örneklerde açıkça görmek mümkündür.

Bu yüzden küresel mali krizin ve olumsuz sonuçlarının bizim ekonomimizin gelişmesini ve üretimimizi olumsuz etkilediğini kabulleniyoruz.

Dünya pazarındaki talebin düşmesi sonucu Özbekistan’ın ihraç ettiği değerli ve renkli metaller, pamuk, uranyum, petrol ürünleri, mineral gübreler ve başka ürünlerin fiyatı düşmektedir. Bunun sonucunda işletmelerin ve yabancı yatırımcıların ihracattan elde ettiği geliri de düşmektedir. Ayrıca kriz ticari kurumların gelirlerine ve üretim seviyelerine, makroekonomik göstergelere ve ekonomimizin diğer yönlerine olumsuz etki yaptı.

Şüphesiz ki, küresel mali krizin etkisini azaltmak ve olumsuz sonuçları bertaraf etmek için bizim ülkede her türlü kolaylıklar mevcuttur. Örneğin ülkemizin ekonomik ve mali altyapısını, mali-banka sisteminin güvenilir yönetim düzeneklerini sağlam bir şekilde zamanında şekillendirmiş olmamız, ekonomimize garanti hizmeti vereceği kesindir.

Bu doğrultuda benim talimatımla, küresel ekonomik krizin olumsuz sonuçlarına karşı mücadele etme doğrultusunda banka ve mali kuruluşlara ek yardımda bulunmak, reel sektördeki işletme ve şirketlerin faaliyetini güçlendirmek ve teşvik etmeye yönelik çare-tedbirler uygulamaya konmuştur.

Daha sade bir tabirle, küresel mali krizin ülkemizdeki sonuçlarının bugünkü ve yarınki etkileri göz önünde bulundurularak, keskin ve her yönüyle planlanmış geniş çaplı projeler bugün uygulamaya konulmuştur.

Ayrıca, ülkemizde uygulanmakta olan bu tür çare – tedbirlerin uygulanmasıyla birlikte, bu ciddi sınavı yenmek için ilkönce herkesin kendi sorumluluğunu derinden hissetmesi, tüm imkân ve kaynaklarımızı kullanmamız gerektiği kaçınılmaz bir gerçektir.



II. Özbekistan’da Mali Krizi Bertaraf Etmek ve Dünya Pazarında Yeni Bir Başarılara Ulaşmanın Güvenilir Yolu - Banka Sistemini Desteklemek, Üretimi Yeniden Yapılandırmak, Teknolojik Modernizasyon ve Çeşitlendirmeye Gitmek, Yenilenmiş Teknolojiyi Çok Yönlü Yaygınlaştırmaktan İbarettir
Özbekistan ekonomisinin, dünya mali-ekonomi sistemine entegrasyonu gittikçe derinleşmekte olduğunu göz önünde bulundurursak, küresel mali kriz ve olumsuz sonuçlarının bizi de etkileyeceği kaçınılmaz, diye düşünüyorum.

Yine tekrar vurguluyorum; bu olumsuz etki, ilkönce dünya pazarındaki talebin ve fiyatların hızla düşüşe geçmesine bağlıdır, bunun sonucunda ülkemizden ihraç edilmekte olan ürünlere ve ihracatla uğraşan sektörlere olumsuz etkilerini göstermektedir. Bu durum ise ekonominin düzenli gelişmesine olumsuz etki etmekle birlikte, planlanmış olan projelerin uygulamaya konulmasına, önümüzdeki hedeflerimize ulaşma yolunda bir takım sorunları ortaya çıkartmıştır.

Ama bu tür sorun ve zorunluluklara rağmen, gerçekleştirdiğimiz önlemler sayesinde 2008’de ekonomimiz düzenli bir şekilde gidişatını sürdürdü, hatta gelişme bile gösterdi.

2008’de gayri safi iç üretimin gelişme hızı %9, sanayide % 12,7, tüketim ürünlerinin üretimi % 17,7 olmuş, hizmet alanı hacmi de % 21,3’e yükselmiştir.

Ekonomimizin diğer önemli sektörleri de istikrarlı olarak: inşaatta % 8.3, yük nakliyatı ve insan ulaşımı hizmeti hacmi % 10. 2, ticarette % 7.2 seviyelerinde yükselme görüldü. Tarım sektöründe ise % 4.5 gelişti ve 3 milyon 410 bin ton pamuk hammaddesi üretildi. Ayrıca, 6 milyon 330 bin ton tarım ürünleri, 6 milyon 145 bin ton buğday mahsulü elde edilmiştir.

Planlanan devlet bütçesine fazla girdi olmuş, beklenen cari açık yerine % 1,5 oranında kazanç elde edilmiştir.

Kesin ve kati düşünülen finans kredi siyaseti tavizsiz takip edilerek uygulandığı için enflasyon planlanan oranda yani senelik % 7.8 sınırında kalmıştır.

Bu anlamda ülkemizde çalışmayı ve emeği teşvik etmek, maaşları ve halkın gelir seviyesini yükseltmeye yönelik siyasetin uygulanması sonucunda elde edilen başarılı göstergeler üzerinde durmak isterim.

2008’de orta maaş bütçe kuruluşlarında %

1.5, genel anlamda genel ekonomi alanlar da ise % 1.4 artmıştır. Böylece ortalama aylık ücret 300 ABD dolarından daha fazla olmuştur. Halkın geliri ise yıl boyunca kişi başına % 23 artmıştır.

2009’de orta maaş hem bütçe kurumlarında hem de işletmelerde %1.4 arttırılması, enflasyon rakamları ise % 7-9 seviyesinde korunması planlanmaktadır.

Dış ülkelerdeki konjonktürün kötü gidişatına rağmen, 2008’de dış ticaret hacmimiz % 21.4 kadar artmış, aynı zamanda mal ve hizmet ihracatı ise % 28.7 oranında artmıştır. Bunun sonucunda dış ticaret bilançosundaki olumlu rakamlar hissedilir derecede yükseldi. Bu durum, ödeme bilançomuzun ne kadar güvenli olduğunu ve ekonomimizin istikrarlı olduğunun önemli bir göstergesidir.

Dış ticaret terkibinde olumlu değişiklikler görülmektedir. Son yıllarda ihracat sektöründe, rekabete dayalı hazır ürün oranının istikrarlı bir şekilde gelişme eğilimi ve hammadde ticareti yapan sektörlerin azalmakta olduğu açıkça göze çarpmaktadır. 2008’de genel ihracat hacmi hammadde olmayan mallarda % 71’den fazla oldu. Aynı zamanda Özbekistan için geleneksel ihracat hammaddesi olan pamuğun hacmi, 2003’te görülen % 20’lik orandan 2008’de %12’ye düştü.

Gittikçe gelişen ekonomimizden dolayı dış ticaret alanındaki ortak coğrafyamız her şeyden önce gelişmekte olan Asya kıtası pazarları ile birlikte daha da genişlemektedir.

Yukarıdaki göstergelerin hepsi ve ihracatta rekabete dayalı hazır ürün oranının istikrarlı bir şekilde gelişme eğilimi, ekonomimizin gittikçe gelişmekte olduğunu ve imkânlarının daha fazla olduğunu göstermektedir. Bu durum, ihracat mallarının fiyatı her zaman değişen dünya pazarına bağımlılığı azaltma yolundaki önemli bir eğilim olarak hizmet edecektir.

Küresel mali krizin devam ettiği günümüzde bu tür değişim önemli bir yere sahiptir. Çünkü günümüzde ihracatlar esasen hammaddeden ibaret olup dünya pazarındaki fiyat oyunlarına aşırı derecede bağımlı olmaktadırlar. Bu durum ise bazı ülkelerin para gücünü zayıflatmakta, mali istikrarın kötüleşmesine götürmekte ve ekonomiyi rayından çıkaracak bir faktöre dönüşmektedir.

Son yıllarda ihracat alanında elde ettiğimiz başarılarımızın sırrı: ilkönce ülkemizin ekonomik altyapısını radikal bir şekilde değiştirmek ve çeşitlendirmeye gitmek, kısa zaman içinde bizim için yeni, lokomotif rolü oynayacak olan sektörleri yaratmak, üretim sistemini yeniden yapılandırmak, teknik ve teknolojik programları uygulamak, çağdaş pazar yapısını şekillendirme doğrultusunda zamanında başlatılan, derinlemesine düşünülen ve uzun vadeli planlanan faktörlerden ibarettir.

Ülkemizdeki değişikliklerin düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesinde esas faktör olarak önümüze çıkan şey, yatırım için yaratılan kolay ortamdır. 2008’de ekonomiyi geliştirmek için tüm mali kaynaklar hesabından 6.4 milyar ABD doları kadar yatırım teşvik edildi. Bu rakam 2007 verileriyle kıyaslandığında % 28.3 oranında daha fazla olup, gayrisafi iç üretime göre yatırımların hacmi % 23’ü oluşturmaktadır.

Tüm yatırımların % 50’e yakını, üretimi modernize etmek ve teknik açıdan yeniden yapılandırmaya yönlendirildiğini söylememiz gerekir.

Son yıllarda Özbekistan ekonomisine girmekte olan yabancı yatırım hacmi peş-peşe ve istikrarlı bir şekilde yükselmektedir. 2008’de 1 milyar 700 milyon ABD doları hacminde yabancı yatırım ülkeye girmiştir. Bu rakam 2007 verilerine göre % 46 daha fazladır. En önemlisi ise yabancı yatırımların % 74’ü direk yabancı yatırımları oluşturmaktadır. Küresel mali krizin devam etmesine rağmen, 2009’da ülkemize teşvik edilecek olan yabancı yatırımların hacmi 1 milyar 800 milyon ABD dolarına kadar yükselecek, bu rakamın dörtte üçlük kısmı ise doğrudan yabancı yatırımlardır.

Memnuniyetle dile getirmek isterim ki, tüm yatırımların takriben % 54’ü işletmelere ve halkın sermayelerine aittir. Bu gösterge, ülkemizde vergi yükünü azaltmak ve işletmelerin yatırımlarını aktifleştirmek yolunda yürütülmekte olan vergi siyasetinin ne kadar doğru olduğunu bir kere daha doğrulamaktadır.

Ülkemizin ekonomisindeki değişimleri gerçekleştirmek ve modernize etmek yolunda stratejik açıdan rol oynayan projeleri uygulama ve üretimi yapılandırma amaçlı 2006’da kurulan ve günümüzde 3 milyar 200 milyon ABD doları kadar tüzük fonu olan ‘Özbekistan Cumhuriyeti, Yapılanma ve Gelişme Fonu’nun faaliyetlerine büyük önem verilmektedir.

Yakın gelecekte fon bütçesinin 5 milyar ABD dolarına çıkartılması planlanmaktadır. Geçen iki sene içerisinde onlarca büyük sanayi ve inşaatlara mali destek vermek için fon tarafından 550 milyon ABD dolarından fazla miktarda kredi sağlandı.

Ülkemizde yatırım programlarını uygulama işlemleri sonucunda takriben 250 milyar som’luk fona sahip olan toplam 423 yapı işe başlamıştır. Örneğin gıda sanayisinde 145, inşaat malzemeleri üretiminde 118, hafif ve dokumacılık sektöründe 65, tarım ve orman ürünleri sektöründe 58, kimya ve petrol üretiminde 13, eczacılık alanında ise 8 adet yapı işbaşı yapmıştır.

2008’de işe başlayan ve günümüzde kurulmakta olan büyük sanayi kuruluşlarına örnek olarak, Fergana vadisini düzenli bir şekilde elektrikle temin edecek olan ve 165 km uzunluktaki yüksek voltajlı elektrik hattı “Özbekistan-Yeni Angren Isı Elektrik İstasyonu”nu gösterebiliriz. Sirderya Isı Elektrik İstasyonunu “Sogdiyana” güçlendirici istasyonuyla bağlayacak olan Guzar – Surhan yüksek voltajlı elektrik hattının ve Taşkent il elektrik teminatı yapılarının projelerini gerçekleştirme işleri ise devam etmektedir. Bununla birlikte 2008’de 2 bin 600 km.den fazla içme suyu ve 825 km.den fazla doğal gaz hatları kullanıma sunulmuştur.

Özbekistan’da sosyal alanlardaki yapıların inşaatı ve kullanıma sunulması konusuna ise ayrı önem verilmektedir. Bu doğrultuda 113 bin 200 öğrenci kapasiteli 169 adet meslek koleji ve 14 bin 700 öğrenci kapasiteli 23 adet akademik lise kurulmuş ve yeniden yapılandırılmıştır. Bununla birlikte 69 adet yeni okulun inşaatı tamamlanmış ve 582 adet okulun baştan sona yeniden yeni den onarıldı. Ayrıca 184 adet çocuklar için spor yapıları, 26 adet köy sağlık ocağı ve 7 bin 240 bin metrekare halk için konutlar ve diğer yapılar inşa edilmiştir.

2008’de tarım işletmelerinin verimliliğini arttırmanın önemli bir yere sahip olduğu göz önünde bulundurularak, tarım işletmelerine verilmekte olan alanların en iyi hale getirmek için gerekli işlemler yerine getirilmiştir.

Daha önce zararla çalışan, önemi düşük ve gelecek vaat etmeyen çiftçi işletmelerine son vermek amacıyla oluşturulan özel tarım işletmeleri, günümüzde köylerde tarım ürünlerini üreten esas güce dönüşmüştür.

Günümüzde çiftçilik ve tarım ürünleri üretmenin en karlı iş olduğu herkesçe bilinmektedir.

. Ülkemizde tarım işletmelerini teknik donanımla temin etmek ve mali destek vermek amacıyla pazar ekonomisi temayüllerine uygun ve güvenilir düzenekler şekillendirilerek, sistem başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

Her sene tarım işletmelerini destekleme amaçlı büyük miktarlarda maddi kaynak ve sermayeler ayrılmaktadır. Sadece geçen 2008’de tarım ürünlerinin en iyi türlerini yetiştirmek için 1 trilyon som harcanmıştır. Örneğin pamuk yetiştirilmesine – 800 milyar som, tarım ürünleri için 200 milyar som avans olarak verilmiştir. 2009 senesinde ise bu doğrultuda 1 trilyon 200 milyar som ayrılacaktır.

Tarım işletmelerinin teknolojisini kiralama usulüyle satın almak için kurulan Fonun hesabından bu yönde 2008’de 43 milyar som’dan fazla miktar ayrılmışsa, 2009’da 58 milyar som’dan fazla miktarın ayrılması planlanmaktadır.

Devletimiz tarafından gösterilmekte olan bu tür itibar ve maddi yardım sonucunda, 2008’de tarım işletmelerinin pamuk yetiştirmedeki payı 99.1, tarım ürünleri hazırlamadaki payı ise 79.2 oranını bulmuştur.

Bununla birlikte geçen devir boyunca edindiğimiz tecrübemiz sayesinde, çiftçi ve tarım işletmelerini daha da geliştirmek için bir dizi önemli sorunları, örneğin tarım işletmelerinin istikrarlı gidişatını, onların kârını arttırma yolundaki sorunları çözmemiz gerekmektedir.

Faaliyet göstermekte olan tarım işletmelerinin iş tecrübesi göstermektedir ki, bu tür işletmeler şekillendirilirken ilk aşamada onlara verilen alanların az olması üretimin geliştirilmesine engel teşkil etmektedir.

Kısıtlı imkan ve güce sahip olan tarım işletmeleri, kendilerini gerekli teknik donanım ve döner sermaye ile temin edememekte, ayrıca kendi giderlerini kapatarak kârla çalışmak, kârını yükseltmek gibi niyetlerinin bu durumda imkânsız olduğu da günümüz şartlarında bilinen bir gerçektir.

Bu durumlar gözetilerek, tarım işletmelerinin alanlarını envanterden geçirmek ve onların faaliyetleri tenkidi açıdan değerlendirilerek alanlarını genişletmek için geniş çaplı, sağlam düşünülmüş işler gerçekleştirilmiştir. Bu işlemlerde tarım işletmelerinin hangi alanda faaliyet gösterdiği ve işletmelerin bulunduğu bölgelerindeki nüfus yoğunluğu ön plana alınmıştır.

Bu tür işlemlerin sonucunda tarım ve çiftçilik işletmeleri için ayrılan yer alanları günümüzde pamuk ve diğer ürünler için ortalama 37 hektardan 93.7 hektara kadar çıkmış veya 2.5 kat daha fazla alan sahibi olmuşlardır. Bu gösterge sebze ürünlerinde, 10 hektardan 24.7 hektara kadar veya 2.5 katına, hayvancılıkta ise 154 hektardan 164.5 hektara kadar çıkmıştır.

2008’de ülkemizdeki küçük ticaret ve özel girişimcilik alanı da istikrarlı büyümüştür.

Tarım işletmelerinin vergi yükünü daha da azaltılması, küçük firma ve işletmelerin tek ödeme sistemli vergisini % 10’dan % 8’e, 2009 başında % 7’e düşürülmesi, fiziki şahıslardan alınacak gelir vergisini azaltılması ve gelirleri saymadaki sistemin mükemmelleştirilmesi sonucunda girişimciliği, küçük ve özel ticareti kademeli olarak geliştirmek için teşvik edici nitelikteki esas faktörler olmuştur.

Sonuçta son 6 yıllık döneminde küçük ticaretle uğraşan kişi sayısı % 1.9 oranda artmış ve 2008’de 400 bin kişiyi teşkil etmiştir.

Küçük ticaretçi şahıslar tarafından üretilen sanayi ürünleri hacmi 2008’de takriben % 22 oranında artmıştır. Bu oran sanayi sektöründeki ortalama gelişme oranından daha yüksek bir orandır. Bunun sonucunda küçük ticaretin genel iç üretimdeki payı 2007’de % 45.5. iken 2008’de % 48.2’e kadar yükselmiştir. Günümüzde iş sahibi olan halkımızın % 76’den fazlası aynen bu alanlarda çalışması önemli bir göstergedir.

Halkımızı işle temin etme sorunlarını çözme konusunda da ciddi gelişmeler göze çarpmaktadır. Bizim için çok daha güncel olan bu sorunu çözüme kavuşturulmasında, küçük ticaret ve özel girişimciliği geliştirmek ile birlikte, hizmet sektörünü ve geçici sözleşmeli çalışma sisteminin çeşitli türlerini yaygınlaştırmak, köylerde çiftçiliği geliştirmeyi teşvik etmek en önemli önceliklerdir.

2008 boyunca ülkemizde 661 bin istihdam ortamı yaratılmıştır. Örneğin küçük ticaret alanında; 347 bin, hizmet ve servis sektöründe; takriben 220 bin, geçici sözleşmeli işçi alanında ise; 97 bin 800 yeni istihdam yaratılmıştır.

Elbette ki, iş yerlerinin sayısını yükseltmede hizmet ve servis sektörünü geliştirmek ve genişletmek önemli bir yere sahiptir. 2008’de iletişim, habercilik, maliye, banka, ulaşım hizmeti, teknik ve oto tamiri alanlarında kayda değer gelişmeler görüldü. Son dört yıl içinde senede ortalama %50 seviyesinde gelişmekte olan habercilik ve iletişim teknolojileri alanındaki hızlı gelişmeyi ayrıca dile getirmek gerekmektedir. Sonuçta hizmet sektörünün genel iç üretimdeki payı 2007’de %42.5 iken 2008’de bu oran %45.3’e yükselmiştir.

Aynı zamanda ülkemizde köy insanlarına gösterilmekte olan hizmetlerin hacmi seneden seneye yükselmesine rağmen, bu hacmin toplamda hâlâ %26.8 seviyesinde kaldığına ayrı bir önem verilmesi gerekir. Bununla birlikte bu hizmet niteliğinin taleplere uygun olmadığını da söylemek gerekir.

Tekrar tekrar vurgulamak gerekir ki, üretim yapan işletmelerle kooperatif esasında oluşturulacak geçici personel sistemini geliştirmeye büyük önem verilmektedir. Bu yönde işveren işletmeler için de, geçici çalışan halk kesimi için de teşvik edici ve etkili bir sistem yaratılmıştır.

Günümüzde geçici çalışma alanının boşta kalmamak ve aile bütçesine ek gelir getirmek için bir kaynak vesilesi olduğunu hiç kimse inkâr edemez. Bununla birlikte bu alan, ilkönce kadınları, özellikle çok çocuklu kadınları, yardıma muhtaç engelli ve çalışma kapasitesi sınırlı olan vatandaşlarımızı üretime ve çalışmaya teşvik etmek için özel bir sosyal öneme sahiptir.

2008’de geçici personel tarafından 34 milyar som’luk üretim ve hizmet sunulmuştur. Geçici personel için iş yerleri açan işletmeler, bu yönde kendilerine verilen imtiyazlar sayesinde 1 milyar som’dan fazla meblağ ceplerinde kalmıştır.

Halkımızı, özellikle köy halkını işle temin etmenin yine bir önemli yönü ise özel yardımcı ve çiftçi işletmelerinde hayvancılıkla uğraşan insan sayısını çoğaltmaktan ibarettir. Bu konuda göze görünür biçimde olumlu sonuçlar alındığını da kaydetmemiz gerekir.

Ülkemizde hayvanları halka ve çiftçilik işletmelerine açık artırma yoluyla satma, onlara imtiyazlı krediler verme, veteriner hizmetinin sayısını ve kalitesini artırma, hayvan yemlerini temin etmek gibi konularda başarılı mekanizmalar yaratılmıştır. Hayvancılığı geliştirme programı çerçevesinde 2008 senesindeki açık artırmalarda 20 bin 300 tane büyük baş hayvanı satılmıştır. 2009’da yine 24 bin 600 tane büyük baş hayvanın satılması planlanmaktadır. 2007’de büyük baş hayvanı satın almak için 42.5 milyar som imtiyazlı kredi sağlanmışsa, 2008’de bu oran 48 milyar 200 milyon som’a çıkmıştır.

Bilindiği gibi ülkemizde yoksul ailelere ücretsiz olarak büyük baş hayvanı verilerek destek verilmektedir. 2006’dan 2008’e kadar yoksul aileler için 103 binden fazla büyük baş hayvanı verilmiştir.

Sonuçta 1 Ocak 2009 tarihine kadar özel yardımcı ve çiftçi işletmelerinde büyük baş hayvana sahip olanların listesindeki sayısı 1 milyon 100 binden fazla olmuştur. Bunlardan 54 binine yeni iş defteri verilmiş, 111 bin vatandaşın var olan iş defterine ise iş stajı kaydedilmiştir.

Küresel mali krizin gittikçe yayılmakta olan günümüzde, banka ve maliye sistemi faaliyetini güçlendirmek ve kalitesini yükseltmek ayrı bir öneme sahiptir. Bu bakımdan, banka ve mali sistemin geliştirilmesi konusuna kısaca değinmek gerekmektedir.

Sadece 2008 senesinde “Ozsanoatqurilishbank”, “Asakabank”, “Pahtabank”, “Gallabank” gibi büyük bankaların kapital gücünü yükseltme konusunda bir dizi önemli kararlar alındı. Küçük ticaret ve özel girişimciliğe mali destek veren kredi merkezlerinden birisi olan “Mikrokreditbank”ın tüzük fonunu yükseltme konusundaki Özbekistan Cumhurbaşkanının talimatı, bu yöndeki pratik adımlardan birisidir.

Neticede ülkemizdeki bankaların toplam sermayesi, ek kaynakları teşvik edilmesi hesabıyla 2007 ile kıyaslandığında %40 artmıştır. Bu gösterge 2010’a kadar iki kat artacaktır.

Aynı zamanda bankalarımızın genel aktif hacimleri, halkımızın ve tüzel şahısların hesaplarındaki meblağların iki katını teşkil etmektedir. Bu durum ise, meblağları güvenilir bir şekilde korumayı ve onlara gerektiği zaman, gerektiği miktarda hizmet göstermeyi garanti etmektedir. Bilindiği gibi Özbekistan Cumhurbaşkanı’nın talimatı üzerine vatandaşların bankalara koydukları paraları, her ne miktarda olursa olsun devlet tarafından garanti edilmektedir.

Günümüzde ülkemizdeki banka sermayesinin yeterlilik seviyesi, uluslararası banka denetleme kurumu ana taleplerinde belirlenmiş olan standartların üç katı olduğunu hatırlatmak isterim.

Günümüzde ülkemizin banka sistemindeki cari likidite 1.5 milyar dolardan fazladır. Bu rakam, devlet dışı kuruluşlara ödenmesi gereken dış borçlar hacminin 10 katıdır. Bu durumda bizim ülkemizde likidite sorunu yani ödeme konusunda sorun yoktur, diyebiliriz.

2008’deki en önemli başarılarımızdan birisi, Özbekistan banka sistemine, dünyanın itibarlı reyting ajansı olan “Mudis” tarafından aynı anda üç yönde, yani banka – mali sisteminin istikrarı, milli parada uzun vadeli depozit gücü ve dış ülke paralarında uzun vadeli depozit gücü konularında yüksek reytingi elde etmiştir ve sistemimizin “istikrarlı” olduğu belirlenmiştir.

İşbu ajanslığın raporunda belirtildiği gibi “Banka sistemindeki olumlu değerlendirme ise bankaları denetlemek ortamının sağlam olduğu, banka sistemi potansiyelinin geliştiği, maliye sistemindeki terkibi değişimlerin ve milli ekonominin geliştiğini yansıtmaktadır”.

Bununla beraber “Mudis” ajanslığı “Dış Ekonomik Faaliyetler Milli Bankası” ve “Gallabank” gibi iki bankamızın kredi verme yönündeki reytingine olumlu not vermiştir.

Yine dünyaca ünlü uluslar arası reyting ajanslığı “Fitch” de ülkemizdeki “Pahtabank”, “Hamkorbank”, “Ozsanoatqurilishbank” ve “Asakabank” gibi bankalarımıza “istikrarlı” reytingini vermiştir.

Bu anlamda 1 Ocak 2009 tarihine kadar Özbekistan’ın toplam dış borcu, gayri safi iç üretimin % 13.3 oranını teşkil etmektedir. Bu gösterge uluslararası dengeye göre “her yönden makul durum” olduğu ayrıca belirtilmelidir.

2009 için belirttiğimiz ekonomik programımızı gerçekleştirmek için, küresel mali krizin etkisini ve olası sonuçlarını yeterince hesaba katmak çok önemlidir. Dünyadaki itibarlı uzmanların değerlendirmelerine göre, bu kriz 2009’da ve hatta 2010’da devam etmesi ve gittikçe derinleşmesi de muhtemeldir.

Bunun sonucunda, “Küresel mali krizin ülkemizde olası etkilerini bertaraf etme yönünde 2009-2012 dönemleri kapsayan Krizi Önleme Paketi programı – Özbekistan’ı 2009’da sosyo-ekonomi açıdan geliştirme yolundaki en üst amacı” olarak belirleneceği kesindir.

Bağımsızlığı kazandığımız ilk dönemlerde pazar ekonomisine geçme sürecinde kabul edilen meşhur beş temayüle dayanan esas modelimiz, yıl geçtikçe pratikte kendisini haklı çıkarmakta ve ne kadar doğru, sağlam olduğunu ispat etmektedir, bunun için gerekçeli delillerimiz elimizde mevcuttur.

İlk önce ekonominin ideolojiden bağımsız olması, ekonominin siyasetin üstünde olduğunu ispat eden faydacı ekonomik siyasetin izlenmesi, devletin baş reformcu sıfatıyla sorumluluğu kendine alması, kanunun üstünlüğünü temin etmek, güçlü sosyal siyaset gütmek, reformları aşama-aşama ve sakinlikle gerçekleştirmek gibi temayüller, özellikle dünyada ivme kazanmakta olan mali ve ekonomik kriz ortamında ne kadar hayati önem taşıdığını göstermektedir.

Günümüzde ülkemizin ve ekonomik sistemimizi yapılandırmak, bağımsız hale getirmek ve modernize etmek, onun terkibi oluşumunu çeşitlendirme doğrultusunda yapılmakta olan ve her yönden esaslı ve derin düşünülmüş siyaset, bizi krizden ve başka tehditlerin olumsuz etkilerinden koruyacak kuvvetli bir güçtür, ayrıca bu güç güvenilir bir koruyucu görevini yapmaktadır.

Tekrar edelim ki, küresel ekonomi sistemine entegre olmuş ve bu sistemin bir parçası haline gelen Özbekistan ekonomisi, gittikçe dünyayı saran küresel mali krizin olumsuz etkilerini hissetmekte ve bundan sonra da hissedeceğini iyi biliriz. Biz ekonomimizin gerçek durumunu ve şartlarını göz önünde bulundurarak, 2008’in ikinci yarısında krize karşı önlem programını oluşturmaya girişmiş bulunuyorduk.

Günümüzde küresel mali krizin olumsuz sonuçlarını önlemek ve onları bertaraf etme yönündeki Krize Karşı Önlem ve Tedbirler programı onaylandı ve sektörlere ve sınırlarımız içerisindeki uygulayıcılara ulaştırılmış durumdadır.

Kısaca söylemek gerekirse, krize karşı alınan önlemler programı uygulamaya konulmuş ve 2009’un Ocak ayı sonundan itibaren bu programın uygulanması sonucunda ilk olumlu sinyal ve sonuçlarını göstermektedir.

"Krize karşı alınacak önlemler programı, ayrıca bu yönde gerçekleştirilecek önlem ve tedbirler aşağıdaki önemli görevleri içermektedir.

Krize karşı önlem ve tedbir programının bölümleri belirlenmiş çare ve tedbirleri aşağıdaki önemli görevleri yerine getirmeyi amaçlamıştır.

Birinci olarak – İşletmeleri modernize etmek, teknik ve teknolojik açıdan yeniden yapılandırmak, çağdaş ve uygulanabilir teknolojiyi yaygınlaştırmaktır. Bu ilkeler ekonominin esas sektörlerine, ihracat işletmelerine ve yerel üretim güçlerine yöneliktir.

Bu doğrultuda, üretimi modernize etmek, teknik ve teknolojik açıdan yeniden yapılandırmak, uluslar arası kalite standartlarına geçme yolunda kabul edilen sektör programlarını gerçekleştirmeyi hızlandırmak gibi bir görevdir. Bu durum aynı zamanda ülkemizin hem iç, hem dış piyasasında istikrarlı bir mevkie sahip olmasını da temin edecektir.

İkinci olarak – Cari konjonktür gittikçe kötüleşmekte olduğu günümüzde, ihracat malları üreten işletmelerin dış piyasalarda rekabet gücünü desteklemek için çare ve tedbirleri gerçekleştirmek ve ihracatı teşvik etmek için gerekli faktörleri yaratmaktır. Örneğin:

- Merkez Bankası, işletmelerin sermayesinin % 70’inden fazla olmamak üzere 12 aya kadar imtiyazlı kredi sağlayacaktır;

- Yabancı yatırım ortaklığıyla hazır ürün üretmeye yönelik işletmelerin devlete olan vergi ve ödemelerden muaf tutma süresini 2012’ye kadar uzatılacaktır. (KDV istisnadır.);

- Bankaların geç kalmış kredi ödemelerini ve borç miktarlarını yeniden gözden geçirecek, devlete ödenecek ödemelerin faizlerinden vazgeçecek ve başka önemli imtiyaz ve başka tercihler sunacaktır.



Üçüncü olarak – Tasarruf sistemini yaygınlaştırmak, üretim giderlerini ve ürünün ana fiyatını azaltmayı teşvik etmek, bu doğrultuda işletmelerin rekabet ortamını güçlendirmektir. Bu amaçlarla 2008’de, işletmeci şahıslar tarafınca teklif edilen ürünlerin ana fiyatını en az % 20 oranda indirilmesi yönündeki taleplerinin kabul edildiğini belirtmek ve bildirmek gerekmektedir.

Ayrıca ana fiyatı düşürmek yönünde belirlenen değişkenler için yönetici ve sorumlu uzmanları teşvik etmenin etkili düzeneğini işlemek planlanmaktadır.

Mali krize karşı tedbirler programında 2009’da tüm enerji kaynakları ve toplu hizmetlerdeki sektörlerde fiyatların yükselmesini sınırlamak, yani bu fiyatların % 6-8’den yükseltmemek mekanizması işlenmiştir. Aynı zamanda bu alanların üretim gücünü de temin etmek gerekmektedir.

Dördüncü olarak – Elektrik enerjisi sistemini modernize etmek, enerji tüketimini azaltmak ve enerji tüketilmesinin azaltılmasının kârlı verisini uygulayarak tedbirleri gerçekleştirmektir. Ekonomimizin rekabet gücünü desteklemek ve halkın refahını yükseltmek, her yönden özellikle bizim elektrik ve yakıt enerjilerimizden bilinçli yararlanmamızla sıkı-sıkıya bağlıdır.

Beşinci olarak – Dünya pazarında taleplerin düştüğü günümüzde iç piyasadaki talebi teşvik etme yoluyla yerel üreticileri destekleme işlemi, ekonomik yükselme seviyesinin korunması büyük öneme sahiptir.

Bu görev yapılırken, üretimi yerelleştirmek programını genişletmek büyük önem kazanmıştır. Bu program çerçevesindeki projeler hacminin 3 – 4 kat attırılması planlanmaktadır.

Gıda ve başka tüketim ürünleri üretmeyi teşvik etmek yönündeki programlarda, ülkemizdeki üretim işletmeleri için geniş çaplı teşvik planı öngörülmüştür. Örneğin, işletmeler için 1 Ocak 2012 tarihine kadar aşağıdaki şekilde vergi ve gümrük kolaylıkları ve imtiyazları verilmiştir:

- Et ve sütü yeniden işlemeye yönelik küçük firma ve işletmeler için, boştaki paralarını donanımlarını teknik açıdan modernize etmeye harcanması şartıyla, tek ödemeli vergi seviyesini %50’e indirmek;

- Hazır gıda ürünlerinin türlerini üretmeye yönelik işletmelerin gelir ve mülk vergilerinden, küçük firma ve işletmelerin ise tek ödemeli vergi ödemesinden muaf tutulmaktır.

Şüphesiz, krize karşı önlem programı uygulanırken bundan her insanımızın imkânı olduğu kadar bundan menfaatle çıkması için, işbu programın uygulanması onların her biri için en önemli işi olmasını kavramasını temin etmek ve ek teşvik tedbirlerini aramak büyük önem arz etmektedir.

Krize karşı önlem programının içerik mahiyetini ve esas görevlerini değerlendirirken, gayet önemli ve ilkesel öneme sahip olan bir konuya dikkati çekmek isterim.

Küresel mali krizin olumsuz sonuçlarını bertaraf etmek, banka ve mali sistemi güçlendirmek, işletmelere yardım etmek, yeni iş yerlerini yaratmak ve halkı sosyal açıdan güvende tutmak gibi önlem, çare ve tedbirleri uygulamaya dikkati çekmekle birlikte biz yarını ve geleceğimizi asla unutmamamız gerekir.

Başka bir tabirle, biz daha şimdiden kriz sonrası dönem hakkında derin düşünmemiz, bu yönde uzun vadeli programlar üzerinde kafa yormamız gerekir. Bu önlem programı ekonomimizin ön direk sektörlerini modernize etmek ve teknik açıdan yeniden yapılandırmak, ülkemizin yeni başarıları elde etmek için kuvvetli dürtü verecektir. Ayrıca dünya piyasasında rekabet gücünü yükseltmek, çağdaş ve yeni teknolojileri yaygınlaştırmak gibi programlı projeleri kendi içinde bulundurduğu şüphesizdir.

İşbu çok önemli konuyu, daha doğrusu çözücü stratejik görevi dikkatlerimizden kaçırmamamız gerekmektedir.

Doğal olarak bir soru akla gelir – bu görevler için gerekli olan imkânlar bizde var mı ve bu tür projeleri gerçekleştirmek için ülkemizde ne tür imkânlar yaratılmıştır?

Altını çizmek gerekirse, işte bu tür geniş çaplı programları uygulamaya koymak için biz son yıllarda ciddi hazırlıklar yapmaktayız. Küresel mali kriz ise bu programlarımızı daha da hızlandırmamıza dürtü vermekte, onu her yönden hızlandırmamız gerektiği icap etmektedir.

Günümüzde ekonomimizi modernize etmeye, teknik ve teknolojik açıdan yenilemeye, rekabet gücünü yükseltmeye, ihracat imkânlarını yukarı seviyelere çıkarmaya yönelik önemli üst projeleri uygulama programı hazırlanmaktadır. Bu anlamda ilk tahminlere göre toplam değeri 24 milyar ABD dolarından fazla olan 300 yatırım projesi üzerinde çalışıyoruz. Örneğin yeni inşaat projelerimiz için – 18.5 milyar ABD doları, yeniden yapılandırmak ve onarmak teknik ve teknolojik açıdan yeniden yapılandırma projeleri için takriben 6 milyar dolarlık teşvik paketi sunulacaktır"

Programa girmesi planlanan bu projelere ilk önce yakıt – enerji, kimya, petrol ve doğal gazı yeniden işlemek, metal sektörleri, hafif ve dokumacılık sanayi, inşaat malzemeleri sanayi, makine ve diğer sektörler dâhildir.

Projelendirme ve inşaat işleri başlanmakta olan yapılar aşağıdaki kaynaklar hesabından alınarak yapılacaktır: şirket ve işletmelerin kendi sermayeleri genel hesaba göre 8.2 milyar ABD doları, Özbekistan Cumhuriyeti Yapılanma ve

Gelişme fonunun kredileri 2.5 milyar, Dış yatırım ve kredileri ise 13.5 milyar dolardan ibarettir.

İşbu projelerin bir kısmı 2007-2008 yıllarında başlatılmış, bazılarının kuruluşu ise 2009’da başlatılması planlanmıştır.

Hesaplamalara göre işbu projelerin gerçekleşmesi sonucunda, ekonominin çeşitlendirilmesi ve enerjiyi tasarruflu tüketen teknolojiyi yaygınlaştırmak, dünya pazarında talep gören yeni ürünlerin üretilmesi sonucu senelik 10.4 milyar dolarlık ek üretim yapmak, ihracatı senelik 6.5 milyar dolara yükseltmek, genel iç üretim hacmini hissedilir derecede yükseltmek gibi avantajlar elde edilecektir.

Günümüzdeki esas görevimiz her bir projeyi kısa zaman içinde tüm menfaatçi kuruluşlar tarafından yabancı yatırımcılarla birlikte iyice incelemesi gerekir, bu doğrultuda anlaşmaları sonuçlandırmak ve 2009-2014 tarihleri için belirlenen işbu stratejik programın kabul edilişini hızlandırmaktır.

Yukarıdaki görevler göz önünde bulundurulursa, 2009 senesindeki ekonomik programımızın ikinci en önemli yönü – başlatılan terkibi değişimleri ve ekonomiyi çeşitlendirme sürecinin devam ettirilmesi olacaktır.

Bilindiği gibi, biz 2000 senesinde bu yöndeki reform ve yenilenme yöntemlerimizi belirlemiştik. Bu vesileyle yine bir kere tekrarlamak isterim ki – bu yöntem günümüzde de güncelliğini ve önemini kaybetmedi, sonraki yıllarda da kaybetmeyecektir. Çünkü biz ekonomimizin ve ülkemizin dünya arenasındaki rekabetini aynen bu önemli görevi yapmakla temin edebiliriz. Hepimiz için bu gerçeğin bilinmesi gerekir.

Üstelik her ne kadar olağan gelmese de, küresel mali kriz üretimi yenilemek, modernize etmek ihtiyacını gündeme daha sert bir şekilde koymakta ve bu yönde bütün gücümüzü, imkânlarımızı ve kaynaklarımız seferber etmemizi talep etmektedir.

Burada sadece bir örnek vermek isterim.

Günümüzde Taşkent, Nevaî ve Tolimarcan’daki üç adet ısı elektrik istasyonlarında, çok gaz tüketen doğalgaz donanımları yerine buhar-gaz donanımını kurma projeleri üzerinde çalışılmaktadır. Elbette ki bu projeleri gerçekleştirmek için büyük yatırımlar gerekecektir.

Ancak ısı enerjisi üretiminde, enerji kaynaklarından yararlanma hacmini dünya standartları seviyesinde kısaltabilirsek, buradaki kârımız giderleri her yönden kapatabilecektir. Bu yüzden işbu projelerin uygulamasını hızlandırmak için verimli ve hızlı çalışmak gerekmektedir.

Ürünün rekabet gücünü yükseltmek için, üretim donanımını teknik ve teknolojik açıdan yenileme yolunda büyük ve küçük projeler üzerinde çalışmak, bunun için gerekli olan sermaye ve kaynakları bulmak – her bir işletme sahibinin ve mühendis-teknik uzmanların en önemli görevi ve mecburiyeti dahilinde olması gerekir.

Yerel organlar ve sektör kuruluşları başkanlarının, insanları işle temin etme bahanesiyle kimsenin ihtiyacı olmadığı, depolarda dizilmiş gereksiz ve kalitesiz ürünleri üretmeye, eski teknolojiler sebebiyle zararla çalışan işletmeleri çalıştırmaya izin verilmemelidir. Analizler sonucunda şimdi ülkemizde bu tür işletmelerin sayısı 200’den fazla olduğu belirlenmiştir.

İlginç olanı tarafı ise, bu tür hantal işletmelerin çoğu hafif ve gıda sanayi sektöründe mevcuttur. Hâlbuki bu alanlarda hızlı değişen pazar talebi dolayısıyla, teknolojilerini en fazla 5-7 yılda, gelişmiş ülkelerde ise daha kısa zamanlarda değiştirilmesi gündeme gelir.

Bu tür işletmeleri iflas etti diye ilan etmek yoluyla sil baştan değiştirilmesi gerekmektedir.

Ayrı bir önem verilmesi gereken önemli bir görev ise; köylerde yaşam standartlarını yükseltmek, köylerin görüntüsünü değiştirmeye yönelik uzun vadeli ve birbiriyle sıkı sıkıya bağlı olan geniş çaplı işlemleri gerçekleştirmek, sosyal alan ve üretim yapısını geliştirmeyi hızlandırmak, mülk sahibinin, girişimcinin ve küçük ticaretin makamı, yeri ve önemini yeniden belirlemek, çiftçilik işletmelerinin gelişmesini her yönden desteklemekten ibarettir.

2009 - “Köylerin Geliştirilmesi ve Refahı Yılı” olarak belirlendiğini, bu belgenin içerik mahiyetini, en önemli yönlerini, parametrelerini ve mali kaynaklarını kesin bir şekilde belirtildiğini hesaba katarsak yukarıdaki konuya verilen önem açıkça anlaşılır.

Ancak bu program ve bunu gerçekleştirmek sadece 2009 için geçeli olmayıp, kısa vadeli gelecek için belirlendiğini tekit etmek gerekir.

Köylerimizin görüntüsünü, köydeki hayat kalitesini, üretimdeki içerik mahiyetini değiştirmeye, köy sanayisi reformlarının derinleştirilmesine, sonuçta köy halkının sosyo-ekonomi ve medeni seviyesini, bilincini ve vatandaşlık sorumluluğunu artırmaya, bizim için çok önemli olan bu programı gerçekleştirmeye girişirken, 2009’daki ilk işimiz gelecekteki tüm işleri sağlam bir teşkili esasa koymaktan ibarettir.

İşbu programın ilkesel öneme sahip olan aşağıdaki maddelerine yine bir kere dikkat etmek gerekir.

Birinci olarak - İşbu programın uygulanmaya konulmasına bağlı olarak yasama ve hukuk-norm ilkelerini güçlendirmek, yeni kanunlar kabul etmek, ilgili yasa belgelerine, arazi yasarlına değişiklik ve ek düzenleme yapılması gerekir. Köyde sosyal ve üretim yapısını geliştirerek, su kaynaklarından bilinçli yararlanmayı düzenlemek ve su verilecek olan arazileri kullanılır hâle getirmek gibi konulara ayrı bir önem verilmesi gerekir.

İkinci olarak – Programda belirlenen görevler arasında köylerimizde yaşam kalitesini hızla yükseltmek yönünde çare ve tedbirleri gerçekleştirmek, ilkesel açıdan önemli ve çözücü önem arz etmektedir. Bunun için köydeki halk merkezlerini mimari açıdan projelendirmek ve inşaat işlerini teşkil etmek sistemini yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Mimari proje doğrultusunda esas planları işlemeyi temin etmek, bölgelerin iklimi, demografik yapısı ve diğer şartlarını hesaba katarak, köy evlerini ve sosyal kuruluşların örnek maket projelerini hazırlamak gerekir.

Bu görevleri yerine getirmek için özel “Köy – İnşaat – Proje” adında proje – araştırma enstitüsü kuruldu. İşbu kurumun faaliyetlerini başlamak, oraya yüksek kalitedeki elemanların yerleştirmek ve onların önüne parlak ve net görevlerin konulması gerekir ki, daha 2009’da biz yeni mimari planlar ve örnek projeler üzerinde çalışma imkânlarına sahip olalım.

Doğal olarak, yeni inşaatları çağdaş inşaat malzemeleri ve yapılar olmadan tasavvur etmek mümkün değildir. Köylerde kurulacak yapıların inşaatında toplama, kompozisyon ve küçük bloklu konstrüksiyonlar kullanılarak endüstriyel ve toplama teknolojilerini geniş çapta yaygınlaştırmak gerekir.

Biz köylerde sadece yaşam merkezleri ve çağdaş yollar kurmakla kalmayıp, düz yollar, kesintisiz enerji temini, halkı içme suyu ile temin etmek, köy sağlık ocakları, çocuklar için okul ve spor merkezleri, iletişim ve posta, hizmet sektörü, ticari kulübeler gibi projelere de sahip olmamız gerekir.

Köylerdeki mevcut yapıya yine bir kere eleştirisel yönden yaklaşıp, oraları genişletmek için ek sermaye ve imkânlar bulmamız gerekir. Bu köylerde halkı özellikle gençleri işle temin etmek en önemli faktörlerden birisi olduğunu unutmamamız gerekir.

Belirlenen önlem ve tedbirleri gerçekleştirmek için köy sınırları içerisinde banka kurmak konularını da gözden geçirmemiz gerekmektedir.



Üçüncü olarak – İşbu programın esas görevi – köydeki sanayi üretimini ve inşaatını hızla geliştirmek, meyve – sebze ve hayvancılık ürünlerini yeniden işlenmesi için çağdaş teknolojiyle donatılmış işletmeleri kurmaktan ibarettir.

Bu bağlamda görev geniş çapta öne konmaktadır – yani köy tarım ürünlerinin üretimini genişletmek amacıyla çağdaş teknolojiyle donatılmış yeniden işleme kurumlarını şekillendirmek, bunların geniş çaplı faaliyet göstermesi için her yönlü hammadde bazını teşkil etmek gerekir. Bu tür üretim yerleri her il, ilçe ve köylerde kurulması gerekir. Bu durum sadece üretimin yeni hacimlerini ve genel iç üretimi artırmakla kalmayıp, gıda üretimini yükseltme fırsatını verdiğini anlamamız gerekmektedir. Çünkü gıda ürünlerine olan ihtiyacımız her zaman yüksek seviyelerde olup, bu ihtiyaç bundan sonra da yükseleceğine şüphe yoktur.

En önemlisi biz her şeyden önce, yeniden işleme kurumlarını teşkil etme yoluyla iş yerlerine her zaman yüksek talep olan köylerimizde gençleri işle temin etme sorununa bir yol da bulmuş olacağız.

Dördüncü olarak – 2008–2012 yılları arasında su verilecek olan arazilerin durumlarını iyileştirmek, ekin arazilerinin durumunu düzeltmek, faaliyet göstermekte olan sulandırma ve arazi düzeltme yapılarının ilgili teknik durumlarını düzeltmek, su işletmesi inşaat ve kullanım teşkilatlarının maddi ve teknik alt yapılarını sağlamlaştırmak, onları çağdaş teknik donanımla donatmak gibi konulara ayrı önem verilmesi gerekir.

2009 senesinde hizmet sektörü ve küçük ticaret alanını geliştirmek ve halk için istihdam yaratmak ve yaşam kalitesini yükseltmek en önemli unsur olmakla birlikte daha hızlı gelişmeye yönelmek en üst görevimiz olacaktır.

Bizim sosyo-ekonomik politikamızda küçük ticaret ve hizmet sektörünü geliştirmeye ne kadar büyük önem verdiğimizi yine bir kere vurgulamak isterim. Sadece dikkatinizi çekmek isterim ki, küçük ticaretin sağlam ve hareketli olması, pazar konjonktür değişimleri ve tüketim ihtiyacına göre daha hızlı uyum sağlaması gibi faktörler ona küresel mali kriz döneminde yeni bir istihdam yaratma ve halkın gelir seviyesini yükseltme konusunda daha kolay ve makul fırsatlar sunar.

2009’da küçük ticareti desteklemek her zamankinden daha çok öneme sahiptir. Çünkü küçük ticaret yeni istihdam yaratmakla birlikte, örneğin ülkemizde çalışan halk kesimi gelirinin % 70’den fazlası bu sektörden gelmektedir.

Bu yüzden krize karşı önlem programında küçük ticareti geliştirmeyi teşvik etmek için ayrı bir önem verilmektedir. İşbu önlem ve tedbirler vergi, kredi avantajları ile birlikte, küçük ticaret ve özel girişimcileri geliştirmek için kolay ticaret yapma ortamını yaratma amacıyla reformları daha da derinleştirmeyi içine almaktadır.

Örneğin yeni kurulmakta olan küçük ve özel işletmeleri desteklemek amacıyla imtiyazlı kredi fonunun kaynak bazını iki kat arttırılması planlanmaktadır. Ayrıca, verilen imtiyazların kullanma süresi uzatılan ve dönen sermayeleri doldurmak için verilen kredilerin en uzun süresi 12 aydan 18 aya çıkartılmıştır.

1 Ocak 2009 tarihinden itibaren sanayi alanında faaliyet göstermekte olan küçük işletmeler için tek ödemeli vergi tutarı % 8’den % 7’ye indirilmiş, mali, eğlence ve diğer türlü hizmet veren küçük firma ve küçük işletmeler tek ödemeli vergiden 3 seneliğine muaf tutulmuştur. Buna göre küçük firmalar ve küçük işletmelerin sahipleri, aldıkları kâr paylarını yatırıma yatırırsa önceki kredi ödemelerine yönlendirdiği paraları 5 seneliğine vergiden muaf tutulacaktır. Bununla birlikte krize karşı önlem programına göre, 2009’da işletmeleri yürüten şahısların kontrol edilmesi ortalama %30 civarında azaltılması planlanmıştır.

Özellikle hizmet sektörünü daha hızlı geliştirmek için yapılan işlemleri derinleştirmek büyük öneme sahip olduğunu ayrıca belirtmek gerekir.

Hizmet sektörünü daha da geliştirme programlarını baştan sonra incelemekle birlikte, köylerde halkı, özellikle gençleri işle temin etmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için ek tedbirler bulmak gerekir.

Bu bağlamdaki en önemli görev, duruma girişimci gözüyle bakmak, yani onun kendi işini geliştirmesine nelerin engel olduğunu ve devlet tarafından ne tür yardımlar gerektiğini belirlemek gerekir. Köylerde gösterilmekte olan hizmet türlerini genişletmek için gerekli olan şartları yaratmaya da ayrı bir önem verilmelidir.

Sıradaki en üst görev ise ülkemizi modernize etmek ve halk için istihdam yaratmanın önemli bir unsuru olarak, üretimi ve sosyal yapıyı daha da geliştirmekten ibarettir.

Gayet önemli olan bu göreve özel önem verilmesi gerekir. Çünkü bunun şöyle birkaç sebebi vardır.



Birinci olarak, altyapıyı geliştirmek bize işletmeleri yerleştirmek ve bütün ekonomiyi yükseltmek için gerekli olan kolay şartları yaratır, ülkemizin zengin mineral – hammadde kaynaklarını kullanma imkânlarını genişletir.

İkinci olarak, üretimin altyapısını oluşturmak – ilk önce otomobil ve demir yol hatlarının gelişmiş sisteminin, onların kârlı faaliyetinin, üretimdeki genel giderleri azaltmanın önemli şartı ve faktörüdür. Bu ise üretilmekte olan ürünün ve bütün ekonomimizin rekabet gücünü artırır.

Üçüncü olarak, sosyal alt yapıyı geliştirmek, halkı temiz içme suyu, enerji ile temin etmek, sosyal alan yapılarını yaratmak, bütün bunların sonucunda halkın yaşam kalitesini yükseltmeye hizmet etme fırsatını sunacaktır.

Dördüncü olarak, alt yapıyı geliştirme, çok emek talep eden geniş çaplı bir alan sayılır. Bu yeni iş yerlerini teşkil etmek sonucunda halk, özellikle gençler işle temin edilir, insanların geliri ve refahı da yükselir.

Çağdaş üretim ve sosyal alt yapıyı geliştirmek, bu çerçevede ekonomiyi düzenli ve istikrarlı bir şekilde yükseltmek için kolay şartların yaratılması amacıyla “2009’da üretimin ve sosyal alt yapıyı geliştirmek için ek önlem ve tedbirler hakkında” özel program tüzüğü kabul edildi ve onun yerine getirilmesi gereken işler düzenli bir şekilde gözlem altına alındı.

Ulaşım altyapısını, ilk önce otomobil ve demir yollarını geliştirmeye özel önem verilmektedir. 2007 – 2010 yıllarında genel kullanımda olan otoyolları geliştirme programının gerçekleştirilmesi sonucunda, günümüzde ülkemizin tüm bölgelerinde güvenilir ulaşım imkânı vermiştir. Ayrıca program çerçevesindeki işler sayesinde komşu ülkelerin sınırlarını geçmeden malzemeleri düzenli bir şekilde ulaştırmak ve yolcular taşımak kolaylığını sağlamakta, sınırlarımız vasıtasıyla geçecek olan yük transitini hissedilir derecede yükselmesine hizmet etmektedir.

2009’da daha da güvenilir ulaşım hizmeti vermek için kabul edilen ek tedbirlerle birlikte uluslar arası öneme haiz olan ve genel kullanımda olan 400 km.den fazla otoyolun yeniden yapılandırılması planlanmıştır. Örneğin Beyne – Buhara – Semerkant – Taşkent – Andican yönündeki 4 şeritli otoyol, ayrıca Buhara – Alat ve Semerkant – Guzar yollarının stratejik bölgelerinin inşaatı planlanmaktadır. Ayrıca yerel bütçeler ve devlet yol fonunun sermayesi hesabından alınacak paralarla yerel öneme malik olan yolların yeniden yapılması ve yeniden tamir edilmesi çapını genişletmek bizim görevimizdir.

Demir yol hatlarının kurulmasını devam ettirmek bizim için büyük önem arz etmektedir. 2009’da yeni Taşgüzar – Baysun – Kumkorgan demir yol hatlarında yenileme işlerini bitirmemiz gerekir. Dehkanabat potasyum gübre fabrikasının yeniden işleme kompleksine götürecek olan yeni demir yol hatlarının kurulması, Jizzah – Yangiyer yönünde ise iki yönlü elektrikli demir yolu hattı ve Yangiyer – Ferhat yönünde tek yön elektrikli demir yol hattı gibi ek işlemlerin yapılması gerekir.

Nevaî havaalanı bünyesinde serbest endüstri ve ticari bölgesinin oluşturulması, bununla birlikte Nevaî kentinde kurulan havaalanı yönetiminin “Korean Air” şirketine verilmesi gerekir.

Ayrıca inşa edilecek olan Uluslar arası intermodal lojistik merkezi, sadece güneydoğu Asya’yı Avrupa ile bağlayan kıtalararası araç – sevk hattı olarak hizmet sunmakla kalmayıp, aynı zamanda Nevaî ilinde ve komşu sınırlarda yeni ve yüksek teknolojilere uyumlu üretim yerlerinin inşa edilmesine de olanak sağlayacaktır.

Sosyal altyapı kurumlarının geliştirilmesi, halk yaşam merkezlerini yapılandırmak, bu doğrultuda ek iş yerlerini yaratmak gibi konular bizim planlarımızda ayrı bir yere sahiptir.

Öngörülen çare – tedbirler çerçevesinde 2009’da uzunluğu 2 bin km.den fazla olan içme suyu ve takriben 700 km'lik doğalgaz hattı inşa edilecek, taşra ilçelerini sıvılaştırılmış doğalgaz ile temin edilecektir.

Evleri baştan sonra tamir etmek, yeniden onarmak ve inşaat doğrultusunda işlemlerin çaplarını genişletmek, halkın yükselmekte olan ihtiyacını temin etmek amacıyla il ve ilçelerde meskun fonu yapılarını projelendirmek, kurmak, yeniden onarım yapmak, tamir etmek ve onları “anahtar teslim” şeklinde teslim edecek olan özel inşaat-tamir kuruluşlarını teşkil etmek planlanmaktadır.

Banka işlemlerini mükemmelleştirmek, halkın ve işletme sahiplerinin boştaki sermayelerini ticari bankalara koymasını teşvik etme işleri de 2009’un üst görevleri arasında yer almaktadır.

Banka sistemini geliştirmek ve sağlamlaştırmak konusu her zaman dikkatimizi çekmiş ve bu durum her zaman olumlu sonuçlar vermiştir. Ancak bu bağlamdaki işleri daha da derinleştirmek ve genişletmek gerekir. Çünkü, bankalar bütün ekonomimize hayat veren can damarlar sayılır. Ülkemizin mali ve ekonomik istikrarı her yönden bankaların kârlı faaliyetleriyle sıkı-sıkıya bağlıdır.

İlk önce bankalar ve onların kurucuları sermaye seviyesini yükseltmek yolunda başlattığı işleri sonuna kadar götürmesi, kendi tüzük fonları miktarlarını de belirtilen seviyelere kadar çıkartmaları gerekmektedir.

Günümüzde bankalardaki paraların artmasına, onların banka ortamına teşvik edilmesine nelerin engel olduğunu her yönden derin analiz etmek ve bu konuda ek tedbir ve önlemlerin izlenmesi gerekir. Bu bağlamda halkın ve işletme sahiplerinin boştaki paraları banka sektörüne teşvik edilirken, etkili ve uzun vadeli teşvik faktörlerini geliştirmek, ekonominin reel sektörlere verilen kredi payını artırmak için bankaların imkânları genişletilmelidir.

Bankalara yatırım faaliyetini genişletmek görevi yüklendiği için, onların işlerini baştan sonra yeniden şekillendirmek gerekmektedir. İlk önce, yatırım projelerini denetimden geçirmek ve parasal destek vermeyi teşkil etmek doğrultusunda ticari bankaların özel hizmetlerini güçlendirmek gerekir.

Krize karşı önlem programında, öngörülen tedbirlerin titizlikle uygulama sonucunda küresel mali krizin tehditlerine karşı durmak, krizin ekonomimize olan olumsuz etkilerine karşı önlem almak imkânı doğar.



Aynı zamanda bu önlem programı, krizden sonraki Özbekistan ekonomisinin daha güçlü, istikrarlı ve dengeli bir şekilde gelişmiş olarak meydana çıkartacaktır. Bu durum ise dünya piyasasında kendimizin sağlam yerimizi almamız, titiz ekonomik gelişmeyi temin etmemiz, halkımızın yaşam kalitesini ve refahını daha da artırmamız, önümüzde duran üst görevleri başarıyla tamamlamamız için güvenilir bir zemin yaratır.



 Som(Sum) –Özbekistan para birimi (24 Mart 2009 tarihi itibariyle; 1 ABD Doları 1427,26 Sum,)

Yüklə 116,59 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin