İŞaret (Sİgne) ve anlam



Yüklə 118.23 Kb.
tarix28.10.2017
ölçüsü118.23 Kb.



GÖSTERGE (İŞARET / SİGNE) ve ANLAM


Prof. Dr. Rıza Filizok

Batı retoriğinin son büyük ustalarından olan Pierre Fontanier anlam kelimesini "kelime" ve cümle" birimlerine göre ayrı ayrı tanımlar: Bir kelimenin "anlam"ını (sens) "bu kelimenin işaret vasıtasıyla (signification) bize anlattığı, düşündürdüğü, hissettirdiği şeydir" diye tarif eder.1 Fontanier, anlam (sens) kelimesiyle "Anlamına gelmek, işaret etmek" (signification) kelimelerinin anlamının tamamen aynı olmadığı kanaatindedir: "İşaret etmek" sözü bizzat kelimeyle ve işaretle ilgilidir, anlam sözü ise işaretin zihindeki etkisiyle ilgilidir. Ayrıca işaret etmek sözünün anlam kelimesinden daha dar bir anlam ifade ettiğini belirtir: İşaret etmek deyimi sadece kelime için kullanılır, buna karşılık anlam kelimesi kelime için kullanıldığı gibi, cümle ve bütün bir metin söz konusu olduğunda da kullanılabilir, bir kelimenin, bir cümlenin, bir metnin anlamından söz edebiliriz.

Fontanier, bir önerme yahut cümlenin, ifadenin nesnesine, lafzına (la lettre) ve ruhuna (l'esprit) göre anlamlandırılabileceğini söyler ve bunlara bağlı olarak üç temel anlam türü tespit eder: Bunlar sırasıyla 1) Objektif anlam (Le sens objektif), 2) Edebî anlam (le sens littéral), 3) Zihnî anlamdır (Le sens spirituel ou intellectuel):

Objektif anlam: Kelimeler kendi katagorileri içinde kullanıldığı gibi, başka katagoriler yerine de kullanılabilirler. Dil nesnesi olarak kazandıkları bu değişik kullanışlar onlara objektif olarak gözlenebilir yeni bir anlam yükler. Kazandıkları bu yeni anlam, objektif anlamdır. Objektif anlamın birçok türü vardır, bunlara birkaç örnek verelim: 1) İsim olmayan bir kelime isim olarak kullanıldığında objektif bir isim anlamı kazanmış olur: "Başkalarının felaketine gülmek, kötü bir şeydir." cümlesinde fiil, isim olarak kullanılmış ve bir isim anlamı almıştır. Tersine bir isim sıfat olarak kullanıldığında, sıfat anlamı kazanır: "Bir baba, daima bir babadır" isim cümlesinde yüklem bir sıfat anlamı kazanmıştır; objektif anlamı sıfattır. 2) Cümlenin öznesi kendisine ait olmayan herhangi bir hareketin kaynağı gibi gösterildiğinde aktif bir anlam kazanır: "Mıknatıs, demiri çeker". " Bu çocuk kayboldu." cümlesinde özne pasif olduğu halde, aktif bir anlam kazanmıştır. Özne, bir nesne gibi gösterildiğinde pasif bir anlam kazanır: "Deniz rüzgarla dalgalanıyor." 3) Bir nesne, diğer nesnelerle hiçbir ilişki kurulmadan ele alınıyorsa, mutlak bir anlam (absolu) taşır: "Güneş, parlaktır". Bir nesne, diğer nesnelerle ilişkisi içinde ele alınıyorsa göreli bir anlam (relatif) taşır: Güneş, Dünya'dan daha büyüktür.

Edebî anlam (sens littéral): Kelimenin ilk akla gelen anlamıdır, günlük kullanılışdaki genel kabule göre kullanılmasından doğan anlamıdır. Edebî anlam, tabîi yahut türemiş (dérivé, ) olabilir. Tabiî anlamı, kelimenin hakikî anlamıdır. Türemiş olanına mecazî anlam "tropologique" denir. Mecazlar ortaya çıkış sebebine göre (tropes) ikiye ayrılır: 1) Fikirleri ifade etmek için dilde bulunan kelimeler bazen yetmez. Dilde bulunmayan bu kelimelerin yerine konmak üzere anlam genişlemesi (extension) yoluyla zorunlu mecazlar yapılır. Bunlar çoğu zaman dile ait mecazlardır. 2) Fikirleri daha canlı imajlarla ifade edebilmek için seçmeye dayanarak ve "figürler" vasıtasıyla mecazlar yapılır.

Zihnî anlam (sens spirituel): Metinde ifade edilmeyen ama metnin bütününden çıkan anlamdır.

Fontanier'in bu sınıflandırması değerini halâ muhafaza etmekle birlikte günümüzdeki anlam araştırmaları daha ziyade "işaret"lerinin, işaret sistemlerinin tetkikine dayanmaktadır. Bundan dolayı anlam meselesine bir giriş mahiyetinde olmak üzere işaret teorisini kısaca ele alacağız.


İ Ş A R E T ( S İ G N E )

Kendisinden başka bir şey ifade eden bütün nesneler, formlar, fenomenler genel anlamıyla birer işarettir. Charles Sanders Peirce'e göre "bir işaret, herhangi biri için, herhangi bir açıdan ve herhangi bir ölçüde herhangi birşeyin yerini tutan herhangi birşey"dir.2 İşaretler Peirce tarafından üç alt sınıfa ayrılmıştır: 1) Benzeyen işaretler (İcone), 2) Alâmet işaretler (indice), 3) Anlaşmalı işaretler (symbole). Benzeyen işaretler , gösterilen şey ile gösteren şey arasında bir benzerlik ilişkisi bulunduğunda ortaya çıkar. Bir fotoğraf, bir ev plânı bir "benzeyen işaret"tir. Benzeyen işaretler görmeyle, işitmeyle ve hareketle ilgili olabilir. Alâmet işaretler, bir olgunun tabiî olarak bir başka olguyu çağrıştırmasından doğar: Kara kara bulutlar yağmurun, duman ateşin "alâmet işaret"idir. Bu işaretler, bir ard arda geliş, bir bitişiklik ilişkisinden doğar. Anlaşmalı işaretler, bir başka nesneyi anlaşmalı olarak gösteren işaretlerdir. Dil bilimi işaretleri, anlaşmalı işaretlerin bir türüdür.

Guiraud'ya göre, İşaretleme (signification) , bir nesneyi, bir varlığı, bir kavramı, bir hareketi, onları zihinde canlandırabilecek olan bir işarete bağlayan zihnî muameleler zinciridir. Bir bulut yağmurun işaretidir, "at" kelimesi bir hayvanın işaretidir. Psikologlar işarete "uyaran" adını verirler. Uyaranın organizma üzerindeki etkisi, zihinde bir başka uyaranın imajını canandırır. Bulut yağmur imajını , kelime bir varlığın imajını uyandırır.

Teknikler, bilimler, sanatlar, her çeşit dil "işaretleme"nin hususi sınıflarıdır (mode). Bu bize, işaretleme meselesinin evrenselliğini gösterir: Bir işaretler dünyasında yaşıyoruz, genel bir işaretleme bilimi, beşerî bilgilerin ve faaliyetlerin tamamını içine alır.

Bize algılanabilir olan dış dünyadan ulaşan uyaranlar (stimulus "monde sensible"), çağrışımlı olanlar ve çağrışımlı olmayanlar diye ikiye ayrılır. Bizde bir çağrışım uyandırmayan uyaranlar (stimulus non associés), bilinmeyenlerin dünyasıdır. Bizde bir çağrışım uyandıranlar, dolayısıyle bizim için anlamlı birer işaret (signes yahut stimulus associé) olanlar subjektif yahut objektif olarak bilinenlerin dünyasıdır. Bu ikinci tip uyaranlar, yani işaretler, tabiî olup olmamalarına göre ikiye ayrılır:

a) Tabiî işaretler (signe naturels),

b) Sun'î toplumsal işaretler (signes sociaux artificiels).

Bilim, tabiî işaretlerle ilgilenir, sanat, dil ve semioloji, sun'î, toplum tarafından yaratılmış işaretlerle ilgilenir. Sun'î toplumsal işaretler, tabiî olanı bir "icone" vasıtasıyla gösteren işaretler ve bir anlaşmaya bağlı, muhaberede (communication) kullanılan sembol nitelikli işaretler olmak üzere ikiye ayrılır. Bu işaretlerin birinci tipi sanatta, ikinci tipi dilde ve sosyal kodlarda kullanılır. Anlaşmaya bağlı, muhaberede kullanılan sembol nitelikli işaretler, sebep-sonuç ilişkisi taşıyan benzerlik ilişkili "iconographique" semboller ve keyfî nitelikli, saf semboller olmak üzere tekrar ikiye ayrılır. bunlardan birincisi sosyal kodları, ikincisi dili ilgilendirir. Bu uyaranlar sistemi içinde dil işaretleri, çağrışımlı, sun'i, toplumsal, sembol nitelikli, muhabereye ait, keyfî ve halis semboller3 olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu gruplandırmanın genel olduğunu, "ses taklidi" kelimeler gibi hususî durumları ifade etmediğini de belirtmemiz gerekir. Bütün bu açıklamayı şöyle bir tablo ile gösterebiliriz:4


Bu tablo, bütün işaret sistemlerini toplu bir şekilde ifade etmektedir.İşaret sistemlerini inceleyen işaret bilimi (sémiologie)5, Ferdinand de Saussure tarafından "sosyal hayatın içinde işaretlerin hayatını inceleyen" bir bilim olarak tasarlanmıştır. Prensip olarak bütün işaret sistemlerini inceleyen işaret bilimi araştırmaları günümüzde iki kolda gelişmektedir: Birisi işaretlerin genel bir teorisi, tabiatı, fonksiyonu, işleyişi üzerinde durmakta, diğeri farklı sistemlerin yahut özel sistem tiplerinin tasvirini ve dökümünü yapmaktadır. Herşeyin bir işaret olması, herşeyi işaret biliminin içine soktuğundan bu bilimin sınırları günümüzde tam olarak çizilememiştir. Tabiî "dil işaretleri"nin, kelimelerin anlamını araştıran asıl bilim dalı anlam bilimidir (sémantique). Anlam bilimi, diğer işaret sistemleri için de bir model olan dilin "işaretlenen"ler sistemini yani kavramlar sistemini inceler. Başka bir söyleyişle sözlük birimlerinin anlamını araştırır. Anlam bilimi, her dilin kendisine has kuralları ve işleyişi olduğunu kabul etmekle birlikte bütün diller için geçerli olan dil bilimine has anlamla ilgili tümellere (küllîler) ulaşmaya çalışır

.

D i l b i l i m i ve i ş a r e t «gösterge» (signe)

Saussure'e göre dil, bir işaretler sistemidir. Dil biliminin konusu, toplumda var olan dil sistemini incelemektir. Bu sistemde önemli olan işaretlerin kendisi değil, işaretleri birbirine bağlayan bağıntılar ve ilişkilerdir. Diğer taraftan işaretlerin değişmesi, geniş bir zaman içinde sistemi etkiler. Sistem kavramı dilin formel yapısıyla, dil bilimiyle ilgilidir; işaret kavramı ise (signe linguistique) dilin psiko-sosyolojik fonksiyonuyla ilgilidir. İşaret, dil sisteminin bir unsurudur, bir "dil birimi"dir.



İşaretin yapısı (structure du signe):

Saussure'e göre işaret (signe, gösterge6), işaretleyen "(gösteren) signifiant " ve işaretlenenden "(gösterilen) Signifié 7" oluşur. İşaretleyen, dil işaretinin zihnimizde canlandırdığı ses imajıdır, işaretlenen, dil işaretinin ifade ettiği kavramdır. Saussure'e göre psişik nitelikli olan dil işareti "bir isimle bir eşyayı birleştirmez, zihnî bir kavramla bir ses imajını birleştirir". Ayrıca işaretin işaretleyen ve işaretlenen kısımları, bir yaprağın iki yüzü gibi tek bir gerçeklik oluşturur ve birbiriyle bağlantılıdır; bu iki yüzü birbirine bağlayan ilişkiye ise "işaretleme" ( signification) adı verilir. Bu tanımlamaya göre dilde anlam, işaretin işaretleyen yüzünde ortaya çıkar, yani dil işaretinin soyut cephesinde kendisini gösterir. Dil işaretini bir şema ile şöylece gösterebiliriz:


İşaret, ortaya çıkışı, yaradılışı ile nedensiz, kullanılışıyla nedenlidir, yani işaret ile işaret ettiği nesne arasında başlangıçta bir sebep ilişkisi yoktur, bu ilişki zaman içinde ve kullanıcı açısından subjektif bir mahiyette ortaya çıkar. İşaret, bir yönden değişmez, bir yönden değişebilir niteliktedir. Burada bir çelişki söz konusu değildir, çünkü dilde değişim geniş bir zaman dilimi içinde ortaya çıkar. Diğer taraftan dil zaman içinde değişir ama fertler onu değiştiremez. Değişim, kavramda ve ses imajında olabildiği gibi ikisinde birden de olabilir. İşaretin iki unsuru arasındaki ilişki "işaretleme teorisi"yle (la théorie de la signification) açıklanır. İşaretin nesne ile ilişkisi referans teorisiyle (la théorie de la référence) açıklanır.

Bir dil işareti ait olduğu dil sistemi içinde ve kullanımda anlam kazanır, bunun dışında bir anlama sahip değildir. Birer dil işareti olan kelimeler, sözlük dil sisteminin bir parçasını oluşturduğu için orada genel bir anlam kazanır, ama kelimeler açık anlamını ancak kullanımda ortaya koyar.

İşaretin nesne ile, eşya ile ilişkisinden "eşyaya ait anlam", (denotatif) doğar. Bu anlam, içlem halinde (compréhension) bir "tanım"a uygun düşer. Bu anlama "sens cognitif" de denir. Kelimenin temel anlamıdır, yan anlamın (sens connotatif) yani duyguya ve çağrışıma bağlı anlamların mukabilidir.8

Bu noktada bir mantık terimi olan içlem hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır: Mantıkî bir muhakeme herşeyden önce "form"uyla kendini ortaya koyar; yani önermelerin birbiriyle bağlanış tarzıyla kendini gösterir. Her önermenin muhtevası genel olarak sezgi ile kavranır. Buradan muhakeme ile sezginin farkını anlayabiliriz: Sezgi doğrudan ve kuralsız bir bilgidir, buna karşılık muhakeme mantık kurallarına göre sürdürülen dolaylı bir doğrulama, teyid sürecidir. Sezgi, tek tek gerçeklerden, somut varlıklardan elde edilir, buna karşılık muhakeme kavramlara, soyut ve genel tasavvurlara9 dayanır. Fuzûlî, somut bir ferttir, fakat "insan" bir kavramdır. Bir kavram mantıkta içlem (tazammun, compréhension) ve kaplamıyla (şümûl, extension) tanımlanır. Meselâ "hayvan" kavramına göre "varlık" ve "canlı" içlemdir, "insan" ve "Hasan" ise kaplamdır (şümûl). Bir kavramı içlem soyutlar, kaplam somutlaştırır. Mantıkî çıkarımlar, bu içlem ve kaplam hiyerarşisine dayanır. Kavrama dayanan muhakeme ancak dil vasıtasıyla gerçekleştirilir, yani muhakeme dil üzerine inşa edilir ve bundan dolayı aktarılabilir niteliktedir; buna karşılık sezgi tek tek gerçeklere dayandığından anlatılamaz, ifade edilemez. Kör olan birisine matematik, mantık öğretilebilir, fakat bir renk anlatılamaz. Bir kavramın içlemi onun tanımıdır (définition), yani onun tanınmasını sağlayan nitelikler kümesidir. Bir kavramın kaplamı, içine aldığı fertler kümesidir.

"Kavram" dil bilimi ve mantıktaki manasıyla "somut gerçekler dizisinin meydana getirdiği bir sınıfı tanımlamak üzere o sınıfı yeterli olarak belirleyebilen (tefrîk ve temyîz eden) hususiyetlerinin oluştuduğu "küme" demektir. Bir nesne sınıfının içlemidir (tazammun, İntension10 yahut compréhension).

İşaretin o işaretten yararlananla alâkasından pragmatik (pragmatique) anlam doğar. "Konuşma eylemi"ne (énonciation) ait meseleler bu bağlamda ele alınır.

İşaretin işaretle ilişkisinden "dil içi anlam" doğar. Bu ilişkiler sentaks içinde ele alınır.



İ ş a r e t l e y e n

Saussure tarafından ortaya konulan işaret teorisinde işaretleyen, işaretin -meselâ bir kelimenin- kulakla algılanabilir (imaje acoustique) somut formudur, bu form bir kavramı, işaretleneni uyarır. O halde dilde işaretleyen, gereğinde grafik sembollerle -yani yazıyla da- gösterilebilen bir ses yahut ses dizisidir. Bundan dolayı işaretleyene "fonetik söz" de denir. Dil bilimine ait işaretleyenler daima çizgiseldir, yani elementleri art arda gelir, eş zamanlı değildir. Bir kelimenin işaretleyenini, işaretlenenini ve işaretlenen eşyayı (référent) yazıda pratik bir şekilde gösterebilmek için şöyle bir yola başvurulmaktadır: Meselâ "Gemi" kelimesinin işaretleyeni yazıda fonetik11 olarak [gemi], fonolojik12 olarak /gemİ/ tarzında gösterilir. İşaretlenen yazıda «gemi» tarzında gösterilir. İşaretleyenin gösterdiği nesne ( référent) yazıda GEMİ tarzında büyük harflerle gösterilir.13


İ ş a r e t l e n e n

Saussure'e göre işaretlenen, ayrıntılar bir yana bırakılırsa genel çizgileriyle "kavram"la (concept) aynı anlamdadır. Bir başka söyleyişle İşaretlenen işareti kullananın ondan anladığı şeydir.14

Anlamın dil işaretinin soyut yönünde yani "işaretlenen" plânında ortaya çıktığını söylemiştik. İşaretlenen, işaretleyen telaffuz edilir edilmez yahut söz konusu olan yazı ise görülür görülmez kendisini bir bütün halinde ortaya koyar, çünkü işaretlenen müstakil halde mevcut olamaz. Ayrıca elle tutulamaz bir halde olan işaretlenen bütün doğrudan tespit çabalarını boşa çıkarır ve işaretleyene kolayca uygulanabilen kıstaslardan kurtulur. Anlam meselesinin filozoflar tarafından dil bilimi alanına dahil edilmesinin sebebi budur.

İşaretleme "Signification"

Saussure işaretleyen ve işaretlenen arasındaki karşılıklı ilişkiye signification adını verir. Oldukça önemli olan bu kavram Türkçede genelikle anlamlama terimiyle karşılanmaktadır.15

Kelimenin Fransızcadaki kullanımında bazı belirsizlikler vardır. Bu durum kelimenin Türkçe karşılıklarına da yansımıştır. Bundan dolayı kelimenin Fransızca ve Türkçedeki kullanılışları üzerinde biraz durmamız gerekecektir. Günlük Fransızcada signification kelimesiyle sens (anlam) kelimesi hemen hemen eş anlamlı olarak kullanılır. Guiraud, " La Sémantique" adlı eserinde bu iki kelimeyi birbirinden ayırır ve signification kelimesinin fiilden türemiş bir isim olarak aktif bir manada kullanıldığına dikkati çeker. Süheylâ Bayrav, "Signification ile sens kelimeleri günlük Fransızcada hemen hemen eş anlamlı sayılırsa da bilim dilinde "signification" etken, "sens" dural nitelik taşır." diyerek bu kelimeyi "anlam taşıma", "anlam yapma" kelimeliyle dilimize çevirir. Buna karşılık Berke Vardar, TDK tarafından yayınlanan sözlüğünde bu kelimeyi "anlam" ve "anlamlama" kelimeleriyle karşılamış ve "anlamlama"yı şu şekilde tanımlamıştır: " 1) Bir nesneyi, bir varlığı, bir kavramı, bir olayı, anlığımızda canlandırabilecek bir göstergeye bağlayan oluş; gösterenle gösterilenin birleşme süreci; anlam aktarma ve anlam verme eylemi. 2) Anlamın eklemlenişi; anlamın üretiliş ve kavranışı". TDK'nin 1949'da basılan "Dilbilim Terimleri Sözlüğü"nde, "signification" kelimesi "imleme" kelimesiyle karşılanmıştır. Daha fazla ayrıntıya girmeden özetleyecek olursak, Batı dillerinde anlam kelimesiyle "signification" kelimesi dil biliminde dikkatle birbirinden ayrıldığı ve ayrı kelime köklerine bağlandığı halde Türkçede genellikle aynı kelime köküyle ifade edilmeye çalışılmıştır. 1949'da basılan "Dilbilim Terimleri Sözlüğü"nde teklif edilen "imleme" terimi, "signification"un yapı yönünden en doğru karşılığı olduğu halde, kelimenin kökü (im: işaret) dilimizde canlılığını korumadığı için genel bir kabul görmemiştir. Kanaatimizce "signification" teriminin karşılığı olarak "işaretleme" kelimesinin kullanılması bu karışıklığa son verebilir.

Eski mantık dilimizde kullanılan "delâlet" kelimesi bu kavramın tam karşılığıydı. Delâlet, eski mantıkta" Bir şeyin öyle bir hal üzere olmasıdır ki onu bilmek şey'-i âhiri bilmeği istilzam eder." tarzında tarif edilirdi. Bu tarifteki "şey'-i âhir"e "medlûl (chose signifiée)", "şey'-i evvel"e "dâll (signe)" adı verilirdi.



İşaretleme, işaretleyen ile işaretlenenin zihinde birleşme hadisesidir, yani kavramla ses imajının birleşmesidir, bunun sonucunda doğan birlik ise işarettir. İşaretleyenden işaretlenene, işaretlenenden işaretleyene gidilebilir; yani kavramdan ses imajına, ses imajınan kavrama gidebiliriz. Kelimenin sesini duyduğumuzda zihnimizde bir kavram canlanır; tersine, kavramı düşündüğümüzde zihnimizde ses imajı canlanır. Konuşan kavramdan ses imajına ulaşır, dinleyen sesten kavrama ulaşır. Bu durumda işaretleme, konuşan ve dinleyende birbirine ters olan iki birleşmeyi ifade eder. Ancak her iki birleşmeden doğan işaret aynıdır.

G Ö N D E R M E (Référence)

Bu terim, Vadar'ın TDK tarafından yayınlanan sözlüğünde "gönderme [Alm. referenz] [Fr. référence] [İng. reference]: Bir göstergeyi dış dünyada yer alan bir nesne ya da varlığa bağlama." şeklinde açıklanmıştır. Ancak bu açıklama olguyu kavramamıza yetecek genişlikte değildir.

Gönderme, bir dil bilimi işaretinin eşyaya göndermede bulunma fonksiyonudur. "Kuş" kelimesi kullanıldığında kelimenin ses imajıyla zihnimdeki kavram birleşerek "işaretleme" tamamlanmış olur. Böylece bir dil işareti doğar. Sonuçta kavrama bağlı bir anlama ulaşırım. Ancak anlamlandırma süreci henüz tamamlanmamıştır. Bir dil işareti, bir anlam verdiği gibi bir dil dışı nesneye göndermede de bulunur yani bir nesneyi gösterir. Buna dilin gönderme fonksiyonu denir. "Gönderme" genel anlamıyla dilbilimi işaretleri vasıtasıyla dil dışı dünyayı (masa, elma) ifade eden mesajın eşyayı gösterme fonksiyonudur. Bir terimin "işaretleme"si ile "gönderme"si arasında sıkı bir ilişki vardır.16 Başka bir şekilde söyleyecek olursak bir işaret vasıtasıyla ifade ettiğimiz (exprimer) şey onun manasıdır, bir işaretle gösterdiğimiz (désigner) şey, bu "gönderme"dir. "Kuş" gibi bir kelimenin manası "işaretleme"den sonra "gönderme"nin gerçekleşmesiyle tamamlanmış olur. Başka bir ifadeyle söyleyecek olursak gönderme ekseni ile "Axe référentiel" ile anlam ekseni "axe du sens" işarette kesişir.

"İşaretleme" ve "gönderme" ayırımına neden ihtiyaç duyulduğu meselesi üzerinde biraz durmamız gerekmektedir. Günlük dilde bir dil işaretinin -mesalâ bir kelimenin- bir nesneyi gösterdiğini söyleriz. Charles K. Odgen ve Ivor A. Richard, İşaret bilimi üçgeni denilen bir şema vasıtasıyla işaretleyenin doğrudan doğruya eşyayı (référent) göstermediğini, eşyayı "gönderme" vasıtasıyla dolaylı bir yoldan gösterdiğini ispatlamışlardır. Başka bir şekilde ifade edecek olursak işaret eşya ile dolaylı bir ilişki içindedir ve bu ilişki "gönderme" ile kurulur. Saussure de bu konuda aynı fikirdedir. Charles K. Odgen ve Ivor A. Richard'ın kurduğu İşaret bilimi üçgeni şöyledir:



Bu üçgen, işaretleyenin işaretlenen vasıtasıyla eşyayı gösterdiğini ifade etmektedir. Böylece işaret bir gönderme fonksiyonu kazanır. İşaretleyen ile eşya arasındaki ilişki dolaylı olduğundan kesik çizgilerle gösterilmektedir. İşaretin eşyayı doğrudan göstermediğinin kavranılması anlam meselesinde yeni ufuklar açmıştır:

Bir kelime eşyayı değil dildeki eşyayı ifade eder. Bir eşyanın dildeki tanımı ile ilmî tanımı arasındaki fark buradan doğar. Dil dış dünyayı kendi sistemi içinde kavrar ve gösterir. Bilim ise onu bizzat kendine has karakterleriyle tanımlar.

Kuş kelimesini duyduğumuzda zihnimizde bir kuş kavramı uyanır. Bu kavram, hiçbir gerçek kuşa, nesneye uygun değildir. Bu kavram kuşu fert olarak göstermez, kuş sınıfını ifade eder. Fakat kuş, "burada ve şimdi" şartları altında önümüzdeki kafeste duruyorsa ve onu kastederek "kuş" diyorsak bir fert olarak doğrudan kuşu gösterir yani "gönderme"si değişir. O halde bir işarete ait "gönderme" statik bir anlam taşımaz, kontekse göre, duruma göre durmadan değişir ve değişik şeyleri gösterir.

Yapı unsurlarından oluşan dil, alıcının dünya tecrübesiyle münasebet kurabildiği ölçüde görevini yapabilir. Gönderme, en geniş anlamıyla işaretten gerçeğe doğru yönelmiş olan bu ilişkidir. Daha net olarak ifade edilirse, gönderme terimi bir ifade formunu bir nesneyle yahut alıcının intibalarıyla birleştiren ilişkiyi ifade etmek için kullanılmaktadır.



E ş y a (référent)

Eşya, dil işaretinin ifade ettiği (ister dil dışı yahut gerçek dünya, ister hayalî) dünyadır. Başka bir ifadeyle eşya, adlandırılmış şeyleri, işaretin kullanılmasına sebep olan şeyleri gösterir. Bu gerçek yahut hayalî nesneye "référé" adı da verilir. Kelimeler ile eşya ( olay, hareket, kalite, nesne vb.) arasındaki ilişkiden "gönderme" ilişkisi doğar.

Gönderme, eşyanın işaret vasıtasıyla işaret edilmesidir. Astronomi bilmeyenler için Sabah Yıldızı ve Akşam Yıldızı farklı iki eşyayı ifade eder. Astronomi bilenler ise bu iki yıldızın Venüs diye adlandırılan gezegen olduğunun farkındadır. Bunu bilenler için Sabah Yıldızı ve Akşam Yıldızının eşyası ve göndermesi aynıdır (identique); buna karşılık bu kelimelerin anlamları farklıdır.

Bir masajın anlaşılabilir olması için önce muayyen bir ortamda kullanılması gerekir, alıcı tarafından kavranabilen bu "contexte"e de -açık bir terim olmamakla birlikte- "eşya" denir. Eşyaya gönderme fonksiyonu "La fonction référentiel" terimi bu ikinci anlama bağlıdır. Bildirişim anında A ve B muhataplarının hazır bulunması halinde "eşya", hale ait eşya "situationnel" adını alır, metinde bulunduğunda ve metin tarafından aktüel hale getirilen elementlere işaret ettiğinde metne ait eşya "textuel" adını alır. Eşya ayrıca gerçek eşya "référent reel" (meselâ, masa, kuş) ve hayalî eşya "référent imaginaire (meselâ zümrüdüanka kuşu) olarak ikiye ayrılmaktadır.


İŞARETİN İLİŞKİLERİ

Her işaret, tek bir yapı (structure) içinde yer almaz, birçok yapının kesişim alanında yer alır. Bir cümle içinde kelimeler çevresindeki kelimelerle ilişki halindedir. Bu ilişki, "görev birimleri bağıntısı" "rapports syntagmatiques " adını alır. İşaretler, bu ilişki içinde yeni anlamlar kazanırlar. Bu yatay bağıntıya , "görev birimleri ekseni" (Axe syntagmatique) de denir.17

Cümle içinde dil birimlerinin birbiri ardınca sıralanışına "konuşma zinciri" denilmektedir. Bu birimler, biribirinden bağımsız değildir, biri diğerine edatlarla bağlıdır. Roman Jakobson'a göre konuşma zinciri bir telif ekseni, bir bağlama, bir bitişiklik eksenidir, ayrıca "mürsel mecaz" eksenidir (axe métonymique), yani kelimeler benzetme amacı olmadan bu eksende bir başka kelimenin görevini yüklenebilir. Bu eksen üzerindeki ilişkilerden görev birimleri (syntagmes) doğar. Meselâ "Oğuz çay içiyor." cümlesini iki üst guruba bölmek mümkündür: Birinci gurubu teşkil eden "Oğuz"a isim görev birimi adı verilir, ikinci gurubu teşkil eden "çay içiyor"a fiil görev birimi adı verilir. Sonra sırasıyla bu guruplar mümkünse daha küçük görev birimlerine ayrılır: "çay" isim görev birimi, "içiyor" fiil görev birimi olarak tekrar ayrılır. Görev birimleri analizi, zincir üzerindeki birimlerin (yahut segmentlerin) taksimini, tevziini (distribution) görmemizi sağlar. Görev birimleri ekseni (sıralama ekseni), seçme ekseninin mukabilidir. Jakobson'a göre "her dil işareti iki düzenleme sınıfı kapsar: 1) Telif (la combinaison): Her işaret diğer kurucu işaretleri içine alararak bir bütünlük meydana getirir ve/yahut diğer işaretlerle ilişki (combinaison) kurar. Bu her birimin cümle içinde daha kompleks bir birimin hizmetinde olduğunu ifade eder. 2) Seçme (la sélection): Bu, alternatif terimler arasından birini diğerinin yerine koyma (ikame, substituer) imkânını ifade eder, bu yerine koyma işlemi, bir değerlendirmemize göre diğerleriyle eş anlamlı oluşa dayanır, diğer bir değerlendirmemize göre ise "farklılık"a dayanır. Yani biz bir cümleye yerleştireceğimiz bir kelimeyi seçme ekseni içinde ararken benzer terimler arasından birini seçeriz, az çok eş anlamlısını yahut cümlede o kelimenin yerini alabilecek olanını seçeriz, bu "telif"tir. Seçtiğimiz terim diğerleriyle hemen hemen eş anlamlı olduğu halde bir açıdan da onlardan küçük bir farkla ayrılır. Onu seçişimizin sebebi ise bu farktır. Telif ve seçme (ikame), aynı işlemin iki ayrı cephesidir. Bu açıdan bakılınca bir önerme, görev birimleri ekseni ile seçme ekseni yahut eksenlerinin karşılıklı etkileşiminin bir sonucunda ortaya çıkar.18

Kelimeler, cümlede yer almayan işaretlerle, kelimelerle ilişki halindedir. Bu ilişki, çağrışım ilişkisi "rapports associatifs" yahut "seçme bağıntısı" rapports paradigmatique " adını alır.19 Meselâ "taş" kelimesi, baş, yaş kelimeleriyle tamamen ses çağrışımına dayalı bir ilişki halindedir; benzer bir seriyi taşkın, taşmak, taşıt kelimeleriyle kurar; taşçı, taşlık, taşçılık, taşlama kelimeleri ile ayrı bir seri kurar; kaya, çakıl, kum kelimeleriyle ayrı bir seri oluşturur. Bu serilerin kuruluşu tamamen serbest çağrışımlara dayanır. Her çeşit çağrışım, yeni bir sınıf oluşturabilir. Çağrışım ilişkilerinin kurduğu düşey eksene "seçme ekseni" Axe paradigmatique (paradigmatic axis - paradigmatische Achse) adı verilir. Dilin estetik fonksiyonu eşdeğerlik prensibini, seçme ekseninden görev birimleri eksenine aktarır. Üslûbun önemli bir cephesi bu dil olayı içinde gerçekleşir.

Seçme ekseni ayrıca işaretlerin "değer"ini belirler:

Saussure'ün ortaya koyduğu "değer" kavramı anlam meselesine yeni bir boyut getirmiştir: İşaretlenenin işaretin kavram yönü olduğunu söylemiştik. Bu kavramın sınırlarını o dile ait aynı kategorideki diğer kelimeler belirler. Meşhur örneğiyle anlatacak olursak renk tayfının farklılıklarını bir dil üç, bir dil yedi, bir dil on sekiz kelimeyle ifade etmektedir. Bu durumda renk tayfı birinci dilde üçe, ikinci dilde yediye üçüncü dilde on sekize bölünmüştür. Dolayısıyla meselâ kırmızı renk diliminin bu tayf içindeki genişliği üç dilde de farklıdır. Bu olgu, meselâ bir renk ismini, dilde mevcut olan diğer renk isimlerinin sınırlandırdığını göstermektedir. Bu, dil sisteminin işareti belirlemesi hadisesidir. Saussure, işaretin dil sistemi içinde kazandığı bu anlama "değer" (valeur) adını vermiştir. Buna "dile ait değer" (valeur linguistique) de denilmektedir. Her dil, dış gerçekliği farklı biçimlerde algılar ve ifade eder. Bu açıdan bakıldığında hiç bir dile tam bir tercüme gerçekleştirilemez. İşaretler somut nesneleri gösterdikleri zaman bile bir soyutlamayı yansıtır, bundan dolayı da bir dilin sözcük dağarcığı dış dünyayı kendine has kategorilere böler. "Değer" kavramı, anlamı sadece kelimede, işarette aramanın yanlış olduğunu göstermiştir. Bir işaretin anlamının işaretten çok işaret sisteminden çıkarılabileceği anlaşılmıştır.

Söylediklerimizi şöylece özetleyebiliriz: Örnek olarak "Ayşe yemek yiyor" cümlesini ele alalım. Aşağıdaki tabloda yatay sütunlar "görev birimleri ekseni"ni meydana getirmektedir, düşey sütunlar, dilin "seçme ekseni"ni meydana getirmektedir. Yan yana bulunan öğeler "görev birimi bağıntıları" içindedir, alt alta gelen öğeler ise "seçme bağıntıları" içindedir. Her kelime değerini bu çift eksende kazanır:


Ayşe

yemek

yiyor.

Mehmet

elma

yiyor.

Kuzu

ot

yiyor.

Kuş

yem

yiyor.

Dil araştırmalarındaki bazı gelişmeler anlamın kelime düzeyinin altında da araştırılabileceğini göstermiştir. Anlam birimi (sème) terimi işaretleneni bölünemez en küçük parçalar halinde analiz etme düşüncesinden doğmuştur (isomorphisme). Bu açıdan "anlam birimi" işaretlenenin analizi sonunda ortaya çıkan en küçük anlamlı birimdir. Anlam birimi, önceden seçilmiş ve belirlenmiş bir işaretler kümesinde iki anlam birimi demetinde, "sémème"de ortak olarak bulunan ve başka birimlere göre ise ayırdedici bir anlam bildiren en küçük birimdir. Anlam birimi demeti (sémème), önceden seçilmiş ve belirlenmiş bir işaret kümesinde bir işarete ait olan anlam birimlerinin kümesidir. Anlam birimlerinin farkedilmesi, beraberinde anlam birimleri analizini (analyse sémique) getirdi: Fonolojik analizlerde "anlamlı birimler"e ulaşılması aynı fikrin kelime sahasına da uygulanabileceği fikrini doğurdu, anlam birimlerinde içerik analizi yapılmaya başlandı. Bir örnek olarak şöyle bir nesne kümesini ele alalım: Sandalye, koltuk, tabure, kanape, minder. Bu nesneler için tespit edilen anlam birimleri şunlardır: s1 = arkalıklı, s2 = ayaklı, s3= bir kişilik, s4 =oturmak için, s5=kollu, s6= sert maddeden.20







s1

s2

s3

s4

s5

s6




sandayle

+

+

+

+

-

+

=S1

koltuk

+

+

+

+

+

+

=S2

tabure

-

+

+

+

-

+

=S3

kanepe

+

+

-

+

+

+

=S4

minder

-

-

+

+

-

-

=S5

Yukarıdaki tablo sandalye "sözlük birimi" nin (lexie) beş, tabure "sözlük birimi"nin dört anlamlı anlam birimine, yani "sème"e sahip olduğunu gösteriyor. Diğer taraftan /sandalye/ ve /tabure/ arasındaki farklılığın yahut "mukabiliyet"in s1 (= arkalıklı) anlam birimininden doğduğu anlaşılıyor. Bu örnekten çıkan sonuç şudur: Fonemler nasıl kendi aralarında "phème"leriyle biribirinin mukabili oluyorsa aynı kümeye ait olan sözlük birimleri (lexie) de anlam birimleriyle biribirlerinin mukabili (karşıtı) oluyorlar.

Bu durumda /sandalye/'nin "anlam birimleri demeti" şöyle gösterilebilir: S /sandalye/= s1, s2, s3, s4, s6. Beş nesneden oluşan kümede ortak olan anlam birimi, s4'tür. "s4" beşli anlam birimleri demetinin kesişim kümesini oluşturur ve bu küme üst anlam birimi demetine "archisémème"e21 tekabül eder, yani üst anlam birimi demetidir. Üst anlam birimi demeti, sözlükte bulunabilecek bir birim değildir.22

İşaret ile anlam arasındaki ilişkiler hakkında yaptığımız bu kısa açıklamalar, günümüzde bu meselenin dil bilimi, anlam bilimi ve işaret bilimi içinde hangi boyutlarda ele alındığını birkaç örnekle gösterme düşüncesinin ifadesidir. Ayrıca, ülkemizde yeterince gelişmemiş olan bu bilimlerin önünde çetin bir terim meselesi vardır. Bundan dolayı bu makalede meselenin kendisi kadar terim açıklamalarına yer verilmek zorunda kalınmıştır. Söz konusu bilimler yeni kurulmuş olduğundan Batı dünyasında dahi bu sahalarda terim meselesi halen kendisini hissettirmektedir. Bu bilimler belli bir gelişme sürecini tamamlayıncaya kadar, terim meselesinin birinci plânda yer alması kaçınılmazdır.




1P. Fontanier, Les Figures du Discours, Flammarion, Paris, 1968, s.55.

2J. Rey-Debove, Lexique Sémiotique, Paris, Presses Universitaires de France, 1979.

3Burada sembol kelimesi, geniş manasında kullanılmıştır.

4P. Guiraud, La Sémantique, Paris, Presses Universitaires de France, 1955, s.16. Tablo, Pierre Guiraud'nun bu eserindeki (s. 16) şemaya dayanılarak tasavvur edilmiştir, tasnif ise tamamen Guiraud'ya aittir. Bu eserin Türkçeye tercümesi yapılmıştır: Pierre Guiraud, Anlambilim, çev.: Berke Vardar, Gelişim Yayınları, İstanbul, 1975.

5"Sémiologie"ve "sémiotique" (Yunanca semeiôn= signe) terimleri genel olarak eşanlamlıdır ve günümüzde ikisi de kullanılmaktadır. "Sémasiologie", "sémantique"in bir bölümüdür, aynı "işaretleyen"in farklı "işaretlenen"lerini inceler, yani eş seslileri inceler. Bu bilimin mukabili "onomasiologie"dir, bu da "sémantique"in bir bölümüdür, adlandırılan nesnelerin alabileceği adları inceler. "Séméiologie" ise tabiî işaretleri inceleyen bir tıp dalıdır.

6"Signe" teriminin karşılığı olarak günümüzde daha çok bu terim kullanılmaktadır. "Gösteren" ve "gösterilen" terimleri de bu terime bağlı olarak yapılmıştır. Geniş ölçüde kullanılmalarına rağmen bu terimleri pek uygun bulmuyoruz. Bu kelime kökünden dilin gösterme fonksiyonunu ifade etmek için faydalanılmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Ayrıca, bu kavram için Türk cumhuriyetlerinde de "işaret" kelimesi kullanılmaktadır. Bu iki sebebe bağlı olarak biz "işaret" kelimesini ve ondan türeyen "işaretleyen" ve "işaretlenen" terimlerini kullandık.

7"Signifié " yahut kavram «concept» yahut muhteva «contenu».

8Bu makalede "mukabil" kelimesini "opposition" kelimesinin karşılığı olarak kullanacağız.

9Tasavvur, bir nesnenin zihinde uyandırdığı basit imajdır. İmaj, maddî yahut zihnî bir nesnenin algılanabilir bir form haline gelmesidir. Düşünce, zihnin bir yargıya varma faaliyetidir ("Ruh ölümsüzdür" gibi). Kavram, bir yahut birçok dilde terimler vasıtasıyla ifade edilebilen bir nesne sınıfının genel tasavvurudur.

10Bu kelime "extension" kelimesinin morfolojik mukabili olduğundan bazen "compréhension" kelimesinin eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır.

11 Fonetik; Anatomi, fizyoloji ve akustik bilimlerine sıkıca bağlı bir bilimdir, beşerî dillere has seslerin üretimini, algılanışını bütün fizikî hususiyetleriyle inceler.

12Fonoloji, 1928'de kurulmuş dil bilimine bağlı bir daldır, bu dal dile ait sesleri fonksiyonları açısından inceler. Bu yönüyle sesleri sadece fizik açısından inceleyen fonetiğin mukabilidir.

13G. Mounin, Dictionnaire de la linguistique, Paris, Presses Universitaires de France, 1974, s. xxxıx .

14Roland Barthes, Göstergebilim İlkeleri, Çev.: Berke Vardar-Mehmet Rifat, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1979, s.35.

15 Berke Vardar, Dilbilim ve Dilbilgisi Terimleri sözlüğü, TDK, Ankara, 1980.

16Ortaçağ mantıkçıları "supposition" adlı teoriyle meseleye uygun bir çözüm bulmuşlardı: Bir dil bilimi işaretinin (isim, isim grubu) hem bir manası "sens" (sinn) vardır, hem bir "référent"i gösterir diyorlardı ve işareti ikiye ayırıyorlardı: 1) signifie, sens, 2) désigne, référent.

17Bu görev birimleri bağıntılarına, L. Hjelmslev bağlantı (relation), R. Jakobson bitişiklik (contiguité), A. Martinet ise aykırılık (contraste) adını verir.

18B. Pottier, Le langage, Paris, Centre d'étude et de Promotion de la Lecture, 1973.

19Seçme bağıntısına L. Hjelmslev, ilişki (corrélation), R. Jakobson benzerlik (similarité), A. Martinet de mukabiliyet (opposition) adını verir.

20 Örnek, Pottier'nin "Le langage" adlı eserinden alımıştır.

21Berke Vardar, bu terimi şöyle açıklamıştır: "Yapısal anlambilimde bir dizi anlamlı birimin içerdiği ve tümünün ortak paydasını oluşturan anlambirimcik demeti (Ör. Sandalye, koltuk, kanape, vb. nin üstanlambirimcik demeti "oturacak"tır.)" Bk.: Vardar, Dilbilim ve Dilbilgisi Terimleri sözlüğü, 1980.

22R. Galisson anlam birimleri metodunu sözlükteki kelimelerin sistematik öğrenimi amacıyla kullandı. A. J. Greimas da bu konuda benzer araştırmalar yaptı.


Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə