Kayseri: Tarihini otomobil ve yüksek yapıya feda eden kent

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 13.19 Kb.
tarix22.08.2018
ölçüsü13.19 Kb.

Kayseri: Tarihini otomobil ve yüksek yapıya feda eden kent

CUMHURİYET – 27.04.2007 ( Bilim Teknik Eki ) / DOĞAN KUBAN

Binlerce hektarlık yeni inşaat alanlar içinde 70 hektarlık ortaçağını korumayı planlayamayan bir kent kültürü uygarlığın çok uzağındadır. Bu kadar tarihe saygısız, insanı dışlamış kent bulmak neredeyse olanaksız. Bu kent kararlarını verenleri yetiştiren kültür ortamını biz ortaçağın hangi ikliminde yaratıyoruz?

Kayseri'yi Erciyaş'ın emsalsiz güzelliğiyle taçlandırdığı ilk nisan günlerinde yine gördüm. Hilton Oteli'nin Cumhuriyet Meydanı'na bakan bir katından 1968'de yapılmış (bir tarihi eser?) olan taklit camiyi aydınlatmışlar. Sinan 'ın yıldönümü kutlanan bu günlerde Sinan dönemine ait Kurşunlu Cami 'yi aydınlatmak akıllarına gelmemiş. Gerçi Hilton Oteli'nin karşısına böyle bir cami müsveddesi daha uygun düşmüş. Caminin yanında ortaçağ Selçuklu çağının iç kalesinin kalıntısı var. Bir ortaçağ kalesinin hemen yanında böyle bir taklit cami uygun düşer diye düşünmüşler, anlaşılan. Kim karar vermişse öğrenmesi gereken bir ilke var: Bir 13. yüzyıl kalesinin yakınına bir 20. yüzyıl camisi uygun düşmez. Hele bu eskiyi boyutlarıyla eziyorsa daha da kötü olur. Süleymaniye Camisi'nin ya da Sultanahmet'in yanına onu aşan yeni cami ne kadar uygun düşerse bu da öyle olmuş.



DAHA BÜYÜK FELAKET

Bu düşüncesizliğin yaygın olduğunu biliyordum. Fakat sabah uyandığım zaman daha büyük bir felakete tanık oldum. Hilton Oteli, Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi ile Sahibiye Medresesi arasına dikilmiş. Eski kalenin karşısında tarihi ezen bu yeni zengin simgesinin koca kütlesinin ayaklarının ucunda Türk ortaçağının önemli anıtları duruyor.

Otelin arkasında dünyanın en eski polikliniklerinden biri, Türk ve İslam tıbbının heyheyli günlerinin gözbebeği Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi var. Önüne bir az yeşil bırakmışlar. Göğe tırmanan heyula yapılar arasında, bu ortaçağ yapıları, cehaletin ve tarihe duyarsız olmanın onları layık gördüğü zavallı itilmişlik ortamında güya korunuyorlar. Tarihi Çevre Koruma'nın tek yapının eşyalar arasında kaybolduğu bir depolama ameliyesi olmadığını, koruma kurulları kuşkusuz bildiğine göre, bu durum kurul kararına aykırı bir davranışın sonucu. Ne var ki Kayseri'nin hemen bütün anıtları bu durumda olduğu için tarihin mahkûmiyet kararı kollektif olarak verilmiş olmalı.

Dümdüz ovada kurulmuş Kayseride 'Melih Göçek' üslubu birtakım yeraltı geçitleri açmışlar. Bir tanesi bir türbenin neredeyse temelinden geçmiş. 13. yüzyıl ortasının en güzel yapıtlarından biri olan Döner Kümbed koca bir yolun kaldırımında. Kayseri Belediyesi bu yapıları toplayıp neden bir depoya doldurmuyor? Bir ortaçağ anıtını çirkin yüksek yapılar arasında kaybetmek, bir depoya kaldırmak kadar kötü bir uygulamadır. Kayseri Selçuk Dönemi'nin, kümbed mimarisi açısından, Erzurum'la birlikte en zengin kentlerinden biridir. Türk ortaçağının süsü olan o yapıları bir yeşil bahçe içine almak, böylece kenti geçmiş mirasını saklayan yerşil alanlarla zenginleştirmek mimarların, korumacıların idarecilerin aklına neden gelmiyor? Bu zamane sorumluları bu denli bir vurdumduymazlığı hangi kültür çevresinde ediniyorlar?



TARİHİ ÇEKİRDEK

Kayseri'nin tarihi çekirdeği (ortalama 1000x700m.) yani 70 hektarlık bir alandır. Bugünkü 800 000 nüfuslu kent alanında bu ihmal edilebilecek kadar küçük bir bölgedir. Eskiden Kayseri'ye, nüfusu 50-60 000 olduğu yıllarda, bütün fakirliğine ve bakımsızlığına karşın Orta Anadolu'nun 'Paris'i diye giderdik. Bu kez renkli bir azman Ümraniye ile karşılaştık. Binlerce hektarlık yeni inşaat alanlar içinde 70 hektarlık ortaçağını korumayı planlıyamıyan bir kent kültürü uygarlığın çok uzağındadır.

Kayseri tek bir şey ifade ediyor. Arsa spekülasyonu. Estetik ise 'M2 estetiği'dir. Gerçi bu açıdan Türk kentlerinden pek farklı değil. Bereket insan elinin bozamadığı bir Erciyaş manzarası var. Bu kent geçmişte Orta Anadolu'nun uygar yüzünün küçük kent-köy ölçeğinde ifadesi olan Talas, Germik, Gesi gibi yakın yerleşmelerinde Anadolu'daki yerel Osmanlı uygarlığının özgün bir örneğini temsil ederdi. Gerçi bunlar çokluk Hıristiyan köyleriydi. Fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun Orta Avrupa'dan Yakındoğu'nun Akdeniz kıyılarına kadar uzanan kentsel fizyonomisinde sayısız halk ve kültür yaşıyordu. Ve biz o ortamın çoğul kimliğinde bir İmparatorluk yaşamının öğeleriydik.

Kayseri kendi geçmişinin hazinelerini bir hırdavatçı dükkanındaki paslı eşyalar kadar önem vermiş. Kümbetler, medreseler, camiler 14-18 katlı ince uzun acayip apartman blokları arasında ve araba trafiğinde esir alınmışlar. Bu ulaşım programı da 'elhak!' ustaca halledilmiş. Üniversite kampusu içinden otoyol geçiyor. Bereket Ürgüp ve Göreme var. Bilinci rahatsız olan gezginin ruhuna biraz dinginlik getiren Erciyaş var.

Kayseri süslü içeriksiz sözler arakasında tarihini yüksek yapıya, otomobile, bilgisizliğe, çirkinliğe teslim etmiş. Bu insanlar 'Sinan' günleri ya da haftalarını neden kutluyorlar acaba? O duyarsız renkli ayakkabı kutularını yıkıp tarihi mirasının çevresine bahçeler yapın. Böylece kent de çağdaş bir kente biraz benzeyebilir. Türkiye tarihsiz bir Amerika değildir. Fakat orada bile sadece ayakkabı kutularından ve yollardan oluşan kentler yok. Bütün binalar göğe tırmanmıyor ve insanlar bahçeler içinde bir iki katlı evlerde oturuyorlar. Ticaret merkezi dışında pek çok park var.

Bu kadar tarihe saygısız, insanı dışlamış kent bulmak neredeyse olanaksız. Bu kent kararlarını verenleri yetiştiren kültür ortamını biz ortaçağın hangi ikliminde yaratıyoruz? Kayseri gibi kentleşme felaketlerinin üzerine gitmek için kenti satın alan kırsal kültürün arınıp çağdaşlaşması gerek





Gevher Nesibe Sultan Şifahanesi Hilton altında ezilmiş.

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə