Kisa biR ÖYKÜ



Yüklə 177,85 Kb.
səhifə2/5
tarix22.10.2017
ölçüsü177,85 Kb.
#11568
1   2   3   4   5

BİR CİNAYETİN ARDINDAN




Sercan Kaya


Şevket Epözdemir. Dalından koparılmış bir gül gibi düştü toprağa, Kürdistan’da şehitler kervanına katıldı. Ölüm ile yaşam arasındaki sınır giderek kaybolur. Bugün Kürdistan’da insanların bir tek istemi var. O da özgürce yaşamak, güvenlik içinde olmak yaşama hakkını koruyabilmek. Toplumun bağrından şiddetin arınmadığı, karşılıklı olarak şiddetin sürekli tırmandırıldığı bir ortamda, Kürt halkı iki dere bir arada , misali zulmün kurbanı ve işkencenin girdabında inliyor. Devlet PKK’ya yataklık etti diye kırbaçlıyor, kılıçtan geçiriyor halkı. Örneğin Ahlat’ın Kêrs köyünden alınıyor 5 köyü anında köyün dışında infaz ediliyor, hiç sorgusuz, yargısız. Acının baskının, zulmün ve işkencenin dayanılmaz ağırlığını, mazlum Kürt köylüsü ve esnafı taşıyor. Adeta bunca yıllık özverinin, sadakatın ve yurtseverliğin bedelini ödüyor. Ama geriye dönüp bakıldığında geçen süre somut olarak bir iyileşmeye rastlamak mümkün değil. Kuşkusuz halk kitleleri eskiye nazaran çok daha uyanmış ulusal kimliğine sahip çıkıyor. Özgürleşme sürecini yaşıyor. Ama içinde bulunduğu koşullar hiçte iç açıcı değil. Çünkü yaşama hakkı güvencesi yok. Kürdistan’da tablo tamamen kırmızı, kan akmakta, oluk oluk oluklardan.

Bu cinayetler ne ilki ne de sonuncusudur. Şevket Epözdemir, ötekilerden daha net bir mesaj bırakıyor geriye. Kim yaptıysa yapsın tam bir provakasyon kokuyor. Ve Tatvan’ın Silvan’a, Lice’ye, Diyadin’e çevrilmek istendiğinin somut işaretidir, bu kanlı cinayet.

1- Epözdemir, 26 Kasım’dan bir hafta önce ya da bir hafta sonra da katledilebilinirdi. Bu olayın 27 Kasım PKK’nın kuruluş yıldönümünde gerçekleşmiş olması düşündürücü değil mi? Epözdemir, öldürülünce besbelli geniş bir kitle tepki gösterecek, sokağa dökülecek görkemli bir gösteri olacaktı. Girişler ve çıkışlar 27 Kasım’dan ötürü tutulmuş, devletin gizli(açık) güçleri kentte, her sokakta, insanlar Epözdemir için sokağa çıkmaktan geri durmayacak gösteri yapacak. Gerisi malum, Şırnak ya da Vedat Aydın’ın cenazesinde olup bitenler biliniyor.

2- Epözdemir, bir barış ve diyalog insanıydı. O şiddet politikalarını benimsemeyen, demokratik ve barışçı çözümden yana siyasal yumuşama yanlısı, sevecen ve popüler bir kişiliğe sahipti. 1965’de TKDP’ye girmiş 1971’de partinin dağılması onun son örgütlü mücadelesi olmuştu. Hiçbir Kürt siyasetiyle organik ilişki içinde değildi. Belki de en çok uzak olduğu görüş, PKK idi. Ama bir avukattı ve herkesin davasına koşuyor, bunu görev biliyordu. Bu cinayetin bir gün öncesi PKK yanlısı olduğu savlanan 28 kişnin gözaltı süresi dolmuş, duruşmaya çıkarılmışlardı. Epözdemir duruşmaya alınmadı. Tutuklular arasında kardeşi de vardı. Duruşma geç saatlerde sonuçlanmıştı. Ama neticeyi öğrenemedi. Av. Şevket Epözdemir.

3- 7 Kasım 1993’te Diyarbakır’da gözetim altına alınan avukatların arasında, Epözdemir’in de tutuklanma istemi listede vardı. Ama Epözdemir’in de tutuklanmadı. Besbelli kurbanlık sayıldı. Tatvan savcısı bunu ailesine böyle duruyordu. Ama Epözdemir tutuklanmayacak katledilecekti ki, 7 Kasım’da gözetim altına alınmadı. Bu durum, bir işaretti, ama görülemedi.

4- Şiddet politikasında ısrarlı olanlar bu kararı verdi. Kamuoyunda Kürt sorunun adil-demokratik ve barışçıl çözümünden yana olan insanlar çoğunlukta ve hergün de çoğalıyor. Epözdemir bu işin önde gelen ismiydi. Kuşkusuz şiddet ve barış, diyalog ile örtüşmeyen iki politikadır. Bu yüzden elinde silahı olanlar, kitlelere namlunun ucundan başka birşeyi anlatamayanlar sonuçta aslan kesilecek,barış gönüllülerini çirkin bir biçimde yok edecekler. İşte bu cinayet barış ve diyalogdan yana olanlara sıkılmış bir kurşundur, barışa ve kardeşliğe çekilmek istenen bir settir. Türk ve Kürt halklarının demokratik birliğine indirilen bir darbedir.

5-Epözdemir’in evinin önünden gece saat 8.00’de gürültüsüz, patırtısız alınmış olması çok ilginç. Hiçbir görgü tanığı yok. Onu taşıyanlar, onun o saatte, arabasını park ettikten sonra yaya olarak oradan gitmeyeceğini ya da rahatlıkla götürülemeyeceğini çok iyi bilir. Ortada son derece önemli ve ikna edici bir neden olmadan Epözdemir hiçbir yere gitmezdi. Buradan hareketle akla gelen şudur; Epözdemir daha önce tanıdığı, güven duyduğu, sınanmış gibi görünen tanıdık bir kişi ya da kişilerce, ikna edici ve gayet inandırıcı bir gerekçe ile oradan uzaklaştı. Sokağın lambası yanmıyor ve ortalık karanlık.

Ancak, hangi neden ikna edici olabilir? Şöyle düşünüyor insan, ajanlığı henüz deşifre olmamış, tanıdık sima, gözaltılarla ilgili ya da 27 Kasım’a ilişkin bir gerekçe ileri sürülebilir. Ya da bir başka kişinin görüşme talebini iletebilir. Mekanı yakın gösterip Epözdeir’i alıp uzaklaşabilir. Bu ihtimal güçtür. Çünkü askeri bölgeye çok yakın bir alanda Epözdemir’in gözlüğü bulundu. Bu cinayetin süsü de olabilir. Ama gerçeğe en yakın olan durum, Epözdemir’in, gözlüğü işaret olsun diye kendisinin attığıdır. Ya da ihanete götürüldüğünü anlayınca, direndi. Direnince gözlüğü düştü. Bu ortamda gözlüğü yerden almaya fırsat kalmadı. Gözlük delil olarak orada kaldı. Ağzı ve gözleri bağlı olarak yakın bir kapalı mekanda subay lojmanları ya da Tugay’da işkenceye ve sorguya alındı. Boğazından boğulmak istendiğine, her iki kolundan bağlanmış olduğuna ve dizlerinde sert bir madde ile kemiklerinin kırılmak istendiğine dair izler var. Otopsi raporu böyle, doktoru böyle anlatıyor. Takriben gece saat 3-4 arası Epözdemir göz kapağının altından tek kurşunla, gözleri peşmerge egali ile bağlı bir şekilde öldürüldü. Egal’de kan izleri var ve ön tarafta kurşun deliği var. Kurşun ensesinden dışarı çıkmış ama dıştan egali delmemiş çünkü, kurşun giysilerinin arasında bulundu. Sonra ceset Tatvan’a 15 km. uzaklıkta bir araziye bırakıldı. Bir kamyon şoförünün haberi üzerine olay ertesi gün saat 14.00 sularında duyuldu. Savcılığın arananlar listesinde adı var ancak daha sonra Tatvan savcılığı verdiği yazılı bilgide “aranan şahıslardan olmadığı, hakkında tutuklama talebi bulunmadığını” belirtiyor.

Bu cinayet, barış düşmanlarının, barış yanlılarına verdiği bir göz dağıdır. Bu cinayet şiddet ve kan politikalarında ısrar edenlerin toplumu sindirmek isteyişinin işaretidir. Giderek büyüyen ve sorunun diyalog ve barışçı yollarla çözümünden yana olanların arasında panik yaratılması ya göçe ya da silaha sarılmak durumuna itilmesinin açık örneğidir.

Şevket Epözdemir’ler bir özgürlük gülüydü ve hep öyle anılacak. Dilerim ki, Epözdemir’in ölümü son olsun , Kürt sorunu adil, demokratik ve barışçıl çözüm yoluna girsin.

Bir Demokrasi Şehidi: Av. Şevket Epözdemir
25 Kasım 1993 akşamı, saat 20.00’da kontrgerilla ve onun işbirlikçileri, yörede sevilen ve sayılan; tek silahı, düşünceleri olan demokrat, yurtsever, aydın insan, DEP İlçe Başkanı Av. Şevket Epözdemir’i kaçırdılar. Sorgusu kısa sürdü. Çünkü; herhangi gizli bir örgüt ya da yasal olmayan olaylarla ilintisi yoktu. Tek suçu, halkını ve halklarını sevmesiydi. Götürüldüğü yerde tüm istemlere “hayır” dediği için çabuk infaz edildi. Cesedindeki alaycı gülümseme, bunun en önemli kanıtıydı. Yıllardır bir çok otopsiye girmiş doktor: “Ben yaşamımda bu denli güzel gülümseyen, ölüm karşısındaki alay edercesine böyle duran başka bir ceset daha görmedim” derken, ağabeyi de “Bu insan tüm Türk ve Dünya klasiklerini okumuş büyük bir beyindi, bu kafaya nasıl kurşun sıkılır? Türk demokrasisi için çimentoydu, gerekliydi” diyordu.

Hain eller, infazı gece gerçekleştirdiler. Cesedi öğlene doğru yol kenarına bırakıverdiler. O güzelim beden karın üzerinde üşüdü, fakat gülümsemesini hiç kaybetmedi. Kürt sorununun, barışçı ve adil yöntemlerle çözüleceğine inancı tamdı, zaten bu yüzden DEP İlçe Başkanlığı’nı sürdürüyordu.

TC Hükümeti’nin bile telaffuz etmekten korktuğu kirli savaş; kan, barut ve göz yaşı bırakıyor. Bilmiyorlar ki, Şevket ve Şevket gibi katledilenlerin, halkta tepkiyi arttırıp, geride kalanlarına direnç veriyor. Bu güç, çığ gibi büyüyor.

1943 yılında Siirt ili Baykan ilçesi Minar (Dilektepe) köyünde dünyaya gelen, türlü sıkıntılarla ilkokulu, Dicle Öğretmen Okulu, Diyarbakır Eğitim Enstitüsü’nü bitirip, edebiyat öğretmeni olan, 1964 yılından 1983 yılına değin bu mesleği sürdüren, Ankara’da çalıştığı dönemde Hukuk Fakültesi’ni bitirip 1975 yılında avukat olan bu azimli insan, bu tarihten itibaren halkının içinde olmayı seçmiş, Tatvan’a yerleşmiştir. Her yönüyle ilkeli ve düzeyli bir tavır izleyen, hiçbir fraksiyona angaje olmadan insan haklarına ve demokrasiye olan bağlılığıyla mesleğini uyguladı.

Espritüel ve sürekli gülmeyi seven bir yapısı vardı. 1980 Eylül darbesinde 33 gün gözaltında kaldı. Zindanda bile bu özelliğinden vaz geçmediği, esprilerle, fıkralarla, şakalaşmalarla diğer arkadaşlarına moral verdiği hala anlatılır. Doğayı,insanları, çocuklarını (özellikle kızı ve torununu), avcılığı en çok da yetiştirdiği çocuklarını diğer insanlarla tanıştırmayı, gizli bir haz alarak severdi. Gülen yüzü, zevkle yaptığı işlerde daha bir neşelenir çevresindekilere de bulaştırırdı. Hasta biri öleceğini söyledi mi “ne güzel işte tüm ağrılarından, sızılarından kurtulacaksın, rahat uyuyacaksın” dedi mi, çevredekiler katıla katıla gülerdi. Her yönüyle insana yakındı, çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu.

Karanlık cinayetlerin arttığı günlerde kendisine uyarıda bulunanlara önce gülümser sonra da ”bana bir şey olmaz” derdi. Ölümün kalleş olduğunu unuttu. Dostoyevski’nin kahramanları gibiydi. Sevgi, hoşgörü, iletişim ile her şeyin düzelebileceğine inanır, düşmanına dahi gül uzatabilecek kadar alçak gönüllüydü. Yaşamdaki tek zaafı insanları çok sevmekti. Yazıhanesinde asılı duran Malierac’ın sözü mesleğini nasıl uyguladığının en büyük kanıtıydı: “Avukatlar esir kullanmadılar, fakat efendileri de olmadı. Hukukun üstünlüğünü benimsediler, ona rivayet ettiler...”

Barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesine tüm yaşamını adayan bu insan yapılan işkence ve sıkılan kurşuna karşı şunları söyler gibiydi:

“Onlar ümidim düşmanıdır sevgilim./ Meyve çağında ağacın,/ Açılıp yeşeren hayatın.

/ Çünkü zulüm vurdu alınlarına/ Dökülen diş, çürüyen et...”

Katledilmesinden sonra yasına gelen insanların, her düşünceden ve her kesimden olması dış dünyaya yansıttığı demokrat yüzünün bir sonucuydu. Yalnız dışa gösterdiği yüzünde değil, özel yaşamında, eşiyle ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde de tam bir bürokrattı.

Barışseverdi, çünkü kendisiyle barışıktı; yurtseverdi, çünkü yurdunun tüm güzelliklerine hayrandı; özgürlük tutkunuydu, çünkü evcilleştirebileceği , besleyebileceği hayvanları avlardı. Güleryüzlü ciddiyeti bu denli iyi uygulanabilen insan, her zaman sorunları iletişimle çözebileceğini söylerdi. Artık Kürt halkı şunu çok iyi biliyor: Barıştan yana olanlar, demokrasi ile sorunlarına çözüm isteyen güçler namlunun ucundadır. Hükümet öyle söz edildiği gibi çözümden yana değil. Tek formülleri var oda öldürmek, bunun doğal sonucu da açık: Kan. Oysa bu kan gölü Kürt ve Türk halkını ortak etkiliyor. Artık şunu herkesin söylemesi gereklidir. Sorunların çözümü için barışçı bir süreç istiyoruz, bunu sağlamakta devletin görevidir. Biz artık çocuklarımızı, analarımızı, babalarımızı bu kirli savaşta kaybetmek istiyoruz.

Tatvan’daki kısacık yaşamında SODEP, SHP, DEP ilçe başkanlığı, İHD temsilciliği, belediye meclis üyeliği, Van Barosu üyeliği ile Barolar Birliği delegeliğini yapmış, her zaman çalıştığı görevin sorumluluklarını tam olarak yerine getirmişti.

Onun yasını tutarken şunu çok iyi biliyoruz.

Şehitler öldükleriyle kalmazlar, düşünceleriyle ve geleceğe bıraktıklarıyla yaşarlar. Demokratik çözüm her zaman olanaklıdır ve buna şimdi acilen gereksinmemiz var. Bir kök nasıl toprakta sürerse, halkların kardeşliği de öyle sürer. Barış ve özgürlük mücadelesi de bununla beslenir. Şair’in dediği gibi:

“Bir özgürlük kuşu vardır insanın/Uçmak ister./buna ne sen engel olabilirsin,/Ne be,/Ne de asker!

Serdar Epözdemir
Av. Şevket Epözdemir (1943-1993)

Sevgili dost,

26 Kasım 1993 günü karanlık eller, o soylu ve onurlu yaşamına son verdiler.

Seni çok özledik. Güzel insan; senden sonra da durmadı bu kan seli, bu zulüm...

Senin gibi bir çok insanımız daha şehitler kervanına katıldı. Sizi aramızdan ayırdılar ama, anılarımızdan asla ayıramayacaklar. Sen Türk ve Kürt halkının eşitlik ve özgürlük temelinde boy verecek olan kardeşliğin ve gönüllü birliğin bir neferi idin. Toplumda şiddet ve gerilimin son bulması için barışçıl ve demokratik diyalog yolunun hep açık kalmasını savundun, bundan yana kaldın.

Sen bir özgürlük gülüydün ve hepte öyle kalacaksın.

Şahadetinin 1. yılında seni saygı ve sevgi ile anıyoruz.

Ailesi ve dostları adına:

Serdar, Şiyar, Yaşar, Niyazi, Latif, Hikmet, Murat ve Behçet Epözdemir

ARAMIZDAN AYRILANLAR


Yüklə 177,85 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin