Mekke’de nâzil olmuş olup 5 âyettir



Yüklə 1,64 Mb.
səhifə6/16
tarix27.10.2017
ölçüsü1,64 Mb.
#16240
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   16
Kadir gecesi, herkes için bin aydan hayırlı bir gece midir, yoksa bazıları için mi?, bu soruyu böyle de sormak mümkün. Bu soruya, yaklaşım keyfiyetine göre hem evet, hem hayır, hem de evet-hayır denilebilir. Kadir gecesi, fazilet ve vâridatı ile mutlak manada her mü’min için potansiyel olarak bin aylık bir hayrı içinde barındır. Bu bakımdan herkes için «Evet!». Yoksa Kadir gecesini de her gecesi gibi kıyamsız geçirenler de dâhil olmak üzere bütün müslümanlar hakkında fiilen böyle bin aylık bir hayriyet niyetsizlik ve amelsizliklerine rağmen ihsan edilecek değildir, bu açıdan ise «Hayır!» Beri taraftan ise Kadir gecesi, onu gafilâne geçirene olmasa bile, bir şekilde idrak edip kıyâm ile ihyâ edebilen mü’mine bin aylık hayriyetini nasip eder. Bu açıdan da «başı Hayır, sonu Evet»tir. Bu üç katagorinin dışında ve üstünde çıtası yüksek bir yorum vardır ki, ona göre ise «Kadir gecesi ancak senenin bütün gecelerinin kadrini bilenler için bin aydan hayırlıdır.»
Kadir gecesinden “bütünüyle“ mahrum bırakılan bazı kem-talihler vardır. Peygamber Efendimiz’in gayb perdesinin arkasından haber veren beyanları bize bu talihsiz kimseleri bildirmektedir. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre, Allah Rasulu: “Ramazanda öyle bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. O geceden mahrum bırakılan kimse gerçekten mahrum kalmış demektir.” buyurdular.385

“Allah Teala mü’minlere rahmet nazarı ile baktı, onları affetti; ancak şu dört zümre hariç.” Rasul-i Ekrem’e bu dört zümrenin kimler olduğu sorulduğu zaman şöyle buyurdu: “O dört zümre şunlardır: 1. Devamlı şarap (alkollü içki) içen, 2. Ana-babasına asi olan, 3. Akrabalara gidişi-gelişi kesen; akrabalık bağlarını koparan, 4. Bid’at ehli olup İslam cemaatını ve ümmetini terk edip onlardan ayrılan kişi.”386

İbn-i Abbas’tan merfu olarak gelen bir rivayette Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: “Allah Teala, Kadir gecesi, ümmet-i Muhammed’den mü’minlere nazar eder ve onları bağışlar, onlara merhamet eder; fakat şu dört zümre hariç: içki mübtelası, anne-babasına isyan eden, kin/düşmanlık güden ve akrabalık bağlarını kesen.”387



Kadir gecesinin hayrından mahrum bırakılan kişi, bütün hayırlardan da mahrum bırakılmıştır. Enes b. Malik’ten rivayet olunduğuna göre, şöyle demiştir: “Ramazan ayı girmişti. Rasulullah (sas) buyurdular ki: Bu ay işte size geldi çattı. Bu ayda öyle bir gece vardır ki, bin aydan daha hayırlıdır. Kim o geceden mahrum bırakılır ise bütün hayırlardan (saadetlerden) mahrum bırakılmış demektir. O gecenin hayrından da ancak mahrum olan nasipsiz kalır.”388

Kadir gecesinden her salih amel sahibi mü’minin bir nasibi vardır. Kadir suresinde verilen bin aylık hayır müjdesi herhangi bir takyit içermemektedir; ancak istisnalarını biz Peygamber Efendimiz’den öğrenmiş bulunuyoruz ki bu rivayetlerden bir kısmı aşağıda zikredilecektir. Bazı ulemaya göre, belli bir mazereti sebebiyle Kadir gecesini ihya edemeyenler için de Kadir gecesinden bir nasip verilecektir. Lohusalık, hayır, yolculuk ve hatta uyuya kalmışlık gibi mazeretler bile buna engel olmayacaktır. Bir şartla ki, o kişi sâir zamanlarda amelini Allah’ın kabul ettiği bir kimse ola. İbn-i Receb’in kaydettiğine göre: “Cübeyr (rh) anlatmıştır: Dahhâk’a “Lohusa, hayızlı kadınlar, yolcular ve uyuya kalmışların kadir gecesinden herhangi bir nasipleri var mıdır?” diye sordum. “Evet, dedi, Allah amelini kabul ettiği herkese Kadir gecesinden nasibini verecektir.”389

Ramazan ayının bütün gecelerini kıyâmla ihyâ edenler, Kadir gecesine ve bin aylık hayrına erişirler. Kadir gecesinin Ramazan’ın bütünü içerisinde gizli bir gece olduğuna dair hadis-i şeriflere itibarla, böyle bir aylık kesintisiz bir kıyamla, hele bir de bu kıyam i’tikaf suretiyle olur ise, elbette ki Kadir gecesi mutlaka idrak edilmiş olunacaktır.

Kadir gecesinin vakti tam olarak bilinemediğinden, Allah’ın sevgili kulları Ramazan’ın her gün ve gecesini Kadir gecesi olabilir düşüncesiyle geçirmeye çalışmışlardır. Ramazan’ın bütün gecelerini Kadir gecesi imiş gibi geçirenlerden Bediüzzaman Hazretleri bir mektubunda: “Hadis-i şerifin sırrıyla Ramazan-ı şerifin nısf-ı âhirinde (ikinci yarısında), hususan aşr-ı âhirde (son on günde), hususan tek gecelerde, hususan yirmi yedisinde; seksen küsur sene (bin ay) bir ibadet ömrünü kazandırabilen leyle-i Kadrin ihyasına...” şeklinde bahsetmektedir.390 Her senede Hilal’in, haftanın farklı günlerinde görünmesine göre başlangıç günü değişkenlik arzeden Ramazan’da Kadir gecesi haddizatında yıldan yıla değişmektedir. Bunca değişiklikler zemininde pek çok ehlullah gibi Bediüzzaman da Kadir gecesini bir gün öncesi ve bir gün sonrası ile (daha bir itina göstererek) ihya etmiştir.391


Her geceyi Kadir bilenler ancak Kadir gecesine erebilirler. Nass-ı kat’î ile Kadir gecesinin bin aydan hayırlı oluşu, sadece her geceyi kadir bilenlere mi mahsustur? Öyle ise bu tahsisin dinî delilleri nelerdir? Abdullah İbn-i Mesud (ra): 'Her kim senenin bütün gecelerini ibadetle ihya ederse, Kadir gecesine rastlar' demiştir.392 Bu ifadeye göre, Kadir gecesi, yılın herhangi bir gecesi olabilir. Dolayısıyla da onu idrak edebilmek için bütün yılın gecelerini ihya etmiş olmak icap ediyor. Nitekim İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin de: “Kadir gecesi senenin 365 günü içersindedir.”393 dediği rivayet edilmiştir.

Mezkur kavliyle beraber Bediüzzaman Hazretleri başka bir mektubunda “Gizli olan her gecede muhtemel bulunan Leyle-i Kadirlerinizi tebrik ederim.” şeklinde bir ifadede bulunmuştur.394 Üstadın bu ifadesi, onun Kadir gecesinin aynı zamanda senenin tümünde bulunabileceği şeklindeki telakkiye açık durduğunu da yansıtmaktadır. Senenin her gecesini Kadir gecesi imiş gibi geçirenlerden Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu ifadesi ve ameli hayatıyla, Kadir gecesinin hem Ramazan’da, bilhassa 27. gecesinde, hem de senenin sâir bütün günlerinde bulunabileceği şeklinde her iki manaya da açık bir telakki ve inançla geceleri ve gündüzleri değerlendirme şuurunu ortaya koymuş, böyle bir amelî hayata irşad etmiş olmaktadır.
M. Fethullah Gülen Hocaefendi de, bin aydan daha hayırlı oluş mevzuunda şöyle bir yorum ortaya koymuştur: “Bu gece, bin aydan hayırlı olmasına gelince bu, kesretten kinayedir ve herkes için de söz konusu değildir, belki her geceyi Kadir bilenler içindir. Evet sanki o, her geceyi ihya etmiş de, bu gecede bardağı taşıran rahmet damlayıvermiş... Derken kul, damla iken deryaya ermiş...”395

Ayrıca şu hadis de böyle bir kanaati destekliyor mahiyette gibidir, şöyle ki: Peygamberimiz (sas), birgün ashabına İsrailoğullarından dört kişinin seksen sen boyunca hiç günah işlemeden Allah’a ibadet ettiklerini anlattı. Bu dört zat Hz. Eyyub, Hz. Zekeriyya, Hz. Hazkıyl ve Hz. Yûşâ idi. Sahabîler bunu hayretle karşıladılar. Hemen sonra Cebrail indi: “Ya Muhammed, Allah sana daha hayırlısını ihsan etti” dedi ve Kadir suresini okuduktan sonra: “İşte bu, senin ve ümmetinin hayret ettiğinizden daha hayırlıdır.” buyurdu.396 Bu hadiste “senin” ifadesi kullanıldığı için, Ona olan şeyin de öncelikle “varisleri olan ulemaya” bir ölçüde nasip kılınacağı gerçeği sebebiyle böyle bir takyid ve tahsise kapı aralanmış olabilir.

Ya da Kadir’i idrak için bütün geceleri ihya şartını getirenlerin bu sözleri “kinâî” olabilir, yani Kadir gecesinin kadrini hakikatte diğer bütün gecelerin kadrini bilenler, diğer geceleri kadir bilenler bilebilirler manasında bir vurgu da olabilir. Kadir gecesine olan ilgi, sevgi ve bağlılıktan doğacağı ümit edilen salih amelleri, o ilgi, sevgi ve bağlılılığı sair gecelere de yayarak o vakitlerde de salih ameller işletebilme gibi bir niyet ve o niyete bağlı bir irşat durumu sözkonusu olabilir. -Allahü a’lem-. Bu ihyanın asgarisi ise akşam ve yatsı namazını kılmak ve sabah namazına kalkma niyetiyle yatmaktır.

Ne var ki mezkur hadiste sadece Allah Rasulü değil de, ümmet de istisna kılınmaksızın bütünüyle zikredilmiştir ki, buradan hareketle o geceyi araştıran, bir şekilde bulup idrak eden ve ibadetlerle ihya eden mü’min için de bin aylık bir hayriyet sözkonusu olur, manası da çok açık şekilde görülmektedir. “... O gecenin kadrini bilenlere İlâhî varidat dolu dolu gelir; hem de ahirette müminlere mükâfat verilmesi ölçüsünde gelir. Bunları elde etmek için, Kadr’in kıymetini bilmek, semâvî vericilerden yağan vâridâtı alabilmek için Kadir Gecesi’ni bir alıcı gibi kullanabilmeye bağlıdır.“397

Kadir gecesi, kadir bilmişlerin gecesidir. Ramazan ayının 27. gecesi elveda hâlet-i ruhiyesiyle yaşanılarak yazılmış bulunan “O, kadir bilmişlerin gecesidir“ başlıklı bir makale ise, Kadir gecesini ve bin yıllık hayrını idrak edebilmeyi kulun kadir-şinaslık vasfına, vefakarlık sıfatına bağlamaktadır ve daha farklı bir yaklaşımla, öyle her geceyi kıyamla geçirmekten ziyade, genel anlamda kadirşinas olabilme niteliğini kazanabilmiş olmaya meseleyi şartlı kılmaktadır.

“Bir feyiz, yümün, bereket ayı idi (Ramazan). Bir devlet kuşu gibi o devlet kuşuna başı açık olanların başına kondu ve şimdi gerilimi içinde kalkmaya, uçmaya, uzaklaşmaya hazırlanıyor. Hazreti sadık-ı masdukun dilinde “yazıklar olsun ona ki, Ramazanı idrak etti de Allah’ın mağfiretine mazhar olmadı” mevhumu muhalifini arz edeyim ne mutlu onlara ki, ramazanı idrak ettiler Allah’ın mağfireti, hediyesi ve behiyesiyle ramazandan ayrılıyorlar. Öyle ayrılın inşallah ramazandan.

Bu sene ramazan halet-i nez’ini yaşıyor. Size hayat üfledi, yirmi altı yirmi yedi gün size hayat üfledi. Solukları bitti ve o tükenme dakikaları içinde, tükenme günleri içinde üflediği hayatı, nefhettiği hayatı teneffüs edip iliklerinize sindirmiş iseniz siz bir sene yaşayacaksınız. Ve öbür tarafa Allah uzun versin, intikal ettiğiniz zaman seneler yaşayacaksınız. Asırlar yaşayacaksınız.

Zira içinde bir gece var ki, yine sadık-u masdukun ifadesiyle “leyletül kadr” kadri yüce o gece, kadri bilinmesi gerekli olan o gece “hayrun min el fişehr” seksen seneden, seksen küsür seneden daha hayırlıdır. Ha bir ömür yaşamışsınız. Ha ramazan yaşamışsınız. O ramazan içinde kadrini bildiğiniz, takdir ettiğiniz, ona karşı kadir şinas davrandığınız bir leyle-i kadri idrak etmişiniz.

Ve onun sath-ı mahilinde bulunuyoruz. Veya onu arkada bıraktık bayrama doğru gidiyoruz. Zira yine sadık-u masduk -doğru sözlü- bize buyuruyor ki, “onu ramazanın son on gününde arayın” yirmi birinde, yirmi üçünde –eyvah onlar arkada kaldı- yirmi beşinde ve bu akşamda yirmi yedi bağrını açmış, bari bende diyor. Ben bağrımı açtım, siz de kanatlarınızı açın, açın ve uveyk gibi şahlanın.

Bu uçuşla Allah’a ulaşacaksınız, Resulullah’a ulaşacaksınız. Siz böyle bir sahile çadırlarınızı kurmuş âram ediyorsunuz. Sizi bekleyenler var. Süprizler. İki adım ileride bekleyen süprizler var. Melekler sokakların başında karşınıza çıkacak. Selam size diyecekler. Her türlü mihnet ve meşakkatten, sıkıntı ve darlıktan, küfrün tazyikinden, delaletin boğuculuğundan kurtuluş olsun size emana eresiniz, diyecek. Köşe başlarında size selam çakacaklar.

Bu onların dünyadaki selamları. Bende mübalağa yok, bunu Kur’an diyor. “tenezzelü melaiketü ve ruhu fiha biizni rabbihim min külli emrin selam hiye hatta fetlahil fecr” önünüzdeki şafakta yeni bir aydınlık şafakla sökerken karanlık gecesini yaşayan sizlere Allah şafak ihsan eylesin.

Yeni bir şafak sökünceye kadar melekler size selam diyecekler. İyi bir gece yaşamışsanız, -yaşamış olun inşallah- ötede bir adım daha atacaksınız, meleklerin selamıyla karşılaştığınız yamaçların arkasından bir adım daha atacaksınız. Yeni bir ses yeni bir nefes duyacaksınız. Cennet kapıları ardına kadar açılmış “selamun aleykum tıbtüm fethuluna halidin” diyecekler size.

Niçin? Çünkü seksen küsür sene Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.s) ümmetinin ömrü budur. Sekseni geçen azdır. Seksenin sağında solunda altında üstünde dökülenler çoktur. Bir insan yaşasa ancak seksen sene yaşar. Doksan da yaşasa onun rüşte erme çağıdır. Onun on beşi rüşte erme çağıdır.

Demek ki, hayatında yakalayıp ihya ettiği kadir gecelerinden bir tanesine zafer tahtını kurmuşsa onda başarılı olmuşsa bir ömrü nurani yaşamıştır.

Allah’ın lütfundan beklenir bu. İmam Rabbani diyor ki, “bir anı seyyale vücud-u enver binler sene vücud-u ebtere müreccahtır.” Bir dakika aydın hayat yaşadınız, bin sene boş ve karanlık yaşamadan bin defa, yüz bin defa daha hayırlıdır.

Siz bir gece yaşıyorsunuz. Güne soluklarınızı kattı iseniz, mızrabınızı inilti ile “Allah’ım senin için vuruyorum” dediyseniz. Ve ikinci defa elinizi kaldırıp mızrapla bamteline dokunmak üzere bu gece hazırlanıyor iseniz, bir seksen sene dağarcıkta hazır sizin için. Bir seksen seneyi yakalarsanız “selamun aleykum tıbtüm fethuluha halidin” sizin için hazır. Hazır olsun, Allah benim için de hazır etsin.

...Ya ona giriş noktasını tutmuş bulunuyoruz veya çıkış noktasını tutmuş bulunuyoruz. Dilerim siz ciddi bir metafizik gerilimle onu yakalayın. Onu tam halledin, ondan tam istifade edin, tam sağın. Sütün damlasını bırakmayın, kadir gecesinin memelerinde. Emin eme bildiğiniz kadar. Zerresi kalmasın. Öyle doyun ki, bundan sonra kıyamete kadar bir yudum süt almasanız, feyizden, feyzi aktesten bir yudum süt alamazsanız manevi hayatınızın devamı için yetsin size o. Öyle emin öyle değerlendirin.

Bir vesile ile arz etmiştim. Mümin yapacağı her şeyi veda ediyor gibi yapmalı. Hazreti sadık-u masdukun, Muhammed Mustafa’nın (s.a.s.) hayatı yaşadığı gibi yaşayın. Ne olur ne olmaz deyin, önümüzde bir gece var. Böyle bir gece ya nasip olur ya da olmaz. İyisi mi nasip olmaz diye hesabımızı ona göre yapalım. Yapalım ve onu öyle değerlendirelim.



Öyle bir kadir gecesi değerlendirelim ki, eğer şu ana kadar hayatımızda böyle bir kadir gecesi değerlendirmediysek bir kere hayatımızda kadir gecesi değerlendirmiş olalım. Bir kere değer olsun.

Kadir zaten takdir demektir. Kadir Allah’ın sizin hakkınızda yapacağı takdirler, ister kader defteri, kader kitabı olsun, isterse takdir bakışı olsun. Ama takdir bakışları takdir bakışlarıyla karşı karşıya gelir, iç içe girer, mütekabil hale gelirse o zaman istifadeli olur. Yani siz kadirşinas olarak hareket ederseniz, kadri bulmuşluğu çok iyi değerlendirirseniz, kadrin kadrini bilirseniz Allah kadri hakkınızda kadir yapar.

Kadir şinaslığa bağlıdır. Onun için koca imam, ihlas imamı Ebu Hanife der ki “Kadir gecesi senenin üç yüz altmış beş günü içersindedir.” O senenin her gecesini kadir bilenlere bağrını açar, gel ben seni bekliyordum. Nitekim sen de beni bekliyordun. Her gece zulmet eteklerini insanlığın başına saldığı zaman ben ağımı gerip sizi bekliyordum yakalamak için siz de beni bekliyordunuz. Ve şimdi beklemeler iç içe giriyor kadir sizi bekliyor siz de kadri bekliyorsunuz.

[Beş vakit namazını vaktinde kılan bir mü’min Kadir gecesini idrak eder.] O kadir bilmişlerin gecesidir. Kadir şinasların gecesidir. Ama öyle düşünüyor, öyle bir zan besliyor. Daha doğrusu öyle bir zan besleme lüzumunu duyuyorum. İnşallah siz hayatınızın her gecesine aydınlık alemden iki rekat teheccüd namazı, bir vitir namazı hiç olmazsa bir yatsı namazı ve arkasından sabah namazını eda niyeti eklemiş o gecenizi aydınlatmışınızdır. Geceyi ihya etmiş sayılırsınız. İhya ettiğinizden dolayı da kadir gecesiyle inşallah buluşacağınız gecede o muarefe gösterecek size tanış çıkacaktır. Sizde her geceyi ihya ettiğinizden onu tanıyacaksınız. Tanıyacak ve o geceyle inşallah birleşecek, bütünleşecek ve tam istifade edeceksiniz.”398


KADİR GECESİNDE BİN AYLIK MÜJDEYLE BERABER BİN AYLIK TEHDİT DE VARDIR

Kadir gecesinde bin aylık müjde ve bin aylık tehdit vardır, evet. Razi demiştir ki: “Bu ayette hem alabildiğine bir müjde, hem de alabildiğine bir tehdit yatmaktadır. Bunun müjde olmasına gelince: Bu, Allah Teala’nın bu hayırlılığın miktarını beyan etmeksizin bu gecenin hayırlı bir gece olduğunu belirtmiş olmasıdır. Ve bu tıpkı Hz. Peygamber (sas); Hz. Ali, Amr b. Abd-i Vedd el-Âmirî’nin karşısına çıktığında “Bu (cengi), ümmetin kıyamete kadar olacak olan amelinden daha üstündür” demesi gibidir. Çünkü Hz. Peygamber, “Bu, ümmetimin ameli gibidir” demememiş, tam aksine ümmetimin amelinden daha üstündür demiştir. Buna gore Hz. Peygamber adeta “Bu amelin, tartılmak için kafidir, gerisi ise tartılmasa da olur.” demek istemiştir. Bil ki: Kim ki bu geceyi ihya ederse, bu kimse sanki Allah’a seksen küsur yıl ibadet etmiş gibi olur. Bu geceyi her yıl ihya eden kimse de pekçok ömür yaşamış gibi olmuş olur. Kim kat’i olarak bu geceyi rast getirmek için ayın tümünü ihya ederse, bu kimse de adeta otuz kadir gecesi ihya etmiş gibi olur. Rivayet olunduğuna göre, kıyamet gününde, dörtyüz yıl Allah’a ibadet eden bir İsrailli ile bu ümmetten kırk yıl Allah’a ibadet etmiş birisi bir araya getirilir. Derken bu ümmetten olan kişinin sevabının daha çok olduğu görülür. Bunun üzerine İsrailli, “Sen Adilsin. Oysa ki ben, onun sevabının daha çok olduğunu görmekteyim.” der. Bunun üzerine Cenab-ı Hak: “Çünkü sizler, dünyevi cezadan korkuyordunuz da, bu sebepten ibadet ediyordunuz. Halbuki ümmet-i Muhammed’in ‘Sen onların içinde bulunduğun müddetçe ben onlara azab edici değilim’399 ayetinden dolayı teminatları vardı. Ve bu konuda emin idiler. Ama buna rağmen onlar yine de ibadet ediyorlardı. İşte bu yüzden bunların ibadetleri, daha çok sevabı gerektirmiştir.“ buyurmuştur.

Bu ayetteki tehdide gelince, Allah Teala, büyük günah sahibini Cehenneme girmekle tehdit etmiştir. Yüz Kadir gecesi ihya etmek bile, bu kimsenin tek bir daneyi eksik tartıp eksik ölçmesi sebebiyle hak etmiş olduğu o azaptan onu kurtaramaz. Işte bu yüzden burada günahkarın halinin perişan ve güç olduğuna bir işaret vardır.“400 Birinin dediği gibi: “Bu geceye saygı göstermelidir. Saygı göstermek, günâh işlememekle olur.”


BİR GECELİK AMEL, BİN AYLIK ECİRE NASIL EŞİT OLABİLİR?
Bir gecelik amele, bin aydan fazla ecrin verilmesi nasıl mümkün olabilir? Razi der ki: “Birisi çıkıp da şöyle diyebilir: “Hz. Peygamber’in “Ecrin/mükafaatın, yaptığın işin miktarına göredir.“ dediği sahihtir.401 Halbuki bin ay taatte bulunmanın, tek bir gecede taatte bulunmadan daha zor olacağı malumdur. Binaenaleyh bu ikisinin denk olması nasıl düşünülebilir? Bu soruya şu birkaç açıdan cevap verilebilir:

1.) Aynı işin, kendisine eklenen farklı durumlar sebebiyle, iyilik veya kötülük açısından farklı hükümler alması normaldir. Baksana, cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmiyedi derece daha üstündür. Aslında kılınan namaz, her iki durumda da aynıdır. Bir Hristiyana zina iftirası atan, tazir ile cezalandırılır iken, bir iffetli müslümana bu iftirayı atana had uygulanır. (80 kırbaç.) Binaenaleyh bu gibi yerlerde şekil aynı olmasına rağmen, hükümler farklı farklı olmuştur. Hatta aynı sözü, Hz. Aişe (ra) hakkında söyleseydin bu küfür olurdu. Işte bu yüzden Cenab-ı Hak, “Siz onu basit bir şey mi sanıyorsunuz. Ama o, Allah katında pek büyük bir şeydir.“402 buyurmuştur. Bu böyledir. Çünkü bu, yüksek bir ilim rahlesi olan Hz. Aişe hakkında bir ta’ndır. Çünkü Hz. Peygamber onun için “Dininizin üçte ikisini şu Hümeyra’dan alınız!“ buyurmuştur.403 Yine bu, Bedir’de bulunmuş birisi olan Safvan (rh) hakkında ve mü’minlerin annesi olduğu için Hz. Aişe hakkında bir ta’ndır. Çünkü çocuğun, anası kafir bile olsa, annesine iftira edilmesi durumunda hak talep etme yetkisi vardır. Daha doğrusu bu gayret, yani kıskançlık bakımından en ileri noktada bulunan Hz. Peygamber (sas)’e yönelik bir ta’ndır. Bundan da öteye, Allah’ın hikmetini ta’ndır. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın, Hz. Peygamber (sas)’i, haşa zaniye bir kadınla evli olarak bırakması caiz olmaz. Sonra bu zina etmiştir diyen kimse, bunun aslında dağlardan daha ağır bir şey olmasına rağmen, basit ve hafif bir şey olduğunu sanmıştır. Işte bütün bu izahlarla bu fiillerin sebepleri ve konumları farklı farklı olduğu için, sevap ve ceza hususlarında neticelerinin de farklı olacağı ortaya çıkar. Dolayısıyla da şekil açısından zahiren az görünen taatin, mükafaat bakımından pekçok taate denk olabilmesi akıldan uzak görülemez.

  1. Hakim olan Cenab-ı Hakk’ın maksadı, insanları taate ve ibadetlere çekmektir. Böylece O, bazen bir taatin ücretini iki katına çıkarır ve mesela, “Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Zorlukla beraber bir kolaylık vardır.“ buyurarak, bir zorluğa iki kolaylık vaadetmiştir. Bazen on katına, bazen de yediyüz katına çıkarır. Bu bazen zamanı açısından, bazen de yeri, yapıldığı yer açısından böyle değerlendirilir. Bütün bunlardan Cenab-ı Hakk’ın asıl maksadı, mükellefi ibadete çekmek ve onu dünyaya dalmaktan geri durdurmaktır. Işte bu yüzden, Beytullah ve Zemzem, diğer yerlere ve sulara üstün kılınmıştır. Ramazan diğer aylardan üstün tutulur. Cuma diğer günlerden faziletli sayılmıştır. Kadir gecesi de diğer gecelerden efdal kılınmıştır ki, bütün bunların maksadı, biraz önce bahsettiğimiz maksad-ı ilahidir.“404


  1. KADİR GECESİNİN DEĞİŞKENLİĞİ VE GERÇEK MAHİYETİ



KADİR GECESİNİN VAKTİ SABİT MİDİR, DEĞİŞKEN MİDİR?
Kadir gecesinin vaktini tespit ile alakalı araştırma yapanlar, öncelikli olarak onun sabit bir gece mi, yoksa zamanı yıldan yıla değişen bir gece mi olduğu yol ayrımında bir karara varmalıdırlar. Tarih boyunca İslam ulemasının beyanları gözden geçirilecek olur ise, ortaya böyle bir tasnif ve o tasnife göre iki ana topluluk çıkmaktadır. İlgili hadislerin yorumlanıp değerlendirilerek Kadir gecesinin tespit ve ihyâsına gidilmesinde de yine temelde sabit oluş veya olmayış önkararı belirleyici olmaktadır.

Takva, hassasiyet, temkin, teyakkuz, muhasebe, murakabe, haşyet, rikkat sahibi, erbab-ı ilim, özellikle de ibadetlere düşkünlükleriyle temayüz etmiş ashâb-ı zühd, kendi şahısları hakkında genel olarak Kadir gecesinin vaktinin değişkenliğinden yana tercih kullanarak, her geceyi kadir bilme şuuruyla hareket etmişlerdir. Abdullah b. Mes’ud, Ebu Kılâbe, İmam Azam Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Sevrî, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam İshak b. Rahuyeh, İmam Müzeni, Ebu Bekir b. Huzeyme ve -bir kavline göre- İmam Şafii, değişken olduğu görüşündedirler. İbn-i Kesir de bu kanaattedir.

Güzel ahlak hasletlerine sahip olmakla beraber zâhir-i şeriata sımsıkı bağlı ulema-i din ise, bilhassa kimi muhaddisler Kadir gecesinin sabit bir gece olduğuna kâil olmuş ve buna bağlı olarak da Ramazan ayı içerisinde bazı geceleri öncelikli olarak değerlendirme yoluna gitmişlerdir. İmam Şafi, -Süfyan Sevrî’nin aktardığına göre- Mekke ve Medine ehlinden daha pekçok ulema sabit bir gece düşüncesindedirler.405

Vakti sabittir diyenlere göre: Kadir gecesi ya Ramazan’ın bütün gecelerinde, ya ilk on, orta on, veya son on gecelerinde, ya da yahut ikinci yarısında, veyahut da ayın 1, 2, 7, 9, 11, 13, 14, 15, 16, 17, 19, 20, (ve ekseriyetle de) 21, 23, 25, 27, 29. gecelerden birisi olduğuna kâil olmuşlardır. Hadislerin açıkça verdiği rakamlara itibarla, onların sahihlik şartlarına göre bunlardan birini veya bazılarını diğerlerine tercih eden ekseri ulemanın yanısıra, bazı alimler de hem rakamları hem de günleri (yani haftanın günlerinden birini) baz alarak, birlikte te’lif ve tevhid ederek bir tespit yoluna gitmişlerdir. Ramazan’ın ikinci yarısındaki tekli gecelerden birine rastlayan Pazar gecesi, Pazartesi veya Cuma geceleri gibi.

Vakti değişkendir diyenlere göre ise: Kadir gecesi, ya senenin bütününde, yahut Ramazan’ın bütününde, ya ikinci yarısında, ya son on gecesinde, ya da son yedi gecesi içerisinde yahut bunlardaki tekli gecelerde bulunmakta, bulunabilmekte ve vakti de yıldan yıla yer değiştirmektedir. Değişkenliğine kâil olanların bir kısmı onu Ramazan ayının bütünü, yahut son 15 günü, ya da son 10 günü arasında vakti te’hir veya takdim etmektedir der iken, bazıları ise onu bütün seneye şâmil kılmakla beraber, ekseriyetle Ramazan ayına tevafuk etmektedir demişlerdir. Allah Rasûlü'nün Ramazanın son 10 gününü i’tikafta ibadetlerle geçirmesi, Kadir Gecesinin hem o günlerde olduğuna, hem de kesinlikle belli bir geceye tahsis edilemeyeceğine işaret eder. Haddizatında muayyen ve sabit olsa böyle bir tahsis mümkün olabilir, fakat 10 gün birden itikaf böyle bir tahsise cevap verir mi vermez mi? Cevab da iki vecihli. Nitekim bütün bu tercihlerin hepsini destekler mahiyette muhtelif rivayetler vârid olmuştur.

Vaktinin değişken olduğuna kâil olanların, bu değişimin periyoduna dair iki duruş izhar etmiş oldukları müşahede edilmektedir. Duruş diyoruz, çünkü değişkenlik gizli olduğundan dolayı bu değişkenliği matematiksel bir te’hir veya takdime bağlamak mümkün değil, bu sebeple de sükûtu tercih edenler kâhir ekseriyette. Bununla beraber İmam Şa’rânî gibi bazıları bu değişkenliği bir hesaba bağlı olduğu fikrine süluk etmişlerdir. Şa’rânî’ye göre: Eğer Ramazan ayı Pazar günü girerse, Kadir gecesi 28’i 29’a bağlayan gecedir. Pazartesi günü girerse 20’yi 21’e bağlayan gecedir. Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gecedir. Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gecedir. Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gecedir. Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gecedir. Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gecedir. Kısacası: Ramazan’ın ikinci yarısındaki tekli geceler içerisinde değişip durmakta olan tek Pazar gecesi Kadir gecesi olmaktadır. Görüldüğü üzere rakam olarak Kadir gecesi değişken, fakat haftanın günü olarak ise –ona göre- sâbit olmaktadır.



Kadir gecesi her sene muayyen/sabit bir gece midir, yoksa vakti yıldan yıla değişken bir gece midir? Bu konudaki üç temel görüşün delillerine de kısaca temas etmekte fayda var:
1. KADİR GECESİ HER YIL VAKTİ RAMAZAN’DA SABİT BİR GECEDİR
Kadir gecesinin sabit bir gece olduğu kanaatine sahip alimler, buna ya Ramazan’ın bütününde, ya da son on yahut yedi gün içerisinde sabit bir gece olarak kabul etmişlerdir ki çoğunluk ikincisine kâildir. İmam Şafii Hazretleri ve bazıları, Kadir gecesinin sabit bir gece olduğu görüşündedirler. Bunu ispat ve izah sadedinde getirdiği delillerden ve açıklamalardan bir kısmı şöyledir: «Hadis-i şerifte görülüyor ki, «Falanca gecede Kadir gecesini arayayım mı?» diye soru soran kişiye Allah Rasulü «evet!» cevabını veriyor. Şu halde Kadir gecesin muayyen (belirli) bir gecedir. Zaten Tirmizi de (Uyeyne İbn Abdurrahman kanalıyla Ebu Bükre’den gelen) bu hadisi, bu anlamda ondan nakletmiştir.»

Yüklə 1,64 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   16




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin