GüNÜMÜz tüRKÇESİyle evliya çelebi seyahatnamesi


Eski ve sevimli Beçey Kalesi'nin özelliklen



Yüklə 2,09 Mb.
səhifə29/34
tarix15.01.2019
ölçüsü2,09 Mb.
#96831
növüYazı
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   34

Eski ve sevimli Beçey Kalesi'nin özelliklen

Latincede (—) demektir. Yapıcısı Erdel Kralı Yunak İstifan'dır. Nice kere Osmanlı eline girip çıkmıştır. En sonunda 958 [1551] tarihinde Süleyman Han zamanında Koca Mehmed Paşa fethidir. Çanad Sancağı hükmünde voyvodalıktır, ama Al­lah bilir Uzun Mehmed Paşa (Sokullu) vakfıdır. Beçkerek Kazası naipliğidir. Dizdarı, 40 adet hisar eri, muhtesibi, Eğri yeniçerisi serdarı ve gümrük emini Tımışvar kulu tarafından 7 yük akçe iltizama zapt eder. Muhtesibi, bâcdarı ve haraç emini vardır.

Kalesi, Tise Nehri kenarında dört köşe bir tuğla yapı bir küçük hoş kaleciktir ki çepçevre büyüklüğü 500 adımdır. Hen­deği içinde Tise Nehri akar. Bir iskele kapısı, bir uğrun kapı­sı, iskele başında bir hanı, 50 adet mahzeni, kiliseden çevrilmiş

\ mamur camii, 1 medresesi, 3 mektebi, 1 tekkesi, 1 hamamı, 40 adet dükkânı, 100 adet kiremitli ve saz örtülü tek katlı ev­leri var. Büyük iskele olduğundan halkı genellikle tuz ve balık bezirganlarıdır, zengin ve hanedan sahibi garip dostu adamları genellikle hacılardır. Hepsi serhadli esvabı gibi kalpak giyerler. Bir hayli şirin ve mamur kasabadır, bağ ve bahçesi gayet çok­tur. Buradan da yoklama-baha alıp doğu tarafa ovalarda ma­mur köyleri 6 saatte geçip,

Büyük vakıf Beşkelek Palankasının özellikleri

Beçkelek de derler. İsmi Türkçede 5 kavun demektir. Daha önce kefere zamanı bir küçücük manasız palankacık imiş. 958 [1551] tarihinde Sultan Süleyman Şah asrında Koca Sokol-lu Uzun Mehmed Paşa Erdel elinden fethedip korkulu ve teh­likeli katana sığınağı yer olmak ile Mehmed Paşa padişah fer-manıyla kalesini genişleterek bir bakımlı ve şenlikli büyük va­roş inşa etmiştir. Padişah fermanı ile bu şehirde yaşayanla­rı bütün vergilerden muaf eyleyip vakıf yapmıştır. Vakfiyesin­de Hâmân, Karun, Şeddad, Ebûcehil ve Yezid'in lanetini yaz­mıştır. Evlâttan evlâda kıyamete kadar şart edip adı geçen lânetnâmede öyle yazmış ki hiçbir kimse Firavun ve Yezid'in lanetini kabul edip vakfiye bozmaya kadir değildir. Hâlâ İbra­him Hanzâde beyefendilerimiz nazırlar nazırı mütevellidir.

Bu şehrin bütün hanı, camii, hamamı, imareti ziyafet evi, medrese, tekke, mektep, mescit ve tüm çarşı pazarı, [82b] kısa­cası bütün yapıları baştanbaşa Sokullu Mehmed Paşa'mn eserle­ridir ki kurşun ile örtülü kârgir yapılardır.

Pazar bacı, gümrük, bütün haraç ve sultan öşrü vakıf ta­rafından zapt olunup vakti hâkimi mütevellidir. Gerçi Çanad Sancağı toprağmdadır, ama sancak beyi asla müdahale etmez. Ancak 150 akçe şerif kazadır. Müftüsü, nakibi, emini ve bâcdarı var, ama yine vakıf tarafından emin zapt eder. Bu kaleden İb­rahim Hanzâde beyefendimiz için bir akçe almadık ve vermez­ler idi.

Bu kale dibinden akan Teki Nehri Erdel diyarından gelip nice bin bağ, bahçe ve bostanları suladıktan sonra aşağı Moriş Nehri'ne karışır, oradan Tise Nehri'ne karışır. Tise de Tuna'ya katılır.


322

323


Suyu ve havasının hoşluğundan mahbûb ve mahbûbesi çoktur. Muaf ve müsellem kavim olup nakit vergi vermedikle­rinden mamur olup zengin bezirgan hacıları çoktur. Yine ser-hadli esvapları giyip Poturca konuşurlar. Bütün reaya ve bera-

yaları Eflâkân ve Sırp kavmi olup gayet itaatkârdırlar. (—) ( \

(...)

Oradan doğu tarafına kâh ova ve kâh meşe ormanları için­de 8 saat gidip,



Fenlak Kalesi'nin özellikleri

Koca Mehmed Paşa fethi olup Tımışvar vezirinin 2 yük akçe hassı voyvodalığı olduğu ve bir yar başında bir küçücük kârgir yapı hoş bir kale olduğu Serdar-ı muazzam Ali Paşa ile Varat gazasına giderken yukarıda yazılmıştır. Şimdi tekrar yaz­maya gerek yoktur. Şimdi kale yoklaması parasını alıp oradan doğu tarafına, Moriş Nehri kenarmca 2 saat gidip, Yeni Arat Kalesi'nin anlatılması

958 [1551] tarihinde Erdel kralı elinden Sokollu Mehmed Paşa alıp sonra (—) tarihinde Köprülü Mehmed Paşa Yanova fethine giderken bu kaleyi başka bir zeminde yeniden yapmış­tı. Bu konu (—) yılında Ali Paşa ile Varat fethine giderken yu­karıda ayrıntılı olarak yazılmıştı. Ancak daha yeni bakımlı ve mamur Köprülü Mehmed Paşa vakfı olmuş.Oradan yine Moriş Nehri kenarmca ormanlar içinde tam (—) saat gidip, Mamur Lipova Kalesi'nin özellikleri

Bu da Süleyman Han zamanında, İkinci Vezir Ahmed Paşa'nm serdarlığmda fethedilip fethi sırasında Ulama Paşa'nm şehit olduğu ve Tımışvar Eyaleti'nde başka sancak beyi tahtı ol­duğu Varat gazasına giderken yukarıda uzun uzun yazılıp an­latılmıştır, onun için tekrar anlatmaya gerek yoktur. Sonra bu Lipova'dan gemiye binip karşı Moriş Nehri kenarında, Randa Palankası'nm özellikleri

Bu da anlatılmıştır. Buradan doğu tarafına dağlara yarım saatte dert, belâ ve sıkıntılar çekerek kâh atlar ile ve bazen de yaya çıkıp,

Cihannüma Solmoş Kalesi'nin özellikleri

Bunu da 959 [1552] tarihinde Süleyman Han fermanıyla İkinci Vezir Serdar Ahmed Paşa Erdel elinden fethedip Moriş

324

Hehri kenarında göklere doğru uzanmış bir küçük yüksek kale olduğu yine yukarıda ayrıntılı yazılmıştır. Tekrara gerek yok.



Oradan kuzeye doğru sazlık, bataklık ve meşelik ormanlık­ları, tehlikeli ve korkulu, kâfirlerin pusu yerlerini hazırlıklı ola­rak 8 saatte geçip,

Vilagoş Kalesi'nin özellikleri Bunu da 959 [1552] tarihinde İkinci Vezir Ahmed Paşa'nm Erdel elinden fethettiği ve Yanık toprağında göklere uzanmış bir küçük kârgir yapı olduğu yukarıda anlatılmıştır, oraya bakı-la. Oradan yine kuzeye 4 saatte Ciğer Deresi'ni geçip, Mamur Yanova Kalesi (—) tarihinde Sultan IV. Mehmed Han Vezir Köprülü Meh­med Paşa ile Erdel Kralı Rakofçioğlu elinden fethettiğimiz ve (—) tarihinde Serdar Ali Paşa ile Varat gazasına gittiğimiz sı­rada bu Yanova Kalesi özellikleri iki defa ayrıntılı olarak yu­karıda yazılmıştır. Ama şimdi bu Yanova Veziri Cerrah Kasım Paşa'dan ihsan ve bağışlar ile kale neferlerinin yoklama baha­larını da alıp oradan yine 150 adet şahbaz ve pür-silâh kılavuz­lar ile,

Göle Kalesi'ne gittiğimiz konakları bildirir Evvelâ Yanova Kalesi'nden batı tarafa 1 saat gidip, Çıkula Köyü menzili: Yanova köyüdür. Oradan yine batı

tarafa,


Sıranda Köyü menzili: Yanova toprağında mamur Eflâkân köyü ve zeamettir. Oradan yine batı tarafa kırlık ova ile gidip,

Sidirkin Köyü menzili: Göle Sancağı toprağında mamur Eflâk ve Macar reayası köyü olup serbest zeamettir. Bu köyde Orta Macar katanası kâfiri korkusundan damlar üzere güve­nilir karakollar koyup atlarımıza yem kestirip biraz dinlendik, gece yarısında yine atlanıp pür-silâh hazır olup korkulu ve teh­likeli çölleri ve kâfirin pusu yerleri içinde 8 saat giderek, Dört kuleli hisar, yani ibretlik Göle Kalesi'nin özellikleri

Macarcada ismi (—) (—) Nemse dilinde (—)ndir. Serhadli dilinde ise, Pertev Paşa bu kale fethinde çok ağladığı için gazi­ler bu kaleye Göle demişler.

Tarihçi Rum Yanvan'a göre "Bu kale Karadeniz kenarında Akkirman Kalesi sahibi Salsaloğlu Solat Kral yapısıdır. Daha

325


sonra Menûçehr evlâtlarından Erdel Vilâyeti Banı Yejder Ban yapısıdır" [83a] diye Yanvan tarihinde Yunan diliyle ayrıntılı olarak yazmıştır,

Daha sonra bu kale nice yüz kere kraldan krala geçip h.er biri istedikleri gibi tamir ederek sanki geçit vermez bir set et­mişlerdir.

Sonra (---) tarihinde Süleyman Han-ı Gazi toprağı güzel ol-sun atının yularını Zirinoğlu Vilâyeti tahtı olan Sigetvar Kale­si üzere çevirip saadetle cennet benzeri Belgrad'a geldiklerin­de Tımışvar Eyaleti'ne mutasarrıf Ahmed Paşa'dan feryatçı-lar gelip bu Göle Kalesi'nin Erdel kâfirlerinden şikâyet etmiş­lerdi. Hemen Süleyman Han öfkelenerek Üçüncü Vezir Pertev Paşa'ya 80 bin asker, 40 pare balyemez ve yüz pare sahi darb-zen toplar ile yüz binlerce çeşit gerekli olan malzemeler ve 500 kese para verip bu Göle Kalesi üzere Pertev Paşa'yı serdar edip Belgrad'dan Tuna Nehri'ni karşı Tımışvar tarafına geçirir. Ken­dileri de Resulullah Sancağı ile asker çekerek Sigetvar Kalesi üzerine varıp dövmede.

Beri tarafta Gazi Pertev Paşa Tımışvar Veziri Ahmed Paşa'yı öncü asker edip menzilleri katedip yolları aşarak Göle Kalesi'ne aman ve zaman vermeyip kuşatır. Kırk gün kırk gece şiddetli savaşlar ederek kale döven toplarla Göle Kalesi'nin va­roşlarını yıkıp kale dibinde olan deniz gibi gölün bir tarafı­na Demâvend Dağı gibi toprak sürer. Sonunda kalenin top­lar ile yıkılan yerlerinden Müslüman gaziler yürüyüş edip küffarı kıra kıra taşradaki 3 kat hisarları fethedip ezan-ı Muhammedîler okunur. Ama kılıç artıkları olan kâfirler iç ka­leye kapanıp canla başla savaşa devam ederler. Hisar içinden kâfirler derlermiş ki,

"Ey Türk askeri, Sigetvar Kalesi altında sizin ığrando padi­şahınız Süleyman Opol Kostantin hasta olup ölmüş. Biz size bu kaleyi verenlerden değiliz" diye kaleden bu gibi sözler söyler­ler imiş. Akıllı Pertev Paşa düşünüp,

"Bu kâfir sözleri doğru veya yalan olabilir, ama biz teda­rikimizi görelim" deyip gece gündüz kaleye göz açtırmayıp 7 koldan iç kaleye saldırır. Sonunda 45. gün iç kaleden kâfirler haçlı sancaklarını baş aşağı edip vere ile iç kale, kılıç ile dış ka-

leler fetholup müjdesini Sigetvar altında anahtaıiarıyla gönder­diler. Meğer Göle Kalesi fetholduğu an Süleyman Han, "Rabbine dön" [Kur'ân, Fecr, 28] fermanıyla vefat etmişti. Ol saatte Siget­var Kalesi de kılıç ile kırarak akıllı Sokollu Mehmed Paşa eliy­le fethedilmiştir.

Onun için nice Osmanlı tarihinde "Sigetvar Kalesi'yle Göle Kalesi'ni Sultan Süleyman'ın ölüsü almıştır" diye yazmışlar. Gerçekten de öyle olmuştur diye sikkeyi mermerde kazmışlar.

Sonra Pertev Paşa bu Göle Kalesi'ni gereği gibi tamir edip mühimmat ve levazımatlarıyla 12 bin asker kale neferleri koyup (—) tarihinde fetihten sonra Tımışvar Eyaleti'nde başka sancak beyi tahtı edip kendileri Sigetvar Kalesi altına giderler.

Kanun üzere bu Göle Sancağı beyinin hassı 340 bin yük ak­çedir. Zeamet sahibi 13 adettir, timarı ise 500 adettir. Alaybeyi, çeribaşı ve yüzbaşıları vardır. Savaş sırasında kanun üzere bü­tün timar erbabının cebelüleriyle, beyinin ve kale neferleriyle toplam 8 bin adet seçkin, silâhlı ve donanımlı asker olur. Kanun üzere şeyhülislâmı, nakibüleşrafı, 300 akçe pâyesiyle kadısı, si-pah kethüdayeri, yeniçeri serdarı, Eğri ve Budin kulu serdarları, yeniçeri ocağından kale dizdarı, 12 adet tuğ sahibi kale ağaları, toplam 1.800 adet gazi, yiğit ve Rüstem gibi kale neferleri, top-çubaşı, cebecibaşı, gümrük emini, haraç emini, muhtesib ağası, bâcdarı, mimar ağası, kaptanı ve diğer ağa, ayanı eşrafları mev­cuttur.



Göle Kalesi'nin şeklini bildirir

Kalesi Tih Sahrası gibi bir kırlık çöllük yerde çevresi batak­lık, çataklık ve sazlık olup kesinlikle bir taraftan havalesi, ya­naşması yok, Kiriş Nehri batağı içinde bir büyük kaledir. Kiriş Nehri, Erdel Vilâyeti'nde Şiçevar Kalesi ve Lipyan Dağlarından toplanıp gelerek Yanova Kalesi hendekleri ve şehri içinden aka­rak gelip bu Göle Kalesi çevresini sulayıp büyük ve heybetli ba­taklı göl olur. Oradan batı tarafa Eğri Eyaleti'nde Çongrad Kale­si hendeği önünde büyük (—) nehrine karışır.

Göle Kalesi'nin iç hisarı safi tuğla rıhtım şeddadi kârgir yapı ve 40 arşın yüksek dörtgen şekilli 5 adet yüksek kuleli iç kaledir. Kuleleri tamamen darı, buğday, çeltikli pirinç ve diğer mühimmat, levazımat, cenk eşyalarıyla doludur.


326

327


Bu iç kalede ancak dizdar ağa oturup birkaç ambar ve ce-behane haneleri ve bir abıhayat kuyusu var, başka şey yoktur.

Bu iç kale kapısı yıldız tarafına bakıp kapıya 40 ayak ağaç merdiven ile çıkılır. Savaş sırasında merdivenleri iç kaleye çe­kince kaleye bir taraftan varılmaz.

Bu kapının arası iki kapıdır. İki kapı arasında cehennem kuyusuna benzer bir zindanı var ki her gece bütün şehir ileri gelenlerinin yüzlerce esirlerini burada hapsederler. Sabah yine çıkarıp sabah sabah esirlere hizmet ettirirler.

Bu iç kalenin ve taşra 3 kat kalenin hendekleri yoktur. Ta­mamen batak içindedir. [83b] Ancak taşra büyük varoşunun batı tarafındaki orta kapısında az bir yerde hendeği üzere ah­şap köprüden geçilir. O hendekte de Kiriş Nehri akar.

Bu iç kalenin 4 adet kuleleri ortasında beşinci kule hep­sinden yüksek olup bütün vilâyet ovaları, ekin yerleri ve ağaç­lıkları kitap sayfası gibi belli olur. Ahşaptan yüksek bir köşkü vardır. Etrafında sahi uzun topları vardır ki bir fersah yerde bu toplar kuş kondurmazlar. Hatta bu köşkte gece gündüz bir­kaç kale nöbetçileri karakol bekleyip bir taraftan düşman ge­lirse kale dizdarına haber edip top atarlar. Şehir ileri gelenleri­nin bazı zarifleri bu cihannüma kule köşküne çıkıp can sohbe­ti ederler.

Kısacası bir diyarda böyle sarp iç hisar olmazdır. Hatta kefere zamanı bu iç hisarın taşra önünde bir kat tuğla şedda­di yapı kale duvarı temelleri bellidir. Meğer kuşatma sırasında Pertev Paşa bu iç kaleyi döve döve yıkıp anılan duvarın hâlâ te­melleri kalmış. Eğer bu duvar yine tamir olunsa Göle Kalesi İs­kender Şeddi olup taze can bulurdu ve Kahkaha Şeddi olurdu. Bu iç kalenin batı tarafı önünde,



Orta varoşun özellikleri

Bu varoş, iç kalenin üç tarafını kuşatır. İç kalenin kıble ta­rafı deniz gibi bataklıktır. Bu orta varoşun duvarı göl kenarın­da 40 ayak enli rıhtım dolma sağlam palanka duvar olup 20 ar­şın yüksektir ve derin bataklık içinde dörtgen şekilli bir varoş surudur, çepçevre büyüklüğü 2 bin arşındır. Çok çok büyük, 7 adet 7 iklimden ve 7 gezegenden nişan verir Yecuc Şeddi ibret­lik tabyalardır ki her birine yetmişer adet irili ufaklı balyemez

topları var. Burada ancak 50 adet şindire tahta örtülü evleri ve buğday ambarları içinde darı, buğday, arpa ve diğer tahıllar do­ludur.

Bu varoşun ancak iki kapısı var; biri su kapısı ve biri büyük kapı kârgir bina kemerlidir.



İkinci kat varoş

Bu büyük varoş da önceki varoşu kuşatır. Bu varoş da 40 adım enli, rıhtım, sağlam ve dayanıklı dörtgen şekilli palanka duvardır. Ama bu varoşlardan birbirlerine geçilir ara kapıları vardır. Yukarısında Süleyman Han Camii var, kiremit ile örtülü mamur camidir. Hâlâ vakıf tarafından nazırı kârgir yüksek sa­natlı bir minare yapıyor.

Bu varoşta toplam 100 kadar şindire tahta örtülü haneler vardır. Ve bu kat kale kapısının üstünde saat kulesi var ki ça­nının sesi bir konak yerde duyulur, kârgir kule ve kuzeye ba­kar kârgir yapı kemerli demir kapıdır. Bu kapının önünde taş­ra büyük varoşa geçecek kapı üzerinde bir kârgir yapı semen­der kulesi var ki kirpi tüyü gibi dizilmiş ateş saçan topları hazır ve nazırdır. Bu kule ve kapı önünde taşra büyük varoşa geçecek Kiriş Nehri üzerinde 100 adım enli bir ağaç köprü vardır.

Bu ikinci kat varoşun çepçevre büyüklüğü 2.550 adımdır. 6 adet büyük tabyaları üzerinde onar adet balyemez topları, su hizasında mazgal deliklerinde adam sığar şayka topları da var­dır.

Bu anılan iki kat iç hisar çevresini hendek yerine Kiriş Nehri dolanır. Şehir içinde kayıklar ve gemiler gezip her hane­nin şahnişinleri ve bahçelerinin maksureleri Kiriş Nehri kena­rında olup herkes maksurelerinde balıkların her çeşidini avla­yıp herkes haneden haneye kayıklar ile gidip gezerler. Acayip ve garip şekilde kurulmuş şehirdir ki sanki Frengistan'da Vene­dik şehridir. Onun denizi medd ü cezir olduğundan suyu çeki­lip kuruyunca bütün halk yaya gezer. Ama bu gölde daima şe­hir arasında kayıklar ile gezilip bütün mahbûbları gece gündüz Kiriş Nehri'nde deniz yaratıkları gibi insan balıkları yüzerken nice âşıklar Kiriş suyundaki dilberlere kiriş geçinirler.

Gerçi bu şehir içinde nice yerde gemilerle gezilir. Ama iç kale, bu varoşların doğu tarafı ve kıblesinde Yanova Kalesi tara-




328

329


fi safi sazlı, kamışlı ve cumbul berekli batak ve çatak göldür ki asla uzun bir top ermez büyük göldür. Bu anılan ikinci kat va­roşun batı tarafında,

Üçüncü kat büyük varoş

Gayetle mamur, bakımlı, sağlam yapılı bir yerleşim yeri­dir. Ancak dört tarafı öbür varoşlar gibi dolma rıhtım palanka duvar değildir. Bu ancak yalın kat dolma çit palanka duvardır. Bunun da hendeği olacak yerinde çepçevre Kiriş Nehri akar. Bu beşgen şekilli bir varoştur ki büyüklüğü fırdolayı 4 bin ger­me adımdır. Nice kere kölelerimle adımlamışımdır.

Çevresinde 3 adet sağlam kapısı var. Evvelâ kıble tarafına batı kapısı, batı tarafına orta kapı açıktır. Doğu tarafına Yanova Kapısı var. Bu anılan üç adet kapı sanki Acem elinde Hazar De­nizi kıyısında Demirkapu Kalesi kapılarıdır ki bunlar da demir kapılardır. Kuzey tarafına 2 adet küçük su kapısı daha vardır. Ancak [84a] has kapısı olup düz yol değildir. Bu hesap üzere iç kale ile anılan 4 kat kalenin içinde ve dışında toplam (—) adet anayol kapıları ve 7 yerde ahşap köprüleri var.

Bu taşra büyük varoşta 1.060 kadar bakımlı, donanımlı ve mükemmel bağlı ve bahçeli, tamamen şindire tahta örtülü süs­lü evler vardır. Bütün sokakları baştanbaşa tahta kiriş kaldırım döşelidir. Bu şehir bir bataklı göl içinde kurulduğundan zemini çamur olup onun için şehir içi ve evler içi tamamen tahta bal-van direkler döşelidir. Sanki Kanije, Tımışvar, Sigetvar ve Ka-poşvar kaleleri gibi tahta döşelidir.

Tamamı 4 mahalle ve 4 mihraptır. Evvelâ Süleyman Han Camii ve Ali Bey Camii, bir kurşunlu güzel camidir. Hayrat sa­hibi Ali Bey de camii haziresinde bir kurşunlu yüksek türbe içinde huzur içinde yatar. Bu iki cami ve Ali Bey Türbesi'nden başka bu kale içinde kurşun ile örtülü mamur hayrat yoktur. Ve bu iki camiden başka kârgir minareli mabedgâh da yoktur. Geri kalanı, 9 adet mahalle mescitleridir.

Ve 3 adet medresesi, 2 adet derviş tekkesi, 3 adet sıbyan mektebi, 1 adet tüccar hanı ve 1 adet Ali Bey Hamamı vardır. Toplam 200 adet dükkânları var, gerçi bedesteni yoktur, ama tüm değerli şeyler ve nadir eşyalar bol bol bulunur.

Ve taşra varoşta 3 adet kefere kiliseleri var. Eğer bütün ya-

ollarını olduğu gibi yazsak büyük bir kitap olur. Ancak bu tarz üzre böyle şehir içinde evden eve, bağdan bağa, değirmenden değirmene, herkes eşine, yoldaşına ve dostuna kayık ile gezilir garip seyirlik şehirdir.

Suyu ve havası tatlı olduğundan güler yüzlü mahbûbu ve mahbûbesi beğenilir. Gayet edepli kadınları, yiğit ve cesur gençleri var. Gündüz gözüne asla asil kadınları kapıdan dışarı hamama çıkmazlar. Herkes hanesinde sobalı hamamlarına gi­rerler.

Ve bütün halkı hodi sedi bilmez, biraz Türkçe bilir, Eflâk ve Macarca çok bilir, bir alay serhad esvabı giyer, çuka kalpaklı ga­ziler ve tüccarlardır.



Hakirin başından geçenler

Bu kemter fakir, bu kaleye kılavuzlar, köleler ve seyisha-nem ile girerken seher vaktinde kale kapısı açılıp onu gördüm: 4-5 yüz cürd atlı pür-silâh gaziler kale kapısından dışarı çıkar. Hakir de köprübaşmda dururken hemen Kasapzâde, Behlül Ağa, Dizdaroğlu ve nice gaziler hemen hakiri görünce,

"Elhamdülillah uğurdur, Osmanlı yüzü gördük. Ağa seni uğur okuduk. Hele dur, birlikte bizimle çeteye ve poturaya gi­delim. İşte bağdala hunkasında kâfirin katana yunakları bizi katlanır, durma gidelim" dediklerinde hakir bağdala hunkası dedikleri yüksek tepenin dibinde kara nahır gibi kara şapkalı ve kara saçlı kâfirler çatılmış dururlar. Allah'ın hikmeti, bu ha­kir o taraftan geldim. Kâfir hakiri görüp asla hareket etmediler. İhtimaldir kale halkı duyar diye susup yatmışlar. Hemen hakir o kadar kâfirin çokluğunu görünce,

"Vallahi gaziler! Beni uğur okuman. Ben bir uğursuz ada­mım, zira 46 yıldır saçım sakalım tıraş edip cullâkî ışığa dön­düm ve Yanova'dan ılgar ile geldim. Atlarımız yorgundur" diye nice türlü anlamsız özürler buldum. Asla özrümü kabul etmeyip,

"Ya biz seni sabahtan rast gelip uğur okuduk. Bre durma-gör bin-a! Bre durma, durma-gör bin-a!" diye her yandan bir ses gelip başıma üşüşüp elimi eteğimi öperler. Sonunda kölemi yüklerimle kaleye gönderip hakir 4 nefer kölemle gazilere ka­rışıp,


330

331


"Bismillah gaza niyetine, Allah'a tevekkül ettik" deyip ka­leden yüz, yüz elli adım kadar çıktığımızda hemen kâfir anılan hunka tepe ardından at tepip vuruşma meydanına girip at başı beraber yan yana, yular yulara durdular.

Beri bizim tarafımızda da gaziler yan yana at başı beraber diz dize ve omuz omuza pür-silâh hazır durduklarında hemen hakire bir coşkunluk ve halet geldi. Gülbâng:



"Gülbâng-ı nebî, sırr-ı Muhammedi'l-Arabî, gerçekler ve hazır ve gâib ve ricâlü'l-gayb ve ümenâ vü büdelâ ve evtâd ve cemî'i ervâh-ı enbiyâ ve evliyaların ervahları hâzır ola. Gerçek erenler demine hû di­yelim hû" deyip bir gülbâng-ı Muhammedi çekince bütün ga­ziler "Allah Allah!" deyip ileri at sürdüler. Kâfirler ile aramız­da bir tüfenk menzili kalıp ardımda Göle Kalesi'ne bir nezaket­le baktım.

Kalenin burçları duvarları sancak, bayrak ve alemlerle süs­leyip dört kat kaleden davullar dövülüp bütün burçların be­denlerin üzeri kat kat küçük büyük bütün insanlar el açıp ha­yır dua etmektedirler.

Hemen hakir de bizim İslâm askeri içinde yüksek ses­le Fetih Suresi'nden "Ve Allah sana şanlı bir zafer vermesi içindir" [Kur'ân, Fetih 3] âyetini okuyup hemen kâfirlerden gök demire gömülmüş bir kâfir küheylân atını meydana tepip bir sürahiyle savaş meydanında at başı çekip, [84b]

"Kanı benim bugünkü gün Virene külüngü altından canı­nı kurtarır Kasapoğlu'nu meydanıma okudum, gelsin" diye el kaldırıp birkaç nara edip şaraptan gözleri kan tasma dönüp ile­ri vuruşma meydanına gelip yine Kasapoğlu'nu istedi. Hemen beri taraftan Kasapoğlu,

"Gaziler! Beni hayır duadan unutman. Sizi Allahıma ıs­marladım" deyip yiğitlik meydanına at sıçratıp meydan­da birkaç kere atına kamçı vurup kâfire bir kere hamle eyle­di. Bir hamle boş geçince kâfir de elindeki Ferhadî külüng ile Kasapoğlu'na bir hamle etti. Hamd olsun onun da hamlesi boş geçti. Hemen ikinci hamle yine Kasapoğlu'na değip elindeki 7 okka Hemedan demiri 9 yaprak şeştöperiyle kâfire bir Kassab-ı Cömerd hamlesi edip kâfirin kellesindeki miğferi ezilip kâfirin beyni dışarı çıkıp atından tepesi üzere yıkılınca atı kâfire doğ-

ru kaçtı. Hemen Kassapoğlu atının dizginini koluna geçirip at­tan inip dal-satır olup Kassab-ı Cömerd köçeği gibi kâfirin kel­lesini pis cesedinden ayırdı. Kâfirin kellesini ağzından eyer ka­şına yumruğuyla vura vura geçirdi. Allah'a hamd olsun sağ sa­lim mücahit gaziler içine girince asker içinden bir "Allah Al­lah!" sesleri göklere yükseldi.

Hemen yine kâfir tarafından iki nefer gök demire gömül­müş kâfirlerin biri Dizdarzâde'yİ biri Behlüloğlu'nu istedik­lerinde 2 gazi de kâfirlerin üzerine at bıraktılar. İki gazi de kâfirlere aman ve zaman vermeyip kâfirleri atlarından indirip kellelerini kesip İslâm tarafına gelirken hemen bütün kâfirler İslâm askeri üzerine "Yajuj, Yajuj!" deyip hücum ettiler. Beri ta­raftan hemen Müslüman askerler "Allah, Allah!" deyip iki as­ker birbirlerine karıldı, katıldı ve kaleden nice yüz pare toplar atıldı.

Tam bir saat kıran kırana Ali cengi oldu, savaş meyda­nı kandan göl olup zemin kâfir cesetleriyle Vakvak Ağacı gibi oldu, bir anda 200 kâfir ölüp 400 silâhlı demir katlavî giyim­li kâfir zincire bağlı esir oldu. Bunların hepsi elleri kafalarında yanıma getirdiler. Meğer hakir cenk içinde Feth-i şerif okuya­rak dalıp kalmışım.

Kılıç artığı olan kâfirler firar edince nice yüz gaziler ve ka­leden nice bin adamlar atlı ve yaya öğle vaktine kadar kâfirleri artlarından kovup 105 kelle ve 70 esir daha getirdiler. O gün o gece kalede top şenlikleri ve oda sohbetleri olup 10 gün 10 gece Göle Kalesi'nde güle güle kölelerimiz bile zevk ü safa ettiler. Yani bu mertebe mücahit gazileri vardır. Cenâb-ı Hak hepsini hata ve tehlikelerden koruya.

Bu savaşta 17 adamları şehit olup birer birer cenaze namaz­larını kılıp defnettik. Gaza malından ruhları için helvalar ve pişiler pişirip fukaraya dağıttık. Hakire de gaza malından bir kese yoklama-baha iki at ve iki esir katana kâfiri verip yine ora­da o gazilere iki kâfiri bir kese talar kâğıt yırtan guruşa sattım. Hak bereket versin.

Beğenilenlerinden şebekeli bostanlarında kavunu, karpu­zu, eriği, balsuyu ve beyaz sipov ekmeği herkesçe beğenilir. Bü­tün reayası Eflâk ve Macar kavmi olduğundan şehri gayet ga-


332

333


nimet ve ucuzluk yerdir. Zira Eflâk, Macar ve Boğdan keferele­ri gayet çiftçi ve hizmetkâr olur. Kısacası Osmanlı'da böyle bir bolluk, sağlam ve dayanıklı kale yoktur. Allah âfetlerden koru­sun.

Yüklə 2,09 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   26   27   28   29   30   31   32   33   34




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin