Nebe sûresi 1 Âyet



Yüklə 225.47 Kb.
səhifə1/3
tarix17.03.2018
ölçüsü225.47 Kb.
  1   2   3

1241347un4ri81n5z

NEBE SÛRESİ

1-4. ÂYET

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ رَسُولِنا مُحَمَّد وَ عَلَي آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ رَبِّ اشْرَحْلِى صَدْرِى وَيَسِّرْلِى اَمْرِى وَاحْلُلْ العُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الأحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ أَنْتَ وَلِيِّي فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِين توفنا مسلمين وألحقنا بِالصَّالِحِين واحشرنا في زمرةالصَّالِحِينَ وأدخلنا الجنة مَعَ الأبْرَارِ

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:



عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ (1) عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ (2) الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ (3)

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:



عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ (1) عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ عَمَّ أصله عن ما وقرىء بها ثم أدغمت النون في الميم فصار عما وقرىء بها ثم حذفت الألف تخفيفاً لكثرة الاستعمال في الاستفهام وعليه الاستعمال الكثير وهذا استفهام تفخيم للمستفهم عنه لأنه تعالى لا تخفى عليه خافية {يَتَسَاءلُونَ} يسأل بعضهم بعضاً أو يسألون غيرهم من المؤمنين والضمير لأهل مكة كانوا يتساءلون فيما بينهم عن البعث ويسألون المؤمنين عنه على طريق الاستهزاء

عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ (2) {عَنِ النبإ العظيم} أي البعث وهو بيان للشأن المفخم وتقديره عم يتساءلون عن النبإ العظيم

الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ (3) {الذى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ} فمنهم من يقطع بإنكاره ومنهم من يشك وقيل الضمير للمسلمين والكافرين وكانوا جميعا يتساءلون عنه فالمسلم يسأل ليزداد خشية والكافر يسأل استهزاء

495m98apwxdih62mg3

BÜYÜK HABER

NEBE SÛRESİ

1-4. ÂYET

495m98apwxdih62mg3

İÇİNDEKİLER

1.Kur’an’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.Kur'an Rehberliğindeki Yolculuğumuz

4.Amme'ye Geçtim

5.Kırklardan Olmanın En Güzel Yolu

6.İç Yapının Sağı Solu Olmaz

7.Haddini ve Hattını Bil

8.Habir İsmine Mazhar Olmak

9.Fiil-Esma-Sıfat ve Zat Boyutları

10.Erken Haber Almak

11.Biz Asriyiz, Biz En Medeniyiz

12.Hitabette Dikkat Nasıl Çekilir?

13.Neden Soruşturuyorlar?

14.Eğlenmek İçin Soru Sorma!

15.Büyük Haber

16. Örnek Alınacak Atalarımız

17.Göklerin ve Yerin Titremesi

18.Uzun Ömür Neden İstenir?

19.Kayrılmaz İkili: Dünya ve Ukba

20. Resullerin Bir Kavme Musallat Oluşu

21.Küfrün Soğuk Yüzü

22. Mücadelede Kafa Karıştırmak

23.Arifin Yanındaki Rahatlık

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Allah Teâlâ Hazretleri cümlemizin taksiratını affeylesin, hasenatını ziyadesiyle kabule karin eylesin. Lütfundan, kereminden bizleri mahrum eylemesin. Aziz kitabının rehberliğinde O'nun nuru ile şefaati ile yol almayı, dünya ve ukbada güzel bir yaşam sürmeyi yine cümle müminlere nasip ve müyesser eylesin.

KUR'AN REHBERLİĞİNDEKİ YOLCULUĞUMUZ

Kardeşlerim! Aziz kitabımızın rehberliğinde O'nu anlamaya çalışarak, O'nu anlatmaya çalışarak ve O'nun içeriğinde yer alan hakikatler ile tahakkuk ederek, (huylar) ahlaklar ile ahlaklanarak, O'nun boyasına boyanarak yol almaya devam ediyoruz. Allah yolculuğumuzu rızasına nail eylesin. Huzuruna varmak ile şereflendirsin.

Son cüze gelmiş olduk. Otuzuncu cüze gelmiş olduk. Bu mübarek aylar içerisinde bu mübarek sene içerisinde; mübarek diyorum dua anlamında söylüyorum. Allah bereketli kılsın anlamındadır. Bazen istekler böyle söylenir. Mübarek adam, mübarek çocuk deriz. Yani Allah bereket versin, bereketli ol, ey bereketli insan anlamındadır. Allah bu mübarek sene içerisinde de yine nice sureler okuyup onların sırrınca sırlanmayı bizlere nasip eylesin.

AMME'YE GEÇTİM

Nebe Sure-i Celile’si, bu Sure-i Celile’ye yeni sene içerisinde, yeni ay içerisinde girmiş oluyoruz. سُورَةُ (النَّبَأِ) Suretu'n- Nebe, Nebe Suresi veya سُورَةُ (عَمَّ) Amme Suresi diye de bilinir. Genelde halk Amme diye bilir. Ammeye geçtin mi derler. Ammeye geçtim daha ilerisini de seçtim diyeceksin. Ammeye geçtiğimiz gibi daha ilerisini de seçtik diyeceksiniz. Allah seçici kullarından eylesin. Durucu gerici kullarından eylemesin. Evet, bu sure de haberler var. Mekke’ye, İslam ile tanış olanlara Allah’ın haberleri var. Yeni haberler, Mürselat ile gönderilenler içerisinde Nebe Suresi de var. Bir önceki gönderilenlerin içerisine Nebe de dâhildir. Allah, haberler gönderiyor. Bu surenin anlamı Nebe, haber demektir. Nebi kelimesi de buradan gelir. Enbiya da nebinin çoğuludur. Peygamberler demektir. Peygamberlere nebi denilmesinin sebebi de Yüce Allah’tan aldıkları haberleri insanlara getirmeleridir, iletmeleridir. Haber getiren anlamında Nebi diyoruz. Bizim Nebimiz Muhammet (a.s) ‘tir.



KIRKLARDAN OLMANIN EN GÜZEL YOLU

Bu sure-i celile 78. sure-i celiledir. 114 surenin 78. suresidir. مَكِّيَّةٌMekke'de nazil olan surelerdendir.وَهِيَ أَرْبَعُونَ آيَة 40 ayettir. Bu sure-i celileyi demek ki hakkıyla kavrayan, anlayan kırklardan olur. Allahın izniyle kırklardan olur. Bu basamaklardan çıkar, kırkını ikmal ederseniz kırkı çıktılardan olursunuz. Artık gezebilir, tozabilir, hapisten kurtulursun. Bu işin esprisi değil mi? Hani çocuklar için bebekler için derler. Kırkı çıktı mı? Çıktı, iyi öyleyse kucağında gezdir. Şöyle etrafı görsün, çocuğun gözü gönlü açılsın. İşte ulular da yaş itibariyle kırkı tamamladı mı ba'de'l-erbain ya gördünüz mü erbain çıkartmak var. Ondan sonra ne olur. Baliğ olur. Çevreye bakabilir. O zamana kadar gözünü yummalı. Kendine bakmalı. Çevrede gözü olmamalı. Ama kırkına gelince de Peygamber gibi فَانْظُرْ Ey Peygamber! Yeter artık şu mağaranın içinde duvarlara baktığın, içine baktığın yeter, afaka bak.



فَانْظُرْ إِلى آثارِ رَحْمَتِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِها إِنَّ ذلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتى وَهُوَ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

  • "Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.."1

Bak, şu asara bak. Görüyor musun yerler gökler dopdolu, gözün gönlün açılsın. Şimdi senin içini de açtık. Dışın da açılsın. Gözün kulağın artık âleme açılsın. Kulak olasın. هُوَ أُذُنٌ 2 değil mi? O kulak yahu. Yerde, gökte, kenarda köşede ne fısıldarsak hepsi adamın kulağında… Gördün mü? Böylece bu işin esprisini, hikmetini anlatmış olduk. Allah Teâlâ Hazretleri yanıltmasın.

İÇYAPININ SAĞI SOLU OLMAZ

İşin özü ile ilgilidir. Özün öze uygun oldu mu, özün öze bozukluğu olmadı mı sağa da çek sola da çek fark etmez. İçyapının ne sağı vardır, ne solu vardır. Ama dışarıya gelince bağ, bahçe, tarla, bayır, çayır deyince ha o zaman hudut vardır.



تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلا تَقْرَبُوها

  • "Bunlar, Allah'ın koyduğu sınırlardır."3

İşte bu şer-i şerif var ya Allah’ın hudududur. Sınırlısın ve sorumlusun. Sınırlara dikkat et. Çünkü sorumluluğun bu sınırlara göredir. Ama içe daldın mı onun ne mihengi vardır, ne sağı vardır ne solu vardır. Çünkü o sadece birdir. Bazen içerden bazen dışarıdan söz ederiz. Allah’ın kulları ona göre düşlersiniz, ona göre düşünürsünüz. Düşürürsünüz. Allah düşürsün. Hani jeton düştü mü düştü, şimdi düştü. Ne diyoruz. Cemre düştü mü? Düştü. Ateş düştü mü gönlüne? Düştü. Fikir, aklıma düştü. Ha düşsün. İşte bu ne gelirse aşağıdakilere yukarıdan gelir. Gözleri hep yukarıdadır. Hep yukarıdan gelir.

وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

  • "Gökte rızkınız ve size vadolunan şeyler vardır."4

HADDİNİ VE HATTINI BİL

Vahiy de yukarıdan gelir, yağmur da yukarıdan gelir. Rızık da yukarıdan gelir. Âdem baba (atan-deden) da yukarıdan geldi. Onun için gözümüz hep yukarıdadır. Ama gözüm yukarıdadır diye onun bunun omzuna sakın basma. Yukarı çıkacağım diye Allah’ın kullarını merdiven olarak kullanma. Onun bunun sırtını, omzunu çiğneme. Edebinle terbiyenle sana ayrılan yoldan yürü. Haddini bil, hattını bil. Hangi hattan gideceğini bil. Yoksa adamı tahdit ederler, tehdit ederler. Haddini bildirirler. Zorlama, yoksa tokatları yersin. Zorla yola getirilenlerden olmayasın. Kerhen olmasın, tav'an olsun. Tav'an güzeldir, tatlıdır. Kerhen olursa acıdır. Yine yola gelirsin de ama acı bir şekilde olur. Kolunu kanadını kırarlar. Burnun kanamadan, kolun kanadın kırılmadan yol almalı. Allah bu şekilde cümlemizi tav'an gelenlerden eylesin.

فَقالَ لَها وَلِلْأَرْضِ ائْتِيا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً قالَتا أَتَيْنا طائِعِينَ

  • "Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne 'İsteyerek veya istemeyerek gelin.' Dedi. İkisi de 'İsteyerek geldik.' dediler."5

Ya Rabbi biz uysallıkla geliyoruz. Uyarak, emrine koşa koşa geliyoruz. Bakın şu haliyle hocamız maşallah koşa koşa geliyor. Allah gönlüne göre versin. Kemal Hoca da Kemal’e erme yönünde destek oluyor. Sağ olsun. Allah kemal ehlinden bizleri mahrum eylemesin. Bu da canlı canlı duadır. Siz de sohbetlerinizi canlı tutun. Ve daima olandan bitenden yararlanın. Uzaklara yedi kat öteye bakmayın. Gözünüzün önündekini görün de kadrini kıymetini bilin değil mi?

Mekke'de nazil olmuştur, kırk ayettir dedik ve bu kırk ayeti hakkıyla, bihakkın okkalı bir şekilde özüne indirenler, kırk lokmayı içine sindirenler, kemale ererler. Vallahi yeminle söylüyorum bu kırkı kırklayabilirsen kesinlikle kırkların ötesinde olursun.



HABİR İSMİNE MAZHAR OLMAK

Evet, şimdi bakalım; basamak basamak bu haberleri almaya çalışalım. Haberi hakkıyla alırsanخَبِيرٌ habir olursun. Yani Yüce Allah’ın الْخَبِيرُ isminden nasiplenirsin. Haz alırsın, pay alırsın. Böylece



تَخَلَّقُوا بِأَخْلَاقِ اللَّهِ

"Allah'ın huyları ile huylanınız."6sırrına erer, yüce karakterlerle donanırsın. O zaman bambaşka çözümler üretirsin. Kişinin haber alması ne kadar güçlü ise, yerden gökten sağdan soldan altından üstünden ne kadar haberdarsa, ona göre tedbirini alır. Ona göre yükünü hazırlar. Ona göre cevabını hazırlar. Ona göre hazırundan olur. Haber alma yönünden ne kadar negatifse olumsuzsa ve habersizse, dünyadan bihaber, olandan bitenden bihaber; işte o hata üstüne hata yapar. Zararlı şeylerin tam üstüne basar. Böylece sağa bassa suç olur, başına bir bela gelir. Sola bassa, gitse yine bir kolunu kanadını kırar. Ama خَبِيرٌ habir olursan her şeye hazırlıklı olursun. İşte Yüce Allah’ın الْخَبِيرُ ismine yönelik olan yönümüz budur. Kişinin gözünü açar, kulağını açar, kalbini açar ve doğru adım atmasını sağlar. Günümüzde habercilik önemlidir, bakın erken haber almak çok önemlidir, deprem vs. gibi afetlerde bu önem daha da artar değil mi? Hastalıkta erken teşhis çok önemlidir. Gördünüz mü Allah’ın kulları? Rahmetli büyüğümün küçük bir radyosu vardı. Haber saati geldi mi diye sorardı. Haber saati gelince onu açar, haberleri dinlerdi. İnsanın tuhafına gidiyor. Bunu bir defasında açıkladı. Bu الْخَبِيرُ ismine hürmettir derdi. Onun için açıyorum ve dinliyorum. Her şeyi bilmek kadar tatlı bir şey yoktur. Adam ta seneler sonrası duymuş sen onu önceden haber almışsın. Abdülkerim Ceyli diye bilinen ve sufi büyüklerinden Abdülkadir Geylani'nin bir timsali, bir misali, bir benzeri olan bu kişi Muhyiddini Arabî ile tasavvufta yarışıyor diye bilinirmiş. Bir sözünde şöyle diyor:



إِنِّي قَبْلَ الْفَعَّال أُطَالِعُ وَ

"Ben الْفَعَّال (Faal)den önce olacak biteceği mütalaa ederim."

Tabi bunu duyunca, ilk bakışta baktığın zaman vay gâvur vay diyorsun. Şuna bak ya! الْفَعَّال Faal kim? الْفَعَّال Faal Allah'tır.

إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِما يُرِيدُ


  • "Şüphesiz Rabbin istediğini yapandır."7

O ne diyor:

إِنِّي قَبْلَ الْفَعَّال أُطَالِعُ وَ diyor.

FİİL-ESMA-SIFAT VE ZAT BOYUTLARI

Adam basamak ötesi konuşuyor. Çünkü Faal olan fiille ilgilidir. Fiil esmanın altında bir basamaktır, açılımdır. Oradaki saraylar farklıdır. Onun daha ötesinde bir âlem vardır. Orası esma âlemidir. Onun daha ötesinde Rabbü'l-âleminin âlemlerinden bir âlem vardır. Sıfatlar âlemi vardır. Buranın da Rabbi Allah’tır. İşte ef'al boyutunda yaşayanlar vardır, algıları o şekildedir. Yaşam biçimleri fiil derecesindedir. Allah'ın fiilleri derecesindedir. Onun ötesinde esma derecesi vardır, onun ötesinde sıfat derecesi vardır. Onun ötesi ise zat-ı vahittir. Allah'ın hükümranlığı vardır. Yekpare olan zat vardır. Parçalanma kabul etmeyen bütün vardır. Parçalanma kabul etmeyen bütünün âlemidir. Fiil derecesinde Allah'ın takdiratı vardır, Allah faaldir, kaynak odur. O fiiller âleminde Yüce Allah faal olur. Fiiller âleminin padişahıdır. Buna فَعَّالٌ "Faal" denir. "Fail-i mutlak" demektir. Bunun mübalağası ise Faaldir. Bu adam ne diyor? Ben O'ndan önce mütalaa ederim, diyor. Bu ne demektir? Ben daha ötesinde öte tarafları yokladım. Biraz seyahate çıktım. Oralarda ben bunları duydum. Daha oradan buraya inmeden evvel, benim haberim var. Hükümet dairesinde bakanlar arasında toplantı olmuş, aralarında şöyle şöyle diye konuşmuşlar. Vali geliyor, daha burada kimsenin bilgisi yok, ha benim haberim var diyor. Daha genel müdüre, özel müdüre vs. inmemiş. O daha oralara gelmeden önce biliyor, nereden biliyor, daha dün oradaydım, diyor. Durum bunun gibidir. İşte böyle haber alanlar vardır.



ERKEN HABER ALMAK

Haber alan örgütler vardır. Daha henüz yerine ulaşmadan haber alanlar vardır. Demek ki habercilik bu kadar önemlidir. Yüce Allah da bu sureye bu ismi vermiştir. Çok ilginçtir. Devlet politikasında devlet yönetiminde erken haber almak temeldir ve esastır.

Haberciliğin güçlü değilse, haber aldığın kaynaklar çürükse vay haline… Adamı oradan buradan hallederler, sağ bırakmazlar, sağlam bırakmazlar. Delik deşik ederler. Ama önceden haber alırsan daha kibriti çakarken tepesine iner üflersen ya da bir tane indirirsen ne âlâ. Ama yanmaya başlayıp yangın yayıldı mı, söndürmek çok zordur. Yani yılanın başını daha küçükken, hemen doğasıya ezeceksin. Bunlara ihram halinde bile müsaade vardır. Bu yılanın başını ezmeye müsaade vardır. İhram yahu ihram… Huzur âlemine gitmişsin. Orada bile rastlasan ez başını gitsin.

Çaylak gelmiş kopar başını gitsin. İhramda ne işi var? O hareme o nasıl girmiş? Kopart başını gitsin. Demek ki habercilik bu kadar önemlidir.

Haber Suresi, şimdiye kadar pek üzerine dikkat edilmemiştir, değil mi? Var mı böyle bir şey, duydunuz mu? Demek ki bir sistem olarak bakın bu ismin verilmesi çok önemlidir. Müfessirimiz, kırk âyet-i celiledir, dedi.

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Bu sure-i celile asırla ilgilidir. Biz asri bir toplumuz. Bizوَالْعَصْرِ den aşağısına ait bir toplumuz. Muhammet a.s ‘in toplumu وَالْعَصْرِ den sonradır. وَالْعَصْرِ de O'nun asrına kasemdir. Asri Muhammedi'ye yemin olsun demektir.



BİZ ASRİYİZ, BİZ EN MEDENİYİZ

Biz asriyiz, biz en medeniyiz. Biz gurup vaktine en yakın gelmiş ümmetiz ve geçmişe nispeten ömrümüz de bu kadar kısadır. Âdem'den bu yana Duha vakti yaşandı. İnsanlar bunları tespit edebilir. Acaba İşrak vaktine kadar olan hangi dönemdir? İşrak vaktinden Duha'ya kadar acaba hangi peygamberin dönemidir? Duha'dan zuhra kadar vs… Bunları tespit edebilirsiniz. Bakarsınız ve belli manevra yapan peygamber vardır. O anda o yönden sizin dikkatiniz çekilmiştir. Bunları bulmak zor değildir.

Geldik ikindiye… İşte o zaman Muhammed (a.s) geliyor. Asır, asr-ı Muhammedî'dir, Kuran asrıdır. Efendim böyle beyan ederdi. Asır, asrı Muhammedî'dir, asır asr-ı Kuran'dır. Bundan sonra bir kitap gelecek değildir. Demek ki bir günü değerlendirdiğimizde Muhammed ümmetinin o gün içerisindeki yeri ikindiden akşama kadar olan vakittir.

Onun için bizim atalarımızda genelde en basitimiz, en avamımız وَالْعَصْرِ'ye çıktın mı? Evet, وَالْعَصْرِ'ye kadar biliyorum. Bilir, evet, bu en avamın bildiğidir. Biraz ötesi Duha'ya kadar çıkıyor. O da nedir, ikindiyle öğlen arasıdır. Duha'ya çıkmış falan gibi tasnifler yapabilirsiniz.

Biz günün sonunda gelen bir toplumuz.

نَحْنُ الآخِرُونَ السَّابِقُونَ يَوْمَ القِيَامَة


    • " Biz zaman itibariyle dünyada sonradan gelenleriz, ama ukbada öne geçenleriz."8

Bu meyanda birçok hadis vardır. Biz zaman itibariyle dünyada sonradan gelenleriz, ama ukbada öne geçenleriz. Cennet cehenneme doğru hadin yürüyün denilirken Cennet-i A'la'ya kapılar açılıp kavimler idhal edilirken en önce benim ümmetim geçer. Biz evvelcileriz. Biz, ukbanın evveli dünyanın ahiriyiz. Dünyada ahirlerdeniz. İşte asır ehli de bu türdendir. Dolayısıyla bu sure-i celile böyle kısa kısa ayetlerden meydana gelmiştir ancak önceki o uzun uzun dönemlere denktir ve daha fazladır. Daha fazlasını vermiş, çünkü çarpım fazla, sevap fazladır. Sevap verirken Allah bu ümmete ne uyguluyor?

مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا

      • "Kim bir iyilik yaparsa ona on katı vardır."9

Geçmiş toplumlarda bu yoktu. Bu da ümmet-i Muhammed'e hassatendir, hastır. الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعالَمِينَ Hamdolsun alemlerin Rabbi Allah’a. Bu sure asır suresidir. Yani Muhammed asrında yaşayan, yani ikindiden guruba kadar gelen ümmetin suresidir. Onun için ikindiden sonra okumak lazım. Okudun mu zaman olarak birbirine tam denk gelir. Biz öyle yapardık. Büyüğümüzün huzurunda ikindiden sonra okurduk. Kitaplarımın içerisinde de Nebe suresi ile ilgili, bu incelikle ilgili bir anlatım vardır. Niçin o sureyi okuyorduk? Güneşle zaman dilimiyle o güneşin gruba doğru inişiyle inmesiyle batmaya yönelmesiyle ilgili ayetler vardır. Güneşte beliren ahval ve insan ruhunda oluşan hisler insanı bambaşka anlayışlara, hislere götürür. İnsanın bir şekilde kemal yönünde noktalanmasını, ikmalini sağlar. İşte bunların içinde göreceğiz. Bu sureyi yani kırk ayeti tam anlamı ile hazmeden bir adamın, mükemmel, okkalı bir müslüman olacağında hiç şüphe yoktur.

Sure-i celileyi başından okuyarak, giderek yürümeye, izah etmeye, anlamaya çalışalım.



بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

عَمَّ neden diye başlayan bir soru, neden, niçin? Çok önemlidir. Uykuda olan bir topluma, gaflete girmiş, ölmek üzere gelmiş bir topluma neden, niçin gibi sorular hitabette çok önemlidir.

HİTABETTE DİKKAT NASIL ÇEKİLİR?

Soru ile başlamak muhatabın dikkatini çekmede en önemli noktadır. En önemli yöntemdir, yoldur. Neden, niçin?

Niçin bakıyorsun be hey adam? Bakıyorsun herhalde değil mi demek ayrı, niçin bakıyorsun bana demek ayrıdır. Ne kadar farklı değil mi?



أصله Bu kelimenin aslı عن ما imla yönüyle عنharf-i cerri ile ما ism-i mevsulünün ikisinden müteşekkildir. عَمَّnin aslı عن ve ماdır. وقرىء بها bu şekilde okundu.Yani ما عن şekliyle de okunmuştur. Demek ki ayrı ayrı imlaları bu şekilde okundu. ثمSonra أدغمت النون nun ن harfi katıldı في الميم mim م harfinin içine katılarak idgam yapıldı. O zaman ن , مe kalbolunca فصار عما amma عما oldu. وقرىء بها Yine bu şekilde de okundu. يَتَسَاءلُونَ عما şeklinde de okundu. ثم Daha sonra عما(amma) daki حذفت الألف elif ا hazfedildi. تخفيفاً لكثرة الاستعمالçok kullanıldığından ötürü عماkelimesi عَمَّ yapıldı. Dile söylemesi, yazıya yazılışı kolay gelsin diye elif hazfedilmiştir. عَمَّdemek daha kolaydır, عما derken biraz salıvereceksin, yukarı doğru direk gibi çekmen lazım, uzatacaksın, عَمَّ derken ağzını açmana gerek yoktur. عما Derken med vardır. Medleri yaparken de ağız açılmalıdır. Ağzını açmadan med yaparsan bu usulsüz bir okuyuştur. Çünkü med, ağzın açılmasıyla elde edilir. عما derken ağzını açacaksın. عَمَّ demek daha kolaydır. Çünkü ağzını açmana gerek kalmaz. Bu oluşum ne konuda في الاستفهام istifham yani soru konusunda çok kullanım olduğu için عما kelimesi عَمَّ ye dönüştürülmüştür. Bunun daha başka örnekleri de vardır. فِيمَا - فِيمَ, لِمَا - لِمَ gibi kelimeler aynı kaideye göre kısaltılmışlardır.Tahfif edilmişlerdir, ا leri düşürülmüştür.

فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا

  • "Onu bilip söylemek nerede sen nerede?"10

aslı فِيمَا demektir ama فِيمَ ye düşürülmüştür. وعليه الاستعمال الكثير genel kullanım bu kaide, minval üzeredir. Yani عَمَّ şeklindedir. Tabi ki şair bazen vezin eksik kalır عما diye çeker. Ancak çoğunluk böyle عَمَّ diye kullanılır. وهذاbu soru, kelimenin imla yönünü tamamladı, kelimenin gramer yönüyle nasıl oluştuğunu belirtti. Şimdi sorunun türü nedir? Bu nasıl bir sorudur? Sorunun çeşitleri vardır. Arap Edebiyatında soru türleri vardır. استفهام تفخيم Bu tefhim türünde bir istifhamdır. Bu ne demektir? Sorulan şeyin değerini, önemini, haşmetini, dehşetini, vahşetini belirtmek, vurgulamak için bir soru tarzıdır. Tefhim, tazim demektir. Yani şimdi çok önemli bir şeyden soruyor. Basit bir şey değil, çok derin, insanı son derece ilgilendiren, insan için son derece önemi olan bir şeyden soruyor. Demek ki istifham tefhim içindir demek bu beyandadır. Neden böyle söyledi? Çünkü istifham bazen tahkir için olur, bazen tezyif için olur, bazen beyan için olur. Türleri çoktur. Bu tefhim içindir. Neyi tefhim, tazim içindir? للمستفهم عنهkendisinden sorulan, kendisi hakkında neden soruluyor ise o şeyi tefhim içindir, önemini, azametini vurgulayarak muhatabın dikkatini ona çekmek içindir. Onun kafasını dank ettirmek içindir. Kendine getirip tamamen o şeye insan duygularını yöneltmek içindir, tek noktaya çekmek içindir. Bu da bir soru ile başlatılıyor. Kişinin, muhatabın tamamen o noktaya yoğunlaşmasını sağlamaya yönelik bir soru biçimidir, bir hitabet biçimidir. لأنه Çünkü peki, bu bilgi almak için sorulmuş bir soru mu? Yani bilmiyor da mı soruyor? Genelde soruları biz öyle sorarız. Anlamadığımız bir şeyi anlamak için sorarız.

Saat kaç? Saatin kaç olduğunu bilmiyorum, öğrenmek için soruyorum. Veya laf olsun diye, zaid vakti doldurmak, konuşma olsun, sessizliği bozalım şöyle diye soruyorum. Bu bilgi alma sorusu değildir. Sadece tefhim içindir. Neden? Çünkü bu soru istifham olduğu için olsa yani bir şeyi anlamak için olsaydı, bilmediği bir şeyi anlamak yani isticvab için olsaydı, Allah için bu mesele gizli kalırdı. Yani Allah bilmiyor da birisinden haber alacak anlamına olurdu. Olamaz. Neden olamaz? تعالى لأنه Çünkü Allah’a hiçbir gizli şey yoktur. لا تخفى عليه خافية Gizli olan hiçbir şey yoktur.

Nitekim bakınız Hakka Sure-i Celilesinin 18. âyet-i celilesinde



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə