Osmanlı’da menzil sisteminin kaldırılıp posta hizmetlerinin çağdaş anlamıyla yürütüldüğü bir Posta Nezareti’ne bağlandığı tarih yine Tanzimat sonrasına, 1840’a rastlar

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 445 b.
tarix31.10.2017
ölçüsü445 b.



Osmanlı’da menzil sisteminin kaldırılıp posta hizmetlerinin çağdaş anlamıyla yürütüldüğü bir Posta Nezareti’ne bağlandığı tarih yine Tanzimat sonrasına, 1840’a rastlar. Haber iletimi artık özel kişilerin yararlanabileceği düzene kavuşmuştu.

  • Osmanlı’da menzil sisteminin kaldırılıp posta hizmetlerinin çağdaş anlamıyla yürütüldüğü bir Posta Nezareti’ne bağlandığı tarih yine Tanzimat sonrasına, 1840’a rastlar. Haber iletimi artık özel kişilerin yararlanabileceği düzene kavuşmuştu.

  • Demiryollarının inşası ve denizcilikte kısmen gelişmelerle birlikte posta hizmetinde ulaşım daha hızlı ve güvenli olmaya başladı. Ancak karayollarında yine de at daha fazla kullanılıyordu. Zaten 19. yüzyıla kadar atın hızını geçecek bir teknoloji yoktu. 19. yüzyılda demiryollarıyla birlikte atın hızı geçilebildi.

  • Osmanlı posta sistemindeki bu modernleşme çabalarına karşın, önemli haberlerin iletişiminden tek bir kişiyi sorumlu tutma alışkanlığı terkedilmemişti. Hatırlanacağı gibi eski sistemde bir ulak haberi merkezinden almakta durmaksızın gideceği yere ulaştırmaktaydı.







Osmanlı İmparatorluğu’nda demiryollarında, denizyollarında ve telgrafta yaşanan dış ülkelerin müdahaleleri sorunu burada da yaşanıyordu. Çoğu yabancı ülke, Osmanlı İmparatorluğu’nda posta büroları açmış, bu bürolara yarı sömürge durumundaki Osmanlı çok fazla müdahalede bulanamamıştı. Bu bürolar Osmanlı aleyhine ve kendi ülkelerinin çıkarlarına hizmet etmekteydi.

  • Osmanlı İmparatorluğu’nda demiryollarında, denizyollarında ve telgrafta yaşanan dış ülkelerin müdahaleleri sorunu burada da yaşanıyordu. Çoğu yabancı ülke, Osmanlı İmparatorluğu’nda posta büroları açmış, bu bürolara yarı sömürge durumundaki Osmanlı çok fazla müdahalede bulanamamıştı. Bu bürolar Osmanlı aleyhine ve kendi ülkelerinin çıkarlarına hizmet etmekteydi.

  • Osmanlı Devleti yabancı postalarla sürekli mücadele etmişti. Bunun nedeni sadece yabancı posta bürolarından devletin muzır ve tehlikeli saydığı yayınların, mektupların İmparatorluğa girişi veya İmparatorluktan çıkışı değildi. Osmanlı Devleti, 1840’ta Posta Nezareti’nin kurulmasından beri yabancı postalar sorununu bir hukuki sorun olarak görmüş, kendisine ait olan posta işletme hakkının yabancı postalarca paylaşılmasına karşı çıkmıştı. Zaten, posta işletme hakkı uzun yıllar boyunca Avrupa ve Amerika’da da tartışma konusu olmuş ve sonunda bağımsız bir ülkenin haberleşme konusunda hükümet tekeli kurmasının egemenlik yönünden zorunlu olduğu sonucuna varılmıştı.



Dolayısıyla Osmanlı Devleti hukuksal anlamda bu konuda haklıydı, ancak yarı sömürge durumunun getirdiği statü bu konuda da yeterince başarılı olmasını engelliyordu. Üstelik yabancı postalarla sadece mektup, gazete, dergi taşınmıyor aynı zamanda kaçak silah, patlayıcı madde, altın, gümüş ve değerli madenler, ilaç ve kimyevi maddeler de taşınıyordu. Böylece hem gelir hem de otorite kaybına yol açıyordu.

  • Dolayısıyla Osmanlı Devleti hukuksal anlamda bu konuda haklıydı, ancak yarı sömürge durumunun getirdiği statü bu konuda da yeterince başarılı olmasını engelliyordu. Üstelik yabancı postalarla sadece mektup, gazete, dergi taşınmıyor aynı zamanda kaçak silah, patlayıcı madde, altın, gümüş ve değerli madenler, ilaç ve kimyevi maddeler de taşınıyordu. Böylece hem gelir hem de otorite kaybına yol açıyordu.

  • Osmanlı, bu kayıpları önlemek için defalarca yabancı postaneleri kapatmaya çalışsa da başarılı olamamış, ancak buna karşın örneğin Mısır, topraklarında yabancı postanın çalışmaması için düzenli posta hizmetlerini oluşturmuş, gerekli tüm önlemleri almıştı. Ancak yabancı postalarla savaşımda kendi deniz ticaret filosunu bile kuramayan Osmanlı Devleti’nin, Nil üzerinde başarılı ve güçlü deniz filosu kurmuş Mısır gibi başarılı olması mümkün değildi (Demir, 2005: 111-112).



Deniz taşımacılığı konusunda güçsüz olan Osmanlı Devleti, ülkenin her yanına mektup götürmek için yabancı postalara göz yummak zorunda kalmış ve zaman zaman onların gemilerinden yararlanmıştır.

  • Deniz taşımacılığı konusunda güçsüz olan Osmanlı Devleti, ülkenin her yanına mektup götürmek için yabancı postalara göz yummak zorunda kalmış ve zaman zaman onların gemilerinden yararlanmıştır.

  • Bu konuda köklü bir atılım, 1914’te I. Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar mümkün olmamıştır. Savaş koşullarında yabancı posta büroları kapatılmıştır. Buna karşın bu dönemde Savaş’ın da etkisiyle postadaki düzensizlik olağanüstü artmıştır. Gönderilen mektupların ve gazetelerin yerlerine ulaşmaması veya geç varması, halk katında olumsuzluklara yol açmıştır.

  • Neredeyse tüm ailelerden en az bir kişinin silah altına alındığı genel seferberlik durumunda yakınlarından uzun zaman haber alamayan kitlelerin düştüğü yılgınlık ve karamsarlık üzerine bir de iletişim ağının doğurduğu sorunlar eklendiğinde bu sonuç kaçınılmazdır. Savaş yıllarında iletişim kesintilerinden sadece sıradan insanlar değil, cephedeki askerler de etkilendi.



I. Dünya Savaşı’nda sansür uygulaması da görüldü. PTT Nezareti ayrıca İngiliz ve Fransız memurların görevlerine son vermiştir. Dönemin basınında bu memurların casus olabilecekleri yazılıdır (Demir, 2005: 195). Casusluğun önlenmesi konusunda dil bilen eleman ihtiyacı sorunu ortaya çıkmıştır. Yeteri derecede dil bilen sansür memuru bulunmaması savaşın başlarında bile bazı casusluk olaylarının yaşanmasına yol açmıştır.

  • I. Dünya Savaşı’nda sansür uygulaması da görüldü. PTT Nezareti ayrıca İngiliz ve Fransız memurların görevlerine son vermiştir. Dönemin basınında bu memurların casus olabilecekleri yazılıdır (Demir, 2005: 195). Casusluğun önlenmesi konusunda dil bilen eleman ihtiyacı sorunu ortaya çıkmıştır. Yeteri derecede dil bilen sansür memuru bulunmaması savaşın başlarında bile bazı casusluk olaylarının yaşanmasına yol açmıştır.

  • Zamanın emniyet müdürlüğü bu olaylara karşı çeşitli önlemler almıştır. Gizli telgrafları ve düşman casuslarını bildirenlere ödül vereceği duyurulmuştur. Casusluk yöntemleri, papazların haberleşmelerinden, asıl metindeki yazıların arasına limon suyuyla yazılar eklenmesinden, zarfın üstündeki pulların altına yazılar yazılmasından oluşmaktaydı. İstanbul’daki bazı yabancıların evlerinde ise telsiz-telgraf cihazlarıyla casusluk yaptıkları ortaya çıkarılmıştır.



Bunun dışında Büyükada’da Ruhban Okulu’nda telsiz-telgraf alet ve malzemeleri bulunmuştur. Bu olayları önlemek için mektup ve telgrafların postanelere açık olarak verilmesi, Türkçe, Arapça, Fransızca ve Almanca dillerinden başka bir dille mektup, telgraf yazılmaması gibi yöntemler geliştirilmiştir. Gelgelelim mektupların denetimi de çoğunlukla Hıristiyan memurlar tarafından yapıldığından sorunlar tam anlamıyla çözülememişti (Demir, 2005: 196-197).

  • Bunun dışında Büyükada’da Ruhban Okulu’nda telsiz-telgraf alet ve malzemeleri bulunmuştur. Bu olayları önlemek için mektup ve telgrafların postanelere açık olarak verilmesi, Türkçe, Arapça, Fransızca ve Almanca dillerinden başka bir dille mektup, telgraf yazılmaması gibi yöntemler geliştirilmiştir. Gelgelelim mektupların denetimi de çoğunlukla Hıristiyan memurlar tarafından yapıldığından sorunlar tam anlamıyla çözülememişti (Demir, 2005: 196-197).

  • I. Dünya Savaşı’nda kapatılan yabancı posta büroları, Mondros Mütarekesi’nden sonra kapitülasyonları genişletilmiş haliyle tekrar yürürlüğe koyan İtilaf devletleri tarafından faaliyete geçirildi. Mütareke ve işgal döneminde bu postaneler askeri ve sivil haberleşmede kullanıldı. Yunanistan dahi işgal ettiği yörelerde postane kurdu. Bu sorun kökten Lozan Antlaşması ile çözüldü. Antlaşmasının 113. maddesiyle yabancı postaneler kaldırıldı.



Görüldüğü gibi posta örgütünde dış müdahale, değişik aralıklarla Türkiye’de iletişim tarihinde önemli boyuta ulaşmış bir konudur. Bu müdahalenin sömürge güçleri tarafından sert ve emrivaki boyutu olabildiği gibi, Osmanlı’nın teknik ve bilgi yetersizliğinden kaynaklanan daha yumuşak ancak belki en az onun kadar etkili bir başka yönü daha vardı: yabancı uzmanlar, sorumlular, elemanlar çalıştırma.

  • Görüldüğü gibi posta örgütünde dış müdahale, değişik aralıklarla Türkiye’de iletişim tarihinde önemli boyuta ulaşmış bir konudur. Bu müdahalenin sömürge güçleri tarafından sert ve emrivaki boyutu olabildiği gibi, Osmanlı’nın teknik ve bilgi yetersizliğinden kaynaklanan daha yumuşak ancak belki en az onun kadar etkili bir başka yönü daha vardı: yabancı uzmanlar, sorumlular, elemanlar çalıştırma.

  • Örneğin hem II. Abdülhamit’in mutlak saltanat yıllarında, hem de II. Meşrutiyet’in görece özgürlük döneminde yabancı uzmanlar getirtilerek posta ve telgraf konusunda çağı yakalamak, yenilikleri uygulamak isteği her zaman var oldu. Bunun temel amacı Osmanlı’daki yabancı postanelerine gereksinim duyulmayacak kadar güçlü ve düzenli işleyen bir iletişim sistemi yaratılması ve böylece bu koz kullanılarak haberleşme alanındaki kapitülasyonları kaldırmaktı.



II. Meşrutiyet dönemi ile II. Abdülhamit döneminde yabancı uzman çalıştırma alanındaki farklılık, ilkinde Belçikalı Mösyö Sterpin örneğinde olduğu gibi tam yetki verilmiş kişilerin çalıştırılabilmesiydi. Genel Müdür olarak çalışan bu kişinin görev başında olduğu dönemde posta ve telgraf alanında bazı iyileştirmeler olmuş ise de, bunun ülkenin geneline yayılmadığı görülmektedir. Nedeni, ulaştırma ve bayındırlık politikalarından ileri gelir. 19. yüzyıl ortalarından beri bu konuda pek çok genelge, yönetmelik, emir yayımlanmışsa bile, karayollarının eski kervan yollarında ve taşlı, tozlu, bakımsız bir halde kalması engellenememiş; deniz ticaret filosunun durumu düzeltilememiş; demiryollarının yabancı egemenliğinde onların çıkarına hizmet edecek bir statüde işletilmesinin önüne geçilememiştir.

  • II. Meşrutiyet dönemi ile II. Abdülhamit döneminde yabancı uzman çalıştırma alanındaki farklılık, ilkinde Belçikalı Mösyö Sterpin örneğinde olduğu gibi tam yetki verilmiş kişilerin çalıştırılabilmesiydi. Genel Müdür olarak çalışan bu kişinin görev başında olduğu dönemde posta ve telgraf alanında bazı iyileştirmeler olmuş ise de, bunun ülkenin geneline yayılmadığı görülmektedir. Nedeni, ulaştırma ve bayındırlık politikalarından ileri gelir. 19. yüzyıl ortalarından beri bu konuda pek çok genelge, yönetmelik, emir yayımlanmışsa bile, karayollarının eski kervan yollarında ve taşlı, tozlu, bakımsız bir halde kalması engellenememiş; deniz ticaret filosunun durumu düzeltilememiş; demiryollarının yabancı egemenliğinde onların çıkarına hizmet edecek bir statüde işletilmesinin önüne geçilememiştir.



Telefon, Osmanlı’ya telgraf gibi bulunuşundan kısa süre sonra geldi. 1876’da Amerikalı Graham Bell’in icat ettiği bu teknolojinin Osmanlı’daki gelişimi çok ilginçtir. Telefon Batı’da daha emekleme devresindeyken, Osmanlı telgrafçıları bu icatla yakından ilgilenmişlerdir.

  • Telefon, Osmanlı’ya telgraf gibi bulunuşundan kısa süre sonra geldi. 1876’da Amerikalı Graham Bell’in icat ettiği bu teknolojinin Osmanlı’daki gelişimi çok ilginçtir. Telefon Batı’da daha emekleme devresindeyken, Osmanlı telgrafçıları bu icatla yakından ilgilenmişlerdir.

  • Hatta telgraf fabrikasında 1877’de Emil Efendi (Locaine) isimli birisi telefon makinesini üretmiş ve denemelerinde başarıyla kullanmıştı. Batı’daki emsallerinden daha ucuza imal edilen bu makineyle denemeler yapılmasına ve hat çekilmesine yönelik talepler kabul edilmemiştir. İlk hat 1881’de çekilmiştir (Demir, 2005: 155).



Telgrafa olumlu bakan yönetimin, telefona o kadar olumlu bakmadığı anlaşılmaktadır. Örneğin 1886’da padişah emri ile telefon hatlarının çoğu kaldırılmış ve telleri kopartılmıştır. Bunun nedeni, telefonun yönetimin iradesi dışında özel iletişime olanak tanımasıdır. II. Abdülhamit ve çevresindekiler telefonun ‘gizli kapaklı işler görülmesine uygun’ bir icat olduklarını düşünmektedirler.

  • Telgrafa olumlu bakan yönetimin, telefona o kadar olumlu bakmadığı anlaşılmaktadır. Örneğin 1886’da padişah emri ile telefon hatlarının çoğu kaldırılmış ve telleri kopartılmıştır. Bunun nedeni, telefonun yönetimin iradesi dışında özel iletişime olanak tanımasıdır. II. Abdülhamit ve çevresindekiler telefonun ‘gizli kapaklı işler görülmesine uygun’ bir icat olduklarını düşünmektedirler.

  • Hatta bu düşünce bazen telgraf hatlarına bile uzanmış, örneğin İstanbul’da yer altındaki hatların havada çıplak telli hatta dönüştürüldüğü görülmüştür. Bu nedenle telefon, Osmanlı’da II. Meşrutiyet’e değin yasaklı bir medya olmuş, hatta telefon alet ve makinelerinin ülkeye sokulması dahi yasaklanmıştır. Buna karşın Osmanlı’daki yabancı şirketler telefonu, demiryolu ve telgrafın yanında ek bir iletişim aracı olarak savunmuşlar ve bu doğrultuda ayrıcalık istemişlerdir.



Gelgelelim bir iki örneğin dışında bu konuda imtiyaz aldıkları görülmemiştir. Telefon malzemelerinin ithali ve tesis kurulmasının yasaklanması uygulaması 1908’de kadar devam etmiş, ancak Posta ve Telgraf Nezareti telefonu hükümetin tekelinde kabul ettiği için halka telefon hattı ruhsatı ya da imtiyazı verilmemiştir (Demir, 2005: 156). Bu tarihten sonra telefon hatları ayrıcalığı açılan ihaleyle Western Elektric Company adlı uluslararası bir konsorsiyuma verilmiştir.

  • Gelgelelim bir iki örneğin dışında bu konuda imtiyaz aldıkları görülmemiştir. Telefon malzemelerinin ithali ve tesis kurulmasının yasaklanması uygulaması 1908’de kadar devam etmiş, ancak Posta ve Telgraf Nezareti telefonu hükümetin tekelinde kabul ettiği için halka telefon hattı ruhsatı ya da imtiyazı verilmemiştir (Demir, 2005: 156). Bu tarihten sonra telefon hatları ayrıcalığı açılan ihaleyle Western Elektric Company adlı uluslararası bir konsorsiyuma verilmiştir.

  • Hükümet, kendi kurumlarında telefon bağlantılarının kurulmasına önem vermiştir. Yine Anadolu ve Rumeli’de bulunan bazı şehirler, belediye örgütleri aracılığıyla kendi hatlarını kurmak istemişlerse de bu 1911 yılına kadar engellenmiştir. Devlete ait telefon kullanım hakkının tüm halka yayılması bu tarihte mümkün olmuştur. 1911’de çıkarılan bir yasayla halkın kullanımına yönelik telefon santralleri kurulma kararı alınmıştır (Demir, 2005: 158).



I. Dünya Savaşı yıllarında iletişim alanında önemli gelişmeler olmuştur. Öncelikle, tüm iletişim medyasına sansür getirilmiştir. Basın, sinema, tiyatro yanısıra telgraf, posta ve telefon da bundan nasibini almıştır. Gelgelelim Savaş sırasında kadınların postanelerde ve telgraf bürolarında çalışmaları ve yönetimden gizli olarak telgraf ve telefon hatları çekilmesi gibi uygulamalar da görülmüştür.

  • I. Dünya Savaşı yıllarında iletişim alanında önemli gelişmeler olmuştur. Öncelikle, tüm iletişim medyasına sansür getirilmiştir. Basın, sinema, tiyatro yanısıra telgraf, posta ve telefon da bundan nasibini almıştır. Gelgelelim Savaş sırasında kadınların postanelerde ve telgraf bürolarında çalışmaları ve yönetimden gizli olarak telgraf ve telefon hatları çekilmesi gibi uygulamalar da görülmüştür.

  • Özellikle misyonerler gizli (ya da açık) pek çok telgraf ve telefon hattına sahiptir. Doğu Anadolu’daki bazı yabancı okulların kendilerine telefon hattı kurduklarına dair gazetelerde haberler çıkmıştır. Yabancı okullarla ile kiliseler arasında telefon ağları kurulmuştur. Normal koşullarda telgraf ve telefon hatlarının kurulması hükümetin yetkisindeyken yasal boşluklardan ve yörenin ulaşım koşullarının bozukluğundan yararlanılarak gerçekleştirilen bu girişimler engellenememiştir (Demir, 2005: 183). Bu yıllarda telefon abonesi sayısı 5000’i geçmiştir.



Kamuoyu, tartışmalı bir konu karşısında tartışma ve müzakereyle oluşan fikirler demeti olarak tanımlanabilir. Bazı kitaplarda ‘halkın nabzı’, halkın düşünceleri olarak da tanımlanan kamuoyunun Türkiye’de iletişim tarihi açısından önemi birkaç açıdan kaynaklanır. İlki, kamuoyunun ilk defa Batı’da ortaya çıktığı, hatta Doğu’da hiç görülmediğine dair iddiadır. İkincisi ise kamuoyunun iletişimle, basınla, iletişim mekanlarıyla yakın olan ilişkisidir. Bu ikisini açalım.

  • Kamuoyu, tartışmalı bir konu karşısında tartışma ve müzakereyle oluşan fikirler demeti olarak tanımlanabilir. Bazı kitaplarda ‘halkın nabzı’, halkın düşünceleri olarak da tanımlanan kamuoyunun Türkiye’de iletişim tarihi açısından önemi birkaç açıdan kaynaklanır. İlki, kamuoyunun ilk defa Batı’da ortaya çıktığı, hatta Doğu’da hiç görülmediğine dair iddiadır. İkincisi ise kamuoyunun iletişimle, basınla, iletişim mekanlarıyla yakın olan ilişkisidir. Bu ikisini açalım.

  • Kamuoyunun Batı’da ortaya çıktığı ve hatta Doğu’da kamuoyunun görülmediğine dair varsayımın hem metodolojik hem de ampirik bağlamda sorgulanması gerekir. Metodolojik sorgulama, Batılı bilim insanlarınca Batı tarihine bakılarak üretilmiş bir kavramın varlığı veya yokluğunun, biraz daha farklı bir tarihsel geçmişe ve toplum yapılanmasına sahip Doğu gerçeğini değerlendirmeden incelenmesidir.



Batı merkezli bakışı yansıtan açıklamalar, gerçeğin sadece bir yüzünü gösterir; öteki yüzünde, iktidara karşı eleştirel tartışmaların iktidarın görece uzağında gerçekleşmesi anlamında bir kamuoyunun Batı’dan farklı bir bağlamda Türkiye gibi toplumlarda var olabileceğinin göz ardı edilmesi bulunur. Daha başka anlatımla, Türkiye’de kamuoyunun varlığını, Batılı bir gözün bakış açısıyla üretilen kamuoyu kavramıyla anlamak pek mümkün değildir. Bunun yerine, karşılaştırmayı bir miktar ülkelerin özgüllükleri çerçevesi dahilinde yapmak daha tutarlı olsa gerekir.

  • Batı merkezli bakışı yansıtan açıklamalar, gerçeğin sadece bir yüzünü gösterir; öteki yüzünde, iktidara karşı eleştirel tartışmaların iktidarın görece uzağında gerçekleşmesi anlamında bir kamuoyunun Batı’dan farklı bir bağlamda Türkiye gibi toplumlarda var olabileceğinin göz ardı edilmesi bulunur. Daha başka anlatımla, Türkiye’de kamuoyunun varlığını, Batılı bir gözün bakış açısıyla üretilen kamuoyu kavramıyla anlamak pek mümkün değildir. Bunun yerine, karşılaştırmayı bir miktar ülkelerin özgüllükleri çerçevesi dahilinde yapmak daha tutarlı olsa gerekir.

  • Buradan ampirik sorgulamaya geçebiliriz. Önce Batı’da kamuoyunun oluşumu hakkında tarihsel açıklamalara kısaca değinelim. Batı’da kamuoyunun oluşumu, devlet ile özel alan arasında bir alanın oluşumu ve bu alanda devletin görece uzağında ve özel meselelerden uzak tartışmaların ortaya çıkmasıyla ilişkilendirilmiştir.



Devletin uzağında ve özel alanın dışında görece serbest tartışmaların gerçekleştiği mekanlar ise kahvehaneler, salonlar, okuma odaları ve meyhaneler gibi çok işlevli alanlardır. Bu alanlarda basının da sohbetleri beslemesiyle önce edebiyat alanında başlayan tartışmalar zamanla siyasal alana kaymış ve böylece modern anlamıyla kamuoyu doğmuştur. Kamuoyunun doğuşu onyedinci yüzyılın sonuna rastlamaktadır.

  • Devletin uzağında ve özel alanın dışında görece serbest tartışmaların gerçekleştiği mekanlar ise kahvehaneler, salonlar, okuma odaları ve meyhaneler gibi çok işlevli alanlardır. Bu alanlarda basının da sohbetleri beslemesiyle önce edebiyat alanında başlayan tartışmalar zamanla siyasal alana kaymış ve böylece modern anlamıyla kamuoyu doğmuştur. Kamuoyunun doğuşu onyedinci yüzyılın sonuna rastlamaktadır.

  • Osmanlı’ya baktığımızda ise daha önce belirtildiği üzere kahvehaneler Batı’dan daha önce, onaltıncı yüzyılın yarısında kurulmuştu. Buna karşın Batı’da ilk kahvehanenin kurulması için yüzyıl daha beklenecekti. Osmanlı’da ilk kahvehanenin doğduğu sıralarda Türkçe matbaa basımcılığı, basın ve dergi yoktu.



Buna karşın kahvehanelerde devletin görece uzağında devlet meselelerine dair sohbetler ile Karagöz, meddah ve aşık performansları icra edilmekteydi. Basının olmaması, haberin olmaması demek değildi, haber bir şekilde İstanbul’da 19. yüzyıla gelindiğinde sayısı 2500’i geçen kahvehanelerde yoğun bir dolaşıma girmekteydi.

  • Buna karşın kahvehanelerde devletin görece uzağında devlet meselelerine dair sohbetler ile Karagöz, meddah ve aşık performansları icra edilmekteydi. Basının olmaması, haberin olmaması demek değildi, haber bir şekilde İstanbul’da 19. yüzyıla gelindiğinde sayısı 2500’i geçen kahvehanelerde yoğun bir dolaşıma girmekteydi.

  • Osmanlı’da basın ve okuma ile kamusal mekan arasındaki etkileşim ve buradan kamuoyunun daha farklı bir niteliğe bürünmesi Tanzimat’tan (1839) sonra gerçekleşti. Tanzimat’tan sonra modern nitelikli ve o dönemde (halen günümüzde) kıraathane denilen değişik kahvehane türleri kuruldu. Bu kahvehanelerde daha seçkin insanlar bir araya geliyor, gazeteleri, dergileri okuyor ve okunanlar üzerine tartışmalar yapıyordu. Sayısı fazla olmayan bu kahvehaneler de kamuoyunun doğuşunda etkili oluyordu.



Osmanlı’da kamusal alanın doğuşunda gazetelerin, tiyatronun de etkisi olmuştu. ‘Devlet nasıl kurtulur?’ sorusu etrafında buluşan dönemin Osmanlı aydını, düşüncelerinin geniş toplum kesimlerine aktarmak, onlara seslenmek için ağdalı dilden uzak, yeni bir dil ve anlatım geliştirmek zorundaydılar. Hasan Bülent Kahraman’ın da vurguladığı üzere halkla yeni bir ilişki geliştirmek için kamusal alan ve alana özgü kamusal iletişimi oluşturmaya çalışmışlardır. “Gazetelerin yayınlanması, romanların tefrika edilmesi, tiyatronun doğması bu kamusal alan-halk/toplum etkileşiminin bir uzantısıdır” (Kahraman, 2008: 191).

  • Osmanlı’da kamusal alanın doğuşunda gazetelerin, tiyatronun de etkisi olmuştu. ‘Devlet nasıl kurtulur?’ sorusu etrafında buluşan dönemin Osmanlı aydını, düşüncelerinin geniş toplum kesimlerine aktarmak, onlara seslenmek için ağdalı dilden uzak, yeni bir dil ve anlatım geliştirmek zorundaydılar. Hasan Bülent Kahraman’ın da vurguladığı üzere halkla yeni bir ilişki geliştirmek için kamusal alan ve alana özgü kamusal iletişimi oluşturmaya çalışmışlardır. “Gazetelerin yayınlanması, romanların tefrika edilmesi, tiyatronun doğması bu kamusal alan-halk/toplum etkileşiminin bir uzantısıdır” (Kahraman, 2008: 191).

  • Osmanlı’da kamuoyunun doğuşunda Tanzimat’tan sonra inşa edilen demiryollarının, telgrafın ve telefonun da payı olmuştu. Demiryolları sayesinde taşra merkeze bağlanmış, merkezle ile taşra arasındaki iletişim artmıştı.



Taşra, merkezdeki gelişmelerden, merkez taşradaki gelişmelerden artık daha hızlı haberdar oluyordu. Böylece kamuoyunun oluşumundaki anahtar öğelerden daha sağlıklı bilgi ve haber sahibi olma demiryolları sayesinde kolaylaşıyordu.

  • Taşra, merkezdeki gelişmelerden, merkez taşradaki gelişmelerden artık daha hızlı haberdar oluyordu. Böylece kamuoyunun oluşumundaki anahtar öğelerden daha sağlıklı bilgi ve haber sahibi olma demiryolları sayesinde kolaylaşıyordu.

  • Telgrafın Kırım Savaşı’nda imparatorluğa girmesiyle haberler daha hızlı ve yoğun olarak dağıtıma giriyordu. Durgun nitelikli bir kamuoyundan daha dinamik bir kamuoyuna yönelik süreçte telgrafın önemli payı olmuştu. 1911’den sonra telefonun halk kullanımına açılmasıyla kamuoyundaki bu dinamiklik daha da artmıştı.



Kamuoyunun doğuşunda Osmanlı’daki okullar ağının Tanzimat’tan sonraki genişlemesinin de payı vardı. Bu yıllardaki eğitim reformlarıyla birlikte sayısı ve türleri artan okullarda Anadolu’dan gelen öğrenciler sosyalleşiyor, dünya ve Türkiye meselelerini tartışıyor ve hatta kendi aralarında örgütlenmelere gidiyorlardı. Bunun yanısıra Anadolu’daki okulların sayıları da artmış, buralara merkezde yetiştirilen farklı bir zihniyete, dünya görüşüne sahip öğretmenler gönderilmiştir.

  • Kamuoyunun doğuşunda Osmanlı’daki okullar ağının Tanzimat’tan sonraki genişlemesinin de payı vardı. Bu yıllardaki eğitim reformlarıyla birlikte sayısı ve türleri artan okullarda Anadolu’dan gelen öğrenciler sosyalleşiyor, dünya ve Türkiye meselelerini tartışıyor ve hatta kendi aralarında örgütlenmelere gidiyorlardı. Bunun yanısıra Anadolu’daki okulların sayıları da artmış, buralara merkezde yetiştirilen farklı bir zihniyete, dünya görüşüne sahip öğretmenler gönderilmiştir.

  • Öğretmenler, merkezde oluşan modern zihniyeti Anadolu’ya taşıyorlardı. Öğretmenlerin yanısıra doktorlar da merkez ile taşra arasındaki etkileşimin kurulmasında anahtar işlevini görüyorlardı. Yeni ortaya çıkan mühendislerin Anadolu’ya taşıdıkları zihniyet ve subayların konumlarını da özellikle anmamız gerekir. Özellikle Abdülhamid döneminde uygulamaya konulan sağlık politikası ve bu çerçevede açılan sağlık kurumlarına pozitivist birikimle donanmış genç doktorlar gönderilmekteydi.



Bu birikim modernleşmenin bu taşıcıyı aktörleri aracılığıyla Anadolu’ya taşınmaya başlamıştı. Yine Mülkiye’den ve diğer benzeri okullardan mezun olan kaymakam, mal müdürleri gibi yönetici seçkinlerle taşradaki garnizonlardaki askeri seçkinler ve halk arasındaki ilişkiler farklı bir taşra ortaya çıkarmaya başlamıştı (Kahraman, 2008: 140-141).

  • Bu birikim modernleşmenin bu taşıcıyı aktörleri aracılığıyla Anadolu’ya taşınmaya başlamıştı. Yine Mülkiye’den ve diğer benzeri okullardan mezun olan kaymakam, mal müdürleri gibi yönetici seçkinlerle taşradaki garnizonlardaki askeri seçkinler ve halk arasındaki ilişkiler farklı bir taşra ortaya çıkarmaya başlamıştı (Kahraman, 2008: 140-141).

  • Toparlamak gerekirse, Osmanlı’da kamuoyunun ilk çekirdeği, aslında kahvehanelerin kurulmasıyla birlikte ortaya çıkmıştı. O dönemin gazetecileri, Karagözcüler, meddahlar ve ozanlardı. Bunun yanı sıra söylenti niteliğinde de olsa haberler buralara gelmekte ve tartışılmaktaydı. Gelgelelim bu çekirdek nitelikli kamuoyunun daha dinamik hale gelişi, Tanzimat sonrasına rastlamaktadır.



Bunda telgrafın İmparatorluğa gelmesinin, telefonun yaygınlaşmasının, kıraathanelerin ortaya çıkışının ve mahalle kahvehanelerinin sayılarının artmasının payı vardı. İlave olarak Osmanlı’da okullar ağının genişlemesinin de payı vardı.

  • Bunda telgrafın İmparatorluğa gelmesinin, telefonun yaygınlaşmasının, kıraathanelerin ortaya çıkışının ve mahalle kahvehanelerinin sayılarının artmasının payı vardı. İlave olarak Osmanlı’da okullar ağının genişlemesinin de payı vardı.

  • Buna en son eklenecek bir madde, Osmanlı’da ilk Türkçe gazetelerin çıkmasıdır. Böylece kamuoyu, yazıdan beslenen ve yazının konuşmaları tetiklediği bir sürece girmiştir. Bu nedenle Osmanlı’da kamuoyunun varlığını veya yokluğunu Batı’daki gelişmelerin karşılığını burada aramaktan değil, Osmanlı’yı kendi özgüllükleri içerisinden değerlendirerek tartışmak gerekmektedir. Bu tartışmada varılan netice, Osmanlı’da Batı ile bazı noktalarda benzeşen ama bazı noktalarda da ayrışan bir kamuoyunun varlığıdır.



Umarım, sinema tarihi ve radyo-televizyon tarihi derslerinde hikayenin devamını bu dersin metodolojisi çerçevesinde okursunuz.

  • Umarım, sinema tarihi ve radyo-televizyon tarihi derslerinde hikayenin devamını bu dersin metodolojisi çerçevesinde okursunuz.

  • Tekrar etmemek için bu konulara girilmedi. Bu derste size genel insanlık ve Türkiye tarihi çerçevesinde iletişim tarihi bilgisi verildi.

  • Hepinize iyi yıllar dilerim!




Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə