Rönesansta sanat



Yüklə 24.71 Kb.
tarix18.01.2018
ölçüsü24.71 Kb.


RÖNESANSTA SANAT

İTALYA’DA RÖNESANS SANATI


Orta çağda İtalya roman sanatı formlarını benimseyerek uygulamış, çok yaygın olan gotik mimarlığa öncelik tanımamıştır. Resim sanatında ise Bizans sanatı mozaik ve freskleriyle,uzun süre, İtalya’da geçerli olmuştur. Ravenna, Milano, Roma ve Sicilya’daki dinsel yapılar Bizans mozaik ve freskleriyle süslenmiştir. Venedik ise başlı başına bir Bizans sanatı merkezi haline gelmiştir.

İnsan ve eşyayı mekan içinde değerlendirme şekli tanımlanana natüralizm ve onun gereği olarak, sanatta ve özellikle resim sanatında hacim, gölge – ışık ve perspektif uygulamaları Avrupalı sanatçıların Ortaçağ sanatlarından yavaş yavaş ayrılmalarıyla mümkün olabilmiştir. Bu basit bir sanat olayı değil, zihinsel bir gelişmenin ifadesidir. Ortaçağ sanatında büyük ölçüde egemen olan mistisizm ve sembolizm bu çaba ile sona erdirilmiştir. Doğa sevgisi ve doğayı daha inceleyerek sanatta olduğu gibi yansıtma isteği Rönesanssın karakteristiğidir. Bu sonuca yönelik çabalarda bulunan ilk sanatçılara Primitifler adı verilmiştir. Ancak; Primitif deyimi ilkel anlamında kullanılmaktadır. Bu sanatçılar italyan rönesans sanatını hazırlamışlardır. İtalyan primitifleri Bizans resim sanatını, Kuzey Avrupa memleketleri primitifleri de gotik sanatın ilke ve etkilerinden sıyrılmak suretiyle yeni bir sanat aşamasına yönelebilmişlerdir.

XIII. yüzyılın sonunda ve XIV. yüzyılda İtalya’da artistik faaliyet Toscana bölgesinde toplanmış görülmektedir. Bu bölge ekonomik yönden kalkınmış, toplumsal yapı bakımından da sanata yakın bir duruma ulaşmıştır. Floransa (Firenze) ve siena önemli iki sanat merkezi olmuştur.

Floransalı Cimabue (Cenni di Peppo, 1240-1301) Arezzo’daki St. Dominique kilisesinde bulunan Çarmıhta İsa tasvirinde volümü gölge-ışık oyunlarıyla belirtmeye çalışmıştır. Çizgileri uzatılmış ağız ve gözler, bütün vücut engin bir ızdırabı yansıtabilmektedir. Soyut görünüşüne rağmen bu eser plastik özellikleriyle sanatçının yeni bir sanatsal atılım içinde bulunduğunu göstermektedir. Cimabuenin Assisi’deki iki katlı kilisenin alt bölümü duvarlarına fresk olarak işlemiş bulunduğu San Francesco tasviride aynı ölçüde anlamlı bir eserdir. Mavi bir fon üzerinde, adeta kabartma gibi görünen Aziz, portre izlenimini verecek kadar kişisel nitelikler, psikolojik yüz iadesi göstermektedir. Kahverengi boya, gölgelerle giysinin kıvrımlarını ve vücut bölümünü belirtmektedir.

Cimabue’nin çağdaşı Sienalı Duccio Bueninsegna ( 1255 – 1319 ) Siena katedrali için gösterişli bir Maesta ( tahta kurulmuş Meryem tasviri ) retap1’a) hazırlamıştır. Detramp tekniği ile yapılmış bulunan eserin ön ve arka yüzlerinde 45 küçük pano görülmektedir. panolarda Meryem ile İsa’nın yaşam öyküleri tasvir olunmuştur. İsa’nın mezarında kadınlar, Emmaus Şehrine Giriş, Zeytin dağında dua konulu panolar dikkate değer. Birinci panoda dramatik bir ifade vardır. Renkler geniş planlar (â – plat) halindeki mavi, kırmızı ve mor renklerdir. Dirilen İsa’nın karşısında hayretle irkilen aziz kadınlar gururlandırılmıştır. Emmaus Şehrine Giriş panosunda şehrin bir bölümü sınırlı bir mekan içinde, üç ayrı olay aynı zamanda gösterilmiştir. Havarileriyle İsa, dua eden İsa, uyuyan havariler üç ayrı olayın bölümleridir. Duccio, Cimabue’ye oranla geleneğe daha balı görünmektedir.

İlk Rönesansı haber beren sanatçı,hiç kuşkusuz, Floransalı Giotte di Bondone’dir. Giotto (Cotto, 1267 – 1337), bir rivayete göre, Cimabue’nin yanında yetişmiştir. Sanatçı bir frek ustasıdırb ), bu sanatçının freskleri Assisi’de San Francesco kilisesinde, Padua’da Scrovegni (Skrovenyi) capellasındac) ve Floransa’da Santa Croce (Santa Kroçe) kilisesinde bulunmaktadır. Padua freskleri sanatçının sitilini yeterince ve gereğince tanıtabilir. Freskler İsa ile Meryem’in yaşamlarının öyküsüdür. Giotto olayları jestlerle nitelendirebilmiştir. Mekân ve volüm değerlendirilmeleri denemesi gereğince yapılabilmiştir. Psikolojik ifadeler çok anlamlıdır. Mavi, pembe, kırmızı, ve sarı renkler kullanılmıştır. Kendisi yaşlı, karısı kısır olan İoakim (Meryemin babası) üzüntülü, çobanlar arasında bulunmaktadır. Psikolojik çöküntü umutsuzluğu göstermektedir. İoakim’in rüyalı hali, benzeri az bulunur fizik ver psikolojik izlenimle yansıtılmıştır. Mezara koyuş panosunda kompozisyon ustacadır. Panonun sağından sol alt kenarına doğru çapraz inen kayalar derinliği verilebilmektedir. Acıyla İsa’nın ölümü vücuduna, gittikçe eğilerek yönelen figürler sahnenin iki ucunda dikey planda yer alan figürler bu olay hareketle dramatize etmektedir. Mavi renkli gökte uçuşan melekler tam bir raccourci denemesi niteliğindedir.

İoakim, rüyasında, kendisini yaşlı, karısı kısır bile olsa, çocuğu olabileceğini öğrenmiş, bu mutluluk haberi Altın kapı altında karısı Anna’ya müjdelemiştir. Panoda olldukça akılcı bir mimarlık, jestlerde duyguları yansıtabilen ifadeler gösterilmektedir. Volümler ve oranlar anlamlıdır. Çobanlar arasında İoakim’in rüyası – Altın kapı’da buluşma bir küçük öykünün birbirine ulaşan aşamaları gibidir.

Giotto, aynı zamanda, mimardır. Floransa’daki Çan kulesi (Campanella) bu sanatçının eseridir.

Giotto yeni sanat anlayışı ve uygulamasıyla ilk Rönesansı haber veren bir sanatçıdır.

XIV. yüzyıl İtalyan resim sanatının iki büyük temsilcisi Sienalı Simone Martini ile Ambrogio Lorenzetti’dir. Bu sanatçılarda Bizans sanatının etkilerinden sıyrılmayı denemişlerdir. İkisi de profan, yâni dindışı konuları ve, bir bakıma, Peyzaj denebilecek doğa görüntülerini tasvir etmişlerdir. Simone Martini (1283 – 1344) nin Sienadaki Palazzo Publico duvarlarına frens olarak işlediği bir pano komutan Guidoriccio Fogliano’yu at üzerinde iki şehir arasında tasvir edilmektedir. Kaleler ve istihkamlar arasında at süren galip komutan boşlukta izole edilmiş, bir hayal ve şiir dünyasında imiş gibidir. Fakat bu, aynı zamanda ilk manzara resmidir. Komutan’da din adamı değildir. Lorenzetti (1319 – 1348) nin eseri bir panoda deniz kenarında bir şato görülmektedir. deniz, ağaçlar, kayalar ve şato yumuşak renklerle, geniş bir mekân içinde bir pano gösterilmiştir. Bu pano sanatçının mekân kavramını ve sâkin, dengeli, şiirimsi bir doğa duygusu sezinlediğini telkin etmektedir. Aynı sanatçının Palazzo Publico için yaptığı iyi yönetim – kötü yönetim konulu geniş frekslerinin bir panosu şehir görüntüsü ile ilgilidir. Bu, kendi başına yeterli, şehircilik bakımından değerli, büyük bir ortaçağ şehrinin görüntüsüdür. Böylece, sembolik nitelikte de olsa, dindışı konulara da yer verilmiş olmaktadır.



İSPANYA’DA RÖNESANS SANATI

XVI. yüzyılın başlarında rönesans estetiği kısmen İspanyaya da ulaşmıştır. Ancak İspanyol mimarlık sanatı, İtalya rönesans mimarlığının yapılarda ahenk ve sadeliği arayan ilkelerini tümüyle uygulamamış, bu mimarlığın yalnız süsleme öğelerini alarak onları alabildiğine değişik dekoratif kalıplara dökme yoluna gitmiştir. Bu sitile, kuyumculuktaki süsleme tekniğine benzemesi nedeniyle, plateresk stil adı verilmiştir. Bir çok yapıtlar arasında, örneğin, Salamanca Üniversitesi bu stilde bir eserdir. Geometrik kalıplara dökülmüş bitki ve hayvan motifleriyle meydana getirilen karma süsler yapının bütün yüzlerini kaplamaktadır. Bu çok süslü stile karşı güneyde, Malaga ve Grenada katerrallerinde klasik stilin kuvvetli etkileri görülür. Bu yapıların planları basit ve ahenkli, süsleri korent düzenindedir. Plateresk stile karşı olan klasik stilin bir başka örnek eseri Madrit yakınındaki Escurial sarayıdır. Bu büyük yapıya mimar Juan Bautista başlamış, eseri Juan Herera tamamlamıştır. Bütün yapı sade ve sert bir görünüştedir. Planında simetri hakimdir. Süse yer verilmemiştir.

İspanyol heykeltıraşlığında, genellikle ve geleneksel olarak malzemede ağaca ve boyaya öncelik tanınmıştır. XVI. Yüzyılın büyük İspanyol heykeltraşı Alanso Berroquete (1486 – 1561) dir. Bu sanatçı birkaç kes İtalya’ya gitmiş, İtalyan mimarlık sanatını, Michelangelo ve Rosso’yu tanımıştır. İsmail’in Kurban Edilmesi ağaçtan heykel gurubu sanatçının tanınmış yapıtlarındandır.

El Greco Girit adasında doğmuş, İspanya’da çalışmıştır. El Greco’yu rönesans sanatı içinde ayrı bir tip saymak mümkündür.

Greco Bizans mozaik ve ikonlarında görünen uzun oranları benimsemiştir. Bu belki de Giritli olmasının doğal sonucudur.

1565 yılında Venediğe giden El Greco Tiziano’nun atölyesinde çalışmıştır. Bu çağın İtalyan manieristleri sanatçıyı etkilemiştir. Bizans sanatı verileriyle birleşen bu manierizm tümüyle özgün bir stil oluşturmuştur.

Sanatçının kompozisyonlarında figürlerin oranları abartmalı şekilde uzundur. Çizgiler, konturlar kıvrılır, bükülür, renkler kural dışı değişiktir. Grinin maviye çalan tonları öncelikle kullanılmıştır. Kırmızı, mavi ve sarı renkler lokal renkler halindedir. Geniş renk meplat’ları görülür.

Elgreco’nun ilk yapıtlarından olan Kutsal Üçlü İtalya gezisinin etkisini açıkça yansıtan bir kompozisyondur. Kompozisyonda bütün figürler İsa’nın etrafında toplanmıştır. Bu tür kompozisyon İtalyan klasik resim sanatının ve Michelangelo’nun temel kompozisyon ilkesine uyar. Michelanglo’nun Kutsal Âile kompozisyonu ile Elgreco’nun Kutsal Üçlü’sü benzeşmektedir. Ayrıca; ortadaki Baba – Oğul ikilisi de Michelangelo’nun Senpiyer Kilisesindeki Pietâ mermer heykel grubuyla karşılaştırılabilir. Elgreco, sonraları bu tüt kompozisyonu bırakmış, tablolarının öğelerini ayrı ayrı kampartıman denilebilecek bölümler ve planlar içinde göstermiştir.

1571 yılından itibaren Toledo şehrine yerleşen ve ölünceye kadar oradan ayrılmayan sanatçı koyu katolik İspanya’nın en mutaassıp insanlarını toplayan bu şehirde dinsel konulu bir çok eserler ve portreler yapmıştır. Sanatçının Toledo’daki San Tome kilisesinde bulunan Orgaz Kontunun Gömülmesi konulu eseri gerçekten ünlü bir yapıdır. Bu eserde Elgreco’nun bütün stil özelliklerini bulmak mümkündür. Bütünüyle ele alınırsa bu stil manierist dir. Sahne iki bölüme ayrılmıştır. Alt bölümdeki sahneyi, her biri bir portre gibi görünen kişiler doldurmaktadır. Sahnenin ortasında Kontun cansız vücudu göklerden o an için inen St. Stephanus ve St. Augustinus tarafından taşınmaktadır. Bu din ulularının giysileri zengin işlemeli ve çok gösterişlidir. Tablonun üst bölümü göklerde hareketli geçen bir sahneyi tasvir etmektedir. Klasik resim İtal6yan resim sanatı bu tür kompozisyonları tanımış ve uygulamıştır.

Sanatçının büyük kompozisyonları arasında çobanların secdesi, pantkot, Meryemin Göğe Çekilişi tablosu örnek olarak alınabilir. St. Andrea ve St. Frencesco ikili kompozisyonunda bu Azizlerin sert tabiatlı dindarlıklarını, engin duygusal yaşamlarını yansıtmış görmekteyiz. Her biri bir portre gibidir.

Bu tablodaki figürler abartmalı bir oransızlık göstermektedir. Jestler, el hareketleri çok anlamlıdır.

El Greco peyzaj resimleri, mitolojik konumlu tablolar ve bir çok portre yapılmıştır.

Toledo Şehrinin Görünüşü güzel bir peyzaj örneğidir.

FRANSA’DA RÖNESANS SANATI

Fransa’da XV. Yüzyılda gotik sanatının etkileri yaygın bir şekilde devam etmiştir.

Fransa Ortaçağın sonuna Katedraller Memleketi olarak kalmıştır.

Resim sanatı dua kitaplarındaki (Livres d’Heures) minyatürlerle doğmuş ve o yolda gelişmiştir.

XVI. yüzyılda FrancoisI zamanında mimarlık gelişmiş bazı şatolar inşa olunmuştur.

Chambort Şatosu, Fontainbleau Şatosu bu tür yapılardandır. Paris’deki Loure Sarayı bir çok eklerle genişletilmiştir. Bu sarayın Salon Carrê cephesi mimar Pierre Lescot ve heykeltıraş Jean Goujon’un ortaklaşa eseridir. Bu fasadda mimarlık ve heykeltıraşlık ahenkli bir biçimde kaynaştırılmıştır. Plastrlar, firizler, kornişler ve başlıklar yeni mimarlık öğeleridir.

Heykeltıraş Jean Goujon (1520 – 1564) un Paris’deki Fontaine desInnocents heykelleri, Louvre Sarayındaki Cariatide’leri sanatçının Rönesans klasik sanatını benimseyip uyguladığını gösterir.

FrancoisI İtalyan sanatçıları Leonardo da Vinci ve Andrea del Sarto’yu Paris’e davet ederek İtalyan resim sanatı ile ilişki kurmuştur. Böylelikle, resim sanatı dalında İtalyan etkisi yolu açılmıştır. İtalyan manierist resim sanatçılarından Rosso 1531, Pirimatice 1532 yılında Fransa’ya gelmişlerdir. Bu sanatçılar Fontainbleau manierist ekolünü oluşturmuştur. Aslında Fontainbleau Sarayı bir çok Avrupalı sanatçıların buluştuğu yer olmuştur. Değişik tekniklerle meydana getirilmiş bulunan Fontainbleau gravürlerinde manierist stil ile diğer stillerin ortaklaşa etkisi görülür. Resim sanatında manierist stil ile diğer eserlerde, özellikle kadın tasvirlerinde çizgiler zarif bir şekilde uzatılmıştır. Mitolojik konular oldukça erotik figürler haline getirilmiştir. Avcı Diana genç ve çıplak bir kadını avcı kılığında tasvir etmektedir. Diana klasik mitolojide av ve genç kızların koruyucu - tanrıçasıdır. Avcı kılığında ki bu kadının Kral HenriII’nin gözdesi Diane de Poitiers olduğu bilinmektedir. Figürde uzun alanlar ince ifade manierist sitilin özelliktedir. Tepidarium bir roma hamamının ılık ısılı bölümüdür. Bu tabloda tümüyle manierist stilde çıplak kadın figürleri görülmektedir.



Francois Clouet (1515 – 1572) İtalyan manierizmi izinde ve etkisinde bir Fransız resmi meydana getirmiştir. Sanatçının bir çok portre resimleri vardır. Kralçe Elizabeth d’Autriche’in portresi sanatçının anlamlı ve değerli yapıtlarındandır. Kraliçenin yüz ifadesinde incelik ve hüzün okunmaktadır. Resimde icra bakımından büyük bir seçkinlik, açıklık görülmektedir. Sanatçının FrancoisI portresi Kralın kişiliğini içtenlikle yansıtan, realist esperide bir eserdir.

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə