Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə11/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   7   8   9   10   11   12   13   14   ...   43

Kadın aşkından kuşku edildiğini görünce :

— Bari, diye bağırıyordu, birlikte geçireceğimiz kısa günlerde bari mutlu kılayım seni! Acele edelim; yarın belki senin olmam artık. Tanrı çocuklarımı elimden alarak ceza-landırırsa beni, yalnız seni sevmek için yaşamağa, bu cinayeti kendimin işlediğini görmeğe kalkışmam boş olur. Ben dayanamam bu acıya. Yaşamak istesem bile, gelmez elimden; deli olurum.

— Ah! Stanislas'm yakıcı hummasına tutulmağı isteyerek bana bunca iyilikte bulunduğun gibi, ben de ne olurdu senin günahını alabilseydim üzerime!

Bu derin ruh bunalımı Julien'i sevgilisine bağlayan duygunun yönünü değiştirdi. Aşkı güzellik önünde duyulan hayranlıktan, onu kendine köle etme gururundan yaratılmış değildi artık.

Mutluluktan pek üstün bir soydandı artık, içlerini yakan alev alabildiğine yükselerek güçlenmişti. Çılgınlıkla dolu coşkunlukları oluyordu. Mutlulukları başkalarınca daha engin gibi görünebilirdi. Ne var ki Bn. de Renal'm biricik korkusunun Julien tarafından sevilmemiş olmaktan ileri geldiği günlerde, aşklarının ilk günlerindeki mutluluğu, dumanı üstüne erinçliği, bulutsuz kıvancı, o duru havayı bulamadılar bir daha. Mutluluklarında kimi kez suç izi beliri-yordu.

En1 mutlu ve görünüşte en durgun anlarda, Bn. de Râ-

12T


nal, Julien'in büyülü bir davranışla elini sıkarak:

— Ah! yüce Tanrı! cehennemi görüyorum, diye.bağırıyordu. Ne korkunç işkenceler! Ben hak ettim doğrusu bunları.

Sarmaşığın duvara sarılması gibi sarılarak, Julien'i kollarında sıkıyor da sıkıyordu.

Julien bu coşkun ruhu dindirmeğe boşuna çalışıp çabalıyordu. Bn. de RĞnal onun elini tutuyor, öpücüklere boğuyordu. Sonra, yeniden karanlık bir hayale dalarak: «Cehennem, diyordu, cehennem bir lütuf olur bana; dünyada daha birkaç gün yaşayabilirim onunla, ama daha bu dünyada cehennem hayatı sürmek, yavrularımın ölümünü görmek... Hayır, belki böylece temizlenmiş olur günahım... Ah! yüce Tanrı! suçumu bu gibi ceza ile bağışlama hiç bana. Bu zavallı yavrular size karşı gelmedi hiç öyle; ben, ben ama bir ben suçluyum: bir adamı seviyorum nikâhlım olmayan.»

Julien Bn. de Renal'm artık görünüşte durgun anlar yaşadığını görüyordu. Kadm içine kapanıyor, sevdiği insanın hayatını karanlıklara boğmamak istiyordu.

Bu aşk, pişmanlık ve beğeni dalgaları içinde günler, onlar için şimşek hızı ile geçiyordu. Julien düşünme alışkanlığını yitirmişti.

Bn. Elisa Verrieres'deki küçük bir dâvasını yoklamağa gitti. B. Valenod'yu Julien'e karşı alabildiğine içerlemiş gördü. Kızcağız mürebbiden tiksiniyor ve sık sık sözünü açıyordu onun.

Bir gün B. Valenod'ya :

— Bayım, doğruyu söylesem, yakarsınız beni, dedi. Bu. gibi önemli işlerde baylar birlik olurlar kendi aralarında... Hizmetçi parçalan bağışlanmaz hiç...

İş olsun diye söylenen bu sözlerden sonra, B. Valenod'-nun sonsuz merakı kısa kesme hünerini gösterdi, özverliğini ayaklar altına alan şeyler öğrendi.

Altı yıl olanca hizmetle, hem herkesçe gürülerek ve bilinerek çevresinde dönüp durduğu, memleketin en kibar kadını, bu kadın; davranışları nicedir adamın yüzünü kızartan, bu kadar büyük burunlu kadın, mürebbi küığma girmiş bir işçi parçasını âşık olarak alsın. Bu yetmezmiş gibi:

128


de kimsesizler yurdu başkanını küplere bindirmek için, Bn. de Renal tapsın bu âşığa.

Oda hizmetçisi içini çekerek :

— Hem, diyordu. Bu Julien bu zafere erişmek için hiç zora sokmadı kendisini, Bayan'm kalbim kazanayım diye o her zamanki soğukluğu hiç bozmadı.

Elisa köyde şöyle böyle kuşku ediyordu ama, bu dalgalım çok önceden başladığını sanıyordu. Kanı tepesine çıkarak:

— Besbelli bu yüzden, diye ekledi, bu yüzden istemedi o zaman benimle evlenmeği. Ben de, a budala kadın, gidip Bn. de Renal'a akıl danışıyor, mürebbiye birşey söylesin diye rica ediyordum.

Daha o akşam B. de Renal ilden, gazetesiyle birlikte, evinde olanı biteni kendisine bütün ince noktasına kadar bir bir anlatan imzasız mektup aldı. Julien onun mavimsi kâğıda yazılmış bu mektubu okurken sarardığını ve kendisine kötü gözlerle baktığını gördü. Belediye başkanı bütün gece çatık kaşlarını hiç bozmadı, Julien ise Bourgogne'un soylu ailelerinin aslı astarı hakkında bilgiler sorarak boşuna yaltaklık edip durdu.

BÖLÜM XX

İMZASIZ MEKTUPLAR

Fazla öyle: yakar en güçlü andlar Sınırlamayın cümbüşleri Samanmış gibi kandaki ateş.. FIRTINA. (20)

Geceyarısma doğru salondan çıkılırken, Julien sevgilisine şunu demenin yolunu buldu :

— Bu gece buluşmayalım, kocanızın şüpheleri uyandı; içini çeke çeke okuduğu o koca mektubun imzasız bir mektup olduğuna kalıbımı basarım.

Julien, odasını iyi ki anahtarla kitlerdi. Bn. de Renal bu yol konuşmanın ancak kendisini görmemek için ileri sürülmüş bir yalan olduğu düşüncesine, delice düşünceye ka-

129

pildi. Aklını temelli yitirdi, her günkü saatte gene onun kapısına damladı. Sofada gürültü işiten Julien hemen lâmbasını söndürdü. Kapıyı açmak için uğraşılıyordu; gelen Bn. de Renal mı idi, yoksa kıskanç bir koca mı?



Ertesi sabah, Julien'i gözü kadar seven aşçı kadın, tutup erken erken kendisine, bir kitap getirdi ki kapağında, şu İtalyanca sözleri okudu : Guardate alla pagina 130.

Julie* ihtiyatsızlıktan titredi, yüz otuzuncu sahifeyi açtı ve burada çalakalem yazılmış, gözyaşları ile ıslanmış ve en ufak imlâ işaretleri bile taşımayan şu aşağıdaki iğne ile iliştirilmiş mektubu buldu. Bn. de Renal her zaman doğru yazardı, bu yanlıkiıktan Julien bozuldu ve korkunç ihtiyatsızlığı unutup gitti bir parça.

«Bu akşam beni görmek istemedin mi? Öyle anlar oluyor ki seni iyice anlayamadığımı sanıyorum. Korkutuyor bakışların beni. Korkuyorum senden. Yüce Tanrı! acep beni hiç sevmedin mi sen? öyle ise, varsın öğrensin kocam aşklarımızı, beni de köyde, çocuklarımdan uzakta, kapatsın ömrümün sonuna dek bir odaya. Belki böyle buyuruyor Tanrı Ölüp giderim yakında. Yalnız bir canavar olacaksın sen.

«Sevmiyor musun beni? Çılgınlıklarımdan, pişmanlıklarımdan usandın mı, a imansız? Beni perişan mı etmek istiyorsun? Sana kolay bir yol göstermedeyim. Git, bu mektubu göster bütün Verrieres'ye, daha doğrusu bir B. Valenod'-ya göster. De ki ona seni seviyorum de, yok hayır, böyle bir yalan uydurma, sana taptığımı, hayatın ancak seni gördüğüm gün söyle, başlamış olduğunu; gençliğimin o en delice günlerinde bile, sana borçlu olduğum mutluluğu hiç te aklıma getirmediğimi söyle; söyle hayatımı uğruna kurban ettiğimi, ruhumu saha adadığımı söyle. Bilirsin ki daha nicesini kurban etmekteyim sana.

«Fakat o adam, fedakârlık neymiş bilir mi sanki? Söyle ona, kızsın diye söyle ki bütün kepazelikleri kulak arkası ediyorum, söyle ki bence dünyada tek felâketi. Hayattan silinip gitmek, hayatımı kurban olsun diye vermek, çocuklarımdan yana korkmamak artık ne yüce mutluluk bence!

«Bundan kuşkun olmasın, a gözümün nuru, ortada imzasız bir mektup varsa bu, ata binip atlayışlarının, temiz

F.: 9

130


yürekliliğinin hikâyesini, bütün başarılarının upuzun masalını, boru gibi sesiyle, bana altı yıi böbürlenerek anlatan, o iğrenç adamdan gelmiştir.

«İmzasız bir mektup mu var ortada a hain?, Seninle tartışmak istediğim nokta işte; ama yok, iyi ettin. Seni, belki de son olarak kollarımda sıkarken, şu tek başıma bulunduğum anda yaptığım gibi, soğukkanlılıkla düşünemezdim hiç. Bu andan sonra mutlululğumuz kolay olmayacak artık öyle. Bir acı değil mi bu sizin için? B. Forque'den eğlenceli bir kitap almadığınız günler, belki. Olan oldu, ortada imzasız mektup olsa da olmasa da ben, yarından tezi yok kocama, imzasız bir mektup aldığımı, kibarca bir bahane bularak, seni temelli ailenin yanına göndermesini, gerekirse sana avuç dolusu para vermesini söyleyeceğim.

«Heyhat! a gözümün nuru, on beş gün, belki de bir ay birbirimizden ayrı kalmış olacağız! Evet, hak veriyorum sana, sen de acı çekeceksin bencileyin. Ama en sonu, bu imza-slz mektubun etkisini önlemenin tek yolu işte bu; kocamın aldığı, hem de benim hakkımda aldığı ilk mektup değil ki bu. Heyhat ne gülerdim bunlara!

«Davranışımın bütün amacı, mektubun B. Valenod'dan gelmiş olduğunu kocama düşündürtmektir; bu mektubu yazanın o olmadığına şüpheleniyorum. Evi bırakıp gidersen, Verrieres'ye yerleşmekten geri durma. Ben de ne yapıp eder, sersemlere onunla aramda soğukluk olmadığını göstermek için kocamın aklına orada on beş gün kalma düşüncesini sokarım. Verrieres'ye gittin mi, herkesle, liberallerle bile dostluk kur. Bütün bu kadınların seni biliyorum kıyı bucak arayacaklarını.

Sakın B. Valenod ile bozuşmağa kalkma, hani bir gün dediğin gibi, kulaklarını filân kesme; tam tersine ona güler-yüz tatlı dil göster. Önemli olan nokta, senin Verrieres'de, çocuklarının bakımı için Valenod'nun evine ya da herhangi bir yere kapağı atacağını sanmalarıdır.

«İşte kocamın dünyada razı olamıyacağı şey. Razı bile olsa, oh! bari Verrieres'de oturursun da, ben de gelip görürüm seni arasıra. Seni yürekten seven çocuklarım da görmeğe giderler seni. Yüce Tanrı! seni sevdiklerinden ötürü bunlar nasıl sona erecek?... Şaşırıp kalıyorum... Ne ise, nasıl

131

davranacağını anlıyorsun; nazik, kibar ol, sakın şu dağdan inme insanları horgörme hiç, bunu önünde diz çökerek istiyorum senden: kaderimizin yargıcı olacak onlar. Kocamın sana herkesin dediğine uyarak hakaret ettiğinden bir an olsun kuşku etme.



«İmzasız mektubu bana sağlayacak sensin; sabırlı ol da eline bir makas al. Göreceğin kelimeleri bir kitaptan kesip çıkar; sonra bunları, ucundan sana yolladığım mavimsi kâğıda zamkla yapıştır; bu kâğıt ta bana B. Valenod'dan gelmedir. Senin odanda da bir araştırma yapılacağını bil; kitabın kesmiş olacağın sahifelerini yak. Kelimeleri tam bula-mazsan, bu kelimeleri harf harf bir araya getirme çilesine katlan. Başına pek iş açmamak için, çok kısa yazdım imzasız mektubu! Ah! sen artık beni, korktuğum geldi ya başıma, sevmiyorsun, mektubum ne de uzun gelmiş olmalı sana!»

İMZASIZ MEKTUP

«Bayan,

«Bütün ufak tefek oyunlarınız belli gün gibi; yalnız bunların önünü almakta yararı olan kimselerin de burul-muştur kulağı. Size karşı azıcık dostluk beslediğim için söylüyorum, kendinizi o küçük köylüden iyice kurtarmanızı öğütlerim size. Bunu yapacak kadar aklınız varsa, kocanız aldığı haberin yalan olduğunu sanır, biz de onu bırakırız kendi havasına. Düşünün ki benim elimde sizin sırrınız; titre, ey sefil kadın, artık karşımda dosdoğru yürümek gerek.»



«Bu mektubu düzenleyen kelimeleri tek tek yapıştırmağı bitirir bitirmez (başkanın konuşma biçimlerini tanıdın mı?), çık evden dışarı, seni görürüm ben.

«Köye kadar gidecek ve oradan kızgın döneceğim, doğrusunu istersen çok heyecanlı olacağım. Yüce Tanrı! neieri alıyorum göze, bütün bunlarda bir imzasız mektup sezer gibi olduğumdan ileri gelmede. Uzun sözün kısası, tanımadığım birinin bana getirmiş olacağı bu mektubu kocama, yüzüm kederli kederli vereceğim. Sen, çocuklarla birlikte büyük korular yolunda gezmeğe çık, eve de ancak yemek zamanı dün.

«Kayaların doruğundan Güvercinlik kulesini görebilirsin. İşlerimiz yolunda giderse, ak bir mendil asarım oraya, işler tersin tersin giderse, hiçbir şey olmaz orada.

ya, işler tersin tersi ngiderse, hiçbir şey olmaz orada.

«A vefasız, bu gezintiye çıkmadan önce kalbin sana, beni sevdiğini söylemenin buldurmayacak mı yolunu? Ne olursa olsun, mim koy şuna: ölene dek sürecek ayrılığımıza ben bir gün bile dayanamam. Ah! Ne katı yürekli anayım ben! İşte yazdığım iki anlamsız kelime, canım Julien! Duymuyorum ben bu şeyleri; bu anda yalnız seni düşünüyorum, tek sen ayıplamış olmayasm diye yazdım bu sözleri. Şu seni-elden kaçırmak üzere olduğum anda, neye yarar doğruyu saklamak? Evet! ruhum sence merhametsiz sayılı ama taptığım erkek önünde yalan söylemeğe varmaz ki dilim! Hayatımda oldum olası çok aldatıldım ben. Bak, beni sevmesen bile bağışlarım seni. Mektubumu bir yol daha okumağa zamanım yok. Kollarında geçirdiğim tatlı saatler için hayatımı vermek hiçtir bence. Bu satırların bana ne pahalıya pat-lıyacağmı bilirsin.»

BÖLÜM XXI

BİR KOCA İLE KONUŞMA

Heyhat, zâfımızdır illeti, değiliz biz: Nasıl yoğrulmuşsak çünkü, öyleyiz biz.

ON İKİNCİ GECE (21).

Julien'in tam bir saat uğraşıp, kelimeler bulup buluşturması, bir çocuk gibi zevkli oldu. Odasından çıkarken, öğrencileri ile annelerine tesadüf etti; anne mektubu bir kolaylık ve rahatlığı delikanlıyı ürperden bir cesaretle aldı.

— Uçtaki zamk kurudu mu iyice? diye sordu. Delikanlı içinden: «Vicdan azabının bu mu böyle çılgına

çevirdiği kadın? diye geçirdi. Şimdiki tasarıları ne acaba?» Bunu sorma yolunda burnu çok büyüktü; yalnız, kadın ona, belki hiçbir zaman bu kadar hoş gelmemişti. Bn. de Renal aynı serinkanlılıkla:

— Bu iş sarpa sardı mı, diye ekledi, varımı yoğumu alırlar elimden. Götürüp dağda bir yere gömün şunu; günün günü tek gelir kaynağım bu olur belki.

Delikanlıya içi altın ve birtakım elmas dolu, al maroken kaplı, bir bardak kılıfı verdi.

133

— Gidin artık, dedi.



Çocuklarını kucaklayıp kucaklayıp öptü, en küçüğü iki kez bağrına bastı. Julien öylece duruyordu. Bn. de Renal ona bakmadan uzaklaştı hemen.

imzasız mektubu açalı beri, B. de Renal'm altüst olmuştu hayatı. 1816 yılında bir düello etmek zorunda kaldığından beri bu kadar sinirlenmemişti, hattâ, işin hakçası, o zamanlar bir kurşun yemek korkusu bile daha az üzmüştü onu. Mektubu evire çevire inceliyordu: «Bir kadın yazısı değil mi bu?» diyordu. Peki ama, hangi kadın yazmış bunu Ver-rieres'deki bütün tanıdığı kadınları bir bir aklına getiriyor, hiçbirinden kuşkulanmıyordu. «Yoksa bir erkek mi söyleyip yazdırdı bu mektubu. Kim ola bu erkek?» Burada gene o aynı kararsızlık doğuyordu; tanıyıp ettiklerinin çoğunca kıskanılır ve besbelli nefret edilirdi. Yuvarlanır gibi oturduğu koltuktan kalkarken, alışkanlıkla içinden: «Hele köroğ-luna bir danışman», dedi.

Ayağa kalkar kalkmaz, başını döverek: «Hey Tanrı'm! ded', daha çok karımdan çekinmeliyim; o şimdi düşmanım benim.» Artık, hırstan olacak, gözlerinden yaşlar boşandı.

Taşranın tüm temkinli bilgeliğini yaratan duygusuzluğun gerçek bir karşılığı olarak, şimdi, B. de Renal'm en çok kuşku ettiği adam, en candan dostu idi.

«Bunlardan başka, on dostum var belki daha»; dedi, her-birinden alabileceği avunç derecesini ölçüp biçerek, hepsini bir bir gözden geçirdi. Kıza köpüre: «Başıma gelen acı felâket hepsinin! ama hepsinin tereyağ sürecek ekmeğine!» diye bağırdı. Bereket, haksız olmayarak, çok kıskanıldığmı sanıyordu. ••'* kralının gece kalıp ölümsüz üne boğduğu, şehirdeki o güzelim konağından başka, Vergy'deki köşkünü de çok iyi düzenlemişti', önyüzü beyaza boyanmıştı, pencereler ise güzel yeşil pancurlarla donatılmıştı. Bir an bu göz ka-maştırıcılığı düşünerek oyalandı. Gerçek odur ki bu köşk, Üzerlerinde zamanın saçtığı çalımsız külrertgi görülen o tüm köy evlerinin daha doğrusu çevre yandaki o köşk bozuntularının alabildiğine zararına, üç dört fersah ötedeyen secile-biliyordu.

B.de Renal dostlarından bir'nin, kilise malları yönetim başkanının gözyaşlarını ve merhametini hesaplayabilirdi;

134

ama herşeye ağlayan bir budala idi bu. Bu adam gene de tek güvenebildiği insandı.



Kızarak: «Hangi felâket benzer benimkine! diye bağırdı; ne yapayalnız insanımsım ben!»

Gerçekten dert dökecek bu adam: «Olur mu! diyordu, olur mu, başıma gelen bu felâkette, akıl danışacak bir dostum olmasın? anlıyorum, çünkü aklım başımda değil!» ,Acı acı: «Ah! Falcoz olsaydı! Ah! Ducros olsaydı bari!» diye inledi. 1814 yılında azametli davranışları ile yanından uzaklaştırdığı iki çocukluk arkadaşının adları idi bunlar. Soylu değillerdi öyle ve çocukluktan beri yaşayıp gittikleri eşitlik havasını kendi bozmak istemişti.

Onlardan biri, akıllı ve yürekli insan, Verrieres'de kâğıt tüccarı, Falcoz, bölge başkentinden bir baskı makinası almış ve bir gazete çıkarmağa kalkmıştı. Rahipler kurulu adamı alaşağı etmeğe karar vermişti: gazetesi kapatıldı, elinden baskı işi yapma yetkisi alındı. Bu acı zamanlarda adamcağız, kalkıp on yıldır ilk olarak B. de Renal'a mektup yazmağı denedi. Verrieres belediye başkanı eski Roma'lı gibi karşılık vermeği iş saydı sanki: «Kralın başbakanı bana danışmak lûtfunda bulunursa ona bile şunu derdim: bütün taşra bakıcılarını gözlerinin yaşma bakmadan alaşağı ediniz, baskı işini de tütün gibi tekelleştiriniz.» B.de Renal, bir zamanlar bütün Verrieres'nin hayran kaldığı en yakın bir dosta yazdığı bu mektubu, bu mektubun sözlerini tüyleri diken diken hatırlıyordu. «Kim derdi ki yüksek, bunca parası pulu olan, bunca nişanlar almış bir adam olayım da, günün birinde bu biçim şeye gene de yüreğim yansın demek?» Bu sihir bunalımları arasında, hem kendine kıza ede, hem de çevresini saran millete veryansın ede ede, korkunç bir gece geçirdi; yalnız, bereket ki aklına, gidip karısını gözlemek düşüncesi gelmedi.

«Alıştım gittim Louis', diyordu, bilir o benim bütün işlerimi, yarından tezi yok bir daha evlenmede hür olsam onun yerini tutacak olanını bulamam ki.» Derken, karısının suçsuz olduğu düşüncesine kapılarak içi rahat ediyordu; bu görüş biçimi onu huyunu suyunu ortaya dökme zorunluluğuna sokmuyor ve onu daha da derleyip topluyordu şöyle; iftiraya uğramış kadın az mı görülür ki!

135

Sonra birden sarsıntılı bir adım atarak:



«Ey Tanrı! diye bağırıyordu, sanki bir hiç, sanki bir baldırı çıplak bir adammışım gibi, onun tutup beni dostu ile iki paralık etmesine razı olacakmışım demek! Olur mu bütün Verrieres benim sünepe oluşuma gülsün öyle katıla katıla? Charmier (memleketin göz göre göre aldatılmış bir kocası) için neler etmediler ki? Adı anıldı mı gülümseme olmuyor mu her dudakta? Adamcağız avukat olmasına avukat ama, kim onun söz söyleme sanatındaki değerini ölçüp biçiyor? Ah! Charmier! deniyor, Bernard'm Charmier, onu namusunu iki paralık eden herifin adı ile anıyorlar.»

B. de Renal kimi anlar içinden:

«Tanrı'ya şükür, diyordu, hiç kızım yok, analarına vereceğim ceza yavrularımın durumuna hiçbir kötülük getirmez; karımla şu köylü parçasını bir arada yakalayabilir, haklayabilirim ikisini de; işin kanlı tarafı, belki gülünç tarafını yok eder böylece.» Bu düşünce onu gülümsetti; düşüncenin olanca püf noktaları üzerinde durdu. «Ceza Kanunu benden yanadır, hem, ne olursa olsun, bizim rahipler kurulu ile jürideki bütün dostlarım kurtarırlar beni.» Pek keskin olan av bıçağını inceledi; ama kan dökme düşüncesi korkuttu zavallıyı.

«Bu küstah mürebbiyeye güzel bir sopa çekip atabilirim kapı dışarı; fakat Verrieres'de ve hattâ bütün ilde artık bir kızılca kıyamettir kopar! Falcoz'un gazetesi kapatıldıktan sonra, başyazarı cezaevinden çıkınca, altı yüz franklık işinden olmasına ben neden oldum. Bu yazar bozuntusunun yeniden Besançon'da gözükmeğe cesaret ettiğini söylüyor, beni düpedüz tefe koyabilir, o kadar ki onu mahkeme önüne çıkartmak imkansızlaşır!... Onu mahkeme karşısına çıkartmak ha! ...Bin dereden su getirerek doğru söylediğini ileri sürer küstah. Bencileyin soyu sopu belli, asîl bir adam bütün ayak takımının düşmanıdır. Paris'in o kepaze gazetelerinde görüleceğim; ey Tanrı'm! Ne uçurum! Bunca yıllık Renal adını çirkef batağına düşmüş görmek... Yola çıkacak olsam, adımı değiştirmeliyim; ah! Şerefimle kudretimi yaratan bu adı bırakmak. Ne acı sefalet!»

«Karımı öldürmez de, ele güne kepaze ederek kovarsam evden. Besançon'da teyzesi var, varını yoğunu kendi eliyle

136


verir ona. Karımın da gidip Julien'le birlikte yaşar Paris'te; bu Verrieres'de öğrenilir, gene topun ağzına gelirim ben.» Bu zavallı adam, ancak o zaman lâmbasının soluk ışığından, tanyerinin ağarmağa başladığını gördü. Az serin hava alayım diye bahçeye çıktı. O anda, bir rezalet Verrieres'deki yakın dostlarının ekmeğine yağ sürer düşüncesi içinde, hemen hemen hiç rezalet çıkarmamağa karar vermişti.

Bahçede dolaşma yüreğine su serpti biraz. «Hayır, diye inledi, karımdan dünyada ayrılmam, o çok işime yarıyor benim.» Evinin karısı olmayınca ne duruma geleceğini tüyleri diken diken getirdi gözünün önüne; akraba diye bir Markiz de R... vardı, o da pinpon ve geçimsiz bir kadındı.

Aklına pek özlü bir düşünce geldi, ama bunu uygulamak zavallı adamın içinde taşıdığından çok daha üstün irade gücü istiyordu. Karımı alıkoyacak olursam, dedi, ben bilirim kendimi, günün birinde, sabrımı taşırdığı bir anda kalkar, suçunu olduğu gibi vururum yüzüne. Mağrurdur, gireriz birbirimize, hem de teyzesinin mirasına konmadan önce olur bütün bunlar. O zaman, ne alay ederler benimle! Karım çocuklarını sever, son sonu herşey onların eline geçer. Ama ben, ben de dillere destan olurum Verrieres'de. Bak, derler, öc almağı bile becerememiş karısından derler! Kuşkularımı içimde saklamak ve işi pek öyle kurcalamamak daha yerinde olmaz mı? O zaman da elimi kolumu bağlar, kendisine artık hiçbir şey diyemez olurum.»

Yaralı gururundan yüreği oynayan B. de Renal, b'raz sonra, Verrieres'deki Casino'nun (22) ya da Kibar Kulüp'ün bilardosu başında, bir çalçenenin boynuzları yaldızlamış bir kocanın zararına veryansın etmek üzere ipe saap gelmez sözler söylediğinde, her kafadan çıkan sözleri hatırlıyordu acı acı. Bu alaylar, şimdi, ne insafsız geliyordu kendisine.

«Tanrı'm! keşke ölmüş olsa karım! o zaman gülünç olmazdım. Ne demeğe dul kalmadım! Paris'e gidip altı ayımı en gözde salonlarda geçirirdim.» Dul kalma düşüncesinin verdiği bu mutluluk anından sonra, aklı gene gerçeği arama yollarına takıldı. Millet uyuduktan sonra, geceyarısı, Ju-lien'in odasının kapısı önüne hafiften kepek dökerdi: ertesi sabah, gün ışırken, ayakların izini görürdü.

Birden kızıp köpürerek: «Ama bu iş beş para etmez,

137

ye bağırdı, şu kaltak Elisa bunu görür, artık evde herkes anlar o saat kıskanç olduğumu.»



Casîno'da anlatılmış bir başka hikâyede ise bir koca, bir parça balmumu ve bir tel saçla karısının kapısını ve sevgilisinin kapısını sanki mühürleyerek kuşkusundan yana rahata ermişti içi.

Bunca heyecanlı saatten sonra, kaderini ışıklandıran yol ona besbelli iyi geliyordu hepsinden, bunu yapmağı düşünüyordu ki, bir yol kıvrımında, ölmesini istediği karısına ilişti gözü.

Kadın köyden dönüyordu. Vergy kilisesindeki töreni dinlemeğe gitmişti. Safsataya kulak vermeyen bilgenin gözünde pek önemsiz sayılan, ama kadının iman ettiği bir söylentiye göre, bugün kullanılan kilise, bir zamanlar Vergy derebeyinin şatosunun kilisesi imiş. Bu düşünce bu kilisede dua' ederek geçirdiği bunca saat Brj.de Renal'ı etkisi altına aldı. Avda, Julien'i sanki kaza eseri öldürüyor, sonra da yüreğini kendisine yediriyor diye düşünüyordu kocasını durmadan (23).

«Sonumun neye varacağı, onun beni dinlerken edineceği düşünceye bağlı, diyordu. Şu belâlı bir çeyrek saatlik konuşmadan sonra, artık ne olsa konuşma fırsatı bulamam onunla. O düşünceli ve mantıkla iş gören insan değil. Ben, şu yarım aklımla, onun ne yapacağını ya da ne diyeceğini kestirebilirim şimdiden. İkimizin kaderini de o çizecek, onun elinde bu. Fakat bu durumun neye varacağı benim ustalığıma, öfkesinin körleştirdiği, olup bitenlerin yarısını bile görmekten alıkoyduğu, bu kuşkulu adamın düşüncelerini yönetme sanatına bağlı. Ulu Tanrı! ben ustalığa, serinkanlılığa susamışım, nereden bulayım bunları artık?»

Bahçeye girip te kocasını uzaktan görür görmez büyülenmiş gibi rahata erdi içi. Saçları ile darmadağın elbiseleri adamın gece uyumamış olduğunu gösteriyordu.

Bn. de Renal kocasına zarfı açılmamış ama katlanmış bir mektup uzattı. B. de Renal, kâğıdı açmadan, deli gözlerle karısına bakıyordu,

Kadın:

— İşte alçakça bir iş, dedi sizi tanıdığını ve size minnettar kaldığını söyleyen, rezil herifin biri, noterin bahçesi-



138

nin arkasından geçerken tutuşturdu bu mektubu elime. Size birşey diyeyim mi, şu B. Julien'i, hemen, ana - babasının yanma gönderirsiniz.

Bn. de Renal, konuşmak gibi zorlu ödevden yakasını kurtarmak için, bir an önce bu sözü söylemekte tez davrandı belki de.

Bu yol konuşmanın kocasını sevindirdiğini görünce kendi de sevinç duydu. Kocasının kendi üzerine çevirdiği bakışının keskin oluşundan, Julien'in doğru keşfetmiş olduğunu anladı. Bu pek yerinde acıya üzülüp edeceği yerde, içinden: «Ne zekâ, dedi ne keskin görüş! hem de henüz dünyanın kaç bucak olduğunu bilmeyen bir delikanlı olduğu halde! O bu gidişle nerelere yükselmez ki? Heyhat! O zaman da başarıları öylesine üstün olur ki unutur bile beni.»



Dostları ilə paylaş:
1   ...   7   8   9   10   11   12   13   14   ...   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə