Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə9/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   43

101

Julien'e gelince, kadın silâhının bu müthiş parçalarına hiç bir zaman bu kadar yakın olmamıştı. «Paris'te bile, diyordu, daha güzel birşey bulunması imkânsızdı!» mutluluğunda karanlık hiçbir nokta göremiyordu artık' Çoğu zaman sevgilisinin içten hayranlığı ve hemen bir o kadar da gülünç kılan boş düşünceyi unutuyordu, öyle anlar oldu ki, ikiyüzlülük alışkanlıklarına rağmen, birçok ufak tefek töreyi bilmediğini, kendisine hayran kalan bu kibar kadına itiraf etmekten sonsuz bir beğeni bile duyuyordu. Sevgilisinin sınıfı sanki onu da yükseltiyor gibi idi. Bn. de Renal, o da, herkes tarafından günün birinde pek yükselecek gözüyle bakılan bu akıl küpü delikanlıyı, birçok ufak tefek konuda böyle aydınlatmakta, iç nazların en güzelini buluyordu, ll-çebay ile B. Valenod bile onu takdir etmekten kendilerini alamıyorlardı; kadına daha az budala gibi görünüyorlardı. Bn. Derville'e gelince, aynı duyguları duymaktan çok uzaktı. Sezer gibi sandığı şeyden umutsuzluğa kapılarak, yerli yerinde öğütlerin, artık aklı başından giden bir kadına ağır geldiğin de görerek, sorulması beklenen bir açıklama bile vermeden Vergy'yi bırakıp gitti. Bn. de RSnal buna bir hayli gözyaşı döktü ama, o saat mutluluğunun büsbütün çoğaldığını sanır gibi oldu. Bu gidişten sonra sevgilisiyle hemen her gün başbaşa kalabiliyordu.



Julien sevdiceğinin sıcak köşesine can atıyordu. Öyle ya, her uzun boylu yalnız kalışında, Fouque'nin uğursuz teklifi gene canını sıkmağa başlıyordu. Bu yeni hayatın ilk gün-lerinde, Öyle anlar oldu ki, ömründe sevmemiş, kimsece ömründe sevilmemiş delikanlı, senli benli olmaktan o kadar hoş beğeni duyuyordu ki, az kalsın o zamana kadar varlığının bile özü olmuş olan yükselme tutkusunu Bn. de Renal'a açacaktı. Fouque'nin teklifinin kendisine verdiği garip heves hakkında ona akıl danışabilmeği istedi, ama küçük bir olay olanca iyi dileğe set çekti.

102


BÖLÜM XVII

BAŞMUAVİN

Ey, bu sevdanın bahan ne de benzersin Bir Nisan gününün o gelgeç ihtişamına; Göstermede şimdi güneşin güzelliğini engin Ve az sonra bir bulut sarmadadır hepsini! VERONATI ÎKI GENÇ (II).

Bir akşam güneş batarken, yemiş bahçesinin dibinde, can sıkıcı insanlardan uzakta, sevdiceğinin yanı başına oturmuş, derin derin hayal kuruyordu. «Böyle tatlı anlar, diye geçiriyordu içinden, acep hep sürer mi?» Ruhu bir durum almanın güçlüğü ile dolup taşıyor, çocukluğu sona erdiren ve az zengin gençliğin ilk yıllarını bozan bu umutsuzluk yüklü büyük acıyı düşünüyordu.

— Ah! diye inledi, Napoleon doğrusu Fransız gençlerine Tanrı'ca gönderilmiş insandı! Kim tutacak onun yerini ki? Hali vakti benden kat kat yerinde olan, iyi bir öğrenim görmek için gerekli birkaç kuruşun dibine darı eken, yirmi yaşında bir adam satın almağa ve bir işte sivrilmeğe pek öyle paraları pulları olmayan zavallılar, ne yapacaklar o olmayınca; 12).

Derin bir ah çekerek ekledi:

— Ne yaparlarsa yapsınlar, bu kötü anı bizim ölene dek mutlu olmamıza ket vuracak ya!

Bn. de Renal'm kaşlarını çattığını gördü birden, kadın soğuk ve mağrur bir durum takındı; bu yol düşünme ona bir uşağa özgüdür gibi geliyordu. Kendisinin alabildiğine varlıklı olduğu düşüncesi ile yetişmiş bulunduğundan, Julien de öyledir gibi geliyordu ona. Delikanlıyı kendi hayatından kat kat fazla seviyor ve hiçbir para konusuna önem vermiyordu.

Julien bu yol düşünceleri sezmekten uzaktı. Bu kaç çatış onu gene kendine getirdi. Sözünü değiştirmek ve bahçe kanepesinde hemen yanı başına oturmuş bulunan kibar ka-

103


dma, az önce söylediği sözleri, yolculuğunda dostu odun tüccarından işitmiş olduğunu anlatmak için bir hayli kurnazlık gösterdi. Dinsizlerin mantığı imiş bu güya.

Bn. de Renal, birden, en coşkun yakınlık izinin yerini alan o buz gibi duruşu gene de elden bırakmadan:

— Tuhaf şey! Bu gibi adamlara karışamazsınız artık siz, dedi.

Bu kaş çatışı, daha doğrusu ihtiyatsızlığının pişmanlığı, Julien'i alıp götüren hayalle dolu ilk yenilgi oldu. îiçinden dedi ki: «Bu kadın iyi ve merhametli, benden alabildiğine hoşlanıyor, ama o düşman ülkede yetişmiş. îyi bir öğrenim gördükten sonra, bir mesleğe kapağı atmak için pek öyle avuç dolusu parası olmayan delikanlılar bu sınıfın en korktuğu kişiler olmalıdır. Onlarla çarpışmak için elimize aynı silâhlar verilmiş olsaydı, bu soylu kişilerin acep nice olurdu halleri! Ben ,söz gelişi, Verrieres belediye başkanı olsam, hani her dalganın altından kolayca kalkan, B. de Renal gibi de namuslu olsam! Papaz muavinini de, B. Valenod'yu ve bütün dalaveralarmı da bir bir yok ederdim ortadan! Verrie-res'de ne adalet olurdu! Onların beni korkutan kabiliyetleri de yok. Durmadan bocalıyorlar.»

Julien'in mutluluğu, o gün, kat kat üstün olabilirdi. Yalnız bizim kahramanda içten olma cüreti yoktu. Savaşa girişme cesaretini göstermesi gerekti, hem de hemen girişmek! Bn. de Renal Julien'in sözünden deliye dönmüştü, çünkü kendi sınıfından insanlar Robespierre yönetiminin daha çok aşağı sınıflardan, ama iyice okuyup yazmış gençlerin yüzünden geri gelmiş olacağını söylüyorlardı durmadan. Bn. de Renal'm soğuk duruşu bir hayli sürdü, Julien'e dokunur gibi oldu bu. Kendisine böyle düpedüz tatsız birşey söylemiş olmak korkusu kötü kaçar diye nefretini önlüyordu. Yakasını sıkıcı insanlardan kurtarıp da mutlu olduğunda o pek duru ve temiz görülen yüz çizgilerinde bu üzüntü olduğu gibi belirdi.

Julien bundan böyle hülyaya dalmağa cesaret edemedi. Daha durgun ve daha az başı dumanlı idi, Bn. de Renal'ı gidip odasında görmenin ihtiyatsızlık olduğunu düşündü. Onun kendi odasına gelmesi daha yerinde olurdu; bir uşak bizim-

104

kinin evde koştuğunu görünce, bu yürüyüşü birbirinden ayrı bin türlü anlam açıklayabilirdi.



Gel gör ki değişikliğin de kendine göre sakıncaları vardı. Julien Fouque'den, din öğrencisi olarak, hiçbir zaman bir kitapçıdan isteyemiyeceği kitaplar almıştı. Bunların yüzünü ancak geceleri açabiliyordu. Çoğu zaman bir ziyaretçi tarafından rahatsız edilmemiş olmak istiyordu, ziyaretçiyi beklemek, yemiş bahçesindeki o küçük olaydan önce olsaydı, bizimkini kitap okumaktan uzak tutardı.

Bn. de Renal'm sayesinde kitapları yepyeni bir biçimde anlayabiliyordu. Kadına bir yığın ufak tefek konu üzerinde sorular sormağı göze almıştı, bunları bilmemek, doğuştan gelme zekâsı ne olursa olsun, kibarlar âlemi dışında doğmuş bir gencin anlayışını düpedüz durdurur.

Pek toy bir kadın tarafından, kendisine verilmiş bu sevda eğitimi, bir mutluluk oldu. Julien kibarlar âlemini tam bugünkü gibi görmeğe başladı. Kibarlar âleminin eskiden, iki bin yıl önce, ya da pek pek altmış yıl önce, Voltaire ve Louis XV döneminde ne biçim olduğunu öğrenmekle zihni hiç de körleşmemişti öyle. Anlatılmaz bir sevinçle, gözlerinin önünden bir perdenin sıyrılıp kalktığını gördü, son sonu Verrie-res'de olup biten şeyleri anladı.

Besançon ilbayı yanında, iki yıldır çevrilen o pek dallı budaklı dalaveralar, ilk ağızda çıktı ortaya. Bunlar Paris-ten gelme, en tanınmış kişilerin kaleminden çıkma mektuplardan güç almıştı. B. de Moirod'nun, bu memleketin en dinî bütün adamının, Verrieres belediye başkanının ikinci değil, başmuavini olması söz konusu ediliyordu.

Rakip diye karşısında, ne yapıp yapıp ikinci muavinliğe indirilmesi gereken bir fabrikatör vardı.

Julien memleketin yüksek sosyetesinin gelir B.de Renal* in evinde yeme kyediği zaman, kimi kez yakaladığı o iki-cikli sözleri anladı en sonunda. Bu üzerine toz kondurulmayan sosyete, şehrin geri kalanının, hele liberallerin varlığını bile bilmedikleri bu başmuavin seçimi işi ile iyice ilgilenmişti. Bu işi önemli kılan nokta, herkesin bildiği gibi, koca Verrieres caddesinin doğu kesiminin dokuz ayaktan fazla genişletilmesi gereği idi, bu cadde ana yol olmuştu çünkü.

105

Şimdi, yıkılması gerekli üç evi nsahibi B. de Moirod, başmuavin olursa, hele B. de Renal milletvekili seçilmiş olduğunda, belediye başkanlığına geçerse, gözlerini yumar, ana yol üzerinde bulunan evlere, uluorta ufak tefek onarımlar konulmakla yetinilir, böylece,, de evler, yüz yıl kullanılırdı daha. B. de Moirod'nun ün salmış sofuluğuna ve yüksek merhametine rağmen, onunla anlaşmağa yemin billâh ediyorlardı, çünkü çoluk çocuk babası insandı bu. Yıkılması gereken evler arasında, dokuzu da Verrieres'in en ileri gelen kişilerinin malı idi.



Julien'e göre, bu dalavera, Fouque'nin kendisine göndermiş olduğu kitaplardan birinde adına ilk tesadüf ettiği Fon-tenoy savaşı tarihinden çok daha önemli idi. Akşamları papazın evine gitmeğe başladığı o beş yıldan bu yana Julien'i deliye döndüren şeyler vardı. Ama din bilimine çalışan bir öğrencinin başlıca özellikleri arasında sır saklama ve burnunu her işe sokmama olduğundan, sorular sormağa bir türlü yanaşamamıştı.

Bir gün, Bn. de Renal, Julien'in düşmanı, kocasının da oda uşağı olan adama bir buyruk veriyordu.

Bu adam tuhaf tuhaf:

— Ama, Bayan, bugün ayın son cuması, diye karşılık verdi.

Bn. de Rânal:

— Gidiniz, dedi. Julien:

— Allah Allah! diye atıldı, eskiden kilise olan, şimdi gene kilise haline getirilen o ot deposuna mı gidecek; peki ama ne yapacak ki orada? İşte şu bir türlü çözemediğim sırlardan biri.

Bn. de Renal:

— Bu pek uğurlu, ama pek garip bir toplantı, diye karşılık verdi; buraya kadınlar alınmaz; bu konuda benim bildiğim şey burada herkesin senli benli konuştuğudur' Söz gelişi, bu uşak oraya gidip B. Valenod'yu bulacak, o pek kibirli ve düpedüz budala adam da Ermiş - Jean'm kendisine sen demesine hiç oralı olmayacak, bir de kalkıp aynı biçimde karşılık verecek ona. Orada ne yapıldığını öğrenmek isterseniz, ben bir B.de Maugiron'a ve B. Valenqd'ya sorayım. 93

106


yılı Terreur'ü yeniden ortalığı kasıp kavurursa, günün birinde bizi boğazlamasınlar diye her uşağa yirmi frank veriyoruz.

Zaman uçup gidiyordu. Sevdiceğinin güzelliklerini gözünün önüne getirme Julien'i yükselme tutkusundan alıkoyuyordu. Ona gamlı ve akıllıca konulardan söz açmamak zorunluluğu, kendisi bile sezmeden, kadına borçlu olduğu mutluluğu ve kadının kendi üzerinde yarattığı egemenliği çoğaltıyordu.

Çok akıllı çocukların varlığının onları ancak soğuk soğuk konuşma zorunda bıraktığı anlarda, kadına sevgi saçan kıvılcımlı gözlerle bakan Julin, onun kibarlar âlemi üzerinde söylediklerini, süt dökmüş kedi gibi dinliyordu. Bir yol yapımı ya da bir alım satım konusu hakkında, birkaç tilkice hileyi sayıp dökerken, Bn. de Renal'm aklı kendinden geçercesine birden karışıyor, Julien de ona çıkışmak zorunda kalıyordu, kadın delikanlıyı kendi oğlu gibi sevdiği sanısına kapılıyordu. Kibar bir çocuğun daha on beş yaşında öğrendiği bir yığın önemsiz konulara durmadan sâf sâf karşılık vermiyor muydu? Bir an sonra delikanlıya, üstadı imiş gibi hayran kalıyordu. Zekâsı ürpertiyordu onu; bu genç rahipte her gün yarının büyük insanını görür gibi oluyordu düpedüz. Onu papa görüyor, Richelieu gibi başvekil diye görüyordu.

— Acep ben senin ünlü bir insan olduğunu görecek kadar yaşayacak mıyım? diyordu Julien'e, büyük bir adam olmak için alan boş; krallığın olsun, dinin olsun büyük insanlara ihtiyacı var. Bizim baylar her gün şöyle demede: «Bir Richelieu özel yargı selini durdurmazsa, herşey mahvoldu demektir.»

107

BÖLÜM XVIII



VERRİERES'DE BİR KRAL

Siz, halktan birinin, ruhsuz, artık damarlarında kan kalmamış bir cesedi gibi oradan oraya fırlatılmaktan başka bir şeye yaramaz mısınız?

Ermiş - element kilisesinde, PİSKOPOSUN SÖYLEVİNDEN.

Üç Eylül günü, akşamın saat onunda, bir jandarma ana caddeyi dört nala geçerek bütün Verrieres'yi uyandırdı; Majeste kralının ertesi pazar günü geleceği haberini ulaştırıyordu, o gün salı idi. îlbay bir muhafız bölüğü kurulmasına izin, daha doğrusu buyruk veriyordu; elden gelen olanca özgü gösterilmeli idi. Vergy'ye bir ulak gönderilmiş oldu. B. de Renal gece geldi ve bütün ili heyecan içinde buldu. Herkesin kendine göre savları vardı; işi en az tıkırında olanlar bile kralın gelişini görmek için balkonlar kiralıyorlardı.

Muhafız bölüğünü kim yönetecekti? B. de Rânal, yıkılması söz konusu edilen evlerin sahiplerine yararı dokunacağından, bu işi B. de Moirod'nun üzerine almasının yerinde olduğunu gördü hemen. Başmuavinlik yerine geçme bakımından bu iş basamak olabilirdi. B. de Moirod'nun sofuluğuna diyecek söz yoktu, bağlılık her biçim karşılaştırmanın üstünde idi ama adamcağız, ömründe ata binmemişti. Otuz altı yaşında, her işten çekinen hem attan düşmekten ve hem de gülünç olmaktan ödü kopan bir insandı.

Belediye başkanı onu daha saat sabahın beşinde çağırttı.

— Görüyorsunuz ya, Bay, bütün namuslu kimselerin s1--ze lâyık gördükleri makamı sanki nicedir dolduruyormuşsu-nuz gibi, düşüncelerinizi anlıyorum. Bu bahtıkara şehirde küçük fabrikalar ilerliyor, liberal partisi, milyoner oluyor, iktidara göz dikiyor, herşeyi silâh diye kullanmasını bilecek.

Kralın, krallığın, herşeyden önce de kutsal dinimizin yararını göz önüne aldım. Siz, muhafız bölüğü kumandanlığına kimi acep uygun görüyorsunuz, Bay?

108

At kendisini çok korkuttuğu halde B. de Moirod, en sonunda bu işi bir kurban gibi kabullendi. Belediye başkanına: «Yüzünüzü ağartacağım», dedi. Ancak yedi yıl önce hanedandan bir prensin buradan geçtiğinde kullanılan üniformaları düzeltmeğe pman kalıyordu.



Saat yedide, Bn. de Renal yanında Julien ve çocuklar olduğu halde Vergy'den geldi. Partilerin birleşmesini diline dolayan, kocalarına muhafız bölüğünde bir iş verdirmesi için kocasını kandırsın diye yalvarıp yakaran liberal partisi bayanları ile tıklım tıklım dolu buldu salonu. İçlerinden biri, kocası seçilmedi mi acıdan tatlı canına kıymış olacağını ileri sürüyordu. Bn. de Renal bütün bunları o saat başından savdı. Bin tarakta bezi var gibi görünüyordu.

Julien, kadının rahatını kaçıran düşüncesine bir sır gibi saklamasından hayrete düştü ve daha çok kızdı. İçinden acı acı: «Bunu sezmiştim, diyordu, bir kralı evinde karşılamanın mutluluğu karşısında sevgisi solda sıfır kalıyor. Bütün bu gürültü patırtı gözlerini kamaştırmış. Kendi sınıfının düşünceleri aklını başından almayınca gene sever beni.»

Tuhaf şey, delikanlı bu yüzden onu daha da sevdi.

Yorgancılar evi doldurmağa başlıyordu, delikanlı ona bir çift söz söyleme fırsatını uzun zaman kollayıp durdu ama boşuna. Son sonu onu, kendi odasından, Julien'in odasından elinde elbiselerinden biri olarak çıkarken buldu. Yalnızdılar. Onunla konuşmak .istedi. Kadın dinlemeğe yanaşmadan kaçtı. «Böyle bir kadını sevdiğime ne aptallık ediyorum, büyüklük tutkusu onu da kocası kadar deliye çeviriyor.»

Kadının gözü kocasından daha yüksekte idi, gücendirmekten korktuğu için, Julien'e bir türlü açamadığı büyük isteklerinden biri, onu bir gün olsun, sırtından o kara cübbe-sini çıkarıp atmış olarak görmekti. Böylesine temiz bir kadına göre gerçekten şaşılacak bir kurnazlıkla, Julien oldukça zengin fabrikacı oğullarına, hiç değilse ikisi örnek olacak derecede sadık olan, beş altı delikanlıya tercih edilerek muhafız bölüğüne alınsın diye, önce B. de Moirod'yu, sonra da ilçebay Maugiron'u elde etti. Arabasmı ilin en güzel kadınlarına vermeği ve tığ gibi Normandia atlarını hayran bıraktırmağı kafasına koyan B. Valenod, atlarından birini Julien'e en çok yaka silktiği insana vermeğe gönlü yattı. Fakat mu-

109


jhafız bölüğünün hepsinin gök mavisi renginde, altı - yedi yıl önce pırıl pırıl parlayan güneşten sırma apoletli güzelim alay üniformaları vardı ya da bu üniformalardan, bi-jisini ödünç almışlardı. Bn. de Rönal, yeni elbise istiyor, Be-sançon'a adam yollamak, üniformalı elbiseyi, silâhları, şapkayı, uzun sözün kısası, bir muhafız bölüğü gönüllüsüne yaraşır herşeyi getirtmek için de geriye ancak dört gün kalıyordu. İşin garip yönü de, Julien'in elbisesini Verrieres'de yaptırmağı ihtiyatsızlık sayıyordu. Bu işe delikanlının olsun, şehrin olsun şaşıp kalmasını istiyordu.

Muhafız bölüğünün hazırlanmasından ve artık son bulmuş genel düşünceden sonra belediye başkanı, büyük dinsel bir törenle uğraşmağa başladı, ••* kralı şehirden bir fersah-çık ötede, Brey-le-Haut'da bulunan Ermiş-Clement'in ünlü türbesini ziyaret etmeden Verrieres'den gitmek istemiyordu. Bir sürü rahip bulunması gerekiyordu, yapılacak en belâlı iş demekti bu; yeni papaz, B. Maslon, B. Chelan'in gelmesine ne olursa olsun engel olmak istiyordu. B. de Renal bunun tedbirsizlik olacağmı ona tekrar tekrar anlattı ama, bokuna. Ataları uzun zamandır bölgenin yöneticileri olan B. le marki de La Mole de, •*• kralının yanına katılmakla görevlendirilmişti. Kendisi papaz Chelan'ı otuz yıldır tanırdı. Verrieres'e ayak basar basmaz ille de onun halini hatırını soracaktı, işinden çıkarılmış olduğunu işitirse, yanında bulundurduğu bütün erkânla birlikte, papazın çekildiği evciğe gidip onu yoklayacak insandı. Ne tokat olurdu bu!

Papaz Maslon:

— Benim alayda olursa, burada da, Besançon'da da yerin dibine geçerim, diye karşılık veriyordu. Aramıza bir jan-senist mi girsin, aman Allah!

B. de Renal:

— Siz ne derseniz deyin, sayın rahibim, dedi, ben Ver-rleres yönetimini B. de La Mole'un bir hakaretine uğrata-mam. Tanımazsınız siz onu, sarayda olunca yerli yerinde düşünür; ama burada, taşrada, herkesi yeren, alaycı, sırf insanları dara sokmağa çalışan huysuz bir adamdır. Sırf gönül eylendirmek için bizi tutar, liberallerin gözü önünde, kepaze edebilir.

110

Papaz Maslon/un kibri, üç günlük soruşturmadan sonra, ancak cumartesiyi pazara bağlayan gece, belediye başkanının cesarete dönen korkusu karşısında yok oldu. Yaşı ve hastalıkları engel olmazsa, Brayle-Haut'daki türbenin törenine katılması için, papaz Chelan'a usturuplu bir mektup donatıldı. B. Chelan diyakos yardımcısı olarak kendisine eşlik etmesi gereken Julien için de bir çağrı istedi ve aldı.



Pazar sabahı erkenden, komşu dağlardan akm edip gelen binlerce köylü, Verrieres sokaklarını doldurdu. Ortalık alabildiğine günlük güneşlikti. En sonu, saat üç sularında, Verrieres'den iki fersah ötedeki bir kayanın doruğunda büyük bir ateşin yakıldığı görüldü. Bu işaret kralın bölge sınırına girdiğini bildiriyordu. Bütün çanların sesi ve şehirde bulunan, eski bir İspanyol topunun doldurulup doldurulup ateş etmeleri bu mutlu olay karşısındaki kıvancı hemen belli etti. Halkın yarısı damlara çıktı. Bütün kadınlar balkonlara üşüştü. Muhafız bölüğü yola düzüldü. Millet yaldız yaldız parlayan üniformalara ağızlarının suyu akarak bakıyor, kimi bir akrabayı kimi ise bir dostu tanıyordu. Herkes ürkek eli hep eğerinin eğrek ağacını tutmağa hazır bulunan; B. de Moirod'nun korkusu ile alay ediyordu. Gel gör ki garip birşey bütün öteki konuları unutturdu: dokuzuncu sıranın başında giden atlı, ilkin kimsenin tanıyamadığı pek güzel, ince yapılı bir yiğit idi. Arası pek geçmeden kimilerin-deki bir hayret çığlığı, kimilerindeki hayret sessizliği dört bir çevreyi saran bir duyguyu dile getirdi. B. Valenod'nun Normandia atlarından birine binen bu genç adamın, kerestecinin oğlu, küçük Sorel olduğunu görüyorlardı. Belediye başkanına, hele liberaller arasında atıp tutmadır gitti artık. Papaz kılığına girmiş bu işçi parçası çocuklarının mü-rebbisi olduğu için, falan ve filân bayların, varlıklı fabrika sahiplerinin zararına olarak, demek, muhafız bölüğüne alınmıştı! Bir sarraf karısı: «Bu baylar, diyordu, çamurda doğmuş, bu meymenetsiz küçüğe bildirmelidir haddini.» Yanındaki de: «O ne sinsidir o, kılıç taşıyor bir de, diye karşılık veriyordu, yüzlerini parçalamak için haydi hayli kalleşlik eder.»

Soylu kişilerin sözleri daha acı idi. Kadınlar birbirine bu son kerteye varan uygunsuzluğun sırf belediye başkanı-

jıın işi mi yani diye soruyorlardı. Herkesçe, belediye başkanının ne idüğü belirsiz insanı hor gördüğü kabul ediliyordu.



Bunca sözlerin saldırısına uğradığı anda Julien insanların en mutlusu idi. Doğuştan gözü pek olduğu için, bu dağ-sal şehir delikanlılarının çoğundan daha iyi ata biniyordu. Kendisinden konuşulduğunu kadınların gözlerinden okuyordu.

Yepyeni olduğundan, apoletleri daha pırıl pırıldı. Atı her an dikine doğruluyor, o da uçuruyordu sevincinden.

Hele, eski tabyanın yanından geçerken, küçük topun gürültüsü atını sıradan dışarı çıkardığında, mutluluğunun artık sınırı yoktu. Büyük bir tesadüf olacak ki, düşmedi, o andan geri de bir kahraman sandı kendini. Napoleon'un sanki yaveri imiş de bir bataryaya ateş buyruğu veriyordu.

Ondan daha mutlu bir insan vardı. Delikanlının geçtiğini ilkin belediye konağının pencerelerinden birinden gör-, müştü; sonra arabasına bindiği gibi, büyük bir sapa yolda bir çabukta kıvrılarak, atını delikanlıyı tam düzen dışı ettiği anda yetişip gelerek yüreği heyecandan titredi. Daha sonra, şehrin bir başka kapısından, uçar gibi çıkıp giden araba, kralın geçmesi gereken yola vardı, yirmi adım geriden, göz gözü görmez bir toz - duman içinde muhafız bölüğünü izledi. Belediye başkanı Majeste'lerine hoş geldiniz söylevini çekme şerefine erdiğinde, o nbin köylü: «Yaşasın kral!» diye bağırdı. Bir saat sonra, bütün söylevler dinlenip de kral şehre gireceği anda, küçük top, başladı ardarda ateşe. Ne var ki Leipsick ve Montmirail'de kurtlarını dökmüş olan topçuların değil, yarının başmuavininin, B. de Moirod'nun başına bir iştir geldi. Atı zavallıyı ana yolda bulunan biricik •çamurlu çukura bırakıverdi öylece, bu da bir hayli gürültü yarattı, kralın arabasının geçmesi için onu buradan çekip çıkarmak gerekti çünkü.

Majeste o gün bütün kırmızı perdeleri ile süslenmiş yeni güzel kilise önünde indi. Kral yemek yemek, sonra eren Clement'm ünlü yatırını gidip ziyaret etmek için de hemen arabasına binmek zorunda idi. Kral kiliseye girer girmez, Julien atını doludizgin B. de Renal'm konağına sürdü. Burada, gene o havı dökülmüş kara setreyi giymek üzere, güzelim gök mavisi üniformasını, kılıcını, apoletlerini içini çe-

ke çeke çıkardı. Yeniden atladı atma, birkaç dakika içinda soluğu bir tepenin doruğunda bulunan Bray-le-Haut'da aldı (13). Julien: «Heyecan bu köylüleri coşturmuş, diye düşündü. Verrieres'de adam bolluğu var, bu köhne manastırın çevresinde de on binden aşırı köylü işte.» İhtilâl vanda-lizmi (14) yüzünden yarı yarıya yıkılmış bu manastır, Resta-uration'dan bu yana gene güzelce onarılmıştı, şimdi ise mucizelerden söz açılmağa başlanıyordu. Julien rahip Chelân'ı buldu ama, adamcağız onu bir güzel haşladı, derken kendisinden bir cübbe ile bir hırka aldı. Hemen giyindi ve genç Agde piskoposunun yanma giden B. Chelan'ın takıldı kuyruğuna. Bu piskopos B. de La Mole'un bir yeğeni oluyordu, işine daha yeni adanmıştı, krala türbeyi göstermekle görevlendirilmişti. Gel gör ki bu piskoposu bulamadılar.

Papazlar kurulu yerinde duramıyordu. Eski manastırın karanlık ve gotik dehlizinde başkanını bekliyordu. 1789 yılından sonra yirmi dört chanoine'dan bir araya gelmiş, Bray -le-Haut'nun eski papazlar kurulunu temsil etmek üzere yirmi dört papaz toplanmıştı. Piskopos'un gençliğini üç çeyrek saat diline doladıktan sonra papazlar, kralın geldiğini, kilisedeki yere gitme zamanının başgösterdiğini bildirmek üzere B. Chelan'ın Monseigneur'e gitmesinin uygun olacağını düşündüler. B. Chelan'ın yaşlı başlı oluşu kendisini baş seçtirmişti; Julien'e gösterdiği kızgınlığa rağmen, ona ardından gelmesini işaret etti. Julien papaz hırkasını ustaca giymişti. Rahiplerce kullanılan bilmem hangi süs kuralına göre, kıvır kıvır güzel saçlarını dümdüz taramıştı; fakat, B. Chelan'ın öfkesini çoğaltan bir unutkanlık yüzünden olacak, cübbesinin kıvrımlı eteği altından muhafız bölüğünde işe yarayan mahmuzları sırıtıyordu.

Piskoposun dairesine gelince, renk renk elbiseler giymiş dev gibi uşaklar ihtiyar papaza yukarıdan bakarak Monse-igneur'un kimseyi görmiyeceğini bildirdiler. Bray-le-Haut ruhanîler kurulunun başkanı olmak dolayısiyle, her zaman için tören yöneticisi piskoposun yanma kabul edilmiş olmağa hakkı bulunduğunu açıklamak isteyince kendisini alaya aldılar.

Uşakların küstahlığı Julien'in yüksek kibrine dokundu. Her gördüğü kapıyı kurcalaya kurcalaya, eski manastırın

114


başladı yatak odalarını dolaşmağa. Küçük bir kapı onun zorlayışlarına dayanamayıp açılıverdi, o da kendisini Monseig-neur'un kara setreli ve boyunları zincirli oda uşakları arasında buldu. Telâşlı durumunu gören bu baylar piskopos tarafından çağrıldığını sandılar da içeri girmesine aldırış etmediler. Birkaç adım attı ve kendini zifir gibi karanlık duvarları olduğu gibi kara meşe tahtası ile kaplı bir koca gotik salonda buldu; bir teki bir yana bırakılırsa, ogive (15) biçiim pencereler tuğla ile örülmüştü. Bu örme işindeki kabalık hiç bir şeyle giderilememişti ve kaplamanın tâ eskiden kalma ihtişamı ile yürekler acısı bir tezat meydana getiriyordu. Bourgogne'un tarihsel eser meraklıları içinde ün salmış, Dük Küstah Charles'm 1470 yılma doğru bir günahının kefareti olarak yaptırmış olduğu bu salonun her iki büyük yanı nice ince tahtadan oyma levhalarla süslenmişti. Bu levhalarda, Apocalypse'in (16) çeşit çeşit renkli tahtalardan işlenmiş bütün mucizeleri görülüyordu.

Kel tuğlaların ve hâlâ bembeyaz görünüşü ile, değeri sönüp gitmiş bu yürekler acısı ihtişam, Julien'e dokundu. Sessiz sessiz durdu. Salonun öte ucunda, ışığın içeri süzül' düğü tek pencere yanında oradan oraya götürülebilir, maun ağacından bir ayna gördü. Sırtına menekçe renginde cübbe geçirmiş ve omuzlarına dantelâdan rahip atkısı atmış, ama, başı açık genç bir adam, aynanın üç adım kadar berisinde durmuştu. Bu ayna böylesi yerde tuhaf kaçıyordu, hem, besbelli, buraya ilden getirilmişti. Julien genç adamın kızgın olduğunu gördü sağ eli ile, aynaya doğru ciddî kutlama işaretleri yapıyordu.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   5   6   7   8   9   10   11   12   ...   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə