Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə8/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   43


Julien bütün gece yüzü bir karış asık durdu; bugüne gelinceye kadar tesadüfe ve topluma karşı öfkelenirdi yalnız; Fouque ona zenginliğe kavuşmak için iğrenç bir yol gösterdi göstereli, kendine de kızıyordu. Bu bayanlara arada bir söz söylüyorsa da, kafasının içi hep dolu idi, en sonu sezmeden Bn. de Renal'm elini bırakıverdi öylece. Bu davranış zavallı kadının ruhunu altüst etti; bu davranışta alın yazısının belirtisini gördü.

Julien'in sevgisinden yana emin olsaydı, erdemi kendini ona karşı koyacak güçleri belki bulurdu. Onu büsbütün elden kaçırmaktan korkan aşkı, Julien'in, dalgın dalgın, bir iskemlenin arkasına dayayıp bıraktığı elini tutacak duruma kadar sürükledi kendisini. Bu atılış gözü havalarda olan bu delikanlıyı uyandırdı; sofrada, çocuklarla birlikte en alt başta otururken, kendisine pek korumasına bir gülümseyişle bakan bütün bu alabildiğine kibirli kişilerin bu sahneyi gör-

89

melerini istedi. «Bu kadın artık hor göremez beni: o halde dedi, güzelliğine duygulu davranmalıyım; âşığı olmak boynumun borcu benim.» Dostu tarafından sayıp dökülmüş yalansız itiraflardan önce aklına gelmemişti böyle bir düşünce.



Verdiği ani karar güzel bir eğlence oldu. Kendi kendine: «Bu kadınlardan birini geçirmeliyim elime» diyordu; Bn. Derville ile aşna fişna etmeği haydi haydi tercih edebileceğini gördü; bu kadın pek öyle güzel olmadığı halde kendisini hep, Bn. de Renal'a göründüğü gibi, koltuğunun altında katlanmış havlı kumaştan bir ceketle, kereste işçisi gibi değil de, bilgisinden dolayı ün salmış mürebbi olarak görmüştü.

Bn. de Renal onu evin kapısı önünde durmuş, gözlerinin akma varıncaya kadar kızaran ve çıngırağı çalmayı göze alamayan tam işçi kılığında gördüğünü hatırladıkça daha hoş buluyordu.

Memleketteki kentsoyluların pek büyük burunlu dedikleri bu kadın, asiliği, pek az düşünür ve en ufak güven bir insanın değeri ile yaratılmış karakter sözü üzerinde aklına çok şey getirirdi. Onun gözünde yiğitlik göstermiş bir arabacı bıyıklı ve pipolu bir heybetli süvari yüzbaşısından çok daha kahraman sayılmış olurdu. Julien'in ruhunu bütün bildiklerinin, hepsi de soylu ve içlerinde ün kazanmış kalburüstü kişlerini ruhundan daha asil buluyordu.

Durumunun gözden geçirilmesine dalıp giden Julien, Bn. de Renal'ı el üstünde tutmak zorunda idi: «Bu kadının yaratılışı hakkında ne biliyorum? dedi kendi kendine. Şu yalnız: gezime çıkmadan önce elini tutuyordum, o da elimi çekiyordu; bugün ise ben elimi çekiyorum, o tutup sıkıyor. Bana gösterdiği olanca hor görüşlerin ondan öcünü almak için tam fırsat. Tanrı bilir kaç dostu oldu! Sırf buluşmaların kolaylığı yüzünden beni gözüne kestirmeğe kalkıyor belki.»

Üstün bir uygarlığın acısı, ne yazık, böyledir işte! Yirmi yaşında; az çok mürekkep de yalamışsa, bir delikanlının ruhu, kendini oluruna bırakmaktan çok uzaktır, ruhsuz aşk ise çoklaym en sıkıcı işlerden başka birşey değildir.

Julien adlı kendini beğenm'ş delikanlı içinden: «Ne olursa olsun elde etmeliyim bu kadını, dedi, günün birinde yükümü tutarsam, biri de mürebbilik gibi aşağılık işi başıma

90

kakarsa, beni bu yola aşkın düşürmüş olduğunu söyleyebilirim.»



Julien elini gene Bn. de Renal'mkinden çekti, sonra gene sıkı sıkı tuttu. Gece yarısına doğru, eve dönerlerken, Bn. de Renal usul usul kendisine:

— Ay, bizi bırakacak, gidecek misiniz? dedi. Julien içini çekerek karşılık verdi:

— Gitmeliyim, zira sizi del'ce seviyorum, bir suç bu... Genç bir rahip için hem de ne suç!

Bn. de Renal koluna yaslandı, öyle yaslanış yaslandı kî yanağı Julien'in yanağının duydu sıcaklığını.

Bu iki insanın geceleri birbirinden pek başka geçti. Bn. de Renal en yüksek ruh sevincinin çılgınlıkları içinde coşmuştu. Erkenden seven oynak bir genç kız aşkın alışır belâsına; gerçek sevgi çağı gelince de, yenilik hazzı olmaz. Bn. de Renal şimdiye dek roman filân okumamış olduğundan, mut-luluğundakl bütün incelikler ona yeni geliyordu. Hiçbir acı gerçek onu soğutmuyor, geleceğin düşüncesi bile ürpertmiyordu kendisini. Şu an ne kadar mutlu ise on yıl sonrası için de kendini mutlu görüyordu. Daha birkaç gün önce kendisini yiyip bitiren, namus ve B. de Renal'a bağlı kalacağı üzerine ettiği yemin düşüncesi, aklına geldi ama boşuna, beklenmedik bir konuk gibi kovuldu bu düşünce. Bn. de Renal içinden: «Julien'le hiç uzlaşmayacağım, dedi, bir aydır nasıl yaşıyorsak ilerde de gene öyle yaşıyacağız. Bir arkadaş olacak o.»

BÖLÜM XIV İNGİLİZ MAKASLARI

On altısında bir genç kız vardı pembe tenli, allık sürerdi bir de.

POLIDORI (9).

Julien'e gelince, Fouque'nin teklifi olanca mutluluğunu bozmuştu düpedüz; hiçbir yerde duramıyordu. «Ah! Karakter mi yok bende, dedi; kötü bir eri olurdum Napoleon'un.

91

Ne ise, diye ekledi, evin bayanı ile bir parça dalga geçmem oyalar bir süre beni.



Bereket versin, bu ikinci önemsiz olayda bile, gönlünün içi küstah diline kötü kötü karşılık veriyordu. O güzel giysisinden ötürü. Bn. de Renal'den korkuyordu. Onun gözlerinde bu giysi Paris öncüsü idi. Gururu hiçbir şeyi tesadüfe ve anın havasına bırakmak istemiyordu. Fouque'nin dediklerine ve Kutsal Kitabında aşk üzerine okuduğu birkaç parça konuya dayanarak, iyi bir savaş tasarısı hazırladı. Çok heyecanlı olduğundan, kendisine bile bakmaksızın, bu tasarıyı kaleme aldı.

Ertesi sabah salonda Bn. de Renal onunla yalnız kaldı bir ara.

— Sizin Julien'den başka hiç adınız yok mu? diye sordu.

Bu candan soruya, ne karşılık vereceğini bilemedi bizim kahraman. Bu durum tasarısında önceden yer almış değildi, öyle bir tasarı kurma aptallığı olmaksızın, Julien'in işlek zekâsı kendine haydi haydi yardım edebilirdi, şaşkınlık kavrayışlarmdaki tezliği bile çoğalttı üstelik .

Toyluk etti ve topluğunu gözünde büyüttü. Bn. de Renal onu pek tez bağışladı. Bu durumda insanı büyüleyen bir saflık işareti buldu. Pek zekî diye gösterilen bu adamda onun gözlerince düpedüz noksan olan şey, saflık durumu idi.

Bn. Derville kimi an ona:

— Senin mürebbicik çok huylandırıyor beni, derdi. Onu durmadan düşünceli ve saman altında su yürütüyor gibi buluyorum yalnız. İkiyüzlü bir adam bu.

Bn. de Renal'a ne karşılık vereceğin bilememe acısından ötürü iyice kırıldı Julien.

»Benim gibi bir adam bu başarısızlığı gidermek zorundadır» dedi ve bir odadan ötekine geçtikleri anı kollayarak, Bn. de Renal'a bir öpücük kondurmağı kendi ödevidir sandı.

Bundan daha az hazırlıklı, bundan daha az hoş, daha az ihtiyatsız hiçbir şey olamazdı her ikisi içinde. Az kalsın yakayı ele vermiş olacaklardı. Bn. de Renal delikanlıyı çıldırmış sandı. Korktu da beyninden vurulmuşa döndü üstelik. Bu küstahlık ona B. Valenod'yu hatırlattı.

«Onunla yalnız kalsam, dedi içinden, acaba başıma ne-

92

ler gelir?» Bütün namusu uyandı, sevgi söner gibi oluyordu çünkü.



Çocuklarından biri her zaman için yanında bulunacak biçimde davrandı.

Julien için gün sıkıcı oldu, gününü ayartma tasarısını aptalca uygulamakla geçirdi. Bn. de Renal'a bir an için bile bakmadı, çünkü bir bakışın nedeni yok değildi ki; bununla beraber, ayartmak şöyle dursun, sevimli görünmeği bile beceremediğini sezmeyecek kadar budala değildi öyle.

Bn. de Renal onu bu kadar toy ve hattâ bu kadar küstah gördüğüne hayret etmedi hiç de. En sonu, anlatılmaz bir sevinçle: «Akıllı bir adamdaki aşk çekingenlik bu! dedi. Rakibimce hiç sevilmemiş olması mümkün mü?»

Bn. de Renal, öğle yemeğinden sonra, Bray ilçebay B. Charcot de Maugiron'un gelişini karşılamak üzere salona girdi. Epeyce yüksek bir gergefte iş işliyordu. Bn. Derville yanlarında bulunuyordu. Böyle bir durumda, hele ortalık gün güneşken bizim kahraman, ayakkabısını uzatmağı ve delikli çorabı ile o canım Paris iskarpinini kadın düşmanı ilçebaym büsbütün ilgilerini çeken Bn. de Renal'm şirin ayağına basmağı uygun buldu.

Bn. de Renal müthiş bir korkudur geçirdi; makaslarını, yün yumağını, iğnelerini düşürdü yere, Julien'in davranışı ise, düştüğünü gördüğü makasların yuvarlanışına engel olmak için yapılmış bir boş teşebbüs sayılabilirdi. Bu İngiliz çeliğ nden makasçıklar bereket versin kırıldı da, bunun üzerine Bn. de Renal Julien'in kendisine daha yakın bulunmamasına esefler yağdırmaktan geri kalmadı.

— Düşüşü benden önce gördünüz, önüne geçebilirdiniz bunun; yerine davranışsız iyi bir tekme atmak oldu yalnız bana.

Bütün bu sözler ilçebayı uyuttu ama, Bn. Derville'i değil. «Bu güzel çocuğun ne de aptalca işleri varmış doğrusu!» diye düşündü; bir taşra merkezinin görgüsü bu soy aptallıkları hiç de hos karşılamaz. Bn. de Renal Julien'e şunu deme fırsatını buldu:

— Dikkatli olun, emrediyorum size. •

Julien kendi topluğunu seziyor, kızıyordu. Bu: Size emrediyorum sözüne kızmasının yerinde olup olmadığına karar

93

vermek için b!r hayli düşündü. Düşünmek için de oldukça aptallık etti: «Çocukların eğitimi ile ilgili bir iş olursa, bana kalkıp emrediyorum bunu diyebilir ama, aşkıma karşılıkta bulunurken, eşitliği kabul etmeli. Eşitlik olmayınca se-vişilemez...» bütün aklı fikri artık eşitlik üzerine bayağı düşünceler uydurmağa kalktı. Bn. Derville'in kendisine birkaç bayağı düşünceler uydurmağa kalktı. Bn. Derville'in kendisine b'rkaç gün önce öğrettiği, Corneille'in şu mısraını öfkeli öfkeli tekrarlayıp duruyordu:



Eşitlikler yaratır ama aramaz eşitlikler,

ömründe yavuklusu bile olmayan, ama bir don-juan rolü oynamakta İsrar eden Julien, bütün gün aptallık üzerine aptallık edip durdu. Aklına ancak tek doğru düşünce geldi; hem kendine ve hem de Bn. de Renal/a canı sıkılmış olduğundan, akşamın ilerlediğini korku ile görüyordu, akşam onun yanma oturacaktı bahçede, üstelik karanlıkta. Bn. de Renal'a papazı'görmek için Verrieres'e gideceğini söyledi; akşam yemeğinden sonra çıktı, tâ ancak gece yarısında döndü'

Verrieres'e vardığında Julien, B. Chelan'ı taşınmakla uğraşıyor buldu; adamcağız en sonu işinden uzaklaştırılmıştı, yerine ise papaz muavini Maslon getiriliyordu. Julien gönlü temiz papaza yardım etti, papazlık mesleğine karşı duyduğu o önüne geçilemez heyecanın onun uygun tekliflerini ilkin kabul etmeğe engel olduğunu, ama şimdi böylesine bir haksızlık gördüğünü, ruhunun kurtuluşu bakımından kutsal buyrukların altına girmemenin daha yararlı olacağına Fourque'ye yazmak düşüncesi geldi aklına.

Julien gönlündeki yürekler acısı ihtiyar kendisini kahramanlığa sürüklerse, b'r açık kapı bırakmak ve gene ticarete başlamak için Verrieres papazının işten uzaklaştırılmasından yararlanacak kadar kurnazlık ettiğine çok sevindi.

94

BÖLÜM XV


HOROZ ÖTÜŞÜ

Aşk dediğin lâtincede de aşktır; Ölüm ise aşktan doğmaktadır, Ama, daha önce, başgösteren acıdır, Ağlayıştır, gamdır, tuzakta* pişmanlıktır.

BLASON D'AMOUR.

Julien'de o bol keseden attığı ustalığın bir parçası olsaydı, ertesi gün Verrieres'e yaptığı yolculuktan doğan etkiden hoşnut kalabilirdi. Yokluğu toyluklarını unutturmuştu. O gün de, bir hayli somurtup durdu; akşama doğru, aklına gülünç bir düşünce geldi, bunu da tutup az bulunur bir küstahlıkla Bn. de Renal'a açtı.

Bahçeye daha henüz çıkmışlardı ki Julien, ortalığın iyice kararmasını beklemeden, dudağını Bn. de Renal'm kulağına yaklaştırdı ve sonra, kadıncağızı temelli lekelemeği göze alarak, ona:

— Bayan, dedi, bu gece saat ikide, odanıza gelecek, birkaç şey söyliyeceğim size.

Julien isteği iyi karşılanmayacak diye korkuyordu; gönül avcılığı rolü ona öyle ağır geliyordu ki, içinin havasına bıraksaydı kendini, birkaç gün odasına çekilebilir, bu kadınları bir daha görmüş olmazdı. Bir gün önceki o ukalâca davranışından ötürü, daha önceki günün olanca iyi başarılarını bozmuş olduğunu anlıyor, hangi kapıya baş vuracağını kes-tiremiyordu doğrusu.

Bn. de Renal, Julien'in kendisine yaptığı acı teklife gerçek, ama hiç de aşırı sayılmayan bir öfke ile karşılık verdi. Delikanlı onun kısa karşılığında hor görüş sezer gibi oldu. Gerçek şu ki bu karşılığa, pek hafiften sesle verilen karşılığa, siz beni ne sandınız cümlesi de karışmıştı. Çocuklara söyleyecek bir şeyi olduğu yalanı ile. Julien odalarına gitti, dönüşte de Bn. Derville'in yanma, Bn. de Renal'den bir havli öteye oturdu. Kadının kendi elini tutma gibi olanca imkânlarını böylece yok etti. Konuşma ciddî oldu, Julien de kafa-

95

sim yorarak, kimi an susa susa, bu işten alnının akıyla sıyrıldı. İçinden: «Bn. de Renal'ı, daha üç gün önce, bana benim olduğunu inandıran o sevgi işaretlerini gene göstermeğe zorlamak için, diyordu, nasıl iyi bir oyun çevirebilirim ki!»



Julien işlerini sokmuş olduğu karanlık durumdan düpedüz şaşkına dönmüştü. Oysa hiçbir şey başarıdan daha şaşırtıcı değildir.

Gece yarısında ayrılıklarında, karamsarlığı ona Bn. Derville'in hakaretine uğradığını, hattâ ihtimal Bn. de Renal ile bile arasının hiç iyi olmadığını inandırdı.

Pek sinirli olmasından ve alabildiğine hor görülmesinden ötürü, Julien hiç uyumadı. Olanca yapmacığa, olanca tasarıya boş vererek, her günün getireceği mutluluğa bir çocuk gibi kanarak, Bn. de Renal ile günü gününe yaşayıp gitme düşüncesinden çok uzaktı.

Usta oyunlar kura kura beynini yordu durdu ama, bir dakika sonra, bunları saçma buldu; köşkün saatinde saat ikiyi vurduğunda, uzun sözün kısası pek acılı idi.

Horozun ötüşü ermiş Petrus'u nasıl uyandırmışsa bu gürültü de onu işte uyandırdı uykudan. Kendini en zorlu iş anında gördü. Küstah teklifini yapmış olduğu andan bu yana hiç düşünmemişti; teklif amma da fena karşılanmıştı!

Ayağa kalkarken içinden: «Ona saat ikide odasına gedeceğimi söyledim, dedi, Bn. Derville kaç kez söyledi bana, ben feleğin henüz çemberinden geçmemiş ve bir köylü oğluna ya-raşırcasma kaba insan olabilirim ama, hiç değilse zaaf gös-ternryeceğim.»

Julien'in cesaretinden böbürlenmesine hakkı vardı, şimdiye dek böyle güç bir sıkıntıya sokmamıştı kendini. Kapıyı açarken, öyle tir tir titriyordu ki dizleri zangır zangır ediyordu, duvara dayanmak zorunda kaldı.

Ayağında ayakkabı filân yoktu. Gidip horultusunu duyabildiği B. de Renal'm kapısını dinledi. Üzülmüş oldu buna. Demek kadının odasına gitmemek için ortada artık bahane de kalmamıştı. Ama, ey ulu Tanrı! ne yapacaktı ki orada? Hiçbir tasarısı yoktu, olsa bile, aklı öylesine karışıktı ki bunları gerçekleştirme havasından uzaktı.

Son sonu, ölümü bile gitse bunun binde biri kadar acı duymazdı. Bn. de Renal'ın odasına giden koridorcuğa daldı.

96

Titreyen ve müthiş bir gıcırtı çıkaran bir elle açtı kapıyı.



İçeride ışık vardı, şöminenin üzerinde bir kandil yanıyordu; bu yeni felâketi ummuyordu. Kendisinin içeri girdiğini görünce, Bn. de Renal hemen yatağından fırladı. «Aman Allah!» diye bağırdı. Bu anda biraz tuhaflık oldu. Julien anlamsız tasarılarını unuttu da o her zamanki havasına döndü; bu denli güzel bir kadının hoşuna gitmemek delikanlıya acıların en müthişi gibi geldi. Kadının söylenişlerine ancak ayaklarına kapanarak, dizlerini öperek karşılık verdi. Kadın kendisiyle acı konuştuğu için, iki gözü iki çeşme ağladı.

Birkaç saat sonra, Bn. de Renal'ın odasından çıkarken Julien'in, roman ağzı ile söylersek, diyebiliriz ki artık alınacak hiçbir dileği kalmamıştı. Gerçekten, pek toyca bütün beceriksizliğinin kendisine sağlayamadığı bir başarıyı, uyandırmış olduğu aşka ve büyüleyici güzelliklerin kendinde yaratmış bulunduğu beklenmedik izlemine borçlu idi.

Yalnız, en güzel anlarda bile, garip bir gurur kurbanı olarak, kendine gene kadınları ağına düşürmeğe şerbetli bir insan süsü vermeğe çalıştı: üzerinde sevimli diye ne varsa bunu bozmak için inanılmaz özen çabaları gösterdi. Yarattığı coşkunluklara, bu coşkunlukların bir kat daha tadını çoğaltan vicdan azaplarına dikkat edecek yerde, ödev düşüncesi bir an bile gözlerinin önünden gitmedi. Ardından yol almağı kafasına yerleştirdiği o baştacı örnekten ayrılsa, müt^ hiş bir vicdan azabından ve ölümsüz bir gülünçlükten ödü kopuyordu. Uzun sözün kısası, Julien'i üstün bir insan yapan şey onu tâ ayaklarının dibine gelen mutluluğu içmekten alıkoyan şey oldu besbelli. Yüzünde ışıl ışıl renkler olan, ama, baloya gideyim diye allık sürme aptallığını gösteren, on altısında bir kızdı sanki çiçeği burnunda (10).

Hem, artık geri çevrilecek birşeyi kalmadığı zaman, bile Julien'i gerçek bir tiksinişle kendinden itiyor, sonra yeniden kollarına atılıyordu. Durmuyordu bir dalda. Bağışlanamaz günah işlediğini sanıyor ve Julien'i en candan okşayışlarla yora yora cehennemin manzarasını örtmeğe çalışıyordu. Kısaca, bizim kahramanın mutluluğunda hiçbir şey eksik değildi, tadını çıkarabilseydi, elde ettiği kadında ateşli bir duyarlık bile bulabilirdi. Julien'in çıkıp gidişi kendisini

97

istemeye istemeye coşturan heyecanları, içini parça parça eden vicdan azapları ile cenkleşmelerini dindirmedi hiç.



«Ey Tanrı'm! Bu mu mutlu olmak, bu mu sevilmek, bu mu acep?» odasına girerken, Julien'in ilk düşüncesi bu oldu. Nicedir dilediğini ele geçiren ruhun düştüğü o şaşkınlık ve kaygulu perişanlık durumu içinde idi. O ruh arzu etmeğe alışmıştır, artık arzu edecek şey bulamaz, ama gene de anıları yoktur henüz. Geçit töreninden dönen er gibi, Julien' de davranışmdaki olanca ince yönlerini özenle bir bir gözünün önüne getirmeğe çalıştı. «Acep kendime karşı olan ödevimde hiç kusur ettim mi? İyi oynadım mı rolümü?»

Hem de ne rol? Kadınları avlamağa alışık bir insan rolü.

BÖLÜM XVI

ERTESİ GÜN

Yaklaştırdı dudaklarını dudaklarına, ve Topladı eliyle dağılan saçlarını.

Don Juan, Ş. I, kt. 170

Bereket, Bn.de Renal, Julien'in başarısı karşısında, kendisi için bir anda dünyada herşey olan adamın aptallığını sezmekten pek heyecanlanmış, pek şaşırmıştı.

Günün ışığını görünce, delikanlıyı git diye zorlarken:

— Ah! Tanrı'm, diyordu, kocam gürültü işittiyse, yandım demektir.

— Hayata esef mi ediyorsunuz yoksa?

— Ah! Çok esef ediyorum şu anda! ama sizi tanıdığıma yanmıyor yüreğim.

Julien ortalık iyice ağardıktan sonra ve tedbirsizce odasına dönmeği şeref saydı.

Feleğin çemberinden geçmiş bir insan gibi görünmenin o çılgınca düşüncesi içinde, en küçük davranışlarını bile bir bir incelediği sürekli özenin, tek yararı oldu; sofrada Bn.

P.: 7


98

de Renal'ı yeniden görünce, davranışı bir ihtiyatlık şaheseri oldu.

Kadın ise, gözlerinin akma dek kızarmadan kendisine bakamıyordu, bir an bile ona bakmaktan edemiyordu; kendi şaşkınlığını görüyor, bunu saklıyayım diye gösterdiği çabalar ise heyecanını büsbütün çoğaltıyordu. Julien ona ancak bir kez gözlerini dikti. Bn. de Renal, ilkin onun ihtiyatlı oluşuna hayran kaldı. Ama arası pek geçmeden, bir tek bakışın bir daha yenilenmediğini görünce, tutuştu etekleri: «Yoksa beni sevmiyor mu artık, diyordu içinden; yazık! Ona göre hayli kocamış bir kadınım ben: on yaş büyüğüm ondan.»

Yemek salonundan bahçeye geçerken, Julien'in elini sıktı. Böyle olağanüstü bir sevgi gösterisinin kendisine verdiği sevinç içinde, kadına tutkuyla baktı, çünkü sofra başında kadın kendisine çok güzel gibi gelmiş ve gözlerini öne eğerek, zamanmı onun olanca güzelliklerini incelemekle geçirmişti. Bu bakış Bn. de Renal'ı avuttu; bütün tasalarını gideremedi; kuruntuları ona kocasına karşı duyduğu vicdan azaplarını unutturdu hemen hemen.

Bu koca sofrada, hiçbir şey sezmemişti; Bn. Derville anlamamış değildi öyle: Bn. de Renal'm düşüp bayılmak üzere olduğunu sandı. Bütün gün, gözüpek ve alaycı dostu, çirkin renkler altında, ona atıldığı tehlikeyi göstermeğe kalkan yarını yamalak sözleri kendisinden esirgememişti.

Bn. de Renal Julien'le tek başına kalmak için yanıp tutuşuyordu; ona kendisini hâlâ sevip sevmediğini sormak istiyordu. Huyunun değişmez yumuşaklığına rağmen, ne kadar da sıkıcı olduğunu söyledi birkaç kez dostuna.

Akşam, bahçede, Bn. Derville işleri öyle düzenledi ki, Bn. de Renal ile Julien'in arasına oturdu. Julien'in elini sıkmanın ve alıp dudaklarına götürmenin tadının güzelce hayalini kurmuş olan Bn. de Renal, ona, bir söz olsun söyleyemedi.

Bu beklenmedik engel heyecanını çoğalttı. İçini bir pişmanlık yiyip bitirmişti. Bir gece önce odasına gelmekle gösterdiği ihtiyatsızlıktan ötürü Julien'e öyle çatmıştı ki, bu gece artık gelmez diye ödü kopuyordu. Bahçeden erken ayrıldı, gidip hemen odasına çekildi. Fakat, sabırsızlığına da-

99

yanamayarak, Julien'in kapısına gidip kulak verdi. İçini yiyip bitiren kuşkuya ve tutkuya rağmen, içeri girmeği göze alamadı hiç de. Bu davranış kendisine adiliklerin en adisi gibi geliyordu, çünkü bu biçim davranış bir taşra atasözünde bile yer almıştır.



Uşakların hepsi yatmamıştı. İhtiyatlı konu son sonu gene kendi odasına dönmeğe zorladı. İki saatlik bekleyiş acılı iki yüzyıl oldu.

Ne var ki Julien kafasına koyduğunu düpedüz yerine getirmekte kusur etmemek için, ödev adını verdiği şeye alabil-. diğine bağlı idi.

Saat biri çalarken, usulca odasından çıktı, evin bayının horul horul uyuduğuna güven getirdi, sonra da Bn. de Renal'm odasına gitti. O gün, sevgilisinin yanında daha da mutluluk duydu, çünkü oynayacağı rolü süreklice az düşündü. Görmemek için gözlerini ve işitmek için de kulaklarını açtı. Bn. de Renal'm ona kendi yaşı hakkında söylediği içine bir güven vermeğe yaradı.

Kadın hiçbir tasarısı olmadan, bu düşünce de gönlünü daralttığından:

— Heyhat! On yaş büyüğüm sizden! Nasıl da sevebilirsiniz beni! diye tekrar edip duruyordu.

Julien bu acıyı anlamıyordu ama, bu acının gerçek olduğunu gördü, bütün gülünç duruma düşme korkusunu unutup gitti hemen hemen.

Ne idüğü belirsiz doğuşlu olduğundan, bir âşık olarak bile, gene de hor görülmüş olmanın budalaca düşüncesi ortadan kalktı. Julien'in coşkunlukları sıkılgan sevgilisinin yüreğine su serptikçe, kadıncağız biraz mutluluk ve sevgilisini inceleme kolaylığı duyuyordu. İyi ki, delikanlı, o gece, bir gece önceki buluşuşa bir eğlence değil de bir başarı havası veren o yapmacık hali hemen hemen takınmadı. Kadıncağız onun davranışından bir rol oynadığını sezmiş olsaydı, bu gamlı seziş bütün mutluluğunu ölünceye kadar elinden alırdı. Bunda yaş ayrılığının acı bir sonucundan başka birşey göremezdi.

Bn. de Renal sevgi kuramlarını hiç düşünmemekle beraber, sevgiden ne zaman söz açılsa, taşradaki şakanın en

J.OW

beylik konularından biri, mal ayrımından sonra, yaş ayrımıdır.



Julien, birkaç gün içinde, yaşının bütün ateşiyle coşarak, delicesine aşka düştü.

«İtiraf etmeli ki, diyordu, melek gibi bir ruhu var, güzelliğine de toz kondurulmaz artık.»

Oynayacağı rolü düşünmeği hemen büsbütün unutmuştu. Bir coşkunluk anında ona, bütün kaygulannı itiraf bile* etti. Bu itiraf duyduğu tutkuyu son derecesine vardırdı. Bn. de Renal engin bir sevinç içinde: «Demek, diyordu, benim hiç öyle mutlu bir rakibim yokmuş!» Üzerine bu kadar titrediği resim hakkında onu sorguya çekmeği göze aldı; Julien bunun bir erkek resmi olduğuna and içti.

Düşünmek için Bn. de Rânal'a oldukça soğukkanlılık gelince, böyle bir mutluluğun var olmasına, kendisinin de bunu sezememesine şaşmaktan alamıyordu kendini.

«Ah! diyordu, on yıl önce, henüz güzel sayılabildiiğm çağda tanısaydım ya Julien'i!»

Julien bu gibi düşüncelerden çok uzaktı. Onun aşkı gene yükselme hırsından doğuyordu; yoksul ve pek aşağı görülen bir adam olduğu halde, bu kadar soylu ve güzel bir kadını elde etme sevincinden zil çalıyordu etekleri. Tapınma davranışları, sevgilisinin güzelliği önündeki coşkunlukları son sonu kadını, yaş ayrımı üzerinde biraz avuttu. Otuz yaşındaki bir kadının daha uygar ülkelerde nicedir kazandığı hayat bilgisinden yana biraz nasibi olsaydı, ancak şaşkınlık ve özseverlik coşkusu ile yaşanabilen bir aşkın uzun sürmesi için gönlü titrerdi.

Julien, yükselme sevdasını unutma anlarında Bn. de Renal'm şapkalarına, elbiselerine bile kendinden geçercesine tapıyordu. Kokularını koklamak beğenisine doyamıyordu. Onun aynalı dolabını açıyor da içinde bulunan herşeyin güzelliğine ve düzenine hayran hayran saatlar geçiriyordu. Sev-diceği, omuzuna dayanıp, kendisine bakıyor; o da, evlenmeden bir gün önce, bir düğün sepetine yerleştirilen, şu elmasları, şu kumaşları inceliyordu.

Bazan Bn. de Renal içinden: «Böyle bir adamla evlenmiş olsaydım ah! diye düşünüyordu; ne ateşli ruh! Ne güzel geçerdi hayat onunla!»



Dostları ilə paylaş:
1   ...   4   5   6   7   8   9   10   11   ...   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə