Sudan Afrika kıtasında geniş bir alana yayılmış, yeraltı kaynakları bakımından zengin bir ülkedir. Ülkede farklı etnik ve dini unsurlar bulunmaktadır



Yüklə 215.72 Kb.
səhifə1/4
tarix04.11.2017
ölçüsü215.72 Kb.
  1   2   3   4


darfur

sudan

neden

neden

?

?

www.mazlumderistanbul.org


BÖLÜM 1

SUDAN ve DARFUR SORUNUNA

GENEL BAKIŞ

Sudan Afrika kıtasında geniş bir alana yayılmış, yeraltı kaynakları bakımından zengin bir ülkedir. Ülkede farklı etnik ve dini unsurlar bulunmaktadır. Zaman zaman bu unsurlar arasında siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı çatışmalar çıkmakta ve ülke sürekli insani krizlerle gündeme gelmektedir. Seksenli ve doksanlı yıllardaki Güney Sudan krizi 2000’li yılların başında aşılırken ülkenin batısında yeni bir sorun ortaya çıkmıştır. Darfur, öncekinden farklı olarak dini bir sorun merkezi değil daha çok etnik, kültürel ve ekonomik bir sorun olarak görülebilir. Darfur merkezli yaşanan iç savaşta Hartum yönetiminin göçebe kabileleri desteklemesi ve bu kabilelerin bölgede gerçekleştirdiği bildirilen ihlaller hakkındaki süreç, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer El-Beşir’in Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından suçlunması ve tutuklama kararının çıkarılmasıyla farklı bir boyuta taşınmıştır. MAZLUMDER Sudan sorununu uzun yıllardır takip etmektedir. Bu ülkeyle ve oradaki insani durumla ilgili 2003’ten beri her yıl düzenli olarak rapor hazırlanmıştır.

Bu rapor ise Sudan ve Ömer Beşir hakkında yaşanan gelişmeler neticesinde oluşan merakı gidermek, kafalardaki soru işaretlerine bir nebze olsun cevap vermek ve yaşanan insani dramın sebeplerine dikkat çekmek amacıyla hazırlanmıştır.

MAZLUMDER Sudan’da yaşanan insanlık dramının ortaya çıkarılabilmesi amacıyla bağımsız ve tarafsız gözlemcilerin, insan hakları savunucularının yerinde araştırma ve inceleme yapması gerektiğini ifade eder. Bu amaçla Sudan büyük elçiliğiyle Sudan’da raporlama çalışması yapma başvurusunda bulunmuştur. Sudan’da başta hükümet yetkilileri olmak üzere, tüm muhalif kesimlerin, mağdurların dinlenilmesi ve ihlallere ait varsa kanıtların ortaya çıkarılması gerekmektedir. Hakikatlerin ortaya çıkarılması insani bir görevdir.

Mazlumder, yerinde yapmak istediği araştırma öncesinde değişik kaynaklardan ve basın yayın kuruluşlarından derlediği ön bilgileri aşağıda sunmaktadır. Ancak aşağıdaki verilerin bilgilerin bilahare yapılacak inceleme sonrasında gözden geçirileceği e varsa gerekli düzeltmelerin yapılacağını belirtiriz.
SUDAN

Sudan, 2,5 milyon metrekarelik yüzölçümüyle, Afrika kıtasının en büyük ülkesidir. Kuzeyde Mısır’a, Doğuda Kızıldeniz, Eritre ve Etiyopya’ya, Güneyde Uganda, Kenya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne, Batıda Libya ve Çad’a komşudur. Kalkınmamış ülkeler arasında yer alan Sudan, son zamanlarda bulunan zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarıyla, Afrika’nın en zengin ve en gelişmiş ülkesi olmaya aday bir ülke olarak gösteriliyor. Karayolları ağından yoksun olan ülkenin ekonomisi ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığa dayanır. Beyaz Nil ile Mavi Nil’in birleştiği Orta Sudan ile Al Jazzira bölgesinin verimli arazileri tarih boyunca tarım, ticaret ve yerleşim alanlarının en yoğun merkezleri olmuşlardır. Nüfusunun %32’si şehirlerde, %68’i kırsal kesimlerde ve %7’si göçebe bir hayat sürdürmektedir. Yaklaşık 39 milyon olan nüfusu farklı din, dil ve etnik gruptan oluşur.

Sudan’ın Kuzeyinde yoğunlaşan Müslümanlar toplam nüfusun %70’ini; Güneydeki Afrika kökenli geleneksel dinlere inananlar %25’işini; yine Güneyde yer alan Hristiyanlar da kalan %5'i oluşturur. Sünni olan Müslüman nüfus arasında tarikat mensubiyeti oldukça yaygındır. Sudan’lı din âlimleri tarafından kurulmuş bu tarikatlara bağlılık kabile bağından daha güçlü ve politik olarak da daha etkili olmuştur. Sonuç olarak, çok kültürlü bir yapıya sahip görünse de, İslam-Afrika-Arap kültürü Sudan milli kimliğini belirleyen en önemli faktörlerdendir.

Sudan’da yaklaşık 570 kabile ve 595 farklı dil bulunmakla beraber, son dönemlerde yapılan araştırmalar ile yeni bir sınıflandırmaya gidilmiş, ülke nüfusu 57 etnik gruba ayrılmıştır. Sudan’ın resmi dili Arapça olup, Sudan nüfusunun yarısı Arapçayı ana dil olarak kalan yarısı da, Arapçanın yanı sıra, kendi aralarında Afrika kökenli yerel dilleri konuşurlar.

Sudan, İngiliz-Mısır ortak yönetiminden bağımsızlığını 1 Ocak 1956 yılında kazandı. İngilizler, hükümetin başına İsmail Azhari’yi getirerek Sudan’ın bağımsızlığını ilan ettiler. Bu demokratik yönetim ancak iki yıl sürdü. 1958 yılında General Abboud askeri bir darbeyle yönetimi eline geçirdi. Abboud’un Sudan’ı İslamlaştırma ve Araplaştırma politikaları Müslüman ve Arap olmayan Güney Sudan’da sert tepki gördü. 1962’de silahlı çatışmaya dönüşen bu başkaldırı, 2005 yılına kadar devam etti. Güneydeki bu istikrarsızlık 1964’te merkeze de yansıyınca, Abboud istifa etmek zorunda kaldı. Sudan, 1956 anayasasına göre geçici bir hükümet tarafından yönetildi.

1965 yılında düzenlenen genel seçim sonuçları ancak bir koalisyon hükümetinin kurulmasına olanak verdi. Hükümet ülkenin sorunlarına çözüm üretmede başarısız kaldığı iddiasıyla 1969’da yapılan yeni bir askeri bir darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. Darbe, Albay Cafer Muhammed El Numeyri tarafından gerçekleştirildi. Parlamentoyu dağıtan, siyasi partileri kapatan ve önde gelen siyasetçileri cezaevine gönderen Numeyri, tek-partili sosyalist bir sistem kurdu. Laik yönetimin önemine vurgu yaparken, Güneye bölgesel otonomi hakkı tanınacağı sözünü verdi. 1970’te solun desteğini alarak muhafazakâr sağ kesimi etkisiz hale getiren Numeyri, 1971’de Güneyin desteğini alarak 1977’de Sudan’ı terk eden muhafazakâr liderlerle diyalog kuran Numeyri, bu sefer Güneyi dışladı Neticede, Numeyri’nin siyasi söylem ve düşüncesi kurduğu siyasi ittifaklara göre farklılık arz etti. 1970’lerde sosyalist olan Numeyri, 1980’lerde halifeliğini ilan etti. On altı yıl süren iktidarı, 1985’te yapılan askeri bir darbeyle son buldu.

1989 yılında, General Ömer Hasan El-Beşir, Hasan El-Turabi’nin de desteklediği, askeri bir darbeyle yönetimi eline geçirdi. Tıpkı Numeyri gibi Hasan El-Turabi’nin İslamcı görüşlerinden etkilen General Beşir, ülkede Şeriat ilan etti. 2000 yılına kadar Beşir’in iktidardaki Milli Kongre Partisi’nde görev alan Turabi, daha sonra partiden ayrılarak Halk Kongresi Partisini kurdu. 2001 yılında partinin önde gelen isimleri tutuklanırken, Turabi de ev hapsine mahkûm edildi.

2002 yılında, Devlet Başkanı Beşir, ayrılıkçı Sudan Halkının Kurtuluşu Hareketi/Ordusu’yla (The Sudan Peoples’ Liberation Movement/Army –SPLM/A) barış görüşmelerine başladı. 1962'de patlak veren ve Afrika’nın en uzun süren çatışması olarak bilinen bu iç savaşın faturası her iki taraf için de çok ağır oldu. Yaklaşık 2 milyon insanın hayatını kaybettiği ve 4,5 milyon insanın mülteci olarak yaşamak zorunda kaldığı Güney Sudan İç Savaş'ı yirmi yıl sürdü. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Kuzey İrlanda ve Norveç’in desteklediği ve arabuluculuk yaptığı barış görüşmeleri, 2002 yılında imzalan Machakos Protokolüyle önemli bir sürece girdi. 2003/2004 yıllarında imzalanan Naivasha (Kenya) Protokolleriyle taraflar bir anlaşmaya vardılar. 9 Ocak 2005 yılında da resmi bir törenle, Devlet Başkanı Birinci Yardımcısı ile SPLM/A’nın lideri John Grang kapsamlı bir barış Antlaşmasına imza attılar. İktidar ve milli servetin eşit ve adil dağılımı ve 2009 yılında yapılacak genel seçimlere Güneyin katılması kararlaştırılırken, 2011 yılında Güney Sudan'ın isterse referanduma gidip kendi geleceğini kendisinin tayin edebileceği karara bağlandı. Bu son cümle, “şayet merkezi hükümet antlaşma maddelerine uymazsa Güney bir referandumla bağımsızlığını ilan ederek Sudan’dan ayrılabilir”, anlamına gelmektedir.



GÜNEY SUDAN SORUNU

Güney Sudan sorunu Darfur’dan farklı olarak ele alınması gereken ve tarihi daha eskilere dayanan bir sorundur. Darfur ise Sudan'ın batısında bulunan ayrı bir sorun merkezidir. Buradaki sorunun kaynağı 20. yüzyılın ortalarına ve hatta daha da gerilere kadar gitmektedir. Merkezi Sudan hükümeti ile güneyde bulunan Hıristiyan unsurlar arasında uzun yıllar süren çatışmalardan sonra nihayet 2003’te barış sürecine girilmiştir. Ancak sorunun tamamen bittiğini söylemek için henüz çok erkendir.


DARFUR

Sudan’ın Batısına düşen Darfur’un yüz ölçümü yaklaşık 250.000 km²dir. Farklı etnik gruplar ve kabilelerden oluşan Darfur’un toplam nüfusu 6 milyondur. Libya, Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti’yle komşudur. 1994’ten beri bölge Kuzey, Güney ve Batı eyaletleri olarak üç idari birime ayrılmıştır. Her eyaletin başında, Hartum’daki merkezi hükümet tarafından atanan ve yerel idarelerce desteklenen Valiler bulunur. Güney Darfur eyaletinin başkenti Nyala, Batı Darfur’un Geneina, Kuzey Darfur’un başkenti ise El- Fashir’dir. Bölge nüfusunun çoğunluğu köylerde yaşar. Ekonomisi ise tarım ve hayvancılığa dayanır.

Kuzey, Güney ve Batı eyaletleriyle oldukça çeşitli bir etnik ve kültürel yapıya sahiptir. Kabaca bir genellemeyle Araplar ve Siyah Afrikalılar olarak iki etnik gruba ayrılır. Bazı kabileler kendi geleneksel ana dillerini konuşsa da halk arasında konuşulan yaygın ve ortak dil Arapçadır. Müslüman Afrikalı kabilelerinin en önde gelenleri Fur, Massaleit, Zaghawa, Salaamat, Meidobe ve Bertiler’dir. Diğer yandan Baggara, Rezeigat, Zayadia, Maaliya ve Beni Halba, Arap kabileleridir. Neredeyse tamamı Müslüman olan etnik gruplar arasında yapılan evlilikler ve bölgedeki göçlerden dolayı sınırlar oldukça belirsizleşmiştir. Örneğin, Zaghawa kabilesi Batı Darfur, Kuzey Darfur ve Çad sınır bölgelerinde nüfus ve nüfuzuyla baskın bir kabiledir. Furlar Batı Darfur’un Jebel Marrah bölgesinde, Kuzeyle Güney Darfur’un buluştuğu bölgede yaşarlar. Dar-fur, Furların vatanı anlamına gelir ki diğer kabileler de yaşadıkları bölgeleri aynı –dar- ismiyle tanımlarlar, Dar-Massaleit, Dar-Zagawa vs.
Darfur Krizinin Siyasi Sebepleri

Bağımsızlık öncesi ve sonrası merkez hükümetlerde Kuzey Sudanlı Arapların baskın olması, Sudan’da siyasi istikrarsızlığın en önemli nedenlerinden biri sayılır. Politik olarak dışlanmış olduklarını ve yeterince temsil edilmediklerini düşünen Arap olmayan çevre, Arap-merkezli yönetime karşı fırsat buldukça başkaldırmıştır. Bunun yanı sıra, 1971’de geleneksel kabile yapısını ortadan kaldırma politikaları ile 1994’de sunulan ve Darfur’u üç idari birime ayıran yasa, bölgenin merkeze karşı ayaklanmasının nedenleri arasında yer alır.

1940’larda, İngiliz yetkililer daha çok Kuzeyli Arap ilmiye sınıfından etkilenmişlerdi. İdari görevlere de bu okumuş tahsilli sınıf getirilmişti. Sudan’ı bağımsızlığa hazırlayan İngilizler, devletin idari ve yönetim kadrolarında doğacak boşluğu aynı şekilde bu tahsilli Araplarla dolduracaktı. Bağımsızlık sürecinin öncesi ve sonrasında Müslüman-Arap milli kimliğinin öne çıkmasında Kuzeyli Arap elit sınıfının rolü önemlidir. Diğer yandan, Arap olmayan çevre bölgeler, idari ve askeri görevlerden de uzak kaldılar. Okur-yazar oranının hala düşük olduğu bu çevre bölgeler, Darfur dâhil, devletin merkezi yönetiminde etkili olamadılar. Bağımsızlığından beri sivil yönetimlerden ziyade askeri yönetimlerin başta olduğu Sudan’da halkın, özellikle de çevre bölgelerinin, merkez yönetimden ne kadar uzak ve kopuk olduğu tahmin edilebilir.

Merkezi hükümetlerin Darfur’a yönelik politikalarının günümüzde yaşanan çatışmalara zemin hazırladığı ve neden olduğu söylenebilir. Örneğin, 1971’de geleneksel kabile idaresini ortadan kaldırma ve kabile liderlerinin gücünü kırmaya yönelik Numeyri’nin çıkardığı yasa, sonraları kabileler arasında rekabet ve çatışmaya neden oldu. Geleneksel idari yetkileri elinden alınan kabile ve liderler, yeni yasayla kurulan İl Yerel Yönetimlerinde bir yarışa girdiler. Yerel, hatta merkezi yönetime temsilci gönderen kabileler, Hartum’un da taraf tutmasıyla birbirlerinden iyice uzaklaştılar. 1994 yılında Darfur’un üç idari birime ayrılması, bölgede çatışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Merkezi hükümetin bölgedeki Arap kabilelerini desteklemesi, Afrikalı kabileleri birbirlerine yaklaştırırken, Arap kabilelerini de Afrikalılardan uzaklaştırdı.

Sonuç olarak, politik dışlanmışlık merkezi hükümetlere karşı silahlı ya da silahsız mücadele veren hareket ve örgütlerin altını çizerek gerekçe gösterdikleri sebeplerin başında yer alır.

2000 ve 2004 yıllarında elden ele dolaşan yasaklı I. ve II. “Kara Kitap” fotokopileri Sudan’da bölgeler arası siyasi ve ekonomik dışlanmışlık ve dengesizlikleri ağır bir dille eleştirerek, Darfur çatışmasına da fikri bir zemin hazırlamış oluyordu. Merkezi yönetime muhalif yazarlar ve siyasetçiler tarafından kaleme alınan “Kara Kitap”, istatiksel veriler kullanarak bu adaletsiz güç ve servet dağılımını eleştiriyordu. Sudan’ın, %5’lik Kuzeyli elit sınıfı tarafından yönetildiği, devlet başkanlarının, başbakanlarının, bakanlarının, yüksek rütbeli askerlerinin ve banka memurlarının Kuzey bölgesinden seçildiği gerçeğini duyuruyordu. “Kara Kitap”, ülkenin Batı bölgesinde çıkartılan petrolün gelirlerinin merkezi hükümete aktığı, çevre bölgelerinin ihmal edildiğini iddia ediyordu. Sivil tartışmayla başlayan günümüz Darfur krizi, en nihayetinde, silahlı bir çatışmaya dönüştü. Çatışmalar da insani krizin boyutu sorununu uluslararası platforma taşıdı.

Verimli topraklar, su ve otlaklıklar gibi doğal kaynaklar üzerinde kabileler arası geleneksel çatışmaların Darfur bölgesinde sık sık yaşandığı bilinen bir gerçektir. Diğer bir gerçek de, çatışmaların etnik bir yönünün olmamasıydı. Kabile çıkarlarını koruma amaçlı bu çatışmalar aynı etnik gruba mensup kabileler arasında da yaşanabiliyordu. En önemlisi, çatışmaların Hartum’un arabuluculuğu ve tarafların görüşme masasına oturmasıyla sona ermesiydi.

Geleneksel olarak tanımlanan bu kabilelerarası çatışmaların, 1987–89 Fur-Arap ve 1995 Massaleit-Arap çatışmalarıyla giderek etnik bir boyut kazandığı ve etnik unsurun ön plana çıktığı görülür. Etnik unsurun 1970’lerde Numeiri’nin Nasırcı Araplaştırma politikaları ile 1994 yılında merkezi yönetimin bölgeyi üç ayrı eyalete ayırmasına bir tepki olarak doğduğu söylenebilir. Darfur bölgesinde geleneksel çatışmaların etnik boyut kazınmasıyla şiddetin arttığı ve giderek insani felaketlere yol açtığı görülür. 2000’li yıllara gelindiğinde, merkezi hükümetin kabilelerarası uzlaşmayı sağlamada başarısız kalması, hatta taraf tutması, çatışmanın yönünü ve taraflarını da değiştirdi. Arap-merkezli yönetimin Arap olmayan çevreye ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaptığı ve bölgenin siyasi ve ekonomik olarak dışlandığını iddia eden Müslüman Afrikalı kabileler merkezi hükümeti karşılarına aldı.



Taraflar

Bölgedeki asıl aktör Hartum yönetimi ve ona bağlı olan Sudan silahlı kuvvetleridir. Bu hareketin sayısı 200 bine kadar çıkabilmektedir. Bunlara bağlı olarak hareket eden Sivil Savunma Güçleri diye ayrı bir grup daha bulunmaktadır. Bu grup da ordu üniformaları giyerek ordunun kullandığı silahları taşımaktadır.

Bölgedeki diğer önemli bir unsur da Cancevid olarak bilinen Arap kabileleridir. Darfur silahlı çatışmalarına katılan ve Sudan Silahlı Kuvvetlerinin safında yer alan Darfur Arap kabilelerin en belirgin özelliği göçebe bir yaşam sürdürmeleridir. Yerleşik Afrikalı kabilelerle doğal kaynaklar üzerinde uzun bir çatışma tarihi olan bu göçebe-savaşçı Arap kabilelerine Cancevid adı verildi. Merkezi hükümetin bu savaşçı kabileleri Darfur’da kullandığı belirtilmektedir. Zaten hükümetin Güney Sudan çatışmalarında da aynı taktiği uyguladığı söylenir. Muraheleen olarak da adlandırılan bu milisler hükümet tarafından silahlandırılarak düzenli orduya destek sağlanmıştır. Düzenli ordunun görevi bu bölgelerde isyancı grupları temizlemekken, göçebe ve savaşçı Muraheleen ve Cancevid milislerinin hedefi isyancı grupları destekleyen sivilleri bölgeden çıkarmak olarak belirtilmektedir.

Darfur’da sivillere yönelik saldırılarda adı en çok geçen silahlı grubun Cancevid milisleri olduğu saldırılara uğrayan sivillerin ifadelerinde sıkça yer alır. Cancevid milislerinin at ve develerin sırtında ellerinde otomatik silahlarla sivillere saldırdıkları, mallarını yağmaladıkları ve sivilleri göçe zorladıkları görgü tanıkları tarafından ifade edilmektedir.

Cancevid milisleri, hükümet güçlerine bağlılığı ve örgütlenmelerine göre üç kısma ayrılır. Birinci grup, silah ve mühimmatı devlet tarafından sağlanan, silahlı kuvvetlerle emir-komuta ilişkisi olmayan, kabile liderlerinin kontrolünde hareket eden sivil giyimli milislerden oluşur. İkinci grup, ani baskın ve hücumlara çağrılan, askeri eğitim almış, fakat kabile liderlerinin kontrolünde silahlı çatışmaya giren milislerden oluşur. Üçüncü grup ise, askeri eğitim alan, düzenli orduya katılan ve subayların komutası altında çarpışan Sivil Savunma Güçlerinden oluşur.

Sivillere yönelik saldırıların arkasında birinci ve ikinci grup Cancevid milisler olduğu belirtilmektedir. Sudan düzenli ordusu ve kontrolündeki askeri üniformalı Cancevid milislerinin sivillere yönelik saldırılarda yer almadığı ifade edilmektedir. Ancak, Cancevid milislerinin sivillere yönelik saldırılarına göz yumulması, silahlandırılması ve aylığa bağlanması hükümetin bu saldırılarda sorumlu olabileceğine ilişkin önemli kanıtlar olarak değerlendirilmektedir.

Sudan hükümet yetkililerinin yaptığı açıklamalarda ise, Cancevid milisleriyle bir ilişkilerinin olmadığı, bu unsurların başıboş silahlı çeteler oldukları ve olan bitenin otorite boşluğundan kaynaklandığı ifade etmişlerdir. Merkezi hükümet, birinci ve ikinci grup Cancevid milislerinin sivillere yönelik saldırılarını kınarken üçüncü grubun devletin resmi gönüllü askerleri olduğunu ve bu tür saldırılarda yer almadığını vurgulamıştır.

Şu ana kadar zikrettiğimiz gruplar Hartum yönetimi yanlısı olarak bilinen hareketlerdir. Bölgedeki muhalif hareketler ise çeşitlilik göstermektedir. Sudan Kurtuluş Hareketi/Ordusu (SLM/A) Batı, Kuzey ve Güney Darfur’un en önde gelen Zaghawa, Fur, ve Massaleit Afrikalı kabile mensupları tarafından 2003 yılında kuruldu. SLM/A hem üye sayısı hem de aktif olduğu coğrafi alan olarak en büyük silahlı örgüttür. DLF’nin bıraktığı yerden saldırılarını yoğun bir şekilde sürdüren SLM/A laik, demokratik ve birleşik bir Sudan için mücadele verdiğini açıklamıştır. Daha da önemlisi, tüm Darfurluları, Afrikalısı ve Arabıyla, merkezi hükümetin dışlayıcı siyasi ve ekonomik politikalarına karşı yürütülen mücadeleye katılmaya çağırmıştır.

SLM/A Darfur’un Kuzey, Batı ve Güney eyaletlerinin en etkili ve en popüler silahlı örgütüdür. Darfur çatışmasında aktif taraftır. 2003 yılında, polis merkezlerine, askeri üslere ve devlet kurumlarına saldırarak silahlı çatışmayı başlatan taraftır. SLM/A’nın yankı uyandıran en çaplı saldırısı, Kuzey Darfur’un başkenti Al Fashir Askeri Hava Üssüne oldu. Çatışmada 100 asker hayatını kaybederken savaş uçakları da tahrip edildi. Bölgedeki ayaklanmayı bastırmakta ve SLM/A’nın bu yoğun saldırılarına karşılık vermekte zorlanan merkezi hükümetin, çözümü Arap kabilelerden destek almakta bulduğu ifade edilir.

Diğer bir isyancı grup ta Adalet ve Eşitlik Hareketi’dir. Adalet ve Eşitlik Hareketi (The Justice and Equality Movement -JEM) 2001 yılında kuruldu. Kurucusu, eski Devlet Bakanı, Dr. Khalil İbrahim’dir. 2000 yılında, Halkın Ulusal Kongresi’nin kuruluşunda Hasan El- Turabi’nin yanında yer aldı. Bölgede çatışmaların hız kazanmasıyla Turabi’den ayrılarak Darfur’da JEM’i kurdu. Müslüman kimliği ön plana çıkan JEM, Darfur silahlı çatışmasının pasif taraflarından sayılır. Askeri kapasitesi sınırlı olan JEM’in politik yönünün daha ağır basmaktadır. Merkezi hükümete karşı muhalefetlerini, 2001–2004 yıllarında kaleme aldıkları “Kara Kitap” fotokopileriyle dile getirdiler.


Darfur Krizinin Ekonomik Sebepleri

Sudan’da petrol ve doğalgaz kaynakları keşfedilinceye kadar, ülkenin geçim kaynağı ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığa dayanıyordu. Kurak ve çöl ikliminin hâkim olduğu Sudan’da tarım sadece Nil havzalarında ve El Jazzira Ovası’nda yapılıyordu. Tarihsel olarak Kuzey Sudan, Beyaz Nil ile Mavi Nil’in kavuştuğu Hartum, tarım ve ticaretin merkezi olmuştur. Coğrafi olarak bu merkeze uzak düşen Darfur ve diğer bölgeler ekonomik olarak da uzak düştüler. Darfur çatışmasına neden olan ekonomik sebepler üç ana eksende ele alınabilir.

Birincisi, merkezi hükümetlerin bölgeye yönelik yatırım yapmadığı ve bölgeyi ihmal ettiği belirtilmektedir. Merkezi hükümetler yatırımlarını ağırlıklı olarak yerleşim, tarım ve ticaret merkezi olan Nil havzalarında yoğunlaştırdıkları için, eğitim ve sağlık hizmetleri gibi sosyal hizmetler de bu bölgelere sunuldu. Bu nedenle, Darfur ve diğer ihmal edilmiş bölgelerin ısrarla üzerinde durdukları konu, bölgeler arası haksız gelir dağılımı; görüşme masalarında başta gelen isteklerinden biri, milli servetten eşit pay almak olmuştur.

İkincisi, bölgenin ekonomik olarak kalkınamaması, geleneksel geçim/gelir kaynakları olan tarım ve hayvancılığı zorunlu kıldı. 1970 ve 80’li yıllarda bölgede yaşanan kuraklıklar tarım ve hayvancılığı da olumsuz yönde etkileyince halk açlıkla karşı karşıya kaldı. Özellikle kurak olan Kuzey Darfur’da yaşayan çiftçi Zaghawalılarla göçebe Araplar, Güney Darfur’a göç etmek zorunda kaldılar. Kabileler arasında verimli araziler ve su kaynakları üzerinde ilk çatışmalar da bu beklenmedik göçler sebebiyle başladı.

Üçüncüsü, Sudan’da ve bölgede ekonomik çıkarı olan ülkelerin çakışan sömürgeci politikalarıdır. Aslında Darfur çatışmasının patlak vermesiyle bölgede ve Sudan’da zengin petrol, doğalgaz ve saf uranyum yataklarının bulunması arasında bir ilişki kurmak da mümkündür. Ambargo nedeniyle Amerikan petrol şirketlerinin Sudan’a girememesi ve bu doğal kaynakların Çin’e kaptırılması, iki ülkenin Sudan üzerinde çakışan çıkarlarının ülkede çatışan grupları ortaya çıkardığı iddia edilmektedir. 2007 Ocak ayı itibariyle Sudan’ın beş milyar varil kanıtlanmış petrol rezervi bulunmaktadır. 2006 yılında 414 bin varil/gün ham petrol üreten Sudan, 2008 yılının sonunda üretim kapasitesini bir milyon varil/gün olarak hesapladı. Japonya, Çin, Hindistan, Güney Kore ve Endonezya, Sudan petrolünü ithal eden ülkelerin başında yer alır.

Ekolojik Ve Demografik Sebepler

Son yıllarda hem ekolojik hem de demografik değişikler kabilelerarası ilişkileri etkileyen önemli faktörler olmuşlardır. Büyük Sahra’nın bir parçası olan Darfur bölgesinin büyük bir bölümünde, Merra Platasu hariç, çöl iklimi hâkimdir. Metrekareye düşen yağmur miktarının azalması ve yağış mevsimlerinin değişmesi ve daha da kısalması Darfur’un çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ekolojik dengenin bozulmasına paralel olarak yerleşik kabileler ile göçebe kabileler arasındaki denge de bozuldu. Kuraklığın ve çölleşmenin etkisini göstermeye başladığı 70’li ve 80’li yıllarda verimli araziler, su kaynakları ve otlaklıklar üzerinde kabilelerarası şiddetli çatışmalar yaşandı. Özellikle de tarımla uğraşan yerleşik kabilelerle hayvancılıkla uğraşan göçebe kabileler arasında şiddetli çatışmalar meydana geldi. Su ve otlaklık arayışında olan çobanların tarım alanlarına girmeleri ve çiftçilerin mahsullerine zarar vermeleri kabilelerarası çatışmaların başlıca nedenini oluşturdu.

Tabii kaynakları zaten yetersiz olan Darfur’da son yirmi yılda nüfusun ikiye katlanması, bölgede patlak veren çatışmaların bir başka nedenidir. Artan nüfusun tersine, azalan doğal kaynaklar ve giderek çölleşen Darfur’da halk açlık tehlikesiyle yüz yüze kaldı. Örneğin, 1983–1984 kıtlığında 95 bin Darfurlu açlıktan hayatını kaybetti. Batı Darfur’un, Çad ve Libya sınır bölgelerinden de göç aldığı hesaba katılırsa nüfusun doğal kaynakların kapasitesiyle ters orantılı hareket ettiği görülür. Nüfus artışının yanı sıra, hayvan sayısının da son elli yılda dörde katlanması, kuraklık ve çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya olan Darfur bölgesinin bu artışlara cevap veremeyeceği ortadadır.

Sosyal, Kültürel Ve Etnik Sebepler

Çatışmaların bir diğer boyutu da yerleşik kabilelerin Afrika kökenli, göçebe kabilelerin ise Arap kökenli olmalarıydı. Çatışmaların zaman zaman Afrikalı-Arap çatışmasına dönüşmesinde ve etnik unsurun ön plana çıkmasında hükümetin bölgede izlediği politikaların da zemin hazırladığı söylenebilir.

Darfur bölgesi çok-uluslu ve çok-kültürlü bir toplumsal yapıya sahiptir. Toplumun yapısını belirlemede kabilecilik unsuru da göz önünde bulundurulursa mozaiğin kırılganlığı kolayca anlaşılabilir. Bölge nüfusu kendisini Arap ya da Afrikalı üst kimlikleriyle tanımlarken, Zaghawa, Fur, Massaleit ve Rezigat alt kimlikleriyle de hangi kabileye mensup olduklarına göre de ayrı bir tanım kullanırlar. Nüfusun neredeyse tamamı Müslüman’dır. Arapça resmi dil olmanın ötesinde ana dil olarak kabul edilmiştir. Arap olmadıkları halde Arapça konuşan ve Arapça’yı ana dilleri olarak kabul eden Afrikalılar, kültürel ve siyasi anlamda Araplaşmışlardır. Bu bağlamda, bölgede Arap kavramı üç değişik manayı ifade eder. Etnik kökenleri Arap olanlar ki sayılarının az olduğu iddia ediliyor; Etnik olarak Afrikalı fakat ana dilleri Arapça olanlar, kültürel olarak Araplaşmış ve merkez hükümetlerin Arap-İslam kimliği ekseninde uyguladıkları politikalardan etkilenenler de politik olarak Araplaşmışlardır.

Kuzeyli Arap elit sınıfının Arap ve Müslüman kimliğini tüm Sudanlılara dayattığı ve ülkenin kültürel çoğulculuğunu ve etnik farklılığını inkâr ettiğini savunan Darfurlu muhalif gruplar etnik olarak dışlandıklarını iddia ediyorlar. İslamcılığın ve Arap milliyetçiliğinin ulus-devlet kurma sürecinde yegâne ideolojik güçler olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. Bağımsızlıktan sonra Arap milliyetçiliği ile İslamcılık arasında gidip gelen Sudan merkez hükümetleri bu iki unsurun dışındaki unsurları ya inkâr ederek ya da görmezlikten gelerek dışladılar. Neticede, Güneyde Hıristiyan ve geleneksel dinlerine bağlı Afrikalı dini azınlıklar, merkezden uzaklaşarak ayrılmak istedi. Müslüman olan Darfur bölgesi de etnik azınlık oluşunu gerekçe göstererek merkezden en azından bir özerklik almayı amaçlamaktaydı.

Darfur’un her üç eyaletinde de hem yerleşik hem de göçebe Arap kabilelerinin yaşadığını belirtmekte yarar vardır. Çünkü Darfurlu yerleşik Araplar da Cancevid milislerinin saldırılarına karşı çıkmışlardır. Darfur’daki çatışmaların aslında Arap kabilelerle Afrikalı kabileler arası etnik bir çatışma olmadığının en önemli kanıtı da yerleşik Misseria ve Rezeigat Arap kabilelerinin isyancı grupları desteklemeleri olarak değerlendirilebilir. Güney Darfur Baggara Arap kabilesi de Cancevid milislerine katılmayı reddetmiştir. Diğer yandan, bazı Afrika kabileleri de Sudan ordusuyla aynı safta isyancı Darfur Afrikalı gruplarına karşı savaşmaktadır. Görüldüğü gibi Darfur çatışması etnik bir çatışmadan öte siyasi ve ekonomik çıkarların neden olduğu ve başlattığı bir çatışma olarak değerlendirilebilir. Hal böyleyken, Darfur’da Araplarla Afrikalılar arasında etnik sınırların konulmaya başlandığı da bir gerçektir.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə