TüRKİYE’de interneti İncelemek konulu



Yüklə 467.36 Kb.
səhifə1/14
tarix02.11.2017
ölçüsü467.36 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14

IX. TÜRKİYE’DE İNTERNET KONFERANSI
DÜZENLEME-BİLİM KURULUNA
11-13 Aralık 2003 tarihleri arasında İstanbul’da düzenleyeceğiniz IX. Türkiye’de İnternet Konferansına “Türkiye’de İnternet’i İncelemek” konulu panel düzenlemesi ile katılmak arzu ediyoruz. Panelimizde İnternet’in toplumsal, kültürel ve siyasal boyutları üzerinde yoğunlaşarak, kamunun gündeminde genellikle ihmal edilen toplumsal eşitsizlik, dijital uçurum gibi yönler ile toplumsal-siyasal katılım hususunda bu teknolojinin olası açılımlarını tartışmayı amaçlıyoruz. Ayrıca İnternet ortamının hukuki düzenlemesi ile ilgili boyutu, İnternet incelemesine araştırmacının karşısına çıkacak yöntem ve etik sorunsalını da tartışmamıza dahil ediyoruz.
Panelde sunacağımız bildiriler sırası ile şu şekilde düzenlenmiştir:
“Türkiye’de İnternet’i İncelemek”

1.      “Yurttaşlık Hareketi Bir Klik Ötede mi?: Küresel Direnç Platformu olarak İnternet” Aslı TUNÇ, Ph.D. (İstanbul Bilgi Ün. İletişim Fakültesi Öğr. Üyesi)


2.      “İnternet’te Tartışma Listeleri: Demokratik Bir Açılım mı? Egemen Söylemin Taşındığı Kanallar mı?” Cem YAŞIN, Ph.D (Stratejik İletişim Tasarımı AŞ)
3.      “İnternet Odaklı Eğitim alanında Hesaplaşmalar” Aslı TELLİ (İstanbul Bilgi Ün. İletişim Fakültesi Ar.Gör.)
4.      “Kadınlar ve Erkekler On-Chat” Gamze GÖKER (Ankara Ün. SBE. Kadın Çalışmaları ABD.)
5.      “Mekan ve Uzam Arasında: İstanbul’daki İnternet Kafeler” Burcu Y. ÇAVUŞ (İstanbul Bilgi Ün. İletişim Fakültesi Ar.Gör.)

6.      “İnternet”in Hukuki Düzenlemesi” Kerem BATIR (Marmara Ün. Avrupa Topluluğu Enstitüsü AB Hukuku ABD. Ar. Gör.)


7.“İnternet’i ve/ya Bilgisayar Dolayımlı İletişim Ortamını İncelemek İsteyen Bir Araştırmacının Soruları ve Sorunları” Mutlu BİNARK, Ph.D (Gazi Ün. İletişim Fakültesi Öğr. Üyesi)
Her bir katılımcının bildiri sunuş süresi sorular dahil 20 dakika şeklinde planlanmıştır. Toplam bildiri sunan sayısı 7 olup, oturum başkanlığının Prof. Dr. Aydın Uğur (İstanbul Bilgi Ün. İletişm Fakültesi Dekanı) yapılması önerilmektedir.
Panel sırasında power point ile sunum ile tepegöz kullanımından da yararlanılacaktır.
Panel önerisini sunan:

Doç.Dr. Mutlu BİNARK, Gazi Ün. İletişim Fakültesi Öğr. Üyesi

Yazışma Adresi: İlk Adım Sitesi 419-C-D:22 Ceyhun Atuf Kansu cad. Keklik Pınarı 0640 Ankara

TEL: (iş) 312 212 6495 ext 136

FAKS (iş) 312 212 1832

E-posta: mutlub@tr.net



NOT: Tüm Katılımcıların Bildiri Metinlerinin Tamamı ve Kimlik Bilgileri Sırası ile Aynı Word Dosyası içinde aşağıda sunulmaktadır.


TÜRKİYE’DE İNTERNETİ İNCELEMEK KONULU

PANELE KATILANLARIN BİLDİRİ TAM METİNLERİ SIRASI İLE



  1. Aslı Tunç -“Yurttaşlık Hareketi Bir Klik Ötede mi?: Küresel Direnç Platformu olarak İnternet”

İnternetin demokrasi yayma potansiyeline ilişkin tartışmalar günümüzde hala Janus tanrısının iki yüzünü andırmaktadır. Bu çift taraflı teknoloji, bir yüzüyle özgürlükler vaadederken, diğer yüzüyle adeta yetke kontrolünü ve denetimini getirmektedir. İnternet-demokrasi ilişkisini irdeleyen akademik çalışmalar son 15 yıldır hem yüceltici hem de eleştirel yaklaşımlarla hızla artmıştır.1 Bu sunumda, temel argüman küresel düzeyde internetin tek başına baskıcı hükümetlere demokrasi getirmekten çok uzak olduğu ancak internetin demokratik idealleri yaymada sadece bir araç olacağıdır. Özellikle 1990’lı yılların sonlarından bu yana küresel eylemlerde internetin yoğun kullanımı, statükoya direnme noktalarında internetin aldığı aktif rol ve baskıcı rejimlerin internet sayesinde yara alabilmesi ise bu savı doğrulamaktadır.

Her türlü politik baskıya ve toplumsal haksızlığa eylem yaparak başkaldıran bireyler olarak bilinen “aktivistler” (eylemciler) için internetin merkeziyetçi olmayan yapısı ve mesajın hızla dünyanın her yanına eşzamanlı olarak ulaşması eylem harekatı için bulunmaz özelliklerdir. Büyük iktidar güçlerinin ellerinde bulunan erişim teknolojilerine sahip olamayan sivil örgütler ve bireyler için demokratik haklar adına biraraya gelebilmek çok büyük önem taşımaktadır (Schickler, 1994). Böylelikle, kamusal alan kavramı dönüşüme uğramakta; paylaşılan mekan anlamında değil, paylaşılan sorunlar ve ortak çıkarlar etrafında bir araya gelinmektedir (Timisi, 2003). Bu küresel sivil örgütlenmede internetin rolüne ilişkin iyimser ve kötümser perspektifler bulunmaktadır.

İyimser yaklaşımlar, hiç kuşkusuz Gramsci savunucularından liberallere uzanan bir siyasal yelpazede sivil örgütlenmenin artan gücünü ve uluslararası ilişkilerdeki ağırlığını kabullenmesiyle başlamaktadır (Deibert, 2000). Kuramsal çerçevede, Gramsci savunucularının neoliberal ekonomik ideolojilere ve gemlenemeyen küresel piyasaların gücüne kafa tutacak “karşı-hegemonya” kaynağı ancak sivil örgütlenmelerde yatmaktadır (Cox, 1999). Liberallere göre ise, bu tür bir siyasal eylem, yerel düzlemdeki bireyleri küresel arenayla kaynaştıran bir politik katılımın ilk umut ışığı olarak görülmektedir (Falk, 1992; Mathews, 1997; Archibugi, Held ve Kohler, 1998). Her iki grup için de, bu hareket uzun süredir özlemi duyulan olumlu bir demokratik katılımın habercisidir ve bu gelişimin motoru olarak da internet görülmektedir. Bu yaklaşımın bir uzantısı olarak, internet Thomas Jefferson’in demokrasi tanımını adeta günümüze taşımaktadır. Kapor’a (1993) göre “siberuzaydaki yaşam tıpkı Jefforson’ın hedeflediği gibi biçimlenmekte ve bireysel özgürlükle birlikte çoğulculuğa, çeşitliliğe ve topluma adanmışlık temeli üzerinde yükselmektedir”.

Hill ve Hughes (1998) internetin sivil katılım ve eylemlerdeki rolünü iyimser yaklaşımlarla özetlerken, Rheinhold (1993) da yurttaşların online tartışmalarla demokratik süreçlere etkin bir biçimde katılacağını belirtmektedir2. Shapiro ve Leone (1999), internetin kontrolü kurumlardan alıp bireylere nasıl aşama aşama verdiğini irdeleyen ve geleceğe yönelik projeksiyonlarda bulunan çalışmalarında internetin “denetim devrimi”ni gerçekleştirdiğini belirtmektedir. Bu çalışmaya göre, internetin sadece altı temel niteliği kullanıldığında bireyin gücü artarak kurumların önüne geçecektir. Shapiro ve Leone önce internetin varolan dört özelliği üzerinde durur. Bu nitelikler, internetin kitleyle kitlenin etkileşimini sağlaması, iletişimi saklama, kullanma ve yönlendirme açısından esneklik getiren dijital içeriği, yayılıma kolaylık sağlayan tasarımı ve bilgi akışının önündeki engelleri kaldırabilen teknik kapasitesidir. Geriye kalan iki özelliğe ise henüz ulaşılmamıştır. Bireylerin tamamen denetimi ele geçirmesi için bağlanma hızının ve teknolojik altyapının arttırılması ve evrensel bir internet kullanımının elde edilmesi gerekmektedir.

Kötümser ve kuşkucu yaklaşımlar ise internetin direnme noktasındaki rolünü ve sivil katılımdaki etkinliğini çok daha geniş bir yelpaze içinde sorgulamaktadır. Öncelikle internet üzerindeki bilgilerin güvenirliliği ve geçerliliği üzerine tartışmalar yapılmakta ve bu kadar fazla verinin yurttaşların karar alma aşamasını ve katılımını yaralayacağı savunulmaktadır (Van Dijk, 1999). Bunun ötesine geçildiğinde, internetin demokratik yönetimsel süreçleri zayıflatacağı, çok küçük grupların son derece dar gündemleriyle siberortamı kirletecekleri düşüncesi göze çarpmaktadır (Starobin, 1996). Bazı kuramcılar internetin topluluk ruhunu zedelediğini ve demokratik sürecin ayrılmaz parçası olan gönüllü grup ve kuruluşları ortadan kaldırdığını savunmaktadır (Putnam, 1996; Turkle, 1996). Kimi eleştirel kuramcılar ise internetin yurttaşlığın enerjik yapısını geleneksel demokratik süreçlerden çekerek içini boşalttığını ve böylesine büyük bir enerjiyi boşa harcadığını savunmaktadır (Carpini, 1996; Rash, 1997).

İnternetin toplumsal hareketleri ateşleme gücünün kendi kendini yoketmeye yolaçacağını düşünenler ise demokrasi ideali adına internetin bir kaos ortamı yaratacağını savunmaktadırlar (Rieff ve Clough, 1999). Bu görüşe göre, sivil toplumun tüm aktörleri ilerlemeci ve doğası gereği “iyi” olamazlar. Bu nedenle aynı idealleri paylaşmaları da beklenemez. Bu noktada, bilgiye sahip olanlar (information-haves) ve bilgiye sahip olmayanlar (information have-nots) arasındaki uçurum önem kazanmaktadır. Ekonomik güce sahip olanın sesini daha yüksek duyurabildiği bir ortam, kuşkusuz özlenen demokrasi tanımına ters düşecektir. Sonuç olarak, internet destekli bir toplumsal eylem, küresel ölçekte bir yıkıma yol açacaktır. Bu perspektifin türevi olarak düşünülen ve medyadaki yoğunlaşmanın (concentration) görüş ve bakış açısındaki çeşitliliği azaltacağı görüşü (Fallows, 2000; Hundt, 2000; McChesney, 2000) internet ortamına da yansımaktadır. Bu akademisyenlere göre internetin statükoya karşı koyacak gücü yoktur; güçlü olanın fikirlerini ifade ettiği ve demokratik sürece katılım gösterdiği bir platformdur internet ve aksine reklam gelirleriyle ayakta durarak çoktan statükonun bir parçası olmuştur (McChesney, 2000).

İnternetin asla “gerçek” toplulukların yerine geçemeyeceğini ve erişilmesi hedeflenen küresel sivil toplumun her zaman sınırlı olacağını savunan yaklaşımlar da vardır (Breslow, 1997). Özellikle de yüzyüze iletişimle paylaşılan deneyimler olmaksızın toplumsal hareketlerde kollektif bir ruhun oluşturulamayacağını belirten Tarrow (1998), internet eylemciliğinin eksik yönlerini psikolojik bağlamda ortaya koymaktadır.

Bu temel yaklaşımları belirttikten sonra, internette sivil katılıma ve 1990’ların ortalarından bu yana dünyanın farklı mekanlarında internetin yurttaşlık hareketindeki rolüne örnekler vermek yerinde olacaktır. MAI (Çok Taraflı Yatırım Anlaşması) karşıtı eylemler, Seattle’daki küreselleşme karşıtı eylemler, Burma’da Askeri cunta karşıtı eylemler, Meksika Yerlilerinin Sesini Duyuran Eylemler bu hareketlere sadece birkaç örnektir. Zapatista örneğinden yola çıkarak bu yaklaşımı temellendirebiliriz.

Meksika’daki Zapatista hareketi politik anlamda bakıldığında Chiapas bölgesi ile sınırlı bir isyandı. Oysa Meksika hükümetinin baskıcı yönetimine başkaldırmayı hedefleyen Zapatista hareketinin dünyaya yayılma öyküsü internetin küresel bir direnç ortamı yaratmasına son derece iyi bir örnek oluşturmaktadır. Öncelikle bu başkaldırıyı klasik anlamdan öteye götüren ve onu daha çok sözcükler, imgeler ve örgütlenmeler savaşımı haline getiren gelişmeleri irdelemek yerinde olur. EZLN adıyla anılan Zapatista Ulusal Bağımsızlık Ordusu kırsal bölgelerde örgütlenmiş olan bir avuç asiden çok daha donanımlı bir topluluktu (Ronfeldt, Arquilla ve Fuller, 1998). Desteklerini arkalarına aldıkları Carlos Fuentes ve Pablo Gonzales Casanova gibi Meksika aydınları ve en önemlisi yerel ve uluslarötesi sivil toplum örgütleri, EZLN hareketini basit bir ayaklanmadan çok öteye taşıdılar. Aslında 1990’ların başındaki Meksika politik ve toplumsal yapısını özellikle yoksul Chiapas bölgesi özelinde inceleyen yapıtlara (Arizpe, 1996; Collier, 1994; Gonzalez Casanova, 1996) bakıldığında ülkenin bu dönemde derin bir ekonomik ve sosyal geçiş dönemi yaşadığı görülebilir. Meksika artık siyasal sistemin üzerinde etkinliği olan klan sistemini terketmekte ve Carlos Salinas (1988-1994) dönemi ile birlikte ekonomisini serbestleştirmekte ve çağdaş piyasa ilkelerini benimsemektedir. Bu değişime ek olarak sivil toplum aktörlerinin etkinliği artmakta ve bir dizi sivil toplum örgütü hükümetin demokratikleşme ve sosyal refah yolundaki eksikliklerinden dolayı baskı yapmaktadır (Fox, 1994; Fox ve Hernandez, 1992). Politik sistemi yavaş yavaş açılan Meksika artık toplumsal eylemlerle yüzyüze gelmeye hazırdır.

Bu eylem 1994 yılı Ocak ayının ilk saatlerinde kendini gösterir. Chiapas’ın çeşitli kentlerinden gelen ve sayıları 2000-4000 arasında değişen Zapatista topluluğu ilk ayaklanmayı başlatır. Meksika ve yoksul Chiapas halkının özgürlüğü adına hükümete savaş açtıklarını belgeleyen bir bildiri de yanlarındadır. Bu bildiri bir öğrencinin telefonuyla CNN’ne aktarılır ve böylece yabancı gazetecilerin ilgisi bu noktaya çekilmiş olur. Bunu izleyen birkaç gün içinde grup, hükümeti başkent Mexico City’ye yürümekle tehdit eder. Meksika hükümetinin tepkisi ise isyanı “200 kişinin amacı belli olmayan talepleri” olarak küçümsemesi ve polis güçleri ile bastırma yoluna gitmesidir. Aynı günlerde EZLN, taleplerini bir basın toplantısıyla tüm dünyaya açıklar. Marksist ve eski ideolojik temellerinden tamamen uzaklaştıklarını ve isteklerinin sadece yerel kültürlerden doğduğunu bildirir. Meksika yerlilerinin sorunları ulusal spot ışıkları altına çekilmeli ve ülkeye gerçek demokrasi gelmelidir. Bir dizi isteğin arasında Meksika köylülerinin sosyoekonomik dengesini bozan NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması) nın da geri çekilmesi talep edilmektedir. Bu amaçla EZLN barışçı toplumsal bir hareket başlatmak için uluslararası Kızıl Haç’ı ve Chiapas’taki durumu incelemeleri için de uluslararası insan hakları örgütlerini bölgeye davet eder. Bu arada 15,000 Meksika askeri birliği Chiapas’a girer ve çatışmalar başlar. Ancak EZLN’nin uluslararası medya ile ilişkisi ve Meksika hükümetinin sert askeri yanıtı pekçok Avrupalı, Amerikalı ve Kanadalı insan hakları ve yerli kültürün koruması için savaş veren örgütleri ve eylemcileri Chiapas yöresine çeker. Bu grupların amacı ateşkesin ardından EZLN ile hükümetin demokratik reform konusunda uzlaşmasıdır.

12 Ocak günü geldiğinde herkesi şaşırtan sürpriz bir gelişme olur (Ronfeldt, Arquilla ve Fuller, 1998). Meksika Başkanı silahlı çatışmaya bir nokta koymayı ve anlaşmaları başlatmayı kabul eder. EZLN ile Meksika hükümeti arasında anlaşma bu olayı izleyen iki yıl boyunca ülkenin geleceğini biçimlendiren tartışmaların miladı sayılacaktır. Gerçekten de 1995 yılı Nisan’nında Dışişleri Bakanı Jose Angel Gurría bu “enformasyon operasyonunu” şöyle değerlendirecektir: “Chiapas son onbeş aydır tek bir kurşunun atılmadığı bir yer. Çatışma sadece on gün sürdü ve o zamandan bu yana bu, bir mürekkep, yazılı sözler savaşı ve tabii bir de internet üzerinde yapılan bir savaş”.3 Meksika’daki internet savaşının en dorukta olduğu zamanlar 1994 ve 1995 yıllarıydı. (O’Brien, 2002). Uluslararası medya kuruluşlarını, Meksika içi ve ülkenin dışındaki diasporayı içine alan dayanışma örgütlerini ve küreselleşme karşıtı eylemcileri harekete geçiren internet üzerindeki raporlar Zapatista eylemine damgasını vurdu.

Zapatista hareketinde internetin etkin kullanımının öncesine gidilirse, 1990’ların başına dek toplum geneline pek inmeyen internet kamusal telekom hizmetlerinin çeşitli hukuksal engelleri aşarak Meksika’ya ancak 1989’da girebildiği görülür (Martinez-Torres, 2001). 1993’te ise La Neta4 adıyla ilk elektronik sivil toplum örgütü devreye girer. Aynı yıl La Neta İlerlemeci İletişimciler Birliği (APC)’nin bir parçası olarak PeaceNet’e bağlanır. Bu bağlantı sayesinde pek çok konferans duyuruları, tartışma listeleri Meksika içine taşınmış olur. Ancak Cleaver’a (1996) göre internette ilk Zapatista websayfası 1994 baharında Swarthmore üniversitesinden bir yüksek lisans öğrencisi tarafından oluşturulur. Justin Paulson adlı bu öğrenciden sonra Zapatista websayfaları hızla çoğalır. Devlet ve kuruluşlar sanal uzaydaki bu yeni sosyal etkileşimde hızla geri düşmeye başlarlar. Meksika hükümetinin bilgi ve haber dağılımı üzerindeki baskısı ancak geleneksel medya araçları için geçerli olabilmektedir. İnternet her türlü hükümet sansürünün etrafından dolaşan bir yapıyla Meksika hükümetini çaresiz bırakmaktadır (Froehling, 1997).

Zapatista’nın yapısal oluşumundaki hiyerarşiye karşıt durum internetin sunduğu olanaklarla son derece iyi örtüşmektedir. Ronfeldt and Arquilla’a (1998) göre merkezi olmayan bu oluşum tüm kanalları Zapatista’nın ulaşmak istediği hedeflere açmıştır. Sonuç olarak, internet savaşları Meksika hükümetini reformlara giden yola doğru sokarken, siyasal sistemin daha saydam, insan hakları konusunda ise daha duyarlı olmasını sağlamıştır. Yerli nüfusun hakları ve sivil toplum hareketinin yükselmesi ise yine bu dönemlerde hız kazanmıştır. Meksika toplumunun en marjinalize edilmiş kesiminin sesi ilk kez uluslararası platformda duyulmuştur.

Yeni iletişim teknolojilerinin toplumsal yansımaları günümüzde, kurumsal iletişimden, mahalle bilinci yaratmaya, siyasal tartışmalara etkisinden internet üzerindeki eylemlere kadar uzanan geniş bir spektrumda tartışılmaktadır. Özellikle internetin sahip olduğu çok parçalı ve merkezi olmayan yapı, pek çok toplumsal kurumun hiyerarşik, merkeziyetçi ve bürokratik yapısıyla tamamen terstir. Bu bağlamda yukarda ön plana çıkarılan farklı olaylarda sosyal değişimi savunan eylemciler için internet üzerinden örgütlenmek bir çıkış yolu (modus operandi) olarak görülmektedir. John Gilmore’un ünlü değişiyle “internet sansürü teknik bir arıza olarak görmekte ve onun etrafından dolanmaktadır”5. “

Zapatista hareketinde uluslararası politika belirleme anlamında yeni ve dinamik bir alan olarak yine internetin etkisi göze çarpmaktadır (O’Brien , 2002). Sivil toplum örgütlerinin birbirleriyle daha etkin bir biçimde etkileşimi ve küresel bir kamusal alanı daha yoğun olarak öne çıkarmaları uluslararası politik aktörleri de harekete geçirebilmektedir. Kuşkusuz, internet hiçbir toplumsal ve siyasal değişimi hedefleyen uluslararası hareketin tek başına ateşleyicisi olamaz. İnternetin başarısı birbirinden uzak düşmüş birey ve toplulukları tek bir hedefe doğru kenetlemekte, yapıcı bir tartışma platformu yaratmakta, başarılı stratejileri bir mekandan diğerine taşımakta ve haberleri hızla paylaşmakta yatmaktadır. İnternetin, etkinliğini kimi zaman sözcükler savaşı olarak, kimi zaman ise siber uzayda gerilla taktikleriyle ama daima demokratik ideallere bir adım daha yaklaşmak için sağlamlaştıracağı kesin görünüyor. 



Kaynakça


Archibugi, D., Held D. ve Kohler, M. (der.) Re-imaging Political Community. Stanford: Stanford University Press, 1998.

Arizpe, L. “Chiapas: The Basic Problems,” Identities: Global Studies in Culture and Power, c. 2, s. 1-2, ss. 219- 233, Ekim 1996.

Bentivegna, S. “Talking Politics on the Net,” John Kennedy School of Government, Harvard Üniversitesi’nde 24 Ekim 1998’de sunulan yayınlanmamış tebliğ.

Bimber, B. “Toward an Empirical Mapping of Political Participation on the Internet,” Amerikan Siyaset Bilimi Birliği (APSA) Yıllık Konferansı’nda sunulan tebliğ, Boston, MA, 1998.

Breslow, H. “Civil Society, Political Economy, and the Internet,” Virtual Culture: Identity and Communication in Cybersociety, Der. S. G. Jones, Londra: Sage, ss. 236-257, 1997.

Carpini, M. X. D., “Voters, Candidates, and Campaigns in the New Information Age: An Overview and Assessment,” Harvard International Journal of Press/Politics, s. 1, ss. 36-56, 1996.

Cleaver, H. The Zapatistas and the Electronic Fabric of Struggle, 1996 (http://www.eco.utexas.edu/faculty/Cleaver/zaps.html).

Cleaver, H. “The Zapatista Effect: The Internet and the Rise of an Alternative Political Fabric,” Journal of International Affairs, c. 51, s. 2, ss.621-641, 1998.

Collier, G. “Roots of the Rebellion in Chiapas,” Cultural Survival Quarterly, c. 18, s. 1, ss. 14-18, İlkbahar 1994.

Cox, R. “Civil Society at the Turn of the Millennium: Prospects for an Alternative World Order,” Review of International Studies, s. 25, ss.3-28, 1999.

Curran, C. “Rethinking the Media as a Public Sphere,” Communication and Citizenship, Der., P. Dahlgren ve C. Sparks, Routledge, Londra, 1991.

Davis, R. The Web of Politics: The Internet’s Impact on the American Political System. Oxford University Press, Oxford, 1999.

Deibert, R. J. “International Plug ’n Play? Citizen Activism, the Internet, and Global Public Policy,” International Studies Perspectives, c. 1, ss. 255-272, 2000.

Dertouzos, M. L. “Communication, Computers and Networks,” Scientific American, c.3, s. 265, ss. 74-80, 1991.

Falk, R. On Humane Governance: Toward a New Politics. Cambridge: Polity Press, 1992.

Fallows, J. “Internet Illusions,” New York Times Book Review, 16 Kasım, ss: 28-31, 2000.

Fox, J. “The Difficult Transition from Clientelism to Citizenship: Lessons from Mexico,” World Politics, c. 46, s. 2, ss.151-184, 1994.

Fox, J. ve Hernandez, L. “Mexico’s Difficult Democracy: Grassroots Movements, NGOs, and Local Government,” Alternatives, c. 17, ss. 165-208, 1992.

Froehling, O. “The Cyberspace War of Ink and Internet in Chiapas, Mexico. The Geographical Review, c. 87, s.2 ss. 291, Nisan 1997.

Golding, P. “The Mass Media and the Public Sphere,” John Kennedy School of Government, Harvard Üniversitesi’nde Eylül 1997’de sunulan yayınlanmamış tebliğ.

Gonzales Casanova, P. “Causes of the Rebellion in Chiapas,” Identities: Global Stdies in Culture and Power, c. 3, s. 1-2, ss. 269- 290, Ekim 1996.

Hacker, K. L. ve van Dijk, J. (der.) Digital Democracy: Issues of Theory and Practice, Sage Publications, Londra, 2000.

Hill, K.A. ve Hughes, J.E. Cyberpolitics: Citizen Activism in the Age of the Internet. Rowman & Littlefield Publications, Lanham, MD, 1998.

Hundt, R. You Say You Want a Revolution: A Story of Information Age Politics. New Haven, CT: Yale University Press, 2000.

Kapor, M. “Where Is the Digital Highway Really Heading?”, Wired, Temmuz/Ağustos, c. 53, s. 94, 1993.

Knapp, J. A. “Internet Newsgroups as an Electronic Public Sphere,” Internet Culture, Der. D. Porter, Routledge, New York, 1997.

Margolis, M. ve Resnick, D. Politics as Usual: The Cyberspace ‘Revolution’, Sage Publications, Thousand Oaks, CA, 2000.

Martinez-Torres, M. E. “Civil Society, the Internet, and the Zapatistas,” Peace Review. c. 13, s. 2, ss. 347-355, 2001.

Mathews, J. “Power Shift,” Foreign Affairs, s. 76, ss. 50-66, 1997.

McChesney, R. W. “The Internet and US Communication Policy-Making in Historical and Critical Perspective,” Journal of Communication, s. 46, ss. 98-124, 1996.

McChesney, R. W. Rich Media, Poor Democracy: Communication Politics in Dubious Times, New York: New Press, 2000.

O'Brien, R. Global Civil Society Networks Online: Zapatistas, the MAI, and Landmines. Mayıs 2002 (http://www.web.net/~robrien/papers/civsocnets.html).

Porter, D. (der.) Internet Culture, Routledge, New York, 1997.

Putnam, R. “The Strange Dissapearance of Civic Life in America,” The American Prospect, s. 24, ss. 34-46, 1996.

Rash, W. Politics on the Nets: Wiring the Political Process. New York: Freeman, 1997.

Rheingold, H. The Virtual Community: Homesteading on the Electronic Frontier. MA, Addison-Wesley, 1993.

Rheingold, H. Virtual Communities. 2nd Edition, MIT Press, 2000.

Rieff, D. ve Clough, M. “Civil Society and the Future of the Nation-State: Two Views,” The Nation, s. 268, ss. 613-644, 1999.

Ronfeldt, D. F., Arquella, J., Fuller, G. E. ve Fuller M. The Zapatista Social Netwar in Mexico, New York: Rand Publication, 1998.

Schickler, E. “Democratizing Technology: Hierarchy and Innovation in Public Life,” Polity, c.27, s.2, ss. 175-199.

Shapiro, A. ve Leone, R. The Control Revolution: How the Internet is Putting Individuals in Charge and Changing the World We Know. New York: Public Affairs Century Foundation, 1999.

Starobin, P. “On the Square,” National Journal, 25 Haziran, ss. 1145-1149, 1996.

Tarrow, S. Power in Movement: Social Movements and Contentious Politics. Cambridge: Cambridge University Press, 1998.

Timisi, N. Yeni İletişim Teknolojileri ve Demokrasi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 2003.

Turkle, S. “Virtuality and Its Discontents: Searching for Community in Cyberspace,” The American Prospect, s. 24, ss. 50-57, 1996.

Van Dijk, J. The Network Society: Social Aspects of New Media, çeviren: L. Spoorenberg. Thousand Oaks, CA: Sage, 1999.

Webster, F. (der.) Culture and Politics in the Information Age: A New Politics? Routledge, New York, 2001.

Wilhelm, A. G. Democracy in the Digital Age, Routledge, New York, 2000.





  1. Cem Yaşın- İnternet’te Tartışma Listeleri: Demokratik Bir Açılım mı? Egemen Söylemin Taşındığı Kanallar mı?”

İnternet üzerine yazan yazar, düşünür ve akademisyenlerin büyük bir çoğunluğu İnternet’in özgürleştirici ve demokratikleştirici yanına vurgu yapmaktadırlar. İnternet’e siyasi katılımı artırıcı bir işlev yüklemektedirler. Bu durum her yeni iletişim teknolojisi çıktığında yaşanan bir görüntüdür. Radyo içinde aynı şeyler söylenmişti. İnternet beklide bu güne kadarki iletişim teknolojileri içinde en az mekana bağımlı ve en küresel olanı ama bir iletişim teknolojisinin toplumsal etkisi teknolojik özellikleriyle değil daha çok içerikleri ile olması gerekmekte.



İnternet’in demokratikleştirici işlevi Habermas’ın tanımı ile 17.yüzyıldaki burjuva kamusal alanı tanımıyla özdeşleştirilmekte. İletişimsel bir alanda farklı kimliklerin var olabilmesi ve kendi söylemlerini bu alana taşıyabilmeleri bu durumu tanımlıyor. İnternet de ilk bakışta farklı kimliklerin var olduğu bir alan olarak görülebilir. Ama İnternet’in bu tür bir iletişimsel alan olması için üç unsur gerekiyor. Bunlar:

  1. Farklı kimliklerin bu iletişimsel alan girmesinin serbest olması,

  2. Farklı kimlikler arasında bir iletişimin olması ve farklı toplumsal talepleri birbirleri ile tartışabilmeleri,

  3. Farklı kimliklerin kendi kimliklerini tanımlayan farklı siyasi talep, duruş ve tutumlarını bu alana taşıyabilmeleri.

Bu durumu test etmek öncelikle sınanacak unsurları tanımlamaktan geçiyor. İnternet’in özgürleştirici bir ortam olabilmesinin yolu şu koşulların yerine getirilmesine bağlı:

  1. İnternet’e her kimlik ve bireyin girişinde hiçbir eşik olmaması,

  2. Farklı kimliklerin birbirleri ile iletişim içinde olmaları,

  3. Farklı kimliklerin farklılıklarını koruyarak kendi taleplerini iletişimsel alana taşımaları.

İlk koşul olan herkesin İnternet’e girebilmesi belirli eşiklerle zaten engellenmiş durumda. Bu eşikleri şu şekilde sıralamak mümkün:

  1. İnternet’e giriş belli bir donanımı gerektiriyor. Bu donanım asgari düzeyde bir bilgisayar, bir modem ve internt bağlantısından oluşuyor. Tüm insanların bu tür bir imkana sahip olabileceğini düşünmek çok imkanlı gelmiyor.

  2. Bu tür maddi koşulları herkesin yerine getirdiğini düşündüğümüzde ikinci eşik ortaya çıkıyor. Herkesin bu tür donanımı kullanacak teknik bilgiye sahip olmaması.

  3. Bir diğer bilgi eşiği ise İnternet içeriklerinin üretiminde karşımıza çıkıyor. Bu eşik dil eşiği. İnternet içeriklerinin büyük bir çoğunluğu İngilizce ve tüm insanların İngilizce bildiğini varsaymak ise hayalperestlik olsa gerek. Tabi ki ulusal dillerde üretilen içeriklerin artması daha çok insanın bu tür tartışma ortamlarına katılmasına imkan tanıyor. Ama bu durumun Habermas’ın 17. yüzyılda özgür iletişimsel alan olarak tanımladığı iletişimsel alana özgür giriş koşullarını yerine getirmiyor.

  4. İnternet yapısı gereği belli bilgisayar yazılımları ile oluşmuş belli iletişim formatları içersinde iletişim ortamı. Web sayfası, elektronik posta, “chat” adı verilen sohbet ortamları bunlara örnek verilebilir. Ve bu yazılımların kullanımları belli grupları ve sahiplikleri gerektiriyor. Web sayfası oluşturabilmek için “web hosting” yapabilmeniz, başka bir deyişle bir servis sağlayıcısına sayfalarını koyabilmenizi gerektiriyor. Belli bir tartışma grubuna üye olabilmeniz bu gruba yazılmanıza bağlı. Ama bu grubun varlığını bilmeniz ya bu guruptan gelen bir elektronik postanın size yönlenmesine yada bu grubun herhangi bir veritabanından sizin isminizi ve elektronik posta adresinizi alarak teklif gelmesine bağlı. Bu yapı İnternet’in zaten parçalanmış bir iletişim ortamı olmasını beraberinde getiriyor. Her kimlik kendi içinde tartışma ortamları oluşturuyor. Farklı kimliklerin bir arada olduğu tartışma listeleri de var. Bu tür listeler sınırlı kalıyor. Bu noktada diğer bir eşik ortaya çıkıyor. Farklı kimliklerin birbirleri ile iletişim kuramaması. Birçok listenin sahip ve “modaretör” denilen yöneticileri farklı görüşleri olan üyeleri listeden çıkarabiliyor.

  5. En önemli eşik ise İnternet içerikleri ile ilgili olan özgür tartışma ortamı farklı kimliklerin farklı talep ve söylemlerinin ifadelendirilebildiği bir alan olması gerekiyor. İnternet içeriklerine baktığımızda ise diğer iletişim araçlarının içeriğinden farklılaşmadığını görmekteyiz. İnternet farklı kimliklerin farklı talep ve söylemleri ifadelendirdiği bir alan olmaktan çok, farklı kimliklerin kitle iletişim araçları içersinde belirlenmiş gündemin taşıyıcısı konumuna geldiği bir alan konumunda

İnternet’in gerçekten bir özgürlük alanı olup olmadığının araştırılması İnternet içerikleri ile günümüzde merkezi bir belirleme ile oluşan kitle iletişim araçlarıları içersinde belirlenmiş gündemin karşılaştırılması ile elde edilebilecek bir bulgu görünümünde.

Bu tür bir çalışma ise gündem kavramı ile başlamak zorunda. Gündem araştırmaları kitle iletişim araçlarının insanların düşünce yapılarının nasıl belirlendiği üzerine kurulu. İlk iletişim kuramlarında bu etkinin dolaysız olduğu kitle iletişim araçlarının insanların nasıl düşünmesi gerektiğini belirleyebileceği görüşü hakimken, daha sonra bu yaklaşım kitle iletişim araçlarının insanların nasıl düşüneceğini değil ne hakkında düşüneceklerini belirlediğini ileri sürüyor. Diğer taraftan gündem belirleme kuramını kamusal alan tartışması ile birleştirdiğimizde şöyle bir çelişki ile karşılaşmaktayız. İdeal iletişim ortamı farklı kimliklerin farklı önceliklerini iletişimsel ortama taşımaları ile mümkünken, kitle iletişim araçlarının ne hakkında düşünüleceğini belirlemesi kimliklerin kendi gündem önceliklerini değiştirerek içini boşaltması. İnternet içeriklerinin, İnternet’in bir özgürlük ortamı olarak algılanıp algılanmayacağının test edilmesi ise İnternet’te var olan kimliklerin ne kadar kendi gündemlerini taşıdığını ve bu gündemlerin ne kadar haber gündemi ve kitle iletişim araçları içersinde belirlenmiş gündemden farklılaştığı ile ilgili.

Bu tür bir araştırma için 1999 gündemi seçilmiş ve farklı kimlikte iki tartışma listesi ile paralelliği incelenmiştir. Karşılaştırma iki aşamalı bir süreci içermektedir. İlki Gündem hiyerarşisinde önceliğin incelenmesi, ikincisi ise farklı kimliklerin bu gündeme verdikleri tepkilerin ölçülmesidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu tür bir çalışma iki temel varsayımı içerir. Bunlar kitle iletişim araçları içersinde belirlenen haber gündeminin insanların ne hakkında düşüneceklerini belirlediğidir. Diğeri ise her kimliğin kendi öncelikleri ve gündem hiyerarşisi olduğu bu sıralamanın değişmesi yolu ile kimliği var eden değer ve norm sisteminin değiştiğidir. Bu yolla bilişsel haritalar yeniden inşa edilmekte olumsuz ve olumlu kimlikler ile ilişkileri yeniden tanımlanmaktadır. Haber söylemi içersinde oluşan özne konumlarının iki tür etkisi vardır.


  1. Haber söylemi içinde özne konumlarının kuruluşu ile kimliğin bilişsel yapısı arasında paralellik olduğu durumda etki “tutum güçlenmesi” şeklinde,

  2. Haber söylemi içinde özne konumlarının kuruluşu ile kimliğin bilişsel yapısı arasında çelişki oluştuğunda “tutum değişikliği”ne sebep olacak yöndedir.

Haber söyleminin kimliklere etkisi Şekil 1’de 1999 gündemi içersinde Kardak Krizi ile örneklenmektedir.

Şekil 1 – Kardak Krizi İle İlgili Söylemin Etkisi



Yine 1999 gündemi içersinde 17 Ağustos Depreminde Yunanlı Kurtarma Ekipleri ile ilgili haberler ise farklı bir etki yapmıştır. Bu etki Şekil 2’de görülmektedir.


Şekil 2 – 17 Ağustos Depreminde Yunanlı Kurtarma Ekipleri İle İlgili Söylemin Etkileri

Haber söylemi içinde kimliği oluşturan anlamlandırma pratiği değişmekte ve simgesel alan tekrar üretilmektedir. Haber gündemi içinde ideolojik göstergeler, gösteren-gösterilen ilişkisinin yeniden oluşturulması ile değişmektedir. Gösterenin metaforlar yoluyla değişmesi simgesel alanı yeniden inşa etmektedir.

1999 haber gündemi süreklilik ve yoğunlaşma olarak incelenmiş ve gruplandırılmıştır. Olaylardan kavramsal kategorilere gidilmiştir. Kategoriler içersinde olumlu ve olumsuz kimlik kategorilerinin nasıl oluşturulduğu haberin anlatısı içinde değerlendirilmiştir. Tutum değişikliği ve farklı kimliklerde haber gündeminin etkisi iki farklı siyasal kimliklere sahip listeler ile karşılaştırılmıştır.

Haber gündemi ile Internet gündemini karşılaştırmak için farklı “elektronik posta listeleri”nden ikisi seçilmiştir. 1999 gündemi ile Internet gündemini karşılaştırmak için bu nedenle iki farklı örnek seçilmiştir. Bunlardan ilki taban olarak 68 kuşağı ve sol bir kültürel aidiyet içeren ODTÜ mezunlarından ve iletişim içerisinde bulundukları sosyal yapıya dayanan “ODTÜ-forum”; ikinci liste ise liberal ve sağ siyasal kültürel aidiyet içeren “Genç Yunuslar”dır.

Listelerin gündem ile ilişkisini incelemek gelen mektupların içeriklerinin tasnif edilmesi ve gündem ile ilişkisinin tanımlanmasına bağlıdır. İçerikler, haber ve gündem, teknik, grubun iç etkinlikleri, kişisel, bozuk e-mail, ticari, reklam,sürekli yayın kategorilerinde sınıflanmaktadır. Aslında bu kategorileri iki grupta toplamak mümkündür. Bunlar gündem ve haber içeriği ile diğer içeriklerdir. Haber ve gündem oluşturucu içeriğin dağılımı içerisinde egemen söylemin veya alternatif gündemin ideolojik tercihlerinin dağılımı, bize kimliğin yeniden üretiminin egemen söylem veya alternatif bir söylem içerisinde olup olmadığını göstermektedir.

Tablo 1 - Haber ve Gündem Oluşturucu İçeriğin Listelerde Dağılımı




Haber ve Gündem

ODTU-Forum

Genç Yunuslar

Gündem

362

166

Alt Gündemde Seçici

38

49

Alternatif Gündem

19

28

Her iki listede de içeriklerin haber gündemi ile paralellik gösterdiği gözlemlenmiştir. Haber hiyerarşisindeki öncelikler her iki listeye de yansımıştır. Kitle iletişim araçları içerisinde oluşan haber hiyerarşisi hangi konunun daha önemli olduğunu tanımlamaktadır. Ama hiyerarşi içinde konumlanan haberler, özne konumlarını tanımlayan bir anlatıdan oluşmaktadır. Haber hiyerarşisinin oluştuğu haberin makro yapısı dışında kimliğin tanımlandığı alan haber söyleminin oluştuğu mikro yapılardır. Her iki listede de kimlik farklılıklarına rağmen benzer söylemler oluştuğu gözlemlenmiştir. Bu dönemde olumsuz kimlik kategorileri ile ilgili her iki listede de benzer tepkiler görülmektedir. 1999 gündemi içinde önemli kategorileri oluşturan Abdullah Öcalan’ın yakalanması, deprem ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş gibi konularda haberin mikro yapıları içersinde kimlik kategorileri ile elektronik posta içeriklerindeki söylemin oluşumu arasında paralellikler gözlemlenmiştir.

ODTU-Forum’da oluşan egemen söylemin bir sivil insiyatife dönüşmesi, Genç Yunuslar’da da gerçekleşmektedir. Egemen söylem farklı kimliklerce taşınmaktadır. Genç yunusların tabanını oluşturan liberal sağ gençlik, egemen söylem içerisinde ulusal kimlik ve diğer uluslar ile kurgulanan ilişki formatını benimsemektedir. Gerek ODTU-Forum’un tabanını oluşturan 68 kuşağı ve sol kimlik, gerekse Genç Yunusların tabanını oluşturan liberal sağ gençlik aynı olaya aynı tip tepki vermekte, aynı konusal öncelikleri tercih etmekte ve farklı ideolojik aidiyetlere sahip olmalarına rağmen aynı tip tutumlar geliştirmektedirler.

Yukarıdaki analizimizin özünde gündemin ve gündem içerisinde oluşturulan değer ve normların kimliklerin yeniden üretiminde belirleyici olduğu yatmaktadır. Farklı kimlikler Internet’te var olsa da yeniden üretimleri egemen söylemin belirlediği gündem içerisinde olmaktadırlar.

Sonuç olarak İnternet’in sihirli bir toplumsal dönüştürücü olmadığı, aksine egemen söylemi yaygınlaştırıcı bir işlevi olduğu listeler üzerinde yapmış olduğumuz araştırmada görülmektedir. İnternet’in yeni bir toplumsal formasyon olarak görmek belki de McLuhan’ın “araç iletidir” deyişinde olduğu gibi kanalı içeriğe indirgeyen bir teknolojik determinizmden kaynaklanmaktadır. İnternet’in yeni bir kanal olduğu, web sayfaları, email listeleri, Usenet, chat gibi farklı protokolleri ile içeriği biçimlediği bir gerçektir. Ama tek başına böyle demokratik bir dönüşümün sihirli anahtarı olmadığı da bir gerçektir. Bu tür yaklaşımların ihmal ettiği noktaları şu şekilde sıralayabiliriz:



  1. İnternet dışında maddi bir gerçeklik olduğu, İnternet’te konuşulan konuların bir çoğunun İnternet dışında gerçekleşen olaylar hakkında olduğu,

  2. İnternet’i kullanarak iletişim sürecine giren insanların İnternet dışında bir hayatları olduğu, bu nedenle değer yargı, düşünce ve inançları ile belli konulara karşı tutumlarının internet dışında oluştuğu,

  3. Toplumsal kimliklerin oluştuğu bilinç yapılarının maddi toplumsal bir üretim olması nedeni ile İnternet dışında maddi bir bağlamın olduğu,

  4. İletişimin hegomanik bir alan olduğu ve iletişim eylemine malzeme teşkil eden konuların ve insanların ne hakkında düşündüklerinin egemen söylem ile belirlendiği,

  5. İnternet’in TV, radyo ve günlük gazete gibi geleneksel kitle iletişim araçlarını ortadan kaldırmadığı, aksine bir eklemlenme ilişkisi yaşadığıdır. Bu eklemlenme e-domokrasi yerine “yakınsama” denilen bir olgu ile egemen söylemi ulaşamadığı noktalara da ulaştırmakta, İnternet’te egemen söylemi kılcal damarlar gibi toplumsal yapının en uç noktalarına taşımaktadır.




  1. Aslı Telli Aydemir-“İnternet Odaklı Eğitim alanında Hesaplaşmalar”

Klasik eğitim sisteminde öğrenciler, daima okul sınırları içinde kapalı kalırken, çağdaş eğitim sistemi; öğrencinin öğrenimini sürekli kılarak okul sınırları dışına çıkarmaktadır. Çağdaş eğitim sisteminde e-öğrenim (e-learning) kısaca; internet, intranet veya bir bilgisayar ağı bulunan platform üzerinde sunulan, web tabanlı bir eğitim sistemi olarak tanımlanmaktadır (http://enocta.com/tr/kaynaklar-makale, 2002). E-öğrenim, eğitimdeki standart müfredatların çok ötesinde, teknolojik imkanlar sayesinde zengin işitsel ve görsel tasarımlarla eğitimi çekici hale getirmektedir. E-öğrenim uygulamaları çok daha fazla maliyet avantajı, yüksek kalitede öğrenme imkanları sağlamakta ve çağdaş eğitimde standart oluşturmaktadır. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre bilgisayar destekli eğitim, klasik sınıf eğitimine kıyasla % 30 daha az maliyetle ve % 40 daha az zaman kullanarak, % 30 daha etkin eğitim sağlamaktadır (Çakırer, 2002).

e-universite’ Kavramı

e-universite kavramının iki farklı açılımı vardır. İlki, sınırı olmayan pazarlarda yüksek öğrenim sunmayı hedefleyen kurumlar; ikincisi ise geleneksel uzaktan eğitim sürecini geliştiren internet odaklı teknolojilerin kullanılmasıdır. Bu işlevi karşılayan diğer kavramlar, elektronik üniversite ya da sanal üniversite olabilir. Dünyada eğitime olan talep arttıkça, bilgi toplumunun yaşam boyu eğitim olanaklarından evlerinde ve işyerlerinde faydalanması işten bile değildir.

E-öğrenim sistemi, öğrenci ile öğretim elemanının birbirlerinden fiziksel olarak ayrı olmalarına rağmen, eş zamanlı (senkron) veya ayrı zamanlı (asenkron) çoklu ortam teknolojisi yardımıyla iletişim kurdukları, öğrenme hızına göre öğrenmenin gerçekleştirildiği öğretim sürecinden oluşur (Varol, 2002). İş hayatında hızın artması, yetenekli insanların azlığı, rekabetin ve ücret üzerindeki baskıların artması, sosyal ve demografik değişmeler, bilgi işçilerinin iş ortamında esnekliğe olan ihtiyacı ve öğrenmenin yaşam boyu devam eden bir süreç haline gelmesi, e-öğrenime olan ihtiyacı artırmıştır.

Aslında, son beş yılda tüm üniversiteler, bazı e-üniversite özelliklerini öne çıkamıştır. Neredeyse tüm üniversitelerde, bilgisayar odaklı eğitim verilmektedir. Birçok üniversite ise belli derslerini uzaktan eğitime uyarlamış durumdadır. Farkına varılan bir başka nokta, kurumlar arası işbirliğinin yakın gelecekte çok önemli olacağıdır. Yine birçok kurum, birleşerek sanal derslerin oluşturulması ve pazarlaması üzerinde çalışmaktadır. Buna bir örnek, 23 araştırma odaklı üniversitenin ortaklığıyla kurulan Universitas 21’dir. Tanıtımı iki yıl öncesine dayanan bir başka gelişme, Chicago, Columbia, Stanford, Carnegie Mellon üniversitelerinin ve London School of Economics’in birleşerek, büyük ölçekli işletmelerin yöneticilerine yönelik iş eğitimi amaçlı sanal dersler geliştirmeleri oldu. Bunun yanında, İskoçya’da Glasgow Caledonian Universitesi, Stirling Üniversitesi’yle birleşerek yaşam boyu öğrenme konulu, iş yerinden yürütülebilen sanal bir master (MSc) programı açtı. Tüm bu örneklerin yanında, kar amacı güden şirketlerin, basın-yayın şirketlerinin ve eğitimle ilgili aracı kurumların açtığı, farklı kalite standartları gerektiren başka sanal programlar da mevcuttur.

Sanal Üniversiteler Konulu Araştırmaların Tarihçesi

Sanal Üniversite Araştırma Projesi’nin ilk temelleri, Dr. Linda Harashim ve Tom Calvert tarafından Telelearning Network Inc.’ın bir parçası olarak ve Virtual Learning Environments (VLEI) mali desteğiyle Simon Frasier Üniversitesi’nde (Kanada) atılmıştır. Proje, bilgisayar bilimleri, eğitim, iletişim, psikoloji ve mühendislik alanlarında uzmanların bilgi ve yaklaşımlarını toparlamayı amaçlamaktadır. Kavramsal temelleri 80’lerin başında atılan proje, gerçek anlamda kaynak desteğini ancak ‘90’ların başında alabilmiştir.

1990’ların ortalarına gelindiğinde, zaman-mekan ikilemi iş-ev ortamından akademik hayata da sıçramıştır. Birden fazla sorumluluğu olan öğrencilerin (iş, aile, ev) bir yerleşke üzerinde yaşamlarına devam etmesi mümkün olmamaktadır. Uzaklık, yalnız kentlerin değil, öğrencileri ve öğretim kadrolarıyla üniversitelerin de çözmek zorunda olduğu bir sorun haline gelmiştir.

Teleiletişim odaklı eğitimlerin, pastadan pay sahibi olurken üç ayrı model üzerinde yapılandıklarını görüyoruz. İngiltere’deki Open University ilk yaklaşımı temsil eder: tek bir eğitim kurumu öğrencinin evini ya da çalışma alanını düzenlemeyi vizyon kabul eder. Bu noktada ortaya çıkabilecek en önemli sorun akademik yetkinlik olacaktır. Öğrenci, aldığı eğitimi kendi gözünde ve üstlerinin gözünde değerli bulacak mı? Bu noktada hem olumlu hem olumsuz örnekler mevcuttur. Bu kurumların en önemli özelliği, başta gelenekçi bir fiziksel alana ve kültüre sahip olmamaları ve vizyonlarının baştan beri elektronik üniversite yönünde gelişmesidir. İkinci yaklaşım, gelenekçi yaklaşıma sahip eğitim kurumlarının, belli derslerini iki yönlü video sistemiyle öğrenciye ulaştırdığı durumları kapsar. Bu konuda en çok tartışma yaşanan okul, ABD’deki Maine Üniversitesi’dir. Binaları ve hocaları bulunmayan sekizinci yerleşke fikri dönemin rektörünün işinden olmasına neden olmuştur. Üçüncü yaklaşım, birden fazla üniversitenin ortak yapılanmasıyla oluşan elektronik alandır. Bu dayanışmada, uzaktan eğitim, bir yerleşkeden diğerine uzmanlık içeren yayınlar yapılmasıyla gerçekleşir. Programın ortakları arasında diyaloğa dayanan uygulamalar da yapılabilir (Acker and McCain, 1992). Her üç modele de genel olarak bakıldığında, rekabet ortamının indirgendiği düşünülebilir. Ancak ders değerlendirmeleri ve sanal teknikler tam tersi yönünde de uygulanabilir. Öğrenciler yer değiştirmeden ve belki de sınıf arkadaşlarını pek de tanımadan kendilerini karşı takımın elemanları olarak hissedebilir. Gereken durumlarda ise pozitif paylaşımlarda bulunabilirler.


e-pedagoji’-Kullanılan programlar, uygulanan taktikler


‘90’lı yıllar ve sonrasına baktığımızda, elektronik ortamda süre gelen uygulamalar aşağıda sıralandığı gibidir.

Bazı üniversiteler tarafından kullanılan WEBGUIDE adlı program, dört ayrı bakış açısı içerir:



  • Sınıf bakışı, her öğrenci grubuna belli konu önerilerinde bulunan öğretim elemanının yönlendirmesine dayalıdır. Sınıf içindeki etkinlikler ve kullanılacak mekan için bir çerçeve oluşturur.

  • Takım bakışı, grup tarafından karar verilip tutulan notların yönlendirmesine dayanır.

  • Öğrencinin kişisel bakışı, sınıf ve takım bakışı sırasında oluşan çerçeveyi irdelemekten ibarettir. Öğrenciler, takım tarafından tutulan notların sanal kopyalarını kurgulayabilir. Bu yöntem, öğrencinin paylaşılan bilgi üzerinde yorum ve analiz yapmasını kolaylaştırır. Diğer öğrenciler bu yorumları görebilir, ancak üzerinde değişiklik yapamaz.

  • Karşılaştırma bakışı, diğer üç kategoride söz edilen materyallerin karşılaştırılması ve takım halinde sürdürülecek çalışma için öneriler yapılmasına olanak tanır (Stahl, 2001).

Elektronik üniversitelerde izlenen bir başka yöntem de birbirini tanıyan öğrencilerin ya da iş arkadaşlarının tartışma platformunda buluşmasıdır. (Rourke & Anderson, 2002) Alberta Üniversitesi’ne kayıtlı yüksek lisans düzeyinde öğrenim gören 17 adaya, yine aynı programa kayıtlı ve belli ders konularında daha derin bilgiye sahip dört arkadaşları, sanal asistan tayin ediliyor. Dersin sorumlusu tarafından denenen bu yol sonrasında, tartışmanın eskiye göre daha verimli geçtiği ortaya çıkıyor.

Sanal Ders Formatları

Dünya çapında uygulanan birçok sanal ders, Illinois Universitesi / Urbana Champaign’de yer alan Kütüphane ve Bilişim Teknolojileri Yüksek Lisans Programına benzer (Haythornthwaite, Kazmer & Robins, 2000).

Dersler senkronize ve asenkronize katılımın bileşkesinden oluşur. Öğretim elemanları RealAudio kullanarak Powerpoint sunumları ve web sayfalarıyla birlikte ‘canlı’ dersler verir. Canlı verilen dersler dönemde iki kez, ya da haftada bir gibi farklı sıklıklarda gerçekleşebilir. Canlı seanslar sırasında öğrenciler, chat (IRC-Internet relay chat) odalarında hazır bulunur. Tüm katılımcıların isimleri katılımcılara açıktır. Ders sırasında öğrenciler sorularını chat yoluyla iletir ve ilettikleri metinler derse kayıtlı diğer öğrencilere açıktır. Ara seanslar için ayrı chat odaları ve tartışma sonuçlarını ilan etmek için kara tahta kullanılabilir. Ders içerikleri ve chat tartışmaları kaydedilir ve daha sonra yine kayıtlı üyeler tarafından görülebilir. Öğrenciler bireysel mesajları için IRC’nin “fısıltı” olanağını kulanabilir, bu mesajlar hiçbir şekilde kaydedilmez ve diğer öğrenciler tarafından görülemez.

Webboards (webpanoları) birçok derste tartışma ve uygulama amaçlı kullanılabilir. Aynı panolar program özelinde duyurular ve tartışmalar için de uygundur. Her öğrencinin bir e-posta adresi vardır. Diğer öğrencilere, öğretim elemanlarına ve teknik destek sağlayan görevlilere ulaşmak için e-posta kullanırlar. Öğrencilere, kendi telefon hatları dışında, öğretim elemanlarına ulaşmaları için 800’lü bedava bir hat tahsis edilir. Telefon görüşmeleri e-posta alışverişi kadar sık yapılmaz ancak bazı kişilerin özel tercihi olabilir.

Ödevler genellikle internet üzerinden web sayfaları webboard metinleri ya da e-posta ekleri olarak teslim edilir. Birçok derste grup projeleri istenir; bu projelerde öğrenciler işbirliğini kendi arasında yapar, öğretim elemanları gerektiğinde araya girer. Ders içi sunumlar, öğrencilerin merkeze telefon etmesi ve telefon konuşmalarının kaydedilip Real Audio aracılığıyla yayımlanması şeklinde olur. Ödev sonuçları, değerlendirmeler ve genel yorumlar öğrencilere posta ya da e-posta yoluyla iletilir.

Doktora Programına devam ettiğim European Graduate School’da yukarıda sözü edilen tüm özelliklerin yanında, video-konferans olanağı bulunmaktadır. Öğretim elemanları istedikleri dersin, genellikle kavramsal açılımlarına dair olan kısımlarını, kendi evlerinde, ya da işyerlerinde kullandıkları web-cam aracılığıyla kaydedip, okulun sanal buluşma noktalarına kaydeder. Koşullar uygunsa ve buluşmalar için ayrılan zaman sorun yaratmıyorsa, sorulara görüntülü biçimde gerçek zamanlı olarak yanıt verebilirler. Bu üniversitenin bir başka özelliği, ilk kurulduğu 1998 yılından beri sanal üniversite hedefleri kapsamında ilerlemesi ve yazın, internet üzerinden görülen derslerin, yoğun seminerlerinin Saas-Fee /İsviçre’de verilmesidir. Kendi içinde paket program olarak adlandırılabilecek bu uygulama, hem akademik kadroya, hem de öğrencilere akademik kariyer hedeflerine ulaşmada zaman ve enerji kazandırır. İki yıl üst üste aldığı derslerin, Saas-Fee seminerlerine katılan öğrenci, derslerini başarıyla verirse, tez yazmaya hak kazanır. Tez önerisi onaylanan öğrenciye, iki akademik danışman (biri idari diğeri akademik ayrıntılarla ilgilenmek üzere) atanır ve iki yıllık tez yazma süresi verilir. Bu süre boyunca, öğrencinin danışmanlarıyla ve diğer öğrencilerle sanal alışverişi devam eder. Tez jürisi, European Graduate School’un New School ve Hamburg Üniversitesi’yle anlaşmaları dahilinde, Saas-Fee, New York ve Hamburg’da yılda üç kez toplanır.





Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   14


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə