TüRKİYE’de yerel özerklik tartişmalarinin turnusol kâĞidi olarak gezi parki süreci

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 171.91 Kb.
səhifə3/3
tarix23.04.2018
ölçüsü171.91 Kb.
1   2   3

1- Hareketin daha çok yerel halkın hakları, beklentileri ve “yerel topluluk-mekân ilişkisi” üzerinden değerlendirildiği kavram sepeti (Halk/Mekân Kategorisi): Yerel hareket, kent hareketi, kent hakkı, kentli hakları, çoğunluk tahakkümü-azınlık çıkarları, mahalli müşterek ihtiyaçlar, toplum yararı-çıkarı, yönetişim, hafıza-bellek mekânları.

2- Hareketin daha çok “yerel/merkezi yönetim-(yerel) halk ilişkisi” üzerinden değerlendirildiği kavram sepeti(Yönetim/Halk Kategorisi): Katılım, halkın kararlarda-yönetimde söz sahibi olması, kamuoyu yoklaması, yerel yönetim-yerel halk iletişimi temsil-temsilde adalet.

3- Hareketin daha çok “merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkisi” üzerinden değerlendirildiği kavram sepeti (Merkez/Yerel Kategorisi-MYK): Merkezin yerel üzerindeki –idari ya da siyasi- vesayeti, yetki gaspı-yetki tecavüzü, yerinden yönetim, yerel özerklik, yerelde merkezileşme-merkezileşmiş yerel, yerelleşme, yerel demokrasi-yerel siyaset, AYYÖŞ, İdarî ve siyasi muhatap.

Birinci kavram sepetinde yer alan kavramların 57 kez, ikinci kavram sepetinde yer alan kavramların 84 kez, üçüncü kavram sepetinde yer alan kavramların ise 127 kez kullanıldığını gördük. Buradan hareketle şu çıkarımlara ulaşabiliriz:



1) Öğrenciler, Gezi Hareketi’ni bir “kentsel / yer-temelli hareket” olarak görmekte, bunu bir demokratik-sivil hareket olarak kabul edip meşru saymaktadır. Sınav kâğıtlarında Gezi eylemlerine giden süreci ya da bu hareketi doğuran/başlatan/tetikleyen etmenleri belli başlı kentsel dönüşüm uygulamaları ve kent/çevre hakkı ihlallerine dayandıran cümleler dikkat çekmektedir:

“Emek Sineması’nın talan edilerek AVM adı altında sermayeye peşkeş çekilmesi, Tarlabaşı’nın da keza, gerçek sahiplerinin elinden alınıp üst gelir grubuna hitap edecek şekilde ‘kentsel dönüşüm’ geçirmesi, 3. Köprü’nün yapımı ile birlikte Anayasamızın 63. Maddesinde geçen çevre hakkının ihlali, … İstanbul’un kuzeyinde yer alan ve nefesi olarak tabir edebileceğimiz ormanların ‘duble yollar’ ve ‘olimpiyat köyleri’ yapılarak tahribi, deyim yerindeyse pimi çekti.”(T.)



2) Yerel topluluk-mekân ilişkisi bakımından öğrenciler, Gezi Parkı’nı bir hafıza/bellek mekânı olarak görmekte, bu tür mekânlara o mekânların kullanıcılarını ve zaman zaman da o mekânları var edenleri karar süreçlerine dâhil etmeden yapılan müdahalelerin, ortaya çıkan tepkiyi büyüttüğü konusunda hemfikir görünmektedirler. Burada, Gezi Parkı’nın, bir park olarak kamusal ve müşterek kullanım yönünün daha önemli olmasından hareketle, merkezi yönetimin müdahalesinde “toplum yararı/çıkarı” yerine, parlamenter çoğunluk gücüne dayanarak hareket etme ve kamusal yararı göz ardı etme vurgusu öne çıkıyor. Yerel yönetimlerin durumunda ise, kanunen kendilerine verilmiş olan “mahalli müşterek ihtiyaçları gözetme” görevinin, merkezi yönetimin kararı/baskısı ve yine çoğunluk taleplerinin dar-grup çıkarları (“yayalaştırma” projesi ve topçu kışlası ihale süreçleri) için görmezden gelinmesi eleştirisi sıkça yapılıyor.

“Gezi hareketine baktığımızda, eylemlerin başlamasına neden olan, projenin merkezi hükümetin bir kararı olması. (….) Burada çoğunluğun gücü ile alınan karar, aslında yerel özerklik gereği, yerel düzeyde halkın görüşü alınarak planlanması gerekirken, Özerklik Şartı’na aykırı olarak, yerel halkın ve çeşitli muhalefet gruplarının talepleri göz ardı edilerek planlanmış ve Özerklik Şartı, adalet ve demokrasi anlayışı zedelenmiştir.” (B.)

“Bu hareket, en önemli kent haklarımızdan biri olan ‘yaşadığımız çevreye dair alınacak kararlara demokratik yollardan dâhil olabilme hakkı’nın artık kullanılamaz olduğu bir ortamdan doğdu. (….) Demokratik yönetim yerel noktalardan geçmektedir. İnsanların doğrudan temas halinde olduğu, hakkını aradığı, hesap sorduğu, kendini ve yaşadığı mekânı tanımlayabildiği, anlayabildiği mercii yerel yönetimlerdir. ” (H.)

3) Yerel ya da merkezi yönetimle (yerel) halk arasındaki ilişki açısından, öğrenciler temel sorunu halk adına ya da halk için yapıldığı söylenen hizmetlerde, (özellikle yerel düzeyde) halkın karar süreçlerine dâhil olmaması/edilmemesi, yönetimde halkın söz sahibi olamaması, katılımın sadece seçim sandıkları ile sınırlı görülerek siyasi katılım mekanizmalarının alanının daraltılması, yerel yönetimle yerel halk/topluluk arasındaki ilişkinin/iletişimin zayıf olması gibi hususlara dikkat çekmektedirler.

“Yerel özerklik demek sadece yerel yönetimlerin, yönetici olan belediye başkanı veya onun yardımcılarının merkezi hükümetten bağımsız olarak hareket etmesi demek değildir. Halkın da özerk olması demektir. Yani ihtiyaçlarını doğrudan iletebilmesi, alınan kararlara kendi adına yön verebilmesi, kamu yönetimini etkileyebilmesi demektir.” (A.)

“Kamu alanı düzenlemeleri çeşitli yöntemlerle bireylere açılmalıdır. Yerel yöneticiler gerçekten halkın taleplerini bizzat dinleyecek ortamlar oluşturarak; ekonomik amaçlarla, yerli-yabancı sermayeyi mutlu edecek şekilde değil; o bölgede yaşama hakkı olan bireylerin ‘ketin ruhuna’ uygun istekleri göz önüne alınmalıdır.” (K.)

“Gezi Parkı meselesi eğer yerel bir mesele olarak çözülmeye çalışılsa, halkın talepleri dikkate alınmış olsa idi olaylar bu raddelere varmadan çözülebilirdi. Yerel yönetimler ile halkın kopuk olduğu yorumunu yapabiliriz. (….) Gezi Parkı meselesi ile yerel yönetimlerin nasıl olmaması gerektiğini somut olarak görmüş olduk.” (R.)



4) Sınava katılan öğrencilerin, Gezi olaylarının hem başlangıcı hem de devamı için en çok vurgu yaptıkları noktalardan biri de merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki ilişkinin niteliği. Bu, hem bir önceki maddede ele aldığımız yönetim/halk arası ilişkide hem de merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki ilişkide, merkezi yönetim lehine asimetrik, tepeden, dayatmacı ve baskın bir karaktere bürünen yönetim tarzıyla özdeşleşmiş bir eleştiri olarak önümüze çıkmaktadır. Öğrenciler, bir yerel yönetim biriminin sınırları içinde yapılacak olan bir alışveriş merkezi için, yerel halkın hiç dinlenmediği ve yukarıda medya anlatısında da ortaya koymaya çalıştığımız üzere, yerel yöneticilerin pek ortalıkta gözükmediği bir süreçte olayın tek muhatabı olarak merkezi yönetimin ve onu temsilen de sadece Başbakan’ın görünür olmasını yadırgamakta, bunu, yetki gaspı / yetki tecavüzü olarak görmektedirler. Dahası, merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki idari vesayet yetkisinin dahi aşılarak, işin siyasi vesayet noktasına geldiğini ifade etmektedirler.

“Gezi Parkı olayları öncelikle görev ayrımını belirleyemeyen yönetimin doğurduğu bir sorundur.” (B.)

“ (….) Yereli ilgilendiren bir karar ve değişikliği, yerel halkın görüşü alınmayıp merkezi yönetim savunmaktadır. Yerelle ilgili değişiklik ile ilgili yerel yönetimden daha çok merkezi yönetim konuşmakta ve savunmaktadır. (….) Merkezi yönetimin yereldeki bir değişikliğe bu kadar müdahale etmesi yerel özerkliğe zarar vermekte, (onu) yok etmektedir. Merkezi yönetim (….) hem yerel yönetimi hem de yerel halkı yok saymaktadır. ” (Ö.)

“Gezi Parkı, Beyoğlu Belediyesi sınırları içerisindedir. Burada ilk muhatap belediyedir. Ancak ilk günden beri hükümetin takındığı tavır halkın yok sayılması, direnen kesimin şiddetle susturulmaya çalışılması, demokratik bir toplumun öngörmediği durumlardır. (….) Yerel halkın istekleri, yönetimin farklı kademeleri tarafından maalesef yanlış anlaşılıyor. İktidar karşıtı olanlar, durumu kendi lehine çevirme gayretinde, merkezi yönetim yerel yönetimi hiçe saymaktadır.” (G.)



5) Ders dönemi boyunca yerel yönetimlere ilişkin “reform” başlığı altında anlattığımız mevzuat değişiklikleri, iyileştirmeler vs. için vurgulanan “yerelleşme” ve “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” söylemlerinin aksine, bu süreçte çok açık olarak merkez’in yerel üzerindeki tahakkümü, yerelin de kendi içinde merkezileşmesi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gibi metinlerle sağlanmaya çalışılan yerel özerklik sınırlarının gaspı, demokrasinin sadece ülke genelinde değil yerel düzeyde de temel mekanizmalarından soyundurulması, öğrencilerimizin kâğıtlarında sık sık gözümüze çarpan değerlendirmeler olmuştur. Bu değerlendirmelerde özellikle konunun muhataplarının medyada görünürlük düzeyi, konuyla ilgili olarak beyanatta bulunan ve süreci yönlendirenin, birinci derecede muhatap olan ilçe belediyesi, sonra büyükşehir belediyesi ve il mülki amirini aşarak, merkezi yönetimin en tepesinde konumlandırılması önemli bir eleştiri olarak öne çıkmaktadır. Öğrencilerimiz, bu tavrın ve yönetme tarzının, hem yerel yönetimin güvenilirlik ve saygınlığını hem de yerel halkın (yerel ve genel) demokrasiye güvenini zedelediği konusunda hemfikir görünmektedirler.

“Gezi Parkı direnişi, hem ‘yerel yönetim-merkezi yönetim’ ilişkisi açısından hem ‘yerel siyaset’ bakımından bir ders konusu gibi (….) Sanırım Kundera demişti: ‘İktidar sizi nerenizden yaralıyorsa, kimliğiniz orası olur.’ İktidar salt Gezi Parkı özelinde bize o kadar çok kimlik kazandırmıştır ki…” (D.)

“(….) televizyonlarda ve meydanlarda sürekli olarak Gezi parkı hakkındaki kararların tek yetkili sözcüsü olarak Başbakanı görüyoruz. (….) Bu, merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki vesayet yetkisini aşıyor. Çünkü bu artık hukukilik denetimi değil, yerindelik denetimi oluyor ve hatta (merkezi yönetimin) yerel yönetimlerin yerine geçip tek karar alıcı konumuna yerleştirdiğini gösteriyor. Bu hiçbir şekilde yerel özerklikle ve yerel demokrasiyle alakalı bir uygulama değildir.” (A.)

“Bu karar, bir yerel yönetim organından çıktığı halde bu kararı neredeyse şantiye şefi gibi yürüten, uygulamaya çalışan bir ülke başbakanı gördük. Büyükşehir Belediyesi, bu kararı neden aldığını, Taksim’de ne olacağını açıklamak bir yana, görev ve yetki alanına giren bu konuyu yine aynı başbakana devretti.” (K.S.)



“Demos halksa ve Kratos iktidar ise bu sistemin bu şekilde işlememesi gerekiyor.” (O.C.)

Sonuç Yerine

Türkiye’de yerel yönetimlerin ya da yerel demokrasinin güçlendirilmesi tartışmaları, Kürt Siyaseti’nin talepleri gibi belli yaklaşımlar bir kenara bırakılırsa, ağırlıkla yönetimler arası / kurumsal bir çerçevede yürümekte. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gibi normatif metinlere sıkça atıf yapılarak sürdürülen yerel özerklik tartışmaları da yine –Şart’ın yerel demokrasi için katılımı önceleyen “ruhu” da ikinci plana atılarak- yerel yönetimin, merkezi yönetim karşısındaki yetki alanı ve merkezin uyguladığı idari vesayet alanının daraltılması üzerinde şekilleniyor ve bu kurumsal/araçsal haliyle aldığımızda dahi Türkiye’nin özerklik tartışmalarının dünyada ulaştığı noktanın çok gerisinde kaldığı aşikâr. Bu noktada, ister Türkiye yerel yönetimler mevzuatında çok erken tarihlerde yer almış ancak yeni düzenlemelerde alanı daraltılıp (yerel)yönetimle (yerel)halk arasındaki ilişkide daha dikey bir anlayışla ele alınan Hemşehri Hukuku; ister bugün kent-kenttaşlık ve mekân üzerinden ilerleyen tartışmaların kilit kavramlarından biri haline gelen kent hakkı yoluyla olsun, yerel düzeyde demokrasinin güçlendirilmesi için yeni kavram ve yaklaşımlar üzerinden hareket edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İstanbul Taksim’de “Yayalaştırma Projesi” kapsamında Gezi Parkı’nın yerine Topçu Kışlası/AVM yapılması girişimine ve ironik bir şekilde “yayalaştırma” projesinde unutulan yaya kaldırımına –kaçak usullerle- yer açmak üzere ağaçların kesilmesine tepki olarak 2013 Mayıs sonunda başlayan ve kısa sürede bütün ülkeye yayılan Gezi Parkı eylemleri, bu ihtiyacın önemini ve ivediliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Gezi eylemleri boyunca, -görünüşte- bir kentin küçük bir Parkı’na inşa edilecek alışveriş merkezi için, yerel halktan, seçilmiş ya da atanmış yerel yöneticilerden çok merkezi yönetimin –ve hatta sadece Başbakan’ın- söz sahibi olması, yerel düzeyde katılım, özerklik ve demokrasi unsurlarının sorgulanmasına yol açmıştır. Bu süreç, çalışmamızda ele almaya çalıştığımız üzere, en açık şekliyle Gezi eylemleri süresince merkezi ve yerel yöneticilerin medyada görünürlük düzeyleri, bu görünürlüğün niteliği, etkisi ve bu süreçte –bilhassa eylemciler karşısında- yönetimin ortaya koyduğu söylem ve eylem dili üzerinden okunabilir. Çalışmamızda, medya görünürlüğü ve yöneticilerin genel Gezi söyleminden kalkarak ulaştığımız çıkarımları, bir de öğrencilerimizin sınav kâğıtlarına yansıyan Gezi perspektifi zemininde yaptığımız analizin çıktılarıyla karşılaştırdık ve burada da benzer bir tabloyla karşılaştık. 88 Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisinin sınav kâğıtlarının analizinde, yerel yönetimler alanına ilişkin 19 kavramı, birbirleriyle ilişkileri yönünden üç kategoride toplayarak, “merkezi yönetim-yerel yönetim”, “yerel/merkezi yönetim-(yerel) halk” ve “yerel halk-mekân” ilişkileri bağlamında, kullanım sıklığı ve vurgu noktaları esasında değerlendirdik. Gezi eylemlerinin, yerel özerklik, yerel demokrasi, (yerel ya da genel) karar alma/yönetme süreçlerinde halkın söz sahibi olması gibi kavramları yeniden gözden geçirme ihtiyacı doğurduğu; bu eylemleri doğuran ve yaygınlaştıran süreçte, merkezi yönetimin, yerel yönetimin yetki alanına giren bir uygulamayla ilgili olarak “yetki gaspı/tecavüzü” boyutuna ulaşacak düzeyde söz aldığı ve sürece müdahale ettiği; medyada ve meydanlarda yerel bir meseleyle ilgili olarak yerel halktan ve yerel yöneticilerden çok merkezi hükümetin başı sıfatıyla Başbakan’ın sözlerinin öne çıktığı/çıkarıldığı; merkezin, yerel üzerinde idari vesayetle de yetinmeyerek siyasi vesayet de uyguladığının açık biçimde bu süreçte görüldüğü; eylemlerin kapsam ve yaygınlığına bakılarak, halkın bu yönetim tarzından rahatsız olduğu ve kendisini doğrudan ilgilendiren karar ve uygulamalarda söz sahibi olmak istediği; bu ihtiyaç ve talebe kapı açacak şekilde, kent hakkı’nın, Harvey’in (2008) ifadesiyle, “kenti değiştirerek kendimizi değiştirme hakkı”nın, Gezi süreciyle beraber yeniden anahtar rol üstlenebilecek bir kavram olarak öne çıktığı, bu çalışmamızın temel çıktılarıdır.

Referanslar

Af Örgütü (Ekim 2013) Gezi Parkı Eylemleri: Türkiye’de Toplanma Özgürlüğü Hakkı Şiddet Kullanılarak Engelleniyor.

Benlisoy, Foti (2013) “Hükümet İstifa” ve Gezi Direnişi, http://fotibenlisoy.tumblr.com, 15 Eylül 2013

Bilgiç, Esra Ercan ve Zehra Kafkaslı (Haziran 2013) Gencim, Özgürlükçüyüm, Ne İstiyorum? İstanbul: Bilgi Üniversitesi.



Cockburn, Alexander ve Jeffrey St. Clair (2010) Five Days That Shook the World: Seattle and Beyond, New York: Verso, 2000.

Değirmen, Ufuk (2013) Neoliberalizm-İslamcılık Hegemonyası ve Savaş-Müzakere Sarkacında Kürdi Belediyecilik, Sol Bakış Mart S..

Erensü, Sinan (2013) Gezi Parkı Direnişinin İlhamını Yerelde Aramak, Bianet, 10 Haziran 2013.

Express S. 136 (Özel Sayı –Haziran Temmuz 2013) s. 27-29

Harvey, David. (2008) “The Right to the City”, New Left Review, 53.

Konda (Haziran 2013) Gezi Parkı Araştırması: Kimler, Neden Oradalar ve Ne İstiyorlar? İstanbul

Lefebvre, Henri (1968) Le droit à la ville. Anthopos, Paris.

Salman, Cemal (2013) İdari Özerklikten Toplumun Özerkliğine: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Kent Hakkı, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) ile Van Belediyesi tarafından düzenlenen Yerel Yönetimler Konferansı’na (15-16 Haziran 2013) sunulan bildiri metni.

Uygun, Oktay (2012) Yeni Anayasada Yerel ve Bölgesel Yönetim için Öneriler, İstanbul: TESEV.

AK / CoE (1985) Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (3723 sayılı Yasa, RG. 21877, 21 Mayıs 1991)

1930 tarihli ve 1580 sayılı Belediye Kanunu.

2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu.

2005 tarihli ve 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun.

2010 tarihli ve 5953 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun.

2012 tarihli ve 6360 sayılı On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.

2013 tarihli ve 6447 sayılı On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.



http://www.direnisgunlugu.com/, 29 Eylül 2013

http://www.youtube.com/watch?v=vZwraZrJfsM, 13 Haziran 2013.

1 Haziran 2012 – 29 Eylül 2013 arası Basın-Yayın organları



* Arş. Grv., İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü, Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı, cemalsalman@gmail.com

** Doç. Dr. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümü, Kentleşme ve Çevre Sorunları Anabilim Dalı, aytenalkan72@gmail.com


1 Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (CoE) 1985. TC Hükümeti, yerel özerkliğin tesis edilmesi ve garanti altına alınması doğrultusunda adım atmaya çok da istekli olmadığını belli eden bazı önemli çekincelerle 1991 yılında 3723 sayılı Yasa’yla AYYÖŞ’ü onaylamıştır (RG. 21877, 21 Mayıs 1991) Söz konusu çekinceler, yerinden yönetimi güçlendirme söylemi altında yapılan yeni düzenlemeler ve ilgili mevzuatın yenilenmesi çalışmaları sırasında ve sonrasında da kaldırılmış değildir.

2 Buna karşılık, toplumun çeşitli kesimleri ve kimi sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’de yerinden yönetimin Anayasal düzeyde yeniden düzenlenmesi doğrultusunda getirdikleri oldukça geniş, çeşitli bir değerlendirmeler ve öneriler havuzu vardır. Basından takip edilebilecek görüşlerin yanı sıra rapor olarak hazırlanan önerilerden yalnızca biri için bkz. Uygun, 2012.

3 Belli başlıları: 2005 tarihli ve 5366 sayılı Yıpranan Tarihi Ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun; 2010 tarihli ve 5953 sayılı Arsa Üretimi ve Değerlendirilmesi Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun; 2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun; 2012 tarihli ve 6360 sayılı On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun; 2013 tarihli 6447 sayılı On Üç İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Altı İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun.

4 Bilgiç ve Kafkaslı (Haziran 2013) araştırmasında, #direngeziparkı Protestolarını Desteklemede Etkili Olan Gerekçeler’deBaşbakanın otoriter tavrı” başı çekmekte; bunu “Polisin protestoculara uyguladığı orantısız güç, Demokratik haklarımızın ihlal edilmesi, Özgürlüklerimizin kısıtlanması Polis devleti uygulamaları, Belli bir hayat tarzının dayatılmaya çalışılması, Medyanın suskunluğu” izlemekte ve ancak bundan sonra dolayımsız olarak yer-temelli bir kaygı olan “Kamusal alanların elimizden alınıyor olması” gelmektedir. Konda (Haziran 2013) araştırmasında, görüşülen eylemcilerin %49’u, “polis şiddetini görünce”, buna karşılık sırasıyla %19, %14, %10’u, “Ağaçları sökmeye girişilince / Başbakan’ın açıklamalarını duyunca / Taksim projesini duyduğunda” katılmaya geldiklerini söylemektedir.

5 Kamu yönetimi anlayış ve uygulamalarında 20. yüzyılın son çeyreğinde ve 2000’li yıllarda yaşanan değişim ve dönüşümlerin muhtelif okumaları mevcuttur. Türkiye’deki tecrübe de dâhil olmak üzere hâkim yapılandırıcı yönelimin, kapitalistik süreçlerin evreleri ve kapsamıyla bağlı olduğundan şüphe duymuyoruz. Yerinden yönetim veyahut genel kamu yönetiminin mekâna müdahaleleri söz konusu olduğunda da bu süreçlerin mekânla yeni ve massedici bir tür ilişki kurmakta olduğu da açıktır. Bununla beraber, mutlak bir biçimde sistemik mekanizmalara dikkatini veren bir değerlendirmenin, tam da sistemde çatlaklar oluşturma potansiyelini her zaman taşıyan çelişik süreçleri ve / ya da niş oluşturan ayrıksı deneyimleri görüş alanı dışında bırakmasının risklerine dikkat çekmek istiyoruz. Bu bağlamda, -kapitalist sistemin içinden geçtiği evrenin düşünsel ve programatik ifadesi olan- neo-liberalizm- söylemiyle üretilen bir totolojiden kaçınmak istiyoruz. Monolitik bir neo-liberalizm algısının farklılaşan yerelliklerin tekil bir neo-liberal projeye asimilasyonunu ima etmesiyle beraber her şeyi, her yeri ve her durumu neo-liberalizm çatısı altına sokma eğiliminin gerçekliği tanımlamada “sapma”ları, içsel çelişkileri ve -kimi zaman yapı bozucu potansiyel taşıyan- olumsallıkları dikkatlerden kaçırma riski taşıdığını düşünüyoruz. Bütün bu sebeplerle bu metinde, kamu yönetimindeki güncel eğilimler söz konusu olduğunda, neo-liberal söylem ve politikaların hâkim belirleyicilikte olduğundan, fakat tüketici olmadığından yola çıkıyoruz. Alternatiflerin gelişimine imkân verecek koşullara odaklanmayı, hâkim olanın ne olduğundan çok karşı-anlatılara, deneylere, politik özneliğin merkeze konup tanımlanmasına, dikey’den çok yatay örüntülere alan açmayı yeğliyoruz.

6 Türkçe’ye çoğunlukla “kayırmacılık-kollamacılık” olarak tercüme edilen kliyentalizm, siyasetbilim literatüründe, politikacıların uzun vadeli ve toplum yararına politikalar uygulamak yerine, kendilerine ve / ya da partilerine oy veren seçmenleri “müşteri” gibi görüp “müşteri-temelli” ilişkiler kurması, bir anlamda satın aldığı oy karşılığında, belli bir kişi, grup, belde, bölge ya da zümre lehine bir politika ya da hizmet ayrıcalığı sağlaması anlamında kullanılır.

7 Bilgiç ve Kafkas (Haziran 2013) araştırması, “#direngeziparkı protestolarını destekleyenler”in, örgütlü olmak bir yana, “daha önce sokağa çıkarak kitlesel bir eyleme katılma oranı” yarıdan azdır (%46) ve ”kendilerini bir siyasi partiye yakın hissetmeyenler” %70 oranındadır. Konda (Haziran 2013) araştırmasına göre, 6-7 Haziran tarihlerinde Gezi Parkı’nda olanların %94’ü “sade vatandaş” olarak orada bulunduklarını ifade ederken, sadece %6’sı “bir grubu / oluşumu temsilen” orada bulunduklarını söylemektedir.

8 http://www.youtube.com/watch?v=vZwraZrJfsM, 13 Haziran 2013.

9 http://www.direnisgunlugu.com/, 29 Eylül 2013; Tarihe Kronoloji / #gezidirenişi güncesi, Express S. 136 (Özel Sayı –Haziran Temmuz 2013) s. 27-29

10 1 Haziran 2012 – 29 Eylül 2013 arası Basın-Yayın organları taraması; http://www.direnisgunlugu.com/, 29 Eylül 2013

11 Oysa ,  “güvenlik güçleri”, gösteri ve eylemleri şiddet yoluyla bastırmaya çalıştıkları süre boyunca kitlesel ölçekte insan hakları ihlâllerinde bulundu. Biber gazı, tazyikli su, kimyasal katkılı tazyikli su, plastik mermi, silah ve çıplak şiddet (darp, dayak) kullanmak suretiyle 8 bin dolayında insanı yaraladılar. En az üç protestocunun ölümünün polis tarafından aşırı güç kullanımına bağlı olduğu açığa çıktı. (Af Örgütü, Ekim 2013)


Dostları ilə paylaş:
1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə