TüRKİYE’de yerel özerklik tartişmalarinin turnusol kâĞidi olarak gezi parki süreci

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 171.91 Kb.
səhifə2/3
tarix23.04.2018
ölçüsü171.91 Kb.
1   2   3

İdare(ci) / Siyasetçi, “Özneleşmiş Hemşehri”nin Karşısında Kim, Nerede, Nasıl?

Kanun böyle. Lâkin yine bir direniş duvar yazısının bize hatırlattığı gibi, “kanun yazanlar”a karşılık bir de “tarih yazanlar” ve dahi “tarih yapanlar” var. Toplumsal dönüşüm momentleri, bu iki kategori arasındaki göreli stabil açığı dramatik biçimde ve çoğunlukla da mevcut güç dengelerini ters-yüz edecek biçimde büyütür. Bir haber kanalına konuk olan Beyoğlu Belediye Başkanı’nın 13 Haziran’da sosyal medyaya düşen ve “yayında mıyız?” sorusu ile belleklerde yer eden tutukluğu, tam da bu sabite oynamalarının karikatürize ifadesi gibidir.



Foti Benlisoy’un, Alexander Cockburn ve Jeffrey St. Clair’e de referansla not düştüğü gibi,“Bir ikinci Gezi (muhtemelen) olmayacak. Büyük bir ihtimalle hükümeti bir kez daha ve aynı biçimde şok etmek mümkün olamayacak.” (Benlisoy, 2013; Cockburn ve St. Clair, 2010) Yerel halkın çoğunluğunun oylarıyla işbaşına gelmiş, dolayısıyla ilgili belde halkı söz konusu olduğunda temsil niteliğini de haiz bir yerel yöneticinin çekim kayıtlarında cisimlenen “şok hali”nin iki yönlü bir basınçla ortaya çıktığını varsaymak spekülasyon olmayacaktır: Birincisi, seçme-seçilme süreci dolayısıyla bir anlamda beldeye dair alınacak kararlarda yetki devrinde bulunmuş temsil edilenlerin, dolayımsız bir biçimde sözlerini ve Beyoğlu’nun reel ve sembolik merkezi üzerindeki hak iddialarını, temsilcinin pozisyonunu devre dışı bırakmak suretiyle yükseltmeleri ve böylece Belediye Başkanlığı’nda tecessüm eden hâkim pozisyonun sarsılması. İkincisi de, Beyoğlu Belediyesi’nin, merkez siyasî iktidarın, bir başka deyişle bizzat Başbakan’ın şahsında temerküz eden hükümetin Beyoğlu’ndaki uzantısı niteliğinin billurlaşması. Çifte sessizleştirilme ve erksizleştirilmenin getirdiği bir “devreden çık(arıl)ış”tır söz konusu olan:

Beyoğlu Belediye Başkanı: Yani, Gezi Parkı’nda mı n’olacak diye soruyorsunuz?

Yayıncı: Az önce bahsettiniz, bütün Taksim meydanıyla birlikte Tünel’e kadar olan alandan bahsettiniz, esnafla görüştüğünüzden bahsettiniz, ben dünkü haberlerden bugünkü haberlerden bahsettiniz, bundan sonra ne olacağının herkesin gündeminde olduğunu da söyleyerek programı açtık zaten…

BBB: Tamam, siz biliyorsunuz efendim…

Y: Gazetecilik şapkasını çıkarıp bir vatandaş olarak da soruyorum bundan sonra ne olacak diye.

BBB: Tamam o zaman. Ben de cevap vereyim.

Y: Buyurun, dinliyorum.

BBB: Biz yayında mıyız şu anda?

Y. Evet!

BBB: Hah! Yani, eee… İşte normal projelerimize bakacağız. Yani, Gezi Parkı’nda ne olacak diye mi soruyorsunuz?8

Aynı iddiaları İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve İBB Başkanı Kadir Topbaş için de yinelemek mümkün. 29 Mayıs ile İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın bir basın toplantısı düzenleyip  “Gezi Parkı’nın yerine alışveriş merkezi, otel ve rezidansın yapılmayacağı, kent müzesi olabileceği, böyle bir durumda ise mimarlar ile görüşülebileceği”ni açıkladığı 8 Haziran’a kadar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sekiz kez, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik iki kez, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül (çok dolayımlı olmak suretiyle), Gülen Cemaati lideri Fethullah Gülen, Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç birer kez meseleyle ve protestolarla ilgili beyanatlarda bulunmuşlardı. İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun sesinin duyulduğu tarih ise, İBB Başkanı’nın da beyanatından üç gün sonrasına, 11 Haziran’a tekabül ediyordu.9

Sadece bu görünürlükler skalasına dikkat etmek dahi sadece Türkiye değil ama bu örnekte Beyoğlu ve İstanbul’un da yönetim iradesinin hangi makamlarda yoğunlaştığını bize gösterir. Çevrime alınması gereken ilk soru “neresi ve kim?” ise, buna bağlı ikincisi de “nasıl?” sorusudur. Sırasıyla ilgili beyanatlardan bazılarını; bu beyanatların öznelerini, ne hakkında konuştuklarını ve kullandıkları dil ve seçtikleri sözcükleri özellikle dikkate alarak anımsamak fazlaca bir yorum ve değerlendirmeye gerek göstermeyecek kadar kendinin aynasıdır aslında (vurgular bize ait) 10:

Bir yıl öncesi:

(2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Topçu Kışlası'nın yeniden inşasını kamu yararına uygun bulmadığı için reddetmiş; fakat Başbakan Erdoğan’ın "reddi reddederiz" demesinin ardından Yüksek Kurul bu kararı iptal etmişti.)


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Topçu Kışlası’nın aslına uygun olarak yeniden inşa edileceğini açıkladı. (1 Haziran 2012)

*

Başbakan Erdoğan, Taksim'de yapılacak Topçu Kışlası'nın AVM ve rezidans olarak faaliyet göstereceğini açıkladı. (29 Nisan 2013)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: "Birileri Taksim Gezi Parkı şöyle olmuş, böyle olmuş, orada gelip gösteri yapacaklar şudur budur vesaire. Ne yaparsınız yapın. Biz kararı verdik, verdiğimiz gibi bunu işleyeceğiz. Eğer tarihe saygınız varsa önce o Gezi Parkı denilen yerin tarihi nedir, onu araştır bak. Biz orada tarihi yeniden ihya edeceğiz." (29 Mayıs 2013)

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik: "Gezi Parkı meselesinin özü şu: Orada AVM yapılacağı da doğru değil. Kaldırım yapılacak, orası yayalaştırılıyor. Kaldırım yapılabilmesi için toplam 13 tane ağacın sökülmesi ve başka taraflara dikilmesi söz konusudur." (29 Mayıs 2013)

Başbakan Erdoğan: "Biz Topçu Kışlası'nı yapacağız. Topçu Kışlası gökten zembille inen bir proje değil. Olay miting yapmaksa, burada toplumsal hareketse ben kalkarım onun 20 topladığı yerde 200 bin toplarım, onun 100 bin topladığı yerde partim olarak 1 milyon insan toplarım." (1 Haziran 2013)

Başbakan Erdoğan: “Tencere tava, hep aynı hava.” (3 Haziran 2013)

Başbakan Erdoğan: “Topçu Kışlası'nı yapıyoruz.” (6 Haziran 2013) 

Tunus'tan dönüşünde olaylar için faiz lobisini sorumlu tutan Başbakan kışla ve AKM konusundaki ısrarından vazgeçmedi. Ertesi gün medyada bir ilke imza atıldı ve yedi adet gazete aynı manşetle çıktı: “Demokratik taleplere canımız feda” yazıyordu. (7 Haziran 2013)

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Gezi Parkı hakkında önemli açıklamalarda bulundu: "Topçu Kışlası’nın yapılmasını Başbakanımız arzu ediyor. Ama daha önce içinde konuşulan AVM, mağaza, otel ve rezidanslar olur düşüncesinden vazgeçildi. Müze şeklinde projelendirecek." (8 Haziran 2013)

Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Gezi Parkı ve Taksim Meydanı'ndaki olaylarla ilgili basın toplantısı düzenledi:

Kesinlikle Gezi Parkı ile ilgili orada bulunan insanlara, gençlere müdahale olmayacağı yaklaşımı içerinde olmadığımızı ifade ettik.


Ve şu ana kadar gayretlerimizi sürdürdük. Bu kapsamda alan içindeki materyaller toparlandı. Bu çalışmalar yapılırken herkesin gördüğü gibi küçük grupların polisle çatışmaya girildiği görüldü. Bu marjinal gruplara müdahaleler yapıldı. (…) Atatürk anıtı ve AKM adeta reklam panosu haline çevrilmiştir. Taksim Meydanı'nda İstanbul ve Türkiye'nin imajını zedeleyen materyallerin kaldırılması çalışması tamamlanmıştır. Gezi Parkı'na yönelik hiçbir müdahalemiz olmayacağını tekrar teyiden belirtmek istiyorum. (…)

Gezi Parkı içindeki eylemciler ile polisimiz mükemmel bir işbirliği sürdürmüştür. Bize Taksim'de yardımda bulunan tüm gruplara teşekkür ediyorum. (…) Çatışmalarda ciddi yaralanmalar olmamıştır.11 

(…) Sosyal medyayı kışkırtmak amacıyla kullananlar var. Uydur uydur yaz politikalarına karşı dikkatli olmanızı tavsiye ediyorum.

Bu devletin polisi ve güvenlik güçleri halkın emrindedir. Taksim'deki tablonun yeniden bozulması üzücü olur. Gezi Parkı'na gidebiliriz, gençlerle temasımız sürüyor. Farklı siyasi parti temsilcileriyle de görüşüyoruz. (11 Haziran 2013)

Başbakan Tayyip Erdoğan Ankara - Sincan mitinginde, “Taksim Meydanı boşaldı, boşaldı; yoksa güvenlik güçlerimiz boşaltmasını bilir.” dedi ve birkaç saat sonra operasyon başladı. (15 Haziran 2013)

*

3 ay sonrası :



ODTÜ’de gördüğü ‘Yol istemiyoruz orman istiyoruz’ pankartına sert tepki gösteren Başbakan Tayyip Erdoğan, “Sizi ormana gönderelim, orada yaşayın, şehirdekileri rahat bırakın” dedi. (19 Eylül 2013) 

Yeni Taksim Camii Başbakan'ın masasında: Yüksek Mimar Ahmet Vefik Alp Başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl 'fazla modern' bulduğu tasarımını revize etti ve bir aydır Başbakan'ın masasında bekleyen yeni projesini anlattı. (22 Eylül 2013)

Bu “tek adamcı, otoriteryen merkeziyetçi” yönetme tarzına karşılık; 27 Mayıs’tan bu yana, Haziran’ın son haftasına kadar aralıksız, sonrasında da seyrelerek ve başka formlar kazanarak devam eden sokak protesto, gösteri, yürüyüş, direniş ve çatışmaları, Gezi Parkı’ndan başlayarak kamusal mekânları geri almaya dönük eylemler, duran adam ve ardından duran insan eylemleri, doğrudan demokrasi pratiği olarak ortaya çıkan ve halen devam eden Park ve Kampüs forumları, mahalle ve semt dayanışmaları, duvar yazıları, kullandığı yerde söz ve etki sahibi olma arzusunun bir tür dışavurumu olarak da okunabilecek kolektif merdiven boyama girişimleri gibi bir dizi aralıksız, çok katmanlı ve çeşitli ifade biçimleri, mevcut yönetim anlayışıyla aradaki açığı durmaksızın genişletmektedir. Bu haliyle kurumsal siyaset ve idarenin bir yana, “hemşehri”lerin (dolayısıyla yurttaşların) –hiç değilse bir kısmının- diğer yana düştüğünü; aradaki irtibatın irtibatın koptuğunu, mevcut toplumsal talepleri karşılamaya aday olgunlukta bir siyasi program ortaya çıkmadığı sürece de söz konusu yarığın kapanmayacağını öne sürmek abartılı olmayacaktır.


İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrencilerinin Gezi’si

Taksim Yayalaştırma Projesi ve Gezi Parkı ile başlayan hareket ve bu hareket karşısında ortaya konan refleks, Türkiye’de yerinden yönetim işleyiş ve uygulamalarının, yerel yönetim ile merkezi yönetim, diğer yerel yönetim kademeleri ve nihayet yerel halk/topluluk arasındaki ilişkiler bağlamında değerlendirilmesi yönünden eşsiz bir pratik oldu. Bu metin içinde ele aldığımız ve konuyla ilgili olarak yöneticilerin medyada görünürlükleri özelinde sınırladığımız uğrak bir yana, hareketin kendisi, hukuki, idari, siyasi ve iktisadi boyutlarıyla, bir dönem boyunca okutulan bütün bir Yerel Yönetimler müfredatını pratik zeminde yeniden ele almak için tam bir turnusol kâğıdı işlevi gördü.

Çalışmamızın bu bölümünde, Gezi Hareketi ile yerel yönetimler pratiği, yerinden yönetim, yerel özerklik, kent hakkı, yerel halkın karar ve yönetim süreçlerine katılımı gibi temel kavramları Yerel Yönetimler dersi dönem sonu sınavına katılan 88 Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisinin gözünden değerlendirmeye çalışacağız. Bunun, nicel ya da nitel araştırma yöntemleriyle önceden yapılan hazırlıklar ışığında yürütülen ve doğrudan doğruya bu çalışma için düşünülmüş bir veri toplama/değerlendirme biçimi olmadığını en baştan belirtmekte fayda var. Zira elinizdeki bu çalışmaya girişmeden önce ve Gezi Hareketi süreç olarak devam etmekteyken, yaptığımız Yerel Yönetimler dersi dönem sonu sınavında bu turnusol kâğıdının bize sunacağı verileri görmek istemiştik. Bir dönem boyunca anlatılan teorik bilgilerin pratik yansımalarını ölçmeye yarayacak bir değerlendirme çıkarmak üzere, 2012-2013 öğretim yılında, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencilerinden Yerel Yönetimler dersini alanlara, dönem sonu sınavında, seçenekli bir soru kâğıdı hazırladık. Bu soru kâğıdı, ders içeriği ile doğrudan bağlantılı kavramlara referans olacak bir pratik olarak Gezi Hareketi ile ilgili iki soru da içeriyordu. Bu sorulara verilen yanıtlardan çıkardığımız değerlendirmelerin, doğrudan doğruya bu çalışma için hazırlanmış olmayan sınav kâğıtlarına yaslansa da, aslolarak bir nitel araştırma pratiğinin gerektirdiği bir unsur dışında bütün unsurları içerdiğini düşünüyoruz. İçerilmeyen unsur, öğrencilerin değerlendirme ve bakış açılarının bir de böylesi bir akademik değerlendirmeye tabi tutulacağından haberdar olmamalarıydı –yine belirttiğimiz nedenle. Bilgi edinme ve üretim süreçlerinde şeffaflık ve araştırma etiğiyle ilgili bu sorunu, bu metnin hazırlık safhasında ilgili öğrenci gruplarına internet üzerinden erişip onaylarına sunarak aşmaya çalıştık.

Soru içeriğinin oluşturulmasında dikkat ettiğimiz hususlar, değerlendirme ölçütleri, bu sorular yoluyla anlamaya ya da görmeye çalıştığımız çerçeveden önce, hazırladığımız sorularla ders içeriğindeki bağlantıya kısaca değinmekte yarar var. Yerel Yönetimler dersini, yerel yönetimler ve yerel siyasete ilişkin temel kavram, yaklaşım ve tartışmalar; uluslararası ve ulusüstü oluşumlar - merkezi (ulusal) yönetim - yerel yönetimler ilişkisi; temel uluslararası belgeler ve güncel tartışmalar; Türkiye yerel yönetimlerinin gelişimi ve bugünü; Türkiye’deki yerel yönetim uygulamalarının başka ülkelerle karşılaştırılması; Kamu yönetiminde yeniden yapılanma ve yerel yönetimler bağlamında hazırlıyoruz. Bu genel çerçeve içinde de yerel yönetimlerin tarihi-coğrafi-idari-hukuki ve mali durumu, nitelikleri, organları, yerel yönetimlere yönelik güncel tartışmalar, yerel yönetimlerde reform çalışmaları, mevzuat değişiklikleri ve karşılaştırmalı ülke örnekleri ile öğrencilerimizin Türkiye’de yerel yönetimlere dair bilgi ve anlam dünyasını zenginleştirmeye çalışıyoruz. Dersi alan bir öğrencinin, kelime ve kavram düzeyinde ‘yer’in kendisinden başlayarak, yerel, ulusal, küresel, yerel siyaset, yerinden yönetim, yerinden yönetim, yerel demokrasi, katılım, yerel siyasal kültür, özerklik ya da yerel yönetimlerin özerkliği, şeffaflık, vesayet gibi yerel yönetimler alanına ilişkin temel kavramları ve yukarıda çizdiğimiz genel çerçeveyi bilecek, tartışacak, karşılaştırmalı olarak değerlendirecek donanıma sahip olabilmesini amaçlıyoruz.

Dönem sonu sınav kâğıdımızı, öğrencilerimizin sayılan bu kavramları değerlendirebilme düzeyini biri teorik diğeri pratik olmak üzere iki boyutta görmeye imkân verecek şekilde hazırladık. Dönem sonu sınavı, Gezi hareketinin ve sokak eylemlerinin bütün hararetiyle devam ettiği periyoda denk geldiğinden, öğrencilerimizin duyarlılık düzeyi de oldukça yüksekti. Bu nedenle, gündemin tepesinde yer alan ve öğrencilerimizin düşünce dünyasına göre tepkilerini biçimlendirdikleri böyle bir toplumsal/siyasal olayın sınav kâğıdına yansıtılmasında bilhassa dikkate aldığımız hususlar da oldu. Gezi Hareketi’ne filen katılan öğrencilerimiz olduğu gibi harekete başından itibaren mesafeli yaklaşan ve hiçbir boyutuyla eylemleri desteklemeyen öğrencilerimiz de vardı. Hem her iki tarafın da sınav notu yönünden herhangi bir şüphe içinde olmaması hem de ders dönemi boyunca anlatılan konu ve kavramların bu önemli pratik üzerinden okunması fırsatının kaçmaması için, Gezi Hareketine -fiilen ya da fikren- destek versin vermesin bütün öğrencilerimizin bilgilerini ve fikirlerini aktarabileceği soru seçenekleri belirledik. Böylece, hareketin bizzat içinde bulunan ya da sempatiyle yaklaşan yahut hareketi yakinen takip eden öğrencilerimiz, güncel bir konuyu derste öğrendikleri kavramlar üzerinden değerlendirebilecek; harekete ilgisiz, antipatiyle yaklaşan ya da süreci takip etmemiş öğrencilerimiz de sadece derste edindikleri teorik bilgileri cevap kâğıdına aktarabilecekti. Soruların/soru seçeneklerinin sınav notuna etki düzeyi eşit tutuldu; böylece bir yanıyla da gerilimli bir konu üzerinden fikirlerini paylaşmakla somut durumda dersi geçmek ya da geçer not almak arasındaki ilişki de baştan bertaraf edilmiş oldu. Hazırladığımız sorular aşağıdaki tabloda görülmektedir.

3-Kamu Yönetimi ve 3-Uluslararası İlişkiler bölümlerinden Yerel Yönetimler dersini almış olan 88 öğrencinin katıldığı dönem sonu sınavımızın üçüncü sorusu, Aralık 2012’de kabul edilen 6360 sayılı Kanun ile getirilen önemli düzenlemelere yönelik, oldukça “teknik” bilgiye dayalı bir soru idi. Kalan iki sorunun her birinde, soru içinde ayrılmış iki seçenek belirledik. Her iki soruda da seçeneklerden biri tamamen “teorik” bilgi ile açıklanabilecek yanıtlar almaya dönüktü: Birinci sorunun ikinci seçeneğinde, eski ve yeni mevzuatı karşılaştırmalı olarak ele almayı gerektirecek şekilde, belediye meclisinin feshedilme hallerini ve bunun ne yolla olabileceğini sorduk. İkinci sorunun ikinci seçeneği de yine teorik çerçevede kalarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekincelerin değerlendirilmesini istiyordu. “Seçenekli” kısımda sorduğumuz soruların ikisi ise, Gezi Hareketi’ni dönem boyunca derste ele alınan kavramlar ışığında değerlendirmeye yönelikti. Bunlardan birini, öğrencilerimizin farklı kavramlar ve referanslar kullanarak özgürce değerlendirme yapabilmelerine imkân tanımak için, kendilerinin seçeceği üç kavram ışığında Gezi hareketini ele alma; diğerini ise, alanın temel kavramlarından olan “yerel özerklik” çerçevesinde ve yerel özerkliğin iki boyutunu da dikkate alarak bahsi geçen toplumsal hareketi tartışma/değerlendirme üzerinden inşa ettik.




Soru

Seçen Öğrenci Sayısı

1/(i): Yerel düzeyde başlayan bir toplumsal hareketin “merkez”i de saracak biçimde ülke ve dünya geneline yayılma – etki etme potansiyelini açık bir biçimde ortaya koyan “Gezi Parkı’nın mikro ölçeği” kökenli isyanı, dönem boyunca öğrendiğiniz / tartıştığımız en az üç kavramı da kullanmak suretiyle değerlendiriniz.

48

1/(ii): Belediye meclisi hangi durumlarda ve nasıl feshedilir (dağıtılır)? Bu konudaki mevcut düzenlemenin (5393 sayılı Belediye Kanunu) öncesinden (1580 sayılı Belediye Kanunu) farklılığı nedir? Varsa, bildiğiniz örnekleri de yazınız.

35

Toplam

83



Soru

Seçen Öğrenci Sayısı

2/(i): Mayıs sonunda “Gezi nöbeti”yle başlayan demokratik kitle hareketini “yerel özerklik” çerçevesinde ve yerel özerkliğin iki boyutunu (merkezi yönetim-yerel yönetimler ilişkisi ile yönetimin farklı kademeleri - yerel halk ilişkisi) akılda tutarak değerlendiriniz.


71

2/(ii): Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na Türkiye’nin koyduğu çekinceleri, varsa değerlendirmelerinizle beraber belirtiniz.


9

Toplam

80

Birinci soruda sınava katılan 88 öğrenciden 48’i (%55) Gezi Hareketi ile ilgili seçeneği, 35 öğrenci belediye meclisi ile ilgili soruyu yanıtlamayı tercih etti. Öğrencilerden 5’i birinci soruya yanıt vermedi. İkinci soruda ise, 71 öğrenci (sınava katılan öğrencilerin %80’i) Gezi Hareketi’ni yerel özerklik tartışmaları ışığında değerlendirmeyi gerektiren soruya yanıt verdi. Her iki soruda da Gezi Hareketi ile ilgili soruları yanıtlamayı tercih eden öğrenci sayısı 39 iken, yine her iki soruda da Gezi süreciyle ilgili sorular yerine diğer seçenekleri yanıtlayan öğrenci sayısı sadece 6 kişi oldu. İki öğrencinin hiçbir soruyu yanıtlamadığı sınavda, toplamda sınava katılan öğrencilerin % 92’si Gezi ile ilgili sorulara yanıt vermeyi tercih etmiş oldu.

Yerinden Yönetim

7

Yerel Özerklik, Adem-i Merkeziyet

33

Merkezin Yerel Üzerindeki Vesayeti (İdari ya da Siyasi vesayet)

34

AYYÖŞ vurgusu

11

Katılım (Yerel Yönetsel Süreçlere Katılım-

Yerel Yönetimde Yerel Halkın Söz Sahibi Olması – Halkın Karar Alma Süreçlerine Dâhil Edilmesi vs.)



57

Yerel Düzeyde Merkezileşme,

Merkezileşmiş Yerel



10

(Gezi için)Yerel Hareket, Kent hareketi, Sivil Hareket, Demokratik Kitle Hareketi

9

Toplum Yararı, Toplumsal Çıkar, Mahalli ve Müşterek İhtiyaçlar

8

Kamuoyu Yoklaması, (Yerel) Halkın Görüşüne Başvurma

14

Hafıza / Bellek Mekânları

4

Çoğunluğun Çıkarı - Çoğunluğun Tahakkümü-Azınlığın Korunması

10

Yönetişim

2

Yerelleşme

5

Temsil - Temsilde Adalet

4

Hak (Kent Hakkı, Söz Hakkı, Kentli Hakları vs.)

24

Yetki Gaspı / Yetki Tecavüzü

6

Yerel Demokrasi - Yerel Siyaset

9

Yerel Yönetim -Yerel Halk İletişimi

9

İdari ve Siyasi Muhatap sorunu – Medyanın aracılığı

12







Toplam

268

Biz buradan, öğrencilerin tamamen kitabi bilgiyle ve teknik sınırlar içinde sorulara yanıt vererek sınavı bitirebilecekken, güncel siyasetin birinci sıradan gündemine taşınmış bir konuyu değerlendirmek suretiyle, genç kuşak için sıkça dile getirilen “apolitik” eleştirilerinin rağmına, doğrudan “politik” bir noktadan hareket ettiğini; ayrıca, Gezi Hareketi’ne bakışları ne olursa olsun, öğrencilerin bu hareketi yerel yönetimler dersinde öğrendikleri kavramlarla yakından ilişkili gördüğünü çıkarıyoruz.

Gezi Hareketi’ni değerlendirirken öğrencilerimizin tercih ettiği, öne çıkardığı ya da vurgu yaptığı kavramların kullanım sıklığını çıkararak buradan da bir bakış açısı geliştirmeye çalıştık. Yaptığımız bu kavramsal analiz de ilk çıkarımımızı destekler nitelikte.

Tablodan da açıkça görüleceği üzere, farklı biçimlerde kullanımına denk gelsek de (yerel yönetime katılım, yönetimde –yerel- halkın söz sahibi olması, halkın karar süreçlerine dâhil edilmesi vs.) genel bir başlık olarak katılım kavramı, Gezi Hareketi’ni değerlendirirken en çok başvurulan kavram olarak öne çıkmaktadır. Buna kamuoyu yoklaması, (yerel) halkın görüşünün alınması, (yönetimde) söz hakkı, temsil, yerel demokrasi gibi yönetimin aldığı kararlara ya da uygulamalarına yerel halkın katılım kanallarının açık tutulmasına vurgu yapan diğer kavramlar da eklendiğinde, öğrencilerin büyük çoğunluğunun, Gezi Hareketi’ni tetikleyen unsur olarak halkın karar sürecine dâhil edilmemesi ve eylemler başladıktan sonra da bu tutumun sürdürülmesini gördüğü söylenebilir.

Sınav kâğıtlarından çıkardığımız kavramları, birbirleriyle ilişkileri yönünden bir araya getirmek üzere üç ilişki kategorisi belirledik. Bu kavram kategorilerinin akademik açıdan kesin sınırları olmadığını, her bir kategorideki kavramın, konunun niteliği gereği diğer bütün kategorilerdeki kavramlarla ilişkili olduğunu baştan belirtmekte yarar var. Kategorileri, sadece kavramın ilk anda daha yakın durduğu ilişki taraflarına bakarak oluşturduk. Amacımız, asıl olarak, öğrencilerimizin Gezi’ye bakışını, olayları değerlendirmelerine zemin oluşturan algılarını ve sorunlu buldukları noktaların hangi alanlarda yoğunlaştığını görmek, vurgularını en genel çerçevede konumlandırmak ve değerlendirmeyi kolaylaştırmaktı. Bu bağlamda kavramları, şu üç ilişki kategorisi içinde topladık:



Dostları ilə paylaş:
1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə