İçindekiler Üçüncü Baskının Önsözü iii Birinci Baskının Önsözü vi

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 1.19 Mb.
səhifə1/11
tarix07.01.2019
ölçüsü1.19 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11



Max Stirner

Hayatı ve Çalışmaları

John Henry Mackay



İçindekiler

 

Üçüncü Baskının Önsözü iii


Birinci Baskının Önsözü vi
İkinci Baskının Önsözü x


Giriş 2

Çalışmamın Hikayesi, 1889-1914
Birinci Bölüm 24

Erken Gençlik, 1806-1826
İkinci Bölüm 33

Öğrenci ve Öğretim Yılları, 1826-1844
Üçüncü Bölüm 55

Yüzyılın Beşinci On Yılında Hippel'de "Özgürlük"
Dördüncü Bölüm 79

Max Stirner, 1840-1845
Beşinci Bölüm 119

Der Einzige und sein Eigenthum (Biricik ve Mülkiyeti), 1845
Altıncı Bölüm 175

Son On Yıl, 1845-1856
Ek 210

Hayat Yolculuğunun Durakları
İsim ve Konu Dizini 214
Üçüncü Baskının Önsözü

Bu üçüncü baskı -325 kopya ile sınırlı- özel bir baskı olup, piyasada bulunmamaktadır.


  Bunu mümkün kılmanın tek yolu buydu.
  Max Stirner biyografisinin ikinci baskısı ilkiyle aynı kaderi paylaştı. Satması ilki kadar zor ve yavaştı. Öyle ki (önsözün sonunda söylediğim gibi), üçüncü baskıyı yayınlamak için ikinicinin satılmasını beklersem, muhtemelen üçüncü baskıyı görmem mümkün olmayacak.

Ama son yıllarda yeni bir baskı yapma isteği hala canlılığını korumaktaydı. Memnuniyetle itiraf edeceğim gibi, son on yılın araştırma sonuçlarını metinlere entegre etmek yerine, (1910 yılı) ikinci baskıya eklemek bana pek mantıklı bir düşünce gibi görünmüyordu. Bunun, ölümümden sonra bir editör tarafından çalışmanın bütünlüğünü tehlikeye sokacak şekilde yapılacak olma kuşkusu beni rahatsız etti. Böylece içimde ikinci baskının yanısıra, yeni, genel ve genel bir özel baskı yapma fikri uyandı – çünkü sadece gözden geçirilmiş yeni bir baskı yapmak makul değildi. İkinci baskının ürünleri, yerini bir gün dördüncü baskıya bırakana kadar alenen satılmaya devam etmektir.

Planım büyük zorluklarla gerçekleşti. Günümüzde az -ah, çok az! – sayıdaki, Stirner ismini taşıyan her şey için her an beklemede olanlara teşekkürler.

Ama bu baskıyı planladığım ve istediğim gibi şekillendirmek ve ona nihai formunu vermek için bütün gücümle çabaladım. Sadece söz konusu entegrasyon yapılmış olmakla kalmadı, her bölüm tamamen yeni bir form kazandı. Bunun için de bütün kitabı yeniden inceledim. Sadece birkaç yerde küçük değişiklikler gerekliydi. Aynı zamanda, form ve görünüm olaraki ilk iki baskıdan ayrılmak zorunda olduğum açıktı.

Bu sefer de bana büyük bir istekle yardım edenlere teşekkür etmeliyim.

İlk sırada Berlin Zehlendorf’tan Dr. Gustav Mayer var. Kendisi Vormärz (1848 devriminden önceki) döneminin tarihi hakkında bilgi sahibidir. Şimdi, sadece daha önce kapanan kaynaklara bakabilecek pozisyonda olmakla beraber, sadece Stirner'ın Gegenwort ile çok erken yayımlanmış bir yazısını bulmakla kalmayıp aynı zamanda 1842 yılında Leipziger Allgemeine Zeitung‘la yaptığı gerçek işbirliğine dair inandırıcı bir cevap da aldı. Bu beni daha çok şaşırttı çünkü ben uzun yıllar önce Brockhaus şirketine sorduğumda bana tam tersi bir cevap verilmişti. Ayrıca, ikinci baskının yayınlanmasından önce de, Leipzig'teki makale editörü Dr. HH Houben, bu raporun doğru olduğunu bir kez daha onaylamıştı.



Dr.Mayer, 1913 tarihli Zeitschrift für Politik'in 6. Sayısında yayımlanan bir makalesinde, bu şanslı bulduklarının bir kısmını çoktan kullanmıştı: “Die Anfänge des politischen Radikalismus im vormärzlichen Preussen” [Vormärz dönemi Prusyasında

siyasal radikalizmin başlangıcı]. Makaleyi, o dönemin siyasi akımlarının daha geniş bir resmini görmek isteyen okurlarıma, sadece bir kişiye adanmış çalışmam kadar tavsiye edemem. Aynı zamanda, Stirner’in çalışmasını radikalizmin entelektüel dünyasının bir uzantısı ve devamı olarak gördüğünü fark ettiğinde, yazarın düşüncesinin -tam tersi yaşam felsefesinden dolayı- ne kadar çok hata içerdiğini anlayacaktır. Bu radikalizm, gerçekte “aklın” düşmüş kalesinin molozları üzerine kendi yaratıcı gücü ile inşa edilen, yenilmez bir yapıdır. Böylelikle çalışmasında Stirner’e atfedilmiş pozisyon -diğerlerinin üzerine değil- tamamen yanlıştır.

Bir diğer buluntu, Dr. Mayer'in "Özgürler Programı" olarak Gegenwort ile birlikte yazdığı makalenin ekinde (Unbekanntes von Stirner) yeniden yayınladığı "Über die Verpflichtung der Staatsbürger zu irgendeinem Religionsbekenntnis"tir ve kesinlik olmasa da aynı şekilde Stirner'e atfedilmiştir. Bunu, onun yaşamının her türlü gelişimini ve zenginleşmesini memnuniyetle karşıladığım gibi ondan geldiği haliyle memnuniyetle ve minnetle karşılayamıyorum. Sadece yapıtın kendisi değil, aynı zamanda onun yazarlığına karşı öne sürülen sebepler onun lehine konuşmaktan ziyade ona karşı olmamı gerektiriyor gibi görünüyor ve ben de karar verme işini okuyucuya bırakmalıyım. Ayrıca Stirner'ın Deutsches Jahrbuch ile işbirliği yapması, maalesef sadece hipotezlere dayanan bir makaleyle desteklenebilir, baştan sona verilmesi gereken sözlerle belirlenemez.

Buradan Gustav Mayer'e, sadece kendi yayınından önce son derece şanslı ve önemli buluntularını benimle paylaşma nezaketinde bulunduğu için değil, aynı zamanda büyük bir istekle çalışmamı destekleyen diğer değerli sayısız ipucu ve tavsiyelerinden dolayı da çok özel teşekkürlerimi iletmek benim için bir zevktir.

Bu yeni baskı, uzun bir süre önce eserlerinden birininin bile orjinalini bulma umudu tükenmişken Stirner’in on iki sayfalık el yazmasının muhteşem bir şekilde röprodiksiyonuyla en güzel dekorasyona sahip olmuştur. Bu Rheinische Zeitung'un eski arşivinde bulunan "Kunst und Religion" makalesi için el yazısıyla yazılmış bir yazıdır ve Köln St. Gereon'da kütüphaneci olan Prof. Dr. Josef Hansen'in elinde bulunmaktadır. Bu yazıyı çoğaltmak için verdiği izinden dolayı ona en büyük teşekkürlerimi borçluyum. [Faksimile bu basımdan çıkarılmıştır.]

Son olarak, Der Einzige'nin Rusça tercümelerinin listesi bibliyografyasının ekinde yer alan Berlin Halensee'deki Leo Kasarnowski'ye, aynı zamanda birçokları için kanıt değerindeki acımasız titizliğine minnettarım. [Kaynakça bu basımdan çıkarılmıştır.]

Bu üçüncü baskı, şimdi hak ettiği isme ve konu dizinine kavuştu. Okuyucunun Stirner ve ona en yakın olanlarla ilgili her şeye ulaşabilmesi için bir düzenleme yapmaya çalıştım, fakat sadece uzak temasta bulunduğu kişilerle ilgili referansların üzerinde indeksin kapsamını gereksiz yere arttırmamak için durmadım. Yine de onlar hakkındaki bilgiler bile kolayca bulunabilir.

Aynı zamanda, Stirner'in Kleinere Schriften und Entgegnungen'inin ikinci baskısı da, nihayetinde, doğal olarak son yirmi beş yılın tüm buluntularını içeren, bu “özel baskının” ilkinin

iki katı büyüklüğünde olmasını sağladı. Yeni keşiflerle –belki de çok yakında-daha da genişletilebileceği umulmaktadır. Nitekim Stirner 1842'de iki farklı dergiyle işbirliği yapmıştır ve maalesef bunlara dair bilgiler şimdiye kadar bulunamamıştır. "Die Lage der Lehrer" [Öğretmenlerin durumu] hakkındaki makalesinin, Gegenwort’un yayıncısı Robert Binder tarafından Leipzig'de yayınlanan Die Eisenbahn dergisinde; Robert Heller'ın editörlüğünü yaptığı bir başka dergide de, “Rosen” (Güller) başlığıyla dikkat çeken bir makalesi olduğu söylenmektedir. Belki de bu baskının bir okuyucusu araştırma konusunda benden daha şanslıdır ve bana başarılarını bildirerek memnun edecektir.

Ölüm Çalışmamın ilk yardımcılarını da aramızdan aldı: 1911'de Daniel Collin seksen yedi yaşında öldü; aynı şekilde 1911'de yorulmak bilmeyen Ludwig Pietsch; ve ayrıca St. Louis'deki yaşlı Enno Sander, bildiğim kadarıyla artık yaşamıyor. Yirmi ikiden sadece Pauline Julius, Stirner'in önceki öğrencisi, şimdi seksenli yaşlarında, Berlin Steglitz'de yaşıyor. O ve Baroness von der Goltz, bu nedenle, Stirner'i -ikisi de genç kızken- yüz yüze görmüş hayatta olan tek insanlar.



Sonuç zamanı.

Eğer son bir dilekte bulunabilirsem, bunu zaten dile getirmişimdir: Hala son ve kesin formunu vermeye iznim olan kitabımı, bir sonraki revizyonlarla muhtemelen yersiz ve gereksiz duruma düşüren ellere bırakmayın. Bu baskının elimdeki tüm sonuçları basım için hazır bir formda eklediğim bir kopyasını geride bırakacağım; daha sonra bulunabilecek olan şeyler, çalışmamın kendine özgü formu bozulmadan, aynı şekilde kolayca ele alınabilir. Ayrıca bunun akla yatkın olduğu da kanıtlanacaktır, çünkü ikinci baskının önsözünde ifade ettiğim niyet - Stirner çalışmamın tüm materyallerini Londra'daki British Museum'a bıraktığım – Stirner’in dostu olanların benden bizzat duyacağı bir başka plana ışık tutacak.

Dileğimi, aynı zamanda Stirner'in arkadaşları olan bu kitabın okuyucularının ellerine bırakıyorum. Buna onun mirasına sahip çıktıkları şekilde sahip çıkacaklar. Muhtemelen hiçbir düşünür ondan daha fazla ikna olmuş ve daha gerçek arkadaşlar bulmamıştır, ancak sayıları şu an için çok küçük olabilir. Uzun zamandan beri artık tüm sosyal yaşamımızın şekillenmesi -ve eksiksiz dönüşümü- hakkındaki fikirlerinin ölçülemez pratik sonuçlarını haklı bulan tek kişi ben değilim. Düşüncelerini, sadece yüceliği ve enginliğiyle değil, aynı zamanda onları bütünlüğü ve bozulamaz doğruluğuyla kazandı ve bugün onun mirasının gelecek için güvence altına alındığı söylenebilir.

Başlangıçtaki gibi duruyor - boş ifadenin bu büyük yıkıcısı. Günümüzde hala yaşamakta olduğunu ve insanları cinayete ve çılgınlığa sürüklediğini gördüğümüzde bile- hayatın en büyük düşmanının yavaş yavaş ölümüne neden olan vurucu darbeyi indirmiştir.


Berlin-Charlottenburg, Berlinerstrasse 166

Ağustos 1914

John Henry Mackay

Birinci Baskının Önsözü

Bu eserle, Max Stirner‘in hayatı üzerine yapmış olduğum araştırmalarımı gönülsüz de olsa bir sonuca bağlamaya kara verdim.

Çalışmamı hızlandırmamın sebebi kamuya karşı bir yükümlülüğüm olması değildi, Almanların cesur ve kalıcı düşünürlerini tamamen unutmaları ve onların hayatına sunduğu hediyeden mahrum kalmalarıydı.

Beni bu çalışmaya iten, öncelikle, tamamen kişisel sebeplerdi; bu iş sanki diğerlerinin tamamlanmasına izin vermesi için kendini çoktan diğer planlarımın arkasına itmişti ve aynı zamanda tesadüfün ortaya yeni kaynaklar çıkarabileceğine karşı bir inancım vardı. Bu nedenle beklemek aslında bu işin bitimini bilinmeyen bir zamana ötelemekti.

Böylece neyim var neyim yok bu çalışmaya hasrettim. Artık, sadece ben yeteri kadar çalışma yapılmadığı için kendimi eleştirebilirdim. Oysa ki, (sonunun nereye varacağı belli olmayan bu yola koyulduğumda) daha azını beklerken, elimden gelenden fazlasını yapmıştım.

Elbetteki, yardım eli uzatılmasaydı, bu hayatın resmi asla çizilemezdi. Benim ilk ve en önemli görevim bana tavsiyelerde bulunan ve hep yanımda olan bu insanlara teşekkür etmektir.

En sıcak teşekkürlerimden ilki, Berlin’de bir devlet okulu öğretmeni olan eski arkadaşım Bay Max Hildegrant’adır. Kendisi, henüz Berlin’e gidip gelme alışkanlığı edinmediğim 1889-1891 arası dönemde, en güvenilir ve yorulmaz yardımcım olmuştur.

Ayrıca, yakın bir ilgiyle, bana kendi araştırmalarından tesadüfen elde etmiş olduğu sonuçları iletmekle, egoizm filozofisi’ne değerli katkılarda bulunmuş olan Berlin Steglitz’deki Beden Eğitimi Öğretmeni bay a. D. Dr. Ewald Horn’a da kendimi borçlu hissediyorum.

Üçüncü ve hiç yabancı olmayan bir isme ise bu işin hikayesini anlattığım giriş bölümünde özellikle değinilecek.

İlk olarak, Max Stirner’i özel olarak tanıyıpta, bana, hatırladıkları kadarıyla anılarını anlatarak yardımcı olanların arasından teşekkürümün ulaşamayacağı vefat etmiş olanlara değinmek istiyorum. Bu kişiler: 1895’te vefat eden ve vefatına kadar da ziyaret ettiğim yazar ve belediye başkanı Adolf Streckfuss, ve Şikago’dan, bana Stirner hakkında kapsamlı bilgi veren ilk mektubu yazan, Illinois Şehir Gazetesi’nin baş editörü Hermann Raster.

Hala yaşayanlardan Stirner’i tanıyanları elimden geldiği kadarıyla tek tek ziyaret ettim ve benim dostça amacımın kibarca karşılandığını söyleyemem. Bu şekilde seneler boyunca devam ede gelen ama genelde tek taraflı iletişimi sürdürdüm ve bazı kişilerin hatıralarına erişim elde ettim: öncesinde Westfalen Hamm’da, şimdi ise Berlin’de olan ve Stirner’i bir öğrenciyken ziyaret eden ve hala da onun gizemini çözememiş yargıç Alexander Kapp; öncesinde Frankfurt’ta Die Wage‘nin editörü olan ve daha bir yıl öncesinde ise “Özgürler” hakkındaki anılarını Vossische Zeitung’da -ama maalesef Stirner’in kişiliği hakkında pek de hatasız olmayan - bir makale yayımlamış olan Guido Weiss; Gustav Julius’un kız kardeşi ve Stirner’in eski bir öğrencisi olarak beni Stirner’in imgesine ulaştırabilen, Berlin Steglitz’den Pauline Julius; Jugenderinnerungen’inde[Gençlik anıları] anlattığı şeyleri kullanımıma sunan ve böylece daha yayınlanmadan değerlendirilebilmesini sağlayan Leipzig’deki özel meclis üyesi Rudolf von Gottschall; bana olağanüstü işe yarar bilgiler veren Hippel çevresinde “Tunnel”inin yazarlar topluluğunun üyesi olan Weimar’dan Gustav von Szcezepanski; Berlin’den Herwegh’in kayınbiraderi profesör doktor Gustav Siegmund; beni canlı hatıraları ve ilgisiyle etkili bir şekilde destekleyen Leipzig’den Dr. Albert Fränkel; bana Stirner ve Marie Dähnhardt hakkında eşit derecede değerli bilgiler veren Berlin Gross-Lichterfeld’den Prof. Dr. Immanuel Schmidt; Vormärz günlerinin sağlam tanıyanlanlarından olan Berlin’deki antikacı Emmanuel Mai; ve son olarak bu bahar Dessau’da konuştuğum St. Louis, Missouri, Baden Cumhuriyetinin eski savaş bakanı Enno Sander. Hepsi Stirner'le yüz yüze gelmiş, bazıları

nadiren ve bazıları biraz daha sık, ama hepsi hala onu hatırlamakta.

Kişisel erişimim olmadığı halde Stirner ve onun zamanı hakkında yazılı katkı sağlamış olanlara da minnettarım: Kendisiyle maalesef yeni memleketinde buluşamadığım ve haklı olarak “gençliğinin ideallerine olan saygısını asla kaybetmediğini” söyleyen Washington D.C.’den Henry Ulke’ye; National-Zeitung’daki makalesine ilişkin sorduğum sorulara istekli bir şekilde eklemeler yapan sağlık memuru Dr. Ludwig Ruge’a; yine sorularımı nezaket ve dikkatle cevaplayan Frankfurt’dan bakanlık memuru Dr. Wilhelm Jordan’a.

Bu süreçte bir şey elde ederim umuduyla iletişime geçtiğim kişilerin sayısı (ki hesabını yaptığımda 50 kişiden fazla bile olabilir) o kadar fazlaydı ki, burada hepsinin adını tek tek anmam doğal ki mümkün değil: bu kişilerden çoğu Stirner’i görmüş, fakat hatıraları o kadar silikleşmiş ki maalesef bana yardımcı olamadılar; buna rağmen bir çoğu bana değerli tavsiyelerde ve

uyarılarda bulundu ve ben en azından bunlardan Dr. (honoris causa) Theodor Fontane ve Berlin’den Prof. Ludwig Pietsch’e şunu demek istiyorum ki, onların bana karşı olan dostça tutumlarını unutmadım. Gençliğinin edebi dönemi olan Hippel çevresi ile ilgili çekici tasvirler kesin değiller, çünkü hepsi de H. Beta'ya dayanıyor. Ama onlar da sonradan yazar olan ressamın taslakları gibi o zamana dair sadece kestirilebilir katkılarda bulunabilirler. Leipzig Minnetle’deki Otto Wigand yayınevinin şu anki sahibini anmak istiyorum; bana yardım etmek için yapabileceği her şeyi kesinlikle yapmıştı. Ama 1870’teki ölümünden önce bütün kırk yıllık dokümanları imha ettiği için onunla birlikte son kanıtlar da kaybolmuş oldu ve bütün uğraşlar sonuçsuz kaldı. Stirner’in Beyreuth’ta doğduğu evin tekrar bulunmasındaki uğraşlarından ve sahibinin Frankfurt’tan Günther Koch’un olduğu mektubu iletmesinden dolayı avukat Schindler’e teşekkür ediyorum.

Kapsamlı diğer bir çok yardımı anmak tamamen imkansız: şunu söylemem yeterli olmalı ki, “Arama Uğraşı” neredeyse hep dostça karşılandığı için işim çok kolaydı. Farklı şehirlerin kilise ve belediye görevlilerinden Berlin’deki saray polislerine kadar neredeyse hiç kimse isteklerimi geri çevirmedi, tabi ulaşılabilir olduklarında.

Marie Dähnhardt'ın Londra'daki iki eski tanıdığı isimlerinin verilmesini istemiyor. Biri benim adıma - maalesef neredeyse tamamen boş yere - ona yaklaştı; ama her ikisi de bana kendi anılarını büyük bir istekle anlattılar. Berlin'deki Guttentag kitapçısının daha önceki sahibi olan Daniel Collin’den,1891'de Roma'daki Memoiren einer Idealistin'in yazarı Malwide von Meysenbug’den, 1893'te Boston'daki Karl Heinzen'in dul eşinden, Zürih'teki Friedrich Beust'tan vefat etmiş arkadaşı Techow’dan -onunla ilgili aldığım raporlar, onun hayatını olabildiğince takip etmemi sağladı.

Dahası, bilgim dahilinde olanlar: Edgar Bauer'in 1882 tarihli bir mektubu - çok önemli, ancak gerçekliğinden kuşkulanılarak büyük bir dikkatle ele alınmalı; Londra'da merhum Friedrich Engels'in kaleminden çıkmış bir başka mektup; Stirner hakkında Das hohe Lied’in şairi Titus Ullrich'in kişisel raporları; yazar Dr. Julius Löwenberg’ten ve İmparatorluk Engellilik Fonu'nun yönetim kurulu başkanı Dr. Otto Michaelis’den -aynı şekilde onlar da artık yaşayanlar arasında değiller.

Sanırım, araştırılmamış hiçbir şey bırakılmadığını söyleyebilirim. Ama çalışmam da, benden kaynaklı hiçbir kusuru olmasa da, talihsiz olaylara katlanmak zorunda kalındı. Bu nedenle, sadece iki durumla ilgili olarak, Stirner'in son yıllarını yaşadığı ve kesinlikle onun hakkında diğerlerinden daha fazla söyleyecek şeyi olan yaşlı kadın, Mme. Weiss, Philippstrasse'deki evin

keşfedilmesinden kısa bir süre öncesine kadar hala hayattaydı; ve Zürih'te, kuşkusuz Stirner’i tanıyan, ancak bunu o öldüğünde öğrenen, 1840'ların eski bir yaşlı gazisi olan Dr. Karl Nauwerck'in neredeyse kapı komşusuydum.

Birleşik Devletler'den bana ulaşan önemli raporların –Stirner hakkında- varlığından umutlandım. Bunun yanlış olduğu kanıtlandı ve en kesin umutların, hangi nedenden dolayı?- uyandırıldıklarını açıklayabilirim -bu sorumsuzluktan başka bir şey değildir.

Kimse kitabımdaki boşlukları, noksanlığı ve yetersizliği bende daha kesin bir şekilde göremez ya da daha fazla acı çekemez. Umduğum her şey, bu girişimin – bir çalışma bundan daha fazlasını ifade edemez- üzerine bir şeyler inşa etmeye değer görülmesi ve her taşın faydalı olarak yerleştirilip kurulduğu yapı iskelesinde bu yaşamın yeniden inşasının bundan sonra da yükselerek gerçekleştirilmesi.

Bu yüzden, bu kitap, sekiz yıl önceki gibi - bu sefer okuyuculara- ancak daha acil bir şekilde bana yardımcı olmaları için yayınlandı: bugünkü kitabın temeli, sözlü ve fiili olarak yardımcı olunması için atıldı. Her yeni rapor, eski olana her yeni ekleme ya da düzeltme, herhangi bir yöndeki ipucu - kısaca, bana ulaşan her şey - sevinçle karşılanır, şükranla kabul edilir ve benim kabiliyetime göre özenle kullanılır. Sizden, arzu etmek kadar hipotez üretmenizi ve her şeyden önce, önemsiz görünüyor diye hiçbir bilgiyi ihmal etmemenizi rica ediyorum.

Bana şimdiye kadar yardım eden hemen hemen herkes için, verdikleri şeyler nispeten önemsiz görünüyordu. Ancak bana göre, her şey çok değerliydi ve bu kitap böyle ortaya çıktı.
Saarbrücken, Rhine Eyaleti [Prusya]

Sonbahar 1897

John Henry Mackay

Not:
“Pazar günü edebiyat topluluğu” yada “Der Tunnel über der Spree” bir Berlin kahvehanesinde düzenli olarak toplanan önemli bir edebi topluluktu. 1827'de kuruldu ve 1898'e kadar devam etti. Adı, iki yıl önce tamamlanan Londra'da bulunan Thames’ın altındaki tünelden alındı. Bu topluluğun uzun bir süredir üyesi olan Theodor Fontane, otobiyografisi Von Zwanzig bis Dreifßig'de (Yirmiden otuza; 1898) topluluğu tanımladı. Bugün Berlin Üniversitesi kütüphanesinde bulunan topluluğun arşivi 13.500 ögeden oluşmaktadır.

İkinci Baskının Önsözü

Max Stirner'in biyografisinin bu ikinci baskısı zaten kendine ait küçük bir tarihçeye sahip.

 Eski dostum New York’ta Liberty’nin yayımcısı Benj. R. Tucker'ın isteği üzerine bunu iki buçuk yıl önce tamamladım. O bunu yayınlamak istedi ve doğal olarak en son araştırma sonuçlarımı görmek arzusundaydı. İngiliz yayın evinden ve aslında Alman baskısından önce -nadir bir istisna olarak- çıkması gerekiyordu. Almanların en cesur ve en mantıklı düşünürlerinin hayatına olan ilgisi, biyografimin ilk baskısının tüketmeksi için yeterli değildi.

El yazmaları, resimler ve el yazısıyla yazılmış sayfalar gönderildi, Georg Schumm'un çevirisi büyük bir hızla ilerliyordu ve çalışma 1908 ilkbaharında yayınlanacak şekilde baskıya gitti. Sonra 10 Ocak'ta korkunç bir yangın çıktı ve bu yangında diğerlerinin yanı sıra, Tucker'in ofisinin bulunduğu Fouth Avenue'daki Parker Binası da yandı. Bununla birlikte bütün kitaplarını, birçok değerli el yazmasını, ayrıca tüm basım ve dizgi materyallerini kaybetti: onun tarafından yapılan hesaba göre en az on bin dolarlık kayıp vardı. Bu bizim işimize inen bir darbeydi, hatta yıllarca süren yeni çalışmaların bile muhtemelen hiçbir zaman üstesinden gelmeyi başaramayacağı bir darbeydi - ve bizim için en kötü tarafı, Der Einzige und sein Eigenthum'un (Biricik ve Mülkiyeti) [The Ego and His Own, Tucker tarafından verilen isimdi], uzun yıllarda büyük özenle hazırlanmış İngiliz baskısının tüm kopyalarının harap olmasıydı

Şimdiye kadar başlanmış olan girişimlerin devamı söz konusu değildi. Benim el yazım, şans eseri yangından kurtularak bana geri döndü ve onu hemen hemen hiç değiştimeden baskıya verdim.

Bu ikinci baskı, 1898'de birinci baskının yayınlanmasından bu yana geçen on bir yıllık araştırmalarla zenginleştirilmiştir.

Uzun bir süre bu araştırmanın sonuçlarını nasıl kullanacağıma karar verememiştim. İki seçeneğim vardıı: onları kitabımla bütünleştirmek ya da kitabıma eklemek.

 İkinci yolu seçtim. İlki tüm yapının zarar görmeyeceğine dair bir garanti vermiyordu ve tüm parçaların yeniden inşa edilmesinden başka bir şey ifade etmiyordu. Pek çok şeyin tamamen çıkarılması ve yerlerine yenilerinin koyulması gerekiyordu, diğerleri tekrar düzenlenmeli ve bilinmeyenler açıklanmalıydı. En doğru çalışma için tam bir revizyon yapsam bile, zamanın ve arzumun bu kadar büyük bir işe yetip yetmeyeceğini bilmiyorum. Bu nedenle yeni araştırmaları, entegrasyon yerine, bi ekte toplamaya karar verdim. Yine de rahatsız edici bir etkiye sahip olmadıkları sürece metinlere de bazı eklemeler de yaptım. Ayrıca,elbette, birkaç küçük hata da

düzeltildi. Ancak, yeni buluntuların en temel ve en önemlileri için, okuyucunun metni, büyük bir çaba ve titizlikle hazırladığım, ek ile birlikte incelemesi gerekiyor.
Kitabımın aldığı tepki -bunu sır olarak saklamayacağım-benim için son bir hayal kırıklığıdır. Bu kez Stirner isminin daha derin ve dürüst düşünceler doğurmasını beklemiştim. Bununla birlikte, "eleştirmenler" tarafından yazılanlar, benim tarafımdan bulunmuş olan şeylerin sömürülmesinden başka bir şey değildi ve onları hiçbir zaman doğru bir şekilde kopyalayacak kadar anlamadılar. Ciddi bir çürütmeye layık olacak bir çalışma henüz ortaya çıkmadı.

Stirner'in felsefesinin köklerini kazmadığımı, seleflerinin felsefe tarihinde kimler olduğunu göstermediğimi ve etkisini günümüze kadar araştırmadığımı iddia ettiler. Ben egoizm felsefesinin tarihini yazmak istemediğimi, aksine Max Stirner'in hayatının bir tarihini yazmak istediğimi söyledim. Ben filozof değilim ve talep edilen türdeki işler düşüncelerimden tamamen uzak. Bu nedenle, sadece hedefime ulaşmak için gitmem gereken başka bir yolu bana gösteren eleştirinin benim için bir değeri olabilirdi. Ne yazık ki, bu bağlamda hiçbir eleştiri yardımcı olmadı ve bu yüzden, çalışmamı şimdikinden farklı bir şekilde nasıl yürütürdüm ve kurardım, bilmiyorum.


Öte yandan, ilk baskı için gerçekten de itici güç olan umut - okuyucu topluluğundan yardım almaya dair- 1901 yılında Berlin'den Benedict Lachmann'ın bana yardımcı olarak ortaya çıkmasından daha etkili olamazdı. Kendim için daha iyisini isteyemezdim. Kulm'lu bir yerli, Wetirsel Nehri üzerindeki eski şehirde Stirner'in gençliğinin bulanık izlerini tekrar bulabileceğine inandı. Oradaki eski bağlantıları aracılığıyla yürütülen sağduyulu olduğu kadar enerjik çalışmaları, Stirner'in üvey babasının ikametgahını Kulm'a taşımasının nedenini ortaya çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda - en iyi sonuca ulaştı - Stirner'in hayatının son yıllarını aydınlattı ve aynı zamanda annesinin hastalığı ve ölümüyle ilgili otantik bir raporu da beraberinde getirdi. Benedict Lachmann'ın dileği onun tarafından bulunanları burada görmek olduğundan tüm materyalleri bana bıraktığı için ona candan teşekkür ediyorum.

Aynı zamanda, Stirner'in yüz yüze görüştüğü son kişiyle, Berlin'deki Baroness von der Goltz, temasa geçmesinden dolayı da teşekkür ediyorum. Stirner’in annesinin evine, hayatının sonuna doğru, kendisi henüz bir çocukken, gittiği halde anıları hala keskin ve canlı. Benim çizdiğim resmi nezaketle doğruladı, ancak ona yeni özellikler ekleyemedi. Engels'in çiziminin ise ona benzemediğini açıkladı.

Son olarak, bu on yıl Stirner'ın çalışmalarından iki yeni bulgu ortaya çıkardı. Bunlardan biri, Dr. H.H. Houben’ın Gutzkow araştırmaları sayesindeydi ve ilk olarak Dr. Rudolf Steiner tarafından 17 Şubat 1900 tarihli Magazin für Litteratur'de yeniden yayınlandı. Bu, Bruno Bauer'in Posaune des jüngsten Gerichts'inin incelemesi ve şimdi Stirner'in ilk bilinen edebi eseridir.

Neyse ki ikinciyi araştırmayı kendim yaptım. En az şüphelendiğim bir yerde, Friedrich von Bodenstedt'in (Die Lieder des Mirza-Schaffy'nin şarkıcısı [Mirza-Schaffy’nin Şarkıları; Bodenstedt ilk başta sadece bu şarkıları tercüme ettiğini iddia etmişti, ancak sonradan yazarı olduğunu açıkladı]) Erinnerungen aus meinem Leben'inde(Hayatımın Anıları) - kitabımın yayınlanmasından iki yıl sonraydı, bu arada toplanan yeni bir edebiyat dergisi yığınını elden geçiriyordum. Bodenstedt, 1848'de Journal des österreichischen Lloyd'un editörlüğünü yaparken Trieste'de, "kişilik olarak tamamen bilinmeyen" Max Stirner'i değerli bir yazar olarak bulduğunu anlatır. Hemen yapılan araştırmalar, bu addaki bir dergiden sadece bir tam kopya bulunduğunu ve bu kopyanın Trieste Biblioteca Civica'da olduğunu, ancak hiçbir koşulda ödünç verilemeyeceğini ortaya çıkardı. Trieste'ye, ancak 1904'ün sonunda gidebildim. O zaman orada, 1848 tarihli dergilerde, şüphesiz, onun adıyla imzalanmamış olsa bile, Stirner'in kaleminden çıkmış sekiz makale buldum. Onları kopyaladım ve ilk defa Berlin Morgen dergisinin 1908 yılı sayılarında yayımladım.

Eğer Stirner'in daha küçük yazıları için, 1898'de benim tarafımdan yayımlanan, yeni bir baskı gerekli olsaydı, (Max Stirners Kleinere Schriften und seine Entgegnungen auf die Kritik, Werkes: Der Einzige und sein Eigenthum. Aus den Jahren 1842-1847), o zaman bu yeni buluntular kesinlikle bu baskıda yer alırdı. Ancak ne yazık ki bugün durum böyle değil.
Eğer böylelikle aradığım yaşamdaki boşluklar mutlu bir şekilde dolsaydı ve yaşamının çalışması tamamlanabilseydi, o zaman yine de çalışmamı hayal kırıklıkları ile dolduran kader yine de çalışmamla birlikte sadakatle kalırdı.

Kitabımın yayınlanmasından kısa bir süre sonra Roma'da tesadüfen buluştuğumuz Stirner'in eski arkadaşı Adolf Rutenberg'in kızı Agathe Nallı-Rutenberg, babasının hayatı ve o zamanların durumu hakkında bana ilginç şeyler anlattı. Ama portrelerime gerçekten yeni bir şeyler ekleyemedim ve babasının yazılı Nachlass'ı (vasiyeti) Buhl'ınki gibi kayboldu.

Ludwig Buhl’in Nachlass’ını bulmak için yapılan son girişim de maalesef başarısız oldu. En önemlisi de , onun aynı zamanda Stirner'in Nachlass'ını ve bununla birlikte Der Einzige'deki tüm çalışmalarını da içermesi gerekiyordu. Bu girişim, Berlin'deki Deutsche Genossenschaftsbank'ın müdürü ve aynı zamanda Buhl'un kuzeni olan E. Werner'ın samimi ve ilgili yardımları ile yapıldı. Stirner'in entelektüel mirasının açığa çıkarılmasından bundan sonra kesin olarak vazgeçilmelidir.

En azından Die Geschichte der Reaction'un elyazmasını bulma umudu bile benim için kısa sürdü. Her ne kadar yayıncı Sigismund Wolff'un dul eşi Clementine Wolff'a ulaşmayı başarabilsem de-1900’de Meran-Mais’de öldü-, Allgemeine Deutsche Verlags-Anstalt‘ı Stirner'in ikinci ve son çalışmasını yayınlamıştı ve her ne kadar büyük isteklilikle desteklesem de, aranan yazı büyük

olasılıkla uzun bir süre önce taşınma sırasında kaybedilen bir kutudaydı. Bu kutunun kaybolmasıyla ölü adam "kutu önemli belgeler içerdiği için kendisini asla sakinleştiremedi".

Sonunda, yaşlı Hippel'in oğlu Carl Hippel, “Özgürler” in sadık dostu olan babasının resmine sahipti, ancak Nachlass'ı da eski şarap tavernasının iş kitaplarını da bulamadı. En azından pek çok ilginç şeyi birbirleriyle ilişkilendirebilirdiler.

Bana iki kişinin daha adı verilmişti: Riva del Garda'da bir dramatist ve romancı Karl von Heigel ve tanınmış bir Berlinli ve eğlenceli anıların Aus guter alter Zeit'in (Eski Güzel Zamanlardan) yazarı Alexander Meyer , ikiside ölmüştü. Bununla birlikte, her nasılsa Stirner'in kendisini tanımadan "Özgürler" çevresinin üyeleriyle temas halindeydiler. Onlar da portreye bir şey ekleyemediler.

Fakat bütün bunlarla birlikte, bugün en gizli kaynaklara nüfuz ettiğimden şüphem olmasa da ve kendini gösteren en küçük izleri bile takip etmekten asla vazgeçmeyecek olsam bile, artık yeni ve şaşırtıcı ifşaların ortaya çıkmayacağını düşünüyorum.


1889-1897 yıllarında ilk yardımcılarımın ölümünün yarattığı boşluklar korkunç. 1897'de kitabımın baskısı sırasında, antikacı Emanuel Mai ve 1898 baharında, kitabın yayını sırasında Dr. Ludwig Ruge öldü. Theodor Fontane de aynı yıl onları takip etti; 1900 yılında bir kaza sonucu Immanuel Schmidt; 1902'de görkemli Alexander Kapp; 1903'te Malwide von Meysenbug; 1904'te epik şiir Nibelunge'nin yazarı Wilhelm Jordan; ve geçen sene Rudolf von Gottschall. Artık hayatta olmayanlar: Dr. Gustav Siegmund, Guido Weiss, Paul von Szczepanski ve kitabımı gönderdikten sonra uzun bir mektupta konuya olan ilgisini tekrar dile getiren Dr. Albert Frankel. Ölüm aynı zamanda, Karl Heinzen'in dul eşi “Anne Heinzen” ve yaşlı Friedrich Beust ile Henry Ulke'nin üstesinden geldi. Böylece, ilk baskının önsözünde yer alan yirmi iki isimden, bir zamanlar Max Stirneri yakından ya da uzaktan tanıyıpta bana onun hakkında bilgi veren bu yirmi iki isimden sadece dört tanesi bugün hala yaşıyor. Orada söylediğim zaman ne kadar haklıydım: "Bir yirmi yılın ardından son kişisel hatıralar da geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybedilecek!"

Artık Marie Dähnhardt yaşayanlar arasında değil, Londra‘daki Meno Haas aramızdaki bağlantıyı boşa harcayanın kendisi olduğunu söylememe izin verdi. Onun sayesinde az miktardaki emekli maaşını aldı ve onu yılda bir kez gördü. Meno Haas daha sonra beni ölümden haberdar etti. Marie Dähnhardt'ın Londra'daki eski arkadaşlarından ikincisi, M. Lippner bana ondan bahsetti –artık onu görmüyordu- ve aynı yıl içinde vefat etti.

 Bugün Szeliga'nın da kim olduğunu söyleyebilirim. Szeliga takma adı altında yazan 1840'larda o zamanlar genç subay, daha sonra piyade generali olan ve 1900 yılında Berlin’de ölen Franz Zychlin von Zychlinski'ydi. Çok iyi tanınan bir kişilikti.

her zamanki zarifliğiyle tanışmamızı ayarlayan Fontane'nin eski bir arkadaşıydı. Szeliga Stirnerle hiç tanışmadığı için, ne yazık ki benim araştırmama hiç bir yararı olmayan post-Hegelci felsefe ile ilgili ilginç bir sohbet yapmıştı. O günlerde ısrarcı olduğum sessizliği kırabilirim çünkü hem general hem de Fontan artık yaşamıyor.

Son olarak, unutulmaz Hans von Bülow'un bana yazdığı mektupların en önemlilerinin, dul eşi Marie von Bülow tarafından düzenlenen Briefe und Schriflen'in [Mektuplar ve Yazılar] mükemmel baskısının sekizinci ve son sayısında bulunabileceğine dikkat çekilebilir.

Bu sefer yine, öne sürdüğüm sebeplerden dolayı, çalışmamın kaynaklarını yeni baskıya ekleme dileğini yerine getiremiyorum. Stirner araştırmalarımın bütün materyalleri iyi düzenlenmiş bir şekilde ölümümden sonra Londra'daki British Museum'a gider, çünkü orada çalışmamı kontrol etmek isteyen herkese açık olacaklardır - büyük devlet kütüphanelerince tercih edilen amaç ve niyetlere karışmaksızın -

  Bu yeni baskıya bir isim ve konu endeksi ekleme planını da bir yana bıraktım, çünkü bir çok kişi materyalin ucu açık bir şekilde elde edilmesinin bunu gereksizleştirdiğini ifade etti. Öte yandan, yeni eklenen üç soy ağacı da, Stirner'in yolculuğunun duraklarına genel bir bakıştır, birçok tarih ve isimleri daha kolay bulmak için de yararlı olabilir. [Bu baskıda soy ağacına yer verilmemiştir.]
Bu kitabın ilk baskısını tüketmek on iki yıl sürdü. İlk ilginin karşılanmasından ve ilk merağın geçmesinden sonra bu ikincisinin daha çabuk satılacağı umulmuyor. Bu yüzden üçüncüyü görecek kadar yaşama olasılığım çok az.

  Şimdi, çalışmama veda ediyorum, bu, beni hayal kırıklıklarına uğratmış ve çok çabalamama sebep olmuş olsa da, hayatımın en kıymetli kazanımları arasında sayılıyor ve en azından hiç kimsenin benden alamayacağı bir şey: onunla bir isimi ve ölümsüz bir eseri yüceltmeyi ve unutkanlık gecesinden günümüzün ışığına ve dolayısıyla tüm gelecek günlere duyulan önemsiz şüpheyi kaldırmayı amaçladım.

Ama eğer bu çalışmayı görünürde tamamlamaya karar vermek zorunda kalırsam, acil isteğim hala devam ediyor: yeni eklemelere yol açacak her türlü yardıma devam edin ve günümüzdeki baskıyı dikkate alarak, önemsiz görünür diye (alttaki adresten yararlanarak) hiçbir tavsiye ve düzeltmeden kaçınmayın. Bir sonraki baskıyı yapmak artık benim için mümkün olmasa bile, bu yardım boş yere yapılmayacaktır ve bundan daha ziyade, önceki materyale eklenecek ve yukarıda da belirtildiği gibi, gelecekteki araştırmalar için güvence altına alınacaktır. Ki bir gün amaçlarına kesinlikle ulaşacaklardır.
Berlin-CharIottenburg

Bahar 1910

John Henry Mackay

MAX STIRNER


JOHANN CASPAR SCHMIDT
Doğum 1806-Ölüm 1856

Büyük adamlar ve dostlarımızla ilgili her şeyle ilgileniriz, hatta en önemsiz şeylerle bile, ve bize onların haberlerini getiren her kimse kesinlikle neşe verir. . .


Max Stirner [Rheinische Zeitung, No. 132 (12 Mayıs 1842)]

[Mackay, alıntının sonunu ihtiyatlı bir şekilde çıkarıp şöyle devam eder: ”ve onlar bizim tam teşekkürümüze layıktır.."]

GİRİŞ

Çalışmalarımın Hikayesi



GİRİŞ

Çalışmalarımın Hikayesi

1888-1897

Stirner’in Yeniden Keşfi – Çağrı – İlk Hayal Kırıklığı – Çalışmaların Üç Kat Zorluğu – Berlin’deki Ev ve Mezar – Yavaş İlerleyiş ve Stirner’in Yeniden Doğuşu – Londra’daki Marie Dähnhardt – Max Stirner‘in Yaşamı – Çalışmalarımın Metodu – Biz ve O – Jübile Yılı – Dünyaya Açılan Yol – Bayreuth’ta Doğduğu Ev – Son Teşekkür – Son Söz

Max Stirner’in hayatının, yazılış süreci bilinmeden bu kitabın tam anlamıyla anlaşılması imkansızdır. Kendi çalışmalarımı anlatmada okuyucuya olduğu kadar kendime karşı da sorumluyum.

1888 yılıydı. yüzyılımızın sosyal hareketleri üzerine çalışırken ilk defa Stirner’in adını ve eserinin başlığını gördüğümde eğitim için Londra’da British Museum’daydım (hala hatırlıyorum, Lange’nin “Materyalizm’in Tarihçesi” adlı kitabındaydı). Ondan önce adını hiç ama hiç duymamıştım, onun tarzında bir eser de okumamıştım. Kitaptaki pasaj onun hakkında çok az bilgi verse de, hemen kitabın adını not aldım. Uygun bir zamanda bakmak istiyordum.

Ama bu ancak bir yıl sonra gerçekleşecekti. Bu arada yazarın adına denk gelmemiştim. Şimdi onu okuyorum.

O zamanlar kitabı her elime alışımda üzerimde oluşan o olağanüstü ve karşılaştırılamaz baskıdan şu an burada bahsetmeyeceğim. Yazarın hayatına dair kesin olmayan ve az miktarda bilgi olması ve başka hiçbir yerde detaylı bir bilgi bulamayıp sadece orada burada hakkında küçük bilgi kırıntıları bulabilmem; hayatımın bir kısmını bu akıbeti bilinmeyen varlığı araştırmaya adamam için yeterliydi.

***

İlk olarak, 1889’un başlarında ve sonbaharda, her türlü gazeteye ilan vererek kapsamlı bir çağrı yaptım. Bu çağrıda “Biricik ve Mülkiyeti” nin o zamanlar bıraktığı etkiye şahit olanlara ve uzaktan ya da yakından Max Stirner’le temasa geçmiş olanlara seslendim.



Onlardan bu unutulan düşünürle olan anılarını ve biliyorlarsa kişiliğini paylaşmalarını rica ettim. Hepsinden önce, bana eğer varsa el yazısı, mektup ve fotoğraf ulaştırmalarını istedim.

***


Bu işin beklediğimden çok daha zor olduğuna kendimi inandırmam uzun sürmedi. Tek tük gelen birkaç cevaptan sonra, ancak bulduğum her ipucunu ısrarla takip etmem halinde hayatını saklı olduğu mahzenden çıkarabileceğimi anladım.

Sürekli bunun kolay olacağına kendimi ikna etmeye çalışsam da, sadece cesaret eksikliği ile değil, aynı zamanda hayal kırıklığı ile de karşılaşmam uzun sürmedi. Onda hep sıradışı bir şeyler arıyordum ama bulamadım!... Bu kadar büyük bir hayat büyük yaşanmışlıklarla dolu olmak zorunda değil mi?- Hala da anlayamıyorum.

Ancak, her yıl, eserinin öğretisini daha derinden incelediğimde ve onunla birlikte yaşamı hakkında daha çok bilgi sahibi olduğumda, kendi aptallığımın utancına kapıldım ve bu yaşamın olması gerektiğinden daha öte olmadığını fark ettim. Artık hayatında yeni ve şaşırtıcı bir şeyler arayışına girmedim, bunun yerine boşlukları sessiz bir çalışma ile doldurmak için uğraştım.

Bugün Stirner'in hayatının, eserinin aksine ayakta durmaktan çok uzak olduğunu biliyorum. Hayatı, nihai öğretisinin açık ve basit bir ifadesiydi, zorunlu olarak ondan geldi ve hiçbir dış ya da iç çelişkisi yoktu. O egoist olduğunu bilen bir egoistti!

***

Her şeyden önce üç şey çağdaşlarının ve takipçilerinin Stirner'in kişiliğini tamamen gözden kaçırmalarına neden oldu.



Birincisi, hayatını büyük bir inzivada, sessizce - birkaç yıl hariç- geçirmiş olmasıdır.

İkincisi, 1848 yılının, Almanya'nın kamusal yaşamına getirmiş olduğu muazzam değişimde aranmalıydı. Bu değişim o zamanlar radikalizme eğilimi olan insanların kişiliklerinde de değişime yol açmıştı.

Üçüncü neden ise Stirner'in tipik,içe dönük karakterinden kaynaklanır. Hem yaşamı hakkında hiçbir bilgi vermemiştir hem de kısa şöhret zamanında, kendisinin kişiliği hakkında notlar alabilecek samimi dostları yoktu.

Diğer rastlantılarla birlikte önsözde kısmen de olsa dokunduğum ve ilerleyen bölümlerde anlatılacak olan olaylar çalışmamı olağanüstü zahmetli hale getirdi. Biyografik materyallerin yılların enkazından çıkarılmak zorunda olduklarını söyleme cesaretinde bulunabilirim.

Her halükarda, tam zamanıydı: üzerinden bir yirmi yıl daha geçseydi Max Stirner'in son kişisel anıları da geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybedilebilirdi.

***


Diğer çalışmalarım benim araştırmamı kesintiye uğratsa da, amacımdan hiçbir zaman şaşmadım ve yavaş yavaş, oldukça yavaş, her bir keşif bir başkasının önündeki taşı kaldırdı.

Stirner'in hayatının son yıllarını yaşadığı ev, toprağa gömülmüş mezarı gibi bulundu; ilki, tamamıyla bir yıkımtehditi altındaydı ve bu bir otuz yıl daha sürdü. Ve böylece bir yıkımı diğeri izledi.

Uzun yıllar yokluğumun ardından 1892 yılının başında, kendim için daha fazla araştırma yapmak ve belki de hızlıca bir sonuca varmak arzusuyla Berlin'e döndüm. Stirner'ın yaşadığı ve öldüğü eve bir anıt plaket yerleştirmenin ve mezarına bir mezar taşı yaptırma planımı duyurdum, "böylece büyük yaşamının bu dış izleri de silinmeyecek" . " Bu önerim, hayal edilemeyecek kadar ilgi gördü. Niyetim hakkında yanlış düşünceye kapılmamanız için birkaç şeye açıklık getirmeme izin verin: bu kararı vermeme sebep olan duygusal bir dindarlık değil, aksine, Stirner’in unutulmuş anısına faydalı bir propaganda yapabilmek.

Planımı şimdiye dek tanınmamış olan her şeye duyduğu tutkulu ilgisiyle destekleyen Hans von Bülow'dan başkası değildi. Stirner'i şahsen tanıyordu, çalışmalarının her zaman hevesli bir hayranı olmuştu ve bu fikri gerçekleştirmek için elinden gelen her

şeyi yaptı. Bu günlerde ki unutulmaz temaslarımız, onu Mart ayının sonunda Beethoven'ın Fürst (prens) Bismarck’ a Eroica’sını ithaf ettiği Berlin Filarmoni Orkestrası konserinde yaptığı dikkat çekici konuşmasında Stirner’den bahsetmeye itti.

14 Mayıs'ta Berlin NW, Philippstrasse 19'daki eve, altın harflerle yazılmış bir anıt plaket yerleştirildi:

Bu evde

Son günlerini yaşadı



Max Stirner

(Dr. Caspar Schmidt, 1806-1856)

Ölümsüz eserin yaratıcısı

Biricik ve Mülkiyeti

1845

Bu gerçekleştiğinde Stirner’in bir doktor olduğunu bile bilmiyordum.



Bu nedenle, plaketi bir diğeriyle değiştirmek teklif edilmeli (daha iyi okunabilirlik için yazıt, açık granit yerine siyah yapılmalıdır), daha sonra yazı satırında:

Dr. Caspar Schmidt, 1806-1856

Şuna çevrilmeli:

Johann Caspar Schmidt 1806-1856.

Mezar taşının yerleştirilmesi sırasında büyük zorluklarla karşılaşıldı. Alınması konuşulan – görülmesi zor bir hatadan dolayı pazarlıkla ucuza getirilen- mezar taşının büyüklüğü, öngörülen büyüklüğü neredeyse geçmişti, böylece taş, mahali meclisten izin alma girişiminden sonra reddedilmişti ve boyutları 1,75 x 0,95 metreye düşürülmüştü. Tüm bunlar neredeyse iki ay sürdü ve taşın yapımı ancak 7 Temmuz'da gerçekleşebildi. Taştaki, tek yazı büyük altın harflerle yazılan "MAX STIRNER" adıydı.

Bugün, mezarı ziyaret etmek isteyecek biri, eğer Bergstrasse 32'den, Sophienkirchhof'a girdikten sonra duvar boyunca eski bölüme doğru sol kolda yürür ve sağdaki yeni bölüme ulaşırsa, kolayca büyük granit taşın üzerine- şimdi yeni mezarlarla çevrili- gelecektir.

Her iki eser de, Berlin'deki Schilling atölyesinin usta işçilerin yaptığı cömert çalışmayla tamamlandı ve bu da maliyetin düşürülmesine yardımcı oldu.

Plaket ve taş harcamaları 469 mark tuttu; ödenen tutar Bülow'un aracılığıyla 438 marka ulaştı.

Tüm bu işlere katkı sağlayan herkese detaylı bir rapor gönderdim. İlk ve son olarak! - kendime böyle söyledim.

***


Bu arada Stirner bir tür yeniden doğuş yaşadı. Adının sık sık basına yansımasına sebep olan bu kamusal olaylar: Sturm’daki şiirlerimin Stirner’e ithaf edilmesi ve Die Anarchisten'in [Anarşistler] girişinde referans gösterilmesi, her şeyden de öte Friedrich Nietzsche'nin her geçen gün genç nesiller üzerindeki artan etkisi, dikkati onun kitaplarına çekti. Böylece kitabı daha çok okuyucu kazanmış ve Reclam Universal-Bibliothek tarafından yapılmış ucuz baskıyla çok geniş çevrelere ulaşmıştır.

Yine de, işimi halka açıp açmamak konusunda hala kararsızdım. Her seferinde, sanki aradığım hayattaki bir ya da saha fazla boşluk doldurulmak zorunda gibiydi - sanki en azından bir olayın açıklığa kavuşmasına dair bir umudum vardı- ve ben de çalışmama dair tüm davetlere ve tekliflere kesin bir hayır dedim. Çekincemin gerekçesi şimdi, umduğum gibi, kabul edilecek.

Yine de çalışmam yavaş yavaş ama kesin olarak nihai sonucuna yaklaştı.

***


O zamanlar, materyal toplamayı bitirip onları düzenlemeye geçersem, bir an için bunca senelik beklemem nafile olur, sanki onca yılın çabalarını unutturan çok zengin bir kaynak bulunur gibi geliyordu.

Beni çok heyecanlandıran haber bana o yılın başında ulaştı: onlarca yıldır kayıp olan ve uzun zaman önce öldüğü düşünülen Marie Dähnhardt, hayattaydı – Sanki uzun yıllardır altın arayıp da bu zamana kadar sadece tahıl bulmuş bir altın avcısıydım da kendimi resifte bulmuştum!

Hala yaşadığı varsayılan Londra'ya bir keresinde aceleyle gittim.

Okuyucudan aşağıdakileri anlayabilmesi için, ilk önce bu kitabın son bölümünde anlatılacağı gibi, Marie Dähnhardt’ ve Stirner’den ayrıldıktan sonraki hayatı hakkında bilgi sahibi olmasını istemeliyim. Her şeyden önce bakış açısındaki tam değişiklik aşağıdakileri kavranabilir hale getirmese


de açıklanmalarına yardımcı olabilir.

Kollarını açmış beni beklemediklerini, birçok zorlukla karşılaşacağımı biliyordum; ancak Berlin’e neredeyse hiçbir sonuç elde etmeden döneceğimi hiç düşünmemiştim!

Hiç beklenmedik bir şey oldu: Onunla konuşmayı dilediğime dair bilgilendirdiğime ve bu konuşmanın nedenini ve gerekçesini belirttiğime inandığım Marie Dähnhardt, benimle görüşmeyi ve konuşmayı ısrarla reddetti.

Arabulucunun üzerinden “Neden ne sevdiği ne de saygı duyduğu bir adamın hayatı için şahitlik yapmaya çağrılsın? Sorusunu yöneltti.

Son derece şaşkın ve yaralı bir şekilde bu sertliği, kocasından ayrılmasından bu yana sürdürdüğü yaşamın yıllar öncesine dayanan görüşlerinde meydana getirdiği değişim hakkında bilgi edindiğimde bir ölçüde anladım.

Yine de bu çalışmadan tamamen vazgeçmek istemedim.

Bir keresinde ona bir mektup yazdım: Çalışmamın yıllarca süren ve göreceli olarak başarısız olan çabasını anlattım, ona olan hayranlığıma ve sevgime rağmen, kişiliğinin resmini çizmekten ne kadar uzak olduğum konusunda ona garanti verdim. Ama benim tek amacım, onun hayatı hakkındaki gerçeklere ulaşmaktı. Kimseye zarar vermeden ne kadar yardımcı olabileceğini açıkladım. Onunla görüşme ve konuşma konusunda ısrar etmedim, ancak en azından bir kaç yazılı soruyu (dahil ettiğim) cevaplamasını rica ettim.

Bu arada kendimi deneyimlerime dayanarak, bu son isteğimin de reddedilmesine hazırladım.

Ama sorularıma kısmen de olsa cevap verdi. Her ne kadar yeni gerçekler veya kaynaklar - çoğunu unutmuştu- sunmasa da, onun cevapları benim için çok değerliydi ve onlar benim kitabımda, mümkün olduğu kadarıyla, diğer bilgilerle aynı ölçüde hatta daha özenli değerlendirileceklerdi.

Ne yapmam gerekiyordu? Yeni resmi şu an öğrendiğim şekilde, o kadar çok kişinin tanıklığıyla çelişmeden, adım adım eski olanın yerine koymalı mıyım? Yoksa bunu olduğu gibi bırakmalı mıyım? İkincisine karar verdim, ama aynı zamanda Marie Dähnhardt'ın suçlamalarından bir tanesine, en sert olanına bile karşı gelmemeye karar verdi. Yani olaylar böyle gerçekleşti.

Burada onun cevaplarından sadece iki tanesinden bahsedilmelidir. Birinde Stirner'in gerçek arkadaşlara sahip olmak için çok bencil olduğunu söylemişti - bu noktada daha derine

inmek gerekli değildir, çünkü bu daha sonra yapılacak. İkincisi, Stirner'in karakteri konusunda, tek bir açıklamada bulundu: o “very sly” di. Bunu çevirme işini okuyucuya bırakıyorum.

Bu ve diğer cevaplarının keskin acısı, ki sadece kısmen ve eksik bir şekilde verilmiş, iyi bir kelime ile daha hafif hale getirilmemiştir.

Sayfanın sonuna, kendi el yazısıyla ek olarak verdiğim, satırları yazdı. [Bu baskıda atlanmıştır. İngilizce olarak şöyle yazdı: "Mary Smith, konuyla ilgili daha fazla yazışma yapmayacağına ve Bay Bookseller Haas'a tüm bu yazıların sahiplerine iade edilmesi iznini verdiğine yemin ediyor. O, hasta ve ölüm için hazırlanıyor."] Bu açıklamadan sonra ona ulaşmak için herhangi bir girişimde bulunulması, olasılıklar dahilinde olsa bile, yasaklanmıştır.

Onun bu tutumunu yadsımıyorum

Ama Stirner'e" ne saygı gösterdiğini ne de onu sevdiğini" söylediğinde, şu soru haklı bir şekilde akıllara gelir: o zaman onunla hangi sebepten evlenmişti? Çünkü hiç kimse onu buna zorlamamıştı ya da ikna etmeye çalışmamıştı.

Biyografimin onu sessiz kalma kararından çıkarması ve çok geç olmadan, ölü adamla olan ilişkisini bir kez daha ve ayrıntılı olarak ifade etmesinden daha fazlası istenmeyecekti. Ancak maalesef bu konuda neredeyse hiç umut yoktu.

Bir şey açıktı: kocasını hiç anlamamıştı. Ona adanmış olan eseri bir kere gerçekten doğru bir şekilde okumuş muydu? Büyük hakikatlerin hatırasının onu, gençliğinde kendini kurtarmaya çalıştığı geceye geri dönmekten nasıl uzak tutabileceğini göremediğimi sanıyorum. Bu bir şey onun zaten aklını başına getirmek zorunda değil miydi?



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə