C. Çevre ve Yerel Yönetimler
Çevre sorunları, başta kentin ve kentlinin sorunudur. Bu nedenle kent yönetiminden sorumlu olan belediyeleri yakından ilgilendirir. Türlü yasalar, çevrenin temiz tutulması, kirlenmesinin önlenmesi, kirletenlere yaptırım uygulanması konularında, belediyelere yetkiler ve görevler vermiştir. Bunları birkaç kümede toplayabiliriz.
1. Belediye Yasası
Belediye Yasasının birçok maddelerinde, belediyelere çevrenin korunması ve temizliği konusunda görevler verilmiştir. 1580 sayılı yasanın 15. maddesinin 1, 7, 13, 19 ve 38.fıkralarıyla, 19. maddenin 2. fıkrası, bunlar arasında sayılabilir. Bu maddeler, halka açık yerlerin temizliğini ve düzenini sağlamak, patlayıcı ve parlayıcı maddeleri belediyenin depolarından başka yerlerde bulundurmamak, halkın sağlık, huzur ve esenliğini etkilemesi olası yapım ve üretim tesislerinin yerlerini belirlemek, beldenin esenlik, düzen, sağlık ve huzurunu bozan etkinliklere meydan vermemek ve bunları yasaklamak, sanayi kuruluşlarının aydınlatma tesislerinin, motor, kazan, ocak ve bacaların fenni muayenelerini yapmak, çevresindekilerin sağlık, huzur, rahat ve malları üzerinde olumsuz etki yapıp yapmadıklarını denetlemek, beldenin ve belde halkının sağlık, selâmet ve rahatını sağlamak ve beldenin düzenini korumak amacıyla buyruklar ve belediye yasakları koymak, uygulatmak, uygulamayanları cezalandırmakla ilgili hükümlerdir
2. Genel Sağlık Yasası (Umumi Hıfzıssıhha Kanunu)
1593 sayılı Genel Sağlığı Koruma Yasası, genel olarak halkın sağlığını ilgilendiren pek çok konuda, özeksel ve yerel yönetimlerce alınması gereken önlemleri göstermiştir. Bu önlemleri, "Şehir ve Kasabaların Hıfzıssıhhası" başlıklı 11. ve "Gayrisıhhî Müesseseler" başlıklı 12. kesimlerinde toplamıştır. Bu bölümlerde, mecraların, kanalların temizliğinden, bunların fen yönünden sakıncalı olmadığı kesinleşmedikçe dere, çay ve akarsulara akıtılması yasağına, konutlardan uzak bulundurulmalarına varıncaya değin birçok hüküm yer almıştır. Belediyesi olan her kent ve kasabada sokakların yıkanmak ve süpürülmek suretiyle temiz tutulması, konutlarla ilgili olarak sağlık yönünden önlemler alınması da bu yasanın 248. ve sonraki maddelerinde yer almıştır.
İmar Planlarının uygulama araçları arasında bölgelemeden söz ederken de değinildiği gibi, çevresinde yaşayan halkın sağlık ve huzurunu bozan kuruluş ve atölyelerin, resmi izin alınmadan açılamayacağı, 1593 sayılı Yasanın hükümleri arasındadır. Yasa, ayrıca yayımlandığı tarihte var olup da, çevresindekilerin rahat, sağlık görevlilerinin vereceği rapor üzerine, Yönetim Kurullarının kararı ve Sağlık Bakanlığı'nın onayı ile başka yerlere taşınmasını öngörmüştür.
3194 sayılı İmar Yasasının 40. maddesi de, arsalarda konutlarda ve başka yerlerde halkın sağlık ve selâmetini bozan, kentçilik, estetik veya trafik yönlerinden sakıncalı görülen enkaz ve birikintilerin, gürültü ve duman doğuran tesislerin, özel mecra, lâğım çukuru, kuyu ve benzerlerinin sakıncalarını gidermekten, ilgilileri sorumlu tutmaktadır. Bunlara uymayanlar, o etkinlikte bulunmaktan yasaklanırlar. Ve ayrıca, belediyenin ya da valiliğin bunları kaldırmak için yaptığı harcamalar, ilgililerden % 20 fazlasıyla alınır. Bunun gibi, uygulanmasına ilişkin yönetmeliklerde imar Yasasının planların yapılması ve değiştirilmesi sırasında yeşil alanların tamamının, planlamaya esas alman nüfus başına yedi metrekareden aşağı düşürülemeyeceği belirtilmiştir.
Ç. Kültür ve Doğa Varlıklarının Korunması
Ülkemiz, tarihsel değeri olan eski yapıtlar ve anıtlar yönünden zengin bir ülkedir. Bu nedenle, değeri geç de anlaşılmış olsa, yasalarımıza bu değerlerin korunmasına yarayacak hükümler konmuştur. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Teşkiline ve Vazifelerine Dair Kanun (5805) da 1951 yılında çıkarılmıştır. Bu Kurula eski yapıt ve anıt değeri taşıyan varlıkların niteliklerini belirlemede bilirkişi olarak hareket etme yetkisi tanınmıştı. Korunması gereken yapıtlarla bunların korunma yol ve yöntemleri konusunda Kurulun verdiği kararlar kesin ve bağlayıcı olmuştur.
Daha sonra, eski yapıtlarla ilgili olarak, 7463 (1960), 1710 (1973) ve 1741 (1973) sayılı yasalar bunu izlemiştir. 21 Temmuz 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2863 sayılı yasa, korunması gerekli olan taşınır ve taşınmaz kültür ve doğa varlıklarıyla ilgili tanımları yapmak, işlem ve etkinlikleri düzenlemek ve bunlara ilişkin ilke ve uygulama kararlarını alacak örgütü kurmak amacındadır.
Yasada, Kültür Varlığı, Doğa Varlığı ve Sit kavramları ile Koruma Alanının tanımları yapılmıştır. Buna göre, kültür varlığı, tarih öncesi ve tarihsel dönemlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan yer üstünde, yer ya da su altındaki taşınır ve taşınmaz mallardır. Doğa varlıkları ise, jeolojik dönemlerle, tarihöncesi ve tarihsel dönemlere ait olup, ender bulunmaları ve güzellikleri nedeniyle korunması gerekli, yerüstü, yeraltı ya da sualtı değerleridir. Sit ise, yasada, tarih öncesinden günümüze değin gelen türlü uygarlıkların ürünü olan, ait bulundukları dönemlerin toplumsal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, önemli tarihsel olayların yer aldığı yerler ile doğal özellikleri bakımından korunması gereken yerler olarak tanımlanmıştır. Koruma alanı ise, söz konusu doğa ve kültür varlıklarının, tarihsel çevre içinde korunmasında önem taşıyan, korunması zorunlu olan alandır.
Korunması gerekli olan taşınmaz mallar, Yasada şöylece sıralanmıştır: a) Korunması gerekli doğa varlıkları ile 19. yüzyıl sonuna değin yapılmış taşınmazlar, b) Daha sonraki tarihlerde yapılmış olmalarına karşın, önemi ve özellikleri nedeniyle, Kültür Bakanlığınca korunmaları uygun görülenler. c) Sit alanı içinde kalan taşınmaz kültür varlıkları ç) Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaşanan tarihsel olayların geçtiği yapılar ve alanlarla Atatürk'ün kullandığı evler.
Taşınmaz kültür varlıklarına örnekler, kaya mezarlıkları, höyükler, ören yerleri, kale, burç, tarihi kışla, kervansaray, han, hamam, saray, köşk, cami, bedesten, köprü, dikilitaş vb. yerlerdir. Tarihi mağaralar, kaya sığmaklar, özelliği olan ağaç ve ağaç toplulukları ise taşınmaz doğa varlıkları arasında sayılmışlardır. Kültür Bakanlığınca "tespit" işlemleri yapılan taşınmaz kültür ve doğa varlıkları, mülki yönetim amirlerince halka duyurulmak ve tapu kütüğüne de işlenmek zorundadır. Yasa, korunması gereken taşınmaz kültür ve doğa varlıklarına her türlü "inşai ve fiziki müdahalede bulunmayı" yasaklamıştır. Bu müdahale ile kasdedilen, onarım, inşaat, tesisat, sondaj, yıkma, kazı vb.dir.
Yukarıda tanımlanan koruma alanlarının elmenlik (zilyedlik) yolu ile kazanılmasını yasa yasaklamıştır. Eğer bu alanlarda, imar planları yola, yeşil alana ve otoparka rastlıyorsa, bunların belediyelerce kamulaştırılması gerekmektedir. Başka kamu kurum ve kuruluşlarının bakım ve onarım ile görevli bulundukları ya da kullandıkları kültür varlıklarının koruma alanları ise, o kuruluşlar tarafından kamulaştırılır.
Yasa bu alanlarda izinsiz yapı yapmayı da yasaklamaktadır. Kanımızca, izinsiz yapı yapmak, imar yasası ile zaten yasaklanmış olduğu için, böyle bir yasağın bu yasada yinelenmesi gerekli değildi. Yasağa uyulmaması durumunda, imar mevzuatının "yıkma" hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Yasa, Sit alanı olarak ilân edilen yerlerde taşınmaz malları bulunan kişiler için önemli sonuçlar doğuracak hükümler taşımaktadır. Şöyle ki, bu yerlerin Sit olarak ilanı, bir kez, oradaki imar planı uygulamasını durdurur. Plan yönünden "geçici bir statü" yaratır. Koruma amaçlı bir imar planı yapılıncaya değin geçiş dönemi yapı yapma koşullarını, Koruma Kurulu belirler.
İlgili valilikler ve belediyeler, en geç bir yıl içinde korama amaçlı imar planını hazırlayıp, değerlendirilmek üzere Koruma Kuruluna gönderirler. İlke olarak, bir belediye görevi olan plan yapma işinde, valiliklere de görev verilmiş olması, koruma ve Sit alanlarının belediye sınırları dışında da bulunmasından dolayıdır. Yasa, koruma amaçlı imar planının nasıl hazırlanacağını, kesinlik kazanacağını ve değiştirileceğini göstermiş, bununla birlikte, bu planların içeriğinin ne olduğunu açıklamamıştır. Yalnız, bu planların "İmar Kanunu hükümleri uyarınca düzenleneceği" belirtilmekle yetinilmiştir.
Koruma amaçlı imar planlarının değiştirilmesine gerek görüldüğünde, bu durum, valilik kanalıyla ilgili belediye ve kuruluşlara bildirilir. Bundan sonra, belediye meclisi, ilk toplantısında bu öneriyi görüşerek en geç bir ay içinde karar bağlar. Karar alınmadığı takdirde, belediye meclisi kararma gerek kalmaksızın koruma kurullarınca karara bağlanan konulardaki değişiklik önerisi kesinleşir. Planlı çalışmaların gecikmesini önlemek gibi bir üstünlüğü bulunsa bile, böyle bir hükmün, yerel özerkliği zedeleyeceği açıktır.
Koruma ve Sit alanlarında yapı yapmak koşullara bağlanmıştır. Bu yerlerde bulunan yerbölümlerde, Koruma Kurullarının yapılarla ilgili olarak verdikleri kararlarda ve onaylanmış projelerde, belediyelerin değişiklik yapma yetkisi yoktur. Belediyeler, yalnız yapının fen ve sağlık koşullarına uygunluğunu denetlemek yetkisine sahiptirler.
Kültür ve Doğa Varlıklarına ilişkin yasa, sahip oldukları ya da kullandıkları toprakta kültür ve doğa varlığı olduğunu bilen ya da haberli kılman yurttaşları, en yakın yerlerdeki müze müdürlerine, köylerde muhtarlara, ya da öteki yerlerde en yüksek mülki yönetim amirlerine bildirmek zorunda tutmuştur. Bu tür ihbarları alan muhtar ve mülki yönetim amirlerinin, hemen gerekli önlemleri almaları öngörülmüştür. Muhtarlar, durumu 10 gün içinde en büyük yönetim amirlerine, en büyük mülki yönetim amirleri ise, 10 gün içinde yazılı olarak Kültür Bakanlığı'na bildirmek zorunda tutulmuşlardır. Yasa taşınır ve taşınmaz nitelikteki kültür ve doğa varlıklarını, "devlet malı" niteliğinde saymıştır.
Kültür ve Doğa varlıklarıyla ilgili hizmetlerin yürütülmesini sağlamak üzere, Kültür Bakanlığı'na bağlı olarak bir Koruma Yüksek Kurulu ile Koruma Kurulları oluşturulmuştur.
Yüksek Kurul, sekiz doğal üye ile altı seçilmiş üyeden oluşur. Doğal üyeler, Kültür Bakanlığı Müsteşarı, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, Kültür Bakanlığı'nın ilgili Turizm Genel Müdürü, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın ilgili Genel Müdürü veya yardımcısı, Orman Genel Müdürü veya Yardımcısı, Vakıflar Genel Müdürü veya Yardımcısıdır. Ayrıca, Koruma Kurulları Başkanları arasından seçilecek altı üye de Yüksek Koruma Kurulu'nun üyesidirler.
Koruma Kurulları ise şu üyelerden oluşur: Arkeoloji, Sanat Tarihi, müzecilik, mimarlık ve kent plancılığı konularındaki dallardan Bakanlıkça seçilecek üç temsilci, YÛK'çe, kurumlarının arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık, şehircilik bilim dallarından seçilecek, aynı daldan olmayan iki kişi, görüşülecek konu belediye sınırları içinde ise belediye başkanı veya teknik temsilcisi, dışında ise ilgili Bayındırlık ve iskân Müdürlüğü'nden iki kişi, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgili ise, Vakıflar Bölge Müdürü veya teknik temsilcisi, Orman Genel Müdürlüğü ile ilgili ise konuyla ilgili teknik temsilcisi.
Koruma Kurulları, Koruma Yüksek Kurulu'nun ilke kararları doğrultusunda görev yapar. Görevi, doğa ve kültür varlıklarının tespitini, kümelendirilmesini yapmak, sit alanlarının geçiş dönemi yapı koşullarını belirlemek, koruma amaçlı imar planları ile bunların değişikliklerini inceleyip onaylamak, kültür ve doğa varlıklarının koruma alanlarını belirlemek, bunlarla ilgili yerbölümlerde niteliklerini etkilemeyecek ayırma ve birleştirmelere karar vermektir.
D. Ulusal Parklar
1983 yılında çıkarılan 2873 sayılı Ulusal Parklar Yasası, konuyu günümüzün koşullarına uygun bir biçimde düzenlemeyi amaçlamıştır (R.G., 11 Ağustos 1983, No: 18132). Yasa, ulusal parkı şöyle tanımlamıştır: "Bilimsel ve estetik bakımdan, ulusal ve uluslararası, ender bulunan doğal ve kültürel kaynak değerleriyle, koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip doğa parçaları." Yasada, ayrıca Doğa Parkı (tabiat parkı) Doğa Anıtı ve Doğa Koruma Alanı gibi terimlerin tanımları yapılmıştır.
Doğa Parkı'ndan, bitki örtüsü ve yaban yaşamı özellikleri olan, halkın dinlenme ve eğlenmesine uygun doğa parçaları anlaşılmakta; Doğa Anıtıile, doğa olaylarının yarattığı özelliklere ve bilimsel değere sahip ve ulusal parklar gibi korunan doğa parçaları anlatılmaktadır. Yasa, bilim ve eğitim bakımından önemli olan nadir, tehlikeye açık olup salt bilim ve eğitim amacıyla kullanmaya ayrılmış yerlere de Doğa Koruma Alanı adını vermiştir.
Ulusal parkları belirleme yetkisi, Milli Savunma, Kültür, Turizm, Bayındırlık ve İskân Bakanlıklarının görüşü alındıktan sonra, Orman Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu'na bırakılmıştır. Orman rejimine giren yerlerde, doğa parkı, doğa anıtı ve doğa koruma alanlarını belirlemeye Orman Bakanlığı yetkilidir. Orman rejimi dışında bu nitelikte yerler olursa, bunları belirleme yetkisi Bakanlar Kurulu'nundur.
Ulusal Park olarak belirlenen alanlarda, gelişme planlarını Orman ve Bakanlığı hazırlar ve uygular. Bu planlar uyarınca, ayrıca insanların oturmasına ayrılacak yerler için, imar yasalarına göre imar uygulama planları hazırlanır veBayındırlık ve İskân Bakanlığının onayı ile yürürlüğe girer. Doğa parkı, doğa anıtı ve doğa koruma alanı olan yerlerin planları ise, Turizm Bakanlığının görüşü alınarak, Tarım Bakanlığı'nca hazırlanır ve yürürlüğe konur.
Yasa, ulusal park sınırları içinde kalan gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmaz mallar ile tesislerden, gelişme planının uygulanması amacıyla gerekli olanların, Orman Bakanlığı'nca, kamulaştırılmasına olanak vermektedir. Bunun gibi, bu alanlardaki Hazineye ait ya da devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların, Orman Bakanlığı'nın isteği üzerine tahsisine de yasa olanak tanımıştır.
Ulusal park ve benzeri alanlarda, gelişme planlarına uyulmak koşuluyla, kamu kuruluşlarınca yapılacak plan, proje ve yatırımlar için Orman Bakanlığı'ndan izin alınması gerekmektedir. Bu alanlarda tarihsel ve arkeolojik kazı, restorasyon ve bilimsel araştırmalar yapılması söz konusu olduğu takdirde, izin Kültür Bakanlığı'ndan alınır.
Turizm bölgelerinin dışında kalan ulusal parklarla doğa parklarında, kamu yararına olmak ve plana uygun bulunmak koşuluyla, turistik amaçlı yapı ve tesisler yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilere Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Bu tür izinlere dayanılarak, kişiler lehine kurulan yararlanma haklarının süresi en çok 49 yıldır. İşletmenin başarılı olduğunun Turizm Bakanlığı'nca belgelenmesi durumunda, bu sürenin, bedel karşılığında 99 yıla kadar uzatılması olanağı vardır. Yasa, doğa anıtları ve doğa koruma alanlarında kullanma izni verilmesini ve irtifak hakkı kurulmasını yasaklamıştır.
Ulusal Parklar Yasasının kapsamına giren yerlerde a) doğal ve çevresel dengenin bozulması, b) yaban yaşamının yok edilmesi, c) bu alanların özelliklerinin yitirilmesine ya da değiştirilmesine yol açacak etkinlikler, toprak, su, hava kirlenmesine yol açacak işlerin yapılması, ç) doğal dengeyi bozacak orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılması, d) kamu yararı açısından kesin bir zorunluluk bulunmadıkça yapı ve tesis kurulması ve işletilmesi yasaklanmıştır.
(Bu not: Prof.Dr. Ruşen KELEŞ’in kitabından alınmıştır)
Dostları ilə paylaş: |