─ İhsan tekoğlu “Mİsyon” : Dînî, diplomatik ve “özel görev”



Yüklə 86,18 Kb.
tarix09.02.2018
ölçüsü86,18 Kb.
#42466

<< Misyonerlik >> ─

İhsan TEKOĞLU
“MİSYON” : Dînî, diplomatik ve “özel görev” anlamına gelen Fransızca bir kelimedir. Özel görevden maksat, yapılacak işin “çok önemli” olmasıdır. Aynı zamanda bu tip görevler için “özel olarak seçilmiş” komite, kurul ve delegasyonlara da misyon denir. (AB nin Türkiye misyonu gibi) Misyon tek kişiden oluştuğu gibi, bir çok kişiden ve ekipten de oluşabilir. Bir merkeze bağlı örgüt veya şahısların temsil ettiği fikre “misyon” dersek yanlış olmaz.

“MİSYONER” : Kendisini bir düşünce (ideoloji), bir ülkü, bir dinin yayılmasına adayan ve bu uğurda her türlü tehlikeyi göze alan kimseye misyoner denilmektedir. Yapacağı işi, temsil edeceği misyonu çok iyi bilen insanlar ancak misyoner olabilir. Misyoner yaptığı işe karşılık üç menfaat (çıkar) bekler. Bunları elde etmek için “canla başla çalışır.” İlk iki karşılık bol maddi imkân ve yüksek makamdır, bunlar dünyada elde edilecek somut değerlerdir. Bir de misyonerleri en çok etkileyen son makam vardır, bu makam soyut bir makamdır. Bu makam ahirette elde edeceği en üstün makam yani “cennet”tir. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz ; “Misyoner öyle zannedildiği ve gösterilmeye çalışıldığı gibi kendisini davasına adayan adam olmayıp ; çıkarlarını da kollayan adamdır.” Misyoner bizim “ince sanat” dediğimiz fenomenik yanıltmaları çok iyi bilir. (Misyonerlik / meslek bölümünde bu sanatları kısaca dile getireceğiz.) Her dinde, dinin yayılması için çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar toplumların ve insanlığın zararına değil, yararına olmalıdır. Fakat görülmektedir ki; Hıristiyanlık her şeyde olduğu gibi misyonerlik işinde de aşırıya kaçmış, toplumları, aileleri ve insanları bunalıma sürüklemiştir. Misyoner kelimesi bu sebepten dolayı günümüzde “Hıristiyanlığı yaymak için” çalışan idealist (!) insan anlamına kullanılır. Bu insanlara kısaca “Hıristiyan Misyonerler” denir. Her ne kadar asli görevleri Hıristiyanlığı yaymak ise de ; çağımızdaki misyonerlerin yapmadığı “5. kol faaliyetleri” kalmamıştır. (İleriki bölümlerde geniş bilgi verilecektir.) Türk ve İslâm dünyasında misyonerler sevilmezler. Bugün içine düştüğümüz sıkıntıların düğmesine basanlar misyonerlerdir. Mezhepler, ırklar, devletler, ideolojiler ve hatta kapitalist şirketler adına çalışan misyonerler dünyayı avuçlarına almıştır. Gündemi onlar tayin eder, şekillendirirler. Parlamentolar, hükümetler, kurum ve kuruluşlar, devlet adamları (!) bunlardan aldıkları ışıkla(!) aydınlanırlar.Birçok ilim dalının alan (saha) araştırıcıları da bunlardır. Sosyoloji, dil, din, folklor, etnoloji ve antropoloji (insan) bilimlerine hizmetleri inkâr edilemez. Türk ve İslâm sahasında önyargılı ve art niyetlidirler.

“MİSYONERLİK” : Geçmişte ve günümüzde din sahasında, özellikle Hıristiyanlık’ta misyonerlik o kadar öne çıkmıştır ki; misyoner deyince akla “Hıristiyan Misyonerler” gelir. Biz de konunun bu noktasından hareketle yeni bir analiz yapmaya çalışacağız. Hıristiyanlığı (bütün mezhepleri, tarikatları ile) yaymak için çalışan insanların yaptığı işe; meslek anlamına gelen misyonerlik denilmiştir. Gerçekten de bir meslek olup ; özel yetenek ve uzmanlık eğitimi ister. Hem de tek dalda eğitim değil bir çok dalda eğitim ister. Çalışma alanı olarak seçilen bölgenin ve toplumun A dan Z ye kadar tüm özelliklerinin eğitimi verilir. O toplumun içine “onlardan biri gibi” girmesi sağlanır. Görevini (mesleğini) sabırla yürütür. “Misyonerlik Kurumları” tarafından “Misyonerlik Okulları” nda özel ve yeterli eğitim gördüğü için; “Misyonerlik Mesleği”ni en başarılı şekilde yerine getirir.

Sömürgecilik” ve “Emperyalizm”in ileri karakolları haline gelen bu meslek; nereden bir taş kaldırırsanız, altından çıkar. Hedefe varmak için kullanmadığı yol kalmamıştır. (Kenya örneği gibi) Bu meslek icra edilirken (yapılırken) öyle çağdaş (!) stratejiler sergilenir ki; “spekülasyon” (hedef saklama), “manipülasyon” (hedef saptırma) ve “demagoji” (hedef süsleme) sanatlarının en seçkin örneklerini görürsünüz. Çevrilmeyen “entrika” (düzenbazlık) kalmaz. Çünkü bu mesleğin kurucusu ilk “makyavelist”tir. Hıristiyan literatürünün bu ürünlerine İslâm literatüründe “münafıklık” (çok yüzlülük) denilmektedir. Bu işleri yürütebilmek için bir başka özellik sahibi olmak lazımdır. O da, “vizyon sahibi” olmaktır.



“VİZYON” : Bir görev üstlenen kimsenin o görevi en iyi şekilde yerine getirecek donanıma sahip olmasına vizyon denir. Vizyon, üstün yetenekler, seçkin özellikler ve onları yerli yerinde kullanma görünümüdür. “Hedef kitle” üzerinde bırakılan en etkili intiba (iz) vizyonla sağlanır. Bunun için misyonerler seçilirken vizyon sahipleri tercih edilir. Bir davayı temsilde kimlik ve kişilik önemlidir. Misyonerlikte öyle bir vizyon kullanılmıştır ki ; ilk misyonerden bugüne kadar bu çizgi devam ettirilmiştir. Aslında ortada “Hak ve Hakikat” davası yoktur. Çok yönlü aldatma, yanıltma ve kandırmaca vardır. İş yukarıda anlatılan özelliklerden dolayı (kullanılan ince sanatlardan dolayı) göz boyamaya dönüştürülmüştür. (Kenya ve diğer örneklerde olduğu gibi) Gerçekten de bu işler için sıradan metotlar yeterli olmaz, başarıya ulaşmak için vizyon sahibi olmak gerekir (!) Vizyon, “zehiri altın kupa içinde sunmak” sanatıdır.

* * *


Buraya kadar misyon, misyoner, misyonerlik ve bunların vizyonunu imgeden (hayalden) çıkararak simgeye (şekile) getirmeye çalıştık. Artık gözümüzün önüne fenomen (varlığı görülen) bir insan koyalım ve onun üzerinde inceleme yapalım : “BU İNSAN TİPİNİN ADI HIRİSTİYAN MİSYONER” dir.

“DİN NE DEMEKTİR ?” : Dinin birçok tarif ve tanımı yapılmıştır. Medeniyetler ve insan toplulukları kendi “anlayış”larına uygun bir din tarifi ortaya koymuş ve bunu “en doğru” kabul etmişlerdir. Biz burada konuları özet halinde ele alacağımız için “insan ürünü yapay dinleri” bir tarafa bırakacağız. Çünkü bu yapay ve felsefi anlayışları gerçek din kabul etmiyoruz ve hepsinin bir süre sonunda “iflas ettiğini” görüyoruz. Din olarak peygambere, kitaba (vahye) ve Allah’a dayanan vakıaları (olguları, yaşanmış ve yaşanan gerçekleri) kabul etmek mecburiyetindeyiz. Bu açıdan bakınca önümüze “Yahudilik”, “Hıristiyanlık” ve “İslâmiyet” çıkıyor. Kısaca din ; Yaratıcı Yüce Allah’ın yaratıp akıl ve iradeyle donattığı, yeryüzüne O’nun kanunlarına uygun bir hayat inşa etmek üzere gönderdiği insanoğluna verdiği “yol haritası ve yaşayış kılavuzudur.”

Bütün dinler tek Allah’tan geldiği için tek din “İslâm”dır. Eğer birden fazla Allah olsaydı dinler ayrı ayrı olurdu, böyle bir şey yok ve olamazda! Önceki dinler kitaplarını bozduğu için son din İslâmiyet, son peygamber Hz. Muhammed (s) ve son kitap Kur’an geldi ve nokta konuldu. (Bu fikirler objektif (tarafsız) görüşlerdir. Birilerinin hatırı için gerçekleri saklayamayız. Kimsenin inancına karışmayız, eğri veya doğru olsun inanç hakkına saygı duyarız. Herkesin inancı onun olsun...)



<<Leküm diniküm ve liye din.>> 1 Yani <<Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.>> diyerek inanç ve din konusunda insanoğlu seçme hakkı ile başbaşa bırakılmıştır. Din sahibi Allah’tır, insanı da Allah yarattığına göre ; din, insana verilen

nimetlere karşı bir borçtur. Din kelimesi “deyn” kökünden türetilmiş bir sözcüktür ve Türkçe “borç” anlamına gelir.” 2 Buradan da anlaşılıyor ki yaratılan Yaratan’a borçludur. Borcunu helâl veya haram yollardan ödemek, yaratılmışa (insana) bırakılmıştır. (Bu yolların insanoğlunun elinde nasıl çarpıtıldığını ve yeryüzünün yaşanmaz hale getirildiğini ilerki bölümlerde göreceğiz.) Şimdi dinler hakkında kısaca ve sırasıyla bilgi verelim. (Konu tarafsız olarak, Tevrat ve İnciller incelenerek ; Eski Ahid ve Yeni Ahid adı altında toplanan kitaplar ile Kur’an kaynaklarına dayanılarak ele alınmaktadır.)



“YAHUDİLİK / MUSEVİLİK” : “Hz. Musa” tarafından tebliğ edilen din aslında “İslâm”dı. Kitap ise bozulmamış “Tevrat”tı. İsrailoğulları Mısır’da Kıpti firavunların zulmü altında yaşıyorlardı. Yüce Allah, Hz. Musa’yı peygamber olarak gönderdi ve İsrailoğulları’nı zulümden kurtardı. Hz.Musa onları doğru yola çağırınca ; <<Doğru yola gidesiniz diye Musa’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) ve hak ile batılı ayıran hükümleri verdik.>> 3 Allah’ın bu buyruğunu duyduklarında İsrailoğulları hemen önşart koşmaya başladılar ki; Kur’an’da onların hali şöyle tasvir ediliyor ; <<Bir de hani siz : “Ey Musa, biz Allah’ı açıkça görmedikçe sana inanmayız.” demiştiniz de, (şaşkın şaşkın) bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.>> 4 Zamanla İsrailoğulları aralarında “anlaşmazlığa” düşerek parçalandılar ve kitapları ile dinlerini bozdular. Yahudilerin bu davranışları Kur’an’da şöyle anlatılıyor ; <<Yahudiler Allah’ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü “Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi.” dediler. De ki : “Öyle ise Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği Kitab’ı kim indirdi? Siz onu kağıtlar haline koyup canınızın istediğini açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Sizin de, atalarınızın da bilemediği şeyler Kur’an’da size öğretilmiştir. “Ya Muhammed ! Sen “Allah” de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar !”>> 5 Esasen “Hz. Adem” ve ondan sonra gelen peygamberlere “sahife” ve “kitap” gönderilerek Allah’ın tek dini olan İslâm’ın yeryüzünde hüküm sürmesi istenmişti. Kutsal Kitap bozma eylemini ilk defa gerçekleştirenler İsrailoğullarıdır. Daha sonra gelen peygamberleri ve kitapları da kabul etmemişlerdir. Onların bu davranışları yüzünden Allah’ın gazabına uğramaları yine Kur’an’da haber veriliyor; <<Verdikleri sözden dönmeleri, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve “Kalplerimiz kılıflıdır.” demelerinden dolayı başlarına türlü belalar verdik. Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle Yahudilerin kalplerini mühürlemiştir.Pek azı hariç onlar inanmazlar.>> 6 Bozulmuş olsa da elde bulunan Zebur ve Tevrat’a “Eski Antlaşma” adı altında tâbi olunuyordu. İsrailoğulları sonunda dinlerini “ırk dini” haline getirmiş ve istedikleri her şeyi kitaplarına doldurmuşlardı. Ortadoğu’da tarihi serüvenlerine devam ederken birçok defa toplu katliamlara (Asur, Bâbil ve Roma) maruz kalarak soykırım yaşamışlardır. Sayısı az bir topluluk olan İsrailoğulları Kudüs ve civarında putperest Romalıların siyasal kontrolü altında yaşadılar ve zamanla yeryüzüne dağıldılar. (İleri derecede özünden uzaklaşan ve yapay bir ırk dini haline getirilen, bir çok kitapla işi çığırından çıkararak Tevrat’ı bozan, kendi peygamberlerine bile dil uzatan bir dini daha fazla analiz etmeye lüzum yoktur.)

“HIRİSTİYANLIK”: “Hz. İsa” ve onun tebliğ ettiği din de “İslâm”dı. Hz. İsa İsrailoğullarından olan bir peygamberdir. Bozulan din ve kitapları ıslah etmek (düzeltmek) üzere gönderilmişti ; <<Kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa’yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nur bulunmak, önündeki Tevrat’ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere “İncil”i verdik.>> 7

Yukarıdaki Kur’an âyeti; “Allah’ın dini İslâm’ın zincirin halkaları gibi birbirini takip eden peygamberler ve kitaplarla insanlık tarihinde nasıl süre geldiğini” bize haber vermektedir. Bugün elimizde bulunan İnciller aslında bozulmuş kitaplardır. Birçok kitap bir araya getirilerek ve yüzlercesi de yok edilerek elde edilen dört İncil’e “Yeni Antlaşma” denilmiştir. Bu dört İncil ise ; “Matta, Markos, Luka ve Yuhanna” İncilleridir. Hz. İsa’dan 30 / 40 yıl sonra yazılmasına başlanan ve M.S. 70 – 110 yılları arasında kitap haline getirilen İnciller insan eli değdiği için hiçbir zaman “gerçek vahiy / Allah sözü” olarak kabul edilmez. Çünkü dört İncil’in de içinde birbiri ile çelişen ve birinde olup ta diğerlerinde olmayan birçok pasajlar var.

Bu tespitler yerli yerinde tespitlerdir. Hiçbir önyargıya dayanmadan gerçek araştırmacılığın ürüründür. Aşağıda bir çok örnekten sadece birisini vermekle yetineceğiz. İşte bir Hıristiyan ilim adamının objektif (tarafsız) görüşü :

“Hıristiyanlık ile İslâm arasında kitaplar açısından bir başka esaslı fark şudur : HIRİSTİYANLIK, ALLAH’DAN NAZİL OLUP DA AYNI ZAMANDA HEMEN YAZI İLE TESPİT EDİLMİŞ BİR METNİ İÇİNE ALAN KİTAPTAN YOKSUNDUR. BUNA KARŞILIK İSLÂMİYET, BU NİTELİKLERİ TAŞIYAN KUR’ANA SAHİP BULUNMAKTADIR.” 8

Hal böyle iken ve M.S. 325 yılında İznik Konsili’nde yüzlercesi yakılarak yok edilen ve ancak sayısı dörde indirilebilen kitapları nasıl Allah’tan gelen vahiy olarak kabul edebileceğiz? Batılı birçok ilim adamı yaptıkları araştırma sonucu bu gerçeği kabul etmişlerdir. İznik Konsili ve daha sonraki konsillerde birçok “Ruhban”ın hayatına mal olan “İncil savaşları” bitmemiştir. İskenderiye’li Papaz Aryüs; “Hz. İsa Tanrı değildir” dediği için can vermiştir. Ve onun gibi birçok ruhban yok edilmiştir. Kiliseye hakim olan ruhbanlar işlerine gelmeyen herkesi “Aforoz” edip susturarak, “Pavlusçuluk / Kilise Dini”ni kurmuşlardır.

Bir de “Barnabas İncili” vardır. Bu İncil’in orijinali Avusturya Milli Kütüphanesi’nde saklı tutulmaktadır. Saklanmasının sebebi ise ; Barnabas İncili 163. Babında (bölümünde) “Hz. Muhammed (s) Peygamber’in” dünyaya geleceğinin haber verilmesidir. Bu konu ile ilgili bölümü Barnabas İncil’inden aynen alıyoruz : “İsa havarileriyle Erden’in ötesindeki çöle gitti ve öğle namazı kılınınca bir palmiye ağacının yanına oturdu. Palmiye ağacının gölgesine de havarileri oturdular.”

Sonra İsa dedi : <<Takdir öylesine gizlidir ki ey kardeşler, size diyorum ki bakın, o yalnızca bir kişiye açıkça bildirilecektir. O, milletlerin aradığı, Allah’ın gizliliklerinin kendisine öylesine açık olacağı kimsedir; o dünyaya geldiği zaman, onun sözlerini dinleyecek olanlar kutsanacaktır. Çünkü bu palmiye ağacının bizi gölgelendirdiği gibi, Allah da onları rahmetiyle gölgelendirecektir. Yaa, nasıl bu ağaç bizi güneşin yakıcı ısısından koruyorsa, Allah’ın rahmeti de o kişiye inananları Şeytan’dan öyle koruyacaktır. >>

Havariler karşılık verdiler : <<Ey muallim, sözünü ettiğiniz bu dünyaya gelecek kişi kim olacak?>>

İsa kalb coşkusuyla cevap verdi : <<O, Allah’ın Elçisi MUHAMMED’dir. Ve o dünyaya geldiği zaman, yağmurun, uzun bir süre yağmur almadıktan sonra yere meyve verdirmesi gibi, o da getireceği bol rahmetle insanlar arasında salih ameller için bir fırsat olacak. Çünkü, o, Allah’ın rahmetiyle yüklü beyaz bir buluttur. Bu rahmeti Allah, mürşidler üzerine yağmur gibi fışkırtacaktır.>> 9

Yukarıda Barnabas İncili’nden aldığımız âyetlerde Hz. Muhammed’in (s) geleceği apaçık bir ifade ile yer alıyor. (Birçok İncil bu haberi saklamak için yok edilmiştir.) Ruhbanlar, özellikle “Pavlos” ne kadar saklarsa saklasın Yüce Allah son kitap Kur’an’da açıklıyor. ; <<Hani Meryem oğlu İsa da : “Ey İsrailoğulları, ben size Allah’ın peygamberiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek AHMED adında bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim” demişti. Ama İsa’nın müjdelediği elçi onlara apaçık delillerle gelince : “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.>> 10 Ruhbanların ; “Doğru Din”i tebliğ etmek üzere “Paraklit / Ahmed” adında yeni bir elçinin (peygamberin) gelecek olması işlerine gelmedi. Başta “Pavlus” ve ona uyanlar yeryüzünü durmadan dinlenmeden dolaşarak, Hz. İsa ile ilgisi olmayan kendi fikirlerini yaydılar. (Ruhbanlık için Yüce Allah şöyle buyuruyor : <<...onu Biz yazmadık.>> )

İşte Yüce Allah’ın ruhbanlar hakkında bize bildirdikleri ; <<Sonra bunların izinden ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik. Ona İncil’i verdik ve ona uyanların gönüllerine bir şefkat ve merhamet koyduk. “Uydurdukları ruhbanlığa” gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah’ın rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Ama onlardan çoğu da yoldan çıkmışlardır.>> 11

İncil savaşlarına en sonunda şöyle bir çözüm getirilmiştir. Kilisenin kabul ettiği resmi dört İncile “Kanonik İnciller”, kilisenin kabul etmediği diğer İncillere de “Apokrif İnciller” denilerek iş ruhban sınıfının kontrolüne bırakılmıştır. Ruhbanların işine gelmeyen İnciller “apokrif / sahte / sapık” olarak kilise terminolojisine girmiş ve belli bir görüşe uymayan bu İnciller için “piç” tabiri kullanılmıştır. 12

Ne var ki bu İncil savaşları bitmemiş ve bitmeyecektir, çünkü bu hal onların yaptıklarına karşılık Allah tarafından verilen bir hükümdür;<<“Biz Hıristiyan’ız”, diyenlerden de söz almıştık. Onlarda kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, Kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlara elbette haber verecektir.>> 13

Bu karmaşanın ve İncil savaşlarının ana sebebi “Paul / Pavlos” adındaki bir Yahudidir. Bu zat ortaya çıktığından beri “Dünya huzur görmemiştir.” İnceleme konumuz olan “Misyonerlik” onun eseridir. Kendi aralarındaki kin ve düşmanlık (Hıristiyan kilise ve mezhepleri arasındaki düşmanlık) yetmezmiş gibi, bütün dünyaya misyonerlik yoluyla kin ve düşmanlık tohumları atılmasına sebep olmuşlardır. (Objektif (tarafsız) olarak gerçekleri gün ışığına çıkaracağız. Bu konudaki bilgi ve belgeleri İLK MİSYONER / PAVLUS bölümünde ele alacağız.)



İSLÂM DİNİ / İSLÂMİYET”: “İslâm” din olarak İlk peygamber Hz.Adem (a) ile başlayan; tüm peygamberler ve son peygamber Hz. Muhammed (s) ile insanlığa gönderilen tek dindir. M.S. 610 yılında Hz. Muhammed’e gelen ilk vahiy (Allah sözü); <<Oku ! Yaratan Rabb’inin adıyla.>> 14 ile başlayan ve M.S. 632 yılında tamamlanan dinin adı da İslâm’dır. 23 yıl içinde gelen her âyet ve sûre ezberlenmiş, yazılmış ve hayata geçirilmiştir. Böyle bir kitap yeryüzünde görülmemiştir. Yazılmış, ezberlenmiş ve Allah tarafından korunmuştur. Yüce Allah son kitabını koruma altına aldığını bize şu âyetle haber veriyor ; <<Doğrusu Kur’an’ı biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz.>> 15

Yeryüzünde başlıca hareket eden üç tip canlı vardır ; bitki, hayvan ve insan. Bitki ve hayvanlar beden (cisim), can (enerji) gibi iki unsurdan oluşur. (Bu iki tip konumuz dışı olup, onlara akıl verilmediği için dini sorumlulukları yoktur.)

Üçüncü grup canlı insandır. İnsan ise üç unsurdan (parçadan) oluşur ; beden, can ve ruh. Beden ve can dünya içindir. Ölüm diye bildiğimiz ahirete geçişte beden ve can yok olur. Geriye kalan “ruh” ahirete, yani geldiği yere “anavatanına döner.” Ruh Allah’tan insana verilen en değerli varlıktır. Ruhun içinde “akıl ve irade” gizlidir. Akıl ve irade verildiği için insanoğlu sorumlu tutulmuştur. Bu sorumluluk ; “insanın yeryüzünde yaratılış amacına uygun bir hayat inşa etmesi ve geri dönüp hesap vermesidir.” İşte din ve din kuralları bu “inşa” ve “hesap” için konulmuş ve insana “İslâm” olarak verilmiştir. Hz. Adem’den beri din budur.

Peygamberler zincirinin son halkası olan Hz. Muhammed (s) için Yüce Allah şöyle buyuruyor; <<(Rasulüm!) Biz seni, ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. >> 16 Son peygamberle din tamamlanmış ve insanoğlu ruhbanların, aracıların değil, son kitap “Kur’an” ve ona uyan gerçek âlimlerin (ilim adamlarının) yoluna tevdi edilmiştir (bırakılmıştır.) Din gününün (hesap gününün) sahibi son peygamberini insanlığa “örnek” olarak göstermiştir.Son peygamber Hz.Muhammed (s) ise yol göstererek; <<Âlimler peygamberlerin varisleridir.>> 17 diye buyurmuştur. Aklı olmayanlara sorumluluk yoktur. Aklı olanlara ise sorumluluk vardır. “Sünnet / Peygamber yolu” budur.

Yüce Allah, son peygambere, son kitabında her türlü bilgiyi sistematik, kronolojik ve apaçık bir şekilde bildiriyor; <<O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu Kitab’ı hak olarak indirdi. Tevrat’ı ve İncili’de yine O indirmişti. / Bundan önce insanlara doğru yolu göstermek için (Tevrat ve İncili indirmişti.) Ve Furkan’ı (doğruyu yanlıştan ayıran Kitab’ı) indirdi. Doğrusu Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli azab vardır. Allah güçlüdür, mazlumların öcünü alır. >> 18 İslâm tek Allah’ın tek dini olduğu için gerçekleri anlatırken toparlayıcı ve bütünü kapsayıcı oluyor. Kendileri parçalayıcı olanlar İslâm dinini önyargı ile reddettiklerinden dolayı bu toparlayıcı özelliği kavrayamamaktadırlar. Allah son kitabında inananları önceki kavimlere benzememeleri için uyarıyor; <<Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın.) Bunlardan her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir. >> 19

Kur’an insanlık için en değerli bir hazinedir. İnsanoğlu ihtiyacı olan her şeyin en doğrusunu ancak onda bulup mutlu olabilir, yeter ki; “anlayarak” okusun ve anlayamadıklarını alimlere sorsun. Yüce Allah’ın son kitabı ve insanoğlu ile konuştuğu son kelamıdır. Kur’an ile Hz. Muhammed’in (s) tebliğ ettiği din tüm insanlığa gönderilmiştir. Daha önce gelen peygamberler belli kavimler için gönderilmiştir. Hz. Muhammed (s) ise kabul edilsin veya edilmesin kıyamete kadar insanlığın son peygamberidir. Yüce Allah ; <<Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.>> 20

buyurarak kendi kararını insanlara bildiriyor.

Aşağıya apaçık Allah buyruklarını Kur’an’dan alarak, akledenlerin “anlayışına” sunalım :



<<...Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İSLÂM’ı beğendim...>> 21 İnsanoğlu “anlama problemi”ne yakalanmamışsa Allah’ı tanıdığı gibi, O’nun Kitab’ındaki dini de tanır.

<<Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu (Allah’tan başka tapılan her şeyi) reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.>> 22 Bu âyet ile her şeyin ortaya çıktığını, insan aklının doğruyu “anlayıp” kavrayabileceğini ve kendi iradesiyle seçeceğini “anlıyoruz.”

<<Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki, kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır. >> 23 Bu ifade doğru ile eğriyi ayırt ettikten sonra yanlışlık yapılmaması için insanoğlunun çok kesin bir dille, onu yaratan Allah tarafından, onun iyiliği için uyarılmasıdır.

<<De ki : “Hak ve gerçek Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin...>> 24

Allah ; yarattığı, her türlü nimetle donattığı, ve her şeyi emrine verdiği insanı inanıp inanmamakta serbest bırakıyor. O’na hamdolsun. (Dinler arası çok kısa bir karşılaştırmadan sonra esas konumuz “Misyonerlik” bölümünün analizini yapmaya çalışalım.)


Dipnot ve Kaynakça


1 – Kur’an (Kâfirun, 109/6)

2 – Mustafa İslamoğlu (Hayatın Yeniden İnşası İçin, S.14)

3 – Kur’an (Bakara, 2/53)

4 – Kur’an (Bakara, 2/55)

5 – Kur’an (Enam, 6/91)

6 – Kur’an (Nisa, 4/155)

7 – Kur’an (Maide, 5/46)

8 – Opr.Dr. Maurice BUCAILLE (Müsbet Bilim Yönünden Tevrat, İnciller ve Kur’an, S.15

Çev:Doç.Dr. M. Ali Sönmez)

9 – Barnabas İncili (Elif Kitabevi Milenyum Yayınları 2005, S.295)

10 – Kur’an (Saff, 61/6)

11 – Kur’an (Hadid, 57/27)

12 – Prof.Dr. Ahmet Yüksel Özemre (Toma’ya Göre İncil, S.20 de dipnot açıklaması :

Iranaeus, Adversus Haereses “İman Sapıklarına Karşı” eserinden alıntı.)

13 – Kur’an (Maide, 5/14)

14 – Kur’an (Alak, 96/1)

15 – Kur’an (Hicr, 15/9)

16 – Kur’an (Enbiya, 21/107)

17 – Hadis (Buhari)

18 – Kur’an (Âl-i İmran, 3/3,4)

19 – Kur’an (Rûm, 30/32)

20 – Kur’an (Sebe, 34/28)

21 – Kur’an (Maide, 5/3)

22 – Kur’an (Bakara, 2/256)

23 – Kur’an (Âl-i İmran, 3/85)

24 – Kur’an (Kehf, 18/29)
* * *

MİSYONERLİĞİN DOĞUŞU:




Din deyince kesin olarak “ALLAH” akla gelir. Allah’ı tanısın tanımasın bu aklediş insan yaratılışında (fıtratında) vardır. “Ateist / Tanrı tanımaz”da olsa din sözünü duyan insan için bu düşünce refleks haline gelmiştir. Araştırma ve deney yapılırsa sonuç % 99 müsbet çıkacaktır. Aklı olan her insanın içinde, farkında olsun veya olmasın bir “Aşkın Varlık” duygusu yerleştirilmiştir. Yaratıcı’yı, yaratılışı ve yaratılmışı anlayanlar iyi bilirler ki ; Allah yarattığı insanın terkibine bu anlayışı yerleştirmiştir. İslâm kelamcılarından “Maturidiye” yolunun kurucusu İmam Maturidi şöyle der ; <> Bu demektir ki, aklın (ruhun) içinde “Allah anlayışı” saklıdır. “İman” bu anlayışın meydana çıkarılmasıdır. Çağdaş teologlar bu görüşü kabul ve teyid ederler.


İnsanoğlunun dünya hayatındaki serüveninde (macerasında) kendi putunu kendi eliyle yapması ve dönüp o puta tapması da var. Aşağıda bölümler halinde inceleyeceğimiz “İlk Misyoner” ve “Misyonerliğim Doğuşu” bu doğumu yaptıran “Özürlü Anlayış”ın ilk prototipidir. (İlk örneğidir.)

“İLK MİSYONER” : Yeryüzünü cehenneme çeviren, din savaşlarını teşvik eden, insanları birbirine kırdıran, “soykırım”, “sömürgecilik” ve “emperyalizm” gibi insanlık suçlarını olağan (normal) sayan bir insan ararsanız ; kutsal kitapların sayfalarını çevirince hemen bulursunuz. Bu zat (insan) “Paul / Saul / Pavlus” olarak bilinen “Hıristiyan düşmanı”, Tarsus’lu bir Yahudidir.

Pavlus’u kendi dilinden ve “Kutsal Kitab’ın (İncil’in) Elçilerin İşleri” bölümünden anlatalım : <<...Pavlus şöyle devam etti : “Ben Yahudi’yim. Kilikya’nın Tarsus Kenti’nde doğdum ve burada, Yeruşalim’de Gamaliel’in dizinin dibinde büyüdüm. Atalarımızın yasasıyla ilgili sıkı bir eğitimden geçtim. Bugün hepinizin yaptığı gibi, ben de Tanrı için gayretle çalışan biriydim.>> 1 Böylece Pavlus’u tanımaya başlamış oluyoruz. Devam edelim :



<<İsa’nın yolundan gidenlere öldüresiye zulmeder, kadın erkek demeden onları bağlayıp hapse atardım. Başkahin ile bütün kurul üyeleri söylediklerimi doğrulayabilirler. Onlardan Yahudi kardeşlere yazılmış mektuplar alarak Şam’a doğru yola çıkmıştım.Amacım, oradaki İsa yanlılarını da cezalandırmak üzere bağlayıp Yeruşalim’e getirmekti.>> 2

Şimdi bundan sonrasını dikkatle ve derin derin düşünerek izleyelim. (“Yeni bir din anlayışı kurgulayan”, kendi hesaplarından anlaşıldığı kadarıyla ileride “Pavlus Dini”, olacak yeni bir din kurmayı planlayan birisini görüyoruz. Adı geçen zat düşüncesinde başarılı olmuş, bir çok ruhban ve İncil savaşlarından sonra kurduğu din “Kilise Dini” haline gelmiştir.)



Hıristiyanlık nasıl karıştırılmış izlemeye devam edelim : <! Neden bana zulmediyorsun?” dediğini işittim. / “Ey efendim, SEN KİMSİN ?” diye sordum. Ses bana “BEN SENİN ZULMETTİĞİN NASIRA’LI İSA’YIM” dedi. / Yanımdakiler ışığı gördülerse de, benimle konuşanın söylediklerini anlamadılar. / “RAB, NE YAPMALIYIM?” diye sordum. Rab bana, “KALK, ŞAM’A GİT” dedi, “YAPMANI TASARLADIĞIM HER ŞEY ORADA SANA BİLDİRİLECEK.”/ Parlayan ışığın görkeminden gözlerim görmez olduğundan, yanımdakiler elimden tutup beni Şam’a götürdüler.>> 3

Mizanseni gördük, senaryo devam ediyor : <> 4

Şam’da oturan Hananya ve onun görüşleriyle devam ediyoruz: <> 5

İşte ilk misyoner işe böyle başlamış oldu.Günümüzdeki “Hıristiyan Misyonerler” onu örnek almaktadır. Bu bölümün senaryodaki son kutsal kitap âyetlerini izlemeye devam edelim: <> 6 Kendini kabul ettirebilmek için böyle bir yol bulmak korkunç bir zeka ürünüdür. Konuya Pavlus’un ağzından devam ediyoruz :



<< “Ya Rab” dedim, “Benim Havradan havraya giderek sana inananları tutuklayıp dövdüğümü biliyorlar. / ÜSTELİK SANA TANIKLIK EDEN İSTEFANOS’UN KANI DÖKÜLDÜĞÜ ZAMAN, BEN DE ORADAYDIM. ONU ÖLDÜRENLERİN KAFTANLARINA BEKÇİLİK YAPANLARI ONAYLADIM.” / Rab bana “GİT” dedi, “SENİ UZAKTAKİ ULUSLARA GÖNDERECEĞİM.”>> 7

Böylece misyonerliğin kurucusunu kısmen de olsa tanımış olduk. Bu tanıma Kutsal Kitap’ta yazılı âyetlerden ve bizzat “Pavlus”un kendi ağzından hem de ilk elden tanımadır. Yazarı belli olmayan kutsal kitaplar grubunun Elçilerin İşleri bölümünden aldığımız örnek âyetlerden anlaşılıyor ki büyük bir yapay kurgu ile karşı karşıyayız. Şimdi Pavlus’un yine kendi dilinden “KARAKTER YAPISI”nı tanımaya çalışalım:



<> 8

Sosyoloji, sosyal-psikoloji, teoloji ve politika ile ilgilenen ilim çevreleri büyük bir ekseriyetle “Makyavelizm” felsefesinin asıl kurucusunun Pavlus olduğu görüşündedir. Yukarıdaki İncil âyetlerinde Pavlus’un kendi ağzından söyledikleri apaçık ortadadır.



<<...Bunların hepsini Müjde’de payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum.>> diyerek kendi ağzıyla hedefe ulaşmak için her şeyi yaptığını itiraf etmektedir. Anlayamadığımız husus Yüce Allah’a ait bir din adına nasıl bu işlerin yapıldığıdır. Yoksa bizim bilmediğimiz, Yüce Allah’ın dininde kullarına karşı haşa Allah’ın ikili davranışı mı var? (Yeri geldikçe incelememizin ilerki bölümlerinde konuya değinmek üzere Misyonerliğin Doğuşu bölümüne geçelim.)

“MİSYONERLİĞİN DOĞUŞU” : Misyonerliğin kurucusu Pavlus, Hz. İsa’nın babasız doğumundaki ilahi sırrı “anlayamamış” ve kendi hayal ürünlerini boş bulduğu bir ortamda saçıp savurmuştur. Pavlus, kurduğu kilise dininde insan ürünü olan görüşleri yüzünden kilise kavgaları, mezheb kavgaları, dinler arası kavgalar çıkacağını belki de düşünememiş ve görememiştir. Onun etkilendiği, duygularını hareket haline getiren ve onu bunalıma iten etken, içinde bulunduğu o günkü karmakarışık coğrafyadır. Biz burada misyonerliğin kaynağına inmek için yine kutsal kitaptan ve Pavlus’tan örnekler vereceğiz : Pavlus Şam seyahatini bir çok mektubunda ve savunmalarında sürekli anlatarak zihinlerde yer ettirmeye çalışmıştır. Vuku bulduğunu anlattığı olayda hiçbir şahit, belge ve açık delil yoktur. Yanındakiler (yol arkadaşları) duymamışlar, kendisi duymuş. Hz. İsa’yı “Rab” sayınca kendisi de Rab adına insanlara “Müjde’yi / İncil’i” duyuran “Elçi” yani “Peygamber” oluyor. Bu senaryoya inanan ve kendisine yardım eden herkesi elçi yapıyor. Sonra ters düştüğü bir elçiyi hemen yanından uzaklaştırıyor, (bir anlamda aforoz ediyor.) Bunlardan birisi de Barnabas’tır.

Şam seyahatinde yolda yaşanan ve Pavlus’un ağzından anlatılarak İncillerin bir bölümünde yer alan olay ; Hıristiyanlığın, Kilisenin ve Kilise Dininin bunlara bağlı olarak Misyonerliğin doğduğu olaydır. Bu olaya Pavlus’un ağzından kutsal kitaplarda değişik versiyonlarda rastlanılmaktadır. Daha önce ilk misyoner Pavlus’u kendi kaynaklarından anlatırken (Elçilerin İşleri Bab 22 ayet 8-9) yanındakilerin Hz. İsa ile Pavlus’un konuşmalarını duyup anlamadıkları ifade edilmişti. Bu defa aşağıda görüleceği üzere yanındakilerin sesi duydukları fakat kimseyi göremedikleri ifade edilmektedir :



<<...Yol alıp Şam’a yaklaştığı sırada birden bire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine “SAUL, SAUL, NEDEN BANA ZULMEDİYORSUN? dediğini işitti / Saul “EY EFENDİM SEN KİMSİN? dedi. “BEN SENİN ZULMETTİĞİN İSA’YIM” diye yanıt geldi. “HAYDİ KALK VE KENTE GİR, NE YAPMAN GEREKTİĞİ SANA BİLDİRİLECEK.” / Saul ile birlikte yolculuk eden adamların dilleri tutuldu, oldukları yerde kalakaldılar. Sesi duydularsa da kimseyi göremediler.>> 9 Bu senaryo diğer versiyonlardan metin yönünden farklı ise de mana bakımından pek fark yoktur. Asıl fark başka yerde ve çok önemli, şu bölüme bakalım :

<<Şam’da Hananya adında bir İsa öğrencisi vardı. Bir görümde Rab ona “HANANYA !” diye seslendi. “BURADAYIM YA RAB” dedi Hananya. / Rab ona “KALK” dedi, “DOĞRU SOKAK DENİLEN SOKAĞA GİT VE YAHUDA’NIN EVİNDE SAUL ADINDA TARSUS’LU BİRİNİ SOR. ŞU ANDA ORADA DUA EDİYOR.” / Görümünde yanına Hananya adlı birinin geldiğini ve gözlerini açmak için ellerini kendisinin üzerine koyduğunu görmüştür. / Hananya şöyle karşılık verdi “YA RAB, BİRÇOKLARININ BU ADAM HAKKINDA NELER ANLATTIKLARINI DUYDUM. YERUŞALİM’DE SENİN KUTSALLARINA NİCE KÖTÜLÜK YAPMIŞ! / “BURADA DA SENİN ADINI ANAN HERKESİ TUTUKLAMAK İÇİN BAŞKAHİNLERDEN YETKİ ALMIŞTIR.” Rab ona “GİT” dedi. “BU ADAM BENİM ADIMI ÖTEKİ ULUSLARA, KRALLARA VE İSRAİLOĞULLARINA DUYURMAK ÜZERE SEÇİLMİŞ BİR ARACIMDIR.” / “BENİM ADIM UĞRUNA NE KADAR SIKINTI ÇEKMESİ GEREKECEĞİNİ ONA GÖSTERECEĞİM.”>> 10

Bu seferki senaryo Hananya adına kurgulanmış ve yukarda görüldüğü gibi Rab yerine koydukları Hz. İsa ile arada perde olmadan senli benli konuşmuşlardır. Hananya’nın Rab yerine koyduğu Hz. İsa’yı bilgilendirmesine bakılırsa ortaya şöyle bir mantıksızlık çıkmaktadır ; Eğer Hz. İsa Rab ise başkalarının bilgilendirmesine nasıl ihtiyaç duyuyor? Yok eğer Hz. İsa peygamber ise niçin Rab yerine konuluyor?

İncil’deki yukarda metnini verdiğimiz âyete göre Hananya bir Hz.İsa öğrencisidir. Fakat Rab’be akıl vermektedir ve onun fikirlerinin sakıncalı olduğunu ona hatırlatmaya çalışmaktadır. Buradan anlaşılıyor ki kutsal kitaplara önüne gelen herkes el koymuş ve aklına geleni yazmıştır. “Şam Senaryosu”nun sonunu görelim :

<> 11 Böylece senaryo tamamlanıyor ve eski “Havra Görevlisi Pavlus” artık bundan sonra “Kilise Adına Din Kurucusu” oluyor. Bir kısım Hıristiyanlık Kiliseleri’nin öğretisi olan “Baba”, “Oğul” ve “Kutsal Ruh” inancının yayıcısı ve baş sorumlusu oluyor. (Teslis / Üçleme buradan kaynaklanıyor.)

Önceki bölümlerde özet olarak verdiğimiz “İncil Savaşları” ile “Kilise Savaşları”nın ilk ateşi “Şam Seyahati”nde yakılıyor. Bu ateşin çıkardığı “ışık” hem kendi aralarında hem de “Öteki Uluslar” arasında günümüze kadar süregelen huzursuzlukların ana kaynağı oluyor!

Pavlus der ki ; <<Çünkü Rab bize şöyle buyurmuştur : “YERYÜZÜNÜN DÖRT BUCAĞINA KURTULUŞ GÖTÜRMEN İÇİN SENİ ULUSLARA “IŞIK” YAPTIM.”>> 12

Pavlus’un misyonerlik meşalesini yaktığı ışık, yukarıdaki İncil âyetinden çıkmıştır. Pavlus’un sağlığında başlattığı misyonerlik çalışmaları; onun izinde gidenler tarafından çok daha kapsamlı, bilimsel, sosyal, psikolojik, ekonomik, kültürel silahlar kullanılarak devam ettiriliyor. Dünyanın her köşesi bu savaşlara sahne olmuş ve olmaktadır.

Daha iyi ve özünden kavranması için, misyonerliğin “kutsal görev” haline getirilmesine kaynak teşkil eden İncil âyetlerinden örnek verelim :

<<Seni kendi halkının ve öteki ulusların elinden kurtaracağım. Seni “ULUSLARIN GÖZLERİNİ AÇMAK VE ONLARI KARANLIKTAN IŞIĞA, ŞEYTAN’IN HÜKÜMRANLIĞINDAN TANRI’YA DÖNDÜRMEK İÇİN GÖNDERİYORUM.”>> 13 Pavlus Hz. İsa’dan Rab olarak aldığı bu emirleri yerine getirdiğini söylemektedir.

“PAVLUS’A AÇIKLANAN SIR NEDİR?” Pavlus kendi kurduğu kilise dininin yayılması için elinden gelen her şeyi yapıyor. Daha evvel “Misyonerlik” bölümünde analizini yaptığımız ; “Spekülasyon / Hedef Saklama”, “Manipülasyon / Hedef Saptırma”, “Demagoji / Hedef Süsleme”, “Entrika / Düzenbazlık” ve her türlü yolları deneme “Makyavelizm” metotlarını kullanıyor.

Hedefe varmak işini kendi kurguladığı felsefesinden güç alarak başarmak üzere yola çıkıyor. Durmadan gezip dolaştığı gibi, gidemediği bölgelere “Mektuplar” gönderiyor. İşte “Efesliler’e Mektup 3” ten bir bölüm İncil’de şöyle yer alıyor :



<<Bu nedenledir ki, ben Pavlus siz uluslar uğruna Mesih İsa’nın tutuklusu oldum. Tanrı’nın bana bağışladığı lütfu size ulaştırmakla görevlendirildiğimi duymuşsunuzdur. Yukarıda kısaca değindiğim gibi Tanrı, sır olan tasarısını bana “VAHİY YOLUYLA” bildirdi. Bu Mektubu okuduğunuzda Mesih sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz. Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Şimdi ise Mesih’in kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunuyor. Şöyle ki, öteki uluslar da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Müjde aracılığıyla Mesih İsa’da vaade ortaktır. Tanrı’nın etkin gücüyle bana verilen lütuf armağanı uyarınca bu “MÜJDE’Yİ YAYMAKLA GÖREVLENDİRİLDİM.”>> 14 İşte Pavlus’un öteki uluslara Müjde’yi yayma görevinin ona verilmesi ve bununda bugünkü “Misyonerlik Faaliyetleri”ne başlayacak “Misyonerler”in doğum yeri olmasının sırrı buradan başlıyor. Kendisini yer yer aşkın bir konumda takdim eden Pavlus’un aşağıdaki âyetlerde çok mütevâzi (!) bir tavır sergilemesi ise kayda değerdir.

Pavlus’un kendi ağzından yazdığı Efesliler’e Mektubun kalan bölümüne devam ediyoruz.<<Bütün kutsalların en değersiziydim. Yine de Mesih’in akıl ermez zenginliğini uluslara müjdeleme ve her şeyi yaratan Tanrı’da öncesizlikten beri gizli tutulan sırrın nasıl düzenlendiğini “BÜTÜN İNSANLARA AÇIKLAMA AYRICALIĞI BANA VERİLDİ.” Öyle ki, Tanrı’nın çok yönlü bilgeliği, kilise aracılığıyla göksel yerlerdeki yönetimlere ve hükümranlıklara şimdiki dönemde bildirilsin. Bu, Tanrı’nın başlangıçtan beri tasarladığı ve Rabbimiz Mesih İsa’da yerine getirdiği amaca uygundur. Mesih’te ve Mesih’e olan imanımız da Tanrı’ya cesaret ve güvenle yaklaşabiliriz. Bu nedenle uğrunuza çektiğim sıkıntılar karşısında yılmamanızı rica ediyorum. Bunlar size yücelik kazandırır.>> 15

Pavlus’un yukarıdaki mektubu o kadar iddialı ki, neredeyse Hz. Adem’den başlayarak gelen hiçbir peygamber bu kadar iddialı olamamıştır. Kendisi peygamber olmadığı halde bu davranışları insanlar arasında normal görülmüyordu. Bu tavır onu yargılayan “Yüksek Kurul” önünde Roma Valisi Festus tarafından bakın nasıl tanımlanıyor ; <<...Festus yüksek sesle, “PAVLUS, SEN ÇILDIRMIŞSIN !ÇOK OKUMAK SENİ DELİRTİYOR !” dedi>> 16

İncelememizin bir sonraki bölümünde “PAVLUS’UN İŞLERİ” konusunu ele alacağız. (Objektif (tarafsız), Kutsal Kitaplar ve Kur’an kaynaklı araştırmamıza Roma, Anadolu, Ortadoğu, Filistin, Mısır ve Yunan tarihlerini de inceleyerek devam edeceğiz.)


Dipnot ve Kaynakça


1 – İncil (Elçilerin İşleri, 22. Bab : 1, 2, 3)

2 – İncil (Elçilerin İşleri, 22. Bab : 4, 5)

3 – İncil (Elçilerin İşleri, 22. Bab : 6, 7, 8, 9, 10, 11)

4 – İncil (Elçilerin İşleri, 22. Bab : 12, 13)

5 – İncil (Elçilerin İşleri, 22. Bab : 14, 15, 16)

6 – İncil (Elçilerin İşleri, 22. Bab : 17, 18)

7 – İncil (Elçilerin İşleri, 22. Bab : 19, 20, 21)

8 – İncil (Korintliler’e 1. Mektup, Bab : 19, 20, 21, 22, 23)

9 – İncil (Elçilerin İşleri, 9. Bab : 3, 4, 5, 6, 7)

10 – İncil (Elçilerin İşleri, 9. Bab : 10 - 17)

11 – İncil (Elçilerin İşleri, 9. Bab : 17, 18, 19)

12 – İncil (Elçilerin İşleri, 13. Bab : 47)

13 – İncil (Elçilerin İşleri, 26. Bab :17, 18)

14 – İncil (Efesliler’e Mektup, 3. Bab : 1-7)

15 – İncil (Efesliler’e Mektup, 3. Bab : 8-13)

16 – İncil (Elçilerin İşleri, 26. Bab : 24)



* * *





Yüklə 86,18 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə