1-a T. C. Daniştay daire e. 2010/4053 K. 2010/5414 T. 22 2010



Yüklə 73,16 Kb.
tarix02.11.2017
ölçüsü73,16 Kb.

1-a)T.C. DANIŞTAY 5. DAİRE E. 2010/4053 K. 2010/5414 T. 22.9.2010

Davacılar, TRT Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu'nun 4.9.2008 tarih ve 2008/304 sayılı kararının, Genel Müdüre bazı konularda yetki verilmesine ilişkin kısımlarının kısmen onaylanmasına ilişkin 5.12.2008 tarih ve 2008/8 sayılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu kararının iptalini ve yürütmenin durdurulmasını istemektedirler.

Dava dosyasının incelenmesinden, 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu'nun 16. maddesinde 26.6.2008 günlü, 26918 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5767 sayılı Kanunun 5. maddesi ile yapılan değişik sonucu Kurumun teşkilat bünyesinde yer alan bazı daire başkanlıkları ile bölge müdürlüklerinin kaldırıldığı, bazılarının ise ismi ve yapısı değiştirilerek birleştirme yoluna gidildiği; anılan Kanunun 9. maddesi ile 2954 sayılı Kanuna eklenen geçici 11. maddenin 1. fıkrasında, yeni teşkilat düzenlemeleri nedeniyle kaldırılan, birleştirilen, ismi veya yapısı değiştirilen birimlerde görev yapan personelin özlük hakları ile başka görevlere atanmalarına ilişkin düzenleme getirildiği; 2. fıkrasında ise, Kurumun hizmet birimlerinin, yeni teşkilat düzenlemeleri yapılıncaya kadar mevcut görevlerini yürütmeye devam edeceklerinin hükme bağlandığı; anılan yasal düzenlemelere paralel olarak TRT Kurumunun teşkilat yapısının yeniden düzenlenmesi amacıyla, TRT Personel Komisyonunun 28.8.2008 günlü, 2008/11 sayılı kararının alındığı; bu kararda, özet olarak:



Olayda; iptali istenen Üst Kurul kararının davacılar hakkında uygulanabilecek bir düzenleyici işlem niteliğinde bulunmadığı gibi ilgililerin kişisel, meşru ve aktüel menfaatini de etkilemediği anlaşılmakta olup; söz konusu karara muhalif kalmaları da davacılara dava açma ehliyeti kazandırmayacağından, işin esasının incelenmesine hukuki olanak görülmemiştir.

KARŞI OY :

Davacılar mensubu oldukları üst kurulun bir kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptalini istemişlerdir. İlgililerin mensubu oldukları kurulca verilen kararlarla ilgili dava açabilmeleri konusunda menfaatleri bulunduğu kuşkusuzdur. Zira üst kurul üyesi olarak görevlerini hukuka uygun biçimde yerine getirmekle ödevli ve yükümlüdürler.

Bu nedenle uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekir.

Ehliyet yönünden davanın reddine dair karara karşıyım.



1-b) T.C. DANIŞTAY 13. DAİRE E. 2007/7054 K. 2007/7684 T. 23.11.2007

Dosyanın incelenmesinden, TV A.Ş unvanlı yayın kuruluşu ortaklarının, şirket hisselerinin tamamını gerçek ve tüzel kişilere devir isteklerinin kabulüne ilişkin Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 01.11.2006 tarih ve 8 sayılı kararına," ilgili Dairece Üst Kurula sunulan yazı ekinde şirket ana sözleşmesinin olmaması,ortaklardan ... 'nin ortaklık yapısı ile ilgili açık bilgi olmadığı "gerekçesiyle muhalif kalan Kurul üyeleri tarafından, kendilerinin karşı oyuyla alınan ve hukuka aykırı olduğunu düşündükleri, Anayasada düzenleme altına alınan temel hak ve özgürlükler alanına giren ve bu haliyle toplumun tamamını ilgilendiren bir konuda alınan karar nedeniyle, yasaya aykırı sonuçlar doğduğu belirtilerek açılan davada, kendileri de bu alanda görev yapan davacıların Kurul üyesi ve vatandaş sıfatıyla dava konusu işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat alakalarının bulunduğu ve dolayısıyla dava açma ehliyetlerinin var olduğu görülmektedir.



Aksi halin kabulünde Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun Anayasa ile sınırı çizilen düzenleme ve denetleme görevi gözönüne alındığında,özellikle dava konusu olayda olduğu gibi bazı Kurul kararlarının vatandaşlar tarafından yargı mercilerine intikal ettirilmeleri ve yargı önünde hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmaları olanağı kalmamaktadır.

Bu durumda, davanın esasının incelenmesi gerekirken, menfaat ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesine uygun bulunan davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, Ankara 14. İdare Mahkemesi'nce verilen 23.02.2007 tarihli, E:2006/306, K:2007/146 sayılı kararın bozulmasına, dava dosyasının yeniden karar verilmek üzere anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 23.11.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

2)T.C. DANIŞTAY 5. DAİRE E. 2003/2079 K. 2003/3335 T. 28.7.2003

Dava konusu edilen Bütçe Uygulama Talimatının 5.2.1 - 5.2.4 - 5.2.5 maddelerinde yeralan düzenleme ise, devlet memuru olarak görev yapanlar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerinin diş tedavilerine ilişkin usul ve esaslarla bu tedavi bedellerinin ödenmesine ilişkindir.



Oysa, dava dosyasında yeralan bilgi ve belgeler ile, Dairemizin E: 2003/2079 ve 23.5.2003 günlü ara kararına davacının vermiş olduğu cevaptan; ortada, gerek davacı ve gerekse bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri hakkında, diş tedavisinin yapıldığına veya böyle bir tedavi bedelinin ödenip ödenmeyeceğine dair hukuken başlatılmış ne bir süreç ne de bir uyuşmazlık bulunmadığı açıkça anlaşılmaktadır.

Bu itibarla davacının, yukarıda anılan dava konusu Bütçe Uygulama Talimatıyla aktüel, kişisel menfaat ilgisi henüz kurulmuş değildir.

Davacının, anılan düzenlemenin kendisi hakkında uygulanması halinde, uygulama istemiyle birlikte söz konusu düzenlemeyi de dava konusu edebileceği açıktır.



3)T.C. DANIŞTAY 10. DAİRE E. 1997/1372 K. 1997/1314 T. 14.4.1997

…Davacı da, halen okumakta olduğu okula kıyı kaptanı olabilmek amacıyla girdiğini beyan etmektedir. Dolayısıyla, kıyı kaptanı olabilmesi için daha önce aranmayan sınav koşulunu düzenleyen yönetmelik değişikliği ile davacı arasında kişisel, meşru ve güncel menfaat ilişkisi bulunduğundan, işin esası hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın tekemmül etmesi gerektiği düşünülmektedir.

…Henüz öğrencilik statüsü sürmekte olan davacının mezun olmadığı okulunun da arasında bulunduğu bazı okullardan mezun olanların yapılacak sınavı başarmak şartıyla kıyı kaptanlığı yeterlik belgesi alabileceği yolundaki düzenlemenin iptalini istemesinde, bu işlem ile arasında kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi olmadığından dava açma ehliyeti de bulunmamaktadır.

4)T.C. DANIŞTAY 8. DAİRE E. 1998/397 K. 1998/2243 T. 15.6.1998

Uyuşmazlık, Orman Genel Müdürlüğüne ait bazı Eğitim ve Dinlenme Tesislerinin bulunduğu ormanlık sahaların 6831 sayılı Orman Kanunun 17. maddesi ve Orman Arazilerinin Tahsisi Hakkında Yönetmelik hükümlerine dayanılarak turizm amaçlı tesis yapılmak üzere tahsis edileceğine ilişkin Orman Bakanlığınca 9.1.1997 gün ve 22872 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan ilanın, ... İli, ... İlçesi, ... Mevkiindeki 42.059 mı`lik ... Eğitim ve Dinlenme Tesislerinin bulunduğu ormanlık arazi ile ilgili kısmından doğmuştur. …

Olayda ise; davacı derneğin tüzüğünde belirtilen, bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması yolundaki amacı doğrulusunda dava açabileceği kabul edilebilirse de; henüz tahsisin yapılacağı yolundaki ilan işleminde ve tahsis safhasında çevrenin tahribi yolunda bir zarar söz konusu değildir.

… tahsisden sonraki tüm faaliyetler mevzuat çerçevesinde yapılabileceğinden, mevzuata aykırı herhangi bir işlem, eylem veya çevrenin tahribi halinde her zaman dava açılabileceği ve ancak o halde davacı derneğin menfaati güncel olabileceğinden, bu aşamada davacı derneğin dava açma ehliyeti bulunmadığından işin esasına girerek hüküm tesis eden idare mahkemesi kararında usul hükümlerine uyarlık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle Aydın 2. İdare Mahkemesi kararının BOZULMASINA ve dosyanın anılan mahkemeye gönderilmesine 15.6.1998 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

AZINLIK OYLARI

İptal davaları; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, neden, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalardır.

İptal davasının açılabilmesi için, usul hukuku şartlarından olan menfaat ( yarar ) ilişkisi idari yargı yerlerince ve Danıştayca bu güne kadar oldukça geniş yorumlanmış olup; özellikle çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamuoyunu yakından ilgilendiren konularda kamu yararının gözetilmesi ve korunması yönünde değerlendirilmiştir.

Diğer taraftan, idare hukuku ilkelerine göre, derneklerin tüzüklerinde belirtilen amaç ve faaliyet alanları ile ilgili konularda dava açabilecekleri doğaldır.

Dava ve temyiz dosyalarının incelenmesinden davacı ... Çevreyi Koruma, Geliştirme, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin amaç ve faaliyetlerini belirleyen tüzüğün 2. maddesinde; bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi, kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması, su, toprak ve havanın kirlenmesinin önlenmesi, ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerin korunması amacıyla gereken her türlü önlem ve girişimlerde bulunabileceği belirtilmiştir.

Olayda ise, ... Çevreyi Koruma Derneği tarafından, ... Milli Parkı sınırı içinde, turizm alanı kapsamında bulunan ... mevkiindeki ormanlık sahanın özel kişi veya şirketlere belirli amaçlarla tahsis edilmesine karar verilmesinde, ( tahsis işleminde ), söz konusu ormanlık alandaki tesislerde bir takım onarım, tadilat ve yeni tesis yapımına imkan verildiğinden, davacı derneğin tüzüğünün yukarıda açıklanan 2. maddesi hükmü uyarınca bu konudaki bir tahsis işleminin iptali isteminde menfaat ilgisinin olmadığını kabul etmeye olanak bulunmamaktadır.

Diğer taraftan davacı yanında davaya katılma talebi bulunan ... Çevre ve Kültür değerlerini Koruma Vakfının Katılma talebinin de kabulü gerekmektedir.

Bu nedenle, davacı derneğin davada menfaat ilgisi bulunduğu görüşü ile işin esasına girerek idare mahkemesi kararının temyizen incelenmesi gerektiği oyuyla aksi yönde oluşan karara katılmıyoruz.

5)T.C. DANIŞTAY 13. DAİRE E. 2007/4549 K. 2008/5019 T. 23.6.2008

Dosyanın incelenmesinden, Balıkesir İli, Edremit İlçesi Jeotermal Merkezi Isıtma Sisteminin işletme ve irtifak hakkı verilmek suretiyle yaygınlaştırılması ve işletilmesi işinin,2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 51/g maddesi uyarınca ihale edilmesine ilişkin 10.04.2006 tarih ve 2006/130 sayılı Belediye Encümeni kararı ile, Edremit Jeotermal Merkezi ısıtma Sistemleri Termal Turizm Yatırım ve İşletme A.Ş. uhdesinde kalan söz konusu ihaleye ait sözleşme akdi ve tahkim sözleşmesinin onaylanmasının kabulüne dair 05.05.2006 tarih ve 94 sayılı Belediye Meclisi kararının iptali istemiyle açılan davada; (…), pazarlık usulüyle yapılan ihale ile açıklık ve şeffaflığın önlendiği ve böylelikle yeterli kapasitedeki firmaların ihaleye katılmalarının sağlanamadığı, kaldı ki, yap-işlet-devret modeli olarak tanımlanan jeotermal kaynakla ev ve işyerlerinin ısıtılması işi ihalesinin yapım, montaj ve benzeri inşaat işlerini de kapsadığı ve bu yatırım ve diğer masrafların da kamu kaynağından Çıkacağı öne sürülerek iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

5393 sayılı Belediye Kanunu'nun "Hemşehri Hukuku" başlıklı 13. maddesi uyarınca hemşehrilerin belediye idaresinin karar ve hizmetlerine iştirak etme haklarının bulunduğu; bu hakların belediye hizmetlerinden yararlanan kişiler açısından, hizmetin hukuka uygun yürütülüp, yürütülmediği hususunu yargı önüne getirme hakkını içerdiği, buna göre de, Jeotermal Merkezi Isıtma Sisteminin işletme ve irtifak hakkı verilmek suretiyle yaygınlaştırılması ve işletilmesi işi ile ilgili olarak tesis edilen idari işlemlerle, davacıların belde sakini olarak meşru, kişisel ve güncel menfaatlerinin etkileneceğinin tabii olduğu sonucuna varıldığından, davacıların dava konusu işlemle menfaat ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

6)T.C. DANIŞTAY İDDK E. 2001/415 K. 2001/737 T. 19.10.2001

Yusuf Bozkurt Özal’ın Süleymaniye Haziresine defnine ilişkin Bakanlar Kurulu kararına dava açmakta menfaat.

Anayasamızın 63. maddesi; Devletin, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlayacağını, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alacağını öngörmüş, yine 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 9.maddesi de korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında her çeşit inşai ve fiziki müdahale yasaklanmış bulunmaktadır.

Yukarıda yeralan düzenlemeler karşısında, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile defin yapılacak olan yerdeki Süleymaniye Camii ve çevresinin,İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 12.7.1995 günlü, 6848 sayılı kararıyla "kentsel ve tarihi SİT, kentsel ve arkeolojik SİT alanı" olarak kabul ve ilan edilmiş olduğu iddiasıyla, sözkonusu Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması açısından her vatandaşın dava açmada menfaatinin bulunduğunun kabulü gerekeceğinden, davacının vatandaş olarak, bir kişinin belediye mezarlığı dışında özel bir yere defnini öngören Bakanlar Kurulu Kararının iptalini istemekte menfaati bulunduğu açık olup; davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

KARŞI OY :

Olayda, davacının Ankara'da tebligat adresi gösterdiği ve vatandaş olarak taşınmaz kültür varlığı olan Süleymaniye Camii ve çevresinin korunması amacıyla bu davayı açtığı anlaşılmaktadır.

İstanbul'da ikamet etmeyen ve sadece vatandaş olarak dava açan davacının davaya konu işlemle yukarıda belirtilen şekilde kişisel bir menfaatinin ihlal edildiği söylenemez. Nitekim temyize konu kararda bu husus "işlemle davacı arasında ciddi ve makul bir menfaat ilişkisi bulunmadığı gibi davacının avukat ve vatandaş olmasının da yasanın aradığı anlamda bir menfaat bağının kurulmasında yeterli olmadığı" şeklinde ifade edilmiştir.

Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 19.10.2001 tarihinde karara bağladığı ( E:2000/954, K:201/683 ) bir ısrar dosyasında, daha önce sit alanı olan bir yerin imara açılmasına ilişkin nazım ve imar planı değişikliklerine karşı bir partinin ilçe teşkilatı tarafından açılan iptal davasında parti ilçe teşkilatının menfaat ihlalinin bulunmadığı ve davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği görüşüyle idare mahkemesinin ısrar kararını bozmuştur. Belli bir seçmeni ve üyesi bulunan bir parti ilçe teşkilatının o ilçenin sit alanının korunması için imar planına karşı açtığı davada ehliyeti kabul edilmediğine göre bu kişinin aynı amaçla vatandaş sıfatıyla açtığı davada ehliyetinin kabulü mümkün değildir.

7)T.C. DANIŞTAY 8. DAİRE E. 1991/2225 K. 1992/525 T. 25.3.1992

İstanbul Üniversitesince, Cumhurbaşkanına Onursal Doktorluk Unvanı verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davayı, idari işlemler hakkında çıkarları zedelenenler tarafından iptal davası açılabileceği, zedelenen çıkarın da meşru ve kişisel olması gerektiği, uygulanmakta olan yasal düzenlemeye göre, Vatandaşlara, her idari işleme karşı salt vatandaş olması nedeniyle iptal davası açabilme hakkı tanınmadığı, Cumhurbaşkanına İstanbul Üniversitesince Onursal Doktorluk Unvanı verilmesine ilişkin işlem ile, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1941-1942 öğretim yılında bitiren davacının kişisel yarar ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle, 2577 sayılı Yasanın 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca ehliyet yönünden redden İstanbul 5. idare Mahkemesinin 8.2.1991 gün ve E: 1991/90, K: 1991/254 sayılı kararının, 2577 Sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.

…İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, bozulmasını gerektiren başka bir neden de bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına 25.3.1992 gününde oybirliği ile karar verildi.

8)T.C. DANIŞTAY 8. DAİRE E. 2010/8614 K. 2013/7386 T. 31.10.2013

Mimarlar odası birliği Ankara Şubesi’nin Belediye Bütçesinin iptali hakkında dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı hk.


…Dava, davacı oda tarafından, Ankara Büyükşehir Belediyesi 2009 yılı bütçesinin kabulüne ilişkin 19.11.2008 günlü meclis kararının iptali istemiyle açılmıştır.

…6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 2. maddesinde; birliğin kuruluş amacı,

a-) Bütün mühendis ve mimarları ihtisas kollarına ayırmak ve her kol için bir oda kurulmasına karar vermek; bu suretle aynı ihtisasa mensup meslek mensuplarını bir Odanın bünyesinde toplamak; merkezde idare heyeti, haysiyeti divanı ve murakıplar gibi görevlilere yetecek kadar üyesi bulunmayan Odanın merkezini, Umumi Heyetin belirleyeceği yerde açmak;

b-) Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbiriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplin ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak;

c-) Meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmi makamlarla işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı, normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmek olarak açıklanmış olup aynı maddenin son fıkrasında birliğin kuruluş amacı dışında faaliyette bulunmayacağı; 19. maddesinde, odaların, bu Kanunu’n 2. maddesinde belirtilen amaç için birlikçe kararlaştırılan işlerden yalnız odalarını ilgilendiren kısımlar ile görevli oldukları düzenlenmiştir.

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, bütçe; belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belge olarak tanımlanmıştır.

Aktarılan Kanun maddesinde belirlendiği şekli ile odanın ve üst birliğin kuruluş ve örgütleniş amaçları ile dava konusu bütçenin niteliği birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu bütçenin kabulüne ilişkin meclis kararının davacı odanın görev alanı ile ilgisinin bulunmadığı açıktır.

Bu hale göre, davacı odanın dava konusu işlem karşısındaki durumu ve statüsü dikkate alındığında; meşru, güncel ve kişisel menfaat ilişkisi bulunmadığından dava açma ehliyetinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.



9)T.C. DANIŞTAY 14.DAİRESİ E. 2013/6534 K. 2013/7093 T. 24.10.2013

Taksim meydan düzenlemesi konusunda menfaati bulunup bulunmadığı hk.

6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Kanunu'nun 2. maddesinde ise; Birliğin kuruluş amacı gösterilmiş olup, anılan hükme göre, Birliğin kuruluş amaçları arasında; “Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk, ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak” ve “Meslek ve menfaatleriyle ilgili işlerde resmi makamlarla işbirliği yaparak gerekli yardımlarda ve tekliflerde bulunmak, meslekle ilgili bütün mevzuatı, normları, fenni şartnameleri incelemek ve bunlar hakkındaki görüş ve düşünceleri ilgililere bildirmek” görevleri yer almaktadır.

Bu durumda; İstanbul İli, Beyoğlu İlçesi, 77 pafta, 751 ada, 1, 2, 3, 4, parseller ile 752 ada, 3 ve 4 parsellerde yapılması planlanan Taksim Topçu Kışlası'na dair hazırlanmış olan restitüsyon projesinin ve aynı yerde bulunan Taksim Meydanı ve Parkı ile bütünleşen; yaklaşık 17.000 m2'lik kamuya açık meydan düzenlemesi ve sosyo-kültürel amaçlı kullanımın öngörüldüğü belirtilen kapalı mekanların avan projesinin koruma şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu iddiasıyla açılan bu davada, hukuki denetimin yapılmasında kamu yararı olduğu ve davaya konu işlemin görev alanları olan şehirleşme ve imar faaliyetleri ite ilgili olduğu dikkate alındığında, davacı Odaların dava açma ehliyetlerinin bulunduğu sonucuna varıldığından, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

10)T.C. DANIŞTAY 14. DAİRE E. 2012/9094 K. 2013/7096 T. 24.10.2013

Yeşil Barış (Greenpeace) Hukuk Derneği’nin ÇED sürecine ilişkin eylem ve işlemlerin durdurulmasında menfaati olup olmadığı hk.

…Derneğin amacının düzenlendiği, Dernek Tüzüğünün 2. maddesinde; Derneğin; temel insan haklarından olan çevre hakkını düzenleyen ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde, Dünya ve insanlar açısından kabul edilemez ve sürdürülemez nitelikte çevre sorunlarına sebep olan her tür idari ve/veya özel işlem, eylem, karar, uygulamaya karşı, her tür meşru ve yasal etkinliklerde bulunmak, gerçek/ve veya kamu/özel tüzel kişiliklerine karşı her tür hukuki girişimlerde bulunmak, sürdürülebilir ve ekolojik yaşamın savunuculuğunu yapan bir hukukun gelişimine katkıda bulunmak amacı ile kurulduğu belirtilirken, bu amacının gerçekleştirilmesi bakımından yapabileceği faaliyetlerin belirtildiği 3. maddesinde; Derneğin yukarıda belirtilen amacına ulaşabilmek için, Dünya ve insanlığın önüne çıkabilecek her tür çevre sorunu faaliyet alanı olmak üzere, İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde Dernek yetkili organları tarafından belirlenen/tanımlanan çevre sorunları ile ilgili her tür idari dava açmak, takip etmek, sonuçlandırmak, açılmış davalara katılmak, bilgi ve deneyimi çerçevesinde hukuki süreçler hakkında çevre mücadelesi yürüten gerçek ve tüzel kişilere yardımcı olmak, katkıda bulunmak biçiminde çalışma şekillerini kullanacağı, davacı derneğin yukarıda belirtilen amacı doğrultusunda,

Mersin ili, Gülnar İlçesi, Büyükeceli Beldesi sınırları içerisinde, ... NGS Elektrik Üretim A. Ş. tarafından gerçekleştirilmesi planlanan 480 MWe kurulu gücünde Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'ne yönelik ÇED Başvuru Dosyasının, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 8. maddesi uyarınca ilgilisine iadesi ve ÇED sürecine ilişkin tüm idari işlem ve eylemlerin durdurulması istemiyle 28.03.2012 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Dernekler, üyelerinin ve temsil ettikleri kişilerin ortak çıkarlarını korumak ve dayanışmalarını sağlamak üzere kurulan özel hukuk tüzel kişileri olup, amaçları ve faaliyet alanları kendilerince hazırlanan tüzüklerle belirlenmektedir. Derneklerin, doğrudan dernek tüzel kişiliğinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konularda iptal davası açabilecekleri açıktır.

Bu durumda, Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi'nin çevresel etki değerlendirmesi sürecine ilişkin işlemin, davacı derneğin tüzüğünde belirttiği faaliyet alanı ve amaçlarını doğrudan etkileyen nitelikte bir işlem olması nedeniyle dava konusu işlem ile güncel ve meşru bir menfaat bağı olan davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu anlaşıldığından, davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

11)T.C. DANIŞTAY 12. DAİRE E. 2012/5690 K. 2012/8465 T. 13.11.2012

Ceza verilmesine yer olmadığı kararına karşı şikayetçinin dava açma ehliyetinin olup olmadığına ilişkin.

Avukat olarak görev yapan davacının, müvekkili ile görüşmesine haksız şekilde izin vermediğini ve bu işlemi yazılı olarak tesis etmesini istediğinde kendisine hakaret ve küfrettiğini öne sürerek şikayetçi olduğu ..Ceza İnfaz Kurumu Müdürü hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucunda verilen "ceza tertibine mahal olmadığı" kararına yaptığı itirazın reddine ilişkin 29.7.2011 gün ve 96029 sayılı Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü işleminin iptali istemiyle açtığı davada;

..kamu görevlilerinin disiplin suçu işlediklerine dair ciddi bir şikayet veya suçlama yapılması halinde ilgili hakkında disiplin soruşturması yapılmasının zorunlu olmasına karşılık, yapılan disiplin soruşturması sonucunda disiplin cezası verilmesine gerek görülmemesi halinde, artık durumun şikayetçiyi değil kamuyu ve soruşturulan kişiyi ilgilendirdiği, soruşturma sonrasında şikayetçinin olayla kişisel, meşru ve güncel menfaat bağının koptuğu, bu durumda soruşturma sonrasında tesis edilen dava konusu işlemin iptali için açılan davada, davacının ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddi yolunda Gaziantep 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 3.2.2012 günlü, E:2012/129, K:2012/109 sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Danıştay Tetkik Hâkimi: Şevket Polat

Düşüncesi : ..

Bu nedenle, bir disiplin suçu işlendiğine dair ihbar veya şikayetin idareye intikal etmesi halinde, kamu hizmetinin iyi işlemesi ve idarenin bozulan iç düzeninin yeniden tesis edilmesi amacıyla usulüne uygun bir şekilde disiplin soruşturması yapılması ve disiplin cezası verilip verilmeyeceğine karar verilmesi gerekmekte ise de, soruşturma sonucunda tesis edilen ceza işleme karşı şikayetçilerin veya ihbarda bulunanların dava açmakta hukuki menfaatleri bulunmamaktadır.



Öte yandan, disiplin suçunun kasten örtbas edildiğine dair iddia bulunması halinde, bu durumun ayrı bir soruşturma konusu olabileceği tartışmasızdır.

Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin reddedilerek, İdare Mahkemesi kararının belirtilen açıklama ile onanması gerektiği düşünülmektedir.

SONUÇ : Temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına, temyiz giderlerinin istemde bulunan taraf üzerinde bırakılmasına, 13.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

12) T.C. DANIŞTAY 8. DAİRE E. 2007/1377 K. 2007/4701 T. 17.9.2007

Başkanı olduğu ana bilim dalında eğitim-öğretim faaliyetinin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinde, ilk elden sorumlu olan anabilim dalı başkanının, anabilim dalına atanan öğretim üyesinin atama işlemine karşı, iptal davası açmak hususunda, ehliyeti olduğu hk.

Uyuşmazlık, Ankara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Kimya Mühendisliği Bölümü, Proses ve Reaktör Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı olan davacının, anılan anabilim dalına Temel İşlemler Anabilim Dalında doktorasını tamamlamış olan bir öğretim üyesinin doçent olarak atanmasına ilişkin Ankara Üniversitesi Yönetim Kurulu Kararının ve 29.8.2006 tarihli kararnamenin iptali isteminden doğmuştur.



Yukarıda alıntısı yapılan Yönetmelik hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, anabilim dalı başkanının ilgili olduğu akademik birimde yönetici konumunda olduğu, eğitim ve öğretimin eşgüdümünden sorumlu bulunduğu anlaşılmaktadır. Anabilim dalı başkanının programların planlanması ve uygulanmasında anabilim dalı kurulundan görüş alacağı dikkate alındığında, anabilim dalı ile ilgili kararların alınmasında, öğretim üyesi ihtiyacının belirlenmesinde ve nihai olarak eğitim, öğretim faaliyetinin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinde ilk elden sorumlu olduğu tartışmasızdır.

Başkanı olduğu anabilim dalına yapılacak atama için ihtiyaç tespitinde bulunan ve dosya içeriğinde kendi biriminde doçent kadrosu ihtiyacı bulunmadığını belirten iç yazışmalara imza atan davacının, yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptali istemiyle açtığı davada ehliyetli olduğu açıktır.

13) T.C. DANIŞTAY 6. DAİRE E. 2003/3450 K. 2004/6401 T. 10.12.2004

Dava, Ankara, ..., ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın sit alanından çıkarılması istemli başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince, davacının T.C.D.D. 'ndan kiraladığı taşınmazın 1. derece doğal ve arkeolojik sit alanı olarak belirlenen Atatürk Orman Çiftliği alanında kaldığı, tarihi nitelik taşıdığı ve yeşil alan potansiyeli oluşturulduğu, doğal bir zenginlik kaynağının kişisel yarara yönelik olarak bu alanda çıkarılamayacağı, işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç vardır. Her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edildiğinin takdiri de yargı mercilerine bırakılmıştır. İptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisi kişisel, meşru, güncel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşecektir.

Sit alanı ilanı mülkiyet hakkını sınırladığından bu alandan çıkarma yolundaki istemde bulunmanın; taşınmazın malikine ait ve onun tarafından kullanılabilecek bir hak olduğu kuşkusuzdur.

Dava konusu uyuşmazlıkta taşınmazın sit alanından çıkarılması isteminde bulunan davacı ise parsel maliki olmayıp parseli kiralayan durumundadır.

Bu durumda, davacının parsel maliki olmaması nedeniyle sit alanından çıkarma ile ilgili bakılmakta olan davayı açma ehliyeti bulunmadığından davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir.

14) Danıştay 2. D. 2009/365 K. , 2008/1077 E.

“Malatya Merkez Turgut Özal Anadolu Lisesi matematik öğretmeni olan davacı, norm kadro fazlası durumuna düşeceği ve ek ders ücreti alamayabileceğinden bahisle ...'in aynı okula matematik öğretmeni olarak atanmasına ilişkin … gün ve …sayılı işlem ile bu atamanın düzeltilmesi yolundaki başvurusunun reddine ilişkin Malatya Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 27.9.2007 günlü işleminin iptali istemiyle dava açmıştır.

Olayda, […] dava konusu atama işlemi sonucu okuldaki matematik öğretmeni sayısının 7'ye yükselmesiyle birlikte davacının hizmet puanı itibariyle norm kadro fazlası olma durumuyla karşı karşıya kaldığı, söz konusu okulun matematik branşındaki öğretmelerden hizmet puanı az olanın norm kadro fazlası durumda olacağı dikkate alındığında, davacının kişisel, meşru ve aktüel menfaatinin, dava konusu atamadan hiç etkilenmeyeceğini söylemek olanaksızdır.”

15) Danıştay 8. D 2009/10046 E.

[…] Dava konusu ekli çizelgelerin tüm tıp alanlarında düzenleme getirdiği ve ülkemizdeki tabiplerin ekli çizelgeler konusunda farklı hukuki menfaatlere sahip oldukları açık olduğundan, ülkemizdeki tabip odalarının bağlı olduğu ve ülke çapında meslek icra eden tabiplerin üye olduğu davacı Birliğin, iptalinde üyelerinin hak ve menfaatleri arasında birliktelik olmayan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 ve Ek-3 sayılı çizelgelerine karşı dava açma ehliyeti bulunmadığından bu aşamada anılan düzenlemeler yönünden yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerekmektedir.”

16) Danıştay 6. D 2002/4828 E.

[…] Geçici inşaat ruhsatı verilmesine ilişkin işlemin kişisel menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak bir iptal davasının konusu olabilecek bir işlem olması nedeniyle TMMOB Mimarlar Odası Samsun Şube Başkanlığının bakılmakta olan davayı açmakta ehliyeti bulunmadığından, idare mahkemesince davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken dava konusu işleminin iptaline karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.”


17) Danıştay 8. D. 1999/7077 K. , 1999/2477 E.)

“... İli ...İlçesi ... Köyü, ... mevkiinde bulunan ... m2'lik ormanlık sahada, Milli Eğitim Bakanlığına Sabancı Üniversitesi eğitim tesisleri yapılması amacıyla bedelsiz olarak 49 yıl süreli izin verilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davada; vakıflarca kurulacak üniversitelerin gereksinimi olan bina ve tesislerin ormanlarda yapılmasını zorunlu kılan bir neden bulunmadığı sürece hiçbir şekilde Devlet ormanlarının bu amaç doğrultusunda kullanmak üzere tahsis edilemeyeceği gerekçesiyle… temyizen incelenerek bozulması istemidir.

Dosyanın incelenmesinden, iptali istenilen işlemin, davacı Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneğinin yukarıda belirtilen anlamda meşru, kişisel ve güncel bir menfaatini etkilemediği anlaşılmaktadır. Davacı derneğin amaçları arasında ormanların yok edilmesinin önlenmesi amacının bulunması davacının hukuki statüsü karşısında dava açma ehliyeti kazandırmamaktadır.

Kaldı ki, Dernek Tüzüğünün 4.maddesinde yer alan dernek çalışmaları arasında derneğin amaçlarının gerçekleştirilebilmesini teminendava açma yolu da öngörülmemiştir.”



18) Danıştay 13. D. 2008/1745 K. , 2007/10829 E.

“Davacı Rekabet Kurumu, dava konusu edilen düzenlemelerin yasal dayanağı bulunan 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu'nda asgari ücret tarifesinin belirlenmesi konusunda TMMOB Şehir Plancıları Odası'na herhangi bir yetki verilmemesine karşın, Oda tarafından yönetmelik ve Yönerge hükümleri gerekçe gösterilmek suretiyle asgari ücret tarifesinin belirlendiğini, yasal dayanağı bulunmayan düzenlemelerin, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun hükümlerine aykırı bulunduğunu ileri sürmektedir.

Dava konusu edilen Yönetmelik ve Yönerge kurallarının incelenmesinden; TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından şehir plancılık hizmetlerinden alınacak asgari ücretin nasıl belirlendiğinin ve denetiminin ne şekilde sağlanacağının düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, 4054 sayılı Kanun hükümlerinin ihlâlinde yaptırım uygulama yetkisi bulunan Kurum'un, TMMOB Şehir Plancıları Odası'nca yapılan düzenlemelerin rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı olduğu ileri sürülerek iptalleri için dava açmakta ehliyeti bulunmamaktadır.

KARŞI OY

“Dava konusu edilen düzenlemelerin incelenmesinden; TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından şehir plancılık hizmetlerinden alınacak ücretin, asgari olarak nasıl belirlendiğinin ve denetiminin ne şekilde sağlanacağının kurala bağlandığı anlaşılmakta; söz konusu piyasanın Rekabet Kurumu'nun denetiminde bulunan hizmet piyasası olması nedeniyle, […] bu piyasaların serbest ve sağlıklı bir rekabet ortamı içinde teşekkülünün ve gelişmesinin temini ile bu Kanun'un uygulanmasını gözetmek ve Kanun'un kendisine verdiği görevleri yerine getirmek üzere kurulan kamu tüzel kişiliğini haiz idarî ve malî özerkliğe sahip Rekabet Kurumu'nun, bu davada dava ehliyetinin bulunduğu anlaşılmaktadır.”



19) Danıştay 7. D. 2001/3343 K. , 2001/4058 E.

“[…] Olayda, davacı Sendika (Enerji Yapı Yol Sendikası) tarafından, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile, katma değer vergisi oranının düşürülmesi sonucu, kamuya ait olup sendikanın örgütlü bulunduğu iş yerlerinin özelleştirilmesinin kolaylaşacağı; özelleştirme ile birlikte, üyelerinin memur statüsünden işçi statüsüne geçirileceği; bu halde ise, sendika üyeliklerinin sona ereceği; işletme hakkının devredilmesinden sonra, üyelerinin işten çıkarılmalarının kolaylaşacağı; bu nedenle, sendikanın varlığı ile üyelerinin iş güvenliği ve çalışma koşullarını olumsuz yönde etkileyecek söz konusu kararnamenin iptalinde güncel, meşru ve kişisel menfaatin bulunduğu ileri sürülerek, anılan Kararın iptali istenilmiş ise de; davacı Sendika tarafından ileri sürülen menfaat ihlalinin, işletme hakkının devrine ve kamu işletmelerinin özelleştirilmesine ait işlemler dolayısıyla doğmasının olanaklı bulunması ve işletme hakkı devirlerinde uygulanacak katma değer vergisi oranlarının düşürülmesi işleminin, kamu işletmelerinin özelleştirilmesi ve işletme haklarının devri üzerinde doğrudan etkisinin olmaması sebebiyle, olayda davacı Sendika yönünden doğrudan bir menfaat ihlali söz konusu değildir.”



20) T.C. DANIŞTAY 10. DAİRE E. 2007/5275 K. 2010/4373 T. 13.5.2010

Şirketin müdürü hakkında verilen yurtdışına çıkış yasağına dava açmakta menfaati

Dava dosyanın incelenmesinden; davacı … İnşaat San. Tic. Ltd. Şti.'nin ödenmemiş vergi borcu bulunduğu, belirtilen kamu alacağının tahsili amacıyla şirket adına takibat yapıldığı, kamu alacağının tahsil edilememesi üzerine şirketin müdürü olan …'nın yurt dışına çıkışının yasaklanmasına ilişkin dava konusu işlemin tesis edildiği, şirket tarafından bu işlemin iptali istemiyle de bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta, davacı şirketin, yurt dışındaki iş bağlantıları ve ticari varlığını devam ettirilebilmesi, ana sözleşmesindeki amaçlarını gerçekleştirebilmesi için, şirketin temsilcisi ve müdürü olan …'nın yurt dışına çıkamamasından dolayı menfaatinin olumsuz yönde etkilendiği tartışmasızdır.

Bu durumda, iptal davalarında dava açma ehliyeti yönünden, "hak ihlali" yerine "menfaat ihlali"nin gerçekleşmiş olması yeterli olduğundan, kanuni temsilcisi ve müdürü olan …'nın, yurt dışına çıkamamasından dolayı menfaati olumsuz yönde etkilenen davacı şirketin, menfaatini ihlal eden işlemin iptalini isteyebileceği açık olup; idare mahkemesince uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken, dava konusu işlemin davacının güncel menfaatini etkilemeyeceği gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.



21) Danıştay 10.D 1989/1246 E.

“Beden Terbiyesi Ceza Yönetmeliğinin 23.maddesinde; hak mahrumiyeti cezası, "kişinin her türlü yarışmaktan hakemlik, temsilcilik, gözlemcilik, saha komiserliği yapmaktan; teşkilat veya teşekkül yöneticisi, idari ve teknik görevlisi olarak yarışmalarda hazır bulunmaktan; teşekkül mensubu olarak teşkilatla resmi ilişkide bulunmak ve yazışmaktan men edilmektir" şeklinde tanımlanmaktadır.



Yukarıda tanımı yapılan hak mahrumiyeti cezası, Adana Demirspor MKE Ankaragücü Spor Kulubü arasında oynanan 1. Lig müsabakasının bitimini müteakip Ankaragücü antrenörünün hakeme hakaret ettiğinden bahisle, davacı kulubün antrenörünün şahsi fiili nedeniyle şahsına verilmiş bir ceza olup, antrenör davacı kulüpte sözleşmeli olarak çalıştırılsa bile söz konusu hak mahrumiyeti cezası ile davacı arasında ciddi ve makul bir menfaat alakasının olmadığı anlaşıldığından, antrenörün şahsına verilen ceza nedeniyle davacı kulüp başkanının dava açma ehliyetinin bulunduğunu kabule olanak bulunmamaktadır.

Yüklə 73,16 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə