Ağam sabanci ağam kötü günde saldık selamı



Yüklə 328,56 Kb.
tarix02.08.2018
ölçüsü328,56 Kb.


TAŞLAMALAR



AĞAM SABANCI
Ağam kötü günde saldık selamı,

Son günlerde sohbet, “Çalmak” üzredir.

Söylemeye hacet yoktur olanı?

Yeniden bir talan olmak üzredir.


Gündem dolu rüşvet ile talanla,

Hısım akrabadan gözde olanla,

Dinli dinsiz diye halkı bölenle,

Gidişat milleti bölmek üzredir.


Kimi çanak tutmuş, kimisi hırsız,

Sebep eller demek gereksiz, yersiz.

Bunların tamamı arsızoğlu arsız,

Namuslunun ömrü dolmak üzredir.


Ağam tüm değerler yıkıldı bir, bir

Kimileri var ki hırsızlıkda pir,

Millete yansıyor devletteki kir,

Garip halk pislikten ölmek üzredir.


Aman nolur siz de hortum takmayın,

Doğruluk ümidin tümden yıkmayın,

Karşımıza hırsız diye çıkmayın,

O yönde bir düzen gelmek üzredir.


Milletçe yitirdik inan ümidi,

Bankacı, nayloncu, bunlar kim idi?

Devlet çıkıp doğrusunu demedi,

Kirli el ceplere dalmak üzredir.


Ey be canım ağam sen de çaldıysan,

El ense çekerek alttan daldıysan,

Torpille tehditle ihale aldıysan,

Sizin kese şimdi dolmak üzredir.


Bir millet düşün ki her şeyi yitmiş,

Beyim yemiş içmiş, kuş olup gitmiş,

Demokrasi darda, adalet bitmiş,

Millet keçileri salmak üzredir.


Torpil, rüşvet ile dönüyor işler,

Hayra alamet değil Ağam gidişler,

Yorulmuyor artık iyiye düşler

Bahçede çiçekler solmak üzredir.


İşte gündem budur ağam Sabancı,

Sen bilirsin, söyle, biter mi sancı?

Bizler yolcuyuz da, hırsızlar hancı,

Deyiversen haller nolmak üzredir???


8-10 Ocak 2001/Salacak/Üsküdar-İstanbul

ALİ
Yüreğim daraldı, şevkim kırıldı,

İşler gene sarpa sardı be Ali:

Gide gide bir çıkmaza varıldı,

Kılavuzlar bizi yordu be Ali.


Kahpeler el attı çaldı emeği;

Yarıya indirdi bir kap yemeği,

Giydirdiler o yakasız gömleği,

Bankalar salayı verdi be Ali.


Sen bir amelesin, pazarın malı;

Hırsız değilsinki bilesin yolu,

Hal değil görünen milletin halı,

Nasıl desem şu son derdi be Ali.


Birden bire kazanç düştü yarıya:

Kurbanlık kattılar bizi sürüye,

Sulu diye gittik susuz dereye,

Bu yolculuk bizi kırdı be Ali.


Görev zararıyla yeni tanıştık;

Onlar vurdu, biz semere alıştık,

İnsanlıktan robotluğa dönüştük,

Bütün dünya bunu gördü be Ali.


Gömleğin eskimiş, pantalon delik,

Belliki hep açsın; betbeniz soluk

Yandı koca ülke; duyulmaz çığlık,

Bu sessizlik beni gerdi be Ali.

Geçim derdi ile sırtında küfe,

Ne çoraplar kondu bilsen gergefe,

Tartmıyor hortumdan akanı kefe,

Bankalar sıraya girdi be Ali.


Ölsen bin dert ile onlara ne gam;

Görünen bir şey var o da hergün zam,

Ay anam! Vay anam! Oy anam, anam!!!

Kuzuya saldılar kurdu be Ali.


Bizden kuruş kuruş alıp derdiler,

Hepisini dost ahpaba verdiler,

Çaktırmadan altımızdan girdiler,

Taaa eskiden bu hal ardı be Ali!


Hayat bu idiyse yoktur anlamı;

Yıllardır milletçe yaşadık gamı,

Benzettiler inan ölmüş anamı,

Kimileri hayra yordu be Ali!!!


22-26 Mart 2001/Bahçeşehir-İstanbul

MEMLEKETE HIRSIZ GEREK
İster bal yer, ister börek,

Adamlar hep çatal yürek,

Devlet oldular giderek,

Memlekete hırsız gerek.


Karınlar tok, sırtları pek,

İnce topuk, ipek gömlek,

Yok artık devlete gerek,

Memlekete hırsız gerek


Teslim alsın idareyi,

Onlar bulurlar çareyi,

Uzmanların da dileği;

Memlekete hırsız gerek.


Girdik kurtuluş yoluna,

Millet hem fikir oluna,

Merhem ararsan keline,

Memlekete hırsız gerek.


Sovuduk tüm seçilmişten,

Usandık biz bu gidişten,

Düzen gerek yeni baştan,

Memlekete hırsız gerek.


Ha o hırsız, ha bu hırsız

Hiç el kalmadı ki kirsiz,

Seçim bize göre yersiz,

Memlekete hırsız gerek.


Okul dendi, tahsil dendi

İşte buraya gelindi.

Çare aranırmış şimdi,

Memlekete hırsız gerek.


Başladı pis, pis kokmaya,

Gerek yok canlar yakmaya,

İşi düzene sokmaya,

Memlekete hırsız gerek.


Çalmanın kıymetin bilir,

Yetmezse devletten alır,

Onlar ile düzen gelir,

Memlekete hırsız gerek.


Bize hiç salma salmadı,

Kurt, kuş, arıdan yılmadı,

Amca yiğenle olmadı,

Memlekete hırsız gerek.


Hoca dedik, hacı dedik,

Bacıdan fayda görmedik.

Bunca yıl idare eyledik,

Memlekete hırsız gerek.


Büyük büyük konuşulur,

Ufak ufak bölüşülür,

Gide gide alışılır,

Memlekete hırsız gerek.


1-3 Temmuz 2001/ Darıca/Gebze-Kocaeli

OĞLUMA MEKTUP
Sevgili evladım selam ederim,

İşlerin oldu mu, de sen nasılsın?

Haberin gelmiyor odur kederim,

Talihin güldü mü, ya sen nasılsın?


Çalışıyor musun, işin de var mı?

Karnın aç mı, tok mu aşın da var mı?

Hiç de memleketten yoldaşın var mı?

Görünce bildi mi, ya sen nasılsın?


Nasıl yaşanıyor gurbet elinde?

Soygunlar da var mı çete halinde?

Bir yetkili bir hırsızın kolunda,

Düğüne geldi mi, ya sen nasılsın?


Odun alamadık geçen kış karda…

Ebeni kaybettik işte o darda,

Bir mektup yaz, sonra sevgine sarda…

Geliyor yolda mı, ya sen nasılsın?


İş peşinde her gün bizim ev halkı,

Çoktan çıktı inan buranın cılkı,

Vatandaş hep kuzu, yönetim tilki,

Avları elde mi, ya sen nasılsın?


Baktım da ömrümde bitmedi çilem;

Gündüzler sıkıntım, geceler elem.

Bir mendil gönder de göz yaşım silem,

Mendil yok elde mi, ya sen nasılsın?


Gitmedi ülkeye çöken karanlık;

Sandık ki gidecek geldi bir anlık,

Bizim buralarda bitti insanlık,

Orada kaldı mı, ya sen nasıldın?


Sizde de bela mı, yönetim başa?

Devleti demiyom ha! Sümme haşa…

Konması misali kuzgunun leşe,

Dualar ölde mi, ya sen nasılsın?


Desene be oğlum bize noluyor?

Millet iş, aş diye me me meliyor,

Kimi çaktırmadan bizi yoluyor

Keramet kılda mı, ya sen nasılsın?


Orada da açlık, yoksulluk var mı?

Milleti aldatmak yapana kar mı?

Sahipsize hayat bu kadar zor mu?

Yardımlar dilde mi, ya sen nasılsın?


Oturda tez elden cevap yazıver;

Neler olup biter, onu düzüver…

Dal budak gerekmez; kısa özü ver

Gecikme! Oldu mu, ya sen nasılsın?


1-2 Temmuz 2002/İşe giderken, yolda-İstanbul
OĞLUMDAN CEVAP
Sevgili pederim, selam ederim;

İş buldum burada çalışıyorum.

Sizlersiniz şimdi benim kederim,

Yavaş yavaş ele alışıyorum.


Demeye hacet yok, iş de aş da var

Bizden buralarda arkadaş da var

Her akşam türkümüz “Yar havar havar...”

Hemşeriler ile bilişiyorum.


Bir düzen var şu gurbetin elinde,

Hilesi yok işlerinde, malında

Düğünde eşler var eşin kolunda

Ben de öğrenmeye çalışıyorum.


Burada idare millet için var,

Derdi toptan yok et, hallet için var

Yolları kesmiyor ne yağmur, ne kar

Ben uzak dostlarla buluşuyorum.


Çok dokundu şu ebemin ölümü;

Çektiren utansın bize zulümü,

Kapadım yüzüme iki elimi,

Ağıtlar söyleyip meleşiyorum.


Duyar gibiyim o iş diyen sesi,

Soran yok ki; bu ses neyin nesin?

Gurbet sanki bir kekliğin kafesi,

İşte ben o kafesde dolaşıyorum.


Ne seçimde vurgun, ne de geçimde

Ah bizde de olsa diye içimde...

Bunları öğrendim düşün kaçımda...

Haksızlık gördümmü dalaşıyorum.


Eldeki yoksulluk bizdeki varlık,

Oturmuş yerine düzenlik dirlik,

Ama kalpden değil kadir bilirlik,

Bu yüzden burayla çelişiyorum.


Üzülme be babam bitecek çile,

Neler yapacağız ikimiz bile,

Sabret biraz nolur, bekle hele

Derdimi seninle üleşiyorum.


Tez elden demiştin kısacık yazdım,

Biraz akıl, biraz duygudan süzdüm,

Her şeyi içime, yüreğe kazdım

Burda yokluk ile güleşiyorum.


1-21 Ağustos 2002/ Darıca/Gebze-Kocaeli

ENDİŞE
Ne bir bilge söyler, ne tarih yazar

Gün gelir haine af çıkar diye.

Ne böyle bir gaflet akla gelir,

Yönetimler bezgin saf çıkar diye.


Düşünemez bunu insanın aklı,

Gün gelir de haksız olurmuş haklı,

Kayıtlarda bütün olanlar saklı,

Ellenmez denenler kof çıkar diye.


Ülkeyi satarak olduk batılı,

Bölücüye yakın tuttuk sitili,

En son düşüncemiz övmek katili,

Biraz da gizledik sef çıkar deyi.


Haince saldıran var değerlere,

Gerek yok içteki derin sırlara,

Mesaj gider yakın uzak yerlere,

Ellenmez ardından yuh çıkar diye.


İki başlı geldi kötülük devi,

Ortada, sahipsiz bulunca avı,

Gevşedi, yerinden çıkıyor çivi,

Korkulur altından maf çıkar diye


16 Şubat-7 Mart 2004/İşe giderken, yolda-İstanbul.


BU GÜNÜMÜZ
Ne de çok istedik yeni düzeni;

Onun da başında babalar oldu,

Farketmedik şu düzeni bozanı,

Şimdi el açılan obalar oldu


Eskiden sağ-soldu yönler değişti,

İmanlar değişti, dinler değişti

Saygı uyandıran ünler değişti,

Şimdi en ünlüsü babalar oldu.


Kadir kıymet artık döndü o yana;

Babaya temenna sayan sayana;

Daha da alası cana kıyana;

Devlete de kıyan hibeler oldu.


Yakın dostlar hibe aldı gelirden,

Sorulmadı nasıl oldu bilirden?

Olanlar ortada; budur delirden ,

Rantın yolu şimdi kabeler oldu.


Ekonomi çöktü, yoksul perişan

Bunu bilmez ihaleyi kırışan,

Büyükten kalmadı şu hale şaşan,

Onun da cahili bebeler oldu.


Yönümüz değişti, kıblemiz para,

İnsanlığın yeri artık son sıra,

Bu noktaya geldik biz vara vara:

Yönü döndürmeye çabalar oldu.


Ankara’da düzen her gün düzüldü,

Eşe dosta ihaleler yazıldı,

Konan vergilerle yoksul ezildi;

Güya öldürenler ebeler oldu.


İşsizlik gizliydi birden hortladı,

Baba evde olunca nüfus patladı

Kıçlar açık ardamarı çatladı;

Ortada görülen gebeler oldu.


Seksenlerde geldi yeni anlayış,

Hala devam eder ah! oh! inleyiş,

Götürünce malı yurttan vınlayış;

Bütçeler o yüzden debeler oldu.


Dostlar nolur gerisini sormayın,

Yaram derin üzerime varmayın,

Siz de hırsızlardan yana durmayın

Yanlışı düzelten tövbeler oldu.


22-30 Nisan 2002/Bahçeşehir-İstanbul

TÜRLÜ TÜRLÜ
Akıl ermez şu devletin işine;

Uyulmadık kural koyar boşuna,

Kurbanım yurdumun dağı taşına;

Devletin yaptığı iş türlü türlü.


Baba bilir yoksul, boynunu eğer,

Zengin olan takmaz; anavrat söver

Doğru olsa böyle mi olurdu eğer?

Bizde düzen türlü, baş türlü türlü.

Kimimiz mecliste kural koyucu,

Kimimizin işi devlet soyucu,

Size değer ise iğnenin ucu,

Hamasi nutuk at, coş türlü türlü.


Düzen değil gibi şu bizim düzen;

Sanki yoktur bizde akıl ve izan;

Katiller, hırsızlar ve topuk çizen;

Sokakta hepisi boş türlü türlü.


Herkes biliyor ki düzen bozuktur;

Yetse artık, garip halka yazıktır.

Çünkü ekmek diye yenen kazıktır!

Önüne sürülen aş türlü türlü.


Allah vergisidir sanki aymazlık;

Bize mahsus mudur bilmem doymazlık?

Her tarafta kural, düzen saymazlık,

Düzensiz yaşamak; hoş türlü türlü!


Biz sandık ki bitmez devlet imkanı;

Hortumcular emmiş tükendi canı,

Yayılmıştır yedi düvele şanı,

Ama hırsızlarda diş türlü türlü.


Hep kesede olmuş kiminin eli;

Bunun ispatıdır işte şu hali!

Kurbanım hepsine; yetmiş dört ili

Dağlarında toprak, taş türlü türlü.


Yasa; yasa değil, işlemez tüzük

Hep beraber deriz: “Devlete yazık,”

Büyük küçük herkes atarız kazık,

Bizde kazık türlü, baş türlü türlü.


Bir yanda üşütür dağının karı,

Bir yanda ısıtır güneşin harı,

Bir yanda yaşarsın tam ilkbaharı,

Bizim memlekette kış türlü türlü.


14 Nisan-13 Haziran 2002/Salacak/Üsküdar-İstanbul

İTİRAF
Ben kendi halinde bir garibanım;

Başka alemlerde gözüm yok benim,

Bir tenim var bir de emanet canım,

Başka taraklarda bezim yok benim.


Kalemim, kağıdım, bir de ben varım;

Onlarla dost olmak benim de karım,

Gördüklerimdendir inlemem zarım,

Vebal taşıyacak dizim yok benim.


Tahammül yok dayanamam eleme,

Kim katlanır bunca bitmez zulüme,

Sesim yetmez duyuramam aleme,

Vallahi kimseye nazım yok benim.


Görmeseydim keşke her gün olanı;

Göğe çıktı şu ülkenin talanı,

Nasıl da söylüyor beyim yalanı

Zevk almam, bunlardan hazzım yok benim.


Kimi çöplüklerde ekmek arıyor,

Kimisi devlete çorap örüyor,

Gördüklerim bana utanç veriyor,

Sokağa çıkmaya yüzüm yok benim.


Ben susarım amma kalem konuşur

Memleketin derdi elem konuşur

Yüreğime çöken çilem konuşur,

Ama çığırmaya sazım yok benim.


Denilir ki bunlar türkü olsalar;

Ağaların kulağına dolsalar

Yönetimler çekileni bilseler

Bunlar olur diye tezim yok benim.


6 Temmuz-14 Ağustos 2002/Şarköy ve Darıca


AĞLARIM
Yurdum sencileyin ben de ağlarım:

Hançeri bağrıma dost bildiklerim...

Talan olup gitti çoktan bağlarım,

Yiyip bitirdiler üst bildiklerim.


Kimi beygir diye yular takıyor,

Kimi hıyar diye yere ekiyor,

Kimi anamıza rahmet okuyor

Kimisi de diyor host bildiklerim.


İş bilenler kurtarıyor gemiyi,

Devlette buluyor büyük gömüyü,

Bizim boynumuza takıp samıyı;

Kağnıya binenler mest bildiklerim.


Seçilmişi bulamıyor yönünü,

Türedisi gün ediyor gününü,

Hırsız, arsız yükseltiyor ününü:

Şimdi yükseklerde ast bildiklerim.


İdareci idaresin ediyor,

Fırsatçıya “Buyur halkı ye” dediyor

Deli gönül çık bunları de diyor:

Sarmaş dolaş oldu küs bildiklerim.


Ses çıkmıyor çalanına çarpana,

Bakıyorlar var mı diye arkana,

Dünya alem vardı bunun farkına;

Memleket veriyor SOS bildiklerim!


1-26 Aralık 2002/İşe giderken, yolda-İstanbul


AĞAM GÖZÜN VAR MI ?
Ağam gözün var mı görüyor musun?

Nasıl görünüyor sizden manzara?

Verdiğin sözde de duruyor musun?

Onları bekliyor fakir fukara.


Kimisi aç açık, kimisi hasta

Ne sofrada ekmek, ne su var tasta

Gördük ki sizler de bu işde usta:

Bizde ağız paslı, mideler yara.


Ağam feryatlar da duyuluyor mu?

Ankara’ya kadar yayılıyor mu?

Halk da hiç insandan sayılıyor mu?

Suç sizlerde değil, bahtımız kara.


Çözülecek dendi tek tek sorunlar,

Açlıktan ötüyor gür, gür karınlar

Bunu duymak için ise burunlar:

Bir de kulak gerek şu çığlıklara!!!


Bir teneşir gerek, birde soyacak;

Yokluktan öleni tek tek sayacak,

Bir değil, beş değil binlerce ocak;

Şimdi sönmek için bekliyor sıra.


Gene söndü ümit, güven yitiyor

Sizler oynamadan bizi ütüyor,

Azıcık doğruluk olsa yetiyor,

Doğruluk geldi mi hiç oralara?


Onmadı siyaset gene onmuyor:

Neden sözler tutmak için denmiyor

Birileri sırtımızdan inmiyor,

Benzedik yük çeken katırlara.


Devam ağam devam; yemeye devam

Tutulmaz sözleri demeye devam,

Ülkeyi bu hale getirdi avam!!

Allah sonumuzu hayıra yora.


28 Aralık 2002-2 Ocak 2003/Bahçeşehir-İstanbul
GELEN AĞAM
Gelen ağam, giden paşam

Bizde değişmiyor yaşam,

Kime car eyleyip koşam,

Düzen gene aynı düzen.


Değişmiyor kanun tüzük,

Vallahi bu düzen bozuk,

Yürek yanık, bağır ezik

Ezen gene aynı ezen.


Mal yerine koyuluyor,

Gece gündüz soyuluyor,

Altta alta oyuluyor,

Düzen gene aynı düzen.


İhaleler, mihaleler

Görünenler yürek deler,

Millet açtır; me mem meler,

Hazan gene aynı hazan.


Seçimde savurup esmek,

Ortalığa racon kesmek,

Bize göre değil susmak:

Ozan gene aynı ozan.


15-20 Aralık 2002/Bahçeşehir-İstanbul
ŞİKAYET
Başlar taraf oldu yoksula karşı,

Ankara’dan verdi hırsıza marşı,

Onlar şimdi çoktan geçtiler arşı;

Elleri havada bay bay ediyor.


İçeride çete, dışarda çete

Olanlar yargıya bir karış öte,

Kurtarırız diye çıkanlar sete,

Şimdi götün götün geri gidiyor.


Çünkü her dem hazır işi bilenler,

O sayede geldi bütün talanlar,

Uzaktan bakıyor halktan olanlar

Göz’açıklar bankaları yuduyor.


Aldıran yok, var mı polis, zabıta?

Çözülemez oldu bazı rabıta,

Kapkaççı sokakta tam hazır kıta,

Sanki adamlar bir fethe gidiyor.


Belimizi büktü infaz yasası,

Hırsızın biz gibi yokki tasası,

Bu da halka Avrupa’nın cefası,

Onlar bizi yasalarla güdüyor.


Vergi alınmıyor çünkü veren yok,

Milletin haline bakıp gören yok,

Gene de yoksullar varlıklıdan tok,

Çünkü onlar hiç doymuyor, tadıyor.


Ne standardımız var, ne de ölçü

Okul, sağlık, yargı, yok oldu üçü

Yetimin ne hakkı kaldı, ne saçı

Yönetimler buyur sen de ye diyor.


Deniyor olacak yerinden yönet

Siyasette sözler olmuyor senet,

Allahım sen kurtar, ne gavur inat

Seçildikten sonra inkar ediyor.


Bana da dostlarım “sen sus” diyorlar,

“Bunlar çok önemli husus” diyorlar,

Yüz karası değil bir is diyorlar,

Ama deli gönlüm “susma; de,” diyor.


25 Mayıs-13 Haziran 2003/Salacak/Üsküdar-İstanbul


YER ARARIM
Huyu sattık, suyu sattık

Kardır dey deyi sattık,

Buna rağmen gene battık,

Batılmadık yer ararım.


Doğruluğu attık özden,

Öte gidemedik sözden,

Adam olmaz deyi bizden,

İtilmedik yer ararım.


Kurduk, kurduk battı kurum

Bir gün de artmadı verim,

Deyi deyi Allah Kerim,

Yatılmadık yer ararım.


Genlerden mi, cinlerden mi?

Dinsizden mi, dinlerden mi?

Bizlerden mi, onlardan mı?

Çatılmadık yer ararım.


Miras kalmadı satacak,

Bu üremeye yetecek,

Vallahi dağ taş bitecek,

Tutulmadık yer ararım.


Bu yüzden mi şehit verdik,

Hani vatan kutsal derdik,

Olanlar ortada gödük,

Satılmadık yer ararım.


Varsıl, yoksul kast oluştu,

Hırsız tepede buluştu,

Batmak için fon gelişti,

Ütülmedik yer ararım.


19 Ağustos 2003, Gece saat 02.30/ Darıca/Gebze-Kocaeli


UTANIRIM
Başım yere eğik durur,

Kaldıramam utanıtım.

Yüreğimi yangın bürür,

Söndüremem utanırım.


Bozduk ülke havasını,

Yıktık halkın yuvasını,

Yok eyledik sevdasını,

Güldüremem utanırım.


Yalan dolan ilke olunca,

Yapılanlar halka olunca,

Bu da bizim ülke olunca,

Kaldıramam utanırım.


Satılmadık bir tek hava,

O da yok artık bedava,

Adaletsiz yürürü dava,

Öldüremem, utanırım.


Yiyiciler başa bela,

Yönetimlerle kolkola,

Gurbet oldu artık sıla,

Bildiremem utanırım.


Yokluk gördü bu halk bizden,

Çektikleri hep bu yüzden,

Yaş boşanır iki gözden,

Sildiremem utanırım.


16 Ağustos 2003, Saat gece 02.30/ Darıca/Gebze-Kocaeli

ÖZÜM SENDEN
Şu yıllarda olanları,

Oğlum senden, kızım senden,

Başımıza gelenleri,

Soruyorum özüm senden.


Yaşıyruz bir talanı,

Nasıl desem şu olanı,

Varsa desin bir bileni,

Vazgeçeyim tezim senden.


Bu soygunlar yeni tür mü?

Yapılan hırsıza kar mı?

Dünyada benzeri var mı?

Utanıyom mazim, senden.


Ey sen ulu devlet baba,

Koca geçmiş oldu heba,

Kar etmiyor şimdi çaba,

Kızarıyor yüzüm, senden!


Toprakla bozuldu barış,

Boşuna artık yalvarış,

Hani nerde o gül veriş,

Esirgiyor gözüm senden.


26 Ağustos 2003/Darıca/Gebze-Kocaeli

ÖNERİRİM
A be iş arayan dostum;

Hırsızlığı öneririm!

Kötülük değildir kastım;

Arsızlığı öneririm!


Sakın arlanıp utanma,

Kötüdür derlerse kanma,

Büyükler yapmıyor sanma,

Hırsızlığı öneririm!


Baş işin hep soygun olsun,

En iyisi; daha nolsun!

Soranlara de; “Hamd olsun,”

Hırsızlığı öneririm!


Şimdi bu iş büyük hüner,

Sönük kalma ol bir fener,

Bildiklere sen de öner,

Hırsızlığı öneririm!


Işıktan çal, sulardan çal,

Saatleri hep geri al,

Belli etme de saygın kal

Hırsızlığı öneririm!


Kanun neci, tüzük neci?

Avrupa var gözetici,

Seni yazar gazeteci,

Hırsızlığı öneririm!


Boş duranı sevmez Tanrı,

Sokaklarda ol bir arı,

Ceza almaz yapanları,

Hırsızlığı öneririm!


Ne işin var aç aç böyle,

Düzen bu değil mi? Söyle.

Gez dolaş gönlünü eyle,

Hırsızlığı öneririm!


Kartal gibi gökte dolan,

İşin olsun her gün talan,

Daha ne diyeyim kalan;

Hırsızlığı öneririm!


29 Ağustos 2003,Gece saat 03.45/Darıca-Kocaeli

EMEKLİ
Telefonu çalmaz, bir ses duyulmaz

Kuma kuşu gibi bekler emekli,

Kırk akşamda bir şeytana uyulmaz,

Yürüse yollarda tekler emekli.


Gece uyku tutmaz, akşam yol yorar

Geç vakit pazarda döküntü arar,

Her gün hesap kitap zihnini yorar,

Kuruşu kuruşa ekler emekli.


Artık emekli ya olamaz işi,

Başta saçı kalmaz, ağızda dişi,

Maaşı tükenir her ayın beşi,

Gene de cebini yoklar emekli.


Sıkıntının şimdi en hat safhası,

Bundan sonar başlar ömrün cefası,

Peyniri, zeytini görmez sofrası,

Görürse de yemez, koklar emekli.


Korkulu ruyası hep faturalar,

O kaygı içinde uykuya dalar

Bazan gizli gizli oturup ağlar,

Yaşları eliyle paklar emelkli.


Kaygısız bir günü, gecesi geçmez,

Artmaz üç kuruşu bir gazoz içmez,

Utanır, derdini kimseye açmaz,

Halden bilmez diye toklar, emekli.

Yeniden çalışsa kimler iş verir,

Kalan günlerinin içinde erir,

Her gün kuyruklarda işkence görür,

Cefayı umutla denkler emekli.


Ruyasına girer varlık her gece,

Ümüğünü sıkar darlık her gece,

Çaresizlik gider en çok da güce

Ama söyleyemez saklar emekli.


İşte böyle emeklilik halimiz,

Devlet bize, biz devlete zulümüz

Daha fazlasına varmaz dilimiz,

Tez günde bir ölüm bekler emekli!


14-15 Ekim 2003/Salacak/Üsküdar-İstanbul

DİLEKÇE
Başbakanlık makamına,

Başvurumuz vardı fona,

Kredi hakkımdı bana,

Taze bitti yok diyorlar.


Radyoda haberi duyduk,

Bankaya payımız koyduk,

Dokuz aylık günü saydık,

Sen ağzını dik diyorlar.


Eksper rapor yazdı tek tek;

Tapuda kondu ipotek,

Borçlarım var para gerek,

Çaktırmadan tak diyorlar.


Bankalar para vermiyor,

Bu işe aklım ermiyor,

Devlet sözünde durmuyor,

Sen iflasa bak diyorlar.


Borcum taşçıya kumcuya,

Naletim her gün zamcıya,

Çocuklar Özal Amca’ya,

Fona ağıt yak diyorlar.


Borca gidiyormuş para,

Vermezlermiş konutlara,

Yol bekliyoruz Ankara,

Yapılan na-hak diyorlar.


Devlet durmazsa sözünde,

Düzen bozuktur özünde,

İnan milletin gözünde,

Gidiş borma-bok diyorlar.


20 Haziran 1988/Darıca-Kocaeli
NOT: Bu şiir, Rahmetli Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde verilmeyen bir ferdi konut kredisi ile ilgili bir dilekçe olarak Başbakanlığa gönderilmiş ve Başbakanlığın Halkla İlişkiler Müdürülüğü tarafından telefonla evimiz aranarak konunun detayları sorulmuş ve ilgili makamlara verilen talimatla sorun çözülmüştür.

KÖYÜMDÜ BENİM
Dağlar arasında kır tepelerde,

Evlerde ne pencere, ne de perde,

Anlatayım sana bir lahza durda,

Orası ilkeldi, köyümdü benim;

Uzaklarda eldi, köyümdü benim.
Öküzlerle sürerdik tarlaları,

Eller kabuk kabuk, benizler sarı,

Yarı açtı, yarı tok karınları

Orası yoksuldu, köyümdü benim;

Patikası yoldu, köyümdü benim.
Çocuklar dağlarda davar güderdi,

Kadınlar dereye suya giderdi,

Gömmüştü içine her türlü derdi,

Orası hastaydı, köyümdü benim;

Sınıkçı ustaydı, köyümdü benim.
Her gece ulurdu çakallar kurtlar,

Havlayıp koşardı onlara itler,

Ayrılmaz parçamız eşekler atlar,

Orası vahşiydi, köyümdü benim;

Kuzular yahşiydi, köyümdü benim.
Akşamları ebem masal söylerdi,

Çocukları ne de güzel eylerdi,

Kahramanı paşalardı, beylerdi,

Orası ümmiydi, köyümdü benim;

Okul da neyidi! köyümdü benim.!

Gecemizi mehtap aydınlatırdı,

Bize sizden yakın yıldızlar vardı,

Elimiz çok çok uzak diyardı,

Orası dağ idi, köyümdü benim

Sahibi yoğ idi, köyümdü benim.


Uyanırdık horozun ötmesiyle,

Isınırdık atların nefesiyle,

Benim ağam ince tatlı sesiyle,

Orası kavaldı, köyümdü benim

Dert ortağı maldı, köyümdü benim.
Yavaş yavaş tükenmişti ormanı,

Tepelerden öte, dağların yanı,

İçimde kor gibi küllenmez anı,

Orası bizsizdi köyümdü benim,

Yurtları ıssızdı, köyümdü benim.
1988/ TÜBİTAK-MAM-Gebze-Kocaeli


OĞUL
Ekmeğin önünde aşın önünde,

İnan geziyorum başım önümde,

Sen de anlarsın ya günün birinde,

Şu yanlış yollara gitmesen oğul.


Gel hatırla bu yılların kıymetin,

Çekersin hayatta bunun zahmetin,

Senin de boş gezmek oldu illetin,

Bu haline yazık etmesen oğul.


Yıllar geçer, ömür geçer onunla,

Çok bulunur lak lak eden seninle,

Düşün, yarın konuşursun kiminle?

Böyle çok uçarı gitmesen oğul.


Tutmazlar elinden yarın kimseler,

Bir gün askerlik der polis enseler..

Görecek gün, yapacak neler neler,

Onları göz ardı etmesen oğul.


Kimi ağam der şimdi, kimisi paşam

Boşa geçen günler boşuna yaşam

Okumak mutluluk, okumamak gam

Orda burda böyle sürtmesen oğul.


Tez elden karar ver geçmesin zaman,

Avuç açma kimseye deme el-aman,

Çoğu garip bile okuyor taman,

Kendini pul ile satmasan oğul.

Başlayıp bir yere bitirsen onu,

Lak lak ile geçirmesen gününü,

Görmek istiyorum onduğunu,

Öğlelere kadar yatmasan oğul.


Hafta tükenmiyor, bitmiyor günler,

Yollar eniş yokuş dik merdivenler,

Acıyor koşarken beni görenler,

Bu kadar kötülük etmesen oğul.


Kurslara gidiyor aldığım para,

Niye kazandığım içimde yara,

Bakıyorum yatakda duvarlara,

Defteri, kitabı yırtmasan oğul.


Bu haline senin içten yanan var,

Saçları süpürge eden anan var,

Anlayarak bu yollardan dönen var

Aşımıza zehir katmasan oğul.


Eylül 1999/İşe giderken, yolda-İstanbul


ÇİLEM
Kaç küçüğün adı oldum,

Kaç yoksula dadı oldum,

Kaç ödleğin ödü oldum,

Yine de bitmedi çilem.


Ayıkken öğüt alındı,

Sarhoşken kafa bulundu,

Dişler düştü, saç yolundu,

Gene de bitmedi çilem.


Herkes gariban buldular,

Birer ikişer yoldular,

Olan varımı aldılar,

Gene de bitmedi çilem.


Akrabalar, makrabalar

Bana sizden yakın dağlar,

Gözlerimden dere çağlar

Gene de bitmedi çilem.


Kimseler gelmez yanıma,

Canımı kattım canına,

Kılıbık oldum hanıma,

Gene de bitmedi çilem.


Ey dostlarım, komşularım,

Duyulur mu çığlıklarım,

Sürünsem de sürüm sürüm,

Gene de bitmedi çilem.


Başıma hep karlar yağdı,

Dumanım göklere ağdı,

Ruhum ölü, canım sağdı,

Gene de bitmedi çilem.

Azrail haber etmedi,

Ölüm yardıma yetmedi,

Çabalarım kar etmedi,

Gene de bitmedi çilem.


28 Ocak 2004/Salacak/Üsküdar-İstanbul
İSTİYOR
Şaşırdım ben bu işin hiç sonu yok,

Kuruş benden pul hakkını istiyor

Babalar hep birer robot canı yok,

Ev halkı da kul hakkını istiyor


Çalışırım, didinirim kazanır

Ağrılarla, sızılarla bezenir,

Akşamları iki seksen uzanır,

Uykular da dal hakkını istiyor.


Yarısını hanım alır götürür,

Pudra ile rujza biraz yatırır,

Kalanı da kremlerde bitirir,

Dudak boya, dil hakkını istiyor.


Geri kalanın yarısı oğlanın,

Koşun koşun Layla’larda eğlenin,

Yetmez diye peşimden de söylenin,

Postacı da sal hakkını istiyor.


Unutulmaz küçük hanım yarıcı,

Meteliğin hesabını görücü,

Kazanmaktan dağıtması yorucu,

Rakamlar da böl hakkını istiyor.


Elektrik ile gaz da var daha,

Hanımdaki görünmezler sır daha,

Babasın ya susuz çölde bir vaha,

Çoraklar da sel hakkını istiyor.


Artan varsa telefonun, iskinin

Hiç hakkı yok şu kazanan suskunun,

Barışması gerek bu ay küskünün,

Dargınlar da gül hakkını istiyor.


Kazanan o, görmeyen o parayı

Açmak olmaz ev halkıyla arayı,

Gözden akan sulandırır dereyi,

Büvetler de dol hakkını istiyor.

Azrail de öl hakkını istiyor.
30 Aralık 2003/Salacak/Üsküdar-İstanbul.


OLAMADIM
Artık okul bitti, askerlik bitti

Ömrümün yirmi beş yılı gitti,

Hocalarım bana hep tenbih etti:

Ama hizmet için kul bulamadım.


İş için her türlü yolu denedim,

Buna iyi, ona kötü demedim,

Köy ve kasabayı ili denedim,

Tutunup kalacak el bulamadım.


Giremedim şöyle doğru bir yola,

Yoksulluk ömrümde vermedi mola,

Bir memurluk buldum ben bula bula,

Para değil yağmur, sel bulamadım.


Bütün derdim işe yarar olmaktı,

Her halimle orta karar olmaktı,

Çalışıp, hakedip onu almaktı,

Doğruya gidecek yol bulamadım.


Vergilere gitti aylık kazancım,

Elektrik, su, gaz, telefon sancım,

Düşmanlar ortada, dostlar yabancım

Başıma sürecek kel bulamadım.


Çıkamadım itibarlı katına,

Parasızım söz geçmiyor hatuna,

Torpilim yok ondan döndüm yetime,

Ölsem dedim ipe dal bulamadım.


Rüşvet veremedim işim olmadı,

Yoksula karıştım aşım olmadı,

Bir günde kaygısız başım olmadı,

Ölsem dedim ama, sal bulamadım.

Ben de açsam dedim özel bankası,

Bunun için gerekmiş adamın hası,

Tüzüğü, kanunu, anayasası,

Onları geçecek hol bulamadım.


Bu ne vergi dedim devlet dediler,

Hayır! dedim asi evlat dediler,

Camiye yöneldim ahret dediler,

Birkez eğlenmeye zil bulamadım.


Dedim hırsız olsam gece kayboldu,

Çalanlar var dedim o da ayıb oldu,

Kiminin çantası çuvalı doldu,

Karnıma girecek yel bulamadım.


Politika dedim, p-sinde kaldım,

Eller kaz yolarken ben saçım yoldum,

Başımı en olmaz taşlara çaldım,

Çalmak için bir tek mal bulamadım.


Amcası, dayısı olanlar gibi,

Siyasette kırk yıl kalanlar gibi,

Her gün kazlar bulup yolanlar gibi,

Bir kul olsam dedim hal bulamadım.


Bankaya uğradım kefil dediler,

Sen de kimsin be hey gafil dediler,

Adamını söyle tıfıl dediler,

Bir isim demye dil bulamadım.


Altın olsam dedim alan olmadı,

Devlet olsam dedim talan olmadı,

Bir hızır bekledim gelen olmadı,

Gitsem dedim ata nal bulamadım.


25 Ekim-14 Kasım 2000/Salacak/Üsküdar-İstanbul

BEN NE BİLEYİM

Yüzü sahtekardı, yediği haram

Eller diyor bunu ben ne bileyim.

Bunların yüzünden şu büyük dıram;

Kullar diyor bunu ben ne bileyim.
Nice sahtekara akıl danıştı,

Randevular aldı, gitti tanıştı

Beni kullanarak kaç kez konuştu;

Teller diyor bunu ben ne bileyim.


Herkese aşikar çalıp çırptığı,

Bakma laflarına; para taptığı

Ortada apaçık neler yaptığı,

Diller diyor bunu ben ne bileyim.


Onun için bunlar kolay işimiş,

Yaptığı ibadet zaten boşumuş,

Caddelerden her gün haram taşımış;

Yollar diyor bunu ben ne bileyim.


Şimdi yapacağı kalmadı daha,

Bizi alet etti aldığı aha,

Ayıbını örttük, girdik günaha;

Çullar diyor bunu ben ne bileyim.


Kışta da, yazda da üstünde estik,

Görünce halini buzlara kestik,

En sonunda biz o hırsıza küstük;

Yeller diyor bunu ben ne bileyim.


Taşıdım üstümde şeytana uydum,

Mezarlık yolunda kaç kere duydum,

Kara yere değil, azaba koydum;

Sallar diyor bunu ben ne bileyim.


Bir zaman kıraldı, akçaydı pulu

Tutmaz oldu artık kanadı kolu,

Çok şükür kurtulduk o şimdi ölü;

Haller diyor bunu ben ne bileyim.


15 Nisan 2007/Salacak/Üsküdar-istanbul


GÖRÜRSÜN (DIR DIR ETME)

Hanım nolur dır dır etme;

Ölürsem eğer görürsün!

Yeter artık fazla gitme,

Gelirsem eğer görürsün!
Oynatma öyle kolunu,

Buldun yoğurdun bolunu,

Çıldırmanın bir yolunu,

Bulursam eğer görürsün!


Şu ömrümü ettim heba,

Niçin delirtmeye çaba,

Nefesimi kaba kaba,

Solursam eğer görürsün!


Öldüreceksin dertleyip,

Çeker giderim cartlayıp,

Bir gün mezardan hortlayıp,

Gelirsem eğer görürsün!


Bu şiddet, bu celal niye,

Benziyorsun taşkın suya,

Can yoldaşım diye diye,

Melersen eğer görürsün.


Kızdırma gitmem başından,

Girer de çıkmam düşünden,

Ayrıldığım gün peşimden,

Ulursan eğer görürsün.


Geçse de gençlik çağları,

Bozulmaz gönül bağları,

Ferhat olup şu dağları,

Delersen eğer görürsün.


9 Temmuz 2006/Darıca/Gebze-Kocaeli

GEÇ ONU!

Hak yerini bulur deniyorsa da;

Adalet madalet sorma geç onu.

Her yerde paranın düdüğ’ötüyor,

Adalet madalet sorma geç onu;

Vijdanda arıyor garip, aç onu.


Anında dönüyor binlerce dümen,

Devir devir değil, çok kötü zaman

Sakın yüreklere kötülük koman;

Adalet madalet sorma geç onu;

Enginlere koymak bilin suç onu.
Paras’olan gemi azıya aldı,

Kızgın boğa gibi meydana daldı,

Sormayın kanuna tüzüğe noldu?

Adalet madalet sorma geç onu;

Masalarda doldur, doldur içi onu.
Yapılandan ayrı milletin fikri,

Zaruret oluştu hemi de fakrü,

Zorluyor insanı adalet zikri;

Adalet madalet sorma geç onu;

Başımıza biz eyledik taç onu.
Delirenler, sapıtanlar çıldıran

Baskı yapan, tehdit eden yıldıran

Gaztelerde manşet; vuran öldüren

Adalet madalet sorma geç onu,

Kanunlarla biz eyledik hiç onu.
Üç kağıtçı ele aldı yuları,

Harcar oldu euro’ları, doları

Isınıyor vijdanların suları,

Adalet madalet sorma geç onu;

Sürüp savurarak ettik cec onu.
Batının desteği ortada açık,

O da etkiliyor elbet az buçuk,

Kimi essah deli, kimisi uçuk

Adalet madalet sorma geç onu;

Yerine oturtmak gayet güç onu.
Özgürlük deniyor, bilmem nasılsa!

Kabulümüz eğer bunlar usulse,

İnanmak istemem amma asılsa

Adalet madalet sorma geç onu;

Bizce susturamaz hiç bir güç onu.

Her gün derde derman, güven seç onu.


19 Aralık 2006/Üsküdar-Beşiktaş vapuru-İstanbul

MODA OLDU

Moda oldu bu yıllar, her gün biriyle yatmak

Barlarda pavyonlarda bununla hava atmak,

Sonra TV’ye çıkıp yaptığını anlatmak,

Bunu bilmeyen mi var demen Allah aşkına,

Ağlanacak halimiz; gülmen Allah aşkına.


TV bunlarla dolu, gazeteler yazıyor

Kırk elliye gelenler yavaş yavaş azıyor,

Bu öyle revaçta ki yapmayanı üzüyor,

Bunu bilmeyen mi var demen Allah aşkına,

Ağlanacak halimiz; gülmen Allah aşkına.
Kanunlar Avrupai; vatandaş da hürümüş,

Bu coşkulu saadet, inan almış yürümüş

Apaçık görünüyor; koca tarih çürümüş

Bunu bilmeyen mi var demen Allah aşkına,

Ağlanacak halimiz gülmen Allah aşkına.
Para orda, pul orda, evli orda, dul orda

İstiyorsan sen de gel; becer becer kal orda,

Yemek ye, viskini iç; coş, eğlen ve gül orda

Bunu bilmeyen mi var demen Allah aşkına,

Ağlanacak halimiz; gülmen Allah aşkına.
Nerden gelir hiç sorma değirmene gelen su,

Ne yüzlerde ar-haya, ne de Allah korkusu

En büyük itibarlı, o günün orospusu …

Bunu bilmeyen mi var demen Allah aşkına,

Ağlanacak halimiz gülmen Allah aşkına.
6 Aralık 2006/Salacak/Üsküdar-İstanbul

BEN UTANDIM

Çok konuşma anamızı

Beller dendi, ben utandım.

Çaktırmadan oramızı,

Eller dendi, ben utandım.
Heves ile özenilen,

Mala mülke bezenilen,

Haramımış kazanılan

Mallar dendi, ben utandım.


Rüşveti hediye duymuş,

Alınca bankaya koymuş,

Bir kere şeytana uymuş,

Kullar dendi, ben utandım.


Yalanmış yardımı aca,

Kesesine etmiş boca,

Kırkıncı kez gitmiş hacca...

Eller dendi, ben utandım.


Helal yemek değil konu,

Umma hiç bulaman onu,

Bu imiş sofrada mönü,

Deller dendi, ben utandım.


Anlayamadım kastı ne,

Bürünmüş kuzu postuna,

İti köpeği üstüne,

Çullar dendi ben utandım.


2 Nisan 2007/ Beşiktaş-istanbul

SES YOK

Memlekete teccal geldi,

Görülüyor dedim; ses yok.

Başımıza ne çoraplar,

Örülüyor, dedim ses yok.
Pes eylemiş namus ehli,

Çünkü geçmez oldu dahli,

Kararlar hocalı, şeyhli

Veriliyor dedim; ses yok.


Anahtar hacı, hocada

Peşinde toku acı da,

Yok hiç ortası ucu da,

Vuruluyor dedim; ses yok.


Büyüklerde ahda vefa,

Bütün suçlar girdi afa,

Laylalarda zevk-ü sefa,

Sürülüyor dedim; ses yok.


Ahlakta kalktı sınırlar,

Çoğu Allahtan sanırlar,

İnsan olanda sinirler,

Geriliyor dedim; ses yok.


Fetva veriyor vaizler,

Karara geçti caizler,

Gericiliğe tavizler ,

Veriliyor dedim; ses yok.


Ok fırladı artık yaydan,

Perişanız haydan huydan,

Doğru diyen dokuz köyden,

Sürülüyor dedim; ses yok.


Hırsızlar oldu pirimiz,

Azap olacak yerimiz,

Artık bizim defterimiz,

Dürülüyor dedim; ses yok.


8- Eylül 2006/Saat:02:20

14 Eyloül 2006/Saat:03:00

Salacak/sküdar-stanbul

UTANIRIM

Ben sana neler derim de;

Sövmek için utanırım.

Kapıma köle etmem de,

Kovmak için utanırım.
Su olsam dolmam testine,

Çökelek basmam postuna,

Yağmur olsam da üstüne,

Yağmak için utanırım.


Bağırsan yırtınsan bile,

Açılsan örtünsen bile,

Sen bana sürtünsen bile,

Değmek için utanırım.


Everes’e teğ olsan da,

Toroslarda dağ olsan da,

Yamaçlarda bağ olsan da,

Ağmak için utanıtrım.


Önce memleketi satsan,

Sonra dönüp atıp tutsan,

Önümde temanna etsen,

Eğmek için utanırım.


Elinden geleni koma,

Olmam yırtığına yama,

Gücüm sana yeter ama,

Boğmak için utanırım.


Eylül 2006/Salacak/Üsküdar-İstanbul

DENİRSE DE İNANMAYIN

Çete değil olay tekten,

Denirse de inanmayın.

Tedbir alıyoruz kökten

Denirse de inanmayın.
Yapanlar hep ezilecek,

Tüm olaylar çözülecek,

Oyun kökten bozulacak,

Denirse de inanmayın.


Yanlarına kalmayacak,

Sürünecek, ölmeyecek,

Bundan sonra olmayacak,

Denirse de inanmayın.


Biz bu işi bitiririz,

Fitil fitil getiririz,

Kırk yıl hapis yatırırız,

Denirse de inanmayın.


Davet ettiler gelmedim,

Gelsem de orda kalmadım,

Hırsız ile gaz yolmadım,

Denirse de inanmayın.


Ne oynaşım, ne de dostum

Zaten konuşmazdım, küstüm

Öyle demek değil kastım,

Denirse de inanmayın.


Anasında yok hiç gözüm,

Elbet bulunacak çözüm,

Maksadını aştı sözüm,

Denirse de inanmayın.


çözüm bulundu soruna,

Güvenmek lazım yarına,

Mercimeği biz fırına...

Denirse de inanmayın.


10 Eylül 2006/Salacak/Üsküdar-İstanbul


ÖĞÜT

Mal bıraktım, mülk bıraktım;

Öve öve yiyin yavrum.

Şu başımı kel bıraktım,

Döve, döve yiyin yavrum.
Gelir isem kapınıza,

Bacı kardeş hepinize,

Helal olsun topunuza,

Kova kova yiyin yavrum.


Tersleyin atın dışarı,

Şu moruk; aklı şaşarı,

Yaparsanız çok başarı,

Söve, söve yiyin yavrum.


Malım, mülkümü bölüşün,

Enayi diye gülüşün,

Yokluğuma tez alışın,

Tava, tava yiyin yavrum.


Masaya toplu oturun,

Ne varsa hepten götürün,

Aman tez günde bitirin,

Eve, eve yiyin yavrum.


Çeki senedi boşlayın,

Önce nakitten başlayın,

En son evleri düşleyin,

Yuva yuva yiyin yavrum.


Böyle kurulmuş bu evren

Böyle dönermiş bu devran,

Utanma, cin gibi davran,

Seve, seve yiyin yavrum.


3 Temmuz 2006/Darıca/Gebze-Kocaeli.


BİTTİ

Ayıptan kurtardık göbek alanın,

Utanma, sıkılma, arımız bitti.

Varın hesabını yapın kalanın,

Elde olan tek şey varımız bitti.
Sürüyor Batı’nın ahlak atağı,

Arar olduk eski mini eteği,

Ayrıldı karıyla koca yatağı,

Gerisi çok kolay zorumuz bitti.


Aile umuttu, bitiyor şükür

Kimine çok cazip geldi bu fikir,

Enteller en önde, arkada fakir

Anadolu denen sırrımız bitti.


Bazıları fazla buluyor donu,

Apaçık geziyor arkası, önü

Modada son yıllar bu imiş mönü,

Yeter artık, bizim, çağrımız bitti.


Nerdeyse düşüyor pantol bacaktan,

İnmiyor bazısı koldan, kucaktan,

Umutlar bitiyor tüm gelecekten,

Söyleme, uyarma devrimiz bitti.


Sokak ortasında bütün zevk safa,

Lüzum da yok artık kanuna affa,

Medeniyetmiş bu; gerek yok lafa!

Kabullendik artık, zarımız bitti.


Barlarda, pavyonda hep sazlı, sözlü,

Elle, okşa, sürtün, öp, sizli bizli

Günün modası bu kim kimden hızlı,

Herkes uysallaştı, torumuz bitti.


Kimisi buluyor bu hali fevri,

Çoktan tarih olmuş tek eşli devri,

Farketmiyor; bekar, dul, ya da evli

Sevgiyle anlaşma, devrimiz bitti.


15 Ağustos 2006/Salacak/üsküdar-istanbul

PEZEVENK

Hırsızlıkta pek ünü var,

Arlanmıyor da pezevenk.

Paşalar gibi yaşıyor,

Zorlanmıyor da pezevenk.
Hep bilinir ne yapıyor,

Haram görünce kopuyor,

Anamızı şaapıyor,

Horlanmıyor da pezevenk.


Yanında hep keleşi var,

Yiyip içer beleşi var,

Beş on tane üleşi var

Torlanmıyor da pezevenk.


Yanında silah taşıyor,

Haram peşinde koşuyor,

Üç alıp beşin boşuyor,

Kirlenmiyor da pezevenk


Ne adalet el atıyor,

Ne de kodeste yatıyor,

Ortada caka satıyor,

Derlenmiyor da Pezevenk.


Düğünlerde, derneklerde,

Rağbet görüyor her yerde,

Sabah akşam haberlerde,

Darlanmıyor da pezevenk,


Dünya aleme bakıp da,

Namussuzluktan bıkıp da,

Üstüne toprak döküp de,

Körlenmiyor da pezevenk.


14 Ağustos 2006/Saat 04.30

Salacak/Üsküdar-İstanbul


ZAHMET BUYURMAYIN

Zahmet buyurmayın efendim sizler,

Elbet anamızı keken bulunur.

Topyekun hazırız, bekliyor bizler

Elbet bir tenhaya çeken bulunur.
Yokluk ilerliyor hep koşar adım,

Fazlası haramdır, yeter bir tadım

Sizler, merak buyurmayın üstadım,

Münasip bir kazığı sokan bulunur.


Bulsak diye inan ekmeği, suyu

Size verdik vallah seçimde oyu,

Şükür sayenizde dert kuşak boyu,

Elbette hayattan bıkan bulunur.


Atamayız mirim sizi yabana,

Fırsat elinizde vurun abama,

Arkamızdan hep abana, abana

Bizim belimizi büken bulunur.


Sayenizde böyle verildi mola,

Sizinle girilen gerdek bu’mola?

Çoktan geldik gibi biz kafa kola

Elbet künde ile yıkan bulunur.


11 Ağustos 2005/Salacak/Üsküdar-İstanbul

ARTIK SANA

Değil telfon eylemek,

Yazmam bile artık sana!

Seninle gönül eylemem;

Tozmam bile artık sana!
İdare eder durumu,

Yere atmam gururumu,

Kırk yıl kalsam uçkurumu,

Çözmem bile artık sana!


Yedin gönül haracımı,

Sonra çattın* dar ağcımı,

Şu bekarlık orucumu,

Bozmam bile artık sana!


Yaz baharda aygır olsam,

Bin senedir bekar kalsam,

Bir yaylada seni bulsam,

Azmam bile artık sana!


Usandım kara kışından,

Şükür düştün ya döşümden,

Bir gün yanılıp peşinden,

Tezmem bile artık sana!


Öğrendim artık suyunu,

Asla tutmadım huyunu,

Yalvarsan da kör kuyunu,

Kazmam bile artık sana!


* Çatmak:Kurmak, “dar ağacını çatmak, çatma çatmak”

2 Ağustos 2006/Darıca/Gebze/Kocaeli



İNTİZAR (HIRSIZLARA, ARSIZLARA)

Çaldığınla, çırptığınla

Sürüm sürüm sürünesin!

Canım diye taptığınla,

Sürüm sürüm sürünesin!
İçinde dinmeye acın;

Ahı tuta yoksul acın;

Anan, baban, kardeş, bacın;

Sürüm sürüm sürünesin!


Yüreğinden dertler tuta;

Ölmeyesin yata, yata;

Gözlerine miller bata ;

Sürüm sürüm sürünesin!


Derdi tuta masumların;

Kına yaka hasımların;

Yüz vermeye hısımların;

Sürüm sürüm sürünesin!


Tohumun, neslin sürmeye;

Hasret kalasın görmeye;

Delire, aklın ermeye;

Sürüm sürüm sürünesin!


Ağustos 2006

SİVRİ SİNEK

İniliyor sazlar gibi,

Tele ayar verdi sinek.

Tepelerden gözler gibi,

Yedi koldan sardı sinek.
Ne tel zaptetti ne kapı,

Zangır zangır titrer yapı,

Bir kuş kadar desem çapı,

Bacalardan girdi sinek.


Gece tam saatin biri,

Biri uçtu, kondu biri

Parçalıyor diri diri,

Koltuğumdan yardı sinek.


Geldi birden koşa, koşa

Kapınmak, kaşınmak boşa

Karşı durmak... tövbe haşa!

Muradına erdi sinek.


Dört bir koldan saldırmaya,

Ferman almış öldürmeye,

Çok az kaldı çıldırmaya,

Kollarımı burdu sinek.


Bardak bardak emdi kanı,

Ne de çok istemiş canı,

Bir o yanı, bir bu yanı,

Döne döne yordu sinek.


Görülmedi hiç böylesi

Kemanlarda yoktu sesi,

Kurşun gibiydi busesi,

Ta alnımdan vurdu sinek.


Tek bir yanım oysun diye,

Kalanını koysun diye,

Seslenmedim doysun diye,

Bu işlerde pirdi sinek.


Beni sevmiş geliyormuş,

Korumaya alıyormuş,

Çok eskiden biliyormuş,

Bu işlerin kurdu sinek.


Aramızda sır kalmadı,

Görmediği yer kalmadı,

Namus bitti, ar kalmadı,

Her yerimi gördü sinek.


18 Temmuz 2006/

Onsekiz Mart Üniversitesi,

Dardanos Tesisleri-Çanakkale.

ETTİN

Şu güzel günümü zehir eyledin,

Hey gözü çıkası, başı kopası.

Yalanla, dolanla çıkar peyledin,

İtin kunnadığı, eşşek sıpası.
Adam görünümlü bostan sırığı,

Üçkağıtçı dalkavuğun sarığı,

Deyyus sülalenin ırzı kırığı,

Soyunu sopunu eşşek tepesi.


Hırsızın uşağı, arsız suratlı

Padişahtan dalkavukluk beratlı,

Fok ayısı gibi gıdığı katlı,

Lağım çukurunun ağız tıpası.


Şeytanına lanet, şerrin başına

Yağlı kurşun girsin boklu döşüne,

Karışılmaz amma Tanrı işine,

Depremde üstüne damlar kepesi.


Velfecir okuyor gözleri kaşı,

O malum sokakta pezevenk başı,

Boklu ayakların kaldırım taşı

Oynak karıların kulak küpesi.


Gözün çıksın dört yanını göreme,

Dilin kopsun sualini vereme,

Neslin bitsin bundan sonra türeme,

Dudağından AİDİS’li öpesi.


13 Nisan 2006/Salacak/Üsküdar-İstanbul


BİLİNİR

Bakın çevrenize böyle kazançlar

Emekler olmasa nasıl bilinir?

Böylesi yoksullar, böylesi açlar

Yemekler olmasa nasıl bilinir?
Birisi aç gezer, biri şişmanlar

Varlık ile yokluk zaten düşmanlar

Bu dünyaya geldiğine pişmanlar,

Kemikler olmasa nasıl bilinir.


Birisi bulamaz, biri der bayat

Nice tersliklerle doludur hayat,

Yerken duyduğumuz o ekşi, o tat

Sumaklar olmas nasıl bilinir.


Çukurova’lının ikram-izzeti

Tuzuyla biberi, soğanı, eti

Nasıl bilinir di etin lezzeti?

Damaklar olmasa nasıl bilinir?


Bakınca bilinmez pire mi, bit mi?

Yoksa delikanlı, mert bir yiğit mi?

Nerden bileceğiz insan mı, it mi,

Yamıklar olmasa nasıl bilinir?


Yanında piştovu, adımlar kostak

Kanunlar, tüzükler millete köstek,

Devletin hırsıza verdiği destek,

CUMUK’lar olmasa nasıl bilinir?


25 Şubat 2007/ Saat 04:00

Salacak/Üsküdar-istanbul



HALİMİZ

Garibanın derdi ekmekği bulmak;

Böyle tutuluyor dilekler şimdi.

Hırsızların derdi garibi yolmak;

Böyle bükülüyor bilekler şimdi.
Kimisi yığıyor dağlar misali,

Kimisi bakıyor ağlar misali,

Yoksulun gözleri çağlar misali,

Böyle yaşanıyor helaklar şimdi.


Götüren biliyor yolu yordamı,

Tavan yaptı hırsızların erdemi,

Devletle övünsün süren bu demi,

Böyle eşiliyor yalaklar şimdi.


Kar etmiyor artık ne yağmur, ne kar

Hırsız iş başında sabaha kadar,

Kanun ondan yana, savunan da var

Böyle kapanıyor delikler şimdi.


Eğrilerden yana bütün yol yordam,

Kalmadı doğruluk tükendi erdem,

Yeni gelişmeler oluyor her dem,

İş başı yapıyor sülükler şimdi.


Çok şükür giderek doğru bulundu,

Sistemden dense de hırsız olundu,

Tutulduğu yerde kazlar yolundu,

Böyle açılıyor yolaklar şimdi.


1 Niasn 2007/Salacak/Üsküdar-istanbul

SUALİNİ VEREMEM

Nasıl bilirdiniz diye sorunca,

Ben nasıl diyeyim iyi insandı?

Gerçeği söylemek dinimin emri,

Ben nasıl diyeyim koyu insandı!
Tuz basma be hocam gene yarama,

İyiliği böyle puştta arama,

Bir gün de uymadı inan töreme,

Ben nasıl diyeyim soyu insandı!


İnsan gibi aramızda gezse de,

Yalanları doğru gibi düzse de,

Korkağın tekiydi dayı olsa da,

Ben nasıl diyeyim dayı insandı!


Dışı sahtekardı, bilinmez içi

Muteber sayamam ben böyle piçi,

Bize benzese de sakalı saçı,

Ben nasıl diyeyim tüyü insandı!


İki’ayağı, iki eli olsa da,

İyi söz demezdi, dili olsa da,

İnsanlığın türlü hali olsa da,

Ben nasıl diyeyim huyu insandı!


Hırsızdı, arsızdı, puşttan beterdi,

Nerede hırsızlık orda biterdi,

Milleti aldatmak, soymaktı derdi

Sen söyle be hocam neyi insandı!!!


15 Nisan 2007/Salacak/Üsküdar-istanbul

Yüklə 328,56 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə