Kuran-i kerim ve hz. Muhammed (S. A. V)



Yüklə 399,36 Kb.
səhifə1/3
tarix18.08.2018
ölçüsü399,36 Kb.
  1   2   3


KURAN-I KERİM VE

HZ. MUHAMMED (S.A.V)


Kur'ân,

Siyer (Özet),

(Son Peygamber'in Hayatı)

Cennetle Müjdelenenler

ve İslam Ahlakı
Yazarı

İsmet ÇALAPKULU


ÖNSÖZ

İki cihanda mutluluk ve saadet kaynağı olan, insanlığı karanlıktan aydınlığa, sapıklıktan doğru yola ulaştıran Kur’an-ı Kerimi okumaktan daha faziletli bir şey yoktur.

Kur’an ne bir nazım ve ne de, bir nesir çeşididir. İnsan O’nu okumaktan manevi zevk ve lezzet duyar. Lafzı ile ibadet, manasıyla kulluk vazifesi icra edilir. Beşeriyetin kıyamete kadar ihtiyaç duyacağı her şey içinde mevcuttur. Sağlıklı bir mantıkla Kur’an-ı Kerim incelendiğinde, Allah ü Teala’nın kelamı olduğu açıkça görülecektir. Kur’an-ı Kerim mana ve lafız itibarı ile beşeriyetin, bir benzerini meydana getirmekten tamamen aciz olduğu ilahi bir kitaptır…

Yapılmasını emrettiği her şey, insanların iyiliğine ve yararına olduğu için emretmiştir. Yasak emrettiği her şeyi de, insanların zararına olduğu için yasaklamıştır.

Dünya tarihinin kaydettiği en büyük insan, Hz. Muhammed (s.a.v)’dir.

Beşeriyetin en büyük mürşidi olan yüce peygamberimiz; kıyamete kadar devam edecek eşsiz bir hidayet meşalesidir. O bütün ahval ve harekatı ile insanlar için bir fazilet örneğidir. Dini olsun veya olmasın her işte ona uymak ve O’nun yolundan gitmek gerekir.

Bu eser Kur’an-ı Kerim’i ve Hz. Muhammed (s.a.v)in hayatını hedef olarak almıştır. Müslümanlara bir hizmetim dokunabilirse kendimi bahtiyar hissedeceğim.

İSMET ÇALAPKULU

Nisan 2009

İSTANBUL


KUR’AN

Allah ü Teala’yı tanımakla mükellef olan insanoğlu, şüphesiz bu dünya aleminde başıboş olarak bırakılmamıştır. Dünya ve ahiret saadetine insanın nail olabilmesi için nasıl davranacağını, nasıl hareket edeceğini Cenabı-ı Hak emir ve nehiyleriyle açıkça kesin olarak belirtmiştir. Allah Teala bu emirlerini Cebrail (a.s) aracılığı ile peygamberlere bildirmiş ve onlarda aldıklarını tam olarak insanlara tebliğ etmişlerdir.

Bu emirler peygamberlere bazen sayfalar şeklinde inzal edilmiştir. Mevcut olan rivayetlere göre 10 sayfa Hz. Adem (a.s)’a 50 sayfa Şit (a.s)’a, 30 sayfa Hz. İdris (a.s)’a, 10 sayfa Hz. İbrahim (a.s)’a verilmiştir.

Bazen de bu emirler kitaplar halinde gelmiştir. Semavi kitapların başlıcaları şunlardır; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an'dır. Tevrat Hz. Musa (a.s)’a, Zebur Hz. Davud (a.s)’a, İncil Hz. İsa (a.s)’a inmiştir. Kur’an-ı Kerim ise peygamberlerin sonu ve büyüğü olan Hz. Muhammed (s.a.v)’e verilmiştir. Elde mevcut olan bu semavi kitapları tetkik edecek değiliz. Yalnız Tevrat tahrife uğramış ayrıca ondan sonra gelen İncil ise Tevrat’ı tamamen yürürlükten kaldırmıştır. Bugün Hristiyanların elinde mevcut bulunan ve birbirini asla tutmayan İnciller tam tetkik edilirse, Hz. İsa (a.s)’dan çok sonra belli olan bazı kişiler tarafından kaleme alınmış olduğu görülecektir. İncil’den sonra gelen semavi kitap olan Kur’an-ı Kerim İncilin hükmünü tamamen yürürlükten kaldırmıştır.

Allah ü Teala tarafından Kur’an-ı Kerim, Cebrail (a.s) aracılığı ile Hz. Muhammed (s.a.v)’e yirmi üç senede ayetler şeklinde indirilmiştir. Allah ü Teala’dan nasıl gelmişse, peygamberimiz aynı şekilde insanlara tebliğ etmiştir. Bir kelime ne eksik ne de ziyade edilmemiştir. Kur’an 114 süre, 6666 ayettir.

Kur’an-ı Kerim semavi kitapların sonuncusudur. Bunun muhatabı bir tek kabile veya bir millet değildir. Bütün beşeriyete hitap etmektedir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır:

”Ey Ademoğulları! Ben size şeytana tapmayın, çünkü o sizin açık düşmanınızdır. Bana ibadet edin doğru yol budur, diye emretmedim mi?” (Yasin sûresi: 60-61) Yine Kur’an-ı Kerim'de:

“Biz seni, ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya Süresi: 107) buyruluyor. Kur’an'ın bütün insanlığa hitap ettiği açıktır.

Kur’an, insanoğlu için adeta bir hayat kaynağıdır. Kainat durdukça, güneş gibi nurlu olan ışığı ile bütün dünyayı aydınlatacaktır. Her zaman dünya milletleri bilerek veya bilmeyerek Kur’anın nurundan faydalanmaktadır. İnsanların maddi ve manevi yaralarını tedavi edip saracak, onları tam huzura kavuşturacak olan ancak Kur’an'dır. Bütün beşeriyet için tek kurtuluş yolu, Kur’ana sıkı bir şekilde sarılmakla olacaktır.

Güven, huzur ve gönül rahatlığı içinde yaşayabilmek için mutlaka Allah ü Teala’ya yönelmek gerekir. Allah ü Teala'dan uzak durdukça, dünyadaki huzursuzluk böyle devam edip gidecektir.

Zaman aşımı ve mekan değişikliği Kur’an-ı Kerimi hiçbir zaman yürürlükten kaldırmaz. O her zaman eksiksiz ve mükemmeldir. Bütün insanların ihtiyaçlarına kıyamete kadar cevap verecek ilmi bir kaynaktır. Çünkü insanlar tarafından yazılmış sıradan herhangi bir eser değildir. Allah ü Teala’nın kadim ve ezeli kelamıdır.

KUR’AN-I KERİMİN

TOPLANMASI VE AYETLERİN TERTİBİ

Allah ü Teala tarafından Kur’an-ı Kerim, nazil oldukça vahiy katipleri tarafından yazılır ve derhal ezberlenirdi. İlk Müslümanlar, Kur’anı ezberlemekten adeta büyük bir haz duyarlardı. Çünkü her inen ayet, onlara yepyeni bir hayat bahşediyordu. Onları medenileştiren ve en yüksek kemale vardıran şüphesiz ki bu ilahi kelamdır.

Hz. Muhammed (s.a.v)’e bu ilahi kelam olan Kur’an-ı Kerim toptan gelmedi. Yirmi üç sene zarfında O’na ayet-ayet, süre-süre şeklinde nazil oldu. Tahrife uğramaması için hem ezberlenmiş hem de yazılmıştır. Her asırda Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen yüz binlerce hafız bulunmuştur. Bu itibarla Hz. Muhammed (s.a.v) zamanında okunan Kur’an ile bu asırda okunan Kur’an arasında hiçbir değişiklik yoktur. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Hiç şüphe yok ki, Kur’anı biz indirdik ve muhakkak ki onu, tahrif ve tebdilden biz koruyacağız (Hicr sûresi: 9)

Ve böylelikle Allah ü Teala’nın vaadi tahakkuk etmiş oldu. Cenab-ı Hak kıyamete kadar bu ezeli ve ebedi olan Kur’an'ı muhafaza edecektir. Tahrife uğramaması ve kayıp olmaması için en sağlam yol, şüphesiz Kur’an'ı ezberlemek ve yazmaktır. Bu güzel ve sağlam yolu Hz. Muhammed (s.a.v) çizmiştir.

Kur’anın bugünkü şekliyle sürelerin ve ayetlerin tertibi ise Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından yapılmıştır. Vahiy olunan her kısım, peygamberimiz tarafından yerine konuluyordu. Bu da tarihi nüzule göre değil, mevzulara göre tertip olunuyordu. Kur’an tetkik edilirse, ayetler o kadar güzel bir şekilde tertip edilmiş ki bundan daha güzeli asla tasavvur edilemez.

Hz. Muhammed (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’in yazılması ve ezberlenmesi hususunda gerekli bütün dikkat ve ihtimamı tam olarak eksiksiz bir şekilde göstermiştir. Çünkü ilk Müslümanların, belki imanlarında rol oynayan yegane amil ve kesin sebep bu Kur’an'dır. Onların ruhlarına, vicdanlarına ve şuurlarına tam tesir ediyordu.

HZ. EBUBEKİR ZAMANINDA KUR’AN-I KERİM’İN BİR CİLT HALİNDE TOPLANMASI;

Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (s.a.v) zamanında tam ve eksiksiz bir şekilde yazılmıştı. Fakat bir cilt halinde toplanmamıştı. Peygamberimizin irtihalinden tam altı ay sonra, Hz. Ebubekir’in (r.a) halifeliği zamanında, bir cilt halinde toplandı.

Hz. Ebubekir zamanında vuku bulan (Yemame) muharebesinde bir çok hafız şehit edilmişti. Hafızların bu şekilde gün geçtikçe eksilmesinden endişe duyan Hz. Ömer, Kur’an-ı Kerim’i bir cilt halinde toplama düşüncesini Hz. Ebubekir’e açmış ve bu işi yapmak için onu ikna etmişti. Bunun üzerine Hz. Ebubekir vahiy katibi olan Zeyd b. Sabit’i çağırmış ve bu işi ona havale etmişti. O da hafızlardan meydana getirdiği büyük heyetin huzurunda delillere müstenit olmak kaydı ile tam eksiksiz bir şekilde Kur’an-ı Kerimi topladı. Daha sonra mevcut olan bütün hafızlar tekrar toplanmak suretiyle, bir cilt haline getirilen Kur’an-ı Kerim karşılarında tekrar okundu. Zeyd b. Sabit Kur’an-ı Kerimi topladığı zaman Allah ü Teala’nın bu kelamını bizzat Hz. Muhammed (s.a.v)’den duyan ve bunu ezberden bilen hayatta çok hafız vardı. Çünkü peygamberimizin irtihalinden altı ay sonra toplandı. Ayrıca Hz. Muhammed (s.a.v) zamanında vahiy katiplerinin yazdıkları nüshalar halen elde mevcuttu. Onun için Hz. Ebubekir zamanında toplanan ve bugün elde mevcut olan Kur’an-ı Kerimde bir kelime eksik veya bir kelime fazla yazılmış değildir. Zaten görevleri de mevcut olan Kur’an-ı Kerim’i ileride kayıp olmaması için toplamaktan başka bir şey değildi.

Hz. Ebubekir zamanında yazılan bu Kur’an nüshası, onun irtihaline kadar yanında kalmıştı. O’nu büyük bir itina ile yanında muhafaza ediyordu. Daha sonra bu nüsha Hz. Ömer’e intikal etmiş o da bunu Hz. Muhammed (s.a.v)in zevcesi olan Hz. Hafsa’ya tevdi etmişti. O da aynı dikkatle muhafaza ediyordu. Daha sonra Hz. Osman zamanında, bu cilt alınarak ondan beş nüsha yazılmış ve İslam’ın büyük kentlerine gönderilmişti. Bu nüshalar halen mevcuttur ve muhafaza edilmektedir. Bu gün eldeki mevcut olan bütün Kur’an-ı Kerim’lerle bu ilk nüshalar birbirine aynen uymaktadır.



KUR’AN OKUMANIN

FAZİLETİ

Kur’an-ı Kerim’in manası ile amel, mübarek nazmı ile ibadet edilir. Onun manası ancak ruhlara tesir eden o muazzam nazmı ile tam bir şekilde anlaşılabilir. Allah ü Teala’nın emrettiği yoldan yürümek, kişi için en büyük saadettir. Kur’an dünyada ve ahirette okuyucusu için tam emniyettir.

Cenab-ı Hakkın yeryüzünde rızasını kazanmaya en büyük vesile şüphesiz Kur’an'dır. Çünkü dünyada bundan daha efdal bir şey yoktur. Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde;

“Kur’anın kendisinden de efdal olduğunu, çünkü kendisinin mahluk olduğunu Kur’an'ın ise Cenab-ı Allah ile daim ve kaim bulunduğunu” söylemiştir. Bu hadisten anlaşılıyor ki; Kur’an peygamberimizden daha efdaldir. Halbuki Allah ü Teala, bu kainatı sevgili peygamberimizin o yüce hatırı için yaratmıştır. Allah ü Teala'dan sonra, yeryüzünde en kutsal varlık Kur’an'dır. Peygamberimiz bir başka hadiste ise;

“Kur’anın bir harfi bütün dünyadan hayırlıdır” diye bildirmiştir. Eğer bir harfi gördüğümüz bu dünyadan daha hayırlı olursa, bundan kutsal ne olabilir? Kıyamet günü Allah ü Teala’nın huzurunda şikayet ve şefaati makbul olan yegane kitaptır. Kur’ana tam inanıp çizmiş olduğu doğru yoldan yürüyen kişiyi cennete, O’nu inkar edip dalalete sapanı ise cehenneme götürür. Bir mümin ne kadar günahkar olursa olsun, Kur’an-ı okumakla onun verdiği sonsuz feyiz ve rahmetten istifade etmek suretiyle tertemiz olarak çıkar. Yeter ki kişi bu hidayet ve sonsuz rahmetten istifade edebilsin. Hatta Kur’an-ı Kerimi okumadan, yazılı olan sayfalarına bakmak dahi sevaptır. Fakat O’nun üzerinde tefekkür etmek, O’ndan ibret almak ve çizmiş olduğu nurlu yoldan yürümek her mümin için şüphesiz en başta gelen bir borçtur. Çünkü Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor

“Bu Kur’an, ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler, temiz akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyiz kaynağı bir kitaptır” (Sad: 29)

Kur’an-ı Kerim dünya ve ahiret saadetini kesin olarak temin eder. Çünkü hak ve batılı birbirinden ayırır. Onun için O’na sımsıkı bir şekilde iki elle sarılmak gerekir. Mizanda Kur’an-ı Kerimin sevabından daha ağır bir sevap yoktur. Peygamberimiz (s.a.v) bir hadisi şeriflerinde:

“Ümmetimin en yüksek ibadeti Kur’an okumaktır” diye bildirmiştir.



KUR’AN-I KERİM’İN İHTİVA ETTİĞİ GERÇEKLER

Cenab-ı Hakkın varlığını ve birliğini insana en güzel izah eden Kur’an-ı Kerimdir. Allah ü Teala’nın sıfatlarını izah eden ayetler, adeta müstesna bir güzelliğe sahiptir. Bu ayetler o kadar kuvvetli ve canlıdır ki, insanı hayretler içinde bırakır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor:

“Öyle bir Allah’tır ki O’ndan başka ilah yoktur, bakidir, her an bütün yaratıklar üzerinde hakim ve yöneticidir. Ne uyuklar, ne uyur göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Kim tasavvur edebilir ki kalksın da (O’nun) izni olmaksızın O’nun huzurunda şefaat edebilsin, yaratıkların işlediklerini bilir, yaratıkları ise ilahi ilminden yalnız O’nun dilediğini kavrayabilir başka bir şey bilemez. İlmi bütün gökleri, yeri kucaklar ve bunları korumak kendisine ağır gelmez yüksek, büyük ancak O’nun zatıdır” (Bakara: 255)

Kur’an-ı Kerim akla, ilme ve fikir hürriyetine büyük ehemmiyet vermiştir. İnsanı daima tefekküre davet etmiştir. Gaflet içinde kalıp yaşamaktan kişiyi men etmiştir. Her zaman araştırıp öğrenmek için insanı adeta zorlamıştır. Kur’an'ın ayetleri okunduğunda, insan ister istemez aklını çalıştırmak mecburiyetinde kalır. Böylelikle kişiyi kör olan taklitlerden kurtarır. Kur’an tam tetkik edilirse, bazı ayetlerin tam muhkem olmadığı görülür. Eğer bütün ayetler muhkem olsaydı, akli delillere ihtiyaç kalmazdı. O’nun için müteşabihlere çok yer verilmiştir. Bu da Kur’an'ın Allah ü Teala’nın kelamı olduğuna delalet eder. Her zaman hakkı ve doğru olanı araştırmayı emreder. Tam kanaat elde etmeden, körü körüne olan inanmayı kabul etmez. Hatta Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde:

“Dinde zorlama yoktur” buyurmuştur. (Bakara sûresi: 256) Bugün mevcut olan dinlerin hangisinde acaba bu hürriyet mevcuttur!Din seçme hürriyetini insana bahşeden yalnız İslam dinidir.

İbret almak için, Kur’an insanlara geçmiş ümmetlerin tarihi vakalarını güzelce anlatır. Günahkar olan ümmetlerin feci akıbetlerini bildirir. İnsanı ikna ve ıslah etmek için çeşitli darbı meseller getirir. Cenab-ı Hak Kur‘an-ı Kerim’de:

“Andolsun ki, bu Kur’an'da insanlar için her türlüsünden temsiller getirdik” buyurmuştur.

Kur’an, Allah ü Teala’nın iradesine, itaatin neticesi ile O’na karşı isyanın akıbetini anlatırken, insanı adeta elektrikleyen bir lisan kullanır. Bu husus yalnız Kuran’a mahsustur. Okuyanı hemen etkiler. Dünya lezzetlerine dalıp, ahiret nimetlerinden mahrum kalmanın büyük bir felaket olduğunu kesin bildirir. Günahkarların tekrar tövbe ile, Cenab-ı Hakka rücu etmelerini emreder. Pişman olup tövbe edenleri Allah ü Teala’nın bağışlayacağını bildirir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde;

”Ey kendilerine yazık eden kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak bilin ki Allah ü Teala günahların hepsini bağışlar. Çünkü O bağışlayan merhamet edendir” buyurmuştur (Zümer sûresi: 20)

Kur’an-ı Kerim, müminlerin muntazam bir şekilde çalışmalarını, ilmi ve fenni bir şekilde ilerlemelerini emreder. Her zaman ve her yerde hiç korkmadan hakkı savunmalarını tavsiye eder. Can ve mallarını korumak için her türlü müdafaa vasıtalarını önceden titizlikle hazırlamalarını ihtar eder.

İçtimai hayatta insanların birbirine karşı olan vazife ve borçlarını anlatır. Bütün müminlerin aralarında renk, menşe ve sosyal mevki farkı olmadan kardeşliklerinde Allah ü Teala’ye karşı müsavi olduklarını bildirir.

İnsanları zulümden, hıyanetten, kibirden, cimrilikten, intikamdan, yalancılıktan, israftan, gıybetten ve zinadan men eder. Bu gibi hareketleri Kur’an, şiddetle takbih eder. Diğer taraftan iyilik, iffet, haya, sabır, iktisat doğruluk, adalet ve şefkati tavsiye eder.

Kur’an-ı Kerim, bütün semavi kitaplara ve geçmiş tüm peygamberlere inanmayı emreder. Allah ü Teala’nın kelamı olan İncil, Tevrat, Zebur ve Kur’an-ı Kerim’e tam olarak inanmak gerekir. Müminin gözünde bütün peygamberler birdir, hiçbirini diğerinden ayırmaz.

İnsanların bütün maddi ve manevi ihtiyaçlarına cevap verecek yegane ezeli kitap Kur’an-ı Kerimdir. Çünkü O bütün ilimlere şamildir. Mevcut hakikatlerin hepsine işaret eder. O’nun her kelimesinde büyük bir ilim ve hikmet vardır. O’nun için insan aklı, O’nun tümünü idrak etmekten acizdir. Herkes Kur’an dan akli durumuna ve kültür seviyesine göre istifade eder. Kur’an-ı Kerim, şimdiye kadar dünyada emsali görülmemiş büyük bir inkılap yapmıştır. Bugüne kadar hiçbir kitap, O’nun sağladığı başarıyı sağlayamamıştır. Dağınık ve birbirine tam düşman olan insanları toplayıp kardeş yaptı. Allah ü Teala’dan uzak ve cahil putperestleri medenileştirdi. Zulüm, yol kesme, zina ve kız çocukları diri diri mezara gömme gibi çirkin olan hareketleri bir anda kökünden silip süpürdü.



KUR’AN-I KERİM

VE AHLAK

Kur’an-ı Kerim’in tek gayesi insanları dünya ve ahirette tam mutluluğa ulaştırmaktadır. İnsanı hem kendine hem de topluma faydalı bir hale sokmak için ahlakla ilgili emirler ortaya atmış ve bunlara tam uyulmasını şart koymuştur. Bu emirler kesindir. Kur’an-ı Kerim’deki namaz kılınız, oruç tutunuz gibi ibadet emrindeki kuvvet ne ise, yalan söylemeyiniz, gıybet etmeyiniz, içki içmeyiniz, kumar oynamayınız ve zina yapmayınız emrindeki kuvvet aynıdır, asla değişmez.

Bütün semavi dinler, istisnasız olarak ahlaka büyük önem vermişlerdir. Çünkü insanlar toplum halinde yaşamak mecburiyetindedirler. Toplum halinde yaşayan insanlar ise, bazı ahlak kurallarına uymak zorundadırlar. Toplumun ahlakilik özelliği arttıkça, o toplumda şüphesiz huzur ve mutluluk olur. Aksi takdirde toplum arasında bir huzursuzluk baş gösterir ve o toplum yıkılmaya yüz tutar. Hangi hareketin kötü olduğunu bilebilmek için insanları şüphesiz eğitmek gerekir.

Kur’an da mevcut bütün emirlerin gayesi insanı güzel ahlak sahibi yapmaktır. Allah ü Teala’ya ibadet eden bir kişi asla ahlaksızlık yapamaz. Eğer ahlaksızlık yapmışsa o kişinin ibadeti şüphesiz bir şekilden öteye geçemez. Kur’an-ı Kerim’in bu yüksek ahlakını ilk olarak kendisine örnek alan Hz. Muhammed (s.a.v)’dir. Onun için Hz. Muhammed (s.a.v)’in güzel ahlakı, bütün beşeriyete örnek bir ahlak olmuştur. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:

“Muhakkak sen büyük bir ahlak üzerindesin” (Kalem sûresi: 4) buyuruyor. Ayetten anlaşılacağı gibi, Hz. Muhammed (s.a.v)’in büyük bir ahlak üzerinde olduğunu, O’nun buyurduğu doğru yoldan hareket etmek gerektiğini bildiriyor. Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde:

“Ben en güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmaktadır.

İnsanlar arasında kardeşlik, dostluk, sevgi, saygı, şefkat ve merhamet bağlarının kuvvetlenebilmesi için Kuran'ın emrettiği o yüksek ahlak kurallarına tam uymak gerekir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:

“Sen ey Muhammed! Emir olunduğun gibi dosdoğru ol. Senin beraberindeki tövbe edenler, iman ederek sana tabi olan her Müslüman kimse senin gibi doğru olsunlar” (Hud sûresi:112) buyuruyor. Huzur, selamet, saadet, emniyet ve birlik Allah ü Teala’nın ve yüce peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.v)’in gösterdiği doğru yolda yürümekle sağlanır.

Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde:

“Bir millette yalan ve aldatma zuhur ederse, Allah ü Teala onların kalplerine itimatsızlık ve korku salar. Zina yayılırsa ölüm çoğalır. Bir millet ölçü ve tartıda hilekarlık yaparsa, Allah ü Teala onlardan rızkı keser.

Bir millet hak ve adaletten ayrılırsa, aralarında cinayetler çoğalır. Bir millet ahde hıyanet ederse Allah ü Teala onlara düşmanı musallat eder” buyurmuştur. Ahlaki nizamın bozulmaması için peygamberimizin bu hadisine riayet etmek gerekir.

Kur’an-ı Kerim, bozulan insanın ahlaki yapısını tekrar tamir edebilecek bir durumdadır. Yeter ki emirlerine tam uyulsun. O zaman insan huzur ve saadete erişir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:

“Allah’a ve resulüne itaat eden, yaptığı kötülüklerden ötürü Allah’tan korkup sakınan ebedi huzur ve saadete ermiştir” (Nur sûresi: 51) buyuruyor.

KUR’AN-I KERİM, DAİMİ BİR MUCİZEDİR

Kur’an-ı Kerim tam tetkik edilirse, her kelimesinde ayrı ayrı hikmetler mevcut olduğu görülecektir. Bir fani insanın böyle hikmetlerle dolu bir eseri meydana getirmesi düşünülemez. Çünkü bugüne kadar hiçbir insan, böyle hikmetlerle dolu bir eseri meydana getirdiği görülmüş değildir. Her beşerin ilmi, belli bir noktaya kadardır. Bütün ilimlere sahip bir insan düşünmek mümkün değildir. Yeryüzünde Kur’an-ı Kerim’i tercüme eden birçok alim vardır. Fakat Kur’an, o kadar mükemmeldir ki üslubunu tercüme etmek adeta imkansızdır. Onun için, Kur’an hakkında tam bir fikir edinebilmek için, O’nu ana metninden dinlemek şarttır.

Kur’an-ı Kerim indiği sıralarda Araplar belagat konusunda çok ileri gitmişlerdi. O zaman Arap edebiyatı o kadar ilerlemişti ki tam zirveye ulaşmıştı. Her kabilenin kendini övecek bir şairi vardı. Çoğu zaman şairler metheder ve hicvederlerdi. Methettiklerini büyütür, hicvettiklerini yerin dibine batırırlardı. Kur’an-ı Kerim gelince, bütün şairler hayrete düşerek O’nun büyüklüğü karşısında eğilmek mecburiyetinde kaldılar. Bunun bir insan sözü olamayacağını biliyorlardı. Fakat kalpleri tam mühürlü olanlar, kibirlerinden ne yapacaklarını şaşırdıkları için Kuran’a iftira etmeye başladılar. O zamanda Allah ü Teala, Kur’anın mislini getirmek için bütün beşeriyeti müsabakaya davet etti. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde:

“De ki, eğer bu Kur’an'ın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirine arka verip yardım etseler yine de bunun bir benzerini getiremezler” buyuruyor. (İsra sûresi: 88) Kur’an'ın bu şekilde ferman okumasına karşı, bütün dünya edip ve şairleri O’nun mislini getirmekten aciz kaldılar. Çünkü Kur’an'ın nazmı tamamen insan gücünün üstündedir. Bugün dahi Kur’an-ı Kerim bütün aleme meydan okumaktadır. Şimdiye kadar hiçbir alim ve edip en kısa bir sürenin mislini getirmiş değildir. Böyle bir şey yapmaktan aciz olduklarını da itiraf etmişlerdir.

En büyük edip ve şairleri susturan Kur’an şüphesiz Cenab-ı Hak tarafından gönderilen bir ilahi kitaptır. Bu gün dahi insanların istifade ettikleri eserlerin en büyüğüdür. İlmin hallettiği bütün fenni keşfiyatlar, Kur’an'ın esasları ile tezat değildir. Hatta için de bu fenni keşiflere dair bazı işaretler vardır. Hal-i hazırda Kur’an'ın içinde, bu gün dahi keşfedilmeyen ilimlere ait birçok işaretler vardır.

KUR’AN-I KERİMİN

GEÇMİŞ VE GELECEKTEN

HABER VERMESİ

Kur’an-ı Kerim, ibret almak için geçmiş peygamber ve ümmetlerin hayat hikayelerini kısaca anlatır. İncil ve Tevrat’ta yapılan çeşitli tahrifleri, peygamberlere yapılan zulüm ve çirkin iftiraları, günahkar ümmetlerin feci akıbetleri teferruatlı bir şekilde izah eder. Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatı malum olan bir şahsiyettir. Okur yazar değildi. Hiç bir Yahudi ve Hristiyan alimle en ufak bir teması olmamıştır. Zaten Kur’an-ı Kerim’in beyan ettiği hususların bir çoğunu Yahudi ve Hristiyan alimleri bilmiyordu. Eğer bu durumları bilmiş olsaydılar Kur’an'ın beyan ettiği hususları daha önceden söyleyeceklerdi.

Kur’an-ı Kerim’in, gelecekten haber verdiği hadiseler, olduğu gibi eksiksiz bir şekilde çıkmıştır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:

“Elbette Allah (c.c) dilerse Mescidi Haram’a emin olarak gireceksiniz” (Fetih sûresi: 27) İslam orduları Mekke’yi fethetmekle, Müslümanlar emin olarak Mescidi Harama girdiler. Kur’an-ı Kerim güneşin hareket ettiğini, yer ve ayın onun etrafında dolaştığını söylemişti. Kur’an'ın on dört asır önce söylemiş olduğu bu şeyler, ancak son asırda alimler tarafından keşfedilmiştir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:

“Güneş’te yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah’ (c.c)’ın takdiridir. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin ettik. Ay’a erişmek güneşe yaraşmaz. Bunların her biri bir felekte (yörüngede) yüzerler” (Yasin sûresi: 38-40) Güneş ve ay’ın hareket ettiğini açıkça beyan etmektedir. Yine Cenab-ı Hak Kur’an'da:

“Donuk sandığın dağlar, bulutlar gibi yürüyor görürsün. Bu her şeyi güzel yapan Allah (c.c)’ın yapısıdır. O yaptıklarınızı bilir” (Neml sûresi: 88) buyurmaktadır. Sabit görülen dağların bulutlar gibi yürüdüğünü söylemektedir. Dünya’nın üstünde olan bu dağlar yürüdüğüne göre, dünyada bunlarla beraber yürümektedir. Bu da dünyanın hareket ettiğine işarettir.

Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (s.a.v)’in en son peygamber olduğunu belirtmiştir. Aradan on dört asır gibi uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen, yeryüzüne başka bir peygamber gelmemiştir. Bu durum da Kur’an'ın emrine tam uygundur.

İlim ve teknik ne kadar ilerlerse Kur’an'ın değeri daha fazla anlaşılacaktır. Çünkü O’nun hiçbir hükmü, ilme ve fenne ters düşmez. Bilakis Allah ü Teala’nın ayetlerini tam olarak te’yid edecektir. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de:

“İleride biz onlara hem yeryüzü etrafında, hem bizzat nefislerinde ayetlerimizi öyle göstereceğiz ki, nihayet peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine zahir olacaktır” (Fussilet: 53) buyurmaktadır.



Yüklə 399,36 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə