Rp’den akp’ye kabuk degistiren türkiye



Yüklə 55,54 Kb.
tarix28.10.2017
ölçüsü55,54 Kb.




RP’DEN AKP’YE - KABUK DEGISTIREN TÜRKIYE
Baskin Oran ve Elçin Aktoprak1

(BIRINCI GÜN): 28 SUBAT’A GIDEN SÜREÇ
18 Mayis 2006 günü, sonradan avukat oldugu ögrenilen bir sahis Danistay’a girdi, o sirada toplantida olan 2. Daire üyelerinin odasini buldu, üzerlerine ates açti. Birini öldürdü, dördü yarali kurtuldu.

Bu Daire, türban yasaklama kararlarini veren daire idi. “Vakit gazetesindeki



fotograflara bakip öyle ates ettim” dedigi belirtilen saldirganin kamuoyuna “Islamci” olarak tanitilmasi üzerine ilk iki gün büyük bir “Yeni bir 28 Subat geliyor” rüzgari esti. Insanlar Anitkabir’e akti. En çok satan bir gazetede bu saldiri hakkinda “Türkiye’nin 11 Eylülü” yorumu yapildi ki, ABD’de 11 Eylül saldirisindan sonra nasil bir ortamin olustugunu ve ne tedbirler alindigini animsamak bu yorumun ne demek istedigini açikliyordu.

Dinciler mi, Derin Devlet mi?

Fakat saldirganin türbanla iliskili olmadigi, aksine, Susurluk’la iliskili emekli askerlerle baglantili oldugu görüldükten sonra, dikkatler Derin Devlet üzerine döndü. Acaba bu saldiri Semdinli’yi unutturmak için yapilmis olamaz miydi?

Çünkü 28.2.1996’da iktidara gelen RP’nin durmadan verdigi dinci demeçlerin gerdigi ortamda Derin Devlet+Mafya ikilisinin ilk defa yakalandigi Susurluk olayi patlayinca (3.11.1996), bunun arkasindan gelen 28 Subat 1997 “muhtira”si RP’yi “iç düsman” ilan ederek Susurluk’u unutturmustu.

Simdi AKP iktidarinin karistigi türban gerilimi ortaminda Derin Devlet’in ilk defa suçüstü yakalandigi Semdinli olayi patlayinca (9.11.2005), bunun ardindan vuku bulan ve ilk iki gün “türbanin intikami”ni almak için yapildigi ilan edilen Danistay Baskini (18.5.2006), bütün bu Derin Devlet suçlamalarini örtbas etmeye yönelik olabilirdi. Üstelik, buna bir de Derin Devlet+Mafya ikilisinin Küre-Sauna Çetesi olayinin (17.2.2006) ve Semdinli iddianamesinde Org. Büyükanit’in suçlanmasinin (5.3.2006) eklendigi düsünülünce.

Bu yazi dizisinin amaci, hem RP iktidarinda 28 Subat “postmodern müdahale”sine giden süreç ile AKP iktidarinda Danistay Baskinina giden süreci bir karsilastirmak, hem de buradan kalkarak Türkiye’de “laikligin neresinde” oldugumuzu tartismak. Bu dincilik-laikçilik konusu baglaminda Türkiye’yi duygulardan arinmis bir genel degerlendirmeye tabi tutmak.

RP iktidarda

Türkiye gibi, burjuvazisi geç olusmak yüzünden iç dinamigi zayif ülkelerde dönüsümler ancak “yukaridan devrim”le olur. Küçük burjuva aydinlarindan olusan bir grup bir biçimde iktidara geçer ve 1920’lerdeki laiklestirici Kemalist devrimin yaptigi gibi ülkede iktidarin temelinin uhrevi bir kavramdan (Tanri) dünyevi bir kavrama (Ulus) dönüstügünü ilan eder. Yani, devletin uyguladigi “laikçi” bir politikayla, toplumu sekülerlestirmeye girisir.

Fakat “kestirme yoldan gitme”nin de bir faturasi vardir ki, seçim sandiginda kesilir. CHP’ye 1950’te gelen DP tepkisi, 27 Mayis’a 1965’te gelen AP tepkisi, 28 Subat’a 2002’de gelen AKP tepkisi gibi.

Fakat, RP’nin sandiktan % 22 oyla birinci çikarak 28.2.1996’da “RefahYol” adiyla iktidara gelmesi ise farklidir. Eger kitlelerin askerleri hep “laikçi” olarak görmeye alismis olmasinin yarattigi bir “genetik” tepki sonucu degilse, çifte bir etki sonucudur: Bir yandan 24 Ocak 1980’in (Özalizm’in) kitleleri fukaralastirmasinin, bir yandan da 12 Eylül askerî darbesinin getirdigi Türk-Islam Sentezinin Islamlastirici etkisinin.

Tepki veya etki. Önemli olan, TC’de ilk defa “dinci” bir partinin sandiktan çikip basa gelmesidir. “Laikçi”lerin yani sira, gelenler de sasirmis olmali ki, bu onlari sanki Kemalizm’in hiç duyulmadigi bir ülkede % 90 oy almis gibi simartacak ve çok kimsenin tüylerini diken diken edecek seyleri sanki inat gibi yapmaya götürecektir. Birkaç örnek:

Tüyler diken diken

Erbakan’in ilk dis geziyi Agustos 96 Iran ve Ekim 96 Libya’ya yapmasi, ikincide Kaddafi’nin çadirindaki asagilama. Ocak 97’de sarikli-cüppeli tarikat seyhlerine Basbakanlik konutunda resmî davet. Belediyelerin içki yasagina baslamasi. Erbakan 1991 Sivas’ta: “Parti için çalismak, Kuran düzeninin kurulmasi için çalismak demektir”. Refah’in Istanbul Belediye Baskani Erdogan’in 1994’teki demeci: “Allah kesin hakimiyet sahibidir. Egemenlik Kayitsiz Sartsiz Milletindir. Bak yalan koskoca bir yalan!”. Erbakan’dan her sey bitmis de is buna kalmis gibi bir demeç: “Simdi mesele, Islam’in yumusak biçimde mi yoksa kanla mi gelecegi meselesidir”. Rize Belediye Baskani ve sonra RP Milletvekili Sevki Yilmaz: “Çatlasaniz da patlasaniz da ben Hizbullah’im. Türkiye’nin yüzde 98’i Hizbullah’tir. Hizbullah olmayanlar, Hizb-i Seytan’dir”. Kayseri Belediye Baskani Sükrü Karatepe’nin 10 Kasim 96 konusmasi: “Bekledik, biraz daha bekleyecegiz. [Bu arada] Müslümanlar içlerindeki hirsi, kimi, nefreti eksik etmesin”. RP’li bakan Esengün’ün “Basörtüyü halletmek, imam hatipleri açmak en serefli görevimizdir. Hacca karayoluyla gitmeyi saglayip, kurban derisine uzanan ellerin önüne geçecegiz” demesi. Tabii, daha partisi iktidara gelmeden yildizi parlayan, sonradan resmen Mesihligini de ilan edecek olan RP Milletvekili Hasan Mezarci’yi unutmadan: “Selanikli biri benim Atam olamaz. Ben velet-i zina degilim”.

Demeçlerin de ötesi vardir. Taksim’e cami konusu. Resmî kurumlarda çalisma saatlerinin Ramazana göre düzenlenmesi. Adalet Bakani S.Kazan’in mankenlerin podyumda mayo giymelerini yasaklamak için bassavcilari toplantiya çagiracagi haberleri.

Bütün bunlar yetmiyormus gibi RP’nin bir de Savunma bütçesine 50 trilyonluk tirpan vurmasi ve TSK’nin kimi sosyal tesislerini satisa çikarmak istemesi…

Eski defterlerin karistirilma zamanidir. Örnegin, RP Milletvekili H.Hüseyin Ceylan’in Mart 1993’de Kirikkale’de yaptigi konusma Kanal-D’nin Teke-Tek programi tarafindan kesfedilecektir: “Bu vatan bizimdir, rejim bizim degildir kardeslerim… Türkiye yikilacak beyler”. Gazetelerde tarikatlarla ilgili diziler baslar.

Tabii, dünyanin en gariban ve marjinal tarikati Aczmendilerin lideri Müslüm Gündüz’ün Fadime Sahin’i nerede, nasil, ne yaptiginin Ocak 97’deki tadina doyulmaz öyküleri basta olmak üzere.



Yarin: 28 Subat geliyor, RP gidiyor, AKP geliyor.

(IKINCI GÜN): 28 SUBAT GELIYOR, RP GIDIYOR, AKP GELIYOR

Asker liderliginde sivil cephe

Bu süreç içinde Genelkurmay RP’ye karsi üç önemli müttefik buldu:

1) Büyük burjuvazi: Patronlar RP’nin bu kendini tatminlerinin ihracata büyük zarar verdigini görmekteydi. Türkiye’nin imaji bozuluyordu. Türkiye Giyim Sanayicileri Dernegi Baskani Bülent Atuk “Avrupa’da ve Amerika’da Made in Turkey etiketli bir tisört giydirebilmek için bile olumlu bir ülke imajina ihtiyaç var” diyordu. Nitekim, 28 Subat “muhtira”sindan tam bir önce TÜSIAD Prof. B.Tanör’ün “Türkiye’de Demokratiklesme Perspektifleri”ni yayinladi. Rapor, imam-hatiplerin ilk üç yilinin kaldirilmasini, bu okullara kiz ögrenci alinmamasini, din dersinin zorunlu olmaktan çikarilmasini istiyordu. (Rapor TSK’nin da hiç hosuna gitmedi çünkü Tanör Kürtçe yasaklari kaldirilsin, anadilde egitim hakki saglansin, hele de, Genelkurmay Savunma Bakanligina baglansin diyordu).

2) Cumhurbaskani: 1974’te: “Bana, milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz” demis olan Demirel artik söyle diyordu: “Kim dini istismar edip, rejimin karakterini degistirmeye kalkarsa, bassavci karsisina çikar”. Nitekim, Erbakan basbakanligi Çiller’e devredeyim derken, hükümeti kurma görevini M.Yilmaz’a veriverecekti. 28 Subat sürecinin beyni olan Genelkurmay Bati Çalisma Grubunu da isin basindan beri bilmekteydi.

3) Sivil toplum: O sirada 3 Kasim 96 gelip çatti ve siyah bir Mercedes bir kamyona arkadan bindirdi. Içinden Derin Devlet firlayip asfalta dökülünce, Susurluk olayi sivil toplumu ilk kez cidden harekete geçirdi. 1 Subat’ta “Aydinlik için bir dakika karanlik” eylemi basladi ve kisa sürede RP’ye yöneldi. S.Kazan’in eylemciler için “Mum söndürüyorlar” demesi Alevileri, Erbakan’in “Glu glu dansi yapiyorlar” demesi de tüm eylemcileri çildirtmak için özel düsünülmüs olmaliydi.

Son damla: Kudüs Gecesi

Bu ortamda, laik kesimin bekledigi son firça darbesini vurmak RP’nin Sincan Belediye Baskani Bekir Yildiz’a nasip oldu. 31 Ocak 97’de kocaman Hizbullah ve Hamas posterleri asarak düzenledigi Kudüs Gecesinde Iran büyükelçisi de konusarak Amerika ve Israil’i düsman ilan etti. 4 Subat’ta kasaba tank sesleriyle uyandi. TSK, “demokrasiye balans ayari” yapmisti.

25 Subat’ta Türk-Is, DISK, TESK “Laiklik ve demokrasi sahipsiz degil” dedi. Izmirli avukatlarin slogani ise, laikligi korurken hangi ekmeklere yag sürülebilecegini gösteriyordu: “Ne seriat, ne darbe; demokratik Türkiye”.

Üç gün sonra yapilan MGK toplantisinda, “…Seriat hukukuna dayali bir Islam Cumhuriyeti kurmayi hedefleyen gruplarin… devletimize karsi çok yönlü tehdit olusturdugu…” [hususlarinda] “görüs birligine varil”digini Basbakan Erbakan da kuzu kuzu imzaladi. Çiller basbakan olayim derken dagilan hükümet yerine kurulan yeni koalisyon Agustos 97’de 8 yillik ilkögretim yasasini çikartacak, RP de Ocak 98’de kapatilarak sahneden tamamen silinecektir.

12 Eylül darbesiyle tasfiye ettigi solun boslugunu “Türk-Islam Sentezi”yle dolduran TSK, K (Komünizm ve Kürtçülük) endisesinden (aynen TÜSIAD gibi) kurtulacak, bu sefer de tasfiye ettigi RP’nin boslugunu “laik ideoloji”yle doldurmaya girisecektir.

28 Subat’in sonucu: Yüzde 34 “dinci” oy

Fakat, Ortaçag’i (ve onun tutunum ideolojisi din’i) Fransa gibi altyapi devrimiyle tasfiye edememis, Kemalizm’in üstyapi (kültür) devrimiyle yetinmek zorunda kalmis bir Türkiye söz konusudur. RP’nin biraktigi boslugu 1920’lerde insa edilen bir laiklik anlayisiyla doldurabilmek yalnizca Nisan 1999 seçimlerinde nasip olacak, laik kesimin bütün temennilerinin aksine, Kasim 2002’de dini temel çizgi alan baska bir parti iktidar olacaktir: AKP. Hem de, % 34.29 gibi, anayasayi bile degistirebilecek bir çogunlukla. Bu, bir mesajdir.

Bu, aslinda iki türlü mesajdir. Birincisi, halk 1920’lerde yapilmis olanin 2000’lerde yapilmasina artik razi degildir. Ikincisi, RP tipi bir Müslümanliga razi degildir. Nitekim halk, RP’nin dogrudan devami olan Saadet Partisinin eline % 2.49’u sikistirivermistir.

Burjuvalasan Islamcilar

Aslinda, RP anlamak istememistir, o baska; ama olay RP zamaninda baslamistir. Her seyden önce MÜSIAD, o MÜSIAD ki temel Islamci faaliyetlerin finansörüdür ve Israil’i basseytan saymaktadir, “Anadolu Kaplanlari” ihracat isine bir basladiktan sonra Israil Baskonsoloslugunun Istanbul’da verdigi kurulus kokteyllerine tam kadro abone olmustur. Eski baskan Erol Yarar (ki, genç bir Bosnak modelle evlenebilmek için on bes yillik esini bosayacaktir) Hizbullah’in cinayetleri ortaminda “Islamcilar asla terörcü olamazlar” demesiyle meshur iken, yeni baskan Ali Bayramoglu hisse senedi pazarlamada Islam adinin kullanilmasini yasaklayacaktir. MÜSIAD Jet-Pa’ci Fazil Akgündüz’ü üyelikten atacak, birçok üyesini de istifaya zorlayacaktir.

RP’nin durumu da farkli degildir. Iktidar kisa zamanda onu da taninmaz kilmistir. Lanetledigi Çekiç Güç’ün süresini uzatmakta, Israil’le antlasma imzalamakta, ilimli bir parti olarak taninmak için A.Gül’ü ABD’ye yollamaktadir. Yerine geçen Fazilet Partisi, ki emanetçi’dir, “Adil Düzen” sloganina gülüp geçmekte, “zihin egzersizi idi” deyivermektedir. Erbakan Versace kravatlari takmakta, ehliyetsiz kullandigi Mercedes CL 500 Coupe arabayla kaza yaptiginda hemen korumasiyla yer degistiriveren oglu ise Yves Saint-Laurent çoraplari giymektedir. 2000 yili geldiginde, özel moda defileleri düzenleten tesettürlü hanimlarin gittigi güzellik salonlari açilmistir. Müzikte kadin sesine tahammül edemeyenlerin çocuklarinin yine basi baglidir, ama onlar artik “Yesil Pop” konserlerine gitmekte, TV’deki programlarda çikip sarki okumakta, seyirci siralarindan inemeyenler olduklari yerde kipir kipir oynamakta, Tarkan konserine gidip “sikidim sikidim” da göbek atmaktadir. Diyanet Vakfi yöneticilerinin hacca giderken kullandigi araba, 120.000 dolarlik bir Chevrolet Chevy One GMS’dir.

Paranin milliyetçilik veya din dinlemedigini, yani bütün bunlarin esyanin tabiati icabi oluverdigini anlamayi reddeden Islamcilarin bütün yapabildigi söyle mirildanmaktir: “Kapitalistler gibi egleniyorlar. Normal kapitalist gibi oldular. Onlarin Islami kapitalist olmalarini beklerdik”.

Iste artik AKP, fevkalade bir kabuk degistirme içinde olan bu “Islamci”larin degisim partisidir. Ama, oraya geçmeden önce, unutuldu gitti, Danistay Baskinindaydik, önce oraya nasil gelindiginden bahsedelim.

Yarin: AKP, RP’nin düstügü hale nasil düstü?

(ÜÇÜNCÜ GÜN): AKP, RP’NIN DÜSTÜĞÜ HALE NASIL DÜSTÜ?

Ihtiyatli AKP

AKP, artik degismis insanlari temsil ettiginden degil sadece, ayni zamanda RP’den ders aldigindan da ise sakin basladi. Her seyden önce, genel baskaninin agzi yanikti: Aralik 97’de Siirt’te Cevat Örnek’in bir siirini okudugunda,”halki din ve dil farkliligi gözeterek kim ve düsmanliga açikça tahrik”ten Nisan 98’de 1 yil’a mahkum olmustu: “Minareler süngü/Kubbeler migfer/Camiler kislamiz/Müminler asker”.

Fakat laik tarafin da RP’den agzi yanmisti. Org. Özkök daha Ocak 2003’te ilk uyariyi yapti: “Herkesin dinî inancina ve bunlari özel yasamlarinda ifade etme tarzina saygi duyariz. Ancak bunlarin, özellikle türbanin [mevcut kurallara] aykiri olarak kullanilmasi beklenmemelidir”. Aslinda bir koalisyon olan AKP’de “Milli Görüs”ün temsilcisi oldugu söylenen TBMM Baskani Bülent Arinç atese katkida bulunmakta gecikmedi: 23 Nisan’da verecegi davette türbanli esinin adi da yer almaktaydi. Cumhurbaskani ve Genelkurmay baskani katilmadilar. Kavga baslamisti. MGK Genel Sekreteri Org. Kilinç, görevi devrederken “Halen hilafet ve seriat arayisinda olanlarimiz var” dedi.

AKP sivri demeçlerden dikkatle kaçiniyordu. 29 Ekim davetine katilmadilar ve bundan sonrakilere türbanli eslerini getirmemeye basladilar. Tepki doguran YÖK yasa tasarisini ve Kuran kurslari yönetmeligini geri çektiler. A.Gül’ün türban nedeniyle AIHM’ye gitmis olan esi “yargi kararlarinin tartisilmasina firsat vermemek, güven ve saygiyi saglamak” için davayi geri çekti.



Leyla Sahin karari patliyor

Fakat AIHM Büyük Dairesi Kasim 2005’te Leyla Sahin davasinda üniversitelerdeki türban uygulamasinin “insan haklari ihlali olmadigi”ni söyledi.

Karar, 11 Eylül’ün liberal Avrupa’yi ne kadar korkutmus oldugunu göstermenin yani sira, Türkiye’deki çatismayi fena halde artirici bir nitelik tasiyordu. Çünkü bu karardan sonra hem AKP’nin ve özellikle de Basbakan Erdogan’in ihtiyatli tutumu degisti, hem de özgürlük açisindan son derece tehlikeli bir yeni dönem basladi. Nitekim, laik kanadin temel kurumlarindan Danistay’in 2. Dairesi, okulda basini açan ögretmen Aytaç Kilinç’in sokakta kapamasina karisarak AIHM kararina “Simdi, sokaga da karisacaklar” diye tepki gösterenleri hakli çikarmisti. Arkasindan sira, “Simdi yatak odasina da karisacaklar” diyenlerin de hakli çikmasina gelecektir: Danistay bu sefer de, din ögretmeni Abdullah Yilmaz’in yurt disina atanmasini, esi türbanli oldugu gerekçesiyle engelleyecektir.

Bundan sonrasi, kafa kafaya çatismadir. Bir noktadan sonra kimilerine göre RTE’nin “kimyasi bozulacak”, kimilerine göre de basbakan özüne dönecektir: Vatandasla “Artistlik yapma lan”li ve “Anani al da git”li konusmalar. Kendisini sevimli bir kedi olarak çizen karikatürlere dava açmalar. Basini örtme konusunda söz söyleme hakkinin “din ulemasina” ait oldugunu söylemeler…



Yaristirma basliyor

Bu arada, AKP belediyelerinin okullara seriatçi brosürler dagitmalari. Içkinin ancak “kirmizi bölgeler”de içilebilecegini ilan etmeleri. Okullarda umre ödüllü yarisma açmalar. Alevilere inanç baskilarinin bir türlü bitmeyisi. Izinsiz Kuran kurslarinin kapatilmamasi. Van rektörüne ediliverenlerin üniversite-hükümet kavgasina dönüsmesi. Arinç’in 23 Nisan’da imam-hatip liseli bir “çocuk”u makamina oturtmasi. Yine Arinç’in: "Bu Anayasa Mahkemesi’ni ben Meclis’in yapabilecegi bir anayasa degisikligiyle kaldirabilir miyim? Kaldirabilirim” demeleri.

Buna karsilik, Anayasa Mahkemesi baskani Bumin’in de:   “Begenseniz de begenmeseniz de Anayasa Mahkemesi’nin kararlarina uymak zorundasiniz" diye cevap vermesi. Derken, Baykal’in “Istedigini yapamazsin” diye firsat bulmasi. CHP Genel Sekreteri H.Koç’un: “Türkiye Ayetullahlar devleti olamaz, olmayacak” diye aydinlatmasi. ANAP’li Sirin’in “Basbakan dua etsin, Vural Savas bassavci degil” diye tartismaya önemli bir katki yapmasi. Fatsa AKP baskaninin 23 Nisan töreninde çiklet çignedigi için tutukevine gönderilmesi. Bütün bunlarin Semdinli varken cereyan etmesi.

Kisacasi, yabanci birinin okumasi halinde gülecegi bu “dinci-laik” kavgasi 2005 basindan itibaren yine alevlenmistir. Yalniz, RP zamanindaki durumla bir ilgisi yoktur. Gerçi Cumhurbaskani kesin taraftir, ama sivil toplum ve büyük burjuvazi RP zamanindaki gibi Genelkurmay’i desteklemekten çok uzaktirlar. Genelkurmay baskani da çok sogukkanlidir.

18 Mayis Danistay cinayeti bu ortamda patlak verecek, ama AKP’yi vurmasi ancak iki gün devam edecektir.

Yarin: Laikligin gerçekten neresindeyiz?

(DÖRDÜNCÜ VE SON GÜN): LAIKLIĞIN GERÇEKTEN NERESINDEYIZ?



Laikligin Türkçesi

Bazi kavramlari ve kaliplari yeniden degerlendirmeye almakta yarar var:

1) Türkiye’deki laikligin anlami, Bati’daki gibi “Din ile Devletin ayrilmasi” degildir. Dinin devlet denetimi altinda tutulmasidir. Feodal yapiyi ve onun tutunum ideolojisi dini tam tasfiye edememis bir ülkede bu çok dogaldir. Üstelik Türkiye laikligi Fransa’dan falan degil, dogrudan Osmanli’dan ve onun temeli olan Bizans’tan almistir. Bunlar, din’i daima siki denetim altinda tutmus imparatorluklardir. Seyhülislamlar fetva-vericidir ama, Sultanlar kelle-alicidir. Seyhülislami begenmedikleri zaman azletmisler, sonra da yeni gelenin fetvasini alip yay kirisiyle bogduruvermislerdir. Tarihsel olarak özel mülkiyetin degil kamusal mülkiyetin geçerli olmasi nedeniyle “ruhban”in güçlü olmadigi Ortadogu’da genel olarak kural budur.

Fakat bu kural toplumdaki kabuk degistirmelere aldirmadan ilelebet aynen uygulanacak olursa, absürde götürülen bütün kurallar gibi ters teper. Denetleyeni zayiflatir, alttakini güçlendirir.

Daha da kötüsü, seküler (uhrevi degil, dünyevi kavrama dayanan) bir toplum demokrasi için sarttir ama, maalesef demokrasi laik bir devlet için sart degildir; yani laiklestirici bir devlet eger laikligi ilk çiktigi biçimiyle uygularsa demokrasiyi sakatlayabilir. Nitekim Fransa da 1905’e kadar uyguladigi “çatismaci laiklik” politikasini bu tarihte degistirerek “uzlasmaci laiklik”e dönüstürmüstür. Çünkü Kilise dünyevi yasama karismaktan artik vazgeçmistir.

1905’i engelleyen kisir döngü

Türkiye’nin bugün 1905’e tam ulastigini açikça söylemek zordur; üniversite gibi giyime-kusama karisilmayacak özgürlük mahallerinde engellenen türban tarafindan tahrik edilenlerin verdigi demeçler ve sergiledigi davranislar laik insanlari tahrik etmekte ve bu tahrik kisir döngüsü sürüp gitmektedir.

Dahasi, bu kisir döngü daha çok yakinlara kadar su hale gelmistir: Militan laikçilik demokrasi Islamî uyanis laiklestirici askerî darbe Islamî partiye artan oy yeni darbe beklentisi.

Bunun çikar yol olmadigi açiktir. Darbeler 1905’i engellemektedir.

2) Türkiye’de Islamcilar, laiklerin tam aksine, çok büyük hizla degismektedir. Etyen Mahcupyan bunu onar yillik 3 asamada güzel özetliyor:

a) 1980’lerde bu insanlar Iran ve Faizsiz Bankacilik pesindedir. Türbanin anlami, “erkegin namusu”dur. Amaç Türkiye’yi Islamlastirmaktir ama, bu insanlar sunu düsünmeye ilk defa baslamislardir: “Ümmet mantigi içinde yasanabilecek bir modeli nasil bulabiliriz?” Yani, düsünme ve tartisma baslamistir.



Iran’dan küresellesmeye ve “marjinaller”e

b) 1990’larda küresellesme etkisini göstermeye baslar. Onun ardindan da kaçinilmaz olarak “kendini disariyla mukayese” tartismalari gelir. Çok farkli yazan gazeteler, dergiler, TV’ler baslamistir. Iran ve Faizsiz Bankacilik out olur, Islamî Sirketler in. Daha önce de bahsettigimiz “Yesil Pop”lar, Tarkan konserlerinde göbekler baslar. Türban tamamen modaya tabidir. “Islamî Stand-upçilar” çikar: Bekir Develi ilginç isimli “Dinli-yorum”unda Diyanet’e “Kurban Bayraminda tavuk kessem kabul olunur mu?” diye soranlarla ve camide tam secdedeyken telefonu cart diye ötenlerle dalga geçer.

Kadinlar erkekten özerklesmeye, kendi toplantilarina baslamislardir. Artik türbanin anlami da degismistir: “Sokak vizesi”. Türban sayesinde kadinlar çikamayacaklari evlerinden çikabilmekte, TV konserlerine gidebilmekte, parkta nisanlilariyla bulusup sigara tellendirebilmektedirler. Bu nedenledir ki türbana artik en büyük elestiri, 50-70 yas arasi Saadet Partililerden gelmektedir: “Gayri ahlaki davranislar bunlar!

Dahasi, “marjinal Islamcilar” ortaya çikmistir. Adult, Amateur, Erotic Pictures, Free Sex, Gay Dating, Porn, Sex Cams gibi butonlari olan “El-fatiha-net” ve http://www.well.com/user/queerjhd/index.htm adresinden çikan Islamci “Queer Jihad” gibi siteler tiklanmaktadir. Zaten bütün bu kabuk degisiminin temel diregi, küresellesmenin temel diregi olan Internet’tir. Onun sayesinde kadinlar dünyayi rahatsiz edilmeden evlerine getirmekte ve ondan kaçinilmaz olarak etkilenmektedir.

Fiskiran bütün bu alt-kültür tipolojileri temsil edilmeyi beklemektedir. Refah-Fazilet-Saadet çizgisi bu beklentiyi karsilayabilecek gibi degildir. AKP dogacaktir…

2000’ler ve AB “takiyyesi”

c) 2000’lerde temel kavram artik AB’dir. Onun istedigi özgürlük kaliplari Islamcilarin çok isine yarayacagi için tutulacaktir ama, hani “Hirsizi getir/Gelmiyor/Sen gel/Birakmiyor”daki gibi bir durum vardir artik: AB en çok ondan yararlanmaya soyunan Müslümanlari etkileyecektir ve dönüstürecektir.

Bu ortamda Islamî Sirketler iflas etmis, Hizbullah ayaga dökülmüstür. Ikisi de artik sadece utanç vesilesidir.

Eskiden ayni anlama gelen kimi kavramlar da birbirinden farklilasir: din ve ahlak, siyaset ve siyasetçi, Türk ve Müslüman. Artik din yorumlanmaktadir: “Bu Islamî degil, ama sanirim yapilabilir”. Zaten bütün olay da budur. Bu, Türkiye Sünniliginin Protestanlasmasinin baslamasidir. Bu, her açidan “gözlere atlayan” bir durumdur ve dis politikada da tekrarlanir: AKP, geçmis bütün partilerden daha fazla ABD ve IMF’ye yakindir.

AB Uyum Paketlerinin geçmesi için de en fazla çabayi harcayan da odur. Tabii hizli reformlara, küresellesmeye ve PKK terörüne tepki olarak 2004 sonundan itibaren roket gibi yükselen Türk Etnik Milliyetçiligi tarafindan ödü koparilana dek.

Müslümanlarin Protestanlasmasi

Bu “Protestanlasma”yi anlamak, “Bunlar takiyedir efendim, takiye!” ezberinin disina çikabilenler için zor olmasa gerek: Aynen Avrupa’da oldugu gibi, burjuvalasma Protestanligi dogurmustur; bu kadar basit.

Tabii, bu kadar da basit degil: Çünkü, yine Mahcupyan’in dilini kullanirsak, Islamcilar artik “Daha dindar, ama daha seküler bir Türkiye” istemektedir. Özetle, Türkiyeli Islamcilar, bir yandan 80 yillik Kemalizm uygulamasinin getirdigi sekülerlesme sonucu, ama özellikle küresellesmenin etkilemesi sonucu, Kemalist laiklerin bugüne kadar baslatmayi basaramadigi bir “katharsis”, bir “kendini sorgulayarak arinma” sürecine girmistir. Bu, sinirli bir çagdaslasmadir, ama çagdaslasmanin ta kendisidir.

Kemalistlerin Katoliklesmesi

3) Türkiye böylesine kabuk degistirirken, çok tatsiz ve çok tehlikeli bir olay var: Kendini Kemalist olarak tanimlayanlarin büyük çogunlugu, bazi partilerin oy tabanlarini hosnut tutmak için verdikleri demeçleri ve maalesef istisnasiz bütün partilerin bas belasi olan kimi popülist davranislari bahane ederek politika yapiyor. Kemalist laiklik 1920’lerde nasil uygulandiysa, bugün de öyle uygulanmak isteniyor. Bu, açikçasi, Kemalizm’i dinsellestirmektir. Milliyetçiligi bir din haline sokmaktir. Atatürk dönemini bir “Devr-i Saadet” ilan etmektir. Ve, Atatürk’ün en önemli ilkesini yerle bir etmektir: “Muasir Medeniyet”.

Bütün bu “dinci-laikçi” kavgasi, ki “türban” adi altinda iki tarafli bir inada dönüsmüstür, Türkiye’yi asil sorunlariyla ugrasmaktan alikoymaktadir. Türkiye türbanla yatmakta, türbanla kalkmakta, olmayan enerjisini tüketmektedir. Türbanin üniversitelerde yasaklanmasi utanci bir an önce sona erdirilmelidir; üniversitede yasak olmaz. Hele hele, oraya devletten hizmet almaya gelen gençlere hiç olmaz.

Devlet hizmeti veren yani devleti temsil edenlerin makamda bulundugu sirada türban takma yasagi, Türkiye 1905 yilina gelene kadar devam etmelidir.

Zaten ondan sonra takmak isteyecek de kalmayabilir. Tabii, bir sartla: Türban taktirilmaktan gerçekten korkanlari tenzih ederiz ama, bu yasagi toplumsal ayricaliklarinin simgesi olarak görenler de az degil. Onlarin da zaman içinde Katolikligi birakarak ve çagdaslasarak AKP’yi kuzu kuzu evrilmeye birakmalari sartiyla…

Hani, sirf, bize artik AKP’yi kiyasiya elestirme imkanini vermek için dahi olsa…



1 Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye).


Yüklə 55,54 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə