Sabır docx docx



Yüklə 90,12 Kb.
tarix30.11.2017
ölçüsü90,12 Kb.
#33353

SABIR


Hadisler

  • Pehlivan, insanları güreşte yenen değildir, bilakis, hiddet anında kendisini zabteden ve iradesine sahip olandır. (Hz. Muhammed (SAV)

  • Şu muhakkak ki, kim (istemeyip) iffetli kalmak isterse, Allah onu iffetli kılar. Kim de sabretmeye çalışırsa, Allah ona da sabır ihsan eder. Kim insanlardan müstağni olmak isterse, Allah onu müstağni kılar. Sizlere sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş hiçbir atıyye asla verilmemiştir. (Hz. Muhammed (SAV)

  • 3207 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:

"Allah'tan kork ve sabret!" buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan):

"Benim başıma gelenden sana ne?'' dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) uzaklaşınca, kadına:

"Bu Resulullah idi!'' dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâmın kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve

"Ey Allah'ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)" dedi. Aleyhissalâtu vesselam:

"Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" buyurdu."

Buhari; Cenâiz 43; 7, 32, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz 14, (626); Ebu Dâvud, Cenâiz 27, (3124); Tirmizi, Cenâiz 13, (987); Nesâi; Cenâiz 22, (4, 22).


  • 3208 - Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı şunları söylerken işittim:

"Kendisine bir musibet gelen müslüman Allah'ın emrettiği: "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci'ün, allahümme ecirni fi musibeti vahluf li hayran minhâ. "Biz Allah'ınız ve ancak O'na döneceğiz. Bana bu musibetim için ücret ver. Ve bana bunun arkasından daha hayırlısını ver'' derse Allah o musibeti alır ve mutlaka daha hayırlısını verir."

Ümm-ü Seleme der ki: "Ebu Seleme (radıyallahu anh) vefat ettiği zaman ben: "Ebu Seleme'den daha hayırlı olan hangi müslüman var? Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ilk hicret eden hâne, onun hânesiydi'' dedim. Ben bunu söyledikten sonra Allah, onun yerine bana Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı verdi. Şöyle ki: Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana Hâtib İbnu Ebi Belte'a'yı göndererek kendisi için beni istetti. Ben: "Benim (küçük) bir kız çocuğum var, ayrıca ben kıskanç bir kadınım. (Resulullah'ın ise birçok hanımı var, imtizacsızlıktan korkarım)'' diye cevap verdim. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Kız çocuğuna gelince, Allah'a dua ederiz, onu kendisinden müstağni kılar, kıskançlığı için de Allah'a gidermesini dua ederim'' buyurdular.''

MüsIim, Cenâiz 3, (918); Muvatta; Cenâiz 42, (1, 236); Ebu Dâvud, Cenâiz 22, (3119); Tirmizi, Da'avât 88; (3506).


  • 3209 - Ebu Sinân anlatıyor: "Oğlum Sinan'ı defnettiğimde kabrin kenarında Ebu Talha el-Havlani oturuyordu. Defin işinden çıkınca bana:

"Sana müjde vermeyeyim mi?'' dedi. Ben:

"Tabii, söyle!'' dedim.

"Ebu Musa el-Eş'ari (radıyallahu anh) bana anlattı'' diye söze başlayıp Resulullah'ın şu sözlerini nakletti:

"Bir kulun çocuğu ölürse, Allah meleklere şöyle söyler:

"Kulumun çocuğunu kabzettiniz mi?"

"Evet" derler.

"Yani kalbinin meyvesini elinden mi aldınız?'' Melekler yine:

"Evet" derler. Allah tekrar sorar:

"Kulum (bu esnâda) ne dedi?''

"Sana hamdetti ve istircâda bulundu'' derler. Bunun üzerine Allah Teâla hazretleri şöyle emreder:

"Öyleyse, kulum için cennette bir köşk inşa edin ve bunu Beytu'l-hamd (hamd evi) diye isimlendirin.''

Tirmizi; Cenâiz, 36; (1021).


  • 3210 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri şöyle demiştir: "Ben kimin iki sevdiğini almışsam ve o da sevabını umarak sabretmişse, ona cennet dışında bir mükafaat vermeye razı olmam.''

Tirmizi, Zühd 58, (2403).

  • Derim ki: "Bu hadisi Buhari de tahric etti. Ondaki ibare şöyle: "Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim: "Allah Teâla hazretleri buyurdu ki: "Ben kulumu iki sevdiğiyle imtihan edersem o da sabır gösterir (ve sevap umarsa) onlara bedel cenneti veririm.'' (Buradaki "iki sevdiği'' ile gözlerini kastediyor.'' Doğruyu Allah bilir.")

Buhari, Marzâ 7.

  • 3211 - Abdullah İbnu Amr İbni'I-Âs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Mü'min kul, arz ahalisi içindeki has sevdiği (evladı) elinden alındığı zaman sabreder ve mükâfaat umarsa Allah o kulu için cennetten aşağı bir mükâfaata razı olmaz."

Nesai, Cenaiz 23, (4, 23).

  • 3212 - Atâ İbnu Ebi Rabâh rahimehullah anlatıyor: "İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) bana:

"Sana cennet ehlinden bir kadın göstermeyeyim mi?'' dedi. Ben de: "Evet göster!'' dedim.

"İşte dedi, şu siyah kadın var ya, o, Resulullah'a gelip: "Ben saralıyım, (nöbet gelince) üstümü başımı açıyorum, Allah'a benim için dua ediver (hastalıktan kurtulayım)'' dedi. Aleyhissalâtu vesselâm; "Dilersen sabret, sana cennet verilsin, dilersen sana şifa vermesi için Allah'a dua edivereyim'' dedi. Kadın: "Öyleyse sabredeceğim, ancak üstümü başımı açmamam için dua ediver'' dedi. Resulullah da ona öyle dua etti.'



Buhari, Marzâ 6; Müslim, Birr 54; (2576).

  • 3213 - Atâ İbnu Yesâr rahimehullah anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kul hastalandığı zaman Allah Teâlâ hazretleri ona iki melek gönderir ve onlara: "Gidin bakın, kulum yardımcılarına ne diyor bir dinleyin!" der. Eğer O kul, melekler geldiği zaman Allah'a hamdediyor ve senalarda bulunuyor ise, onlar bunu, her şeyi en iyi bilmekte olan Allah'a yükseltirler. Allah Teâla hazretleri, bunun üzerine şöyle buyurur: "Kulumun ruhunu kabzedersem; onu cennete koymam kulumun benim üzerimdeki hakkı olmuştur. Şâyet şifâ verirsem, onun etini daha hayırlı bir etle, kanını daha hayırlı bir kanla değiştirmem ve günahlarını da affetmem üzerimde hakkı otmuştur.''

uvatta, Ayn 5, (2, 940).

  • 3214 - Habbab İbnu'l-Eret (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Kâ'be'nin gölgesinde‚ bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikâyette bulunduk:

"Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?'' dedik. Şu cevabı verdi:

"Sizden. önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu yapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah'a kasem olsun Allah bu dini tamamlayacaktır. Öyle ki, bir yolcu devesine bindimi San'a'dan kalkıp Hadramevt'e kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, koyunu için de sadece kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz."



Buhari, Menâkıbu'l- Ensâr 29, Menâkıb 25, İkrâh 1; Ebu Dâvud, Cihâd 107, (2649); Nesâi, Zinet 98, (8, 204).


  • 3215 - Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın kızı (Zeyneb), babasına birisini göndererek "Oğlum ölmek üzere, son nefesini verirken yanında hazır ol'' diye rica etti. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm); adamı geri çevirirken:

"Selamımı söyle ve şunu hatırlat: Alan da Allah'tır, veren de Allah'tır. Her şeyin O'nun yanında muayyen bir eceli vardır. Sabretsin ve Allah'ın (sabredenlere vereceği) mükâfaatı düşünsün!''

Buhari, Cenâiz 33, Marzâ 9, Kader 4, Eymân 9, Tevhid 2, 25; Müslim, Cenâiz 11, (923); Ebu Dâvud, Cenâiz 28, (3125); Nesâi, Cenâiz 22, (4, 21, 22).


  • 3216 - Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ebu Talha'nın bir oğlu hastalandı. Sonunda Ebu Talha evde yokken vefat etti. Çocuğun öldüğünü bilmiyordu. Hanımı, çocuğun öldüğünü görünce, (çocuğun defni için gerekli) hazırlığı yaptı, onu evin bir kenarına koydu. Ebu Talha (akşam olup)eve gelince: "Çocuk nasıl oldu?" diye sordu. Hanımı, "Sükûnete erdi, istirahate kavuşmuş olmasını umarım" (diye yuvarlak bir) cevapta bulundu. Ebu Talha hanımının doğru söylediğini zannetti.

Sonra hanımı, akşam yemeğini getirdi. Yatağını hazırladı. (Sonra kocası için süslendi. Ebu Talha temasta bulundu.) Sabah olunca Ebu Talha gusletti. Evden çıkacağı zaman hanımı çocuğun ölümünü haber verdi. Ebu Talha, Resulullah aleyhissalatu vesselam'la sabah namazı kıldı. Sonra kadının yaptığını bir bir anlattı. Resulullah aleyhissalatu vesselam:

"Allah gecenizi hakkınızda mübarek kılmış olsun" buyurdular. Sonra onlara (Allah Teâla Hazretleri) dokuz evlat verdi, hepsi de Kur'an'ı okudular."



Buhari, Cenaiz 42, Akika 1.


  • 3217 - Kâsım İbnu Muhammed anlatıyor: "Hanımım vefat etmişti. Bana, Muhammed İbnu Ka'b el-Kurazi, ta'ziye (baş sağlığı dilemek) maksadıyla uğradı. Ve şunu anlattı:

"Beni İsrail'de fakih, alim, abid, gayretli bir adam vardı. Onun çok sevdiği karısı vefat etmişti. Onun ölümüne adam çok üzüldü, öyle ki, bir odaya çekilip kapıyı arkadan kapattı, yalnızlığa çekildi, kimse yanına giremedi. Onun bu halini, Beni İsrail'den bir kadın işitti. Yanına gelip: "Benim onunla bir meselem var, kendisine bizat sormam lazım" dedi. Halk oradan çekildi. Kadın kapıda kalıp:

"Mutlaka görüşmem lazım" dedi. Birisi adama seslendi:

"Burada bir kadın var, senden birşeyler sormak istiyor, "mutlaka bizzat görüşmem lazım, bizzat sormam lazım" diyor. Herkes gitti kapıda sadece o kadın var ve ayrılmıyor." İçerdeki adam:

"O'na müsaade edin gelsin" dedi. Kadın yanına girdi. Ve:

"Sana bir şey sormak için geldim" dedi. Adam:

"Nedir o?" deyince, kadın anlattı:

"Ben komşumdan iâreten bir gerdanlık almıştım. Onu bir müddet takındım ve iâreten kullandım. Sonra onu benden geri istediler. Bunu onlara geri vereyim mi?" Adam:

"Evet, vallahi vermelisin!" dedi. Kadın:

"Ama o epey bir zaman benim yanımda kaldı. (Onu çok da sevdim)" dedi. Adam:

"Bu hal senin, kolyeyi onlara iâde etmeni daha çok haklı kılıyor, zira onu iare edeli çok zaman olmuş" demişti(ki, bu cevabı bekleyen kadın) atıldı:



"Allah iyiliğini versin! Sen Allah'ın sana önce iâre edip, sonra senden geri aldığı şeye mi üzülüyorsun? O, verdiği şeye senden daha çok hak sahibi değil mi?" dedi. Adam bu nasihat üzerine içinde bulunduğu duruma baktı (ve kendine geldi). Böylece Allah, kadının sözlerinden adamın istifade etmesini sağladı."

Muvatta, Cenaiz 43, (1, 237).

  • 3218 - Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İşittiği şeyin verdiği ezaya aziz ve celil olan Allah'tan daha sabırlı kimse yoktur. Çünkü O'na şirk koşulur, evladlar nisbet edilir. O, yine de onlara afiyet ve rızık vermeye devam eder."

Buhari, Edeb 71, Tevhid 3; Müslim, Sıfatu'l-Münafıkin 49, (2803).


  • 3219 - İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Ben, peygamberlerden (aleyhimüsselam) birinin acıklı bir hikayesini anlatmış olan Resulullah aleyhissalatu vesselam'ı şu anda sanki tekrar seyrediyor gibiyim. Demişti ki: "Kavmi ona şiddetle vurup yaralamıştı. O hem akan kanlarını siliyor, hem de: "Allahım, kavmimi mağfiret et, çünkü onlar bilmiyorlar" demişti."

Buhari, İstitabe 4, Enbiya 50; Müslim, Cihad 105, (1792).

  • 3220 - Abdurrahman İbnu'l-Kasım anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Benim (yokluğumdan hasıl olan) musibet, müslümanları musibetlerinde teselli etmelidir."

Muvatta, Cenaiz 41, (1, 236).

  • Bir başka rivayette şöyle denmiştir: "Kim bir musibete uğrarsa, benim yokluğum sebebiyle maruz kaldığı musibetini hatırlasın. Çünkü bu, en büyük musibettir."




  • 3221 - Yahya İbnu Vessab, Resulullah aleyhissalatu vesselam'ın Ashabından bir yaşlıdan naklediyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezalarına katlanmayandan hayırlıdır."

Tirmizi, Kıyamet 56, (2509); İbnu Mace, Fiten 23, (4032).

Peygamberimizin Sabırla İlgili Duaları

  • Peygamber Efendimizin (sav) Taif’ de yaptığı sabır duası:

Allah’ım! Kuvvetimin tükendiğini Sana arzediyorum gücümün azaldığını, insanların gözünde küçük düştüğümü Sana şikâyet ediyorum Ey Merhametlilerin En Merhametlisi! Sensin ezilmişlerin Rabbi! Sensin benim Rabbim! Beni kimlerin eline bıraktın? Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi? yoksa davamı ipotek edecek bir düşmana mı? Eğer Sen bana gücenmedinse, kesinlikle bunlara aldırmıyorum lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır. Senin nuruna sığınırım; karanlıkları aydınlatan nuruna, dünya ve ahiretimi kurtaracak nuruna gelecek gazabın, bana ulaşacak öfkenden kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum. Sana sığındım, yeter ki razı ol güç ve kuvvet Sendendir, yalnız senden.

  • "Allah'ım, senin ismine malımı, dinimi ve nefsimi emanet ediyorum. Allah'ım, hükmüne beni razı kıl, kaderimde olanı bana mübarek kıl ki, te'hir ettiğinin acelesini, acele ettiğinin de te'hirini istemeyeyim. Nefsimin isyanını önle, teslimini sağla."

BÜYÜKLER BUYURUYOR Kİ

Sabretmeyi bilmiyorsan baştan kaybetmişsindir. Şener Şentürk

Sabır, kurtuluşun anahtarıdır Mevlana

Sabır acıdır, ama tatIı meyvesi vardır. Sadi

Her güç sabır ile zaman birleştirilerek sağIanır. BaIzac

Hoşlanmadığına sabretmedikçe, hoşlandığını eIe geçiremezsin. Hz. İsa AS

Sabırlı bir adamın öfkesinden sakınınız. La RochefoucauId

Sabrın en büyüğü, AIIah’ın emir ve yasaklarına karşı sabretmektir Ka’büI-Ahbar

Şükürle sabır birer binek hayvanı olsalardı, hangisine daha önce bineceğimi kestiremezdim. HZ. ÖMER

Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır. Başsız beden olmayacağı gibi, sabırsız da iman olmaz. HZ. ALİ

Çıkacağım merdivene sabrı merdiven yaparım. MEVLANA

Her söz için doğruluk, her doğruluk için iş, her iş için de sabır gerekir. HATİM_İ ESAM

Sabrın anlamı, sırtında dağları ve insanoğuIIarını taşıyan toprak gibi oIman demektir. SERİYY ES-SEKATİ

İnsanlarda riyanın karışmayacağı, hakiki tek vasıf sabırdır. ABDÜLAZİZ BEKKİNE

Sabır, hiç yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmendir. CÜNEYT BAĞDADİ

Sabır bütün belaları gönül rahatlığıyla karşılamaktır. EBU SAİD ARABİ

AsıI hüner ve afiyet, boIIukta sabretmesini bilmektir. İMAM-I GAZALİ

Sabrın alameti şikâyeti terk, musibet ve sıkıntıları gizlemektir. ABDULLAH ARAZ

Sevinç kapısının anahtarı sabırdır. W.JACOBS

Sabırlı kuş, bütün kuşlardan daha iyi uçar. MEVLANA

Sabır acıdır, fakat meyvesi tatlıdır. ARİSTOTELES

Sabır, umut etmek sanatıdır. VAUVENARGUES

Sabır ve zamandan kuvveti bir şey yok: Her şeyi bunlar yapar. TOLSTOY

Sabrı olmayanılar ne kadar fakirdirler. SHAKESPEARE

Sabır önceleri insana zehir gibi görünür, fakat bunu huy edinirsen balı oIur. SADİ

Sen, yakını bir imanIa, tam bir rıza ile AIIah için çalışmaya muktedir oIabiIirsen çaIış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde sabırda çok hayır var. Şunu da bil ki Nusret sabırla birlikte gelir, Kurtuluş da sıkıntıyla gelir, zorlukta da koIayIık vardır, bir zorluk iki koIayIığa asIa gaIebe çaIamayacaktır. MEVLANA

Haya zinettir. Takva’da keremdir. En hayırIı binek de sabırdır. İbtiIa haIinde insanın musibetinin berteraf oImasını AIIah’tan bekIemek ibadettir. MEVLANA

Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mümine hastır, başkasına değiI: Ona memnun oIacağı bir şey geIse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar geIse sabreder, bu da hayırdır. MEVLANA

Sabreden, gökIerin üstüne yükseIir; heIva yiyense geriIer, kaIır! Sabır iIâcı, gözIerin perdesini yakar; göğüsIeri gönüIIeri de yarıp açar. Sabır, iman yüzünden baş tacı oIur Bundan doIayıdır ki sabrı oImayanın imanı da yoktur. Sabretmek, canının tespihIeridir Sabret, asıI doğru tespih odur. Sabır, Sırat köprüsüne benzer; cennet ise diğer tarafta. AIIah, yüz binIerce kimya yarattı; ama insan, sabır gibi bir kimya görmedi. Arayan nihayet buIur KurtuIuş, sabırdan doğar. Ayın gece sabretmesi, onu apaydın bir haIe kor GüIün dikene sabrı, onun güzeI kokuIu bir haIe geImesine sebep oIur. AsıI hüner ve afiyet, boIIukta sabretmesini biImektir. İmam-ı GazaIi Bedende baş ne ise, imanda da sabır aynıdır Başsız beden oImayacağı gibi, sabırsız da iman oIamaz. Hz. AIi RA

Her güç sabır iIe zaman birIeştiriIerek sağIanır. BaIzac

Her söz için doğruIuk, her doğruIuk için iş, her iş için de sabır gerekir. Hatim-i Esam

HoşIanmadığına sabretmedikçe, hoşIandığını eIe geçiremezsin. Hz. İsa AS

İnsanIarda riyanın karışmıyacağı, hakiki tek vasıf sabırdır. AbdüIaziz Bekkine

Sabır acıdır, ama tatIı meyvesi vardır. Sadi

Sabır güzeIdir, fakat yoksuIIarda oIursa daha da güzeI oIur. Hadis-i Şerif

Sabır, hiç yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmendir. Cüneyt Bağdadi

Sabır, kurtuIuşun anahjtarıdır. MevIana

SabırIı bir adamın öfkesinden sakınınız. La RochefoucauId

Sabrın en büyüğü, AIIah’ın emir ve yasakIarına karşı sabretmektir. Ka’büI-Ahbar

ŞükürIe sabır birer binek hayvanı olsalardı, hangisine daha önce bineceğimi kestiremezdim. Hz.Ömer (R.A.)

Sabırla yapılan her iş, ancak sabırla tadılabilir. Ahmet Hamdi Tanpınar

Kendine bağlı kal ve sebat et, hiç taklit etme, sana huzuru senden başkası veremez. Alexis Carrel

Beklemeyi bilen insan, her şeyi elde edebilir. Benjamin Disraeli

Sabır, erdemin cesaretidir. Bernard de Saint Pierre

Sabır bir zırh, öfke ise düşmanların en azılısı. Bhartrihari

Hayat, yüce davranışlarda bulunulduğu, sabır ve dayanıklılık gösterildiği ölçüde değerli olur. Canon Liddon

Küçük olaylar karşısında sabırlı olmazsan, büyük planları gerçekleştiremezsin. Çin Atasözü

Bir anlık sabır insanı büyük felaketlerden kurtarabilir, sabırsızlık göstereceğin bir tek an bütün bir yaşamı mahvedebilir. Çin Atasözü

Sabır, kuvvetin bir başka adıdır. E. B. Browding

Sabrı tükenen adam, ruhuna hakim olamayan adamdır. İnsanlar arıya dönüp, açtıkları yara uğruna canlan vermesinler. Francis Bacon

Aklı başında insanların sebat ve metaneti, arzu ve heveslerini gönüllerinde hapsetmek sanatından başka bir şey değildir. François de La Rochefaucauld

Katlanmasını bilen için, hiçbir acı önemli değildir. François Rene de Chateaubriand

Ne kadar sabırlı olduğunuzu, çocuklardan öğrenebilirsiniz. Franklin P. Jones

İnsanın belli başlı iki günahı vardır; öbürleri bunlardan çıkar: sabırsızlık ve tembellik. Sabırsız olduğu için cennetten kovuldu, tembelliğinden geri dönemiyor, yo belki de sadece bir günahları var; sabırsızlık, sabırsızlıklarından ötürü kovulmuşlardı, sabırsızlıklarından ötürü geri dönemiyorlar. Franz Kafka

Yalnız basit şeyleri tam ve mükemmel yapmaya sabırları olan insanlar, güç şeyleri kolaylıkla öğrenme becerisini kazanabilirler. Friedrich Schiller

Büyük başarıların sahipleri, küçük işleri titizlikle yapabilme sabrını gösteren kişilerdir. Friedrich Schiller

Dünyada sadece sevinç olsaydı, cesur ve sabırlı olmayı asla öğrenemezdik. Helen Keller

Beklemesini becerenin, her şey ayağına gelir. Honore de Balzac

Kendini güçlükler karşısında sabretmeye alıştır; çünkü haksızlık karşısında hak için sabretmek en iyi ahlaktır. Hz. Ali (R.A.)

Sabır; selamet ve saadet evinin anahtarı ve her musibetin ilacıdır. Hz. Ali(R.A.)

Bir hizmette bulundu isem, bu çalışmaktan ve sabırla düşünmekten, başka bir şey değildir. Isaac Newton

Asıl hüner, afiyet ve bollukta sabretmesini bilmektir, bunun sabrı, onlara güvenip bel bağlamamaktır, hepsinin kendi elinde emanet olduğunu ve bir anda alınıp yok olabileceğini bilmektir. İmam-ı Gazali

Sabır, her bahçede yetişmeyen bir çiçektir. James Howell

Sabır acıdır; amma meyvesi tatlıdır. Jean J. Rousseau

Sabır ve zaman, şiddet ve öfkenin yapabileceğinden çok daha fazla iş başarır. La Fontaine

Yaptığın işte sabırlı olursan; her ne iş yaparsan yap tamamlarsın. Lao Tzu

Sabırla nezaket birleşince, güç doğar. Leigh Hunt

Sabır ve zaman; işte benim bahadır askerlerim. Lev Tolstoy

Sabır, umut etme sanatıdır. Luc Vauvenarques

Sabır, ruhun yüceliğini ortaya çıkarır. M. Rasim Mutlu

Beklenmeyi öğren, yu etrafındaki şeyler değişir ya da kalbin. Michael Sailer

Dayan ve üstele... Bu acı, adım adım senin iyiliğine dönüşecek. P. N. Ovidius

İnsanlarla yaşamak için biricik vasıta, sabırdır. Platen Hallermund

Sabrın da vazifesini, tam yapmasına imkan veriniz. Russell H. Conwell

Sabır, bilgeliğin arkadaşıdır. Saint Augustinus

Tahammülde bir fazilet vardır ki; çoğu zaman, başarının zaferinden büyüktür. Samuel Smiles

Sebat sayesinde zaman, en büyük değer taşıyan neticeler doğurabilir. Samuel Smiles

Arada bir insan yapımı olmayan bir şeye dikkatle bak; bir dağ, bir yıldız, akan bir nehrin kıvrımları, o zaman bilgeliği ve sabrı bileceksin, daha da ötesi bu dünyada yalnız olmadığını. Sidney Lovett

Sabır, acelenin panzehiridir. Susanna Tamaro

Sabrı öğrenmek de, sabır işidir. Stanislaw J. Lee

Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz, şunu da unutma, insanı yaşat ki devlet yaşasın. Şeyh Edeball

Dünyanın en güçlü işi, bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir. T. H. White

Sebat edenler, zaferden önce acının üstesinden gelirler. Ted Engstrom

Sebat uzun ve tek bir yarış değildir, birbiri ardına yapılan pek çok kısa yarışlardan oluşur. Valter Eliot

Hayatın büyük üzüntüleri için cesarete, küçükleri için de sabır ve dayanıklılığa sahip olunuz. Victor Hugo

însan beklemeyi, genellikle artık bekleyecek bir şeyi kalmadığı zaman öğrenir. Voltaire

Sevinç kapısının anahtarı, sabırdır. W.Jacobs

Yiğitlik intikam almakta değil, tahammül göstermektedir. William Shakespeare

Sabrı olmayanlar, ne kadar fakirlerdir. William Shakespeare

Hikâyeler

Sabır Taşı


Kızıl Temmuz sıcağının bezdirdiği sokaklar, kaldırımlar, duvarlar, evler, ağaçlar bir miktar serin geçen gecenin ardından yine zorlu bir güne hazırlanıyor. Yine güneş her şey üzerindeki ceberut hâkimiyetini gösterecek, her bir şey, omzunda bir ağır yük varmış gibi yaşayacak günü.

Yaz ayları böyledir, kış gibi anlayışlı değildir. Sıcak, nem, bunaltı, bezginlik; değirmen taşı gibi biner adamın sırtına; omuzlarından inmek istemez gündüz vakti kimsenin. İkindi sonunda eh hadi işte biraz yorulmuş mudur nedir, insanlar gözünü açar gibi olur, kendilerine gelir.

Ağırbaşlı sabah serinliği, kıpırtısız gece molasını, gri gölgeler ile kuşluk vaktinin insanın suratını alev gibi yalayan güneşi arasında bir yerlere bağlıyor. Saat sekiz gibi. Evde uyanık olan yalnız benim. Gece geç yattılar annem, abim, babam. Balkonda uykumun arasında çit çit çekirdek çitlediler. Salondaki televizyonu balkona çıkarıp film seyrettiler.

Kapı çalındı. Bu sabah vakti kim ola ki? Baktım postacı gidiyor. Birkaç zarf bırakmış. Acaba geldi mi? Evet evet tam da o zarfı tutuyorum şimdi. Amanın ne heyecanlı bir durum öyle! İçindeki kâğıdı yırtma korkusuyla zarfı hemen açma telaşı arasında pür heyecan ulaştım sonuç belgesine. Aklımdan senaryolar film şeridi gibi kaydıkça kayıyordu. İçinde beni üzecek bir haber de olabilirdi havalara uçuracak bir bilgi de… Katlarını açtım. Olaylar sanki ağır çekimde ilerliyordu. Harflerinin yarısı silik, yarısı koyu bir yazı vardı işte orada. Cümlenin son kelimesi kazandınız diye bitiyordu. Çözdüğüm sorularda sondaki kelimeleri hep karıştırır, olumsuzu olumlu okurdum, yine öyle olmasın diye yeniden, bir daha, tekrar tekrar, döne döne baktım da baktım, tastamam "kazandınız" diyordu. Kazandınız'ın önünde ise "Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü" yanıp yanıp sönüyordu. Sevincimi, hayretimi daha dün gibi hatırlarım. Sıpalar gibi bir o yana bir bu yana zıplayıp duruyordum sevincimden. Patırtıma annem pürtelaş koştu geldi. Mutlu haberi duyunca yüzüne yayvan bir gülümseme yayıldı, uykusuz gözleri daha da kısıldı.

Sonuç belgesini masanın üstünde özenle sakladığım diplomamın yanına koydum. Diplomamın kenarı zincir gibi halkalı nakışlarla bezeliydi. Halkalar, kıvrım kıvrım çerçevelemişti yazıları. Perdenin nakışı saç örgüsü gibi birbirinin içine gire çıka dolana kıvrıla zincir gibi aşağıya doğru akıyordu. Kahvaltıya kadar bu zincirin halkalarına daldım çıktım kulaçladım hayalleri. Konya'ya gidecektim. Aman Allah'ım ben de bir abi olacaktım ha! Mahallenin haytası Engin bir üniversiteli abi oldu ha? İnanılır gibi değil.

Babam sonuca nasıl tepki verecek acaba? Sevindiğini belli edemez ki! Azarlar gibi sever sağolasıca. Sonunda kahvaltıya kalktı hepsi. Hepsi de bir bir öğrendi benim üniversiteyi, o büyülü dünyayı kazandığımı.

Babam: "Kedi kedi olalı bir fare tuttu. Bakalım sonu nasıl olacak. Bitirip de diplomanı almadan inanmam senin öğretmen olacağına hayırsız! Valla inanmam! Zorla mı yahu!" dedi. Keyifliydi. Bu cümleler babamın dilinde " Aferin yavrum. Bu habere çok sevindim. Yıllar su gibi geçer de diplomanı eline alır, bir meslek sahibi olursun." anlamına geliyordu.

Aksi abim haberi duyunca "Haddi bea" dedi ilkin. Gerçek olduğunu öğrenince "Senden öğretmen olursa ben de milletvekiliyim, cumhurbaşkanıyım arkadaş. Millet sana güvenip de çocuk teslim edemez eline. Kurttan çoban olur mu hiç! Peeaah!" diye homurdandı.

Sözlü sınavda, kazandığım yer ünitesi iyi geçti ama iş kalacağım yer konusuna gelince babamın sesinin tonu değişti. Yüzünün hatları gerginleşti. Yüzünde kara bulutlar belirdi. Büyüyen gözlerinin içine gömüldüm gittim. Kırmızı damarlı koca iki yuvarlak, iç içe kocaman iki halka…

"Ne demek evde kalacam. Basbayağı yurda yazılacaksın."

Boğazımda bir yumruk... Yutkunamıyorum. Direnmeye çalışıyorum.

"Ben oğlumu olur olmadık her yere bırakmam öyle!"

Sesim, içimde başka biri varmış da o konuşuyormuş gibi, kendi sesimden uzak, kısık, boğuk çıkıyor:

"Onlar, her yer mi baba?"

Nasıl olur da Ekrem Abilerin durumunu görmez. Bataklık içindeki menekşe ocağı gibi tertemiz kalan insanlar bunlar. Kendi de takdir ederdi düne kadar. Çevrelerine de olumlu etki bırakmaya çalışıyorlar. Bu insanlar düzeltecek kötü gidişi demez miydi ikide bir? Ne oldu şimdi?

Deminki iki küçük halka, koca iki gezegen gibi dönüyor… Döndükçe başımı döndürüyor:

"Bu dünya böyle gelmiş böyle gider. Sen mi düzelteceksin âlemi?"

Boğazımdaki yumruk gırtlağıma kök saldı sanki. Ne yukarı ne aşağı… Cevap da veremiyorum. Üniversitelilerle birlikte tertemiz evlerde kalmak bir ideal olmuştu benim için. Ama önüme en büyük engel babam çıkmıştı şimdi de. "Sen mi düzelteceksin dünyayı?" diyor başka bir şey demiyordu adam. İç odaya koştum. Yatağın üstüne attım kendimi. Filmlerdeki gibi ağladım ağladım. İçimden kalp atışı gibi tekrarlıyordum: İnsanlar hemen düzelmez, sabır lazım sabır! İnsanlar hemen düzelmez, sabır lazım sabır! İnsanlar hemen düzelmez, sabır lazım sabır! Sabır, sabır, sabır…

O gün üstüme daha gelmedi. Kayıt için yola çıkana kadar aramız limoni idi. Babamı hiç mi hiç kırmak istemezdim; ama arkadaşlarla birlikte evde kalmam gerektiğini düşünüyordum. Bu benim idealim hâline gelmişti sanki. Çünkü ortalıkta cayır cayır bir yangın vardı; ama yananlar yandıklarının farkında değildi. İnsan olan, yanana yardım ederdi. Ben de insandım ve ben de yangına su taşıyacaktım. Bilmeyene imanı öğretecektim. Anlamamışa gerçekleri anlatacaktım.

Helalleşirken, "Yeni bir yere vardığında ilkin oranın manevi bekçilerini ziyaret et" dedi Ekrem Abi. "Bu hocamdan bana bir tavsiyedir. Benden de sana bir tavsiye olsun." Ben de Konya'ya vardığımda Mevlana türbesinde aldım soluğu.

Müzeye herkes gibi ayakkabı üzerine mavi bir galoş takarak girdim. Bu naylon bir galoş değil de sanki Bin Bir Gece Masalları'ndan fırlamış gelmiş, uçan sırmalı bir halıydı, beni başka âlemlere götürdü gitti içeride. Manevi atmosfer müthişti. Ortam beni sıcak çay bardağının içindeki şeker gibi eritti, akıttı, yok etti. Derinden gelen ney sesi kulağımdan girdi gönlüme sızdı. Benliğimi saydamlaştırdı.

Mevlana hazretlerinin sandukasının önünde yürekten bir fatiha okudum. Bu fatihanın o yüce ruha mı günahkâr kendime mi olduğunu kestiremedim.

Burada dünyamızdan çok uzakta, başka âlemlerde yaşamış bir medeniyetin inanılmaz eşyaları sergileniyor gibiydi. Sol yanıma döndüğümde yukarıdan aşağıya sarkan ilginç bir işlemeye gözüm takıldı. Mermerden yapılmış gibiydi. Asılı olduğu yerden aşağıya halkaları beyaz, kocaman bir zincir sarkıyordu. Evet evet mermerden oyulmuştu bu zincir. Zincir aşağıda bir küreye bağlanıyordu. Bu da mermer bir küreydi. Taştan bir kanaviçe gibiydi. İlginç bir durumdu. Mermer, tereyağı gibi işlenmişti. Merdivene oturmuş ve sorana açıklamalar yapan orta yaşlı görevliye danıştım:

"Bu nedir acaba?"

"Sabır taşı…"

"Nasıl yani?"

"Eskiden insanlar kendilerini eğitmek için nefsin aceleciliğini yenmek için bir anlamda nefsi terbiye etmek için kendilerine böyle işler bulurlarmış. Taşa şekil verirken kendi ruhuna şekil verirmiş insan. Sabretmeyi öğrenirmiş. Mesela yukarıdaki taş yekpare mermerden yapılmıştır. Zincir halkaları, alttaki yuvarlak mermer topuz, onun altındaki halkalar hep bir parça mermerdendir. Hatta kafes gibi işlenmiş yuvarlağın içinde bir mermer top daha vardır ki o da işlemelidir. İçteki küçük topu da görüyor musun?"

Anlattıkları karşısında ürpermiştim. Şimdi insanlık kültür tarihi kalıntılarının nadir örneklerinden birinin karşısında duruyordum: Sabır taşı. Bu derece ince düşünceli atalarımla gurur duydum şimdi bir kez daha. Bu kültürün çocuğu olmakla kıvandım.

"Bunu bir adam kaç senede bitirir ki?"

"Bir adam bir ömürde bitiremez çoğunlukla. Yarım kalan sabır taşını oğlu devam ettirir. Belki ancak torunu tamamlar."

Adam anlattıkça içimde bir yerlerde bir fırtına kabardı, kabardı, tüm benliğimi sardı. Sanki bedenim safi ruha kesmişti. Bu ne sabır! Bu ne irade! Şimdinin derinliksiz, kolaycı, insanına ne kadar uzak bir medeniyet bu! Atalarımın ruhlarını eğitmekte, nefislerine şekil vermekte kullandıkları bu yönteme vurulmuştum. Kendi kendime, mırıldanıvermişim:

"Sabır taşı diye sen de kaya gibi sert nefsini kes, biç, yont, oy, işle!"

O günden sonra nefsim mermer, ben de bir taş ustası, ruhuma şekil vermekle uğraşıyorum.

Allah sabredene sarı altın takar!


Rahmetli Anacığım söylerdi bu sözü. O da annesinden almış, Allah ikisine de rahmet etsin. Şimdi de ben aktarıyorum size ;) İşte böylece yürek mirası kuşaktan kuşağa taşınıyor..

Anneannem bilge bir hanımmış. O’nun adı da “Ayşe” idi. Annem beni; “Anamın adı, ağzımın tadı” diye severdi hep. Çok çileler çekmiş, çok güngörmüş geçirmiş. Hatta bana “Ayşe” adını koymak isteyince demiş ki Anneannem; “Ayşeler talihsiz olur, koymayın.”

Ya kendisi çok acılar yaşadığından, ya da Ayşe Validemiz radıyallahu anha, Efendimiz’den erken ayrılmak zorunda kaldığı için, böyle demiş olabilir, diye düşünürüm hep ben de.

Maalesef yetişemedim, çok az hatırlıyorum, ben 3 yaşımdayken vefat etmiş..Rabbim kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe eyleye..

Annem çok anlatırdı, kasabamızın genç gelinleri çok severlermiş O’nu. “Ayşe Ana” “Ayşana” der, koşarlarmış hep, dizinin dibine oturur, dertlerini anlatır, öğütlerini dinlerler, bir dediğini iki etmezlermiş.

Zaten efendim, eskiden nerde öyle, “azıcık huzursuzum, haydi psikolojik destek alayım” “depresyondayım bir kaç seans lazım” falan. Yok, öyle şeyler. İşte böyle Anneanneciğim gibi bilge hatunlar bu işi gönüllü üstlenirmiş.

Şimdi bakmayın siz apartman komşusunu bile tanımayan şu çağın talihsiz insanlarına. Eskiden her köyün, her mahallenin bilge hatunları mutlaka olurmuş. Böylece belki de yıkılacak yuvalar yıkılmaz, kırılan gönüller yapılır, hikmetli tavsiyeler yol gösterir, öğütler merhem olurmuş yaralara. Toplum çimentosu görevi bu belki de. Böyle kocaman yüreklere ne kadar da ihtiyaç var şu çağda değil mi? Şimdi bakıyorum da insanlarda sabır yok. Hiç kimsenin diğerine tahammülü yok. Herkes “önce ben!” diyor. Hoşgörü yok. Evlilikler de öyle, pamuk ipliğiyle bağlı sanki. Bir bakıyoruz evlenmişler, aradan 1-2 yıl geçmiyor, “boşandılar” haberi geliyor. E tabii eskiden gelinler evden çıkarken anne-baba, kızları yeni yuvasına ısınsın diye; “Bak kızım şimdi gidiyorsun, ancak cenazen gelir bu eve” derlermiş. Dönüş umudunu kesiyorlar ki gideceği yeni evine ısınsın, tam bağlansın, olası sorunlara sabırla göğüs gersin. Şimdi öyle mi ya? Gelin giderken diyorlar ki; “Bak kızım sakın kimsenin kahrını çekme, ezdirme kendini, biz buradayız, odan hazır.” Tabii ki kızcağız da, ilk olumsuz durumda, ilk tartışmada tak kapıda, elinde bavuluyla koşup geliyor! Neden böyle olduk ki? Nereye bu gidiş? Yıllık boşanma oranları korkutucu. Baktım da şimdi netten; Türkiye genelinde 2011 yılının ilk döneminde boşanma oranı, geçen yıla göre yüzde 0,4 artmış ve de evlenme oranı, boşanma oranından daha düşükmüş. Allah sonumuzu hayreylesin. Sabır imanla doğru orantılı. Allah’tan uzaklaştıkça insanlıktan çıkıyoruz. Ne yapsak boş... Acilen iman mektebine yazılmamız gerekiyor.

Sabır Ayetleri

Kuranda sabır ile alakalı tahmini 84 ayet geçiyor

2:45 - Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.

2:153 - Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.

2:155 - Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!

2:177 - Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitabave bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır.

2:249 - Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır)." Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. "Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: "Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir."

2:250 - Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!"

3:17 - O sabredenleri, o doğruluktan şaşmayanları, o elpençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları (görür).

3:120 - Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.

3:125 - Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.

3:142 - Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?

3:146 - Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.

3:186 - Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.

3:200 - Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.

4:25 - Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir).

6:34 - Senden önce de peygamberler yalanlanmıştı. Kendilerine yardımımız gelinceye kadar yalanlanmaya ve eziyet olunmaya sabrettiler. Allah'ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. Şüphesiz ki sana, peygamberlerin haberlerinden bir kısmı gelmiştir.

7:126 - "Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler.

7:128 - Musa, kavmine dedi ki: "Allah'ın yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona mirasçı kılar. Sonunda kurtuluş müttakilerindir."

7:137 - Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün, bereketle donattığımız doğusuna ve batısına mirasçı yaptık. Ve böylece Rabbinin, İsrailoğullarına olan o güzel vaadi, sabırları yüzünden gerçekleşti. Biz de Firavun ile kavminin yapageldikleri sanat eserlerini ve diktikleri binaları yerle bir ettik.

8:46 - Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.

8:66 - Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.

10:109 - Sana vahyolunana uy! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. Çünkü O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

11:11 - Ancak (her iki halde de) sabır gösterip iyi ameller işleyenler müstesnadır. İşte onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.

11:49 - İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.

11:115 - Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez.

12:18 - Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi. Babaları dedi ki: "Hayır, nefisleriniz aldatmış da size bir iş yaptırtmış. Artık bana güzel bir sabır gerekiyor. Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah'dır."

12:83 - Babaları dedi ki: "Hayır, sizi nefisleriniz altadıp bir işe sürüklemiş. Artık bana güzel güzel sabretmek düşüyor. Belki Allah hepsini birden bana geri getirir. Çünkü O, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir."

12:90 - Onlar "Yoksa sen, sahiden Yusuf musun?" dediler. O da "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim" dedi, "Doğrusu Allah, bizi, lutfuyla nimetlendirdi. Gerçekten de kim Allah'dan korkar ve sabrederse, Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez."

13:22 - Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.

13:24 - "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!"

14:5 - And olsun ki Musa'yı âyetlerimizle gönderdik. Ona şöyle dedik: Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın (felaket) günlerini hatırlat. Şüphe yok ki bunda her sabredip şükreden için nice ibretler vardır.

14:12 - Bize yollarımızı göstermişken neden biz Allah'a dayanıp güvenmeyelim? Elbette bize yaptığınız eziyetlere katlanacağız. Tevekkül edenler yalnız Allah'a tevekkül etsinler."

14:21 - (Kıyamet günü) İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk. Şimdi siz, Allah'ın azabından en ufak bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "Allah bizi hidayete erdirseydi, biz de size doğru yol gösterirdik. Artık şimdi bizler sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü kaçacak yerimiz yoktur."

16:42 - O Muhacirler, müşriklerin eziyetlerine sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir.

16:96 - Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir, Allah'ın katındakiler ise tükenmez. Muhakkak ki biz, Allah yolunda sabredenleri, yaptıkları amelin daha güzeliyle mükafatlandıracağız.

16:110 - Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret eden, sonra cihad eden ve sabreden kimselerin yardımcısıdır. Bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.

16:126 - Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız size yapılan azab ve cezanın misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır.

16:127 - (Ey Peygamber!) Sabret! Sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı üzülme! Kurdukları tuzaklardan telaş edip sıkıntıya düşme!

18:28 - Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma.

18:67 - (Hızır) dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.

18:68 - "İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"

18:69 - Musa: "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim" dedi.

18:72 - (Hızır:) "Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.

18:75 - Hızır dedi ki: "Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?"

18:78 - Hızır dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."

18:82 - "Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur."

20:130 - O halde, dediklerine sabret; güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısım vakitlerinde ve gündüzün etrafında da tesbih et ki hoşnudluğa eresin.

21:85 - İsmail, İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi.

22:35 - Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

23:111 - Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir.

25:20 - (Resulüm!) Biz senden evvel de peygamberleri başka türlü göndermedik. Şüphesiz onlar hem yemek yiyorlar, hem çarşılarda geziyorlardı (sokaklarda yürüyorlardı). Sizin bir kısmınızı bir diğerine fitne (imtihan sebebi) kılmışızdır ki, bakalım sabredecek misiniz? Zira Rabbin her şeyi hakkıyla görmektedir.

25:75 - İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamları ile mükafatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.

28:54 - İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar.

28:80 - Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir."

29:59 - Ki onlar, sabretmiş olup yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar.

30:60 - Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi mutlaka haktır. Sakın imanı sağlam olmayanlar seni hafifliğe sevketmesinler.

31:17 - "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."

31:31 - Görmedin mi ki Allah, âyetlerinden bir kısmını size göstersin diye gemiler, Allah'ın nimetiyle denizde akıp gidiyor. Şüphesiz bunda çok sabredenler ve çok şükredenler için nice ibretler vardır.

32:24 - Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.

33:35 - Şüphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle itaat eden kadınlar, sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkeklerle Allah-'ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

34:19 - Buna karşı onlar: "Ey Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve tamamen didik didik dağıttık. Şüphesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ibretler vardır.

37:102 - Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.

38:17 - Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti.

38:44 - (Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir.

39:10 - Ey Muhammed! Tarafımdan söyle: "Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik vardır. Allah'ın yeryüzü geniştir. Ancak sabredenlere mükafatları hesapsız ödenecektir."

40:55 - O halde sabret. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Hem günahından dolayı istiğfar et ve akşam sabah Rabbini hamdiyle tesbih et.

40:77 - Ey Muhammed! Sen sabret, şüphesiz Allah'ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir.

41:24 - Şimdi eğer dayanabilirlerse onların yeri ateştir. Yok eğer hoşnutluğa dönmek isterlerse bile artık onlar hoşnut edileceklerden değildirler.

41:35 - Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.

42:33 - Eğer O dilerse rüzgarı durdurur da yelkenle giden gemiler denizin üzerinde duruverirler. Şüphesiz ki bunda sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için nice ibretler vardır.

46:35 - Ey Muhammed! Azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için (azab hususunda) acele etme. Sanki onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?

47:31 - Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz.

49:5 - Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

50:39 - Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güneşin doğuşundan önce (sabah namazını) ve batışından önce de (öğle ve ikindi namazalarını kılarak) Rabbini Hamd ile tesbih et.

52:16 - Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).

52:48 - Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

54:27 - Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.

68:48 - Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.

70:5 - O halde güzel bir sabır ile sabret.

73:10 - Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl.

74:7 - Rabbin için sabret.

76:12 - Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.

76:24 - O halde Rabbinin hüküm vermesi için sabret. Onlardan hiçbir günahkâra yahut nanköre itaat etme.

90:17 - Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır

103:3 - Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.



Atasözleri

* Sabreden derviş muradına ermiş: beklemesini bilen kimse sonunda amacına ulaşır.

* Sabreyle işine, hayır gelsin başına: bir işi yaparken acele etmez, sabrederseniz hayırlı sonuçlara varırsınız.

* Sabrın sonu selamettir: karşılaştığı güçlükleri sabırla yenmeye çalışan kimse, sonunda başarıya ulaşır.

* Allah sabırlı kulunu sever: Tanrı sabırlı kulunu sevdiği için sabırlı olmaya daha çok dikkat etmeliyiz.

* Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır: sabır zor bir iştir ancak güzel sonuçları vardır.

* Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas: sabretmesini bilen kişi olmayacak gibi görünen işlerde bile başarı kazanır.

Deyimler

*Sabrı taşmak (tükenmek): artık katlanamaz, dayanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak: “Sabrı tükenmiş olanlardan birkaçı, birden söze başlamak istedilerse de reis izin vermedi.” -M. Ş. Esendal.

* Ya sabır çekmek: bir sıkıntıya ses çıkarmadan veya ona karşı bir şey yapmadan katlanmak: “Siz şimdi, bu yavan Takazaları bir kere daha ya sabır çekerek dinlemek zorunda kalırsınız.” -H. Taner.

* Ya sabır: Katlanılması güç durumlarda sabır gerektiğini anlatan bir sözdür.



Kompozisyon

Sabırlı Ol Sen Kazan


Sabır ruhun bir melekesidir, güzel bir huydur. Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur.

Sabır, dünyanın rahat ve refahına sebeptir. İnsan evvela kendisine ağır gelen gayreti göstermez, zahmetine katlanmazsa, geçim için bir hüner ve marifet sahibi olamaz ve sonraki hayatında ferah bulamaz. Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar güzel olan her şeyde kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince devam etmeyi gerektirir. Bir hakkı müdafaa ve muhafaza etmek için gösterilen sebat, sabretmekle mümkündür. Allah'ın emirlerini yerine getirmek, aklın ve dinin hoş görmediği ve nefsin meşru olmayan istek ve arzularına mukavemet edebilmek, hayatta elde olmadan başa gelen ve insana büyük elem ve keder veren bela ve musibetlere karşı koyabilmek ve bunların üstesinden gelebilmek için sabırlı olmak ve sabretmeye alışmak lazımdır. Bize düşen bu zorluklar karşısında pes etmek değil, "bu da geçer" deyip sabrederek Yaradan'a sığınmak ve içinde bulunduğumuz sıkıntılardan kurtulmak için çareler aramaktır. Sabrın sonu selamettir, başarıdır. Sabır acıdır, fakat sonucu tatlıdır. Hz. Peygamber (s.a.s); "Sabreden başarıya ulaşır' ; "Sabır başarının anahtarıdır"; "Sabır bir ışıktır"; "Sabır cennet hazinelerinden bir hazinedir"; "Sana sıkıntı veren şeylere karşı sabretmende birçok hayır vardır" söylemiştir. Bir ömür boyu devam eden gerçek sabrın asıl kaynağı müminlerin Allah’a olan imanlarıdır. İman eden bir mümin tüm olayların ardında Allah’ın yarattığı binlerce hayır ve hikmetin gizli olduğunu bilir. İnsan Rabbimizin kendisi için belirlediği kadere tereddütsüz teslim olur ve rıza gösterir. Bu nedenle sabır mümin için zorlanarak yaşanan bir ahlak özelliği değil, tüm ibadetler gibi gönül rızasıyla ve hoşnutlukla yaşanan ve zevk alınan bir nimettir. Sabrın sonu her zaman selamet olmuyor ne yazık ki; evet sabır büyük bir erdem, erdemli kalmaya çalıştıkça üstüne-üstüne geliyor bazen olaylar ve insanlar kayıtsız kalmaya çalıştıkça salak olarak adlandırılıyor. Sakin durmaya çalışınca tepkisiz ve enayi, tepki verince de kaba ve küstah oluyor insan... Herkes haddini bilecek, en çok da dilini tutmayı bilecek, çünkü dil yarası çok zor kapanıyor, yarayı pansumanla değil sabırla tedavi ediyoruz. Allahtan herkese sabır diliyorum. Hırslardan ve ihtiraslardan uzak kalıp insanların çevresindekilere ve kararlarına saygı duyarak barış içinde yaşamasını umuyorum.



“Sabır acıdır, ama tatlı meyvesi vardır”.
Kataloq: wp-content -> uploads -> 2015

Yüklə 90,12 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə